15 Temmuz Darbe Girişimi ve Toplumsal Belleğin Hafıza Mekânları İletişim Kızılırmak Mahallesi Mevlana Bulv. No:144 Çukurambar Ankara/TÜRKİYE T +90 312 590 20 00 | webinfo@iletisim.gov.tr Prestij Grafik Rek. ve Mat. San. ve Tic. Ltd. Şti. T 0 212 489 40 63, İstanbul Matbaa Sertifika No: 45590 Baskı Yayıncı Sertifika No: 45482 1. Baskı, İstanbul, 2023 © 2023 CUMHURBAŞKANLIĞI İLETİŞİM BAŞKANLIĞI YAYINLARI 15 Temmuz Darbe Girişimi ve Toplumsal Belleğin Hafıza Mekânları Yazar: Rabia Zamur Tuncer ISBN: 978-625-7377-26-3 15 Temmuz Darbe Girişimi ve Toplumsal Belleğin Hafıza Mekânları 4 | 15 TEMMUZ DARBE GIRIŞIMI VE TOPLUMSAL BELLEĞIN HAFIZA MEKÂNLARI TAKDİM | 5 1 5 Temmuz 2016 gecesi devlet ve millet olarak darbe görünümlü bir işgal girişimine en güçlü şekilde mukavemet gösterdik. O gece milletimizin dik duruşu, Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tay- yip Erdoğan’ın kararlılığı ve yüreğinde vatan aşkı taşıyan Türk Silahlı Kuvvetleri ve emniyet teşkilatı mensuplarımızın cesaretiyle bu hain kalkışma 24 saatten kısa bir sürede yok edildi. Yurt dışı destekli bir terör örgütü olan FETÖ’nün ülkemizi işgal gi- rişimi, milletimizin eşi görülmemiş kahramanlık destanına dönüş- müştür. İhanet şebekesinin darbe kalkışması milletimizin feraseti ve devletine olan bağlılığıyla derdest edilmiştir. Bu paralel yapılanmaya karşı ‘o’ gece başlayan demokrasi nöbetlerinden 6 yıldır asla taviz ver- medik ve vermeyeceğiz. Milletimizin iradesinin tanklardan ve savaş uçaklarından daha güçlü olduğunu Türkiye düşmanlarına hep birlik- te gösterdik. Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı olarak 15 Temmuz Demokrasi ve Milli Birlik Günü etkinliklerini yurt içinde ve yurt dışında koordine ederek 15 Temmuz’u unutmamak/ unutturmamak için sistematik şe- kilde çalışıyoruz. Bu şanlı direnişi zihinlerde ve kalplerde diri tutmak ve eli kanlı FETÖ ile ilgili hakikatleri tüm dünyaya farklı platform- larda anlatmak en temel görevimiz. Bu çabamızın akademik ekseni çerçevesinde özgün bir doktora tezinden üretilen bu kıymetli kitap, 15 Temmuz’a yönelik bilimsel bir gayret içeriyor. Kapsamlı literatür ta- ramasında bellek, mekân ve iktidar ilişkisi gündelik yüzeysel politik T A K D İ M 6 | 15 TEMMUZ DARBE GIRIŞIMI VE TOPLUMSAL BELLEĞIN HAFIZA MEKÂNLARI tartışmalardan azade şekilde ele alınıyor. 15 Temmuz’a ilişkin hatı- raların mekânsal boyutunu ve 15 Temmuz sonrasında İstanbul’daki bazı mekânlarda yapılan isim değişikliklerinin toplumsal hafızada ne şekilde yer edindiği araştıran bu kitap, katılımcıların toplumsal ve bireysel belleğindeki hatıraları ortaya koyuyor. Siyasal saiklerden arı- narak İstanbul özelinde yapılan ampirik bir araştırmanın ürünü olan eser, kalitatif ve kantitatif analizlerle darbeye direnme ortamlarının algısal karşılığını betimliyor. 15 Temmuz’u ve hain darbe girişimini çeşitli şekillerde inceleyen bilimsel çalışmalara olan desteğimizi ar- tırarak sürdüreceğimizin de altını çizmek istiyorum. Şahsi olarak 15 Temmuz’un hatırlattığı mekân ve imge olarak darbe girişimi sırasın- da şehadete yürümek için Saraçhane’deki süs havuzunda abdest alan vatandaşımızın reaksiyonunun bireysel belleğimdeki nadide bir hatı- ra olduğunu vurgulamalıyım. Bu akademik çalışma vesileyle tekrar belirtmek isterim ki, 15 Tem- muz gazilerimize ve şehitlerimize ilelebet minnettar kalacağız, aziz şehitlerimizin ruhları şâd olsun. TÜRKIYE CUMHURIYETI CUMHURBAŞKANLIĞI İLETIŞIM BAŞKANI PROF. DR. FAHRETTİN ALTUN ÖN SÖZ | 7 T arihin akışı içinde bireylerin ya da toplumların yaşadığı olay- lar, ortaya çıkış sürecinin kendine özgü doğal zaman akışı, iliş- kileri, koşulları, aktörleri ve o sırada var olan toplumsal iklimle şekilleniyor. Her yaşanmış olan, yaşandığı sırada ortaya çıkan hâkim duygu, önem ve büyüklüğü ile tarihin içinde bir yer kaplıyor. Esasen bu yer kaplayıştan da toplumsal bellekte edindiği yer ile arşivlere gi- ren belgelerin düzeyini anlamak gerekiyor. Bu arada, yaşananların toplumsal bellekte yer alması konusunu da bir çırpıda geçmemek ge- rekiyor, zira artık daha iyi anlıyoruz ki yaşananlar o toplumun ortak belleğinde mi yoksa paylaşılan belleğinde mi yer aldı sorusunun ceva- bı, bize tarihin arşiv kayıtlarından da önemli bir miras bırakıyor: Ortak Duygu. Toplumsal olayları, yaşandığı sıradaki sıcaklığı içinde anlayıp analiz etmek çok sıklıkla doğru sonuçlar vermiyor. O sırada yapılması gere- ken en iyi şeyin olabildiğince çok detayı saptamak, yaşanan her şeyi tüm aktörleri ile birlikte kayıt altına almak, ortam ve koşulların müm- kün olduğunca tasvirini yapmak olarak görünüyor. Bu anlamda sosyal bilimcilere ve bir alt bilimsel alan olarak yeterince zenginleşip derin- leştiği için İletişim Bilimcilere çok iş düşüyor. Disiplinlerarası bir bilim dalı olarak İletişim ve onun bir alt çalışma alanı olarak Toplumsal İletişim ve Araçları kapsamında ele alınan her bir toplumsal vakanın derinlikli analizi, hem olası yanılmaların, ya- nıltıcı yönlendirmelerin ve yanlış bilginin önüne geçilmesini sağlıyor Ö N S Ö Z 8 | 15 TEMMUZ DARBE GIRIŞIMI VE TOPLUMSAL BELLEĞIN HAFIZA MEKÂNLARI hem de toplumsal olana dair her durum ve gelişmenin daha sağlıklı anlaşılmasına katkı veriyor. Bu kitap; bir Doktora Tez Çalışması kapsamında başladığı serüvenin- de, bir yanıyla toplumsal olanı daha iyi görebilmek adına, parçaları doğru kompartımanlara doğru şekilde yerleştirmeye çabalayarak kav- ramsal ve kuramsal zeminini güçlendirmeyi amaçlarken, diğer yanıy- la da saha araştırmalarından elde edilen gerçeğe dayalı veriyi büyük bir sabırla ve bir kuyumcu terazisi hassasiyetiyle işleyip ortaya koya- bilme becerisine dayanıyor. Kitap, toplumsal belleğe - ki burada okurları özellikle ortak bellek ile paylaşılan bellek üzerinde derinlikli düşünmeye davet etmekte yarar var - bu belleğin taşıyıcı payandalarından olan hafıza mekanlara ve bunları bir toplumsal olay örnekleminde ele alıp, yaşanan gerçeğin elde edilebilen görünümleri üzerinden toplumsal bellek ve mekan iliş- kisine önemli bir dokunuş yapıyor. Hatta bu anlamda geleceğin inşa- sına ilişkin önemli ip uçları veriyor. Yaşananların, henüz tüm sıcağı yaşanırken ortaya çıkan kavrulma ve savrulmaları saptamak elbette çok önemlidir ve hatta bir görevdir. An- cak yaşananların toplumsal bellekteki kapladığı yeri, inşa araçlarını ve taşıyıcı payandalarını anlayıp ortaya koymak da bir o kadar kıymet- lidir. Prof. Dr. Ali Murat Vural İstanbul Üniversitesi İletişim Fakültesi Öğretim Üyesi TEŞEKKÜR | 9 İ nsanlık tarihi boyunca, iktidar mücadelelerinin fiili olarak top- rak veya mekân hâkimiyeti üzerinden verildiği ve gücün de yine aynı şekilde mekân ya da toprak üzerinden pekiştirildiği açıktır. Bununla birlikte, mekânların ele geçirilmesine dönük iktidar mücade- lelerinin, dönemin ruhu, imkân ve kabiliyetleri oranında evrildiğini de gözardı etmemek gerekir. Ayrıca, zamanın akışı içinde, mekân temelli fiili hâkimiyet (veya işgal) yerini, mekâna ilişkin sembolik işgallere; güç ve iktidar savaşlarının daha soyut biçimde sürdürülmesi gelene- ğine bırakmıştır. Soyut işgal ve hâkimiyet mücadelelerinin başat nes- nesi ise bellektir. Yaşanan veya öğrenilen konularla bunların tarihsel bağlamını bilinçli olarak zihinde saklama yetisi olarak tanımlanan “bellek”; hatırlama ve unutma süreçlerini belirleyen ve domine eden; kat-i kabulde tereddüt yaratacak karşıtı olmadığı/üretilmediği sürece, tartışmasız eylemi ve söylemi belirleyen güçtür. Mekân ve bellek ara- sındaki ilişki ve inşa, işte bu nedenle kaçınılmazdır. Mekânların inşasından, kültürel, sosyal ve hatta siyasal anlamlar içerecek şekilde kodlanmasına ve bu kodlarla topluma sunulmasına kadar tüm aşamalarda, politik aktörlerin belirleyiciliği diğer tüm in- şacılardan çok daha güçlüdür. Politik aktörler, kalıcı iz bırakmak ve devamlılığı sağlamak adına, insanların deneyim, algı, duyum ve anı- larına, pek çok unsurla ama özellikle “Hafıza Mekânlar” ile sembolik imzalarını atmışlardır ve bu durum günüümüzde de geçerlilğini koru- maktadır. Bu nedenle, belleğin temel bileşenlerinden biri olarak hafıza mekânları, bu kitabın en önemli tartışma zeminini oluşturmaktadır. T E Ş E K K Ü R 10 | 15 TEMMUZ DARBE GIRIŞIMI VE TOPLUMSAL BELLEĞIN HAFIZA MEKÂNLARI Hafıza mekânları, ortaya çıkmalarına neden olan koşullar, zamanlar, ihtiyaçlar ya da olaylar aracılığıyla hem fiziksel hem de sembolik nes- neleri, ortak bir şeylerin varlığı üzerinde buluşturmaktadır. Ancak bu buluşturma, sadece geçmişe duyulan özlemi hafızada canlandırmak- tan ibaret değildir. Çünkü geçmişin bellek içinde saf ve yalın halde bu- lunmadığı, içinde sonsuz sayıda göstergenin “şimdi” ekseninde yeni- den inşa edildiği bir tür “temsil” olduğunu da söylemek mümkündür. Bu nedenledir ki hafıza mekânlarına ilişkin bellek, yalnızca bireye özgü olma durumunun ötesine geçerek, toplumsal olana evrilmekte ve toplumsal bellek ile iktidar ilişkisinde, iktidarın toplumsal belleğin inşa, güç ve rolünün bir tür performans göstergesine, diğer deyişle ba- şarısına dönüşmektedir. Bu nedenledir ki, her geçen gün daha fazla görünür hale gelen hafıza mekânları, üzerlerinde taşıdıkları biçimsel ve simgesel anlamlarla hatırlatma ve aynı zamanda unutma pratikle- rini etkilemekte, dolayısıyla mekânsal hafıza sisteminin oluşumuna katkı sağlamaktadır. Dolayısıyla bu kitapta, 15 Temmuz denilince akla gelen mekânlara, bu mekânlara dair farkındalığa, mekâna ilişkin isim değişikliklerinin benimsenip benimsenmediğine ve bunun ardında- ki kök neden ya da nedenlere, birleştirici ve bağlayıcı unsurlara dair somut verilere ulaşılması amaçlanmıştır. Bu amaç doğrultusunda, geçmişi yeniden hatırlatmak üzere yeniden isimlendirilen ve medya tarafından da sürekli olarak bu şekilde sunumu gerçekleşen hafıza mekânlarının, 15 Temmuz 2016 yılında gerçekleşen başarısız darbe girişimine dair hatırlama ve unutma pratiklerini şekillendirmede ne derece etkili olduğuna ilişkin bir saha araştırması gerçekleştirilmiştir. Bu açıdan çalışmanın, mekân-iktidar-medya kesişimini teorik ve pra- tik düzlemde okumaya katkı sağlaması beklenmektedir. Söz konusu katkıyı gerçekleştirme yolunda, bu çalışmanın hazırlanması sürecin- de bana destek veren, bu zorlu ama bir o kadar da keyifli süreçte birlik- te yürüdüğüm, hüznü ve mutlulukları paylaştığım insanlara teşekkür etmeyi de bir borç kabul ediyorum. Bu teşekkürlerin en büyüğünü ise tüm süreçlerde, her koşulda yanımda olan, benden ilgi ve desteğini esirgemeyen aileme ve bana değerli fikirleri ve önerileri ile katkı sağ- layan hocalarıma sunarım. Çalışma süresince Bilim İnsanını Destekle- me Projesi kapsamında sağlamış olduğu desteği nedeniyle TÜBİTAK’a da teşekkürü bir borç kabul ediyorum. Elbette, hiç vazgeçmediğim için kişisel bir takdiri de hak ettiğimi düşünüyorum. TEŞEKKÜR | 11 Son olarak söz konusu bu çalışmanın 2021 yılında İstanbul Üniversi- tesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Gazetecilik Anabilim Dalı bünyesinde tarafımdan hazırlanan ve savunulan; “Toplumsal Belleğin Taşıyıcı Pa- yandası Olarak Hafıza Mekanları: 15 Temmuz 2016 Darbe Girişiminin Direnme Ortamları” başlıklı Doktora Tezinden güncellenerek uyarlan- dığını belirtirim. RABİA ZAMUR TUNCER İstanbul, Eylül 2022 12 | 15 TEMMUZ DARBE GIRIŞIMI VE TOPLUMSAL BELLEĞIN HAFIZA MEKÂNLARI İÇİNDEKİLER | 13 Takdim......................................................................................... 8 Ön Söz........................................................................................... 7 Teşekkür...................................................................................... 9 İçindekiler. .................................................................................. 13 Tablolar Listesi. .......................................................................... 16 Kısaltmalar Listesi. .................................................................... 22 Giriş. ............................................................................................. 23 BİRİNCİ BÖLÜM Toplumsal Bellek Ve İktidar İlişkisi Bellek Kavramı, Kavramın Nitelikleri ve Tarihsel Gelişimi................................................. 35 Bireysel Bellekten Toplumsal Belleğe......................................................44 Toplumsal Bellek Kuramcıları....................................................................59 Maurice Halbwachs........................................................................................59 Jan Assmann....................................................................................................65 Pierre Nora.........................................................................................................69 Andreas Huyssen............................................................................................76 Belleğin Bileşenleri Olarak Hatırlama Ve Unutma..............................81 Dünyada ve Türkiye’de “İktidar”ın Toplumsal Bellek Tasavvuru............................................................................................91 İ Ç İ N D E K İ L E R 14 | 15 TEMMUZ DARBE GIRIŞIMI VE TOPLUMSAL BELLEĞIN HAFIZA MEKÂNLARI İKİNCİ BÖLÜM Toplumsal Hatırlama ve Toplumsal Unutma Sürecinde Mekân........................................................................................... 109 Algı, Bellek ve Mekân İlişkisi......................................................................109 Mekân Kavramı ve Siyasal Bağlamda Mekânın Kullanımı..............119 Mekân Kavramı ve Kavrama Dair Teorik Yaklaşımlar......................120 Mekân ve Bellek İlişkisi................................................................................137 Mekân ve İktidar İlişkisi...............................................................................147 Hatırlama ve Unutma Sürecindeki Değişkenleriyle Bellek ve Mekanları...........................................................................................................163 Mekânsal İmgeler ve Semboller Aracılığıyla Belleğin Mekânını ve Mekânın Belleğini Yaratmak......................................................................164 Bir Toplumsal Bellek Taşıyıcısı Olarak “İsimlendirmeler” Aracılığıyla Mekânın Politikleşmesi, Polikanın Mekânsallaşması........................177 15 Temmuz Darbe Girişimi’nin Hafıza Mekânları...............................185 15 Temmuz 2016 Darbe Girişimi................................................................190 Hafıza Mekânları Olarak 15 Temmuz Anıtları......................................196 ÜÇÜNCÜ BÖLÜM Toplumsal Belleğin Taşıyıcı Payandası Olarak Hafıza Mekânları: 15 Temmuz 2016 Darbe Girişiminin Direnme Ortamları Üzerinden Bir Araştırma......................................... 203 Problem..............................................................................................................203 Önem...................................................................................................................207 Amaç....................................................................................................................209 Sınırlılıklar........................................................................................................211 Hipotezler..........................................................................................................213 Yöntem................................................................................................................214 Araştırma Modeli............................................................................................214 İÇİNDEKİLER | 15 Evren/Örneklem..............................................................................................215 Veri Toplama Teknikleri...............................................................................218 Veri Toplama Araçları...................................................................................230 Yarı Yapılandırılmış Görüşme Formu......................................................230 Anket Formu.....................................................................................................231 Verilerin Analizi ve Kullanılan Testler....................................................233 Bulgular..............................................................................................................235 Yarı Yapılandırılmış Görüşme Bulguları.................................................236 Ana Kitle Bulguları.........................................................................................230 Demografik Özelliklere İlişkin Frekans Analizleri..............................230 Katılımcıların Siyasi Eğilimleri..................................................................238 15 Temmuz’un Hatırlatıcı İmgelerine Dair Bulgular...........................242 15 Temmuz Algısı............................................................................................242 Kişisel Önem ve Destek.................................................................................272 Hafıza Mekânlarına Karşı Tutum.............................................................284 İsim Değişikliklerine Karşı Tutum...........................................................288 Katılımcıların Medya Seçimi.......................................................................309 Bulgulara Yönelik Genel Bir Değerlendirme ve Tartışma.................311 Sonuç ve Öneriler ....................................................................... 343 Kaynakça. .................................................................................... 367 16 | 15 TEMMUZ DARBE GIRIŞIMI VE TOPLUMSAL BELLEĞIN HAFIZA MEKÂNLARI TABLOLAR LİSTESİ Tablo 3.1: Örneklem Belirme Tablosu..........................................................................................216 Tablo 3.2: Yaş Kota Dağılımı.....................................................................................................................217 Tablo 3.3: Siyasi Kota Dağılımı..............................................................................................................218 Tablo 3.4: Cinsiyete Göre Dağılımlar.............................................................................................232 Tablo 3.5: Darbe Girişimi Gecesi Sokağa Çıkan Katılımcıların Cinsiyet Değişkenine Göre Dağılımı................................................................232 Tablo 3.6: Yaşa Göre Dağılımlar...........................................................................................................233 Tablo 3.7: Darbe Girişimi Gecesi Sokağa Çıkan Katılımcıların Yaş Değişkenine Göre Dağılımı..............................................................................233 Tablo 3.8: Eğitim Durumuna Göre Dağılımlar..................................................................234 Tablo 3.9: Darbe Girişimi Gecesi Sokağa Çıkan Katılımcıların Eğitim Düzeyi Değişkenine Göre Dağılımı..............................................234 Tablo 3.10: Medeni Durumuna Göre Dağılımlar................................................................235 Tablo 3.11: Gelir Durumuna Göre Dağılımlar........................................................................235 Tablo 3.12: Darbe Girişimi Gecesi Sokağa Çıkan Katılımcıların Gelir Düzeyine Göre Dağılımı .................................................................................236 Tablo 3.13: Mesleğe Göre Dağılımlar.................................................................................................237 Tablo 3.14: Hanehalkı Reisinin Mesleğine Göre Dağılımlar...............................238 Tablo 3.15: Katılımcıların Siyasi Görüşleri................................................................................238 Tablo 3.16: Katılımcıların Siyasi Parti Üyeliği.......................................................................239 Tablo 3.17: Katılımcıların Etnik Kimliği......................................................................................239 Tablo 3.18: Katılımcıların Dini İnancı.............................................................................................239 Tablo 3.19: Katılımcıların 2018 Genel Seçimlerinde Oy Kullanma Eğilimleri.................................................................................................... 240 Tablo 3.20: Darbe Girişimi Gecesi Sokağa Çıkan Katılımcıların Siyasi EğilimDeğişkenine Göre Dağılımları .........................................241 Tablo 3.21: İstanbul’daki Köprülere İlişkin Farkındalık Düzeyi....................243 TABLOLAR LİSTESİ | 17 Tablo 3.22: İstanbul’daki Köprülerin İsimlerine İlişkin Hatırlama Düzeyi.....................................................................................................................243 Tablo 3.23: Darbe Girişimi Gecesi Sokağa Çıkma Durumuna Göre İstanbul’daki Köprülerin İsimlerine İlişkin Hatırlama Düzeyi.....................................244 Tablo 3.24: 15 Temmuz 2016 Çağrışımları..................................................................................245 Tablo 3.25: 15 Temmuz 2016 Çağrışımlarının Cinsiyet Değişkenine Göre Dağılımı..........................................................................................246 Tablo 3.26: 15 Temmuz 2016 Çağrışımlarının Sokağa Çıkma Değişkenine Göre Dağılımı..........................................................................................247 Tablo 3.27: 15 Temmuz 2016 Çağrışımlarının Siyasi Eğilim Değişkenine Göre Dağılımı..........................................................................................248 Tablo 3.28: 15 Temmuz 2016 Çağrışımlarının Eğitim Düzeyine Dağılımı..................................................................................................................249 Tablo 3.29: 15 Temmuz 2016’nın Hatırlama Figürleri..................................................250 Tablo 3.30: 15 Temmuz 2016’nın Uyandırdığı Duygular..........................................251 Tablo 3.31: 15 Temmuz 2016’nın Uyandırdığı Duyguların Sokağa Çıkma Değişkenine Göre Dağılımı..............................................252 Tablo 3.32: 15 Temmuz 2016’nın Yaş Değişkenine Göre Uyandırdığı Duygular.........................................................................................................253 Tablo 3.33: 15 Temmuz 2016’nın Siyasi Eğilim Değişkenine Göre Uyandırdığı Duygular .......................................................................................................254 Tablo 3.34: 15 Temmuz 2016’nın Eğitim Düzeyine Göre Uyandırdığı Duygular.........................................................................................................255 Tablo 3.35: 15 Temmuz 2016’nın Cinsiyet Değişkenine Göre Hatırlama Görüntüleri.......................................................................................................256 Tablo 3.36: 15 Temmuz 2016’nın Hatırlama Görüntülerinin Sokağa Çıkma Değişkenine Göre Dağılımı..............................................258 Tablo 3.37: 15 Temmuz 2016’nın Hatırlama Görüntülerinin Yaş Değişkenine Göre Dağılımı ........................................................................................259 Tablo 3.38: 15 Temmuz 2016’nın Hatırlama Görüntülerinin Siyasi Eğilim Değişkenine Göre Dağılımı....................................................................260 18 | 15 TEMMUZ DARBE GIRIŞIMI VE TOPLUMSAL BELLEĞIN HAFIZA MEKÂNLARI Tablo 3.39: 15 Temmuz 2016’nın Hatırlama Görüntülerinin Eğitim Düzeyine Göre Dağılımı.............................................................................261 Tablo 3.40: Köprü Denildiğinde Akla Gelenler.....................................................................262 Tablo 3.41: Köprü Denildiğinde Akla Gelenlerin Cinsiyet Değişkenine Göre Dağılımı..........................................................................................263 Tablo 3.42: Köprü Denildiğinde Akla Gelenlerin Sokağa Çıkma Değişkenine Göre Dağılımı..........................................................................................264 Tablo 3.43: Köprü Denildiğinde Akla Gelenlerin Yaş Değişkenine Göre Dağılımı................................................................................................................................265 Tablo 3.44: Köprü Denildiğinde Akla Gelenlerin Gelir Düzeyine Göre Dağılımı................................................................................................................................266 Tablo 3.45: Köprü Denildiğinde Akla Gelenlerin Siyasi Eğilim Değişkenine Göre Dağılımı..........................................................................................267 Tablo 3.46: Köprü Denildiğinde Akla Gelenlerin Eğitim Düzeyine Göre Dağılımı................................................................................................................................268 Tablo 3.47: Atatürk Havalimanı Denildiğinde Akla Gelenler ..........................269 Tablo 3.48: Kısıklı Milli İrade Meydanı Denildiğinde Akla Gelenler ......270 Tablo 3.49: TRT Denildiğinde Akla Gelenler..........................................................................271 Tablo 3.50: Darbe Girişimi Sırasında veya Sonrasında Sokağa Çıkma Düzeyi.........................................................................................................272 Tablo 3.51: Darbe Girişimi Sırasında veya Sonrasında Sokağa Çıkma Düzeyinin Cinsiyet Değişkenine Göre Dağılımı..........272 Tablo 3.52: Darbe Girişimi Gecesi Sokağa Çıkma Düzeyinin Siyasi Eğilim Değişenine Göre Dağılımı.....................................................273 Tablo 3.53: Darbe Girişimi Gecesi Sokağa Çıkma Düzeyinin Eğitim Durumuna Göre Dağılımı........................................................................273 Tablo 3.54: Darbe Girişimi Gecesi Sokağa Çıkma Nedenlerinin Cinsiyet Değişkenine Göre Dağılımı................................................................274 Tablo 3.55: Darbe Girişimi Gecesi Sokağa Çıkma Nedenlerinin Yaş Değişkenine Göre Dağılımı..............................................................................275 TABLOLAR LİSTESİ | 19 Tablo 3.56: Darbe Girişimi Gecesi Sokağa Çıkma Nedenlerinin Gelir Düzeyine Göre Dağılımı..................................................................................276 Tablo 3.57: Darbe Girişimi Gecesi Sokağa Çıkma Nedenlerinin Siyasi Eğilime Göre Dağılımı ....................................................................................277 Tablo 3.58: Darbe Girişimi Gecesi Sokağa Çıkma Nedenlerinin Eğitim Düzeyine Göre Dağılımı.............................................................................278 Tablo 3.59: Darbe Girişimi Sırasında Bulunulan Mekânlar ................................279 Tablo 3.60: Mekânın Uyandırdığı Duyguların Cinsiyet Değişkenine Göre Dağılımı ........................................................................................279 Tablo 3.61: Mekânın Uyandırdığı Duyguların Yaş Değişkenine Göre Dağılımı................................................................................................................................280 Tablo 3.62: Mekânın Uyandırdığı Duyguların Gelir Düzeyine Göre Dağılımı................................................................................................................................281 Tablo 3.63: Mekânın Uyandırdığı Duyguların Siyasi Eğilim Değişkenine Göre Dağılımı..........................................................................................282 Tablo 3.64: Mekânın Uyandırdığı Duyguların Eğitim Düzeyine Göre Dağılımı................................................................................................................................283 Tablo 3.65: Hafıza Mekânlarının Hatırlanma Düzeyi.................................................284 Tablo 3.66: Hafıza Mekânlarına Yönelik İfadelere Katılım Düzeyi............286 Tablo 3.67: İsim Değişikliklerinden Haberdar Olma Düzeyi ............................288 Tablo 3.68: İsim Değişikliklerinden Haberdar Olma Düzeyinin Sokağa Çıkma Değişkenine Göre Dağılımı..............................................288 Tablo 3.69: İsim Değişikliklerinden Haberdar Olma Düzeyinin Cinsiyet Değişkenine Göre Dağılımı................................................................289 Tablo 3.70: İsim Değişikliklerinden Haberdar Olma Düzeyinin Yaş Değişkenine Göre Dağılımı..............................................................................289 Tablo 3.71: İsim Değişikliklerinden Haberdar Olma Düzeyinin Gelir Durumuna Göre Dağılımı..............................................................................290 Tablo 3.72: İsim Değişikliklerinden Haberdar Olma Durumunun Eğitim Düzeyine Göre Dağılımı...................................................................290 20 | 15 TEMMUZ DARBE GIRIŞIMI VE TOPLUMSAL BELLEĞIN HAFIZA MEKÂNLARI Tablo 3.73: İsim Değişikliklerini Hatırlama Düzeyi......................................................291 Tablo 3.74: İsim Değişikliklerini Kullanma Düzeyi.......................................................291 Tablo 3.75: İsim Değişikliklerini Kullanma Düzeyinin Cinsiyet Değişkenine Göre Dağılımı..........................................................................................292 Tablo 3.76: İsim Değişikliklerini Kullanma Düzeyinin Sokağa Çıkma Durumuna Göre Dağılımı.........................................................................292 Tablo 3.77: İsim Değişikliklerini Kullanma Düzeyinin Yaş Değişkenine Göre Dağılımı..........................................................................................293 Tablo 3.78: İsim Değişikliklerini Kullanma Durumunun Gelir Düzeyi Değişkenine Göre Dağılımı...................................................294 Tablo 3.79: İsim Değişikliklerini Kullanma Düzeyinin Siyasi Eğilime Göre Dağılımı........................................................................................................295 Tablo 3.80: İsim Değişikliklerini Kullanma Düzeyinin Eğitim Durumuna Göre Dağılımı........................................................................296 Tablo 3.81: İsim Değişikliklerini Kullanma Nedenleri...............................................297 Tablo 3.82: İsim Değişikliklerini Kullanma Nedenlerinin Yaş Değişkenine Göre Dağılımı..........................................................................................298 Tablo 3.83: İsim Değişikliklerini Kullanma Nedenlerinin Gelir Düzeyine Göre Dağılımı..................................................................................299 Tablo 3.84: İsim Değişikliklerini Kullanma Nedenlerinin Siyasi Eğilime Göre Dağılımı.....................................................................................300 Tablo 3.85: İsim Değişikliklerini Kullanma Nedenlerinin Eğitim Düzeyine Göre Dağılımı ...........................................................................301 Tablo 3.86: İsim Değişikliklerini Kullanmama Nedenleri......................................302 Tablo 3.87: İsim Değişikliklerini Kullanmama Nedenlerinin Yaş Değişkenine Göre Dağılımı..........................................................................................303 Tablo 3.88: İsim Değişikliklerini Kullanmama Nedenlerinin Gelir Düzeyine Göre Dağılımı...................................................................................................304 Tablo 3.89: İsim Değişikliklerini Kullanmama Nedenlerinin Siyasi Eğilime Göre Dağılımı.....................................................................................305 TABLOLAR LİSTESİ | 21 Tablo 3.90: İsim Değişikliklerini Kullanmama Nedenlerinin Eğitim Düzeyine Göre Dağılımı.............................................................................306 Tablo 3.91: İsim Değişikliklerine Yönelik İfadelere Katılım Düzeyi ........307 Tablo 3.92: 15 Temmuz’un Hatırlatıcı Kaynakları............................................................309 Tablo 3.93: Darbe Girişiminden Haberdar Olma Düzeyi.........................................309 Tablo 3.94: Darbe Girişimine Dair Bilgi Alma Düzeyi.................................................310 Tablo 3.95: Darbe ile İlgili Haberlerin İçerik Dağılımı................................................310 22 | 15 TEMMUZ DARBE GIRIŞIMI VE TOPLUMSAL BELLEĞIN HAFIZA MEKÂNLARI KISALTMALAR LİSTESİ AK Parti : Adalet ve Kalkınma Partisi Akt. : Aktaran Bkz. : Bakınız CATI : Bilgisayar Destekli Telefon Görüşmesi CHP : Cumhuriyet Halk Partisi Çev. : Çeviren Drl. : Derleyen Ed: : Editör Eds: : Editörler HDP : Halkların Demokratik Partisi İBB : İstanbul Büyükşehir Belediyesi İYİ Parti : İYİ Parti KMO : Kaiser-Mayer-Olkin MHP : Milliyetçi Hareket Partisi N : Örneklem sayısı Örn. : Örnek S. : Sayfa Sig. : Anlamlılık SBE : Sosyal Bilimler Enstitüsü SPSS : Statistical Package for Social Sciences T.C. : Türkiye Cumhuriyeti TRT : Türkiye Radyo Televizyon Kurumu TSK : Türk Silahlı Kuvvetleri TÜBİTAK : Türkiye Bilimsel ve Teknolojik Araştırma Kurumu YSK : Yüksek Seçim Kurulu v.b. : ve benzeri v.d. : ve diğerleri Yay. Haz. : Yayına Hazırlayan GİRİŞ | 23 H atırlama ve unutma gerek kavramsal ve psikolojik gerekse tarihsel ve sosyolojik olarak, sayısız bilim insanının ilgisine mazhar olmuştur. Bu birbirine karşıt ikili kavramın haritası, birbirinden farklı yorumlarla pek çok kez çizilmiştir. Çünkü birbirine karşıt olarak tanımlanan bu iki kavramda, sürekli olarak, hafıza ve mekâna ilişkin tanımlamayı güçlendirecek ya da yönünü değiştirecek yeni inşalar mevcuttur. Dolayısıyla bu ikili kavramın, yaşayan ögeler ve bu ögeler ışığında şekillenen yeni inşalar kapsamında yeniden de- ğerlendirilmesi, her koşulda akademik alan açısından bir kazanımdır. Bu çalışmada da bu karşıtlık içeren ikili kavramın bu kez “mekân bağ- lamında” oluşturduğu zihinsel hareketliliği, diğer deyişle anlam ve iş- levselliği bu araştırmanın odak noktası olarak kabul edilmiştir. Akılda tutma ve unutma mitolojisine kafa yoran ancak geçmişi ve anı- ları salt beynin fizyolojik varlığıyla sınırlı tutan Antik Yunan filozof- larından bu yana, “bellek”, en az “akılda tutma” kadar, “unutuşu” da barındırmaktadır. Geçmiş ve bellek, salt bedenin ve beynin fizyolojik varlığına bağlı olmayıp, bireysel belleğin çok ötesinde, hatırlama ve unutma pratiklerini içeren “toplumsal bellek” ile varlığını sürdürmek- tedir. Başka bir deyişle, hatırlama bir parçası olunan toplumun maddi ve manevi tüm ilişki biçimleriyle birlikte oluşmaktadır. Bu durumda, farklı topluluklar için farklı kolektif süreçlerden söz etmek mümkün- dür. Bu farklılıklar doğal değil, kültüreldir; içinde yaşadığımız bugünü anlamlandırmanın ve tanımlamanın temel yapı taşlarıdır. G İ R İ Ş 24 | 15 TEMMUZ DARBE GIRIŞIMI VE TOPLUMSAL BELLEĞIN HAFIZA MEKÂNLARI Çünkü her toplumun bugününü belirleyen, yönlendiren ve biçimlen- diren bir geçmişi mevcuttur. Bu açıdan her birey, belirli bir coğrafya- da, belirli gruplar içinde, bu grupların bireye aktardığı kolektif kodlar, semboller, inanç sistemi, dil ve işaretler çerçevesinde ve kendisine ak- tarılan ortak bir geçmişle şekillenir. Geçmiş, onu her hatırlayışımızda, bugünün düşünce algısı içinde yeniden kurulur ve yeniden kurgulanır. Assmann, sadece anlamlı geçmişin hatırlandığını ve sadece hatırlanan geçmişin anlam kazandığını belirterek, hatırlamanın, bir göstergeleş- tirme eylemi olduğunun altını çizer. Buna göre, bellek fonksiyonunda geçmişe görsel somutluk kazandıran unsurlardan biri de mekândır. Zira topluluğun değerleri, sevinçleri, üzüntüleri ve bunlar gibi tüm or- taklıkları, ancak mekân üzerinde ve mekânla kurulan temasın etkisi altında paylaşılmaktadır. Bu nedenle de “belleğin neyi sahiplendiği, neyi kendine dert ve/veya hikâye edindiği, neyi paylaşabildiği ve/veya paylaşmaya değer gördüğü ve neyi gerçek sese dönüştürdüğü” kişisel seçim gibi görünse de topluluğun tarihsel zemini ve ortak ideallerince grubu oluşturan bireylerin sürekli yenilenen onayını ortaya koymak- tadır. Çünkü mekân toplumsal bellekte imgeleri oluşturmakta ve yara- tıldığı toplumdaki her bireyden izler taşımaktadır. Yaşanılan olayların bıraktıkları izler ve kodlar ise “şimdi” ekseninde yeniden inşa edilmektedir. Hatırlanan/hatırlatılan ve unutulan/unut- turulan olaylara ilişkin belleğin yeniden inşasında “kime/neye ait olan bellek” konusu neyin, nasıl hatırlandığı ve unutulduğu kadar, toplum- da hangi kurumların, araçların bunları desteklediği veya bastırdığı gerçeğine tekabül eden olguların da sorgulanmasını gerektirmektedir. Böyle bir sorgulama, hafıza mekânlarının nasıl algılanması gerektiği- ne dair sınırların çizilmesine de yardımcı olacaktır. İnsanların toplumsal belleğine kaydedilen tüm olaylar belirli anım- satıcılar ile hatırlanan/hatırlatılan ve unutulan/unutturulan olaylara dönüşmektedir. Bu olayların mekânlara yerleştirilmesi başka bir de- yişle anıların mekânda sabitlenmesi, geçmişin ve ortak hafızanın sim- gelendiği mekânların hem devamlılığını sağlamakta hem de hafızayı tetikleyici bir işlev görmektedir. Çünkü mekân, anıları güçlü biçimde canlandırmanın çok önemli bir aracıdır. Bu bağlamda mekân belleği tetikleyen en güçlü katalizördür. Hatır- lamak ise belleğin belli, o an uygun olan yollarını aktifleştirmektir. GİRİŞ | 25 Mekân belleğin aktifleştirilmesinde ve aktarımında en az sözler, ritü- eller, mitler, efsaneler, inanç sistemleri ve davranış örüntüleri kadar önemli ve belirleyici bir hal almıştır. Bu anlamda, mekânların söz ko- nusu toplumsal belleği simgesel olarak inşa eden, koruyan ve yeniden üreten temel unsurlardan olduğunu söylemek mümkündür. Bir mekânın anlamı ve bizatihi mekân, toplumsal aktörler ve gruplar tarafından algılandığı ve yaşandığı biçimde benimsenir ve dönüşür. Bireyin kendisini çevreleyen mekânı nasıl algıladığı aynı zamanda toplumsal olayların mekânı nasıl şekillendirdiğine de bağlıdır ve bu zincirleme bağıntının sonu gelmemektedir. Bu bağlamda, bireyler bellek mekânlarıyla karşılaştıklarında içinde bulunduğu zamana, toplumsal olaylara, hatta kişiliklerine bağlı ola- rak mekâna atfedilen bu kimliği kabullenmekte veya reddetmektedir. Mekânın kabulü ve reddi noktasında bu kimlik, mekân üzerinde so- mutlaşmakta ve görünür kılınmaktadır. Söz konusu kabullenme ya da reddetme faaliyeti de bireyin bellek üzerinden kimliğini tanımlama yolunda sergilediği tutumla ilgilidir ve bu tutumun en önemli meş- rulaştırma aracı olan mekân da aynı amaca hizmet etmek üzere inşa edilmiştir. Bu inşa bağlamında mekân, üzerinde yaşayan gruplar için ortak duy- guları uyandıran, bireylere ve gruplara hatırlama eylemini gerçekleş- tiren, sürekliliği, geçmişe şimdiden ulaşmayı ve toplumsal hafızanın devamlılığını sağlayan unsurlardan biridir. Mekân olarak seçilen yer- ler birer sembol olarak hatırlamayı kolaylaştırır. Bu nedenle bireyler kendi hatıralarına değil mekânla cisimleşen imgelere güvenmeye başlar. Mekâna tarihi bir anlam yüklenir yüklenmez, bellek doğrudan doğruya ve anında tecrübe edilenin yerine ezberlenmiş bir tahayyüle, bir hatırlama emrine dönüşür. Nora’nın ifadesiyle, özgün anı hafıza or- tamı bir hafıza mekâna dönüşür. Mekânın bireysel olduğu kadar toplumsal bellekteki yeri ve önemi mekânın ismi ve nasıl hatırlandığı ile belirlenir. Mekânların inşasın- dan, kültürel, sosyal ve hatta siyasal anlamlar içerecek şekilde kodlan- masına ve bu kodlarla topluma sunulmasına kadar tüm aşamalarda, özellikle politik aktörlerin belirleyiciliği diğer tüm inşacılardan çok daha güçlüdür. Politik aktörler, kalıcı iz ve devamlılığı sağlamak adı- na, insanların deneyim, algı, duyum ve anılarına, pek çok unsurla ama 26 | 15 TEMMUZ DARBE GIRIŞIMI VE TOPLUMSAL BELLEĞIN HAFIZA MEKÂNLARI özellikle “Hafıza Mekânları” ile sembolik imzalarını atarlar. Bu bağ- lamda hafıza mekânları, hatırlama ve unutma sürecini değiştirme ve dönüştürmede önemli bir güce sahiptir. Bu nedenle de toplumsal değişimin en açık ve erken belirtilerinin mekânın isim ve işlev değişiminde görüldüğü; yaşanan kırılma dö- nemlerinde toplumsal yapıya uyumlu olarak mekânın da dönüştüğü bir gerçektir. Bu dönüşüm sonrasında toplumun belleğinde yeniden yaşatılması ve canlı tutulması istenen anılar bazen bir anıt, bazen bir sokak ismi hafıza mekânlarını temsil etmektedir. Ancak herhangi bir geçmiş imgesinin hatırlanması/hatırlatılması kadar bir diğerinin unu- tulması ya da unutturulmasının, diğer deyişle konuya özel vurgu yap- manın ya da hiç değinmemenin de sonsuz sayıda yorumu olanaklıdır. Mekânın dışında bırakılmış, isimlendirilmemiş, dışlanmış ve gizlen- miş olan şeyler siyasi, toplumsal, ekonomik, ideolojik imalar taşıyabil- mektedir. Her tarihi kırılma dönemlerinde mekân o toplumun ortak ulusal duyarlılık, bağlılık ve inanç noktalarını yansıtan şekilde farklı formlarda ortaya çıkmakta ve gelişmektedir. Geçiş ve kırılma dönem- leri, bilhassa yoğun mekân inşa devreleridir. Çünkü mekân, sade- ce geometrik bir yayılım, fiziksel bir nesne değil, bir inşa, toplumsal olayların içinde geçtiği sosyal bir olgudur. Mekânın üzerinde ve içinde, olayların bıraktığı izler, bir iktidar ağını destekleyecek veya mevcut duruma göre yeni bir iktidar ağını oluşturacak biçimde tasarlandığı için politiktir. Mekân çalışmalarının, bu dinamiklerden yola çıkılarak değerlendi- rilmesi alanda örtük süreçlerin ve dolayısıyla da örtük yöntemlerin önemli bir rol oynadığını ortaya koymaktadır. Öne çıkan mekân se- çimlerini, toplumsal yapı ve egemen güç/iktidar ilişkilerinin bir yan- sıması olarak da okumak mümkündür. Burada dikkat çekici olan şey, iktidarın ya da grupların kendi öz çıkarları için belleği bilinçli olarak manipüle etmeleri ya da bazı unsurları unutmaları ve/veya unutmayı tercih etmeleridir. Zira toplumsal bellek ve onun taşıyıcı faktörü olan hafıza mekânları iktidar mekanizması açısından siyasal, ekonomik, kültürel ve askeri boyuttaki denge ve dengesizliklerin önemli bir par- çasıdır. Buna göre, toplumsal ve siyasal pratikleri etkileyen ve onlar- dan etkilenen bir alan olarak bellekte anılarımız siyasi ve ideolojik içerikler tarafından sınırlanmakta ve kuşatılmaktadır. GİRİŞ | 27 Bu bağlamda toplumsal belleğin ve bu belleğin en önemli unsurları arasında yer alan hafıza mekânlarının etki ve işlevselliğinin, bugün bir kez daha güncellenmesi, değişen toplumsal kültür, değerler, anlayış ve algılama biçimlerinin bu çerçeveden görülebilmesi ve hafıza mekânla- rın toplumsal bellekte kapladığı yer ve işlevselliğin ne düzeyde oldu- ğunun saptanması, toplumsal psikoloji ve siyaset bilimi açısından ol- duğu kadar iletişim bilimi açısından da özel bir önem arz etmektedir. Bu gerekçeden hareketle, bu çalışmada, Türkiye’nin yakın tarihine odaklanılmış, toplumsal bellek ve hafıza mekânın tam karşılığı olarak, 15 Temmuz 2016 gecesi yaşanan Fettullahçı Terör Örgütü (FETÖ) tara- fından yapılan darbe girişimi, incelenmeye değer örnek olay olarak ka- bul edilmiştir. Darbe girişimi toplumsal bellek için önemsenirken, bu girişimin sembol mekânlarından olan ve anılan girişimden sonra ismi değiştirilen 15 Temmuz Şehitler Köprüsü, 15 Temmuz Şehitleri Cadde- si ve Kısıklı Milli İrade Meydanı ise halkın darbeye direnişi açısından birer hafıza mekân olarak kabul edilmiştir. Medyanın servis ettiği görüntüler ve anlatımlar büyük oranda bu mekânlar üzerinden gerçekleşmiş, darbe girişiminin toplumsal belle- ğe işlenen ve bir anlamda o gece yeniden inşa edilen hafıza mekânları olarak sunulmuştur. Hafıza mekânlarının, isim değişikliklerine uğra- ması ile birlikte, toplumsal olana dair yeniden anımsama ve yeniden inşa sürecinde toplumsal hafızayı etkileyeceği ve bir hafıza kaydı oluş- turacağı düşünülmüştür. Ancak bu etki ve mekân-bellek işlevselliğin toplumsal olanda ne düzeyde karşılık bulduğunun görülmesi gerek- mektedir. Diğer deyişle, toplumsal belleğin ve hafıza mekânların bu- günün dinamiklerinde karşılığı olup olmadığı sorusu, bu çalışmanın temel çıkış noktasını ve problemini oluşturmuştur. Darbe girişimini sokakta ya da ekran başında deneyimleyen kişiler açısından toplum- sal bellek ve hafıza mekân ilişkisinin bulduğu karşılığı ve içerdiği an- lamları, değişen iletişim koşulları ve iletişim araçlarının toplumsal olana yarattığı etki düzeyinden incelemek, iletişim bilimi açısından önemli olduğu kadar, iletişimin bugünkü koşullarını görmek açısın- dan gereklidir de. İsmi değiştirilen mekânların bireysel ve toplumsal hafızada ne düzey- de karşılık bulduğunun ve buna bağlı olarak da değişen toplumsal de- ğerler, uzlaşma ve ayrışma noktalarının var olup olmadığının görülme- si, bu çalışmanın temel amacını oluşturmaktadır. Ayrıca, 15 Temmuz 28 | 15 TEMMUZ DARBE GIRIŞIMI VE TOPLUMSAL BELLEĞIN HAFIZA MEKÂNLARI gecesine ilişkin darbe girişimi ve acıların yaşandığı mekânların, ara- dan geçen 5 yıl sonra toplumsal bellek ile ne düzeyde bağ kurma imkâ- nı tanıdığını ölçmek de çalışmanın bir diğer amacını oluşturmaktadır. Yapılan isim değişikliğinin tam bir konsensus ile kabul görüp görme- diği, kabul görmemişse, bu reddin anlaşılması, sosyo-politik düzlem- de kritik bir eşiği oluşturmaktadır. Hafıza mekânları ve bu mekânlara ilişkin isim değişikliklerinin yalnızca yaşananları anlatan bir sembol abide olması boyutuyla değil, toplumsal hafıza kayıtlarında, siyasal olanla taraf ya da karşıt olma gerekçesiyle farklılaşma söz konusuysa, bunun görülebilmesi açısından da büyük önem arz etmektedir. Zira isim değişikliklerini kabul veya red de birbirinden ayrışan ve farklıla- şan hafızaların göstergesi olmaktadır. Alan yazında darbe girişiminin medyadaki yansımaları üzerine çeşitli analizlerin yapıldığı, öte yandan mekân ve iktidar ilişkisini, psikoloji, mimari veya sosyoloji kapsamında ele alan pek çok çalışmanın bu- lunduğunu ancak hafıza mekânları üzerinden mekân-iktidar-medya kesişimini ele alan bir çalışmaya rastlanmadığını da belirtmek ge- rekmektedir. Oysa 15 Temmuz 2016 darbe girişimine ilişkin hafıza mekânlarının bireysel ve toplumsal hatırlama ve unutma sürecinin yönünü değiştirecek bir rol üstlenip üstlenmediği araştırılmaya muh- taçtır. Geçmişi yeniden hatırlatmak üzere yeniden isimlendirilen ve medya tarafından da sürekli olarak bu şekilde sunulan hafıza mekân- ların, 15 Temmuz’a dair hatırlama ve unutma pratiklerini şekillendir- medeki etki düzeyinin görülmesi, bu çalışmaya özel bir önem atfet- mektedir. Geçmişi yeniden hatırlatmak üzere inşa edilen ve/veya yeniden isim- lendirilen hafıza mekânlarının, 15 Temmuz’a dair hatırlama ve unut- ma pratiklerini şekillendirmede ne derece etkili olduğu, darbe girişi- mini sokakta ya da ekran başında deneyimleyen, bir başka deyişle, “yaşayanlar” ve “izleyenler” nezdinde, “cinsiyet”, “yaş”, “gelir düzeyi”, “eğitim düzeyi” ve “siyasi eğilim” değişkenlerine göre incelenmesi, ça- lışmanın sahadan toplanacak verilerinin de odağını oluşturmuştur. Bu nedenle çalışmada ilişkisel tarama modelinden faydalanılmış, alan araştırmasında nicel ve nitel yöntemler bir arada kullanılmış, nitel araştırma yönteminin bir veri toplama tekniği olarak yarı yapılandı- rılmış görüşme, nicel araştırma yönteminin bir veri toplama tekniği olarak da anket uygulamasıyla, seçilen iki ayrı örneklem üzerinden veri elde edilmiştir. GİRİŞ | 29 Araştırma bölümleri, alan yazında hafıza mekânlarına hatırlama ve unutma süreci bağlamında atfedilen önem ve işlevselliğin özelikle 15 Temmuz Darbe Girişimi örnekleminde ne düzeyde gerçekleştiğini görebilmek, eş deyişle hafıza mekânlarıyla hatırlama ve unutma ara- sındaki ilişkiyi doğru biçimde okuyabilmeyi sağlayacak şekilde oluş- turulmaya çalışılmıştır. Toplumsal bellekteki hafıza mekânlarına ilişkin işlevselliğinin sap- tanması açısından özel bir öneme sahip olduğu düşünülen bu çalışma- nın ilk basamağını, bireysel ve toplumsal bellek pratiğinin anlaşılması oluşturmuştur. Bu bağlamda, Burke’un “artık ne anılar ne de geçmişi anlatan kayıtlar nesnel kabul ediliyor. Her ikisinde de seçimler, yo- rumlar ve çarpıtma toplumsal olarak koşullandırılmıştır” sözlerinde ifadesini bulan hatırlama ve unutma süreci, bireysel ve toplumsal bel- leğin inşa edilmesi, korunması ve yeniden üretilmesi boyutlarıyla ele alınmıştır. Assman’ın; “bir gerçeğin bir grubun belleğinde yer etmesi için gerçek belli bir kişi, yer ya da olay biçiminde yaşanması gereklidir” savı, araş- tırmada sorgulanmaya değer görülerek, belleği, sadece geçmişe duyu- lan özlem olarak nitelendirmenin mümkün olup olmadığı, geçmişin bellek içinde saf ve yalın halde bulunup bulunmadığı, içinde sonsuz sayıda göstergenin “şimdi” ekseninde yeniden inşa edildiği bir tür “temsil” olup olmadığı, test edilmeye çalışılmıştır. Örneğin tam da bu noktada, “belleğin varlığı” ve “belleğin aktarımı” arasında derin ve bü- yük bir boşluk olduğu, bu boşluğu hafıza mekânlarının doldurduğu görülmüştür çünkü yok olma tehlikesi altındaki belleğin aktarımını mümkün kılan unsuru hafıza mekânlarının oluşturduğu yönünde güçlü kanıtlar bulunmaktadır. Çalışmanın ikinci bölümünde, hatırlama ve unutma arasındaki ilişki ve bunlardan birinin seçimine dâhil belleğin manipülasyonu, belirli bir imgenin meşrulaştırılmasını sağlayan mekân algısının nasıl ya- ratıldığı ve nasıl okunması gerektiği üzerine odaklanılmıştır. Mekân olgusunun önemi, ilk olarak mekânların geçmişte yaşanan olayları hatırlamalarında ve/veya unutmalarındaki bireylere etkisi açısından; daha sonra da anılarla, deneyimlerle, algılarla, duyumlarla desteklen- miş bir mekânın bellekte ilişkilendirileceği iddiasıyla, hafıza mekân- larının inşasında ve değiştirilen isimlendirmelerle, fiziksel mekândan çok sembolik ve simgesel pratikler açısından tanımlanışı, sosyo-poli- 30 | 15 TEMMUZ DARBE GIRIŞIMI VE TOPLUMSAL BELLEĞIN HAFIZA MEKÂNLARI tik düzlemde ele alınmış, böylelikle son bölümdeki araştırma için de zemin oluşturulmuştur. Çalışmanın Üçüncü bölümünde, toplumsal belleğin taşıyıcı payan- dası olarak hafıza mekânlarının 15 Temmuz 2016’da gerçekleştirilen başarısız darbe girişimine ilişkin bireysel ve toplumsal hatırlama ve unutma sürecinin yönünü değiştirecek bir rol üstlenip üstlenmediğini saptamaya yönelik saha araştırması gerçekleştirilmiştir. Araştırma, 15 Temmuz denilince akla gelen mekânları, bu mekânlara dair farkında- lık düzeylerini, mekâna ilişkin isim değişikliklerinin benimsenip be- nimsenmediğini ve bunun ardındaki kök nedenleri ortaya koymaya çalışmıştır. Ancak hafıza mekânları ve isim deği- şiklikleri üzerine yapılan çalışmaların az ve konuya ilişkin ölçme araçları- nın geliştirilmemiş olması nedeniyle, araştırma kapsamında iki ölçme aracı geliştirilmiştir. Güvenilirlik ve geçer- lilik sınamasından da geçirilen bu öl- çekler, bundan sonra da ilgili konuda çalışma yapacak araştırmacılara yol gösterecek niteliktedir. GİRİŞ | 31 32 | 15 TEMMUZ DARBE GIRIŞIMI VE TOPLUMSAL BELLEĞIN HAFIZA MEKÂNLARI TOPLUMSAL BELLEK VE İKTİDAR İLİŞKİSİ BELLEK KAVRAMI, KAVRAMIN NİTELİKLERİ VE TARİHSEL GELİŞİMİ | 33 01 Toplumsal Bellek ve İktidar İlişkisi Bellek Kavramı, Kavramın Nitelikleri ve Tarihsel Gelişimi 34 | 15 TEMMUZ DARBE GIRIŞIMI VE TOPLUMSAL BELLEĞIN HAFIZA MEKÂNLARI TOPLUMSAL BELLEK VE İKTİDAR İLİŞKİSİ BELLEK KAVRAMI, KAVRAMIN NİTELİKLERİ VE TARİHSEL GELİŞİMİ | 35 Birinci Bölüm Toplumsal Bellek ve İktidar İlişkisi Bellek Kavramı, Kavramın Nitelikleri ve Tarihsel Gelişimi B atı düşünce tarihi boyunca bellek üzerine düşünceler çok yakın zamana kadar “bireysel” bir kavrayış olarak ele alın- mıştır. En bilinen örnekleriyle Eskiçağ’da “Platon ve Aris- toteles, Ortaçağ’da Augustinus, Roma dönemlerinde Cicero” gibi önde gelen düşünürlerin ele aldığı “bellek” kavramı “bireysel bel- lek”tir. “Daha modern dönemlerde ise Paul Connerton’un imleği gibi bellek, Bergson’la birlikte felsefi düşüncede, Freud’la birlikte psikanalitik düşüncede, Proust’la birlikte otobiyografik ede- biyatta önemli bir konu halinde gelmiştir. Bu gelişmeler belle- ği “bireysel kimlik” için önemli bir kavram haline getirirken, yirminci yüzyılın başlarında ise psikolojik bir araştırma ala- nın konusunu oluşturmuştur. Ancak yirminci yüzyılın sonra- larına doğru bellek “kültürel kimlik” anlamına gelecek olan “kültürel bellek” anlayışına doğru genişlemiştir. Artık belle- ğin “kültürel” olarak incelenmesi bir kültür endüstrisinin ko- nusu haline gelmiştir” (İlhan, 2015: 1397-1398). Neyzi’ye göre (2014: 1-3), en genel anlamıyla “bireysel ve toplumsal ha- tırlama (ve unutma) süreçlerini inceleyen” bellek çalışmaları, sosyal ve beşeri bilimlerin ağırlıklı olarak eğildiği ve gelinen noktada kendi disiplinlerarası çalışma alanını oluşturan ve bu bağlamda hem dün- 36 | 15 TEMMUZ DARBE GIRIŞIMI VE TOPLUMSAL BELLEĞIN HAFIZA MEKÂNLARI yada hem de Türkiye’de oldukça ilgi görmektedir. Neyzi, Passerini’den alıntıyla, “bellek konusunun sosyal bilimlerde yoğun olarak araştırıl- masının, sözlü tarihin gelişimiyle başladığını” belirtmektedir. Sancar’a göre (2014: 19), bellek kavramının yaşadığı yükseliş, dünya genelinde özellikle 1980’lerden itibaren birçok toplumda yaşanan kül- türe ilişkin, toplumsal ve iktisadi bir sonuçtur: “1980’lerin başından itibaren yaşanan çeşitli olaylarla birlik- te; ‘hafıza patlaması’, ‘hafızanın başkaldırısı’, ‘hafızanın inti- kamı’, ‘hafıza konjonktürü’ gibi insanların benzetmelerle ta- nımlanan bir dönem başlamıştır. Özellikle Latin Amerika’da askeri diktatörlüklerin çözülmesi, Güney Afrika’da ırkçı reji- min çökmesi, Sovyetler Birliği ve Doğu Bloku’nun dağılması, toplumların kendi geçmişleriyle ilişkilerinde bir değişim süre- cine girmelerine yol açmıştır.” Dolayısıyla bellek çalışmalarının da 1980’lerde özellikle İkinci Dün- ya Savaşı’nın bellek mirasına yönelik bir ilgiyle başlayıp, 1990’larda yükselişe geçmesi, 2000’lerde başta sosyoloji ve antropolojiden kat- kılarla disiplinlerarası bir çalışma alanı olarak belirginleşmesi ve kurumsallaşması, belleğin çoğul toplumsal çerçeveleri ile kimlik ara- sında kurulan ilişkiye çok şey borçludur (Orhon, 2015: 10-11). Çünkü Susam’a göre (2015: 101), dünya hem bir hafızasızlık tehdidi hem de bellek patlamalarının sağanağı altındadır. Yekpare, kesintisiz bir ta- rih ve uygarlık anlayışı etkisini yitirmiş, yerini kültürel kodların eşlik ettiği alt kimliklerin akışkanlığı içinde kendini duruma ve ilişkilendi- ği nesnesine ve ortamına göre tanımladığı özne algısına bırakmıştır. Neyzi (2014: 3) “Nasıl Hatırlıyoruz?” adlı kitabında bellek çalışmala- rının önem ve hız kazanmasının birçok faktöre bağlı olduğunu belirt- mektedir. Mesela Andreas Huyysen günümüzdeki zaman ve mekân birlikteliğinin bir dengeye ihtiyaç duyduğunu ve geçmişe yönelimin bundan kaynaklandığını iddia etmektedir. Mekan açısından belleğe yaklaşan Pierre Nora’ya göre “geleneksel olanın kaybına yönelik bir nostalji de belleğe yönelimin nedenlerindendir.” Bununla birlikte Jan Assmann da (2014: 17-18), 1990’ların başında ya- şanan bu “hafıza ve hatırlama furyası”na yönelik ilgiyi üç temel fak- töre bağlamaktadır. TOPLUMSAL BELLEK VE İKTİDAR İLİŞKİSİ BELLEK KAVRAMI, KAVRAMIN NİTELİKLERİ VE TARİHSEL GELİŞİMİ | 37 “Bu faktörlerden birincisi, yeni elektronik medya ile bellek dışı kaydın (dolayısıyla da yapay belleğin) mümkün olduğu bir ça- ğın içinde olmamızdır. Assmann’a göre böyle bir gelişim, mat- baanın ve ondan önce yazının keşfine eş değerde bir kültürel devrim anlamına gelmektedir. İkinci faktör, birinci gelişime bağlı olarak, bugünün kültürünü geçmişin “ardıl kültürü” olarak kavrayan, yani “devrini tamamlamış bir şey” olarak tanımlayıp geçmiş kültürü bir hatırlama ve geçmişi anlama çabasını konu eden bir tutumun yaygınlaşmasıdır. Üçüncü ve en belirgin etken ise yazılı insanlık tarihinin kaydettiği en ağır felaketlerin ve insanlık suçlarının işlendiği dönemin görgü tanıklığını yapmış bir kuşağın, artık yaşama veda edi- yor olmasıdır. Çünkü faşizmden kırk yıl sonra, yaşayan bellek yok olma tehlikesi ile karşı karşıyaysa ve kültürel hatırlama biçimleri sorun yaratmaktaysa, toplumsal bellek bir dönem değişiminin eşiğinde demektir. Assmann’a göre, tüm belirti- ler, hatırlama kavramının, kültür bilimlerinin, çeşitli kültürel olgulara ve alanlara (sanat ve edebiyat, politika ve toplum, din ve hukuk gibi) farklı bir bütünlük içinde bakmayı sağlayacak yeni paradigması olmaya aday olduğunu göstermektedir.” 19. yüzyılda olabildiğince kesif bir öncelik gören kavramın tartışıl- ma gayreti antikiteye kadar gitmektedir. İnsanın geçmişte yaşanmış olayları hatırlaması Antik Yunan filozoflarından Sokrates, Platon ve Aristoteles’e kadar uzanmaktadır. Antik Yunan’da bellek, zaten var olan bilginin ortaya çıkarılmasını sağlayan bir süreçtir. “Antik Yunan felsefesinde, “anı” kavramı iki ayrı sıfat kulla- nılarak nitelenmiştir. Mneme ve anamnesis olan bu sözcük- lerden mneme beliriveren, edilgen bir biçimde ortaya çıkan anıdır. Akla gelişinin bir duygu ya da pathos gibi olduğu dü- şünülür. Anamnesis ise genelde hatırlama, zihinde toparla- ma adı verilen bir arayışın nesnesi olarak anıdır. Basit anı bir duygulanım gibi geliverir, oysa hatırlama etkin bir arayıştır” (Ricoeur, 2012: 22-37). “Platon için insan belleği, zihnin rasyonel kısmının hakikat üstüne bi- linçli bir düşünme sürecine girmesine yarayan bir araçtır. Platon’un 38 | 15 TEMMUZ DARBE GIRIŞIMI VE TOPLUMSAL BELLEĞIN HAFIZA MEKÂNLARI anamnesis’i belleği eğitmeye dönük bir teknik değildir, bilinen şey, olgu ya da yerleri anımsamak için kullanılan bir yöntem de değildir. Daha ziyade, bir tür zihinsel ebelik olarak kabul edilebilecek, anlamlı soru- lar sorup yanıtlar bulmayı sağlayan diyalektik bir sanattır” (Çağla, 2007: 219). Bu anlayış ekseninde anımsama, bilginin yeniden bilinç düzeyine yükselmesi sürecidir (Coleman’dan akt. Çağla, 2007: 218). Bu bağlamda Platon’un anamnesis yani anımsama kuramı, önceden edinilmiş bir bilginin yeniden hatırlanmasından başka bir şey değil- dir. Zira ruh ölümsüzdür ve bilgi ruhla birlikte vardır ve hayat boyun- ca kişinin öğrenme edimi de bu var olan bilginin açığa çıkmasıyla ger- çekleşir (Barash, 2007: 14-15). “Platoncu anımsama kuramına göre duyu algısı sadece duyu- ların kısa ömürlü uydurmalarını ortaya çıkarırken, bellek ola- nı –Sokrates’in Phaidon’da öne sürdüğü gibi orijinalin kopya- ları olarak atıfta bulunduğumuz iyi, güzel vb. bütün duyu al- gısı nesnelerini- ebediyen anımsar. Sokrates anımsamanın bu ontolojik önceliği nedeniyle, öğrenmenin aslında anımsama olduğuna dair meşhur tezini öncelikle Menon1 ve Phaidon’da2 geliştirir” (Barash, 2007: 13). Sokrates bilginin bir anımsama olduğunu vurgularken, insanın ger- çekler hakkında doğuştan gelen bir bilgiye sahip olduğunu söyler. Buna göre öğrenmek aslında hatırlamaktır yani bilgi “ruhta örtük ola- rak bulunan kavram, düşünce ve ilkelerin” anımsanmasıdır. Ong’un da ifade ettiği gibi (1995: 48); “Ne anımsarsak onu biliriz.” “Aristotelesçi kuramda ise bellek sadece geçmiş duyu imgelerinin zi- hinde tutulması olarak, anımsama ise geçmiş imgelerin bilinci olarak 1 Platon’un hatırlama sorunsalını ele aldığı ünlü Menon diyaloğu, “Platon tarafından yazılmış otuza yakın diyalog arasında öne çıkan diyaloglardan biridir. Bu diyalogda Platon, Sokrates’le Menon arasında geçen karşılıklı konuşma ve tartışmada, erdemin öğretilen ve öğrenilen bir şey olduğunu ve bilginin kesinlikle ruhtan kaynaklandığını ifade etmiştir. Platon Menon’da, bilginin apriori olarak ruhta örtük olarak bulunan kavram, düşünce ve ilkelerin hatırlanmasından ibaret olduğunu ileri sürer. Bu, bilgi sorunsalı çerçevesinde dile getirilen, meşhur anımsama kuramıdır” (Parmaksız, 2019: 10). 2 Menon’dan kısa bir süre sonra yazdığı Phaidon’da Platon, genel olarak iki temel öğreti öne sürmektedir: Bunlardan biri ruhun ölümsüzlüğü diğeri idealar öğretisidir. “Diyalogun başında, Sokrates’in ölümüne tanık olmuş olan Phaidon’dan, Sokrates’in yaşamının son saatlerinde söylediklerini aktarması istenir. Bu unutulmaz günde, Sokrates’in düşünceleri anımsama temasına yönelir, çünkü öncesiz sonrasız varlığı anımsama kapasitesine sahip olan bu yeti aynı zamanda anımsayan ruhun ölümsüzlüğüne de tanıklık eder” (Barash, 2007: 4). Bkz.: Platon. Phaidon. çev. Furkan Akderin. İstanbul: Say Yayınları, 4. Basım, 2019. TOPLUMSAL BELLEK VE İKTİDAR İLİŞKİSİ BELLEK KAVRAMI, KAVRAMIN NİTELİKLERİ VE TARİHSEL GELİŞİMİ | 39 tanımlanır; anımsama yetisi, unutulmuş olan ideaları geri getirmek ve tutarlı bir biçimde birbirleriyle ilişkilendirmek amacıyla geçmiş imgeleri kullanmaya muktedirdir” (Barash, 2007: 16). Bu yaklaşım ek- seninde akıl aracılığıyla iradenin verdiği komutlarla görüntüleri akla çağırarak, onların korunmasını sağlayan bellek, geçmiş deneyimin kullanılması, geri çağırılması ya da birbiriyle ilişkilendirilmesi edimi ve sürecidir. “Aristoteles’e göre dışımızdaki dünya görüntüye dönüştürü- lebilir, görüntüler halinde algılanabilir ve anlaşılabilir. Do- layısıyla dünyayı anlamak mümkündür. Bu bütün bilme ve anlama süreçlerinin vazgeçilmez ön koşuludur. Buna karşılık Platon’un bilgi kuramı anımsama üstüne kuruludur. Platon, önceden edinilmiş bir bellek üzerinde diyalektik sorular so- rar, dışarıdan yardım görmez. Aristoteles’te ise anımsama, özerk ve bilinçli bir araştırma sürecine tekabül eder” (Çağla, 2007: 223). Aristoteles için önce görüntü olarak anımsama ki, bu algılama deni- len şeyi ifade eder; sonra fikirler bir araya gelerek anımsama ki, bu da zekânın işletilmesini gerektirir. Platon içinse öncelikli olan ideadır ve ruhta bulunan bilginin ortaya çıkması için doğru sorular sorularak, bu bilgilerin saklandıkları yerden çıkarılmasıdır. Aristoteles’in “Belle- ğin konusu geçmiştir” önermesi (Ricoeur, 2012: 26-34), “belleği sadece insanlara değil gelişmiş hayvan türlerine de atfetmiş ama anımsama yetisini sadece insanlarla sınırlandırmıştır.” Ortaçağ’a gelindiğinde bellek ve zaman üzerine düşünen en önemli isim Augustinus’tur. Augustinus’un (1996: 55) belleği zaman üzerin- den açıkladığı yaklaşımı geçmiştekilere ilişkin şimdiki zaman, şimdi- kilere ilişkin şimdiki zaman ve gelecektekilere ilişkin şimdiki zaman olmak üzere üçlü bir sacayağına sahiptir. Yani, geçmiş ve gelecek an- cak şimdiki zamanda vardır. “Gerçek şeyler anlatıldığında geçmişte olan biten şeylerin kendileri değil, bellekten çekilip çıkarılan, ama zihinde duyu- lar aracılığıyla işlenmiş olan onların imgelerinden oluşan söz- cükler. Artık var olmayan benim çocukluğum bu şekilde artık var olmayan geçmiş zaman içindedir. Oysa anımsadığım ya 40 | 15 TEMMUZ DARBE GIRIŞIMI VE TOPLUMSAL BELLEĞIN HAFIZA MEKÂNLARI da anlattığımda onun imgesini şimdiki zaman içinde görü- yorum, çünkü halen benim belleğimin içindeler” (Aristoteles, Augustinus, Heidegger, 1996: 53). Anlaşılacağı üzere; Augustinus, şimdiki zaman içinde belleğin anıyı hatırladığını belirtir ve bunun geçmiş zamanın, şimdiki zamana ta- şınması olarak ifade eder. Zira geçmiş zaman artık var olmayan bir zamandır ve gelecek zaman da şimdiki zaman içinde bir tasarımdan ibarettir. Bu noktadan hareketle, tarihçilerin, toplumsal değerler de- ğiştikçe tarihi yeniden yazma gerekliliklerinin doğduğunu belirtir. Zamanın, belleğin üzerinde hükmeden önemli bir olgu olarak karşı- mıza çıkması, üzerinden zaman geçtikçe toplumların neyi unutma- ları veya neyi hatırlamaları gerektiğine vurgu yapar ve hatırlamanın zamanla yeniden yapılandırıldığını da vurgular. “Ortaçağ’da hafıza çalışması (memoria) bilgiyi yaşatmanın önemli bir yöntemi olarak görülür. Kitaplar ezberlenerek, son- raki kuşaklara aktarılır. Dolayısıyla artık iyi bir hafıza, insan- lığın hizmetindedir. Ortaçağ sakinleri için geçmişleriyle ilişki kurmanın bir yöntemi olması yanısıra, memoria, kitapların ender olduğu bir dünyada oldukça saygıdeğer bir mental di- siplindir de. Antikler için de ortaçağ için de hafızasız bir in- san, ahlaki karakterden ve temelde insanlıktan yoksun biri olarak anlaşılmaktadır. Reformla birlikte, ortaçağ toplumu- nun sosyal olarak inşa edilmiş ahlaki prensiplerinin yerini, sivil davranış, hislerin özelleşmesi, hesapçı bir yaşam biçimi, şiddet üzerinde devlet tekeli ve bilimsel rasyonalite almıştır. Matbaanın keşfi ve yaygın kullanımı ile bilgi ve belleğin de- netimi, yazı ve yazıdan da daha güçlü matbaa ile sağlanmaya başlanmıştır” (Başaran İnce, 2010: 4). On yedinci yüzyılın başlarında Draaisma’nın (2014: 64) ifade ettiği şekliyle matbaanın icadı anıların muhafaza edildiği, hafızaya yar- dımcı bir araç olarak kabul edilen kitabı metalaştırmış, kitabın me- taforik anlamı dönüşmeye başlamıştır: “Kitaplar artık geçiciliğe gem vuran bir bellekle, kalıcılıkla ilişkilendirilmek yerine sonlu bir şeyle, dünyevi şeylerin beyhudeliğiyle, boşunalığıyla ilişkilendirilir olmuştu.” Belleğin geçmişten bugüne ele alınışını, özellikle 19. yüzyılın başla- TOPLUMSAL BELLEK VE İKTİDAR İLİŞKİSİ BELLEK KAVRAMI, KAVRAMIN NİTELİKLERİ VE TARİHSEL GELİŞİMİ | 41 rında her on-yirmi yılda bir dönüşüm geçirdiğini belirten Draaisma (2014: 101–102) bu durumu şu sözlerle açıklamaktadır: “19. yüzyılda bellek, kafa bilimcilerin kafa haritalarında bir hücre, romantik yazar- ların eserlerinde peyzaj veya labirent, bilinçdışıyla ilgili makalelerde bir maden kuyusu, şiirlerde okyanus derinlikleri, beyin anatomistleri- nin rehber kitaplarında nörolojik bir süreç, görsel bellekle ilgili teori- lerde fotoğraf levhası olarak çıkar karşımıza.” Yazının icadından fotoğraf, fonograf ve sinematografın icadına, teyp, video ve cd’den bilgisayar belleğinin gelişimine kadar her tür tekno- loji bir yandan yapay bellek tartışmalarının ortaya çıkmasına sebep olmuş, bir yandan da bellek yitimine yol açtıkları düşüncesini doğur- muşlardır. Yeni elektronik medya, bellek dışı kaydı mümkün kılmış ve sanal bellek kavramının gelişmesine sebep olmuştur (Özgül, 2013: 174). “Yirminci yüzyılın ikinci yarısındaki teknolojik gelişmeler, teknolojik olarak belleğin dışsallaştırılarak aktarılabilmesi, saklanabilmesi ve yeniden üretilebilmesi, farklı bellek ka- tegorilerine yönelik kavrayışla birlikte, belleğin maddi un- surlarına yönelik yeni sınıflandırma tarzlarının oluşmasına neden olmuştur. Belleği yeniden üreten tekniklerin kullanıl- masından başlayarak ajanda, günlük, rehber, fotoğraf, basılı medya gibi analog kültür araçlarının yaygınlaşması, belleğin metaforik dönüşüm sürecine eşlik eden gelişmelerdir” (Yelsalı Parmaksız, 2019: 12). Çünkü, toplumsal-teknolojik gelişme ve değişimlerin başlattığı dö- nüşüm belleğin metaforik dönüşüm sürecini de aydınlatmaktadır. Güncel teknolojik gelişmeler ışığında gerçekleşen dönüşümler bağ- lamında, artık hafızaya ihtiyaç duyulmayacağı korkusu, söz konusu bellek yitiminin, bireysel ve toplumsal hatırlama ve unutma sürecinin yönünü değiştirecek bir rol üstlendiği inancını ve bellek çalışmaları alanındaki son gelişmelerin bu rol çerçevesinde anlamlandırılması gerektiği şeklindeki iddiaları beraberinde getirmiştir. Zira bellek yiti- mi geleneksel ile modern olanın etkileşimindeki karmaşık tesiri gös- termesi açısından önemlidir. Çağımızın niteliksel dönüşümü dikkate alındığında, hem kendine içkin zaman ve mekân algısına sahip hem 42 | 15 TEMMUZ DARBE GIRIŞIMI VE TOPLUMSAL BELLEĞIN HAFIZA MEKÂNLARI de zaman ve mekânı kapsayan değişikliklere açık bir alan olarak bel- lek bu dönüşümün merkez noktasındadır. Douwe Draaisma’nın da (2014: 19) Antikçağ’dan günümüze bellek metaforlarının tarihini anlattığı “Bellek Metaforları Zihinle İlgili Fi- kirlerin Tarihi” adlı kitabında, “belleğin ölümlülüğünde zımnen var olan geçiciliğe karşı kendimizi yapay bellekler geliştirerek sağlama almış” olduğumuzu ve bu araçların belleğe yardımcı olmanın yanı sıra “hatırlama ve unutma konusundaki görüşlerimizi de şekillen- dirmiş” olduğunu ileri sürmektedir. Nietzsche (akt. Sönmez, 2015: 11) bunu; “hayvan yalnız ‘şimdi’yi yaşar, onun geçmişi, geleceği yoktur, o tek boyutlu bir zaman içindedir. Oysa insan bilinçli bir tarih varlığıdır, sürekli gelişen, boyuna kendini besleyerek yenileyen bir özün taşıyıcısı- dır” sözleriyle vurgular. Genel itibarıyla bellek, “İmgeleri zihne sokma becerisi eğretilemesi üzerinden ele alınır. Bu, geleneksel bulunuş metafiziğinin temelindeki geçmişin şimdi tarafından tamamıyla geri kazanılması hedefine talip olan bellektir” (Barash, 2007: 12-13). Nuri Bilgin’e göre (2013: 14) bel- lek, “geçmişi, anda hâkim olunabilir ve kavranabilir kılan bir inanç ve temsiller ağını harekete geçiren, tarihin sosyal olarak kendimize uygun bir duruma getirilmesidir.” Aynı şekilde Boyer de (2015: 5), “belleğin geçmişle ilgili bilgilerin akılda tutulmasını sağlamak ve geçmiş olayla- rı saklamamıza yardımcı olmak gibi çok önemli işlevlere sahip olduğu- nu” savunur. Augustinus’tan aktaran Draaisma (2014: 52-74) hatıra- ların “tarifi imkânsız birtakım yollarla onları bölmelerinde saklayan büyük hafıza ambarlarında” saklandığını dile getirirken, ambar me- taforu hafıza sistemlerinin anıları muhafaza etme biçimine karşılık gelmektedir. Bu açıdan her hafıza sistemi, belleğin iç mekânını gerçek bir yer olarak tasvir etme çabasını daha ileri boyutlara götürmekte ve belleği bir hafıza deposuna, hafıza ambarına dönüştürmektedir. Bu bağlamda belleği, bilgi ve deneyimlerin akılda tutulduğu ve istenil- diği zaman geri çağrılabildiği bir yapı olarak nitelemek mümkündür. Burada bellek ve hatıradan kastedilen bir şeylerin saklanıp, daha son- ra hiçbir değişiklik olmadan sabit bilgi ve resmin ortaya çıkarılması ve gösterilmesi değildir. Hendrich’e göre (2014: 96), belleği tartışırken belleğin yapılanması, yapılanmanın mekanizma ve süreçleri ve ha- TOPLUMSAL BELLEK VE İKTİDAR İLİŞKİSİ BELLEK KAVRAMI, KAVRAMIN NİTELİKLERİ VE TARİHSEL GELİŞİMİ | 43 tıraların daima şimdiki zamanda, hatta geleceği kurgulayarak oluşa geldiği unutulmamalıdır. Bu kabul bağlamında hatırlama, şimdiki anın gereklerine bir anlam verme çabasıdır. Yani bu çok değişkenli bellek mantığı bireylerin sürekli zamana, mekâna ve çevresel koşulla- ra göre yeni bir geçmiş yaratma eğiliminden kaynaklanmaktadır. “Bellek denince insanın aklına genellikle bir iç olgu gelmektedir. Yani belleğin beyin fizyolojisiyle, nöroloji ve psikolojiyle ilgili olduğu düşü- nülmesine rağmen bu belleğin neleri içerdiğini, bu içeriklerin organize edilişini ve ne kadar süre ile muhafaza edileceğini, bireyin kapasitesi ve yöneliminden çok, dış koşullar, yani toplumsal ve kültürel çerçeve- nin koşulları belirlemektedir” (Assmann, 2001: 26-27). Bu kabul bağ- lamında, her birey politiktir, çünkü her birey içinde doğup büyüdüğü ve var olduğu toplumun karakteristik olarak ön gördüğü kişi olarak hayatına devam eder. Böylece, kendi yarattığı anlamların öznesi ol- maya veya bu anlamların toplumsal karşılığını dönüştürmeye başlar. Berger ise “belleğin, bir tür kurtarılma edimini akla getirdiği”ni belir- tir. Ona göre, “anımsanan şey hiçlikten kurtarılmış” demektir. Unutu- lan şeyse terkedilmiştir. Bunu “Tüm olaylar, doğaüstü bir göz tara- fından anında, zamanın dışından görülürse, anımsamayla unutma arasındaki ayrım, bir yargı edinimine, adaletin yerine getirilmesine dönüştürülmüş olur; böylelikle tanınma, anımsanmaya, suçlama da unutulmaya benzer bir şey olur” şeklinde ifade eder (Berger, 1988: 79- 80). Bellek kavramını sosyolojik olarak sorgulayan Jedlowski (2001: 30) daha ziyade, farklı fonksiyonların birbiriyle ilişkiler çoğulluğu olarak betimler belleği. Geçmiş tek ve aynı kalmaz, şimdinin sorduğu soru- larla sürekli seçilir, güncellenir, filtrelenir; unutma ve hatırlamalarla “inşa edilir.” Dolayısıyla, kaçınılmaz olarak içinde bulunulan ‘şim- di’nin, hem geçmişin yeniden değerlendirilmesi üzerinde, hem de ge- lecek projeksiyonlarının kurgulanışında etkisi vardır. Benzer şekilde Blatz ve Ross da (2015: 285-286), belleğin zihinsel bir yolculuk olduğunu savunmaktadır: “Bu metafora göre, insanlar geçmiş yıllara gidip başlarından geçen olayları yeniden hatırlayabilmektedir. Bu hatırlama ola- 44 | 15 TEMMUZ DARBE GIRIŞIMI VE TOPLUMSAL BELLEĞIN HAFIZA MEKÂNLARI yı çok cazip olsa da aslında yanıltıcıdır. Çünkü insanlar geç- mişte yaşadıkları olayların ayrıntıları akıllarında kalmadı- ğından bu olayları genellikle ilk yaşadıkları şekliyle hatırlaya- mazlar. İnsanlar bu yüzden çoğunlukla yaşadıkları olayların yalnızca bazı yönlerini hatırlarlar ve olaya ilişkin boşlukları doldurmak ve anılarındaki tutarsızlıkları çözümlemek için şimdiki bilgilerinden ve tercihlerinden faydalanırlar.” Belleğin zihinsel yolcuğunu anlatırken, “belleğin seçiciliği”ne bak- makta yarar vardır. “Örneğin, insanlar ülkelerinin tarihini hatırlar- ken öğrendikleri bütün bilgileri bir araya getirmeye çalışmazlar. Sıra- dan insanlar da aynı politikacılar ve dini liderler gibi geçmiş olayları genellikle bugünkü bilgilerini, tercihlerini ve isteklerini destekleyecek bir biçimde hatırlama eğilimindedirler.” Zira Boym’un da belirttiği gibi (2009: 87), “…geçmiş bir süre değil, kusursuz bir enstantanedir. Dahası geçmişin herhangi bir dağılma belirtisi göstermeyeceği varsa- yılır; ‘özgün haline’ uygun olarak yeniden boyanması ve sonsuza dek genç kalması gerekir.” Tüm canlılar biyolojik ve sosyal anlamda belleğe sahiptir. Elbette, bu sahipliğin, belleğin insani gücüne yönelik katkısı ile insanın bu kat- kının bilincinde olma ve kullanma becerisi olağanüstü boyutlardadır. Bunun en önemli göstergesi ise insan belleğinin diğer canlılarınkin- den farklı olarak yaratması; “deneyimleri kaydetmesi, bilinçli çağrı- şımlar kurması, dil oluşturması ve bu dili kullanması, geçmişi bilmesi, saklaması, anlatması ve yazmasıdır” (Blight, 2015: 301). “Ancak bel- lek yalnız olduğu gibi saklayan, depolayan bir merci olmadığına, tam aksine bağlamların koşullandırdığı bir merci olduğuna göre, yaşam öyküsü de değişen alımlama koşulları doğrultusunda farklı bir metne dönüşebilir” (Sayın, 2006: 40). Bu bağlamda bireysel hatırlama eyle- minin izini toplumsalda aramak gerektiği fikri, insan doğasına ya- bancı değildir, aksine onun ayrılmaz bir parçasıdır. Bireysel Bellekten Toplumsal Belleğe “Toplumlar nasıl anımsar? Neyi unutur? Anılar nasıl yapılandırılır”; “Bu yapılandırmanın yanında duran, bellek kavrayışımızın, siyasi sınırları nasıldır?” soruları, bellek alanında yoğunlaşmış akademik metinlerin temel konusu olmuştur. “Kuşkusuz, herkes özel mizacına TOPLUMSAL BELLEK VE İKTİDAR İLİŞKİSİ BELLEK KAVRAMI, KAVRAMIN NİTELİKLERİ VE TARİHSEL GELİŞİMİ | 45 ve yaşam koşullarına göre başka hiç kimsede olmayan bir belleğe sa- hiptir” (Halbwachs, 2016, s.187), ancak bellek çalışmalarının temelini, belleğin toplumdan bağımsız olarak mı şekillendiği, yoksa bireyin içinde bulunduğu grup belleğinin bir parçası olarak mı şekillendiği sorusu oluşturmaktadır. Bu sorudan hareketle, bu çalışmada belleği, bireysel, toplumsal ve siyasal boyutlarıyla değerlendiren yaklaşımla- ra kısaca değinilecek ve toplumsal belleğin farklı tanımları üzerinde durulacaktır. Nietzsche’ye göre “belleğin, sinirlerle, beyinle hiçbir ilişkisi yoktur. Bel- lek orijinal bir özelliktir. Çünkü insan bütün geçmiş nesillerin belleği- ni yanında taşır” (akt. Barash, 2007: 20). Bireyin gönüllü ve gönülsüz hatırlamaları kolektif hatıralarla iç içe geçer (Boym, 2009: 90). Yani belleğin özünde, bağlı olduğumuz topluluğun düşünceleri yatar. Bu nedenle, bellek her ne kadar bireysel bir olgu olarak gözükse de tama- mıyla toplumsaldır; çünkü kurallar, kayıtlar halinde kurumlarda ken- dine yer edinmiştir. Bu açıdan her birey, belirli bir coğrafyada, belirli gruplar içinde, bu grupların bireye aktardığı kolektif kodlar, sembol- ler, inanç sistemi, dil ve işaretler çerçevesinde ve kendisine aktarılan ortak bir geçmişle şekillenir. Bu ortak geçmiş üzerinden de bir kültürel bellek oluşmakta ve bu bel- lek bireylerin dışında toplumsal olarak da varlığını sürdürmektedir. Bu saptamadan hareketle Neyzi’nin aktardığı gibi (2014: 2) “Bellek ça- lışmaları özellikle bireysel olanla toplumsal olanın kesişme noktasına eğilir. Çünkü bellek üzerinde düşünmenin temel amacı, onun insan et- kinliğini ve varoluşunu biçimlendirmedeki işlevi ve bu etkinliğin insan doğasını şekillendirmedeki açık etkilerini ortaya koymaktır.” Bu etki gücünün kabulü, bellek çalışmalarının öneminin ve kapsamının da toplumsal yapıda devam eden grup ilişkileri göz önünde bulunduru- larak incelenmesi zorunluluğunu beraberinde getirmektedir. Bu bağ- lamda yadsınamayacak tek şey, geçmiş, şimdi ve gelecek arasındaki değişken yapılı bütünsel kavrayış ekseninde toplumsal ve siyasal ger- çekliklerin özgül yeniden inşası yoluyla kurulan belleğin, insan varo- luşu açısından kurucu bir nitelik taşıdığıdır. Belleğin söz konusu kurucu yönü, “geçmişe bakışın, hep bugün bağla- mında olabileceğini düşündürse de bu sadece şimdi ile bağlantılı bir 46 | 15 TEMMUZ DARBE GIRIŞIMI VE TOPLUMSAL BELLEĞIN HAFIZA MEKÂNLARI geçmiş anlayışı anlamına gelmemelidir.” Geçmiş, süreklilik ve deği- şimden oluşan bir karışımdır (Türker, 2015: 287). Söz konusu karışım bellekteki verinin, hatırlanan anının özellikleriyle yeniden oluşturul- masıdır. Bu oluşum, Neyzi’ye göre (2014: 1), belleğin işleyişinin araş- tırılmasında, geçmişin yanı sıra güncel bağlamın ve ikisi arasındaki ilişkinin önemini vurgular. “Artık var olmayan bir şeyin imgesinin akılda kalışı olarak geçmiş, akıldaki varlıkla gerçekteki yokluk, yani zamanı dolan arasındaki ilişkidir” (Ricoeur’dan akt. Blain, 2007: 144). Zira Halbwachs’a göre, bellek bireyin sosyalizasyon sürecinde oluşur ve her zaman bir bireye aittir; ancak bu bellek toplumsal olarak belir- lenir. En kişisel anılar bile, bu sosyal gruplarla iletişim ve etkileşim üzerinden oluşmakta, onların anlattıklarını, anlamlı diye vurgula- dıklarını ve yansıttıklarını da hatırlamakta ve her şeyden önce baş- kaları tarafından sosyal açıdan belirlenmiş anlamları bağlamında algılanmaktadır (Assmann, 2015: 44). Bu açıdan bakıldığında bireyi şekillendiren toplumlar, bir kolektivi- tenin üretmiş olduğu değer, tutum, inanç ve davranış örüntüsüdür. Kolektiviteyi bir arada tutan ve siyasal kültürü oluşturan unsur ise toplumun ortak olarak üretmiş olduğu sembollerdir. Diğer bir ifadeyle bireysel tutum, değer, inanç ve davranış kalıpları ile toplumun ortak olarak üretmiş olduğu semboller arasında karşılıklı sıkı bir ilişki var- dır (Hekimoğlu Örs, 2016: 30). Bu ilişkileri ve işleyişi ortaya koyan bir araç olarak sembollerle nasıl bir bağlanma, nasıl bir aidiyet ve nasıl bir biz algısının oluşacağı da bugünden yarına ortak bir dünya ve top- lum algısı için önemlidir (Susam, 2015: 115). Bellek kavramının kendisi, önkoşul olarak geçmişi en geniş anlamıyla temsil etmeyi gerektirir ve genellikle bu temsilin doğru olma iddiasın- da olduğu varsayılır. Bir bellek performansının değerlendirmesinde “doğruluğun” ne derece ölçüt olarak kullanılabileceği pek çok araştır- mayla belleğin doğru olmayabileceği yönü ortaya koymaktadır. Geç- miş olayların doğru temsilini karşılaştırma noktası olarak almadan, anıların “çarpıtılması” (Roediger ve McDermott, 1995), “sahte” anı (Schacter, 1996) veya diğer birçok konu üzerinde yorumda bulunmak mümkün değildir. Alexander’da benzer şekilde “olaylar bir şey, bu olayların temsilleri ise bambaşka bir şeydir” (akt. Sönmez, 2015: 114) TOPLUMSAL BELLEK VE İKTİDAR İLİŞKİSİ BELLEK KAVRAMI, KAVRAMIN NİTELİKLERİ VE TARİHSEL GELİŞİMİ | 47 demektedir. Zira olayların temsil ediliş biçimi bir inşa sürecini gerek- tirmektedir. O halde toplumsal bellek inşası özünde, bir grubun belirli sembolik pratikler ve unsurlarla özel bir ilişki kurma ve sürdürme eğilimiyken, grubun dışında tanımlananları ve onların değerlerini göz ardı eden dışlayıcı bir süreçtir. Bunun yanında grup üyeleri tarafından benzer şekilde anlatılan ortak anıların ve kolektif geçmişin yaratılmasında ve uzun süre korunmasında sosyal grupların ritüelleri bu söylemin dı- şında kalan bir anlayışıyla üretilen değerleri görmezden gelmeye ve/ veya dışlamaya hizmet eder. Bu kolektif bellek yaratma süreci, bütün toplumlarda her gün devam eder (Blight, 2015: 303). Bilgin’e göre (2013: 15) kolektif bellek iki türlü- dür. Birincisi bir toplulukta hâkim grupların ürettiği “hatırlanmasını istedikleri tarzda hatırlanmasını amaçlayan” yazılan tarihi ifade eden “resmi tarih” ya da “resmi bellek”tir. “Bu bellek topluluğun kolektif kimliğinin inşasına hizmet ederek bu inşanın gereklerine tabidir. Kolektif belleğin diğer biçimi ise “canlı bellek”tir. Bu canlı bellek olayları yaşayanla- rın oluşturduğu mağduriyet içeren, olaylara maruz kalmışlı- ğın belleğidir. Bu bellek, zaman içinde sürekli evrilmesi, deği- şim ve dönüşümler geçirmesi nedeniyle canlıdır. Kolektif bel- leğin bu iki türünden birinde geçmişin seçilmesi, ikincisinde ise geçmişe maruz kalınması söz konusudur.” Bu, toplumların veya diğer insan gruplarının bireyler gibi bir bellek- lerinin olduğu, başka bir deyişle, olayları belirli biçimlerde kodladık- ları ve bunları belirli hedeflere hizmet edecek şekilde düzenledikleri anlamına gelmektedir (Boyer, 2015: 17). O nedenle neyin hatırlandığı dönem ruhunu kavramak için tek başına önem taşımaz, hatırlananla- rın nasıl hatırlandığı da önem taşır (Susam, 2015: 101). Bu noktada, Sancar’ın (2014: 39), “Toplumların hafızası var mıdır, varsa bu hafıza nasıl işler? Toplumlar neden ve nasıl hatırlar, neden ve nasıl unuturlar? Hatırlamanın ve unutmanın sonuçları nelerdir?” sorusunun yanıtı toplumun maddi ve manevi tüm değerlerinde aran- malıdır. “Ne kadar kişisel olursa olsun, her hatırlama, başka birçok 48 | 15 TEMMUZ DARBE GIRIŞIMI VE TOPLUMSAL BELLEĞIN HAFIZA MEKÂNLARI kimsenin de sahip olduğu düşünceler kümesiyle ilişki içinde olur; ki- şiler, yerler, tarihler, sözcükler, dil biçimleri gibi düşünceler kümesiyle ilişki içinde gerçekleşir” (Connerton, 2014: 60). Yani hatırlama bir par- çası olunan toplumun maddi ve manevi tüm ilişki biçimleriyle ortak bir zeminde oluşmaktadır. “Kuşkusuz toplumlara ait bir bellek yoktur, ama toplumlar üyeleri- nin belleğini belirler” (Assmann, 2014: 44). Dolayısıyla, yukarıda an- latılmaya çalışıldığı gibi elbette her toplumun bugününü belirleyen, yönlendiren ve biçimlendiren bir geçmişi mevcuttur. Ancak belleğin yeniden kurgulanmasında “kime/neye ait olan bellek” konusu neyin, nasıl hatırlandığı ve unutulduğu kadar, toplumda hangi kurumların, araçların bunları desteklediği veya bastırdığı gerçeğine tekabül eden olguların, sorgulanması kabulünü de beraberinde getirmektedir. Bu noktada konuyu biraz daha ayrıntılandırmak için sözü edilen top- lumsal bellek kavramını açımlamak zaruridir. Toplumsal bellek üzerine yazılmış kaynaklardan, onun koşullarına ve etkin teorisyenlerine ait bir tablo çıkarmak mümkün olsa da yapılma- sı gereken “Toplumsal Bellek nedir?” sorusuyla yola çıkıp bu çalışma açısından da uygun olan bir yanıt bulmak ve bu yanıta bir kullanım alanı yaratabilmektir. Toplumsal bellekle ilgili tartışmaların sürdüğü kavramsal düzlem, herkesçe kabul edilen bir toplumsal bellek tanımı olmadığına, bu konuyu tartışan tarafların sayısı kadar tanımdan söz etmenin mümkün olduğuna işaret eder. Zira kolektif bilginin şekil- lendirilmesi temelde içinde bulunulan toplumsal yapıdan nasıl etki- lenildiğiyle ilişkili bir süreçtir. Söz konusu süreç, geçmiş-şimdi-gele- cek arasında kurulan ilişkileri her toplumun yaşadığı olaylara bağlı olarak kabul edilen ortak çerçeveye göre gözden geçirme ve yeniden değerlendirme olanağı sunmaktadır. “Ortak toplumsal hafıza çerçeveleri, diğer insanlarla ve kültü- rel söylemlerle diyalog içinde olan bir insan bilinci anlayışına dayanmaktadır. İşte bu düşünce uğrağı, kültürel göstergele- ri ön planda tutan ve Freud’un tekbenci insan ruhu görüşü- nü eleştiren Lev Vigotski ve Mihail Bahtin’in çıkış noktasını oluşturmaktadır. Yani, Vigotski, bizi insan yapan şeyin algıya yakın “doğal hafıza” değil, anlamın dış uyaran olmadan oluş- TOPLUMSAL BELLEK VE İKTİDAR İLİŞKİSİ BELLEK KAVRAMI, KAVRAMIN NİTELİKLERİ VE TARİHSEL GELİŞİMİ | 49 masını sağlayan kültürel göstergeler hafızası olduğu sonucu- na varmıştır. Ona göre, “Hatırlamanın düşünmeden koparıl- ması şart değildir. Hatırlıyorum öyleyse varım ya da hatırladı- ğımı düşünüyorum, öyleyse düşünüyorum” (Boym, 2009: 92) şeklindedir.” Dolayısıyla kolektif bir anının doğruluğu hakkında ister uzlaşma ister görüş ayrılığı olsun, gerçeğin nesnel olarak belirlenmesi ya imkânsız ya da çok zordur. Ayrıca, bir uzlaşma olsa bile, olayların üzerinde uzla- şılmış olan versiyonu zaman içinde değişebilir (Roediger III, Zaromb, Butler, 2015: 207). Belleğin gerçekliği ve güvenilirliği güncelliğini sı- namak veya ispatlamak mümkün değildir. Çünkü geçmiş tekinsizdir, dolayısıyla hiçbir düşünce sistemi ya da bilim dalı insan belleğinin eksiksiz bir resmini veremez. Bellek yorumları, Carlo Ginzburg’un deyişiyle, “yeniden inşaya dönük bir bilim” olabilir. Bu yeniden inşada Halbwachs’a (2016) göre “aile, din, ekonomik gruplar gibi toplumsal çerçeveler”; Connerton’a (2014) göre” anma, tören ve bedensel pratiklerin içine gizlenmiş toplumsal alışkanlık belleği” belirleyicidir. Bu nedenle, bellek her ne kadar bi- reysel bir olgu olarak gözükse de tamamıyla toplumsaldır; çünkü ku- rallar, kayıtlar halinde kurumlarda kendine yer edinmiştir. Bu açıdan her birey, belirli bir coğrafyada, belirli gruplar içinde, bu grupların bi- reye aktardığı kolektif kodlar, semboller, inanç sistemi, dil ve işaretler çerçevesinde ve kendisine aktarılan ortak bir geçmişle şekillenir. Bu yüzden “bireyin hatırladıkları ve unuttukları, toplumsal bağlam içinde anlaşılabilir, bu bağlam içinde bir anlam kazanır” (Çağla, 2007: 217). Bu anlam, bireyin toplumsallaşma süreci boyunca edindiği bilgi ve deneyimlerin ürünüdür. Bu deneyimler ışığında, özgün tarihsel bağlamı güncel anlamlar üret- mek amacıyla tahrif eden anmalar yoluyla ulusal mitler kurulmakta ve sürdürülmektedir (Yelsalı Parmaksız, 2012: 286). Bu bağlamda geç- mişte yaşanmış bir olayın anma törenlerinin gelenekselleşmesi o top- lumun kültürel hafızasının göstergesidir ve bu birinci aşamada sözlü aktarımla belleklerde kaydedilir. İkinci aşamada ise iletişim araçları- nın gelişmesi ve yaygınlaşmasıyla geçmiş, yazılı, işitsel ve görsel me- tinlerle yeniden inşa edilir ve bu da dolaylı bir anlatım niteliğindedir (Doyuran, 2018: 53). 50 | 15 TEMMUZ DARBE GIRIŞIMI VE TOPLUMSAL BELLEĞIN HAFIZA MEKÂNLARI Bu dolaylı anlatımda bütün yaşadıklarımız, duyumsadıklarımız, yani yaşamın kendisi zamanın ağırlığı altında yeniden yaşanmakta, yeniden yazılmaktadır. Iowona Irwin-Zarecka’nın belirttiği gibi (akt. Schudson, 2007: 183), her iki açıdan da araya giren zaman hatırlayışı yeniden biçimlendirmekte, bireysel faaliyetlerin hatırlanışından ge- nel ve kültürel bir ardalanın hatırlanışına dönüştürmektedir. Bu dö- nüşüm Schudson’a (2007: 180) göre, “bireysel belleklerde kendine has bir biçimde yer etse bile toplumsal ve kültürel niteliklerini yitirmez”: “Çünkü anılar, (a) işlevlerini dilin bireyler ötesi kültürel inşası aracılığıyla yerine getirirler; (b) genellikle toplumsal uyarım- lar, tekrarlar ya da toplumsal simgelere cevap olarak işin içine girerler; dolayısıyla, anımsama eylemi etkileşimlidir; kültü- rel sinyaller ve toplumsal sinyallerle yönlendirilir, toplumsal amaçlar için kullanılır ve hatta kooperatif faaliyetler aracılı- ğıyla ortaya konulur ve (c) toplumsal olarak biçimlendirilmiş anımsama kalıpları bulunur.” Bu bağlamda toplumsal olarak kurulan belleğimizin işlevi, yaşamın kendisinden anlamlı ve genel bilgiyi bugün erişilen tarihsel nokta- nın konumu ve özel koşullarınca şekillendirmesidir. Yani, “gerçekte yaşanan geçmiş bir deneyim ise sonuçta ortaya çıkan anı olarak ha- tırlanan başka ve yeni bir deneyimdir. Bu deneyimlerden oluşan top- lumsal belleğin hayâlinin anılarda, kişisel şahitliklerde, sözlü tarihte, gelenekte, mitte, üslupta, dilde, sanatta, popüler kültürde ve insan eliyle inşa edilmiş dünyada konumlandığını söylemek mümkündür” (Olick, 2014: 181). Bu çerçevede paylaşılan geçmiş duygusu, bireysel deneyim alanının ötesine uzanır. Bireyler deneyimlemedikleri, dene- yimlemeleri mümkün olmayan ancak kendilerine aktarılan, anlatılan ya da aktüel temsilinin bir parçası oldukları olaylar karşısında pay- laşılan bir duygudaşlık durumunun tarafı olurlar (Yelsalı Parmaksız, 2012: 285-286). Bu duygudaşlık anlayışının kökeninde, bir bakıma hatırlama ve unutma arasındaki ilişki bulunmaktadır. Bilindiği gibi bellek, “hatırlama” ile “unutma” arasındaki ilişki üzerine kuruludur. “Hatırlama” ve “unutma” arasında derin ve büyük bir boşluk vardır ve bu boşluğu bugün erişilen toplumsal çerçevelerin konumu ve özel koşulları doldurmaktadır. Çünkü bireyleri bir arada tutarak bireyin var oluşunu mümkün kılan şey, bu çerçevelerdir. Dolayısıyla, kendisi TOPLUMSAL BELLEK VE İKTİDAR İLİŞKİSİ BELLEK KAVRAMI, KAVRAMIN NİTELİKLERİ VE TARİHSEL GELİŞİMİ | 51 için olan kültürel kodlar ve toplumsal çerçeveler bağlamında, bilgi ve deneyimlerin aktarımı aracılığıyla inşa edilen belleğin hatırladıkları ve unuttukları da toplumsal yaşam açısından son derece önemlidir. Sarlo da (2012: 34), benzer görüşlerini şöyle dile getirmiştir: “Özne deneyimlere sahip olmakla kalmıyor, bu deneyimleri başkalarına ile- tebiliyor, anlamını inşa ediyor ve böylece özne olarak kendini doğru- luyor. Bellek ve bellek anlatıları yabancılaşmaya, şeyleşmeye karşı bir sağaltma olarak görülüyor.” Bu kabule dayanarak, belleğin bugünkü ihtiyaç ve arzuların merceğiyle geçmişe bakılan ve öznel seçimlerle anlatıya dönüşen bir “kurgu” olduğunu düşünen Göle’ye göre (2007: 28), belleğin mutlak güvenilirliğinde diretmek imkânsızdır. Çünkü tarihçiler, sosyologlar, antropologlar, psikologlar tarafından birbirinden farklı tanımı sunulan toplumsal belleğin bütün tanımla- malarının ortak özelliği, bu terimin belleğin bireyleri aşan ve grupça paylaşılan bir bellek formu olmasıdır (Roediger III, Zaromb, Butler, 2015: 176). Toplumsal bellek, birçok birleşeni bulunan “topluma dair politik, sosyal, ekonomik meselelerle bağlantılı, gündelik hayatla, sa- nat pratikleriyle etkileşim içinde birçok alt başlığı olan bir kavram ol- duğu için” çok geniş bir kapsama sahiptir (Sönmez, 2015: 14). Dolayısıyla, toplumsal bellek için tamamlanmış bir süreçten ziyade halen devam eden sosyo-ekonomik, siyasal ve kültürel bir dönüşüm- den söz etmek mümkündür. The Etnics of Memory kitabında belleğin çeşitli biçimlerini inceleyen Avishai Margalit toplumsal bellek kavra- mını tanımlarken toplumsal hatırlamanın ne biçimde gerçekleştiğini, hatırlama sırasında kişilerarası iletişimin nasıl bir etkisi olduğunu ör- neklerle açıklayarak, paylaşılan bellek ve ortak bellek ayırımı yapar: “Ortak bellek birleştirici bir kavramdır. Tek başlarına tecrübe ettikleri belli bir olayı hatırlayan tüm insanların belleklerini birleştirir. Eğer belli bir toplumda bunu hatırlayanların ora- nı belirgin olarak yüksekse o zaman bu olayın anısını ortak bellek olarak adlandırabiliriz. Diğer yandan paylaşılan bellek, bireysel belleklerin basit bir birleşmesi değildir. Bu iletişimi gerektirir. Paylaşılan bellek, olayı hatırlayanların farklı pers- pektiflerini kaynaştırır ve bütünleştirir. Örneğin bir meydan- da yaşanmış bir olayla ilgili anılarında, orada bulunan kişi- 52 | 15 TEMMUZ DARBE GIRIŞIMI VE TOPLUMSAL BELLEĞIN HAFIZA MEKÂNLARI lerin her biri olayın yalnızca bir parçasını kendi özgün bakış açısından tecrübe eder. O sırada orada olmayanlar bu olayla o esnada orada bulunan kişilerin deneyimleri ile onların bu tec- rübeyi tanımlama ve aktarma kanalları aracılığıyla bağlantı kurarlar.” Sönmez’e göre (2015: 21), Margalit’in yaptığı ayrım toplumsal bellek, belleğin çarpıtılması, bellek ve iletişim ilişkisi açısından önemli bir noktadır. Ayrıca birçok yazarın da belirttiği gibi belleğin durağan olmadığını, paylaşım yoluyla yeniden üretildiğini ve değişime açık olduğunu destekler niteliktedir. Kişilerin ya da grupların yaşanmış olayları kendi açılarından görme ve belleğe aktarma işlemi, toplumsal bellekte var olan anıların nesnellikten çok öznelliğe yakın olduğunu ve bu nedenle de değişken olabileceğini hatırlatmaktadır. Çünkü top- lumsal bellek, insanların yaşamında uzun dönemde önemli değişim- leri temsil eden biçimlendirilmiş ve muhafaza edilen olayları kapsa- maktadır. Aynı zamanda Schudson’a göre (2007: 179), bireysel ve toplumsal bel- leği incelemek son derece tartışmalı ve sorunlu bir yapı arz etmekte- dir. Sözü edilen incelemelerde, “sorunlu olan nedir?” diye sorulması muhtemeldir. Sorunlu olan şey bireysel ve kolektif belleği belirli bir ölçüte göre yargılamanın mümkünsüzlüğüdür: “Bireysel belleği belirli bir ölçüte göre yargılamak zorsa, kolek- tif bellek söz konusu olduğunda durum daha da karmaşıklaşır çünkü kolektif bellekte, geçmişteki bir olay ya da anımsanan bir deneyim bütün katılımcılar için gerçekten de farklı bir olay ya da deneyim anlamına gelir. Dahası, bir yaşam öyküsü ya da yaşam süresinin bireysel bellek için en uygun ‘doğal’ çerçeve olduğunu fazla sorgulamadan kabul edebiliriz, oysa kültürel yapıntılar için elimizde böyle bir çerçeve yoktur.” Çünkü algılar vücudumuzla sıkı ilişki içindedir, anılar ise içine gir- diğimiz çeşitli grupların düşüncesinden kaynaklanırlar (Assmann, 2015: 46). İnce (2010: 11), “birden çok insanın birbiriyle deneyimledi- ği herhangi bir olayın belleklerinde bıraktığı farklı izleri, kolektif bir hafızanın göstergesi” olarak sunmuştur. İnce’ye göre aynı olayı dene- yimleyen iki kişi, olayı farklı açılarıyla anımsayabilir ve bu kişilerde TOPLUMSAL BELLEK VE İKTİDAR İLİŞKİSİ BELLEK KAVRAMI, KAVRAMIN NİTELİKLERİ VE TARİHSEL GELİŞİMİ | 53 anımsanan olayın tekliğine rağmen kolektif bellek farklı şekilde olu- şabilir. “Japonya’ya atılan atom bombası hakkında Japon halkındaki kolektif bellek ile Amerikan halkındaki kolektif bellek farklı olabilir. Aynı toplum içerisindeki farklı gruplar arasında da aynı olaya farklı bakış açıları olabildiği gibi bir grubun belleğinde saklanan bir olay bir başka grup için unutulması gereken bir olaya dönüşebilir” (Doyuran, 2018: 43). Çünkü net olarak, toplum farklı bireylerden oluşmaktadır ve geçmişin farkındalığı ve taşıdığı anlam yükünün önemi her birey için değişmektedir. Söz konusu önemin farkındalığı, toplum içinde yaşanan olaylara bu olaylar her ne kadar aynı olsa da bireylerin o ola- ya yüklediği anlamın farklı olduğunu ifade etmektedir. Bir şehrin yer- lisi olmak, o şehirde yaşanmışlıklara sahip olmak, bir geçmişe sahip olmak, belleğin en önemli bileşenleri arasındaysa, o şehre ilişkin bir hatırası, bir aidiyeti olmayan, yalnızca pragmatik bir yarar için o şe- hirde olanların şehre ilişkin bir bellek oluşturmaya çalışması arasın- da çok fark vardır. Ancak toplumsal belleği grupların salt deneyim yoluyla aktardığı bel- lekten ayıran, en temel özellik toplumsal belleğin, toplumun geçmişle olan ilişkisini yalnızca kurmayıp aynı zamanda biçimlendirmesidir. Diğer bir deyişle, tarihteki olgular çoğulluğu karşısında bireylere nele- rin hatırlanmaya değer olup nelerin unutulmaya terk edilmesi gerek- tiğinin telkin edilmesi, yeni bir yargılama isteğinde bulunmayanlar için “toplumsal bellek” tarafından çoktan verilmiş bir yargıdır. Böy- lece tarih “[…] ‘şimdi’den koparılmış basit bir müze tarihi olarak değil, ortak uyumun sağlanması amacıyla kullanılacak bir kaynak’a, bellek ise bu kaynağı kullanabilmeyi sağlayan “[…] söylemin kesişme noktası- na dönüşür (Dosse’dan akt. Tunçel, 2017: 22). Yani, tarihin aksine bellek, canlıdır, dinamiktir, değişkendir ve yüzü şimdiye ve geleceğe dönüktür. Anımsama ve unutma diyalektiği ve sürekli bir yer değiştirme hali içinde, uzun unutuş ve ani dirilmeleri olan bir organizma gibidir (Susam, 2015: 73). Beatriz Sarlo (2012: 9), geçmişin her zaman tartışmalı olduğunu, geçmişe gönderme yapma yetkisinin tarih ile bellek arasında paylaşılamayacağını öne sürmek- tedir. “Bellek kültürü ve özneye dönüş” üzerine bir tartışma yarattığı eserinde tarihin anılara her zaman güvenmediğini, belleğin ise “ha- tırlama haklarını (yaşam, adalet, öznellik hakları) merkeze almayan 54 | 15 TEMMUZ DARBE GIRIŞIMI VE TOPLUMSAL BELLEĞIN HAFIZA MEKÂNLARI bir yeniden inşa sürecinden kuşku duyduğunu” belirtmektedir. Bu kuşkuyu bireylerin kendilerinin deneyimlemedikleri ancak kül- türel varlıklardan öğrendikleri geçmiş olaylar olarak da tanımlamak mümkündür. Bu noktada toplumsal bellek, kolektif kimliklerin üre- tilmesi, yeniden yapılandırılması, meşrulaştırılmasındaki rolü iti- baryla ortak geçmiş bilgisine vurgu yapar. Bu bağlamda “uzam içinde topluluklar biri ve öteki olarak karşı karşıya gelirler. Olay da uzam içinde gerçekleşir ve topluluklardan biri ve öteki bu olayı alımlar. Ama önemli olan, olayı yorumlama biçimleridir, ona verdikleri an- lamdır. Farklı toplulukların aynı olaya aynı anlamı vermeleri için iki bilincin önceden iç içe geçmiş olması gerekir. Oysa hipotez bunların birbirinden ayrı topluluklar olduklarını öngörmektedir” (Halbwachs, 2007: 62). Zaten, toplumsal bellek tezinin itici gücü, “biz” ve “öteki” ilişkisidir. Özellikle 21. yüzyılın koşullarında “biz”- “öteki” vurgusu bizi, hatırlama ve unutmanın kimin lehine, neleri gizlemek için kul- lanılabileceği noktasına götürmektedir. Toplumsal bellek anlayışının da temelini oluşturan “biz” kavramı, toplumsal çerçeveleri referans noktası kabul ederek; düşünsel, tarihsel, kültürel tüm açılımlarda, bu noktadan hareket etmektedir. Öyle ki, yaygın olarak kullanılan kültü- rel kodlar bile hep bir taraf lehine öncelik yanılsaması sağlayarak, bu referans noktasının izlerini taşımaktadır. Schudson (2007: 180), bu izlerin kimi zaman kurumlarda bulunduğu- nu ve kurallar, kanunlar, standartlaştırılmış usuller ve kayıtlar halin- de ortaya çıktığını ifade eder. Bu kültürel uygulamalar serisi, insan- ların, onlar aracılığıyla geçmişe karşı bir borcu ya da manevi devam- lılığı dışarı vurdukları kültürel kurumları ya da pratikleri kapsarlar. Bu kültürel pratikler, belirli bilgileri, bireylerin “ezberlediklerinin” farkında bile olmadan faydalandıkları bilgileri belleklerinde tutması- na ihtiyaç olmadan saklarlar ve iletirler. Yadin Dudai (2002: 51) A’dan Z’ye Bellek isimli kitabında toplumsal belleğe 3 temel özellik atfeder: Bir bilgi tabanı, bir nitelik ve bir süreç. Dudai’nin (2002) ilk özelik olarak belirlediği bilgi tabanından başla- yarak açıklayacak olursak, bilgi tabanı, bir toplumun veya kültürün (örn. Avrupa kültürü), alt gruplara ayrılabilen (İtalyanlar, Floransalı- lar, 60 yaş üzerindeki Floransalı kadınlar) ortak bilgi dağarcığını tem- TOPLUMSAL BELLEK VE İKTİDAR İLİŞKİSİ BELLEK KAVRAMI, KAVRAMIN NİTELİKLERİ VE TARİHSEL GELİŞİMİ | 55 sil eder. Grubun büyüklüğü ne olursa olsun, grubun her bir üyesi, bu grubun diğer üyeleriyle pek çok ortak anıya sahip olacaktır. Burada önemli olan nokta, kolektif belleğin her bireyde var olmasıdır; yani, grubun bütün üyeleri, bellekleri sorgulandığında hemen hemen aynı bilgileri vereceklerdir. Toplumsal belleğin ikinci karakteristiği ise onun niteliğidir. Yani grubun kendine özgü geçmiş imgesidir. Bir sü- reç olarak toplumsal bellek, birey ve grup arasındaki anlayışın sürekli evrimleşmesidir. Yani bireyler grubun toplumsal belleğini grupla ilgi- li süregiden bilgileri filtreleyerek, saklayarak, etkileyip değiştirebilir; grup da bireyin “grubun ve grubun geçmişinin bir üyesi olma anlayı- şını” değiştirebilir. Bu süreç içerisinde bilgi, küçük grup etkileşimleri aracılığıyla çevre- den alınır, belleğe kodlanır ve aktif aracılar ve geçmişi hatırlamayı mümkün kılan ve bu hatırlamayı yönlendiren takvimler, yazılı ka- yıtlar, hikâyeler, anma törenleri gibi kültürel araçlar aracılığıyla daha önceden var olan bilgi ile bağlantı kurularak saklanır. Geçmişin top- lumun belleğinde yeniden yaşatılması ve canlı tutulması amacıyla kullanılan bu aracıları, Nora’nın deyişiyle “hafıza mekânı” olarak de- ğerlendirmek mümkündür. Bu mekânları kimlik oluşturma üzerinde- ki etkisi bağlamında da değerlendirmek, kaynağını içinde bulunduğu toplumdan alan belleğin, farklı kimliklere geçerli konum kazandıran ve kimlik tanımlarına yön veren bir ilke olarak da okunabilmesini sağlamaktadır. Hall’a göre (akt. Huyssen, 1999: 11), kimlikler; “geçmişin anlatıları tarafından konumlandırıldığımız ve kendimizi içinde konumlandır- dığımız değişik tarzlara verdiğimiz adlar olarak tanımlanmaktadır.” Çünkü bireysel kimlik ile zihnin geçmişe bakışı arasında önemli bir bağ vardır. Assmann (2015: 140), kimliğin kişisel ve ortak boyutu ara- sında kimliğe içkin olan ikilikler ve o ikilikler üzerine inşa edilen ya- pıyı şöyle açıklamaktadır: “1. Ben dışardan içeriye doğru oluşur. Her bireyde, ait olduğu gruptaki etkileşim ve iletişime katılımı ve grubun kendisini algılayışını benimsediği oranda ortaya çıkar. Yani grubun biz-kimliği, bireyin ben-kimliğinden önce gelir ya da: kimlik sosyal veya “sosyo-genetik” bir olgudur. 2. Ortak kimlik ya da 56 | 15 TEMMUZ DARBE GIRIŞIMI VE TOPLUMSAL BELLEĞIN HAFIZA MEKÂNLARI biz kimliği, bu “biz”i kuran ve taşıyan bireylerin dışında yok- tur. Sadece bireysel bilgi ve bilincin ürünüdür.” Bu noktada bilinmesi gereken şey, tercih edilen kavram ne olursa ol- sun, kimliğin kutuplaştırıcı doğasının, toplumsal belleğin oluşumu- nu derinleştiren bir zemin sunduğudur. Çünkü bellek, kimlik tanım- larından bağımsız bir süreç değil, kimlik tanımı, anlamı ve önemine uyumlu bir süreçtir. Aynı zamanda kimliklerinin oluşum sürecinde bilinçli olarak dışlanan, kenara itilen şeylerin, toplumsal bellek anla- yışının dayandığı en önemli yapılardan biri olarak doğru okunması toplumsal belleğe içkin bir tarafın lehine tek yönlü ve tek biçimli akı- şın yönünü değiştirmesine ilişkin farkındalığın da bir ifadesidir. Bu farkındalığa ilişkin olarak, Michael Schudson’a göre (2007: 197), belleğin önemini dört açıdan değerlendirmek doğru olacaktır. Bun- lardan biri, belleğin toplumsallığıdır. Ona göre insanlar, kolektif, ale- nen, etkileşimli olarak hatırlar. İkincisi bir şeyi hatırlamak için bir başka şeyi unutmak gerektiği iddiası çerçevesinde belleğin seçiciliği- dir. Üçüncü olarak, bu seçim aşamasını etkileyen, kasti ve bilinçsiz pek çok sürecin varlığıdır. Dördüncü yaklaşım ise kolektif belleğin, en azından liberal çoğulcu toplumlarda daima tartışmaya açık olması- dır. Dolayısıyla belleğin önemi hem birey ve kimliğin tanımlayıcısı hem de grup kimliğimiz ve diğerleriyle olan ilişkilerimiz bağlamında farklı koşullara bağlı olarak artmaktadır. Özetle belleğimiz, sosyal, kültürel, coğrafi ve politik bir bağlam içinde üretimseldir. Toplumsal belleğin nasıl “üretildiği”, bu üretimin gerçekliği ne dere- ce yansıttığı ya da seçtiği soruları bizi belleğin toplumsal boyutları- na götürürken, bu argüman bizi, aynı zamanda şu önemli açıklama ve kabule götürmektedir: “Kişisel bellek için unutmak çoğu zaman bir sağlık problemiyken, toplumsal hafıza için unutma çoğu zaman üre- tilen bir stratejidir” (Deniz, 2014: 17). Zira Nora’nın da belirttiği gibi (2006: 10), “bellek içerikten çok bir çerçevedir; her zaman elde bulunan bir koz, bir stratejiler bütünü, varlığından çok kullanılma biçimiyle de- ğer taşıyan bir olgudur.” Nuri Bilgin’in “Kolektif bellek, kimlik inşasında belirleyici olduğu ka- dar kimlik tarafından da belirlenendir” formülasyonu belleğin nasıl inşa edildiğine dair sınırların çizilmesine de yardımcı olacaktır. Ko- TOPLUMSAL BELLEK VE İKTİDAR İLİŞKİSİ BELLEK KAVRAMI, KAVRAMIN NİTELİKLERİ VE TARİHSEL GELİŞİMİ | 57 lektif kimlik inşasının temelini oluşturan ortak geçmiş algısı, başka bir deyişle ortak bellek, belirli kültürel objeler, mekânlar ya da gele- neklerde somutlaşır (Aykan, 2012: 311). Çünkü bireyin davranışının, içinde yaşadığı topluluktan bağımsız olarak hiçbir anlamı yoktur. Örneğin, “12 Eylül”, Türkiye Cumhuriyeti tarihinin belirli bir dönemi- ni, o dönemde yaşanan siyasal, toplumsal, kültürel bazı olayları ve bu dönemin çeşitli sonuçlarını ifade etmektedir. Bu sav, elbette bu sem- bolden haberdar olan kişiler için anlamlıdır (Hekimoğlu Örs, 2016: 30-31). Bu yüzden de Halbwachs (akt. Assmann, 2015: 52) için “tarih, bellek değildir, çünkü evrensel bir bellek yoktur, sadece ortak ve gruba özgü, yani ‘somut kimlikli’ bellek vardır.” Benzer şekilde, David Middleton v.d. (1990) hatırlamanın genellikle sosyal farklılıklar ve kimlik ile ilgi- li söylemsel tartışmalar bağlamında ortaya çıktığını öne sürmüşlerdir (akt. Wertsch, 2015: 157). İnce (2010: 11-12), “kolektif belleğin grubun or- tak deneyimini ve alanını anlattığı için kolektivite içerdiğinin ve toplu- luğun geçmişe dair ortak bir imaj paylaşmasını sağladığının üzerinde durmaktadır.” Bu yolla da geçmişin “birlikte yaşamayı değil, birlikte hatırlamayı” gerektirdiğini saptamaktadır. Zira toplumsal belleğin iş- levi toplumun kimliğinin kurulması ve sürdürülebilmesi için geçmiş- te olanları hatırla(t)maktır (Tunçel, 2017: 22). Tüm bunlar bağlamında toplumsal bellek olgusunun önemini iki açı- dan değerlendirmek doğru olacaktır. Bunlardan ilki, “toplumsal bir çerçeve içinde yer alan bireysel belleklerin bir potada toplanması”nı sağlaması açısından önemi, ikincisi ise “kendine özgü toplumsal bir olgu”yu ifade etmesi açısından önemidir (Olick, 2014: 175). Çünkü yu- karıda işaret edilen tüm bağlamların, bireysel belleğin tüm çevresel faktörlerden bağımsız olarak ele alınamayacağına gönderme yaptığı açıktır. Çünkü toplumsal bellek doğası gereği, olaylarla ilgili anılarımızı gün- cellemek için diğerlerinin verdikleri bilgilere bel bağlamaya program- lı toplumsal bir yapıya işaret eder. Bir grubun üyelerinin yaşadıkları dönemde tanık olmadıkları olaylara ait verilen bilginin niteliğine göre hatırladıklarımızı arttırabileceği gibi hatırladıklarımıza yanlışlar da ekleyebilmektedir (Roediger III, Zaromb, Butler, 2015: 179). Zira anı- 58 | 15 TEMMUZ DARBE GIRIŞIMI VE TOPLUMSAL BELLEĞIN HAFIZA MEKÂNLARI ları tekrar tekrar bellekten geri getirme ve gruptan geribildirim alma sürecinde, grup tarafından olayın en önemli yönleri seçilir ve kolektif belleğin içinde eritilir (2015: 204). Bütünün her bir parçası bireylerin yaşamları doğrultusunda yeniden şekillenir ve sonraki kuşakların anlatımlarında yer almak üzere bel- leklerin bir parçası haline gelir (Komsuoğlu ve Örs, 2014: 224-225). Bu bağlamda, topluluğun tarihsel zemini ve ortak ideallerince grubu oluşturan bireylerin sürekli yenilenen onayından yola çıkılarak, bel- leğin “neyi sahiplendiği, neyi kendine dert ve hikâye edindiği, neyi paylaşabildiği ve/veya paylaşmaya değer gördüğü ve neyi gerçek sese dönüştürdüğü” kişisel seçim gibi görünse de ortak bir temsil biçimi içinde birleştikleri sonucunu ortaya koymaktadır. Bu bağlamda, bellek alanındaki yaklaşımların büyük bölümünün temel kabulü, bireysel ve toplumsal bellek arasında, bir tarafın ege- menliğine dayanan bir ilişki olduğu ve bu ilişkinin sözlü kaynaklar, medya ürünleri ya da farklı dolayımsal etkinlikler aracılığıyla eko- nomik, kültürel, siyasal tüm alanlara nüfuz ettiği şeklindedir. Bu gö- rüşleri toplumsal bellek açısından açımlarken önemli olan nokta top- lumsal bellekte hatırlanan/hatırlatılan ya da unutulan/unutturulan şeyin gerçekliğini kültürel, sosyal ve siyasal mücadelenin bir parçası olarak da konumlanabilecek formda olmasından ötürü belli oranda çarpıtma dinamikleri içermesidir. Bu formülasyon insanların kolektif geçmişlerinin süreçte ne denli merkezi olduğunu göstermesi açısın- dan önemlidir. Çünkü anılar hatırlanırken kişisel bakış açısı değiş- tirilmekte ve başkaları tarafından yeniden kurulan hatıralara dâhil olunmaktadır. Bir anlamda bu kurgulamada, toplumsal bellek kurgulayan, bellek ise kurgulanandır. Toplumsal belleğin, toplumsal konum, mevki, statü, otorite, bilgi, uzmanlık ya da başat bir grubun üyesi olmak gibi ta- mamen maksatlı ve düşünsel temelli olduğunu ifade ettikten sonra, söz konusu temelin inşasında etkili düşünürleri ve görüşlerinin kay- nağını aktarmak yerinde olacaktır. Söz konusu aktarım, “toplumsal alışkanlık belleği”, “bellek mekânları”, ve “kültürel bellek” kavramları üzerinden, belleğin inşacı yapısıyla, hatırlama ve unutma süreci bağ- lamında geçmişin şimdi içine nasıl nüfuz ettiğini ortaya koymak için TOPLUMSAL BELLEK VE İKTİDAR İLİŞKİSİ BELLEK KAVRAMI, KAVRAMIN NİTELİKLERİ VE TARİHSEL GELİŞİMİ | 59 yapılacaktır. Toplumsal Bellek Kuramcıları Toplumsal belleği anlamaya ve gerek kavramsal gerekse işlevsel dü- zeyde ele almaya yönelik ilgili alan yazında pek çok farklı yaklaşımın olduğu görülmektedir. Bireysel belleğin toplumsal rolü ve işlevleri- ne dönük olarak, örneğin Maurica Halbwachs, Jan Assmann, Pierre Nora ve Andreas Huyssen, yaptıkları derinlikli analizler ve doğrudan kavramın kendisini bir sorunsal olarak ele alma çalışmalarıyla, alan yazında kayda değer düzeyde öne çıkmaktadır. Toplumsal bellek, bu çalışmanın da üstünde yükseldiği temel sacayaklarından birini oluşturmaktadır ve bu anlamda anılan kuramcıların konuya ilişkin yaklaşımlarını anlamak, çalışmanın kuramsal dayanağını da ortaya koyacaktır. Maurice Halbwachs Birey ölçeğindeki bellek kavrayışından toplumsal ölçekte bellek kav- rayışına geçişte en önemli katkı, Fransız sosyolog ve felsefeci Mau- rice Halbwachs tarafından yapılmıştır. Kolektif belleğin ilk modern kuramcısı olarak anılan Halbwachs, belleğin toplumsal rolüne odak- lanmıştır. Bu rolün temelinde, belleğin içsel bir dinamikten dışsal dinamiği olan sürecine dikkat çekilerek, bellek olgusunun toplumsal yapıya eklemlendiği sürece bireysel olmaktan çıktığı ve bireyin dav- ranışlarını her zaman içinde bulunduğu toplumla paylaşım ve etkile- şim içinde gerçekleştirdiği düşüncesi yatmaktadır. Halbwachs toplumsal bellek kavramını, 1925 yılında yayımlanan Ha- fızanın Toplumsal Çerçeveleri eserinde ilk defa ortaya koymuş ve ölü- münden sonra 1950 yılında yayımlanan Kolektif Hafıza adlı eserinde de geliştirmiştir. Belleği sosyal bir olgu olarak tanımlayan çalışmala- rın temelini atan Halbwachs belleğin sadece depolama merkezi olma- dığına, toplumsal belleğin inşası ve yeniden inşa sürecindeki toplum- sal çerçevelerin düşünsel önemi ve temellerine vurgu yapmaktadır. Zira bu vurgu, Halbwachs’ın “ne kadar toplum varsa o kadar kolektif bellek vardır” ilkesinin anlaşılmasında kilit öneme sahiptir. Halbwachs (2017: 46) belleği ikiye ayırarak; hatıraları, kişiliği ve özel hayatı içeren belleği bireysel (otobiyografik) bellek, kişisel olmayan 60 | 15 TEMMUZ DARBE GIRIŞIMI VE TOPLUMSAL BELLEĞIN HAFIZA MEKÂNLARI hatıraların, grubu ilgilendirdiği ölçüde hatırlanmasını ve sürdürül- mesini mümkün kılan belleği toplumsal (tarihsel) bellek olarak ta- nımlar. Bu bağlamda, Halbwachs’ın temel kabulü, bireysel ve toplum- sal bellek arasında, bir tarafın egemenliğine dayanan bir ilişki oldu- ğu ve bu ilişkinin “hatıraları onaylamak, onları belirlemek ve hatta boşluklarının bazılarını doldurmak için bireysel belleğe nüfuz ettiği şeklindedir. Öte yandan, zaman zaman bazı bireysel hatıralar kolektif belleğe nüfuz etse de artık kişisel bilinç olmayan toplumsal çerçeve içe- risine yerleştiğinde şekil değiştirirler.” Bu anlayış ve kabul bağlamında, bellek bağlı olduğu sosyal koşullar gereği her zaman kolektiftir. Çünkü Assmann’ın (2014: 44) da ifade ettiği gibi “Sadece başkalarından öğrendiklerimizi hatırlamayız, aynı zamanda onların anlattıklarını, anlamlı diye vurguladıklarını ve yan- sıttıklarını da hatırlarız. Her şeyden önce başkaları tarafından sosyal açıdan belirlenmiş anlamları bağlamında algılarız. Çünkü ‘farkında- lık olmadan hatırlamak mümkün değildir.’” Halbwachs (2017: 10-13), buna örnek olarak, bir şehrin bir ressam ile geziliyorsa parkların genel rengine, sarayların ve kiliselerin hatları- na, duvarlardaki ışık ve gölge oyunlarına dikkat çekilmesi, tarihçiyle gezilirken kentin tarihine odaklanılmasını verir. Halbwachs, kişilerin fiziksel olarak ortamda bulunmasına da gerek olmadığını belirtir. Çünkü zihinde bu anılar gezilen kişiyle birlikte hatırlanır. Yani, Hal- bwachs’a göre bir hatırayı hatırlamak için tanıklara başvurulabilir. Bir başka deyişle, bir tohumun filizlenebilmesi için nasıl ki uygun or- tamın sağlanması gerekiyorsa, bireylerin dışında kalan anıların ha- tırlanabilmesi için de tanıklıklar gibi anımsatıcı unsurların varlığına ihtiyaç duyulmaktadır. Çünkü net olarak, anılarımızı nasıl hatırladığımız, bireyin yakın çev- resinin ya da başka insanların bu anılara dair hatırlattıklarına bağ- lıdır. Zira genellikle birey, kendi “anılarına toplum içerisinde ulaşır, onları toplum içerisinde hatırlar ve onları toplum içerisinde tanıyıp konumlandırmaktadır.” Böylece anılar hatırlanırken kişisel bakış açı- sı değiştirilmekte ve içinde doğulan ya da yaşanılan topluluk tarafın- dan yeniden kurulan hatıralara dâhil olunmaktadır. Çünkü bir ülkede siyasal, toplumsal ve kültürel yaşam arasındaki et- TOPLUMSAL BELLEK VE İKTİDAR İLİŞKİSİ BELLEK KAVRAMI, KAVRAMIN NİTELİKLERİ VE TARİHSEL GELİŞİMİ | 61 kileşim ülkede yaşayan insanların toplumsal belleğine işlenmektedir. Herhangi bir toplumsal grubun belleğinde yer eden olaylara çoğun- lukla grupların üyeleri bizzat tanık olmamıştır. Olayların zihinlerde yeniden canlandırılmasında başka bir deyişle bireysel belleğin güç- lendirilmesinde tekrar edilmek istenilenlerin kaynağı olarak diğerle- rinin belleğine yerleşilmesi gerekir. Yıllar önce meydana gelmiş eski olaylarla ilgili “yanımızda, konuşarak ya da okuyarak büyütebileceği- miz, tarihsel hatıralardan oluşan bir bagaj taşıdığımızı” belirten Hal- bwachs, buradakinin, ödünç alınmış ve bize ait olmayan bir bellek olduğunu söylemektedir. Halbwachs (2016: 349) bu noktada, nesneler ve olayların zihnimizde iki biçimde sıralandığını söyler: “Kronolojik olarak ortaya çıkış sıra- larına göre ve grubumuzun içinde onlara verdiğimiz isimlere veya at- fettiğimiz anlamlara göre. Yani her biri, hem bir idea hem de bir imge olan bir nosyona karşılık gelir.” Bu bağlamda Halbwachs, belleği biyo- lojik açıdan yani psikoloji ve nörolojinin tanımlarına dayanan fizyo- lojik bir eylem olarak açıklamaz. Ona göre bireysel belleğin oluşması ve korunması için “toplumsal çerçeve” gereklidir. “Kuşkusuz, herkes özel mizacına ve yaşam koşullarına göre başka hiç kimsede olmayan bir hafızaya sahiptir” (Halbwachs, 2016: 187). Ancak Halbwachs (2016: 191), konumumuzun, kişisel duygularımızla değil bize bağlı olmayan ve bizden önce var olan kurallar ve adetlerle be- lirlendiği bir gruba bağlı olduğunu belirtmektedir. Nitekim geçmişten gelen belirli kurallar ve gelenekler çerçevesinde bireyin yaşamında işaret noktası görevi görmüş figür ve olaylar diğer yandan ortak ya- şanmış geçmişin anılarının oluşturduğu bağlayıcı yapıya işaret eder. Assmann (2014: 23), bu bağlayıcılığı şöyle açıklamaktadır: “Kültürün iki yönü, yani kuralcı ve anlatısal, yönlendirici ve nak- ledici yönü bireylere “biz” deme imkânı veren kimlik ve aidiyet temellerini yaratır. Tek tek bireyleri böyle bir “biz” de birleştiren, bir yandan ortak kurallar ve değerlere bağlılık, öte yandan ortak yaşanmış geçmişin anılarına dayanan, ortak bilgi ve kendini al- gılayış biçiminin oluşturduğu bağlayıcı yapıdır.” Dolayısıyla, kendisine içkin olan kültürel kodlar bağlamında, kulla- nılan bağlayıcı yapı, son derece önemlidir. Çünkü yukarıda ifade et- 62 | 15 TEMMUZ DARBE GIRIŞIMI VE TOPLUMSAL BELLEĞIN HAFIZA MEKÂNLARI tiğimiz gibi kullanılan bağlayıcı yapı ile birlikte, o yapıya içkin olan kültürel kodlar ve değerler de tekrarlamalarla bir ortak kültürün un- suları olarak içinde bulunduğumuz mekân ve zamanla sınırlanmış bir gruba göre değişmektedir. Tüm bu özelliklerin ise temelde, yalnız yaşayan insanların belleklerinin olmadığı anlayışına gönderme yap- tığı, toplumsal çerçeve kavramını, belleğin sosyal bir eylem olarak ait olunan gruplarca yeniden inşa edildiğini derinleştirecek şekilde vur- guladığı açıktır. Peki, belleğin yeniden inşa edilmesini sağlayan bu çerçevelerin doğa- sı nedir? Halbwachs’ın (2016), “toplumsal çerçeveler” teziyle formüle ettiği “geçmişe ait dönemlerin kolektif surette bir yeniden üretimi”, temel olarak belleğin geçmişe ait dönemlerin bireysel muhafazası an- lamına gelmediğini ele almaktadır. Teze göre, duygusal yaşamımızın, deneyimlerimizin ve düşüncelerimizin kaynağı bellek büyük ölçüde toplumsal yaşama, ilişkilere ve araçlara bağımlıdır. Halbwachs’ın deyişiyle (2016: 13) “Bu çerçeveler bizzat anılardır, ama şu ya da bu toplumsal gruba has kolektif anılardır.” Halbwachs (2016: 346), top- lumsal belleğin çerçevelerinin bir dönemden diğerine değiştiğini ise şöyle açıklamaktadır: “… bizi ilgilendiren geçmiş olayların yerini, onları kolektif ha- fızanın çerçeveleri içinde bulmak koşuluyla hatırlayabiliriz. Bir anı, esasen birbirleriyle kesişen, kısmen birbirlerini kap- sayan çok sayıda çerçevenin karşılaşma noktasında ortaya çıktığı ölçüde zengindir. Unutmanın kendisi, ya dikkatimiz çerçeveler üzerinde sabitlenemediği için ya da başka bir yere sabitlendiği için (dikkat dağıtma sıklıkla bir dikkat çabasının sonucudur ve unutmak neredeyse her zaman dağılmasından kaynaklanır) bu çerçevelerin ya da bir kısmının kaybolma- sıyla açıklanır. Diğer taraftan, unutmak ya da anılarımızın bazılarının bozulması bu çerçevelerin bir dönemden diğerine değişmesiyle de açıklanır.” Peki, Halbwachs toplumsal çerçevelerin anıların yok olması ya dö- nüştürülmesine yol açtığını nasıl açıklamaktadır? Öncelikle, Halbwa- chs’ın temel eğilimi, toplumsal yaşam nasıl durağan değilse çerçeve- lerin de sabit olmadığını ve toplumun üyeleri tarafından oluşturul- TOPLUMSAL BELLEK VE İKTİDAR İLİŞKİSİ BELLEK KAVRAMI, KAVRAMIN NİTELİKLERİ VE TARİHSEL GELİŞİMİ | 63 dukları için değişen koşullara göre uyum sağladığını ortaya koymak- tır. Özetle Halbwachs (2016: 113), toplum içinde yaşayan insanların, anılarını yerleştirip yeniden bulmak için kullandıkları çerçevelerin dışında bir belleğin mümkün olmadığını ortaya koymaktadır. Buna göre, anlama işaret eden çerçevelerden bağımsız bir hatırlama-unut- ma alanı olamaz. Çünkü hatırlama ve unutma sürecine içkin olan bir bellek inşasının tanımı, anlamı ve önemi hep bu çerçeveler üzerinden tarif edilmektedir. Bu durum, aynı zamanda hatırlama eyleminin de ifadesidir. Yani bi- reyin belleğine diğerlerinin belleğinin yardım etmesidir. Halbwachs’a göre (2007: 66-67), birey, topluluğun belleğinden yardım aldığı za- man, bu yardım için topluluk üyelerinden biri ya da birçoğu o anda orada bulunamayabilir. Diğer deyişle birey, topluluğun üyelerinin bakış açısına göre konumlanmaya devam eder. Çünkü kendini toplu- luğun merkezinde hissetmesini sağlayabilecek şeyleri zihninde taşı- maktadır. Halbwachs (2016: 13), belleğin yeniden inşa edilmesini sağlayan bu re- feransların anılar tarafından belirlendiğini ifade ederken, bundan do- layı her toplumun, toplumsal grupların birleşimi olduğunu ve bireysel belleğin, benzersiz bir birleşimin sonucu oluştuğunu ortaya koymak- tadır. Bu bağlamda “bir yandan her toplum, toplumsal grupların birle- şimidir; diğer yandan her bireyin bireysel özgüllüğü, nihai olarak fark- lı gruplarda eşzamanlı ya da art arda gelen aidiyetleriyle açıklanır” (Halbwachs, 2016: 13). Bellek toplumsal olarak yapılanıp, aktarılabilir ancak tek bir kolektif bellekten söz edilemez; bu açıdan Halbwachs’ın kuramında evrensel bellek yoktur, toplum içindeki birçok grubun ve kurumun kendine özgü kolektif belleği vardır. “Halbwachs’a göre, hiçbir bellek, geçmişi olduğu gibi koruyamaz; ak- sine ondan geriye ancak grubun her dönemde kendi bağlamına özgü olarak yeniden kurabildiği biçimi kalır” (Sancar, 2014: 43). Söz konusu hiçbir belleğin geçmişi olduğu gibi korumasının mümkün olmadığı kabulünden hareketle, ne kadar farklı grup varsa bu koşullarda kendi hakikatlerinin günün çıkarları doğrultusunda sürekli yeniden üreten o kadar farklı yön vardır. Her grup için tek algı, “grubun her dönemde kendi bağlamına özgü olarak yeniden kurabildiğidir.” Bu algı, filozof 64 | 15 TEMMUZ DARBE GIRIŞIMI VE TOPLUMSAL BELLEĞIN HAFIZA MEKÂNLARI Hans Blumenberg’in (Assmann, 2015: 49) şu sözleriyle ifade edilebilir: “Hatırlamanın saf gerçekliği yoktur.” Zira “kurgulanabilirlik” kolektif belleğin karakteristiği olarak tanımlanmıştır. Bu noktada hatırlatmamız gereken bir ayrıntı da çerçevelerin şimdiki toplumun kural ve emirlerinden oluşmuş ve ister istemez diğerlerini dışlayan bir çerçeveyle sınırlı kalmayacağı, bir taraftan geçmiş ve şim- diki zaman arasındaki ilişkileri, diğer taraftan da bu yapıların algısal, sosyal, kültürel ve tarihsel bağlamlarını hesaba kattığına da dikkat edilmesi gerektiğidir. Bu saptamadan hareketle, Halbwachs, belleğin geçmişi yeni bir biçimde hatırlayabilme işlevine yönelmektedir. Çün- kü Halbwachs, her döneme uygun bir geçmiş imgesi yaratmanın, bir nesnenin farklı bir açıdan görülmesi ya da başka türlü aydınlatılması anlamına geldiğine ve bu anlamın da nesnenin değerini değiştirdiği- ne inanmaktadır. Çünkü Halbwachs (2016: 155) mantığında, kategoriler bulunmaktadır ve karşılaşılan her şey birtakım kategoriler sayesinde tanımlanmakta ve çerçevelerin içine yerleştirilmektedir. O çerçeveler de dâhil oldu- ğumuz grupların uzlaşımları ile oluşmuşlardır. Bu anlayış ışığında, Halbwachs’ın (2016: 64), söz konusu bireysel belleğe ilişkin olarak yapmak istediği, onun toplumsallaşma sürecinde oluştuğunu orta- ya koymaktır. Başka bir deyişle “bir parçası olduğumuz veya parçası edildiğimiz toplumların maddi ve manevi tüm değerleri” bireyin top- lumsal belleğine, sosyal ve kültürel kabullerine ilişkin önemli bir gön- dermeye işaret etmektedir. Halbwachs’ın hemen bütün metinlerinde kendisini gösteren bu dü- şünce grubun belleğinin de bireysel bellekte gerçekleşip görünür ol- duğudur. Bu bağlamda bireysel olan bellek de toplumsal olan belleğin çerçevelerine dâhil olduğu sürece hatırlamaktadır. Çünkü Halbwachs belleğin hatırlanma sürecindeki çerçevelerin içinde kapalı kaldığını ve bunun en önemli sonucunun da bunu fark edemediğimiz gerçeği olduğunu söyleyerek bireysel belleğin toplumsal bellekten bağımsız olarak ele alınamayacağına gönderme yapmaktadır. TOPLUMSAL BELLEK VE İKTİDAR İLİŞKİSİ BELLEK KAVRAMI, KAVRAMIN NİTELİKLERİ VE TARİHSEL GELİŞİMİ | 65 Jan Assmann Geçmişin doğal olarak bulunamayacak kültürel bir varlık olduğunu belirten Alman Mısıroloji uzmanı Jan Assmann, Halbwachs’ın (2014: 56) “Geçmiş içinde bulunulan zamanın bağlamından ve anlam ihti- yacından doğan sosyal bir yapıdır” sözlerinde ifadesini bulan, “sos- yal-yapısalcı” olarak adlandırdığı geçmiş teorisini, Kültürel Bellek adlı yapıtında kültürel ve iletişimsel bellek kategorileri üzerinden açıklamaktadır. Tıpkı Halbwachs’ın yaptığı gibi insan belleğinin iç ve dış boyutları arasındaki farklılığa dikkat çekerek belleği toplumsal ve kültürel çerçevenin koşulları çerçevesinde ele almaktadır. Halbwa- chs’ın toplumsal belleği toplumsal gruplarla sınırlandıran teorisini kültür teorisi yönünde genelleştirmeye çalışan Assmann’ın, kültürel bellekle vurgulamak istediği aslında belleğin dışsal boyutudur. Assmann (2015: 27), dört bellek çeşidinden bahseder. Bu bellek çeşit- leri iç dinamiklerden farklı olarak başkaları ile alışveriş ve geri dönüş- lü etkileşim içermektedir. Bunlardan birincisi taklit sonucu edinilen davranışların alanı olarak adlandırılabilecek “mimetik bellek”tir. İkincisi, eşya ve mekân belleği de denebilecek olan “nesneler belleği”, üçüncüsü dil ve iletişim alanına ait “iletişimsel bellek” ve dördüncüsü ise anlamların aktarımının mekânı olan “kültürel bellek”tir. Bu bağ- lamda Assmann, mimetik bellek, nesneler belleği ve iletişimsel belle- ğin belirleyiciliği ekseninde, aslında “kültürel bellek” olgusuna gön- derme yapmaktadır. Yani Assmann için kültürel bellek, tüm bu bellek çeşitlerini içine alan daha geniş bir yapılanmadır. Assmann’a göre (2015: 45) “birey açısından bellek, kişinin çeşitli grup belleklerine katılımı sonucu oluşan çok katmanlı bir yığışımdır, grup açısından ise bu bir dağılım sorunudur, içinde yani üyeleri arasında dağıttığı bir bilgidir. Hatıralar gerek birey için gerekse grup çerçeve- sinde birbirini destekleyen ve belirleyen unsurlardan oluşan ‘bağımsız sistemlerdir.’” Assmann (2015: 58-60), bu sistemlerden hareketle toplumsal belleği açıklarken mimetik bellek ya da nesneler belleği üzerinde değil, ileti- şimsel ve kültürel bellek üzerinde durmaktadır. Bu yolla da “büyük öl- çüde grup içinde anlamlı olarak kabul edilen şeyler”i saptamaktadır. 66 | 15 TEMMUZ DARBE GIRIŞIMI VE TOPLUMSAL BELLEĞIN HAFIZA MEKÂNLARI Assmann, bellek konusuna verilen önemi etkileyen en az üç faktörden söz etmektedir. Birincisi, medya teknolojilerindeki gelişmelerle yapay bellek olanaklarının artmasıdır. Assmann, bu gelişmeyi, yazının ve matbaanın keşfine eş değerde bir kültürel devrim olarak değerlen- dirmektedir. İkinci olarak, kültürel bağlamda, bugünün kültürünü, geçmişin ardılı olarak yani “devrini tamamlamış bir şey” olarak ta- nımlayıp geçmiş kültürü bir hatırlama ve geçmişi anlama çabasının hatırlama isteğini arttırdığını ifade etmektedir. Assmann’ın üçüncü olarak üzerinde durduğu ve en belirgin olan etken ise yazılı tarihin yazdığı ağır savaşların ve insanlık suçlarının yaşandığı dönemin tanıklıklarını yapmış bir kuşağın yitiriliyor oluşudur. Assmann, bu durumu toplumsal bellek açısından, bir eşik olarak değerlendirmek- tedir. Assmann’ın bireysel kimliğin yegâne dayanak noktasının kül- türel ve toplumsal yapı dahilinde ilerleme sağlayacağı öğretisi bireyin geçmişin temsiline yardımcı olmak için bir dizi iletişimsel ve kültürel bellekten yararlanması gerektiği kabulüne dayanmaktadır. Assmann (2015, 146-147), kültürü, “dünyayı simgesel olarak açıklayan ve böylece yaşanabilir kılan bir anlam dünyası” olarak tanımlamıştır. Ona göre kültürel bellek, geçmişin belli anlarına yönelir ve daha çok hatıranın ilişkilendiği simgesel figürlerde yoğunlaşır. “Kültürel bellek, bugünü geçmişin ışığıyla aydınlatmak için anlatılan öyküdür. Efsane kurucu bir tarihtir” (Assmann, 2015: 60-61). Assmann’ın kültürel bellek kavramına yapmış olduğu en önemli kat- kı iletişimsel bellek ile bağlantısına dikkat çekmesidir. İletişimsel bellek, bireysel biyografiler çerçevesinde dolayısıyla kişinin ömrü ile sınırlı tarihsel deneyimlerle sınırlanabilen ve gelecek kuşaklara akta- rımı bulunmayan, az biçimlendirilmiş gündelik bir kayıt sistemidir. Kültürel bellek ise bir toplumun ulaşılamaz geçmişte yaşananlarına yönelik olmakla birlikte, kültürel anlamın devredilme ve canlandırıl- ma biçimi olarak hatırlanan ve aktarılan tarihe önem verir. Kültürel bellek geçmişteki çok iyi biçimlendirilmiş belli noktalara odaklanır ve söz, görüntü ve dans yoluyla daha çok hatıranın ilişkilendiği sim- gesel figürlerde yoğunlaşır. Assmann (2015: 58-67), kültürel ve iletişimsel bellek arasındaki far- kı, “dünyevî ve kutsal- geçici ve kalıcı- kısmî ve genel” olarak açıkla- TOPLUMSAL BELLEK VE İKTİDAR İLİŞKİSİ BELLEK KAVRAMI, KAVRAMIN NİTELİKLERİ VE TARİHSEL GELİŞİMİ | 67 maktadır. Assmann, iletişimsel belleğin yakın geçmişe ilişkin anıları kapsadığına ve bu anıların da kişilerin çağdaşları ile paylaştığı anılar olduğuna dikkat çeker. “Bunun en tipik örneği ise kuşağa özgü bellek- tir. Diğer taraftan bu bellek tarihsel açıdan grupla ilişkilidir, zamanla oluşur ve zamanla yok olur. Daha açık bir ifadeyle taşıyıcılarına bağlı- dır ve iletişimsel deneyimle kazanılan bu bellek, sahibi öldüğü zaman bir başka belleğe yer açar.” Gündelik olmayan olayları hatırlama organı olan kültürel bellek ise anmalar ve geleneksel kodlamalarla sadece kurumsal ve yapay ola- rak oluşturulabilmektedir. İletişimsel belleğin aksine kendiliğinden yayılmaz hatta ondan çok daha fazla talimatlara bağlıdır. Kültürel belleğin iletişimsel bellekten ayrıldığı en önemli noktalar, biçimlen- dirilmiş olması ve töreselliğidir. Burada insan belleği, “veri taşıyıcısı” olarak yazının bir ön biçimi olarak kullanılır. Kültürel bellekte grubun katılımı iletişimsel belleğe göre çok daha belirgindir ve bu belleğin ra- hipler, öğretmenler, yazarlar, filozoflar gibi özel taşıyıcıları vardır. Susam’a göre (2015: 180) “belleğin, özellikle toplumsal belleğin inşası kültürel ve iletişimsel bellekten ayrı ve bağımsız bir şey olarak düşü- nülemez. Dolayısıyla az ya da çok; kimi zaman uyumaya çekilmiş kimi zaman uyanış ritüelleriyle yeni anlamlar ve biçimler kazanarak geri gelmiş yaşantı parçalarının” hatırlanması bugün ve yarın açısından son derece önemlidir. Bu anlayış ekseninde, Assmann’ın belirttiği gibi (2015: 45), “düşünce ne kadar soyut bir eylem ise hatırlama o kadar somuttur. Düşünceler, belleğin bir parçası olmadan önce bir algılama aşamasından geçer ve bu işlem, kavram ile görüntünün, ayrılması imkânsız biçimde birbiri- nin içinde erimesi ile gerçekleşir.” Zira “Bir gerçeğin bir grubun belle- ğinde yer etmesi için gerçek belli bir kişi, yer ya da olay biçiminde ya- şanması gereklidir.” Ama öte yandan, bir olayın bir grubun belleğinde kalabilmesi için de anlamlı bir gerçekle zenginleşmesi gerekir. Yani “Her kişilik ve her tarihi olay bu belleğe girişiyle bir ders, bir kavram, bir sembol aktarır; toplumun düşünceler sisteminin bir unsuru haline gelir.” Kavramlar ve deneyimler arasındaki bu paslaşmadan ise “ha- tırlama figürleri” olarak adlandırılabilecek olgu doğar. Halbwachs’ın kültürel olarak biçimlenen, toplumsal bağlantısı bulu- 68 | 15 TEMMUZ DARBE GIRIŞIMI VE TOPLUMSAL BELLEĞIN HAFIZA MEKÂNLARI nan “hatırlama görüntüleri” olarak adlandırdığı kavramı Assmann (2015: 46), sadece ikon olarak değil aynı zamanda anlatısal biçimlen- mesini de işaret ettiği için “hatırlama figürleri” olmasının daha an- lamlı olacağını belirtir. Assmann, bu figürlerin “zaman ve mekâna bağlılık”, “bir gruba bağlılık” ve “yeniden kurulabilme” özelliği taşı- dığını belirtir. “Hatırlama figürleri belli bir mekânda cisimleşmek ve belli bir zamanda güncellenmek ister; hatırlanan içerikler ya çok eski zamanlarda yaşanmaları veya olağanüstü olaylarla bağlantı- ları ile ya da hatırlamanın periyodik ritmi ile zamansallık ka- zanır. Mekânların yaratımı ise grup kimliğinin sembolü hali- ne gelmesi ve hatıralarının dayanak noktası olması nedeniyle zorunludur” (Assmann, 2001: 43). Daha net bir ifade ile hatırlamanın somut görünümü zamanın ve mekânın kendisinde saklıdır. Assmann’a göre (2016: 65), “bayramlar ve ritüeller, düzenli tekrarları ile kimliği koruyan bilginin iletilmesi ve devredilmesi, böylece kültürel kimliğin yeniden üretimini üstlenirler. Ritüellerin tekrarı, grubun zaman ve mekânsal birlikteliğini garanti eder.” Çünkü “ritüeller, toplumda oluşturdukları grup bilinci ile top- lumsal kimliğin tanımlayıcısı olmaktadır. Böylece grubun bütünleş- mesini sağlamakta, toplumsal kimlik sisteminin zeminini oluşturmak- tadır”: “Toplumsal kimlik olarak adlandırılan sosyal aidiyet bilinci, ortak bir dilin konuşulması ya da daha genel bir ifadeyle or- tak bir simgesel sistemin kullanımı ile ulaşılan ortak bilgi ve belleğe katılıma dayanır. Burada önemli olan kelimeler, cüm- leler ve metinler değil, gelenekler, danslar, örnekler, işlemeler, giysiler ve dövmeler, yeme, içme, anıtlar, resimler, coğrafyalar, yol ve sınır işaretleridir” (Assmann: 2015: 148-149). Assmann bu şekilde toplumsal kimlik kavramını ortak bir kültürle bağdaştırır. Ortak olarak paylaşılan simgeler sistemi içerisinde içinde yaşadığımız toplumdaki ortaklığı belli eden tüm göstergeler vardır. Çünkü Assmann’a göre (2015: 141-142), “ortak anılar ve gelenekler te- melinde kendini tanımlayan toplumsal grup, kendine özgülüğü ve sü- rekliliği bağlamında kendini korumaktadır”: TOPLUMSAL BELLEK VE İKTİDAR İLİŞKİSİ BELLEK KAVRAMI, KAVRAMIN NİTELİKLERİ VE TARİHSEL GELİŞİMİ | 69 “Ortak kimlik ya da biz kimliği dediğimiz zaman bir grubun yarattığı ve üyelerinin özdeşleştiği imgeyi anlarız. Ortak kim- lik, söz konusu bireylerin Özdeşleşmeleriyle ilgili bir konu- dur. Kendi başına bir ortak kimlikten söz edilemez. Kendini bu kimlikte tanımlayan bireylerin varlığı ölçüsünde varolur. Grup üyelerinin bilincindeki canlılığı ölçüsünde ve onların düşüncesi ya da eylemini etkilediği ölçüde güçlü ya da zayıf- tır.” Bunun anlamı, toplumsal belleğin sadece gerçek ve yaşayan bir grup- la ilişkilendirilebileceğidir. Bu durumda toplum bireyin karşısında onun kimliğinin kurucu bir unsuru olarak ortaya çıkar. Kimlik, özel- likle bireye kamusal alanda meşruiyet kazandıran “ben kimliği”, hem bir toplumsal yapıyı hem de kültürel kimliği ifade etmektedir. Toplumsal belleğin onu taşıyanlarla birlikte var olduğu yargısından hareketle, toplumsal belleğin var olması için belirli bir grubun varlığı ve bu grubun eylemelr ve değerler sisteminin devamlılığı iletişim bi- çimleri ile oluşmaktadır. Algılama ve buna bağlı olarak ele alma biçi- mi nasıl olursa olsun, genel olarak kabul gören ve grubun devamlılığı- na kaynaklık eden şey, grup kimliği şeklinde bir algının var olduğu ve bu kimliğin toplumsal belleğin oluşum sürecine damgasını vurmuş olduğudur. Ve Assmann’ın da (2015: 45) ifade ettiği gibi aslında hatır- lama hiçbir zaman kendiliğinden değildir. Pierre Nora Toplumsal belleğin kurulmasına ve aktarımına ilişkin girişimler var- lığını bir mekânda devam ettirir ve haliyle her topluluk, kimliklerinin payandası olarak bu tür mekânlar yaratmak zorundadır. Fransız ta- rihçi Pierre Nora (2006: 9), geçmişi hatırlamanın bir yolu olarak ya- ratılan bu mekânlara “hafıza mekânları” der ve toplumsal bellek kay- bolup giderken “hafıza mekânlarının” bizzat varlıkları ve gerçeklik etkileriyle belleği canlı tutma işlevine vurgu yapar. Nora’ya göre (2006: 171) “bir hafıza mekânının esas varlık sebebi, za- manı durdurmak, unutma işini engellemek, nesnelerin durumunu tespit etmek, somut olmayanı somutlaştırmaktır.” Tam da bu yüzden, bellek mekânları sürekli dönüşeme ve manipülasyona açık olarak ya- şarlar (Fırat, 2014: 20): 70 | 15 TEMMUZ DARBE GIRIŞIMI VE TOPLUMSAL BELLEĞIN HAFIZA MEKÂNLARI Bir somut kanıt zemini olarak hafıza mekânları, bu somutlaştırmayı kendi kendine gönderme yapan göstergeler üzerinden temsil yoluy- la yapabilmektedir. Çünkü “hafıza mekânı, herhangi bir toplulukta, insanların iradesiyle ya da zamanın işleyişiyle, ortak hafıza malına eklenerek simgesel öge haline getirilen maddi ya da fikri düzendeki her anlamlı birimdir.” Zira “Bugün hâlâ hafızamızla yaşıyor olsaydık mekânları ona adama ihtiyacı duymazdık.” Bu bakımdan Nora’nın kabulünde toplumsal bellek, belirli sosyal, politik ve kültürel süreç- lerin özümsendiği toplumsal kabule dayalı bir gelişme olarak ortaya çıkmaktadır. Nora (2006), Hafıza Mekânları adlı yapıtında belleği her zaman ya- şanan gruplar tarafından üretilen yaşamın kendisi olarak ele alırken bellek mekânını; kalıntı, “baştan aşağı değişime ve tazelenmeye sü- rüklenmiş bir toplumun oyunla ve bilerek çıkardığı, kurduğu, düzen- lediği, ilan etiği ve sürdürdüğü şey” olarak tanımlar. Hafıza mekân- ları Nora’nın da işaret ettiği gibi “bir başka çağın tanıkları, sonsuzluk hayalleridir.” Nora (2006: 10-12) “varlığından çok kullanılma biçimiyle değer taşı- yan bir olgu” olarak hafızanın, içerikten çok bir çerçeve olduğunu dü- şünmektedir. Hafıza mekânları için ise “anımsadığımız şeyler değil, fakat hafızanın mayalandığı yerlerdir, geleneğin bizzat kendisi değil onun laboratuvarıdır” diyerek, bu mekânlar aracılığıyla toplumsal hafızanın korunmuş olduğunu anlatmaktadır. Dolayısıyla bir ken- tin tarihsel ve ortak anılar üzerinden inşası ile ortaya çıkan kolektif bellek, kenti oluşturan anıtların, binaların, ev ve sokakların bellek ye- ri’ne dönüştürülmesini sağlar (Bilgin, 2013: 67-67). Nora’ya göre (2006: 32), bir şeyin hafıza mekânı olabilmesi için baş- langıçta hatırlama isteğinin olması gerekir. “Eğer içerdikleri anılar gerçekten yaşanmış olsaydı, bütün bunlar gereksiz olurdu. Ve eğer, buna karşılık, tarih onları bozmak, değiştirmek, hamur gibi yoğurup taşlaştırmak ama- cıyla almasaydı, hafıza için mekânlar olmazdı. Bu mekânları bu gidiş-gelişi oluşturur; Tarihin hareketinden kopmuş ama tarihe iade edilmiş tarih anları.” TOPLUMSAL BELLEK VE İKTİDAR İLİŞKİSİ BELLEK KAVRAMI, KAVRAMIN NİTELİKLERİ VE TARİHSEL GELİŞİMİ | 71 Nora (2006: 23), hafıza mekânlarını “Tarihin hareketinden kopmuş ama tarihe iade edilmiş tarih ânları” olarak adlandırmaktadır. Hafıza mekânları içinde, elbette çok sayıda bölümlenme mevcuttur. Ancak, bu bölümlenmelerin nasıl ve hangi yönde bir değişimi sembolize etti- ği bizim konumuz açısından özellikle önemlidir. Nora mekânların so- mut görünümüne ilişkin bu bölümlenme ile ilgili yaklaşımları anıtsal, sembolik, işlevsel ve topografik mekânlar olarak dörde ayırmaktadır. Nora (2006: 36), “Anıtsal mekânlar olan heykeller ya da anıtkabirler, anlamlarını kendilerinden alırlar; bunların bulundukları yerler dik- kate değer olsa bile, başka bir yere yerleştirilmeleri bunların anlamını bozmaz” diyerek, fiziksel anlamın karşısında yükselen, simgesel bir anlamın olduğunu iddia etmektedir. Bu bakış, hafıza mekânlarının, kazandıkları bu simgesel anlamının, en net ifadelerinden biridir. Hafıza mekânları, fiziksel mekânın çok ötesinde, fiziksel mekândan çok sembolik ve simgesel pratiklere gönderme yapar niteliktedir. “Kavram hem fiziksel nesneleri hem de sembolik nesneleri, ortak bir şeyleri olduğu temeli üzerinde kavramayı amaçla- maktadır.” Anıt, müze gibi mekânlar fiziksel somut göster- geler olsa da anma törenleri, cenaze merasimleri, ayinlerde okunan metinler de birer bellek mekânlarıdır. Benzer şekil- de, “arşiv deposu, okul kitabı, vasiyetname, eski muharipler derneği gibi işlevsel yerler;” zamansal bir birliğin somut kesiti olarak saygı duruşu veya hatıranın aktarımını niteleyen ku- şak kavramı, ancak sembolik bir anlam kazandığı ölçüde ya da bir ritüele konu olduklarında da bellek mekânı haline gelir” (Nora, 2006: 25). Bu görüş çerçevesinde, Nora’nın mekânın tek fiziksel bir yerden ibaret olmayıp, sembolik ve işlevsel olduğunu gösteren bellek mekânı kavra- mı, farklı kimliklere ve anının periyodik ve yoğun olarak hatırlanma- sına geçerli konum kazandıran bir ilke olarak okunabilmektedir. Bu simgesel mekânları algılama ve buna bağlı olarak ele alma biçimi nasıl olursa olsun, genel olarak kabul gören ve bu mekânların oluşma- sına kaynaklık eden şey, kendiliğinden hafızanın olmadığı düşünce- sidir. Arşivlerin kurulması gereği, yıldönümlerinin devam ettirilmesi, ayinler düzenlenmesi, kasvetli cenaze törenleri söylevler, belleğin ko- runması için yapılan etkinliklerdir. 72 | 15 TEMMUZ DARBE GIRIŞIMI VE TOPLUMSAL BELLEĞIN HAFIZA MEKÂNLARI Yani, bellek mekânları bireysel bellekteki zayıflamaya işaret etmekte- dir. Zira bireysel belleğin zayıflamış olsa da varlığını ileri sürme, her şeyi toplumsal bellek üzerinden tanımlama eğilimi hafıza mekânları- nın öneminin ve kapsamının da daha derin okumalarla incelenmesi zorunluluğunu beraberinde getirmektedir. Çünkü hafıza mekânları, fiziksel mekânın çok ötesinde, fiziksel mekândan çok maddi, sembo- lik ve işlevsel pratiklere gönderme yapar niteliktedir. Ulusal kimliğin ve kolektif belleğin inşası ve aktarımında belirleyici rol oynayan bu mekânlar hatırlama ve unutma pratiklerini şekillendirmede ve dö- nüştürmede bir tarafın lehine öncelik yanılsaması oluşturmaya giden yolda üretilmiş, maksatlı bir inşadır. Geçmişi anımsatmak amacıyla inşa edilen bu mekânlarda geçmişi okumak farklı zamanlarda bel- leğin nasıl cisimleştiğini ortaya koymaktadır. Bu bağlamda, hafıza mekânlarının kim tarafından, nerede, ne zaman ve ne amaçla inşa edildiği önem kazanmaktadır. Hafıza mekânları, geçmişin önemini ve değerini göstermekten çok içinde bulunulan grubun, siyasi ve sos- yal yapının etkisini yansıtan ve bilinçli olarak şimdiki zamanın oluş- turduğu bir inşanın nesnesidir. Bu bağlamda, Nora’nın bellek mekânları kavramlaştırımı ile yapma- ya çalıştığı şey, tıpkı Assmann’ın kültürel bellek kavramlaştırımında yaptığı gibi dış koşullar bağlamında okunmasıdır. Connerton ve Ass- mann belleği toplumlar üzerindeki ortak değer, yaklaşım ve tavırlar olarak ifade ederken, Nora, ortak ulusal duyarlılıklar temelinde grup aidiyetinin mekânlarla sağlanabileceğini ifade etmektedir. Bu nokta- da, Halbwachs’ın kolektif belleğin gruplarla olan ilişkisi üzerine tezini de kabul eden Nora (2006: 19), belleğin kaynağında, belleğin kaynaş- tırdığı bir grubun bulunduğunu ileri sürerek, belleğin bu gruplar tara- fından üretilen “yaşamın kendisi” olduğunu belirtmektedir. Bununla birlikte Nora belleği, anımsama ve unutma diyalektiği çerçevesinde ele alarak, toplumu oluşturan unsurlardan biri olarak belleğin de- vamlı gelişim halindeki yapısına vurgu yapar. Bu gelişim hali; belle- ğin şimdiki zamanda aktarımıyla yakından ilişkilidir. Bu noktada, “belleğin varlığı” ve “belleğin aktarımı” arasında derin ve büyük bir boşluk olduğunu ve bu boşluğu hafıza mekânlarının dol- durduğunu söylemek mümkündür. Çünkü yok olma tehlikesi altında- ki belleğin aktarımını mümkün kılan şey, bu hafıza mekânlarıdır. Bu TOPLUMSAL BELLEK VE İKTİDAR İLİŞKİSİ BELLEK KAVRAMI, KAVRAMIN NİTELİKLERİ VE TARİHSEL GELİŞİMİ | 73 aktarım, aşağıda yer alan şu sözlerden de anlaşılacağı üzere, hafıza- nın, bireye ait olsa da toplumsallaşma ekseninde okunması gereken bir olgu olarak, başkaları tarafından belirlenmiş anlamlar bağlamın- da algılanması açısından önemlidir. Yani geçmişin belirli bir dönemi- nin hatırlatılması görevini üstlenen bu mekânlar toplumsal belleğin temel dayanaklarından biri olmuştur. Toplumsal belleği oluşumu ve aktarımının kanıtı olarak gösterilen hafıza mekânları, aynı zamanda, “topluluk kimliklerinin” transfer edilmesi ve benimsenmesi gereken aracıları olarak sunulmuş; bu bağlamda bu mekânlar aracılığıyla, “biz”i kuran kimliklerin ve gruba aidiyetin sınırlarının tarif edilmesi sağlanmıştır. Olick (2014: 180), “Tarih, artık organik bir ilişkimizin kalmadığı, ya- şamımızda önemli bir yeri kalmamış bir geçmiş iken, kolektif bellek, kimliğimizi şekillendiren faal bir geçmiştir” diyerek, kimlik oluşumu- nun önemli faktörlerinden biri de olan kolektivitelerin tıpkı birer kim- liklerinin olduğu gibi belleklerinin de olduğuna dikkat çeker. Nora (2006: 27), “hafızanın görevi herkesi kendi tarihçisi yapmaktır” der ve bu düşüncenin toplumsal belleğin oluşumu açısından öne- mi ise şudur: “Ben” kimliğine, hafıza mekanizmalarına ve geçmişle ilişkiye aidiyet, bireyi bağlamaktadır. Bu bağ, birey için “öyle olmayı hatırlamak” anlamına gelmektedir. Nora’nın “hafızanın hafızası” ola- rak ifade ettiği bu durum, tam da bu hedeflere yönelmekte ve herkese anımsama zorunluluğu getirmektedir. Nora’nın (2006: 233), “artık ortak kimliğin onaylandığı ve kutlama zihniyetinin ifadesini bulduğu yerler okul, yani geleneksel aygıtın mer- kezi gereci, kamusal alanlar, canlılığı gittikçe düşen, 14 Temmuz ve di- ğer 1 Mayıs ritüelleri değil, televizyondur, müzelerdir, Caen anıt müzesi ve Peronne tarih müzesidir, ayrıca bu amaçla oluşturulmuş dernekler, bir yığın tiyatro temsili, müzikal ve folklorik gösterilerdir” şeklindeki sözlerinde ifadesini bulan söylemsel ve imgesel, bedensel ya da sim- gesel pratiklerin kitlesel ve kolektif simgeler temelinde görülmesi dik- kate değerdir. Dikkate değerdir çünkü bireyin yaşamına ait izlerin bulunduğu her mekân, kullanılan her alet, kaydedilen her davranış, her söz toplum belleğiyle ilgili somut verilerin toplanabileceği belge- ler, mekânlar olarak kabul edilmektedir. 74 | 15 TEMMUZ DARBE GIRIŞIMI VE TOPLUMSAL BELLEĞIN HAFIZA MEKÂNLARI Gerek hafıza mekânları gerekse düşünsel düzlemde benimsediği bu kabule ilişkin olarak Nora, günümüzde hafızanın maddeleştirilmesi- nin genel bir kayıt arzusunun çok ötesinde, ancak tam da onlara kanıt zemini oluşturacak şekilde yapılanması ile dikkatleri üzerine top- lamıştır. Nora’ya göre (2006: 27), her şeyi koruma hissiyle arşivcilik yapmak, hafıza göstergesinin ürünü olan bellek mekânları oluştur- mak yeni bir bilincin keskinleştirilmiş etkisiyle ortaya çıkar. Çünkü Nora’nın deyişiyle “protez hafıza bize dışarıdan gelir ve biz onu birey- sel bir engel olarak görürüz, zira bu hafıza artık sosyal bir uygulama değildir.” Çünkü Nora’ya göre (2006: 24-25); “Bugün hafıza diye adlandırdığı- mız her şey artık hafızanın dışındadır, bütün bunlar çoktan tarihin malı olmuştur. Hafıza ne kadar az içeriden yaşanırsa, o kadar çok dış desteklere, artık sadece içinde yaşam süren bir varlığın elle tutulur işaretlerine ihtiyaç duyar.” Bellek patlaması olarak adlandırılan duru- mun kendisi de aslında belleğin tarih içinde yanıp kül olması anlamı- na gelmektedir. Bu anlamda bellek ihtiyacı, bir tarih ihtiyacına olanak tanıyan şeye dönüşmüştür. Nora, tarih ve bellek arasındaki ilişkiye de odaklanmış ve tarih ile bel- lek arasında kurduğu ilişki biçimini “gerçek hafıza” olarak tanımla- mıştır. “Tarihin aktardığı hafıza olmazsa mekânlar da olmazdı” sözü bellek ve tarih etkileşimindeki karmaşık tesiri göstermesi açısından çok yararlı bir örnektir. Geçmişi hatırlamanın bir yolu olarak bellek mekânlarının ortaya çıkması gerekliliğine ilişkin söylemlerin dam- gasını vurduğu bir bağlamda, tarih ve bellek arasındaki bağımlılık ilişkisi Nora’ya göre (2006: 19-24); yaşayan gruplarla, güncel olanla ve şimdiki zamanla kurulan bir bağ ile açıklanır olmuştur: “İz, mesafe, aracılar söz konusu olduğu andan itibaren, artık gerçek hafızayı bırakıp tarihe geçmişiz demektir. Bugün devi- nim ve alışkanlığa sığınmış olan ve bedene ilişkin bilgilerde- ki, içe işlemiş hafızalardaki, refleks olmuş bilgilerdeki sessiz bilgilerin aktarıldığı mesleklerde var olan gerçek hafıza ile bunun neredeyse tam aksi olan, tarihe geçmiş ve değişmiş hafıza arasında fark vardır; bu tarih kendiliğinden değil bir görev gibi yaşanır, iradidir ve uzlaşmaya dayanır; psikolojik, TOPLUMSAL BELLEK VE İKTİDAR İLİŞKİSİ BELLEK KAVRAMI, KAVRAMIN NİTELİKLERİ VE TARİHSEL GELİŞİMİ | 75 bireysel ve özneldir; ama artık toplumsal, kolektif ve kapsa- yıcı değildir.” Söz konusu hafıza tarih ilişkisi bağlamında, Nora’ya göre “hafıza, her zaman güncel bir olay, sürekli şimdiki zamanda yaşanan bir bağdır; tarih, geçmişin bir tasavvurudur.” Bu bağlamda Nora’nın hafıza tanı- mı ile artık bulunmayan şeylerin yeniden oluşturulması şeklinde ifa- de ettiği tarih anlayışı bu kavramlara zıtlıklar çerçevesinde bakmayı öngören düşünce tarzının bir ifadesidir. Nora’nın deyişiyle (2006: 19-27), “hafıza, sadece onu güçlendiren ay- rıntılarla uyuşur, çünkü duygulara dayalı ve sihirlidir, özel ve simgesel anılardan beslenir; her tür aktarıma, perdeye, sansüre ve yansıtmaya karşı duyarlıdır. Tarih ise zihinsel ve ayrıştırıcı bir iştir, bu yüzden de analiz, söylem ve eleştiri gerektirir.” Tarih ise belleği ele geçirerek bu bulunamayan şeyleri yeniden oluşturmaya girişir ve bunu yaparken de “bellek mekânları”ndan yararlanır. Zira “Bugün hâlâ hafızamızla yaşıyor olsaydık mekânları da ona adamaya ihtiyaç duymazdık. Ta- rihin aktardığı hafıza olmazsa mekânlar da olmazdı.” Çünkü Nora’ya göre (2006: 36); tarih nasıl olaylara bağlıysa hafıza da mekânlara bağ- lıdır (Nora: 2006: 171). Nora’ya göre (2006: 17-18) hafıza ile tarih arasındaki mesafenin yük- selişi, küreselleşme, demokratikleşme, kitleselleşme ve medyalaşma- nın zorunlu bir sonucu olarak hızlanma olgusu ile paraleldir. Nora’ya göre, “günümüzde medya aracılığı ile hızlanmış, seyrekleştirilmiş ve güncelin geçiciliğine indirgenmiş bir zaman ve tarih” algısına sahip günümüz toplumlarında, süreklilik duygusu sadece mekânda cisim- leşmektedir. “Çünkü hafıza bütünüyle sürekliliğin yayılmasına, bir benzersizliğin değerlendirilmesine ve bir zamandizinin ortaya çık- masına bağlıdır” (Nora, 2006: 160) ve bu zincirleme bağıntının sonu gelmemektedir. Bu bağıntılar, bellek inşasının nasıl oluştuğunun te- zahürüdür. Zira geçmiş devamlılığını ancak bu şekilde koruyabilmek- tedir. Andreas Huyssen Modern insanın gündelik bunalımı ve yeni iletişim teknolojileriyle yaşanan değişimlerden biri de bellek yitimidir. 2000’li yıllarından iti- 76 | 15 TEMMUZ DARBE GIRIŞIMI VE TOPLUMSAL BELLEĞIN HAFIZA MEKÂNLARI baren özelikle sosyal bilim alanında çalışan araştırmacılar toplumsal bellek yitimi yaşandığını belirtmekte ve bunda büyük payı da med- yaya vermektedir. Columbia Üniversitesi’nden Andreas Huyssen, 21. yüzyıl sonunda yaşanan toplumsal yıkımlar, modern insanın içinde yaşadığı çıkmaz, hızlı zaman akışının içinde bakışın sıklıkla geçmişe yönelik olduğunu ve bellek yitimlerinin yaşanmasının sonucu olarak bellek çalışmalarının bu dönemde hızlandığını belirtmiştir (Eyrek, 2019: 122). Huyssen’in ifadesiyle (1999: 19-21); “modernleşmenin tahribatına uğ- ramış şeyleri toplayan, yok olmaktan kurtaran ve muhafaza eden” bellek pratiklerinin ortaya çıkışının sebebi “zamansız klostrofobiden ve kâbuslara özgü hayaletlerle benzeşimlerden oluşmuş bir koza ören medya dünyasına karşı zamansallıklarına tutunmak isteyen ölüm- lü bedenlerin bir karşıt tepki oluşturmasıdır.” Diğer deyişle, modern toplumdaki anımsama arzuları ve geçmişe yönelik ilginin nedeni, modernleşmenin sonucu olan hızlanma, kapitalist şeyleşme, göste- rileşme ve dijitalleşme evreninin tehditkarlığına karşı bir durak ola- rak belleğe duyulan gereksinimle bağlantılıdır. Huyssen (1999: 21-22), Nietzsche’ye atıfta bulunarak modern dönemde belleğe karşı yükse- len ilginin, “tarihin kötüye kullanılması” yani fazla boğucu tarihsellik duygusundan kaynaklandığını ve bugünün kamusal kültüründe ta- rihsel bilincin körelmesiyle ve yeni teknolojilerin etkisiyle oluşan bel- lek yitimine karşı verilen sağlıklı bir tepki olduğunu belirtir. Bu tepki günümüzde, zaman-mekân algılarında yaşanan krizin doğurduğu bellek yitimine karşı verilmektedir. “Bellek yitimi konusunu, kapitalist kültürün ölümcül hastalığı olarak Adorno tarafından ilk kez 1930’ların sonunda” dile getirildiğini belir- ten Huyysen (1999: 19), bellek yitimi kavramını artık bunun bir an- lamda belleğe ilişkin bir saplantı haline dönüştüğünü belirtmek için kullanır: “(…) belleğe ilişkin saplantılarımızın, yaşam alanımızı (Le- benswelt) oldukça belirgin biçimlerde değiştiren hızlı teknik süreçlere karşı bir tepki oluşturma işlevi gördüğünü söyleye- ceğim. Artık bellek, öncelikle, meta biçimi yoluyla kapitalist şeyleşmeye karşı yaşamsal ve güç veren bir panzehirdir, daha TOPLUMSAL BELLEK VE İKTİDAR İLİŞKİSİ BELLEK KAVRAMI, KAVRAMIN NİTELİKLERİ VE TARİHSEL GELİŞİMİ | 77 önceki bir kültür endüstrisinin ve onun tüketim pazarlarının demir parmaklıklı homojenliğinin bir yadsınması değildir.” Dolayısıyla, Huyssen’e göre (1999: 18-19); günümüzün bellek saplantı- sının koşullarını, içinde yaşadığımız zamansallık yapısısnın nitelik- lerinde ve yeniden düzenlenmesinde aramak gerekir. Ona göre (1999: 17-18) bellek saplantısı “yeniyi ütopik olarak, radikal ve indirgenemez bir biçimde öteki olarak yücelten modernlik çağını belirleyen zaman- sallık yapısı krizinin bir göstergesidir.” Avrupa ve Amerika modernliğinin ötesine giden bir melez zamansal- lık yapısının, tehditkâr bir heterojenlik, eşzamansızlık getirdiği bir dünyada, Huyssen, belleğin, bir tutunum alanı olarak ortaya çıktığın- dan söz eder. Bu açıdan bellek üzerine düşünmek modern bireye hız dünyasından kaçış imkânı sunan, kendi zamansallığını keşfettiren, şimdiye ve geleceğe dönük yüzüyle geçmişten bugüne uzanarak ya- şanmış deneyimin yeniden temsilini mümkün kılan bir kapı arala- masından dolayı önemlidir. Çünkü modern dönemdeki geleceğe ve ilerlemeye yönelik inanç günümüzde artık kaybolmuştur ve zaman- sallık yapısı dönüşüme uğramıştır. Bu dönüşümü Huyssen (1999: 15-16), gerek toplumsal gerekse bireysel anlamda bellek yitiminin yaşandığı, genel bir belleksizlik ya da her şeyi çok kolay unutma durumunun aslında tersine dönüşü olarak ifa- de etmiştir. Başka bir deyişle, “Tarih ile tarih bilincinin tartışmasız günbatımına; siyasal, toplumsal ve kültürel bellek yitimi konusunda- ki yakınmaya ve tarih sonrasıyla (posthistoire) ilgili kutsayıcı ya da kıyamet tellallığı yapan çeşitli söylemlere, son on beş yılda benzersiz boyutlarda bir bellek patlaması eşlik” etmektedir. Sancar’a göre (2007: 53-54), 20. yüzyılda değişik yapılarda tezahür eden totaliter rejimler, toplumun hafızasını esir alacak çeşitli yöntem ve teknikler geliştirmiş, ancak bu rejimlerin çöküşü ile birlikte, top- lumda bastırılmış bellekler âdeta patlarcasına ortaya çıkmış ve yaşa- nan bu durum bellek çalışmaları alanına “bellek patlaması” terimini kazandırmıştır. Çoğulcu yönetimlerde ise toplumsal belleğin geçmiş- le ilişkisini, çeşitli tarih yorumları ve hatırlama biçimleri arasında mücadeleler oluşturmaktadır (Sancar, 2007: 53-54). 78 | 15 TEMMUZ DARBE GIRIŞIMI VE TOPLUMSAL BELLEĞIN HAFIZA MEKÂNLARI Sancar’ın bellek patlaması kavramsallaştırmasına paralel olarak Huyssen de günümüz kapitalist toplumlarında totaliter rejimlerden çok da farklı olmayan durumların yaşandığını söyler ve kapitalist kültürlerin ölümcül hastalığının “bellek yitimi” olduğunu vurgular. Huyssen, bellek yitimine büyük oranda iletişim teknolojilerindeki gelişmelerin neden olduğunu belirtir. Bu sebepledir ki modernleşme açısından hatırlama ve bellek mücadelesinin önemi, bellek yitimi mü- cadelesiyle sembolize olan moderleşmeye bağlı teknoloji ve hız olgu- suyla ilişkilidir. Susam’a göre (2015: 94), tarihsel bilincin körelmesi sorununa yol açan değişimlerin yarattığı kaotik ortam, teknolojinin ve medyanın unut- maya dayalı hız politikalarıyla da beslenmektedir. Kapitalist kültürün anlık arzuların doyurulmasına yönelik tüketim iştahını kışkırtması, bir yandan kitleleri belleksizleştirirken bir taraftan da bu durumu ‘yangın alarmı’ olarak görenler için tepkiselliklerinin bellek saplantı- larıyla ortaya çıkmasına neden olmaktadır. Bu açıdan modern çağda- ki “bellek saplantısı” zamansal ve mekânsal algının değişen koşulları- nın sonucudur. Bu bağlamda toplumsal bellek de yeniden kurmalara tabidir. Huyssen’e göre (1999: 178); “Bir toplumun belleği, o toplumun inanç ve değerlerinde, ayin ve kurumlarında düzenlenir. Özellikle mo- dern toplumlarda belleği şekillendiren müze, abide ve anıt gibi kamu- sal yerlerdir.” Bu bağlamda, geçmişin nasıl hatırlandığı ve anlamlandırıldığı, ayrıca yeniden inşası ve aktarımı “geçmiş”i mekânlara atfederek; ritüellerle, müzelerle, anıtlarla aslında şimdiyi kendine bağlama çabasıdır. Bu açıdan bakıldığında belleğin yükselişine dair varsayımların önemli çıkış noktasının, “modernitenin içinde bulunduğu kriz” ve bir tür geç- mişin kaybolan temsilini şimdiye demirleme çabası olduğu düşünü- lebilir. Bu çabanın, toplumların geçmiş, şimdi ve gelecek arasındaki ilişkinin dönüşüme uğradığı bir anda zamana tutunma gereksinimi olarak ele alınabileceğini, Huyssen (1999: 19) şöyle dile getirmektedir: “Yirminci yüzyılın son yıllarında yaşamlarımızın alansal ve uzamsal koordinat- ları netliğini yitirdiği, hatta dünyadaki artan hareketlilik yüzünden çözülmeye uğradığı içi” zamana tutunma ve bellek daha da önemli TOPLUMSAL BELLEK VE İKTİDAR İLİŞKİSİ BELLEK KAVRAMI, KAVRAMIN NİTELİKLERİ VE TARİHSEL GELİŞİMİ | 79 hale gelmektedir.” “Dolayısıyla, hafızanın yükselişi aslında modernleşmenin ya- rattığı hıza karşı, bireylerin tutunma ve mücadele çabasıdır. Zamansallık yittikçe, bireysel ve toplumsal demirleme zorlaş- makta, açılan boşluk, geçmiş obsesyonu ile doldurulmakta- dır. Aslında geçmiş var kılınmaya çalışıldığı oranda yoktur; sadece simülasyonu farklı tekniklerle hatırlatılmaya, canlı tutulmaya çalışılır. Ritüeller, müzeler, anıtlar aslında şimdi- yi geçmişe bağlamayı amaçlar. Dolayısıyla modern toplumlar için hafızanın yükselişi, aslında geçmişin gittikçe silinen ve yiten temsilini, şimdiye demirleme çabasıdır” (Başaran İnce, 2010: 29). Bu geçmişe demirlenme çabası ise şimdiki zamanda yaşatılan olayla- rın bu zaman ve mekân aracılığıyla kodlanarak bugünkü çeşitli iliş- kilerin ve etkileşimlerin beraberliğinde güncel bağlam ve hatırlama anının özellikleriyle sürekli yeniden biçim verilen, kültürel yapının ve temsilin sonucu olarak oluşmaktadır. Bu açıdan bakıldığında, “belleğin”, sadece geçmişe duyulan özlem bi- çiminde düşünülemeyeceği; geçmişin bellek içinde saf ve yalın halde bulunmadığı; içinde sonsuz sayıda göstergenin şimdi ekseninde yeni- den inşa edildiği bir tür temsil olduğu düşünülebilir. Belleğin kendisi, Huyssen’in işaret ettiği gibi (1999: 13); “…bizi sahici bir başlangıca gö- türmek ya da gerçeğe doğrulanabilir bir erişim sağlamaktan çok, geç kalmışlığında bile ve özellikle de bu yüzden temsile dayanır. Geçmiş belleğin içinde yalın bir halde bulunmaz, anı haline gelmesi için dile getirilmesi gerekir.” İşte bu düşünce uğrağı, belleğin sabit bir “bireye özgü olma” anlayışı dışında düşünülmesini gerektiren toplumsal bellek ve iktidar arasın- daki ilişkinin kurulması ve iktidarın toplumsal belleğin inşasında- ki rolünün kırılma ve çıkış noktasını oluşturmaktadır. “Her zaman unutma ile yadsımanın, bastırma ile travmanın etkisi altında olan bel- leğimiz, çoğu zaman iktidarı aklileştirip koruma gereksinimine hizmet eder. Ama bir toplumun kolektif belleği de daha az olumsal, daha az istikrarsız değildir; bu belleğin şekli de hiçbir biçimde kalıcı değildir” (Huyssen, 1999: 18). 80 | 15 TEMMUZ DARBE GIRIŞIMI VE TOPLUMSAL BELLEĞIN HAFIZA MEKÂNLARI Bu nedenle geçmişin temsilinin şimdiki zaman içinde oluşturulma- sının bir olayı yaşamak ile bir temsil bağlamında hatırlama arasında bir farkın oluşmasına neden olacağı açıktır. Çünkü hafızada, geçmiş saf bir şekilde bulunmamaktadır, “geçmişin dile getirilerek anı haline gelmesi yani temsil edilmesi gerekir.” Huyssen’in, bellek üzerine kur- duğu yaklaşımdan söz etmek tam da bu noktada yerinde olacaktır. Huyssen (1999: 13); “… dilde, anlatıda, görüntüde ya da kaydedilmiş seste olsun, bütün temsil biçimlerinin belleğe”, dolayısıyla kolektif bel- leğe dayandığını söylemektedir. Huyssen’in deyişiyle (1999: 13), “Bir olayı yaşamak ile onu bir temsil içinde anımsamak arasında bir yarığın oluşması kaçınılmazdır.” Bu yarık Huyssen’in önemle üzerinde durduğu, kültürel ve sanatsal ya- ratıcılık açısından güçlü bir uyarandır. Bu kabulden hareketle, Huys- sen’in de ifade ettiği gibi (1999: 13), anımsama ediniminin zamansal değeri daima şimdidedir: “Anımsamanın tarzı, ele geçirmeden çok bir arayıştır. Her anımsama kopmaz biçimde geçmiş bir olaya ya da deneyime bağlı olsa bile, herhangi bir anımsama ediniminin zamansal statüsü hep şimdidir, yoksa naif bir epistemolojinin öne süre- ceği gibi geçmişin kendisi değil. Belleği oluşturan, geçmiş ile şimdi arasındaki bu çok ince yarıktır. Bu yarık, belleği güçlü bir biçimde canlı kılar, onu arşivden ya da başka herhangi bir depolama ve yeniden çağırma sisteminden ayırt eder.” Bellek, bu bağlamda, bir depolama ya da yeniden çağırma aygıtı olma- nın ötesinde, şimdiki zamandaki bir arayışla yapılanan kültürel kur- gu olarak kavramsallaştırılabilir. Belleğin şimdide bulunan zamansal statüsünün açıldığı deneyimler alanı, yani öznelliğe ve yaşanmışlığa açılan alan ve geçmişle yüzleşme ve anımsama biçimlerindeki strate- jiler, belleğin siyasal karakterine dikkat edilmesi gerekmektedir. Geç- miş, bugünün ihtiyaçları çerçevesinde dönüp ona uzandığımız bir şey ise ve anımsama bir temsil içinde gerçekleşiyorsa, Huyssen’in ifade ettiği gibi “Holokost’u ya da herhangi bir tarihsel travmayı, filmlerde, belgesellerde ya da müzelerde temsil edilme yollarından ayrı bir biçim- de, ciddi politik veya etik bir konu olarak düşünme imkânı artık bulun- mamaktadır” (Özdemir, 2012: 161). TOPLUMSAL BELLEK VE İKTİDAR İLİŞKİSİ BELLEK KAVRAMI, KAVRAMIN NİTELİKLERİ VE TARİHSEL GELİŞİMİ | 81 Huyssen’in bu saptamasına göre, modernlik çağını belirleyen zaman- sallık yapısı yirminci yüzyılın ikinci yarısında krize girmiştir ancak modernitenin kendisi tanımı gereği bu krizi öteden beri olası içinde taşımakta ve bu krizle tanımlanmaktadır. Modernite, bir yandan geç- mişten kopuşla ve kopulmak istenen geçmişle karşıtlık içinde tanım- lanırken, bir yandan da şimdinin gerekleri doğrultusunda geçmişin sürekli olarak yeniden inşa edilmesine dayanmaktadır. Dolayısıyla, modernitenin temelinde yer alan kriz bir hatırlama krizidir (Özgül, 2013: 179). Çünkü hatırlama bugünün ihtiyaçları doğrultusunda ve bugünün gereklerine göre yeniden inşa edilen ve bilinçle yaşanan bir süreçtir. Dolayısıyla içinde yaşadığımız koşullara bağlı olarak geçmişin ayı- rıcı çizgileri, şimdinin ekseninde giderek daha belirgin bir yarığın sınırları haline getirilmiş; zihinlerde mutlak bir gerçeklik olarak yer bulmuştur. Özetle, geçmiş ve şimdi hususunda iki noktanın altının ıs- rarla çizilmesi gerekmektedir. Anımsama geçmişle olan bağlara şekil vermek iken; anımsama biçimleri şimdiki zamanın içinde tanımlan- madır. Çünkü bireyler ve toplumlar, kimliklerini sağlamlaştırmak, geleceği inşa etmek için geçmişe gereksinim vardır. Bu açıdan geçmi- şin öznel bir temele oturduğu ve geçmişin şimdinin gereksinimlerine hizmet ettiği düşünülebilir. Belleğin Bileşenleri Olarak Hatırlama ve Unutma Eroğlu’nun Belleğin Kış Uykusu isimli eserinde belirttiği gibi “Bellek silinemez ve asla yok edilemez! Sadece unutkanlığın zarı anıların ışıl- damasını engeller. Sonra bir darbe gelir ve o zarı parçalar. Hatırlamak budur” (akt. Kılıçkaya, 2017: 28). Benzer şekilde, Draaisma’nın da ifa- desiyle (2015: 12); “Hatırladığınız şeyi unutmamışsınızdır, unuttuğu- nuz şeyi ise hatırlamıyorsunuzdur. Birinin bittiği yerde diğeri başlar.” Dolayısıyla hem hatırlama hem de unutma süreci, doğaları gereği hep eksik ve tamamlanmamış olmalıdır (Birdal, 2012: 266). Yani hatırla- ma ve unutma diyalektiği belleğin genel karakteristiği olarak nitelen- melidir. A. Phillips, Freud’u yorumlarken; “Hatırlama, bir yeniden tanımlama sürecidir, geçmiş yeniden yapılır, bellek geçmişi icat etmenin bir yolu- dur” der (Akt. Göre, 2007: 27). Bartlett’in de ifade ettiği üzere, hatırla- 82 | 15 TEMMUZ DARBE GIRIŞIMI VE TOPLUMSAL BELLEĞIN HAFIZA MEKÂNLARI ma bir inşadır. Kesal (2019), Sinema ve Bellek adlı metinde bunu şöyle ifade etmektedir: “Hatırlamanın, aynı zamanda unutmak’ olduğunu da fark ederek... Keskin’li köylüyle, yirmi beş yıl sonra hatırladıkları- mızı, yirmi beş yıllık birikimimizle yeniden karıştırıyor, oradan yeni bir ‘gerçek’ yaratıyorduk. Ondan kendimle ilgili şeyleri dinlemek, R.H. Karay’ın kendi ölüm ilanından sonra hakkında söylenenleri dinlemesi gibi bir şeydi.” Bu görüşe destek veren düşünürlerden Critchley’in (2015), söz konusu inşaya dair sözleri dikkat çekicidir: “… bellek tekrarlamaktır. Elbette. Ama bir farkla tekrarlamaktır. Ezberden okuma değildir. Şeylerin gö- rünüşünde hissedilir bir çeşitleme yaratan tekrardır. Yeniliği mümkün kılan şeydir tekrar. …” Bu anlayış ekseninde; “geçmişin geri dönüşü her zaman kurtarıcı bir hatırlama anı değildir, bugünün baş göstermesi, bugünün yakalanmasıdır” (Sarlo, 2012: 9). Yani tekrarlanan hatırla- ma/geri getirme sürecinin, belleğin şekillendirilmesine nasıl yardım ettiği bugünün koşullarında gizlidir. Bu bağlamda, bellek nasıl yeniden üretilmekte ve bunun günümüz ile ilişkisi nedir sorusuna verilecek yanıtların, düşünsel bir üretimin se- bepleri veya sonuçları olarak önemi vardır. “Öznel koşullarda ve nor- mal politikalar uygulandığında geçmiş her zaman bugüne geri döner” (Sarlo, 2012: 10). Bir bilgiyi bellekten geri getirmek nötr bir olay değil- dir; aksine, bellek izinin değişmesine yol açar (Bjork’tan akt. Roediger III, Zaromb ve Butler, 2015: 185). Yani hatırlama, geçmişe yönelik bir eylem gibi görünse de şimdiki zamanımız tarafından belirlenir. Ha- tırlama biçimlerimiz ya da neyi hatırladığımız hep şimdinin okuma- sıdır ve bu okumaya bağlı olarak geleceğe dair düşüncelerimiz de şe- killenir. Kimliklerimizi de bu inşa süreçleri belirler. İster bireysel ister toplumsal olsun bellek çoğu zaman tekinsiz ve güvenilmez bir zemin üzerinde hareket eder. Yapılan bellek çalışmaları da göstermiştir ki bellek durağan ve değişmez değildir. Aksine sürekli değişim ve yapı- lanma halindedir. Şimdiki zamanın koşullarına ve gereksinimlerine göre o da durmadan şekil değiştirir (Susam, 2015: 78). Bu bağlamda Barttlet’e göre hatırlama bir uyarıcı oluşturmaktan ziya- de şimdi zamanın koşullarına uygun “yapılandırıcı” bir süreçtir (akt. Wertsch 2015: 164). Bu bağlamda, hatırlamanın önünde, “Anılar nasıl TOPLUMSAL BELLEK VE İKTİDAR İLİŞKİSİ BELLEK KAVRAMI, KAVRAMIN NİTELİKLERİ VE TARİHSEL GELİŞİMİ | 83 yapılandırılır?” sorusu durmaktadır. Bu yapılandırma şimdiki zama- nın ihtiyaçları, hegemonyanın sesi, güç ilişkilerinin dengesine bağlı- dır. Çünkü belleğin kendi için kendi içinde tam bağımsızlığı mümkün değildir. Yani bellek “daima şimdiki zamanın içinde biçimlenen bir geçmiş zamandır” (Susam, 2015: 58). Hatırlama tıpkı alımlama gibi yaratıcı bir süreçtir. Başka bir deyişle hatırlama, “ilk alımlandığı bağlamdaki gibi değil, değişen koşullar içinde belleğin yazdığı, içinde düşüncelerin olduğu kadar yaşanmış olayların, kişilerin, kavramların değişime uğrayarak yer aldığı yeni bir anlatı ya da anlatılar sürecidir” (Sayın, 2006: 38-39). D. Mc Adams, bu anlatı sürecinin nasıl oluştuğunu şöyle açıklamaktadır: “Hayat, öznel ve süslenmiş bir anlatı aracılığıyla kurulur. Ha- yat hikâyem bir anlamda sık tekrarlanmış, edite edilmiş bir hikâyedir, çoğu kez aslına uymasa da. Hayat hikâyemi bir an- latı olarak kurarken varolan izleklere yeni deneyimleri kata- bilir, eskiden anımsadıklarımı unutabilir, unuttuğum olguları hatırlayabilir, belleğimde kalanları değiştirebilir, asla yaşan- mamışları ekleyebilirim. Yanılsamalarımız, düşlemlerimiz ve imal edilmiş anılarımız da gerçek, nesnel, aslına uygun anı- larımız kadar benliğimizin parçasıdır” (Akt. Göle, 2007: 27). Bu benlik parçaları, bireyin kodladığı şeyleri hatırladığını ve kodların kim olduğumuzla ilintili olduğunu belirtir. Dolayısıyla geçmişe ilişkin anıları anmak kişisel bir seçimdir. Birey hatırlarken bellekte tutulan içeriği kendi bakış açısına, tutumlarına, sübjektif deneyimlerine uy- gun bir şekilde yapılandırmaktadır: “Bugünkü kimliğimle geçmişe dönüp bakarken, şimdiki konu- muma parazit yapmayacak deneyimlerin arayışındayımdır. Bellekte bunun tersi kayıtlara rastlamam halinde, şimdi’deki gerçeğime uydurabilmek için bazı değişikliklere yönelmem doğaldır. Bir zamanlar büyük değer taşıyan bir olgunun anla- mını yitirmesi, ya da sıradan başka bir olgunun hayati önem kazanması böylesi bir düzenlemeye çanak açabilir. İnsanlar değiştikçe, dünyaya bakışları da değişebilir, bu da geçmişe ba- kışlarını değişikliğe uğratabilir” (Göle, 2007: 27). 84 | 15 TEMMUZ DARBE GIRIŞIMI VE TOPLUMSAL BELLEĞIN HAFIZA MEKÂNLARI Çünkü toplumu dinamik tutan, ulusal ve kitlesel kimliği yapılandı- ran, siyasi ve ideolojik bakış açısını canlı tutan ve aynı zamanda bü- tün bir toplumun bugünü ve geleceğini yönlendiren geçmişin birikim- lerini taşıyan hatıralar (Doyuran, 2018: 7) tekrar tekrar bellekten geri getirilen ve geribildirimle onaylanan bilginin doğruluğu, daha sonra oluşacak kolektif belleğin de temel belirleyicisidir (Roediger III, Za- romb ve Butler, 2015: 210). Kolektif anıların oluşturulması ve hatırlan- masında rol oynayan bilgilerin bellekten geri getirilmesi, bireylerin bu anıları doğru olsun ya da olmasın, uzun süre ve daha iyi hatırlama- larına yardımcı olur. Çünkü bellek ancak geçmişe bağlanırsa anlam taşıyabilir ve anıları unutulmaz kılabilir. Peki, bir olayı unutulmaz kılan nedir? Bu noktada bilinmesi gereken şey, hatırlama ve unutmanın belleğin sadece biyolojik ve fizyolojik sı- nırlara bağlı olmadığı, aynı zamanda toplumla bütünleşme sürecinde de şekillendiğidir. Çünkü bireyin neyi hatırlayacağının yani bellekte saklanan anılarının onun dâhil olduğu toplumsal yapıyla, grup ve grubun dinamikleriyle doğrudan ilişkili olduğu savı, bireysel olanın anlatılma gereksinmesi, grup dinamikleriyle örtüştüğü sonucu hatır- lamanın, dolayısıyla da unutmanın başka bir şeyle ilişkili olduğuna dayanır. Walter Benjamin’in vurguladığı gibi “hafızanın yelpazesi bir kez açıldı mı, asla kıvrımların sonuna gelinemez. Hiçbir imge onu tatmin etmez, zira yelpazenin açılabileceğini ve hakikatin yalnızca onun kıvrımla- rında saklı olduğunu görmüştür” (Boym, 2009: 59). Çünkü belleğin kıvrımları, katlarında bir hayat hikâyesi saklamakta, kimliğimizi, varlığımızı belirlemektedir (Göle, 2007: 23). Çünkü bellek bütünüyle bu kıvrımların kontrolündedir. “Hatırlama, bellekte kalan izin çok yönlü olarak saklanmasıdır” (Göle, 2007: 29). Yani “hatırlama eylemi sosyal ve etkileşimlidir; toplumsal olaylarca ortaya çıkar, toplumsal amaçlar tarafından istihdam edi- len kültürel ürünler ve hatırlatıcı sosyal ipuçları tarafından harekete geçirilir” (Schudson, 1993: 52). Bu bağlamda, geçmişle hesaplaşmanın ön şartı ve merkezi aracı olarak hatırlama, genellikle toplumsal bağ- lamda ele alınması gereken bir olgu olarak karşımıza çıkar (Sancar, 2014: 38). Belleği toplumsal bağlamda ele almak, aynı zamanda kişi- TOPLUMSAL BELLEK VE İKTİDAR İLİŞKİSİ BELLEK KAVRAMI, KAVRAMIN NİTELİKLERİ VE TARİHSEL GELİŞİMİ | 85 sel olarak olgularla belki de hiç karşılaşmamış, yalnızca kendisine an- latılanları hatırlayan ve hatırlatan belleğin geçmişten söz ederken ne denli nesnel olabileceği (Tunçel, 2017: 22) sorusuna da sabit ve kalıcı bir yanıt bulmak anlamına gelmektedir. İngiliz tarihçi Peter Burke’un bahsettiği gibi (akt. Schudson, 2007: 181), “Artık ne anılar ne de geçmişi anlatan kayıtlar nesnel kabul edi- liyor. Her ikisinde de seçimler, yorumlar ve çarpıtma toplumsal olarak koşullandırılmıştır.” Bellek her zaman ve her surette seçici olduğu için çarpıtmaktadır. Diğer bir deyişle, bir görme biçimi aynı zamanda bir görmeme biçimidir; bir hatırlama biçimi de aynı zamanda bir unutma biçimidir. “Bireysel unutma çoğunlukla iradesizdir, ancak kolektif unutuş genel- likle üstünde düşünülmüş ve maksatlıdır” (Lowenthal’dan akt. Türker, 2015: 261). Dolayısıyla “neyi unuturuz?” sorusunun yanıtı bizim tama- men yönetebildiğimiz bir süreç değil; yönlendirebildiğimiz bir süreç- tir. Bu bağlamda “toplumsal unutma, hatırlamanın yazdıklarını bir silme işlemidir ya da hatırlanmasını istendiği gibi yeniden yazmak- tır” (Özdem, 2007: 110). Toplumsal hatırlama ise tanımı gereği bir top- luluğun varlığını gerektirir, dolayısıyla doğası gereği kolektiftir. “Her ne kadar bellek ve hatırlamanın öznesi her zaman tek tek bireyler olsa da bu bireyler anılarını kurgulayan çerçeveye bağımlıdırlar” (Ass- mann, 2014: 53). Gerek bireysel gerekse toplumsal bellek düzlemin- de benimsenen bu kabule ilişkin olarak, bilinmesi gereken en önemli şey, merkeze konulan bu çerçevelerin, iktidar/güç ilişkisinin lehine bir öncelik yanılsaması oluşturmaya giden yolda üretilmiş, maksatlı bir hatırlama ve unutma sürecini referans aldığıdır. Bu sürecin odak noktasını ise farklı toplumların farklı ana fikirleri olabileceği olgusu oluşturmaktadır. Bu bağlamda, bir toplumun şe- matik anlatı kalıpları, diğer toplumlardan farklı “derin anılar” oluş- masına neden olabilir (Wertsch, 2015: 166). Çünkü toplumlar, belirli bir olayı anlamlandırmada genellikle büyük ölçüde herhangi bir top- lumsal grubun arzu, istek, plan ve koşullarına göre farklılık gösterebi- lirler. Diğer yandan, “iktidar”, toplumsal olarak uygulanmasını müm- kün kılan bir temele ihtiyaç duymaktadır. Bu temel hatırlama ve/veya unutmaya karşı bir bellek kültürü inşa etmekte ve iktidar seçkinlerini güçlendirmekte ve korumaktadır. 86 | 15 TEMMUZ DARBE GIRIŞIMI VE TOPLUMSAL BELLEĞIN HAFIZA MEKÂNLARI Bu açıdan bakıldığında hatırlamak, basit ve doğrusal bir eylem değil- dir (Erkol, 2014: 42). “Bu süreç bir değişimin (kinesis) ardından yeni bir değişim gerçekleştiğinde ortaya çıkar” (Ricoeur, 2012: 37). Marcu- se’nin ifade ettiği gibi (Assmann, 2015: 94); “Geçmişin hatırlanması tehlikeli fikirlerin ortaya çıkmasına neden olabilir ve yerleşmiş top- lum; belleğin yıkıcı içeriklerinden korkmaktadır... Hatırlama, bir an- lamda varolan gerçeklerden uzaklaştıran, bu gerçeklerin iktidarını kısa bir süre içinde kıran bir ‘aracılık’ biçimidir. Bellek geçmiş korkular gibi geçmiş umutların da yeniden hatırlanmasını sağlar.” Bu hatırla- ma, “unutma”ya karşı direnmeyi sevkederken; belleğimizde varolan izlekleri değiştirebilir. Bu anlamda, hatırlama, geçmişin yeniden an- lamlandırıldığı aktif bir süreçtir. Modern bellek çalışmalarının öncüsü sayılan Frederic Bartlett’in; “toplumsal yapının, her ayrıntılı hatırlamanın uyması gereken ve ha- tırlamanın hem şeklini hem de içeriğini güçlü bir şekilde etkileyen sü- rekli bir çerçeve oluşturduğu” savı (Wertsch, 2015: 151) aktif hatırlama süreçlerinin “anlamlandırma çabası” içerdiğini öne sürmekte ve top- lumsal yapının niteliği, bu noktada, hatırlama ve unutma sürecinin nasıl okunması gerektiğini ve bu sürecin hangi koşullar ve biçimlerde mümkün olabileceğini görmeyi sağlamaktadır. Bu kabulden hareket- le, insanın sadece temasta olduğu ve ortak belleğin çerçevesi içinde muhafaza ettiği şeyleri hatırladığını söylemek mümkündür. Nietzsche; “insan anısız yaşayabilir, ama unutmadan yaşamak im- kânsızdır” der (akt. Göle, 2007: 26). Çünkü aslında bellek bütünüyle unutma ediminin kontrolündedir (Draaisma, 2015: 10). Dolayısıyla unutmak da tıpkı hatırlamak gibi beşeri tabiatın ayrılmaz ögelerin- dendir. “Unutma insan belleğinin fizyo-psikolojik bir özelliği olmaktan ziyade, belli bir toplumsal duruma ait olumsuz bir niteleme olarak al- gılanabilir” (Ergur, 2006: 10). Peki, unutma, belleğin tam anlamıyla yokluğuysa, belleğimize nasıl girmiştir? diye sorulması muhtemeldir. Başka bir deyişle bir şeyin ol- mayışını nasıl depolayabiliriz? “Unutma, kayıtların silinmesi olarak değil, herhangi bir olaya/duruma yer verilmemesi, bunun toplumsal çerçevenin dışında kalması olarak tanımlanabilir” (Sancar, 2014: 53). Yukarıda Halbwachs’tan aktardıklarımızdan da anlaşılacağı üzere TOPLUMSAL BELLEK VE İKTİDAR İLİŞKİSİ BELLEK KAVRAMI, KAVRAMIN NİTELİKLERİ VE TARİHSEL GELİŞİMİ | 87 bir toplum, geçmişi sadece bağlantı kurduğu ilişki çerçevesinde an- lamlandıracak ve bu ilişki çerçevesinin dışında kalan her şeyi unuta- caktır. Bu anlayış ekseninde, hangi olayların çerçevenin dışında kalacağı noktasında ya toplumun genel tercihi belirleyici olmakta ya da tepe- den dayatma yolu yönlendirici olmaktadır. Sancar (2014: 53) bu du- rumu şu sözlerle açıklamaktadır: “Aslında her iki durumda da ‘unut- ma’dan çok, ‘bastırma’dan söz etmek daha doğru olur. ‘Bastırma’, bi- rinci durumda ‘kamusal suskunluk’, ikincisinde ise ‘resmi hatırlama yasağı’ olarak tezahür eder.” Çeşitli örnekler incelendiğinde, bastırma durumlarının meşrulaştırılması için kullanılan yöntemlerin tümden unutturma değil, başka türlü bir hatırlama politikasına dayandığı da görülmektedir. Susam (2015: 163), bu hatırlama politikasını şöyle açıklamaktadır: “Suskunluk, temsil edilmeyenin hali, hegemonya ve resmi ideoloji, ege- men söylem ile daha da katılaşan bir hal alarak sürekli devam eder. Adına konuşulan ve baskın ideolojinin diliyle temsil edilenlerin her geçen gün daha da suskunlaştıkları, daha da yok oldukları tehlikesi böylece artar…” Sancar (2014: 36-37), unutma konusunda “geçmişe kalın bir çizgi çek- me ve bunun için bir sıfır noktası belirleme politikası”ndan söz eder. “Sıfır noktası politikası, “ne olunduğu değil ne olunacağı” so- rusuna yönelir ve bu soruya verilecek yanıtların, kolektif kim- liğin unsurlarını gelecek tasarımları repertuarından tedarik etme çabası açısından önemi vardır. Sıfır noktası politikasına göre geçmiş, gelecek tasarımlarını gerçekleştirmenin önün- de bir engel olarak duran, dolayısıyla kurtulunması gereken bir yük olarak görülür. Bu nedenle de geçmişin hafızadan silinmesini hedefleyen “unutma”, daha doğrusu hatırlamayı engellemeye yönelik “bastırma” stratejileri geliştirilir. Bazı durumlarda da daha eski bir geçmişle bağlantı kurabilmek amacıyla yakın geçmişi aradan çıkarmayı öngören “unutma” ve “hatırlama” karışımı politikalar izlenir. İzlenen bu politika- lara göre yakın geçmiş için “unutma”, daha eski geçmiş içinse “hatırlama” çalışmalarına ağırlık verilir.” 88 | 15 TEMMUZ DARBE GIRIŞIMI VE TOPLUMSAL BELLEĞIN HAFIZA MEKÂNLARI Her toplumda farklı tarih tasavvurları, geçmişin neden hatırlanma- sı gerektiğine ilişkin farklı yaklaşımlar olması kaçınılmazdır. “Ancak son yıllarda gelişen hatırlama kültürü, daha önceki hatırlama biçim- lerinden bazı noktalarda köklü bir şekilde ayrılmaktadır. Eskiden geç- mişin ‘şanlı’ sayfalarının hatırlanması istenirken, şimdi geçmişteki kı- rılmalar da hatırlamanın konusunu oluşturmaktadır” (Sancar, 2014: 62). Bu bağlamda kimden yana unutmak, ne zaman ve nasıl hatırla- mak soruları (Susam, 2015: 58) içinde yaşadığımız çağın temel sorula- rıdır ve bu sorulardan kaçınılması imkânsızdır. Bu sorulara verilecek yanıtlar, bireysel belleğin önemini azaltmaya- cak, sadece hatırlama ve unutma sürecini yönlendiren dinamikleri görmemizi sağlayacaktır. Schudson’un “çarpıtma dinamikleri” teziyle formüle ettiği “araya giren zamanın hatırlayışı yeniden biçimlendir- diği” savı, temel olarak bu dinamikleri ele almaktadır. Çarpıtma dina- miklerine göre, aktarılabilirlik sayesinde bireysel ve toplumsal belle- ğin sürekli yeniden üretilmesi ve geçmişin çarpıtılarak hatırlatılması söz konusudur. Schudson (2007: 181), kolektif bellekte geçmişin çarpıtılarak hatırlatıl- masına ilişkin dört önemli ve ayırt edilebilir çarpıtma sürecinden söz etmektedir. Bu süreçler; “uzaklaştırma (geçmişin geri çekilmesi), araç- sallaştırma (geçmişin kullanılması), öyküleme (geçmişin ilginçleştiril- mesi) ve uzlaşımsallaştırma (geçmişin bilinebilir hale getirilmesi)” dır. Schudson’a göre (2007: 182-183); geçmişin geri çekilme süreci olan uzaklaştırmada, zamanın akışının belleği yeniden biçimlendirdiği vurgulanır. Buna göre, zamanın akışı belleği iki açıdan yeniden inşa etmektedir. Öncelikle, detaylar kaybolur ve anı daha belirsiz bir hale gelir. İkinci aşamada kültürden kültüre farklılık göstermekle birlikte zaman içinde olay üzerinde bir duygusal yoğunluk kaybı yaşanır. Bu iki durumun hatırlama-unutma diyalektiğinden yola çıkarak yaptığı detaylandırma, çarpıtarak hatırlamaya zemin hazırlamaktadır. Ona göre geride kalan olayların yıldönümü ve anma törenlerinin öneminin giderek artması bu kategoriye örnektir. Zira “kurumsallaşmış anılar” artık ideolojiyle eklemlendiği için iktidarın gözünde bir tehlike arz et- mez, yıldönümü gibi etkinliklerle hatırlanması bir sakınca taşımaz. Kolektif belleğin çarpıtma dinamiklerinden bir diğeri ise öyküleme TOPLUMSAL BELLEK VE İKTİDAR İLİŞKİSİ BELLEK KAVRAMI, KAVRAMIN NİTELİKLERİ VE TARİHSEL GELİŞİMİ | 89 yani geçmişin ilginçleştirilmesidir. Bu çarpıtma dinamiğinde, olayla- rın tıpkı öykülerde olduğu gibi giriş, gelişme, sonuç bölümleri vardır; olaylar hatırlanmak istendiği gibi yansıtılır, anlatılan olay basite in- dirgenir ve birtakım ögelerle ilgi çekici hale getirilir. “Olayın belli bir yorumunu nakletmek için geçmişin bir tür kültürel biçimle sarmalanması gerekmektedir. Öyküleme geç- mişte olan olayları aktarma değil, bunları süsleme ve ilginç hale getirme çabasıdır. Bir takım tarihi olayları konu edinen filmler veya kitaplar bu kategori içinde sayılabilir. Bu çerçeve- de geçmişle ilgili bir anlatı için bir başlangıç noktası seçmek konusunda yaratıcılar özgürdür. Schudson 1974 yılındaki Wa- tergate Skandalının anlatıldığı All the President’s Men (Baş- kanın Tüm Adamları) filmde ve Anne Frank’in Günlüğü adlı kitapta tarihin tek bir bakış açısı üzerinden yeniden inşa edil- diğini ve aynı zamanda gelecek kuşaklara da bu şekilde bir aktarım yapılmış olduğundan bahsetmektedir.” Bir anlamda geçmiş, öyküselleştirilirken kahramanlar ve onların kar- şıtlıkları ön plana çıkarılır. Bir diğer kategori, araçsallaştırma yani geçmişin kullanılması, günümüzde de ideolojik aygıt ve kurumla- rın belleği güncel çıkarları doğrultusunda biçimlendirmesine işaret eder. Schudson’un (2007: 184-187), birinci derece araçsallaştırmada güncel çıkar olarak ortaya koymaya çalıştığı şey, anıların, stratejik amacı desteklemek amacıyla hatırlanıp biçimlendirildiğidir. Schud- son’a göre güncel çıkarın temel bir diğer karakteristiği, stratejik değil de sembiyotik olabilir. Araçsallaştırmanın ikinci derecesi ise geçmi- şin çarpıtılması ve belli bir yorumun desteklenmesidir. Schudson bu konuda, özellikle John F. Kennedy’nin suikastından sonra, suikastla ilgili haber yapan gazetecilerin olay sırasında orada bulunmamaları- na rağmen hikâyeyi mitleştirdiklerini ve olayın merkezine kendilerini koyarak çarpıttıklarından söz eder. Schudson’un (2007: 195), ortaya attığı son çarpıtma dinamiği ise uzla- şımsallaştırma yani geçmişin bilinebilir hale getirilmesidir. Geçmişin bilinebilen tarafına işaret eden bu dinamikte, geçmiş düzenlenmiş, yapılmış ve inşa edilmiştir. “Bireyler ve toplum tarafından inşa edilen geçmiş en çok bili- 90 | 15 TEMMUZ DARBE GIRIŞIMI VE TOPLUMSAL BELLEĞIN HAFIZA MEKÂNLARI nen ve hatırlanandır. Geçmişe ait kaydedilen, arşivlenen bil- giler ve malzemeler kaydedilmeyenlere oranla bellekte daha çok yer etmektedir. Böylelikle hatırlama, belgelenen ve kayde- dilenler üzerinden gerçekleşmektedir. Anıtlaştırma, uzlaşım- sallaştırmaya örnek gösterilebilir. Zira bir şeyi bir abide ya da anıta dönüştürme geçmişi de dönüştürmektir.” Yılmaz (2014: 188-189) anıtların, daha büyük grupların hatırlama sü- recinin tetikleyicisi olarak inşa edildiğini ifade etmektedir. Bu bağ- lamda anıtlar bizim için, bir olay, olgu ya da insanı hatırlatmanın ifadesidir. Bu nedenle geçmişin fiziksel bir temsili olarak anıtların başlattığı bireysel hatırlatma sürecinin kolektif, tanımlı ve kontrollü olması gerekliliğini getirmektedir. Bu bağlamda birer bellek mekâ- nı olarak tasarlanan anıtlar, dönemin iktidar odaklarının göstereni olma işlevlerini taşımaktadır. Bellek mekânı tasarımlarının kendi içinde birbiriyle çelişen bu dönemleri, kendi bellek yelpazelerinin farklı dilimlerini oluşturmaktadır (Deniz, 2014: 72). Baumeister ve Hastings (1997: 277), kişilerin ve grupların belleklerini çarpıtarak geçmişi yeniden inşa etmesine yönelik olarak Schudson’un öne sürdüğü çarpıtma dinamiklerine benzer çarpıtma dinamikleri ta- nımlarlar. Toplumsal belleğin çarpıtma biçimlerinden ilki, seçici unutma, geç- mişteki olaylar arasından hoş görülmeyenlerin seçilerek unutulma- sıdır. Uydurma, geçmişe ait bazı olayların inkârı ve bunlara ilişkin daha mantıklı açıklamalar getirme çabasıdır. Mübalağa ve süsleme geçmişe ilişkin sahte bir grup belleği oluşturmaktan daha kolay bir çarpıtma biçimidir. İlişkilendirmeye karşı ayırma yöntemi toplumsal belleğin çarpıtılma- sındaki bir başka yoldur: Gerçekte olaylar genellikle birbiriyle ilgilidir ve birden fazla nedene sahiptir. Bir olay hakkında bir tek sebep üzeri- ne gidip diğerlerini yok sayarak da olayın genel çerçevesi ve bağlamı yok edilebilir. Olayların nedenleri ve gerçekleştirildikleri bağlamdan koparıldığında olay hakkındaki gerçeklik ve bunun bellekte yer etme biçimi de değişir. Bağlamsal çerçeveleme olarak belirtilen bir başka çarpıtma dinamiği de yine yaşanan olayların oluşmasındaki kar- maşık sebepler ağı içerisinden belli nedensel bağların seçilip vurgu- TOPLUMSAL BELLEK VE İKTİDAR İLİŞKİSİ BELLEK KAVRAMI, KAVRAMIN NİTELİKLERİ VE TARİHSEL GELİŞİMİ | 91 lanmasıyla, belleğin grubun kendi imgesine hizmet edecek şekilde çarpıtılmasıdır. Diğer çarpıtma yöntemi de düşmanı suçlamak veya koşulları suçlamak şeklinde olabilmektedir; böylece kişiler yaşanmış herhangi bir olayda kendisinin ya da çevresindekilerin suçunu ya da sorumluluğunu hafifletebileceklerdir. Tüm bu anlatımlardan da görüldüğü üzere, söz konusu çarpıtma di- namikleri, genel olarak iktidar tarafından yapılan yönlendirmelerin altında yatan sınırlılıkların çok ötesinde, ancak tam da onlara kanıt zemini oluşturacak şekildeki yapılanması ve söylem çizgisiyle gün- lük hayatın gereksinimleri doğrultusunda belleğin bilinçli bir şekilde çarpıtılmasını ortaya koymaktadır. Dolayısıyla, yukarıda anlatmaya çalıştığımız gibi çarpıtma dinamiklerinin okumasıyla ortaya konulan hatırlama ve unutma sınırlılıklarının bireysel ve toplumsal bellekteki göndermesi, bilinçli politik bir çarpıtma sürecinin anlaşılması için bir giriş olarak kabul edilmelidir. Bu bağlamda, bir sonraki başlık altında yapılması planlanan şey, bel- lek üzerindeki söz konusu kurgusal gerçekliğin altını kazımak, bu “kurgusal gerçekliğin” düşünsel önemi ve temellerine vurgu yapmak- tır. Peki, bu kurgunun yanında duran, bellek kavrayışının, siyasi sı- nırları nasıldır? Başka bir deyişle, bireysel ve kolektif bellek ayrımının kimin gereksinimlerine hizmet ettiği sorusuna verilecek yanıtların, belleğin çarpıtılmasının sebepleri veya sonuçlarını ortaya koyması açısından önemi vardır. Çünkü çarpıtma dinamikleri, neyin hatırla- nıp neyin unutulacağı sorusunun altında yatan temel varsayımın na- sıl okunması gerektiğini ve bu dinamiklere dair beklentilerinin hangi koşullar ve biçimlerde gerçek anlamda mümkün olabileceğini görme- mizi sağlayacaktır. Dünyada ve Türkiye’de “İktidar”ın Toplumsal Bellek Tasavvuru Toplumsal bellek çalışmalarında iktidarın önemi, akademik olarak kapsamlı, uzun soluklu tartışmalar ve ayrışmalara konu olmuş; bi- reylerin düşünce ve kanaatleri üzerinde etkili olan toplumsal bellek karşısında, pek çok bilim insanı belleğin politikayla yüklü doğasını aydınlatmak için farklı sorular sormuştur. Kimi kuramcılar, toplum- sal belleği egemen gücün varoluşu ve devamlılığını sağlama yolunda siyasal bir araç olarak değerlendirirken; kimi toplumsal belleğe mü- 92 | 15 TEMMUZ DARBE GIRIŞIMI VE TOPLUMSAL BELLEĞIN HAFIZA MEKÂNLARI dahaleyi, demokratik siyasal yaşamın gereği olarak görerek olumla- mıştır. “Yirminci yüzyıl toplumsal bellek çalışmalarında, iki ana yak- laşım gözlenmektedir. Barry Scwartz tarafından geliştiren ilk modelde, hafıza çalışmalarında ve bu çalışmaları temsil eden geçmiş algısında iki yaklaşım belirlenir: şimdiki ve muhafa- zakâr yaklaşım. Yaklaşımlardan en çok kabul göreni, toplum- sal belleği şimdinin ihtiyaçları doğrultusunda şekillendirilen bir sosyal inşa olarak gören inşacı (presentist) yaklaşımdır. Motto’su şimdiyi geçmiş içine yerleştirmektir (putting the present into the past). İkinci yaklaşım, geçmişi algılayışımız- daki devamlılıklar ve bu algıların sosyal değişim sürecindeki süreklilikleriyle ilgilenir. Burada geçmişi günümüze getirmek (bringing the past into the present) esastır. Geçmişin güncel algılarımızı şekillendirdiği ve şimdiye bakışımızı belirlediği varsayılır. Dolayısıyla şimdi içinden retrospektif olarak ha- fızanın yeniden yapılandırıldığı ve güncellendiği fikri kabul görmez. Bu yaklaşım muhafazakâr yaklaşım olarak adlandı- rılmaktadır” (Başaran İnce, 2010: 29). Shils, Mead, Halbwachs, Nora gibi inşacı ve muhafazakâr yaklaşımın önemli oranda yararlandığı isimler, temelde geçmişin nasıl üretildiği ve günlük hayat pratikleri yoluyla geçmişe ait olduğu halde belleğin nasıl bugüne hizmet ettiğiyle ilgilenirken; kimi de hatırlama ve unut- ma sürecinin nasıl işlediği ve bu sürecin yönetiminin, toplumların üretim ve dönüşümüne nüfuz edişini incelemişlerdir. Kolektif hafıza çalışmalarının önemli isimleri, egemen ideoloji tarafından ötekileşti- rilen kimliklerin toplumsal bellek üzerinde dolaylı ya da zayıf etkiye sahip olduğu iddiasında bulunurken; geçmişin temsil edilme şeklinin biçimlendirilmesinde iktidarın doğrudan ve güçlü etki savını kanıt- lamaya yönelmiştir. Sonuçta, gerek Halbwachs’ın belleğin toplumsal çerçevesi üzerine söyledikleri, gerek Assmann’ın kültürel bellek algı- sının içeriği, gerekse de Nora’nın hafıza mekânları kavramı bu etki gücünün geçmişten gelen kültürel bilgi içeriği ve aktarımına göre belirlendiğini öne sürerken, “seçici unutma”, “kullanılabilir geçmiş” benzeri kavramlaştırmalarla, etkide iktidarın seçimlerinin önemine vurgu yapar. TOPLUMSAL BELLEK VE İKTİDAR İLİŞKİSİ BELLEK KAVRAMI, KAVRAMIN NİTELİKLERİ VE TARİHSEL GELİŞİMİ | 93 Foucault, iktidar mekanizmasını, “bireylerin tohumuna kadar ulaştı- ğı, bedenlerine eriştiği, hal ve tavırlarına, söylemlerine, öğrenimlerine, gündelik yaşamlarına sindiği kılcal var olma biçimi” olarak açıklamış- tır. Foucault (2014: 20-21), “iktidarın bir güç ilişkileri çokluğu olduğu- nu, dolayısıyla evrensel, kendiliğinden var olan, sahip olunabilen ve uygulanmayı bekleyen bir şey değil,” bir ilişki, bir eylem biçimi oldu- ğunu ileri sürer. Dolayısıyla, “yaşamların dokusuna, öznenin zihnine ve hareketine sirayet eden, uygulanışına katılan herkesi biçimlendiren bir kurumdur.” Foucault (2012: 48), “İktidarın siyasi ağına gömülmüş yaşıyoruz” der. Ona göre iktidar, güncel amaç ve menfaatlerinin belirli yönlerine özgü bir dizi bellek ağı yaratmak isteyebilir. O, “iktidarın yalnızca baskı uygulamaktan -bastırmak, engel çıkarmak, cezalandırmak- ibaret ol- madığına dikkat çeker ve iktidarı arzuyu yaratarak, zevki kışkırtarak, bilgiyi üreterek bundan daha derine nüfuz ettiği konusundaki dina- miklere yoğunlaşmaktadır.” Dolayısıyla; “İktidar sansür uygulamakla, yasaklamakla kendini sınırlan- dırıyorsa eğer onu sevmek nasıl mümkün olabilir? Ama ikti- darı güçlü kılan şey, temel işleyişinin olumsuz düzlemde ol- mamasıdır: İktidarın olumlu etkileri vardır, bilgi üretir, zevk yaratır. İktidar sevimlidir. Eğer yalnızca baskıcı olsaydı ya ya- sağın içselleştirilmesini ya da öznenin mazoşizmini (sonuç- ta ikisi de aynı şeydir) kabul etmemiz gerekirdi. Bu noktada özne iktidara dâhil olur” (Foucault, 2012: 74). Bu bağlamda, iktidarın ne olduğu ile değil, nasıl olduğu ile ilgilenen Foucault’ya göre, iktidar yeni bilgi nesneleri ve bilgi edinme sistem- leri yaratır. Bu noktada, günlük sosyal ilişkilere, cinselliğe, akrabalık ilişkilerine, kullanılan teknolojiye, ritüellere bakmakta yarar vardır. Çünkü bu fırsat ve kanallar, iktidarın, grupların kolektif belleğini kur- ma noktasına hizmet eden yapısını oluşturmaktadır. Ancak o zaman, iktidarın bir programlama, bir teknik, bir strateji olduğunu anlayabi- liriz (Hekimoğlu Örs, 2016: 36). Yukarıda aktarılanlardan hareketle, hatırlama ve unutma süreci, ik- tidar ve kolektif bellek arasındaki stratejik ittifakı sağlayan bir tür perdedir. Bu perdenin daha anlamlı biçimde yorumlanabilmesinde, 94 | 15 TEMMUZ DARBE GIRIŞIMI VE TOPLUMSAL BELLEĞIN HAFIZA MEKÂNLARI Milan Kundera’nın (1988) Mirek’ten aktarımı faydalı olacaktır: “İn- sanlığın iktidara karşı mücadelesi, anıların unutuşa karşı olan savaşı- dır.” Yani “insanın iktidara karşı mücadelesi, belleğin unutmaya karşı mücadelesidir.” Dolayısıyla neyin hatırlanacağı ve neyin unutulacağı sorusu tam bu noktada belleğin politizasyonunu işaret etmektedir. Bu durum siyasiliği belleğe içkin kılmaktadır (Yelsalı Parmaksız, 2012: 34). Bir toplumun hatırladıkları sürekli temas içinde olduğu bir geçmiştir. Bu geçmiş de iktidarlar ve siyasi ilişkilerle doğrudan ilintilidir. Yani sonraki yıllarda, gerilimlerin ve çakışmaların söz konusu olduğu sü- reçler mevcut otoriteye bağlı olarak yeniden belli bir perspektiften hatırlanır hale gelebilir. Çünkü yukarıda işaret edilen tüm bağlamla- rın, toplumsal belleğin yapılandırılmasının ve yeniden inşasının asıl olarak iktidar ve gücü elinde bulunduranların politik tercihlerine göre oluşturulduğu ve bu tercihlerden bağımsız olarak ele alınamayacağı- na gönderme yaptığı açıktır. Toplumsal belleğin sürekli yeniden yaratılıyor oluşu, tarihi yaşayan belleklerin ölülerle oynadığı bir oyuna, toplumsal belleği ise ister iste- mez siyasal iktidarın müdahale alanına dönüştürür. Nitekim Arendt, totalitarizmin kaynağında yetersiz belleği bulur. Toplumsal belleğin geçmişi birebir deneyimlemiş bireysel hafızalara dayanmayışı toplu- mun belleğini kurgulayan siyasal iktidarların güçlenmesine neden olmuştur. Bu yapı, çeşitli sosyal gruplar tarafından farklı yorumlana- bilen, çoklu okumaya açık bir mesele olduğundan (Aykan, 2012: 311), geçmişte gerçekten ne olduğunu anlatma özü itibarıyla politik bir ey- lemdir. Çünkü geçmişteki olayları değiştiremeyiz ancak şimdiki za- manda bu olaylara müdahale edebiliriz. “Bu açıdan hatırda tutulanlar resmi tarihi ya da iktidar söy- lemini oluştururken, söz konusu söylemin neleri unutmak ya da unutturmak istediği, tam da iktidarın kendisini egemenlik tahtından indirmeyi hedefleyen muhalif söylemi verir. Tarihi okumanın belki de en büyük nimeti unutulanları ya da unut- turulmak istenenleri görebilmeyi sağlamasıdır. Hatta belki de unutulanlar bellekte saklananlardan çok daha önemlidir, çünkü bellekte saklananlar ideolojinin bir oyunu, unutulan- TOPLUMSAL BELLEK VE İKTİDAR İLİŞKİSİ BELLEK KAVRAMI, KAVRAMIN NİTELİKLERİ VE TARİHSEL GELİŞİMİ | 95 lar ise tarihin yenen ve yenilenin bulunduğu ideolojik bir oyun sahası olduğunun kanıtlarıdır” (Tunçel, 2017: 25). Bu bağlamda, hatırlananlar ve unutulanların “nasıl” hatırlanıp, unu- tulduklarına bakarak da belleği siyasi bir kurgu olarak görmek müm- kündür (Yelsalı Parmaksız, 2012: 34). Bir anlamda bu kurgulamada, kurgulayan ve kurgulanan bu kurgunun inşa sürecinin bir parçasıdır ve bu inşa süreçleri tamamlanmış değildir. Yani, şimdiki zamanın ko- şullarına göre değişir ve dönüşür. Bu bağlamda, kültürel, toplumsal ve siyasal ilişkiler aracılığıyla şekillenen belleğin, bir mücadele ala- nı olarak yeniden üretim sürecini beraberinde getiren politik niteliği, yüzleşmeyi de gerektirdiğinden anıların seçiciliğinden bahsetmek toplumsal bellek tartışmasını tamamlamak açısından gerekli gözük- mektedir: “Bu değişikler şimdiki zamanın seçme ve elemesine tabidir. Bu seçme ve eleme işlemi basit, gelişigüzel ve doğal bir çerçeveleme sü- reci özelliği taşımaz. Şimdiki zamanın gerekleri ve geleceğe yöneltilmiş hedefler, unutmalar kadar hatırlamalarımızda da söz sahibidir” (Su- sam, 2015: 100). Belleğin siyasi bir mücadele alanı olarak ortaya çıkışı, belleğin top- lumsal yoldan kuruluşuna bağlıdır. Toplumun ortak meseleleri çerçe- vesinde oluşan toplumsal bellek taşıdığı siyasi ve ideolojik yönüyle de aynı zamanda ortak bir hatırlama, gerektiğinde unutma sürecini de içerir ve çoğunlukla da acı olaylar üzerine yoğunlaşılır. Bu yoğunlaş- ma kendiliğinden oluşmayan bir mücadele sürecidir. Olaylar, aktörler, mağdurlar, siyasi gruplar mücadelenin ve sürecin etkili parçaları ola- rak nesilden nesle geçerler. Gelecek nesillere aktarımda hangi kültürel unsurların ne ölçüde seçileceği, bu unsurların hangi görünümde ha- tırlanacağı, kimler tarafından sahiplenileceği ve nasıl yönetileceğini belirlemek belleğin taşıdığı siyasal potansiyeline işaret etmektedir. Çarpıcı tarihi olaylar, genellikle aynı derecede çarpıcı siyasi olayların öncüsüdür (Wertsch, 2015: 147). Bu gibi olayların toplumsal belleğin kalıcı bir parçası haline gelmesi için üzerlerinde yeniden düşünülme- si, yeniden yorumlanması, hatta bazen unutulmaları gerekir. Çünkü kültürel değişimlerden tarihe geçiş bir anda olmaz. Kolektif bir anı- nın yüzyıllar içinde oluşan makrokozmosu, bir olayı izleyen ilk gün- ler, haftalar ve aylarda başlayarak, çok daha küçük ölçekte gerçekleşir 96 | 15 TEMMUZ DARBE GIRIŞIMI VE TOPLUMSAL BELLEĞIN HAFIZA MEKÂNLARI (Pennebaker ve Gonzales, 2015: 218). Bu süreçte geçmişe ait olaylar yeniden inşa edilerek aktarılır, tarihe ve siyasete bakış açıları değişir, yeni boyutlar kazanır, hatta siyasi yaşamı yönlendirmek mümkün- dür (Doyuran, 2018: 56). “Buna göre bellek, her zaman diğer bireyler- le, siyasal düzlemle ve başka gruplarla ilişki içindedir” (Sancar, 2014: 42). Toplumsal bellek grubun üyeleri tarafından eylem dünyasına taşındığı ölçüde süreklilik kazanır. Ancak toplumsal belleği eylem dünyasına taşıma işi grubun belleğini toplumsal iktidarın verili pra- tikleriyle karşı karşıya getirir. Özellikle ulus-devletin kurulması süre- cinde egemen kültürün oluşturulması beraberinde tarihe ilişkin yeni bir yorumu da sürüklerken, bu yeni tarih yorumunun kabul görmesi de toplumsal belleği kurgulama yoluyla sağlanır. Böylece grup bel- leği “toplumsal bellek” tarafından onaylandığı ölçüde meşrulaşır ve sürekliliğini korurken, onaylanmayan bellek içeriği unutulmaya terk edilir ya da unutturulmak üzere baskılanır (Tunçel, 2017: 21). Bu bağlamda gruplar, hatırlamak için belli başlı hatırlama figürleri- ni seçerler ve diğerlerini temsilden azade kılarlar. Seçilenler ideal du- rumda kuşaktan kuşağa aktarılarak toplumsal gerçekliği oluşturur. Böylece toplumsal açıdan kabul gören gerçekliğin peşindeki bireysel bellekler ideolojik olarak kurgulanmış geçmiş dışında kalarak unu- tulanların tarihini okumayı reddetmek üzere programlanır (Tunçel, 2017: 23). Schudson’a göre (2007: 182) toplumsal belleğin seçiciliğinde egemen erkin büyük etkisi bulunmaktadır ve tarihte sıkça görüldüğü gibi ik- tidarlar değiştiğinde, bir öncekinin varlığını ortadan kaldırmak için ilk saldırı heykellere, yer isimlerine ve anıtlara yapılmaktadır. Dola- yısıyla, geçmişle ilişki konusundaki tercihin oluşmasında siyasal güç dengelerinin belirleyici etkisi vardır. Şayet bir toplumda geçmişle he- saplaşmaya yönelik irade ağırlık kazanmışsa, hangi yöntem ve tek- niklerin ne ölçüde devreye sokulacağı da toplumdaki güç dengelerine göre şekillenir (Sancar, 2014: 31). Dolayısıyla bu yaklaşım biçimi bağ- lamında bu güç dengesi bizi, hatırlama ve unutma kültürünün siyasal iradeyle bağlantılı olduğu iddiasına götürmektedir. Sancar’ın da belirttiği gibi toplumsal bellek ve geçmişle ilişki, her za- man siyasal mücadelelerin ilgi alanını oluşturmaktadır. Bu nedenle, TOPLUMSAL BELLEK VE İKTİDAR İLİŞKİSİ BELLEK KAVRAMI, KAVRAMIN NİTELİKLERİ VE TARİHSEL GELİŞİMİ | 97 toplumsal şartlar ve siyasal güç dengeleri, toplumsal belleğin kuru- lum ve kullanım şeklinin ve geçmiş politikalarının niteliğinin belir- lenmesinde her zaman büyük rol oynamaktadır. Toplumdaki siyasi mücadeleler ve bu mücadelelere, devlet veya hükümet müdahaleleri, siyasi gruplar ve bu siyasi grupların karşılıklı çatışmalarıyla, devlet ve grup arasındaki çatışmalarla meydana gelen acı olaylar toplumsal belleğin siyasi ve ideolojik kanadını oluşturmaktadır (Doyuran, 2018: 59). “Güncel politik projeler için yeniden yapılandırılan geçmiş, unutturulabilir veya hatırlatılabilir bir kurgu işlevi görür; bu nedenle de onu oluşturan kültürel ürünler ayrı bir önem ka- zanır. Özellikle eğitim ve arşiv sistemi, müzecilik gibi geçmiş kurgusunu doğrudan ilgilendiren alanlar, hafıza yönetmek, memoria yaratmak arzusundaki politik projeler için vazgeçil- mezdir” (Başaran İnce, 2010: 9). Özellikle müzeler ve arşivler bazı belgeleri koleksiyonlarına katarak, bazılarını da dışarıda bırakarak nelerin korunup hatırlanacağını ve nelerin unutulacağını belirlemektedirler. “Bellek muhafızları rolü ile arşiv ve müzeler, siyasal sistemleri, sosyal düzenleri, kimlikleri ve genel anlamda dünya hakkındaki bilgi ve algımızı yapılandırma, koruma, yasallaştırma, onaylama süreçlerinde etkin olmuştur.” Sundukları belgeler ve objeler aracılığıyla geçmişimizi hatırlamamızı ve anlama- mızı sağlarlar (Levi, 2014: 131). “Toplumların kendi geçmişlerini sim- gesel araçlar yardımıyla günün ihtiyaçlarına göre yeniden oluşturma şekil ve tarzları” (Sancar, 2014: 39) iktidarın, bir başka deyişle egemen olanın belleğe olan müdahalesi çerçevesinde gücünü beslemektedir. Çünkü toplumsal bellek iktidar mekanizması açısından siyasal, eko- nomik, kültürel ve askeri boyuttaki denge ve dengesizliklerin önemli bir parçasıdır. Tarihin büyük anlatısı iktidar olanın, egemen olanın bakış açısıyla şe- killenir. Dolayısıyla da bellek, iktidarın belirleyici olduğu söylemlerle kurulur ve yeniden üretilir (Susam, 2015: 100). Tarihsel olaylar, kitle- sel hareketler, eylem ve direnişlerin nasıl hatırlandığı, iktidarın dene- timinde olduğu sürece sistem zarar görmez (Sönmez, 2015: 54). Resmi tarih anlayışı da tamamen bu durumla ilintilidir. Çünkü ulus-devlet- 98 | 15 TEMMUZ DARBE GIRIŞIMI VE TOPLUMSAL BELLEĞIN HAFIZA MEKÂNLARI lerin oluşum süreçleri içinde, yeni yaratılan toplum için yararlı gö- rülen her şey tek yanlı ve zaman zaman da baskılayıcı ve dayatmacı yöntemlerle o toplumun geçmişi olarak kurgulanmıştır (Susam, 2015: 113). Ulus devletin kuruluş aşaması o ülkenin sınırları içindeki gruplar- dan bazılarının varlığının belleklerden silinmesine ve genel irade- nin tarihinin yeniden yazılabilmesine bağlıdır. Böylece uluslar ken- di belleklerinin açımlanmasını ve korunmasını sağlayacak araçları yaratan bir tasarım olarak kurulur (Nora’dan akt. Tunçel, 2017: 24). Bu tasarım, ideolojik aygıtlar aracılığıyla toplumun üyelerinin kendi hikâyelerinin yerine giderek bir kurguya dönüşen toplumsal belleğin geçirilmesini hedefler. Toplumsal bellek ve iktidar arasındaki politik bağı anlamak için ortak geçmiş algısının ulus ve ulusal kimlik oluşumu süreçlerindeki vazge- çilmez rolüne bakmak yeterlidir. Özellikle 1980’lerden sonra, ulusal kimliğin politik bir icat olduğuna dair tartışmalar sosyal bilimler lite- ratüründe önemli bir yer tutmaya başlamıştır (Aykan, 2012: 313). Bil- gin (2007: 218), toplumsal belleğin inşasında grup dinamiklerinin ve ulusal kimliğin ilişkisini şöyle vurgulamaktadır: “Kimlik inşasının gruplar düzeyindeki temel süreçlerinden birini toplumsal bellek oluşturmaktadır. Genelde tüm grup- lar, grup kimliğinin inşasında ortak bir geçmişin vurgulan- ması ve bunun belirli bir tarzda kurgulanması yoluna gitmek- tedirler. Bu, esas itibarıyla ulusal kimliğin gereklerine uygun bir geçmiş icat etme, bir toplumsal bellek yaratma, bir tarih yazma etkinliğidir.” “Ulusal kimliğin gereklerine uygun bir geçmiş icat etme” (Bilgin, 2007: 32), iktidar tarafından, devlet eliyle uygulanan bilinçli unutturma, bazı olayların yok sayılması ve bazılarının öne çıkarılıp bazılarının geri plana itilmesi, hatırlamanın bu şekilde organize edilmesi “bellek kurgusu” olarak ifade edilmektedir (Sönmez, 2015: 57). “Bugünden geçmişe bakış belirli anlatılar oluşturmakta ve yeni bir toplumsal hafıza inşa etmeyi arzulamaktadır. Res- mi tarih de böyle bir inşaya konu olmaktadır. Her resmi tarih TOPLUMSAL BELLEK VE İKTİDAR İLİŞKİSİ BELLEK KAVRAMI, KAVRAMIN NİTELİKLERİ VE TARİHSEL GELİŞİMİ | 99 kendi anlatısını ve bu anlatının muhatabı olarak şekillenecek toplumsal hafızayı inşa etme çabasındadır. Esasında resmi tarihin varlık gayesi budur” (Karaarslan, 2014: 116-117). Sancar’ın (2014: 18) belirttiği gibi ulusal kimliğin ve belleğin inşası sü- recinde “tarih bilimi”nden çok yönlü bir şekilde yararlanılmakta; okul ders kitapları buna göre düzenlenmekte, “resmi tarih tezleri”ni işleyip yayacak devlet kurumları oluşturulmaktadır: “Bu kurumlar aracılığıyla yeniden inşa sürecine maruz kalan bellek, özellikle ulusal kimliğin inşasında vazgeçilmez bir po- litik araçtır. Bireyler gibi toplumlar da herhangi bir suçluluk veya utanç duygusu yaşamadan gururla bakabilecekleri, yani öz değer duygularını şüpheye düşürmeyecek, aksine pekişti- recek dönemleri hatırlamayı tercih ederler. Tıpkı bireyler gibi toplumlar da kendilerine ilişkin algılarıyla tarihsel olgular arasında bir uyumsuzluk olduğunda, öz algılarını sorgula- mak yerine, hafızayı manipüle etmek suretiyle geçmiş ile bu- günü birbirlerine yakınlaştırmaya, ikisini uyumlaştırmaya; daha açıkçası geçmişi bugünün ihtiyaçlarına uydurmaya ça- lışırlar. Böylece öz algılarını teyit etmiş olurlar.” Sancar (2014: 18); “Geçmişle Yüzleşme Bir Adalet ve Özgürleşme Soru- nu” başlıklı makalesinde ulus devletlerin geçmişle ilişkilerinin yakın zamanlara kadar “ulusal kimliğin inşası açısından gerekli görülen tarihsel olayların tek yanlı ve çoğu zaman dayatmacı yöntemlerle” iş- lendiğini vurgular. Bunun için de esas olarak geçmişteki kahraman- lık efsanelerini referans aldıklarını; geçmişleri “normal”den çok daha karmaşık olan ülkelerde ise kahramanlık efsanelerinin yanına “kur- ban/mağdur mitosları”nın eklendiğini ve böylece “ulusal kimliği te- miz tutmanın” amaçlandığını belirtir. Anlaşılacağı üzere bu amaç, önemli bir politik tavrın tezahürüdür. İktidar ve gücü elinde bulunduranların toplumsal belleğine, sosyal ve kültürel kabullerine önemli bir göndermeye işaret etmektedir. “Or- tak belleğin toplumları idare etme amacında olanlar için verimli bir politik zemin olması onu her türlü yorum ve yönlendirmeye daha açık kılar. Çünkü bu amacı taşıyanlar bilirler ki geçmişi kontrol edenler bu- günün ve geleceğin sosyal ve politik olaylarını yönetme imkânını elde ederler” (Yılmaz, 2014: 189). 100 | 15 TEMMUZ DARBE GIRIŞIMI VE TOPLUMSAL BELLEĞIN HAFIZA MEKÂNLARI Peki, “Yönetme gücünü elinde bulunduranlar, toplumların bellekleri- ni nasıl kontrol ederler?” Bunun yanıtı, belleğin toplumsal çerçevesi- ni oluşturan toplumsal hatırlama ve toplumsal unutma geleneğinde aranmalıdır. Çünkü içinde büyüdüğümüz toplum ve kültür, bireysel ve toplumsal belleğin biçimlenmesine ne şekilde katkıda bulunmak- tadır sorusu bireysel ve toplumsal anıların oluşturulması ve korun- masında kritik öneme sahipse de bu anıların farklı gruplarda farklı şekillerde oluşup oluşmadığına ilişkin yönüyle de belleğin hatırlayışı- nın ve unutuşunun toplumsal boyutlarına gönderme yapar. Edward Casey bu birlikteliğe ilişkin şöyle demektedir: “Birlikte hatır- layabilmesi için beraber unutması gerekir. Bir savaşı anmak aynı za- manda onun pek çok korkunç yönünü, konuşulamayacak tahribini ve hayal bile edilemeyecek ıstırabını hatırlamamak anlamına gelir” (akt. Yılmaz, 2014: 189). Bireylerin aktarımıyla toplumsallaşan “[…] geçmiş, insan bilincinin sürekli bir boyutu ve insan toplumunun kurumla- rı, değerleri ve diğer kalıplarının kaçınılmaz bileşeni” haline gelerek (Hobsbawm, 1999: 15) toplumun kurucusu olurken, bu yoldan birey- lerin kimliklerine eklemlenir (Tunçel, 2017: 22). Bunun sonucunda bir ülkede geçmiş nasıl tasavvur ediliyorsa o şekilde hatırlanır, anlatılır, öğretilir ve nesilden nesle aktarılır (Sönmez, 2015: 54). Kısacası, geçmişin bugünü yaratması tek taraflı bir süreç değildir; bugün de geçmişi yorumlar. Tarihin bir yorum olduğu görüşünü ileri süren Walter Benjamin’e göre “Geçmişi tarihsel olarak kurmak”, “onu gerçekten olmuş olduğu gibi tanımak değil, tehlike anında birden par- layıveren anıyı ele geçirmektir” (Akt. Tunçel, 201: 23). Bu görüşe destek veren Connerton da (2014: 29), toplumların bellekleri üzerinde bilinç- li yönlendirmeden bahsederken bunu “tarihi yeniden kurma pratiği” olarak adlandırır. Tarihi yeniden kurma pratiği, toplumsal grupların belleğinin biçim- lenişine önemli katkılar sağlayabilir. Belleğin biçimlendirilmesinde Connerton’un verdiği en uç örnek devletin yurttaşlarının belleklerini sistemli biçimde silmesidir. Sistemli unutturma yöntemi totaliter re- jimlerin vatandaşlarını tutsaklaştırmak için yaptığı bir uygulamadır. Doyuran (2018: 62) demokratik yönetimlerde, farklı siyasi ve ideolojik grupların, ağırlıklı olarak geçmişi kendi siyasi eğilimlerine göre tekrar TOPLUMSAL BELLEK VE İKTİDAR İLİŞKİSİ BELLEK KAVRAMI, KAVRAMIN NİTELİKLERİ VE TARİHSEL GELİŞİMİ | 101 inşa ederek sunmalarını normal olarak görür. Çünkü ona göre, top- lumsal bellek oluşturma, hatırlama ve hatırlatma da belli siyasi ve ide- olojik hedefler doğrultusunda gerçekleşmektedir. Burada, güç-iktidar ilişkileri de gizlidir. İşte bu noktada, “gizliliğin genel ekonomisini yöneten iktidarın biz- zat doğasıdır. Diğer bütün iktidarları elinde bulundurup belirleyen bir merkezi iktidar odağına sahip olmayan hiçbir anı yoktur” (Nora, 2006: 130). Assmann (2001: 78) bu durumu, “iktidar hatırlama için güçlü bir uyarıcıdır” sözleriyle ifade eder. “İktidar ve bellek arasın- daki ittifak” ve “iktidar ve unutma arasındaki ittifak” olarak yaptığı değerlendirmede, iktidarın sadece geçmiş anıları yönlendirme, yeni- den inşa sürecinde ve hatırlanmasında değil geleceğe yönelik belle- ği şekillendirmede de aktif olduğunu vurgular. Çünkü iktidar “ken- disine geriye yönelik meşruluk ve ileriye yönelik ebedilik kazandırır” (Assmann, 2015: 79). Yani geçmiş üzerinde bir egemenlik kuran hü- kümdarlar aynı zamanda gelecekte hatırlanmak “istediklerinden, kendilerini unutturmayacak işler yapar, bu eylemlerinin anlatılması, anıtlarda sonsuzlaşması ya da arşivlenmesi” yönünde çabalarlar. An- cak hükümranın geçmişi ve geleceği zapt etmek (Assmann, 2015: 126) için geliştirdiği hafıza siyasetinin ürünleri, iktidar el değiştirdiğinde farklı kullanımlara, ihmale, gözden kaçırılmaya, yok edilmeye vs. uğ- rayabilmektedir (Deniz, 2014: 25). Sonuç olarak Assmann’a göre (2015: 79) “Hükümdarlar sadece geçmişi değil, aynı zamanda geleceği gasp ederler, hatırlanmak isterler, kendilerini unutturmayacak işler yapar- lar, bu eylemlerinin anlatılması, müziksel olarak işlenmesi, anıtlarda sonsuzlaşması ya da en azından arşivlenmesi için çaba gösterirler.” Sönmez (2015: 56), unutturmaya yönelik baskıya ilişkin olarak Penne- baker ve Banasik’in “sessiz olaylar” kavramını ele almaktadır. Penne- baker ve Banasik toplumsal bellekteki “sessiz olayları”, insanların bü- yük, etkisi yaygın, çalkantılı ve karışık olaylar hakkında aktif olarak konuşmaktan kaçınması olarak değerlendirmekte, böylece hatırlama ve unutma arasına net sınırlar koymaktadır. Sessiz olaylar, belleğin içerdiği tarafsız olaylardan ziyade geçmişte yaşanmış negatif olayla- rın unutturulma ve bastırılma çabası olarak değerlendirildiğinde, bu- günün eleştirisine girişerek geleceğin potansiyeline işaret eden top- lumsal belleği manipüle eden, bastırılmış karşı-hafızaların yeniden 102 | 15 TEMMUZ DARBE GIRIŞIMI VE TOPLUMSAL BELLEĞIN HAFIZA MEKÂNLARI dirilişidir. Toplumun ortak meseleleri çerçevesinde oluşan toplumsal bellek taşıdığı siyasi ve ideolojik yönüyle de aynı zamanda ortak bir hatır- lama; gerektiğinde unutma sürecini de içerir ve çoğunlukla da acı olaylar üzerine yoğunlaşır. Daha açık bir ifadeyle toplumsal bellekte en önemli meseleler, acı veren taraflar; bastırılarak, yok sayılarak de- rinleşmiş yaralar, yıllarca konuşulmayan, yüzleşilemeyen ve bu ne- denle daha da derinlere inen travmalardır. Toplumsal bellekte en çok bastırılanlar ise iktidar eliyle üstü örtülmüş, yası tutulmamış acılar ve kayıplardır (Sönmez, 2014: 18). Bu bağlamda toplumsal belleğin üretilen boyutu rıza üretim süreci- nin bir parçasıdır (Deniz, 2014: 11). Belleğin ihtiyaç, beklenti ve hedef- ler doğrultusunda şimdiki zaman içinde yeniden yapılandırılması ve oluşturulması geçmiş, şimdi ve gelecek arasında yolculuk yapmayı sağlayan ve birbirlerinin diyalektik ötekisi sayılabilecek bir süreci ifa- de eder. Zira unutmak hatırlamak için gereklidir. Bu bağlamda, geçmişin şimdinin gereksinimlerine göre inşası, bazı şeylerin unutulmasını zorunlu kılar. Bu doğal değil, manipülatif bir süreçtir. İnkâr, bastırma, engelleme geçmişin yüklerinden kurtul- masının yolu kabul edilir (Susam, 2015: 113). Buradaki bilinçli bellek kaybı, rıza gösteren ve kendini ideolojik özne olarak konumlandırmış, resmi söylemi içselleştirmiş topluluğun, geçmişi bu yönde çarpıtma- sı veya belli bir kısmını unutması şeklindedir (Sönmez, 2015: 112). Bu durumda, farklı topluluklar için farklı kolektif süreçlerden söz etmek mümkündür. Çünkü bu süreçler, içinde yaşadığımız bugünü anlam- landırmak ve tanımlamak için topluma veya daha küçük toplulukla- ra yol göstermek üzere hazırlanmış bilişsel yol haritalarıdır. Burada dikkat çekici olan şey, iktidarın ya da grupların kendi öz çıkarları için belleği bilinçli olarak manipüle etmeleri ya da bazı unsurları unutma- ları ve/veya unutmayı tercih etmeleridir. Dolayısıyla milletlerin unutması ve hatırlaması tesadüfi değildir (De- niz, 2014: 56). Buna göre, toplumsal ve siyasal pratikleri etkileyen ve onlardan etkilenen bir alan olarak bellekte anılarımız siyasi ve ideolo- jik içerikler tarafından sınırlanmakta ve kuşatılmaktadır. TOPLUMSAL BELLEK VE İKTİDAR İLİŞKİSİ BELLEK KAVRAMI, KAVRAMIN NİTELİKLERİ VE TARİHSEL GELİŞİMİ | 103 “Bellek, kişisel ve toplumsal düzeyde, hatırlarken aslında ‘ol- muş olanı’, şimdiye çağırmaktadır. Bu çağırma, olmuş olanı eksiltip azaltabilir de. Hatırlayışın bağlamsal doğası, sadece ‘hatırlanan’ı değil, hatırlanan etrafında kurulan/kurgula- nan(lar)ı da yeniden çağırmayı gerekli kılmaktadır. Unutuş da en az hatırlayış kadar toplumsal bağlamda seçilen ve kurulan bir düzleme sahiptir” (Deniz, 2014: 17). Nelerin nasıl ve kim tarafından hatırlanacağına dayanan bir seçmeci kurgulanış süreci çerçevesinde geçmişin, bugüne yönelik ihtiyaçlar doğrultusunda bir temsilinin inşası iktidarın geçmişe bakışının ge- nel çerçevesini çizecek yaklaşımı ortaya koymaktadır. Nora’ya göre (2006: 21); “Bugünün ulusal açıdan tanımı kendi doğruluğunu geçmiş yoluyla onaylamayı gerektirir. Bu nedenle, bugünün gerçekliklerini, politikalarını gerekçelendirmek, daha da önemlisi makulleştirmek için elverişli geçmiş kurgulanır” (Türker, 2015: 54). Çünkü bellek sade- ce geçmişi kurgulamamakta aynı zamanda bugün ile çatışmayan bir geçmiş kurgusu oluşturma gayretindedir. Şimdi, daima kendi gerçeğini kurar (Polat, 2007: 78). Başka bir deyişle “geçmiş, şimdinin çıkarlarıyla uyumlu olarak sürekli yeniden yapılan- ma içindedir” (Göle, 2007: 28-29). Bu yeniden yapılanma sürecinde ise geçmiş, bir önceki başlıkta Schudson’un Toplumsal Belleğin Çarpıtma Dinamikleri adlı makalesinden de örneklendiği gibi farklı biçimlerde çarpıtılır ve anılar yapılandırılarak öyküselleştirilir. Bu nedenle, ha- tırlama, gerçekte olan olayları değil, sonradan bir öykü haline getiril- miş olayları referans alır. Bu olaylar her dönemin toplumsal koşulları- na ve siyasal güç dengelerine göre yeniden yapılandırılır. Geçmişin kanıtları üzerine şimdiki zamanın ulusal meşruluğunu kurmak (Nora, 2006: 114) “hatırlanan şeyin içeriğini değiştirmek ve unutmak da bu sürecin vazgeçilmez parçalarını oluşturmaktadır” (Kuhn’dan akt. Özyürek, 2012: 9). Zira geçmişin hatırlanmasında belli başlı şablonların ve kalıpların hâkim olmasının [ya da eksikliğinin] sosyo-politik yankıları (Canefe, 2017: 271) geçmişe bugün nasıl ba- kıldığı ile ilintilidir. Çünkü unutulması hatırlanmasından siyaseten daha anlamlı bir hatıra (Deniz, 2014: 12), geçmişin ortak bir geçmiş duygusu yaratmak amacıyla siyasal iktidarlar tarafından kullanılma biçimini ortaya koymaktadır. 104 | 15 TEMMUZ DARBE GIRIŞIMI VE TOPLUMSAL BELLEĞIN HAFIZA MEKÂNLARI Çalışmanın bu bölümünde, toplumsal belleği çevreleyen dönemin ko- şul ve gelenekleri açıklanarak, belleğin dönüşen, yenilenen ve geçmiş- ten aldıklarıyla bugünün değişkenleri içerisinden tekrar kurulabilen doğası ortaya konulmuştur. Ardından, hatırlama ve unutma süreci ile iktidar stratejisi arasındaki ilişki, hatırlama ve unutma eylemini bi- reysel bir edim olmaktan çıkararak, kimin, kimden, neyi, neden hatır- lamasını istediği sorusuna da sabit ve kalıcı bir yanıt vermektedir. Bu yanıt çerçevesinde iktidarın düzenlediği bir geçmiş algısı, hangi çer- çevede toplumsal belleğin inşa edileceği noktasında belli amaçlar için harekete geçirilen bir süreci teşhir etmesi açısından önem taşımakta- dır. Bir sonraki bölümde, mekân üzerinden yapılacak daha kapsamlı bir okumayla, mekânın inşa süreciyle egemen ideolojinin çarpıtmaya ve hatırlatmaya hatta unutturmaya çalıştığı toplumsal olaylara dair mekân algısının nasıl yaratıldığı ve nasıl okunması gerektiğine dair bakışımız ortaya konmaya çalışılmıştır. TOPLUMSAL BELLEK VE İKTİDAR İLİŞKİSİ BELLEK KAVRAMI, KAVRAMIN NİTELİKLERİ VE TARİHSEL GELİŞİMİ | 105 106 | 15 TEMMUZ DARBE GIRIŞIMI VE TOPLUMSAL BELLEĞIN HAFIZA MEKÂNLARI TOPLUMSAL HATIRLAMA VE TOPLUMSAL UNUTMA SÜRECINDE MEKÂN | 107 02 Toplumsal Hatırlama ve Toplumsal Unutma Sürecinde Mekân 108 | 15 TEMMUZ DARBE GIRIŞIMI VE TOPLUMSAL BELLEĞIN HAFIZA MEKÂNLARI TOPLUMSAL HATIRLAMA VE TOPLUMSAL UNUTMA SÜRECINDE MEKÂN | 109 İkinci Bölüm Toplumsal Hatırlama ve Toplumsal Unutma Sürecinde Mekân Algı, Bellek ve Mekân İlişkisi B ellek, somuta, uzama, harekete, “imgeye ve nesneye, toplumsal dokuya kök salmış olan, muğlâklıkların, hatıra buğusunun ve duygusallığın varlığını sürdürdüğü, doğası gereği değişik ve sınırsız, kolektif, çoğul ve bireyselleşmiş bir zihni düzleme dayanmak- tadır” (Nora, 2006: 19). Traveso (2009: 10), “yaşanmış deneyden kay- nağını alan belleğin son derece öznel olduğunu” şu şekilde açıklamak- tadır: “Tanık olduğumuz olgulara, tanığı, hatta aktörü olduğumuz olaylara ve bunların ruhumuza kazıdıkları izlenimlere bağ- lıdır. Nitelikseldir, tekildir, karşılaştırmaları, bağlamlaştır- maları, genellemeleri pek dert etmez. Bellek sahibinin kanıta ihtiyacı yoktur. Bir tanığın aktardığı geçmiş anlatısı eğer bi- linçli bir yalancı değilse her zaman için onun hakikati olarak kalır; yani onun içinde yer etmiş olan geçmiş imgesidir. Öznel karakteri nedeniyle bellek asla donmuş değildir; daha ziyade, sürekli dönüşüm halindeki açık bir şantiyeye benzer.” Bilgin’in Moles’ten aktardığı gibi (2013: 224); “Belleksiz bir dünya, bir karışıklık evreni olur.” İnsan algılarının sınırlamalarından bellek sayesinde kurtulur. Bellek öncelikle algıya öznel niteliğini aktaran şeydir. “Belleğin ilk işlevi, şimdiki zamandaki bir algıyla benzeşen tüm 110 | 15 TEMMUZ DARBE GIRIŞIMI VE TOPLUMSAL BELLEĞIN HAFIZA MEKÂNLARI geçmiş algıları anması, öncekini ve sonrakini hatırlatmasıdır” (Berg- son, 2007: 167). Çünkü algılama, bir anımsama vesilesidir. Bergson’a göre (2007: 77); bellek algıyı güçlendirebilir ve zenginleştirebilir, algı da giderek daha fazla gelişerek, artan sayıda tamamlayıcı anıyı ken- dine çekebilir. Halbwachs’a göre; “bireysel olan hafıza ya da hafızanın bileşenleri olan hatırlama ve unutma değildir, bireysel olan algılamadır” (akt. Karaarslan, 2017: 33). Assmann’a göre de (2015: 45-46); bireysel olan sadece algılardır, anılar değildir. Çünkü “algılar vücudumuzla sıkı iliş- ki içindedir”, anılar ise “içine girdiğimiz çeşitli grupların düşüncesin- den kaynaklanırlar.” “Geçmiş yaşama ilişkin bilgisel depolama, yani bellek ile al- gılama arasında fonksiyonel bir ilişki vardır. Beynin değişik bölgelerindeki sinir hücrelerinin birbirleri ile bağlantı biçimi, gerektiğinde depolanan bilginin kolayca bilince aktarılabil- mesini sağlamaktadır. Ayrıca algıların bellekte gruplanma özelliği nedeni ile hatırlanmak istenen bilgi atomu ile birlikte, ona bağlı bilgileri de çağrıştırmak, hatırlamayı kolaylaştır- maktadır. Hafızadaki böyle bir örgütlenme, bazı beyin hüc- relerinin, belli özellikler taşıyan duyusal mesajları kolayca ve diğer uyarı mesajlarından daha önce kaydettiklerini göster- mektedir” (İnceoğlu, 2010: 92). Duyusal mesajların birey için bir anlamı varsa “algılama” oluşur. “Uyarıcıların sinir sistemini etkilemesiyle oluşan duyumlar, bellekte depolanan bir kısım bilgilerin seçilmesi, irdelenmesi ve bu duyumlara eklenmesi ile algılara dönüştürülür” (İnceoğlu, 2010: 106). “Bu bağ- lamda, insanın dış dünyadaki soyut/somut nesnelerle ilişki kurması, bunlar hakkında birtakım yargılarda bulunması, bu nesnelere ilişkin belli bir davranış ortaya koyması, bu nesneleri algılaması ile başla- maktadır” (İnceoğlu, 2010: 68). “Algı tanımı, çevresel psikoloji üzerinde çalışan Downs ve Stea (1973) tarafından bilişim ile birlikte ele alınmıştır. Mekânsal çevreden alınan bilgilerin kodlanması, saklanması, hatırlan- ması ve tekrar kodların çözülmesi süreci olarak açıklanmak- tadır. Algılanan şey beyne iletilir. Beyin tarafından algılan- TOPLUMSAL HATIRLAMA VE TOPLUMSAL UNUTMA SÜRECINDE MEKÂN | 111 mak demek bir nesneyi eski deneyimler yoluyla yorumlamak demektir” (Özak ve Gökmen, 2009: 148). “Algı, duyu organları tarafından kaydedilen uyarıcıların beynimiz tarafından örgütlenip yorumlanarak anlamlı hale getirilmesidir” (Er- türk, 2017: 205). “Özellikle görme, işitme ve dokunma duyuları insanın bilincine kavram ve düşünce yapımı için algısal gereçler taşırlar” (Kök- türk, 2010: 2). Eş deyişle, nesnel dünya duyular yoluyla öznel bilince aktarılmaktadır. Görülenler, duyulan ve dinlenilenler, tadılanlar, do- kunulanlar, kimi zaman ayrı ayrı kimi zaman bir bütün olarak bilin- ce aktarılır ve orada kayda girer, burada diğer kayıtlarlarla karşılaşıp yeni bir anlam üretir ya da var olan kayıtların yanına yeni bir kayıt olarak eklemlenir. “Algılama, bilincin ilk ögesidir. Bilinçli yaşamın temelinde, dış dünya- daki nesnelerin, insanda var olan açık ya da gizli ön algılara sunulma- sı, yani algılanarak, ön algılar kitlesine katılması süreci yatar. İnsan eyleminde dış dünyanın zihinde oluşturduğu ‘temsili imgeler’ etkendir, bu ‘imgeler’ ise ‘algılar’dır.” (İnceoğlu, 010: 82). Her birey kendi imge- sini yaratır ve taşır (Lynch, 2019: 7). Algılamak için imgeye ihtiyacı- mız vardır. İşaretler kişinin kavramsallaştırma sürecine hizmet eder. Algılanan imge veya işaret, kavram aşamasında fiziksel gerçekliğini kaybeder ve kendini soyut olarak inşa edilmiş bir ilişkiler ağının için- de bulur; böylece işaretin ya da imgenin temsili haline gelir (Özaloğlu, 2017: 15-16). Çevresel imgeler, kişi ve çevresi arasında işleyen iki yönlü bir süreç sonucunda oluşmaktadır. Kişi, uyum kabiliyeti ve kendi amaçları doğrultusunda gördüklerini seçmekte, düzenlemekte ve anlamlan- dırmaktadır. Kişi ve çevresi arasındaki etkileşim sonucunda oluşan ve anlamlandırılan mekânlar çevresel imgelere dönüşmektedir. Bir çevresel imge kimlik, yapı ve anlam olmak üzere üç bileşenden oluş- maktadır (Lynch, 2019: 7-8). “Pratikler ve sosyal ilişkilerle üretilen ve temelde mekânsal izler taşıyan imgeler zamanla kent belleğinin par- çası haline gelmekte ve kenti algılama ve hatırlama biçimimizi etkile- mektedir.” Algılama hiçbir zaman zihnimizin nesnelerle basitçe kur- duğu bir ilişki değildir (Yılmaz ve İnceköse, 2017: 61). İnceoğlu’na göre (2010: 83-93); “Duyu-algıları, çevremizde bir şeylerin 112 | 15 TEMMUZ DARBE GIRIŞIMI VE TOPLUMSAL BELLEĞIN HAFIZA MEKÂNLARI var olduğunu haber verir, ama bunun ne olduğunu söylemez. Bunu bize söyleyen algılama süreci değil, önalgılama (apperception) sürecidir.” “Önalgılama, bireyin o anda yaşamakta olduğu bir deneyimi, geçmiş deneyimlerin birikimleriyle birlikte özümleyerek yeni bir zihinsel bü- tüne ulaşmasıdır. Örneğin dilin tat alması bir duyumdur; bunun ne- yin tadı olduğunu, su, çay, meyve suyu olduğunun anlaşılması algıdır. Kulağın size seslenen birinin sesini duyması duyum, bunun annenizin sesi olduğunu ayırt etmeniz algıdır.” (Ertürk, 2017: 205). Bu tanıma dü- şünme denilen bir sürecin sonucudur. Bir şeyin ne olduğunu söyleyen, düşüncedir (İnceoğlu, 2010: 94). Düşünceler, belleğin bir parçası olmadan önce bir algılama aşama- sından geçer ve bu işlem, kavram ile görüntünün, ayrılması imkânsız biçimde birbirinin içinde erimesi ile gerçekleşir. Zira; “Bir gerçeğin bir grubun belleğinde yer etmesi için gerçek belli bir kişi, yer ya da olay biçiminde yaşanması gereklidir.” Bellek algılama tarafından uyarılır- ken, algılama eylemi de aslında grubun belleği tarafından mümkün kılınır. Dolayısıyla yazılı bir tarihten ziyade bellek, sosyal yaşamın bir dinamiği olarak karşımıza çıkmaktadır ve algılamaya dayalı doğası onu maddesel çevreyle ilişkisi sayesinde harekete geçirmektedir (Ya- lım, 2017: 212). Ne var ki, “bir olayın bir grubun belleğinde kalabilmesi için de anlam- lı bir gerçekle zenginleşmesi gerekir. Yani her kişilik ve her tarihi olay bu belleğe girişiyle bir ders, bir kavram, bir sembol aktarır; toplumun düşünceler sisteminin bir unsuru haline gelir” (Assmann, 2015: 45). Bu saptamadan hareketle, önce kavram, görüntü, mekân ya da olayın al- gılandığını, ardından düşüncenin ve son olarak da hatıranın oluştu- ğunu söylemek mümkündür. Bilgilenme süreci her zaman nesnel gerçekliğin duyu organları ara- cılığıyla algılanmasıyla başlar. Bu bilginin oluşum sürecinin birinci basamağıdır. Köktürk’e göre (2010: 3); “Duyumlar olmaksızın nesnel gerçeklik üstüne hiçbir şey öğrenilemez. Duyu organları insanın dış dünyaya açılan kapılarıdır; bilgi bu kapılardan içeri girer. Ancak bu yetersiz bir bilgidir. Duyumsal bilgi, nesnel gerçekliğin içyapısını ve evrim yasalarını bildirmez. Bu nedenle duyumsal bilginin tamamla- nabilmesi için duyumlarımızla algıladığımız gereçlerin usumuzda de- TOPLUMSAL HATIRLAMA VE TOPLUMSAL UNUTMA SÜRECINDE MEKÂN | 113 ğişime uğratılmaları gerekir.” Bu aşama da bilginin oluşum sürecinin ikinci basamağıdır. “Duyumlarımızla algıladığımız gereçler, usumuzda kavram- laşır. Kavramlar, ussal bilgilenmenin temel biçimidir. Usu- muz, duyularımızın getirdiği gereçleri ayıklar; eş deyişle, soyutlar, çözümleme (analiz) ve birleştirme (sentez) işlem- lerinden geçirerek kavramlar kurar. Belirlenmiş kavramlar yargıları, yargılar da uslamlamaları oluşturur. Kavramların, yargıların, uslamlamaların birliğinden bilginin en yüksek bi- çimleri olan varsayımlar ve kuramlar oluşur. Varsayımların ve kuramların doğru olup olmadıkları deneylerle toplumsal pratikte denetlenir ve doğrulanır” (Köktürk, 2010: 3). Algılama süreci simgesel, görsel, duygusal ve seçimleyici algı olmak üzere dört ögeden meydana gelmektedir. Simgesel algı, bir şeyi temsil eden, başka bir şeye dair algıdır. Simge parçaları simgenin bütününü çağrıştırarak insanı, kendiliğinden bir zihinsel sürece yönlendirerek, o simgenin bütününü bulmaya itebilmektedir. İnceoğlu’nun da (2010: 74-76) ifade ettiği üzere;“Simgesel algının önemli bir aracı olan sem- boller ise birey için değeri ve anlamı olan öğrenilmiş bir ‘uyarıcı’ olup soyut bir özelliğe sahiptir. Çünkü simgeler ve semboller aracılığıyla aktarılan anlamlar, karşılıklı ilişkiler yoluyla kazanıldığı için bireysel değil, daha çok toplumsal bakımdan ortak bir değer ifade etmektedir.” “Görsel anlamda algılama sürecinin gerçekleşebilmesi için bireyin, psikolojik, hatta duygusal yönden de görmeye hazır olması gerekmek- tedir. Bireyin, çevresindeki görüntü karmaşası içinden seçme yaparak görme işlemini gerçekleştirmeye başlamasıyla görsel algılama süreci başlamaktadır” (İnceoğlu, 2010: 79-80). Bireyin neyi nasıl göreceğini ve algılayacağını, hangi görüntüleri algılayıp hangilerini algılayama- yacağını, duyusal olarak algıladığı görüntülere ne tür anlamlar ve de- ğerler yükleyeceğini, yine bireyin bilgisi, deneyimi, yaşam biçimi ve kültürü şekillendirmektedir. “Bir olay ya da nesneyi algılarken, onu, yalnızca zihnimizde yer etmiş olan simge, sembol ve fiziksel nitelikteki birtakım izlenimlerle algılamakla yetinmeyip, ayrıca algılama konusu edilen bu olaya, duruma veya nesneye ilişkin algılama edi- 114 | 15 TEMMUZ DARBE GIRIŞIMI VE TOPLUMSAL BELLEĞIN HAFIZA MEKÂNLARI mini sevme-sevmeme, iyi-kötü vb. gibi duygusal nitelikteki birtakım izlenimlerin etkisiyle gerçekleştiririz. Bu açıdan ba- kıldığında algılama, evrenin uyarıcı yanı ile bireyin kendi öz bilgi birikimi, yaşam deneyimleri ve duygusal nitelikteki ta- vır ve eğilimleri arasındaki işlevsel ilişkiden kaynaklanmak- tadır” (İnceoğlu, 2010: 80-81). Yani bireyin duygularına ve sezgisine dayanan her tür tavır ve eğilimi yaşam koşullarına göre şekillenmekte, toplumsal ve kültürel yaşam arasındaki etkileşimden izler taşımaktadır. “Çünkü dünyayı anlama, yorumlama ve algılama biçimimiz salt kendi zihin dünyamızla ilgili değildir. Yani neyin nasıl algılandığı içinde yaşanılan toplumun yapı- sından, siyasal sisteme, oturulan evden, okunan kitaplara kadar bir dizi unsura göre değişkenlik göstermektedir” (Karaaraslan, 2017: 26). “Her birey olayları, nesneleri, durumları, içine doğduğu toplumsal ve kültürel ortam, içinde yer aldığı ilişkiler, içine girdiği etkileşim biçim- leri, bireysel gereksinimler, beklentiler, değer yargılarına göre farklı biçimde algılamakta ve bu kendilerine özgü algılama eğilimleri de ‘se- çimleyici algılama’ olarak adlandırılmaktadır” (İnceoğlu, 2010: 81). Psikolojik olarak, her kültürün kendi değerleri çevresinde örgütlenen bir ilişkiler sistemi bulunduğunu, insanın önalgılarının da bu sistem içindeki yaşantının bir ürünü olduğunu, duyumlarını da bu önalgı- larla yorumlayarak anlamlandırdığını anımsamak, bu tür değişken- liklerin açıklanmasını çok daha kolaylaştırarak anlaşılabilir bir hale getirecektir. “Belli, ortak bir kültürel çevreden gelen bireylerin, belirli bir nesneyi, olayı algılama ve tanıma biçimlerinde, belli bir yakınlık vardır. Bir baş- ka deyişle, paylaşılmış yaşam ortamları, bireylerin nesneleri, olayları tanımlamakta kullandıkları zihinsel haritalar arasında da benzerlik yaratmaktadır” (İnceoğlu, 2010: 90). İçinde yaşadığımız toplumun gelenekleri ve görenekleri, kültürümüz ve geçmiş deneyimlerimiz al- gısal haritamızı etkilemekte algılayışımızı şekillendirmektedir. “Dikkat, hazırlayıcı kurulum, öğrenme, duyusal yoksunluk, güdü ve duyum ötesi algı, algıyı etkileyen önemli etkenlerdir” (Köktürk, 2010: 13). TOPLUMSAL HATIRLAMA VE TOPLUMSAL UNUTMA SÜRECINDE MEKÂN | 115 “Belli bir anda duyu organlarını etkileyen uyarıcılar arasında hangilerinin seçilerek algılanacağını belirleyen en önemli sü- reç dikkattir. Duyu organlarını etkileyen uyarıcılardan hangi- lerine dikkat edileceğini belirleyen etkenler uyarıcıların yapı- sına ilişkin etkenler ve algılayan bireyin özelliklerine ilişkin etkenler olmak üzere iki grupta toplanmaktadır. Şiddet ve bü- yüklük, kontrast, hareket, tekrar, gariplik ve yenilik uyarıcı- ların yapısına ilişkin faktörlerdir. Gereksinimler, beklentiler, ilgiler ve öğrenme ise algılayan bireyin özelliklerine ilişkin faktörlerdir” (Ertürk, 2017:209-210). Bu faktörler seçimleyici algılamanın etkisi ile değerlendirirler ve bi- reyin ihtiyaçlarını karşılamaya yönelik tutumların oluşmasına neden olurlar. Bireyin gereksinimleri ve onlardan kaynaklanan güdülerinin, bilgi birikiminin ve deneyimlerinin de algılama sürecinin seçimleyici olarak işlemesinde önemli rol oynadığını söylemek mümkündür. Algının özelliklerinden biri seçici olmasıdır. “Eğer algılar seçici olma- saydı, beyin aynı anda değerlendiremeyeceği kadar çok uyarıcı alacak ve dolayısıyla bu uyarıcılardan hiçbirine uygun davranımda buluna- mayacaktır” (Ertürk, 2017: 208). “Duyu organlarına çarpan fiziksel uyarıcının oluşturduğu etkinlik bireysel farklılıklara bağlı olarak seçi- ci işlemlerden ayıklanarak geçmekte ve bellekte bir simge oluşmakta- dır. Algısal deneyimin bilinçli farkında olma şekline dönüşümü görsel izlenimin oluşmasıyla gerçekleşmektedir” (Aydınlı, 1986). Yalım’a göre (2017: 160), hiçbir obje ya da gerçeklik aslında ‘olduğu gibi’ hatırlanmaz, bir objeyi algılayış ve sonradan hatırlama arasın- daki uyaranların bulunulan bağlamı değiştirmesi suretiyle hatırla- ma her zaman şimdiki zamanın perspektifinde bir eylemdir. Matsu- da’dan aktardığı gibi “belleğimizde kalan ‘geçmişin kendisi değil’, as- lında onun şimdinin gözünden bir sunumu, imgesi’dir.” “Belleği ortaya çıkardığımızda, yani geçmişteki imgelerin bir kalıntısı ortaya konduğunda, bu imgeler sürekli olarak bizim şimdiki zaman imgemizle karışır, hatta bunun yerine bile ge- çebilir. Çünkü bu imgelerin kendilerini koruma nedeni bir işe yaramalarıdır: Şimdiki zamandaki deneyimi geçmişte edinil- miş deneyimle sürekli tamamlayarak zenginleştirirler ve edi- 116 | 15 TEMMUZ DARBE GIRIŞIMI VE TOPLUMSAL BELLEĞIN HAFIZA MEKÂNLARI nilen deneyim giderek büyüdüğünden, sonunda diğer deneyi- mi kapsar ve istila eder” (Bergson, 2007: 49-50). Bergson’a göre (2007: 27) “anılara bulanmamış algı yoktur. Duyuları- mızın dolaysız ve mevcut verilerine geçmiş deneyimlerimizin binlerce ayrıntısını katarız. Genellikle bu anılar bizim gerçek algılarımızı ye- rinden eder.” Bu yerinden edilme sürecinde hem bireyler hem toplum hem de mekânlar yeniden biçimlendirilir. “Kentsel kimliğin bir parçası da kentsel algıdır. (…) Algı, bir kentte ya- şayanların o kent hakkındaki bilgi, duygu ve yaşanmışlıklarından olu- şan kanaatlerini içermektedir” (Taşçı, 2014: 95). Lynch’e göre (2019: 2), “kent algısı genellikle bütüncül değildir. Daha çok, başka endişeleri de içinde barındıran parçalı bir algıdır. Neredeyse her bir duyu işin içi- ne girer ve imge de bütün bunların birleşimidir.” “Lynch çevreden duyu organlarıyla bilginin alınması ile baş- layan sürecin, kişinin çevresini anlamlandırması ve kenti algılaması ile devam ettiğini belirtmektedir. Kentler, sadece duyumsanabilir fiziksel varlıklarıyla değil, kendi tarihi ve geçmiş yaşantılarının anılarıyla ilintili olarak da algılanır- lar. Sonuç olarak kent imajı, kentlide kalan türlü izlenimlerin, etkenlerin toplamından ve bireyin bunu kendi benliğiyle yo- rumlamasının sentezinden oluşan bir bütün olarak düşünül- melidir” (Uzun v.d., 2011: 35). Rossi (akt. Taşçı, 2014: 165); “bir grup bir mekânın bir parçasıyla kar- şılaştığı zaman, onu kendi imgesine çevirir. Aynı zamanda kendini de kendisine direnen maddi şeylere uyarlar. Kendini inşa ettiği çatının içine kapatır. İnşa ettiği bu yapıyla olan ilişkisi onun fikri alanına ge- çerek onun yerini alır” diyerek mekânla insan arasında bir devamlılık ve süreklilik ilişkisi kurmaktadır. Shields mekânsal kavramları ve kategorileri tartışırken yer imgelerini ve mitlerini kullanır ve bir yer söyleminin o yere ve bölgeye ait algılar aracılığıyla oluştuğunu, bu algıların da gündelik gerçeklik içinde ku- rulan ilişkilerin temelini oluşturduğunu iddia eder. Gündelik pratik ve diyaloglar bu yer ve bölgelere dair çağrışımları içerir. Yer ve mekâ- nın zihinsel coğrafyada karşılık bulması ve bir yer imgesinin inşası TOPLUMSAL HATIRLAMA VE TOPLUMSAL UNUTMA SÜRECINDE MEKÂN | 117 bu pratikler ve çağrışımlar aracılığıyla ve onların süreklilikleriyle gerçekleşir (Yılmaz ve İnceköse, 2017: 61). “İnsan zihni geçmişi mekân- sallaştırdığında, diğer deyişle bir mekâna oturttuğunda, eşya ve yer- ler, bu mekânı düzenleyen ve kodlanmasına yardımcı olan unsurlar- dır. Üstelik mekânın çeşitli ögeleri insanların gözünde bir yaşantıya tekabül etmeleri bakımından, kolektif hafızayı besler ve demirlerler” (Bilgin, 2013: 165). Algılanan her imge bellekte depolanır ve hatırlama yoluyla zihinde öne çıkar. Pratikler ve sosyal ilişkilerle üretilen ve te- melde mekânsal izler taşıyan imgeler zamanla bireysel ve toplumsal belleğinin parçası haline gelir ve mekânı algılama ve hatırlama biçi- mini etkiler. “Mekâna ait bileşenlerin oluşturduğu farklı özellikler bireyin duyum- sal yapısı ile etkileşime girdiğinde algısal sürecin bilişsel ve zihinsel süreçleri başlar. Mekânda yer alan sesler ve bu seslerin çeşitliliği ve düzeyleri, dokular, renkler, kokular, yüzeylerin konumu, fiziksel özel- likler çok sayıda duyum ile adlandırıldığında birey bunları kendi de- ğerlendirme süzgecinden geçirerek birtakım yargılara erişir ve mekânı algılar” (Özak ve Gökmen, 2009: 150). “Alexander’a (1977) göre kentsel mekânlar, değişen sosyo-eko- nomik koşullara ve kentlerin kültürel dokusuna cevap verebi- len “yaşayan organizmalar”dır. Mekân insan zihninde, sadece fiziksel gerçekliği ile değil; düşünsel, bilişsel ve kavramsal bo- yutları ile oluşur. Algısal süreç boyunca, birey, çevresini kendi varoluşsal gerçekliği ve anlamsal nitelikleriyle algılar ve kur- gular. Jödicke, insan ile çevresi arasındaki ilişkileri tarifler ve mekânı; birey tarafından, bireyin duysal ve duygusal yapısına (kimliğine) bağlı olarak algılanan, zihinsel olarak değerlendi- rilen, öznel karakterinin bir yorumu olarak değerlendirir” (Gi- ritlioğlu ve Gürleyen, 2018: 217). Benzer şekilde Erdoğan ve Yıldız’ın (2018: 5), Schulz’dan aktardığı gibi (1971); “Daha önce o mekânda kötü şeyler yaşayan insan, mekânı varo- luşsal mekân algısıyla belleğe atmıştır ve tekrar o mekâna geldiğinde, zihinde daha önceki yaşanmış zamanı yeniden yapılandırır. Böylelikle mekân, geçmiş zaman deneyimiyle varlık kazanır, zihinde birtakım iz- ler bırakır.” 118 | 15 TEMMUZ DARBE GIRIŞIMI VE TOPLUMSAL BELLEĞIN HAFIZA MEKÂNLARI Mekânı algılama, mekânı görmenin ötesindedir (Taşçıoğlu, 2013: 47). Mekân, farklılıklar ve ilişkiler ortaya koyar. İnsanlar ise yaşantı ve deneyimlerine bağlı olarak “gördüklerini seçer, düzenler ve anlamlan- dırır. Bu şekilde oluşturulan imge, görüleni sınırlandırır ve vurgulan- mak isteneni vurgularken imgenin kendisi de sürekli etkileşim içinde bulunulan çevrenin süzülen algısal girdilerine karşı test edilir. Böylece, verili bir gerçekliğin imgesi değişik insanlar arasında oldukça farklıla- şabilir” (Lynch, 2019: 7). Mekân algısı ile belleğin eşleşmesi, belleğin mekân algısı oluşturma- ya yardımcı olmasının yanı sıra, mekân algısının da anı oluşturmaya yardımcı oluyor olabileceğini gösterir (Groh, 2016: 190). “Mekânın algılanması sırasında, duyumsal süreç mekânla ilk kez karşılaştığımızda veya kısa süreli mekânsal deneyimler sırasında gerçekleşmektedir. Bu süreç mekânsal ögelerden ge- len uyarıları ve fizyolojik verileri içermektedir. Mekânsal al- gının ikinci süreci olan zihinsel süreç ise kişinin mekâna dair hatırında kalan bilgilerle sürekli olarak mekânı tekrar tekrar yaşamasını içermektedir” (Özen, 2006: 2). Draaisma’ya göre (2007: 51), bir şeyi hatırlamak isteyen bir kişi bu mekâna tekrar girerek muhafaza altında tutulan şeyleri tekrar elde etmeye çalışır. “Bireysel farklılıklarla, fiziksel çevrenin farklı algılama biçimleriyle, sosyal çevrenin etkisi ile belleğe kodlanan ilk mekân kalıcı olma eğili- mindedir” (Özak ve Gökmen, 2009: 151-152). “Bir mekânda edinilen ilk deneyimde insan zihninde görsel ve fiziki verilerin ağırlıklı olduğu ‘ilk imaj’ oluşur. Aynı mekânda deneyimler arttıkça bellekte edinilen koşut zamanlı imajlar bir araya gelerek ilk imaj ‘kalıcı imaj’ a dönüşür (Baskaya v.d., 2006). Yani ilk kez bulunulan bir mekânın insan zihninde oluşturduğu algı verileri ancak fiziki bir mekân oluşturmaya yeterken, zaman boyutu da mekâna dâhil edildiğinde, mekân çok yönlü, birden çok katmanı olan, deneyimlenen bir mekâ- na dönüşür. Deneyimlerin içerdiği sezgi ve duygular, psikolo- jik zamanı biçimlendirir. Mekân algısı, zaman mekân bütün- TOPLUMSAL HATIRLAMA VE TOPLUMSAL UNUTMA SÜRECINDE MEKÂN | 119 lüğünde bir bağlam oluşturur” (Erdoğan ve Yıldız, 2018: 5). Çünkü mekâna aktarılan anlamlar döneme, içinde bulunulan duru- ma ve kişilere göre değişiklik göstermekte ve bu anlam farklılıkları her birey için farklı bellek çerçeveleri oluşturmaktadır. Özak ve Gökmen (2009: 150), mekânın algılanmasında bireysel fark- lılıkların önemine dikkat çekerek algılanan mekânın uzun süre bel- lekte saklandığı ve ilişkilendirme, eşleştirme, karşılaştırma, yönelme gibi işlemlerle belleğe kodlandığına vurgu yaparlar. Kalıcı mekân bel- leğinin ise mekânın algılanma süreciyle başlayan bağlamla ve yaşam biçimi ile ilişkilendirilen kodların, bellekte uzun süreli saklanması ile oluştuğunu öne sürerler. Mekânın algılanması ve sonrasında hatırlanması sırasında bireyin, yaşamı boyunca edindiği zihinsel kazanımlara ilişkin bir çağrışım elde etmesine neden olan uyaranlar, mekânın bellekte bıraktığı izlere karşılık gelmektedir. Nesneler ya da kavramlar arasında anlam kur- maya yarayan tüm göstergeler, bellekte gerçekleştirilen “geri çağırma/ hatırlama” işlemini kolaylaştırmaktadır. Dolayısıyla bellekte geri çağ- rışımı sağlayan tüm izler, çevreden alınan duyumun, imgelemin ve bellekteki tüm birikimlerin sentezi olarak ortaya çıkmaktadır. Burada öne çıkan asıl unsur bellekte nelere dair hangi izlerin var olduğudur. Ayrıca bu izlerin nasıl edinildiği, izlerin oluşmasına kaynaklık eden olguların neler olduğu da tam ve doğru bir çözümleme için gözönünde tutulması gereken belirleyicileri oluşturmaktadır. Mekân Kavramı ve Siyasal Bağlamda Mekânın Kullanımı Mekân, birçok boyutuyla ele alınmayı gerektirmektedir ve esasen kendi içinde de çok boyutlu bir özellik arz etmektedir. Bireysel, sosyal, siyasal, hukuksal, coğrafi, ekonomik ve elbette kültürel boyutlarıyla mekân, sıradan bir kullanım alanı olmanın çok ötesinde anlamlara, simgelere, imzaya, etkiye ve işleve sahiptir. Bu nedenledir ki sadece bu kavramsal nitelikleriyle bile alanyazında oldukça yoğun tartışıl- mıştır. Bireysel belleği oluşturmasına yönelik etki ve işlevi ile oldu- ğu kadar bireyin de mekâna ilişkin bir bellek oluşturduğuna yönelik kuramsal yaklaşımlar halen tartışılmaya devam etmektedir. Bununla birlikte, mekânın ve mekân kavrayışının sınırları, mekânın doğrudan 120 | 15 TEMMUZ DARBE GIRIŞIMI VE TOPLUMSAL BELLEĞIN HAFIZA MEKÂNLARI kavramsal olarak tanımlanması çabaları, yer kavramı ile konumlan- dırma düzeyinde ele alınması, hatta coğrafi, kültürel ve siyasi boyut- larda taşıdığı simgesellikleri, mekânın mimari olarak tartışılma çer- çevesini fazlasıyla aşmış, daha çok bilişsel, siyasal ve sosyo-psikolojik anlamlarda tartışılmasına neden olmuştur. Yalnızca fiziksel ve işlev- sel düzeyi ile mekânı analiz etmek, onun iktisadi, sosyal, siyasi, tari- hi ve kültürel kapsamını görmezden gelmek olacaktır. Bu çalışmanın temel zeminini oluşturan kavramlardan birini “bellek” olduğu kadar bir diğerini de “mekân” oluşturmaktadır. Dolayısıyla mekân, gerek çalışma açısından taşıdığı önem ve gerekse kavramsal genişlik ve de- rinliği nedeniyle, burada ayrıntılı olarak ele almayı gerektirmektedir. Mekân Kavramı Ve Kavrama Dair Teorik Yaklaşımlar Mekândaki değişim ve bu değişimin arka planını ortaya koymak önemli ideolojik boyutlara sahip olan imaları da ortaya koymaktadır. Yani, “bu ortaya koyma/gösterme eyleminde her zaman bir mekânın varlığı söz konusudur” (Taşçıoğlu, 2013: 71). Dolayısıyla toplumsal bel- leğin ve ilişkilerin yeniden üretilmesinde etkili olan mekânın, biz ile onlar arası benzerlik ve farklılıklardan, kolektif bellekteki konumlar- dan soyutlanarak değerlendirilmesi mümkün değildir. Çünkü mekân- la ilgili çalışmaların temelinde, mekânın coğrafyanın siyasi, ekono- mik, kültürel gelişiminden ve geleneklerinden etkilenerek, toplumsal, siyasi ve kültürel kodlara göre şekillendiği olgusu yatmaktadır. Bunun nasıl kodlandığı; devletten devlete ya da durumdan duruma değişebilmektedir (Yücel, 2009: 107). Çünkü “mekânın varlığını sür- dürebilmesi için ona temel oluşturan ve onun varlığını destekleyen yapı” (Taşçıoğlu, 2013: 28), toplumun tarihi, sosyal dinamikleri, politi- kası ile bağlantılıdır. “Her mekân tipi, farklı bir ilişkisel ve sosyal dina- mik içinde şekillenir ve orada yaşayanları etkiler” (Bilgin, 2013: 144). Bolak Hisarligil’e göre (2008: 25), mekânın anlaşılmasına ilişkin yapı- lan çalışmalar şöyle özetlenebilir: “Sembolik ve yapısalcı, Marksist, psikolojik ve fenomenolojik çalışmalar olarak sıralanabilir. Bunlar arasında sembolik ve yapısalcı, Marksist ve psikolojik bakışlarla yapılan çalışmalar TOPLUMSAL HATIRLAMA VE TOPLUMSAL UNUTMA SÜRECINDE MEKÂN | 121 genellikle yerleşenin mekânda bir özne olarak davrandığı ve öznenin mekândan ya da mekânın özneden ayrı tutulduğu kabulü ile yapılırlar. Örneğin sembolik ve yapısalcı çalışma- lar sembolik bir üretimle oluşturulan dış dünya içerisindeki mekânın anlamını bulmaya çalışır. Bu durumda dünya dışa- rıda olan ve semboller yüklenen bir anlam taşır ya da Mark- sist çalışmalarda mekân sosyal etkilerin bir sonucu olarak kabul edilir ve mekânın sosyal yaşamda kullanılma durumu önemsenir. Mekâna psikolojik bakış da yeri bir bileşen ve kimlik oluşumunda bir neden olarak görür. Mekâna fenome- nolojik olarak yaklaşmak, onun dünyanın bütünü ya da de- neyimleyen kişi için önemini ortaya koyan “deneyimleme”yi anlamaya çalışmaktır.” Fiziksel bağlam olarak mekân, mutlak ve göreli niteliklerine, insan yaşamının çevresel “taşıyıcısı” olarak özelliklerine, nesnelleştirile- bilir geometrisine ve fenomenolojik özlerine dair son derece önemli tartışmaları başlatmıştır. Lefebvre, Foucault, Berger, Harvey gibi dü- şünürlerin birleştikleri temel nokta bizden bir şeyler gizleyenin artık zamandan çok mekân olduğudur. Bu noktada mekâna ilişkin tartış- mayı toplumsal iktidar ilişkileri referansıyla yürüten düşünürler, ça- lışmalarında mekân ve toplum ilişkisinin izleri sürmek ve çağı pratik, politik ve teorik açıdan anlamlandırmak için mekânın ve onun ikti- dara hizmet eden araçsallığının gizemsizleştirilmesi gerektiğini öne sürmektedir. Bu görüşe destek veren düşünürlerden Soja’nın söz konusu gizeme dair sözleri dikkat çekicidir: “...önemli sonuçları bizden gizleyen za- mandan çok mekândır artık. En açıklayıcı taktiksel ve teorik dünya- yı sunan edim de ‘tarihin yapımı’ndan ziyade ‘coğrafyanın yapımı’ olabilir.” Bu yüzden çağdaş kapitalizmin ayırt edici boyutu, zaman değil mekândır (Urry, 2015: 141). Lefebvre’ye göre (2016: 120) zaman, mekândan daha yakın ve daha temeldir. Bu görüş, mekânın belleği denetim altında tutmak ve/veya yönlendirebilmek için kullanılması düşüncesini de açıklar niteliktedir. Benzer şekilde Foucault da (2014: 291-292) içinde bulunduğumuz dönemin zamandan daha çok mekân- sal ilişkilerin önem kazandığı bir dönem olduğunu ifade etmektedir: 122 | 15 TEMMUZ DARBE GIRIŞIMI VE TOPLUMSAL BELLEĞIN HAFIZA MEKÂNLARI “Eşzamanlının dönemindeyiz, yan yana koyma döneminde- yiz, yakın ve uzak döneminde, yan yananın, kopuk kopuğun dönemindeyiz. Bence, dünyanın kendini, zaman boyunca ge- lişen uzun bir ömürden ziyade, noktaları birbirine bağlayan ve kendi yumağını ören bir ağ gibi hissettiği bir dönemdeyiz. Belki de günümüzün polemiklerini yönlendiren kimi ideolo- jik çatışmaların, zamanın inançlı evlatlarıyla mekânın kararlı sakinleri arasında cereyan ettiği söylenebilir.” Mekân da tıpkı bellek gibi değişik disiplinlerde farklı boyutları ile incelenebilir. Sosyal bilimciler, özellikle 20. yüzyılın ortalarında, mekânı farklı açılardan değerlendirmiş, onun sosyolojik, ekonomik, psikolojik dokularla olan ilişkisini ve sonuçlarını ortaya koymaya çalışmıştır. Örneğin bir tarihçi, mekânın tarih içindeki gelişimini ve mekân üzerindeki mücadeleyi; bir sosyolog, mekânın toplum için ifade ettiği anlamı, toplumun onu kullanışını ve mekânın işlevlerini; bir mimar ise mekânı mimari açıdan inceleyebilir (Öztürk, 2012: 19). Tarih boyunca mekânın ne anlama geldiği ve/veya nerede başladığı sorusuna farklı disiplinlerce cevap aranarak güç bir çabaya girişilmiş; bu çabanın zorluğunu ve disiplinlerarasılığını ise Urry (2015: 11-12) şöyle açıklamıştır: “…Yerin anlaşılması, kuramsal çaba olmaksızın gerçekleşmez. Yere ait olan toplumsal ilişkiler ve yerin tüketilmesi gibi görünürde yalın olanı bilmek, gelişkin bir toplumsal kuramlaştırma gerektirmektedir. Daha doğrusu, neredeyse tüm toplumsal ve kültürel kuramlar yerin bir biçimde tanımlanmasına dayanırlar.” Etimolojik açıdan mekân kelimesi, “Türkçeye Arapçadan geçmiş olup, ‘herhangi bir varlığın şu veya bu şekilde bir yerde var olması’ anla- mına gelen kevn (kef-vav-nun) kökünden türemiştir.” Benzer biçimde Kur’an-ı Kerim’de evrenin yaratılışına dair ayetlere de ‘Kevni ayetler’ adı verilmektedir. Schick’in belirttiği gibi (2000), ‘yer’ sözcüğünün insanların hayat deneyimiyle herhangi bir ilişkisi yoktur ama Arapça ‘olmak’ kökünden türetilmiş olan ‘mekân’ sözcüğü temelde ‘varolun- muş olan’ demektir, yani bir varoluşun nesnesi söz konusudur. Dolayısıyla mekân, var oluşu uzayda hacimsel olarak belirtik kılarak varlığı görünür kılan bir işlev anlamına gelmektedir. Diğer bir deyişle var oluş, ancak mekânda ortaya çıkmakla mümkündür. Bu yönüyle TOPLUMSAL HATIRLAMA VE TOPLUMSAL UNUTMA SÜRECINDE MEKÂN | 123 mekânın kendisi, uzaydaki potansiyel hacim ile kinetik hacim ara- sındaki bir çelişkidir. Çünkü var oluş ancak kendini mekânda orta- ya koymakla mümkün olduğundan, her varlık, uzayı kendisine bir hacim açmak üzere geri çekilmeye çağırır. Böylece varlık ile yokluk arasındaki çelişkinin düğüm noktası olan ‘oluş’, varlığın mekân aracı- lığıyla kendini ortaya koyuşunda bir şiddeti gerekli kılar. Her var olan, mekân üzerinde bir şiddeti gereksinir ve varoluşun kendisi mekân ya- ratan bir şiddettir. Varlığın mekânda şiddetle kendini ortaya koyması, mekânın anlam üzerinden bilinçle ilişkisini kurmaktadır. Olmamak karşısındaki ‘var oluş’, tek başına bir edimsellik barındırdığından, mekânda kurucu bir şiddet ile var olanın bundan sonra aynı mekân üzerindeki var olma iddialarını kökendeki anlam ile karşılayacağı açıktır. Nitekim dünya tarihi boyunca tüm savaşlar, bir mekânda ol- manın politik anlamına yönelmiş simgesel ihtilafların çözümü için gerçekleşmiştir. Mekân, “soyut ve içi boş bir kalıp olarak, bir içeren olarak anlaşılmak- tadır. Ancak bir içeren olarak mekân, Aristoteles in ‘topos’undaki gibi ‘bir şeyin bir yerde bulunuşu’nun ifadesi değildir. Çünkü Aristoteles de mekân içi boş bir yer değil, bir şeyin etrafının bir başka şeyle sa- rılması, çevrelenmesi anlamındadır; bir bardak su örneğinde barda- ğın içindeki boşluk değil, bardağı içeren topostur” (Bolak Hisarligil, 2008: 24). Dolayısıyla “fiziksel alan”, sınırlı bir “boşluk” ise bu kavra- mın kültürel, toplumsal niteliği niteliği düşünüldüğünde bu alandan, “mekân” olarak söz etmenin gerekliliği daha kolay anlaşılır. Öztürk’e göre (2012: 14-17); “Bir ‘yer’in ‘yer’likten çıkabilmesi ve ‘mekân’ olarak nitelenmesi için ‘iletişim’in bir uğrak noktası olması gerekir. Mekân, ancak, en temel bir insani deneyim olan iletişim ile ilişkisi halinde mekân olur; aksi halde bir ‘yer’ olarak kalır. ‘Yer’ fiili olarak mekân olma özelliğine ancak insan gibi bir iletişim gücünün o yeri kullanmasıyla sahip olur.” Benzer şekilde Schick de (2000: 25), ye- rin anlatı aracılığıyla insanileştiğini ve mekânsallaştığını belirterek, anlatının mekânsal varoluşun bir koşulu olduğunu ifade etmiştir. Bu varoluşun sonuçlarını ise Bilgin (2013: 133) şöyle açıklamaktadır: “İnsanlar, tıpkı şeyler gibi bir kitle olarak mekân üstünde bir yer kaplarlar, bir yüzey işgal eder, bir hacim doldururlar; bu- 124 | 15 TEMMUZ DARBE GIRIŞIMI VE TOPLUMSAL BELLEĞIN HAFIZA MEKÂNLARI radaki yüzey veya hacim olarak mekân, alan kavramına gön- derme yapar. Fakat insanlar ve şeyler aynı zamanda mekân üstünde bir yerde bulunur; burada yer, bir insanın mekân üzerinde bulunduğu, var olduğu noktaya gönderme yapar; bir yerde bulunuş, bir yandan insanın diğerlerine göre mesafesi- ni yansıtan konumlanmayı, öte yandan içinde yer aldığı dü- zendeki pozisyonunu, mertebesini belirtir. Alan ile yer arası fark, mekânın nicelik veya adres olarak kavramsallaştırılma farkıdır.” “Casey geometrik uzam için alan sözcüğünü, yaşanan uzamsallık için- se mekân terimini kullanır” (Ricoeur, 2012: 61). Alan ve mekân kav- ramının geniş bir kullanım ve anlamlandırma çeşitliliği vardır ve kabullerin sorunsallaştırılması gerekir. Kavramları birbirine zıt ko- numlandıran, coğrafi ölçek, statik veya durağan olarak ele alan yak- laşımlar, kavramların pasif olarak görülmesine yol açar ve aynı za- manda ihtilaf ve çelişki barındırmaması sonucunu verir. Oysaki alan kavramı ancak ilişkisellik içinde, etkileşim içinde yaşanan ve anlam- landırmalara ağırlık verilmesiyle anlaşılabilir (Türker, 2015: 286). Bu yaklaşım da öznelerin, kimlikleriyle karşılıklı kurulduğu, sürekli oluş halindeki bir mekân kavrayışını zorunlu kılar (Türker, 2015: 286). Böylelikle mekânların (kamusal/özel ya da kentsel) yalnızca somut/ nesnel varlıklar olmakla kalmayıp aynı zamanda öznel tasvirlere ve tanımlamalara konu olduğunu söylemek mümkündür (Demir, 2002: 110). Mekân bu anlamda insan için alelade bir barınak ya da toprak parçası değil, bir ocak, bir yuva ve yurt olarak isimlendirilmiş bir hafıza mekânıdır (Çelik, 2017: 72). Harvey’e göre (2016: 156); “Mekân hakkında ilişkisel olarak düşünülmelidir, çünkü uzayda bir noktanın diğer tüm noktaları ‘içerdiği’ yolunda önemli bir düşünce vardır.” Fırat’a göre (2014: 26); sosyal bilimlerde kavramsal açıdan “uzam”ın kullanımlarını, üç temel başlık altında incelemek mümkündür. Hal- bwachs’ın toplumsal morfoloji’si, Lefevbre’nin algılanan uzam’ı, So- ja’nın birinci uzam’ı toplumun onu belirleyen bir zemin [substrat] üzerine kurulmasına ilişkin olarak, bize, ilgili coğrafi, fiziksel ve/veya maddi uzam’a dair önemli ipuçları vermektedir. “Halbwachs maddi doğanın biçiminin toplumsalı belirledi- TOPLUMSAL HATIRLAMA VE TOPLUMSAL UNUTMA SÜRECINDE MEKÂN | 125 ğine, toplumsal yapıyı yeniden ürettiğine vurgu yapar. Hal- bwachs’a göre, toplum maddi dünyaya yerleşir ve “uzamsal koşullardan kendine yönelen temsiller” sayesinde devamlılı- ğını sağlar. Halbwachs’a benzer bir biçimde, Lefebvre, fiziki uzama “algılanan uzam” nosyonuyla gönderme yapar ve fi- ziki uzamın algısından kaynaklanan uzamın pratiğinin top- lumu “tahakküm ve temellük ederek” ürettiğindne bahseder. Lefebvre’nin uzama dair sınıflandırmasını yeniden ele alan Soja, bu uzaman “birinci uzam” adını verir. Bourdieu ise fizik- sel uzamı uzamsal ayrışma, tahakküm ve mücadele açısından ele almıştır.” Mekân okumalarının en önemli değerlendirme aşamalarından biri, toplumsal anlam ile ilgilenmekte ve toplumsal anlam üzerine soru- lar sormaktadır. Bu mekân ne anlama gelmektedir ya da nasıl imalar taşımaktadır? Gibi… Bu aşamada dikkat edilecek kavram, toplumsal uzam’dır. “Halbwachs’ın coğrafi morfolojinin yanı sıra toplumsal uza- ma da “toplumsal morfoloji” adı altında değindiği görülür. Bourdieu’de aynı çizgiyi takip ederek, sosyolojik düşüncesini “toplumsal topografya” kavramsallaştırması üzerine kurar, sosyolojiyi bir toplumsal topoloji, bir analysis situs, konumla- rın ve aralarındaki nesnel ilişkilerin analizi olarak betimler. “Toplumsal uzam”, Lefebvre’nin uzamsal düşüncesi içinde “kavranan uzam” kavramıyla karşılık bulur ve uzamın tem- sillerine gönderme yapar. Soja ise bu uzamı ikinci uzam ola- rak adlandırır ve güncel temsillere dair söylemler aracılığıyla analiz edildiğini ve epistemolojik bir bilgiye kaynaklık ettiği- ni söyler. “Toplumsal uzam”ı birbirine asla indirgenemez ve farklı olan konumları tanımlayan bir ilişkiler bütünü olarak tarif eden Foucault’ya göre “ötekilerin uzamı”, toplumsal uza- mın çeperlerinde bulunan, normdan sapan bireylerin içine yerleştirildiği heterotopyalardan oluşur.” Esas olan, mekânın anlam çözümlemesini, sadece fiziksel yapılarla sınırlı değil; anlamların mekânla nasıl ilişkili olduğunu göstermek için bir algısal, sosyal, siyasal ve kültürel göstergeler çözümlemesiyle 126 | 15 TEMMUZ DARBE GIRIŞIMI VE TOPLUMSAL BELLEĞIN HAFIZA MEKÂNLARI gerçekleştirmektir. Bir başka deyişle, mekânı okurken, algısal, kültü- rel ve simgesel stratejileri açıklama gereksinimi vardır. “Halbwachs’a göre uzam, kolektif belleğin toplumsal çerçeve- sinden birini oluşturmakla kalmaz ama aynı zamanda top- lum veya topluluk güncel ihtiyaçları doğrultusunda belleğini yeniden inşa ederken söz konusu uzamı yaptığı sembolik yatı- rımlarıyla değiştirir, dönüştürür ve şekillendirir. Nora’ay göre, maddi, somut, coğrafi olandan, soyut entelektüel açıdan oluş- turulmuş olana kadar birçok şeyi kapsasa da bellek mekânla- rının işi soyut olanı göstergelerin en azı içinde anlamın en ço- ğunu kapsayacak şekilde somutlaştırmaktadır. Lefebvre’nin sınıflandırması içinde ise sembolik uzam temsil uzamına karşılık gelir. Bu kullanıcıların imgeler ve semboller aracılı- ğıyla deneyimledikleri uzamdır. Soja bu uzamı siyasi müca- deleler zemini oluşturan üçüncü uzam olarak adlandırır.” Massey’e göre ise mekâna dair tanımlamaları üç temel maddeyle özet- lemek mümkündür (Abrahamsson, 2007: 83- 84): (1) Mekân, küresel- den yerele etkileşimler yoluyla oluşturulan sosyal uygulamaların ürü- nüdür. (2) Mekân, birden fazla yörünge olasılığını ifade etmektedir. Yani mekânda anlatılanlar sadece iktidardakilerin hikâyeleri olamaz. (3) Mekân, her zaman yapım aşamasındadır. Dolayısıyla yeni (sosyal ve politik) ilişkiler kurulduğunda ve yeni bağlantılar oluştuğunda, mekânın kendisi dönüşüme uğrar. Mekâna ilişkin bu tanımlamalar, mekânın sosyal bir pratik olarak üretilebilen bir anlama da sahip ol- duğunu ifade etmektedir. Aslında mekân bir kavram olarak, boş bir yüzey olmanın çok ötesin- de, harekete, devingenliğe gönderme yapar niteliktedir. Schick’e göre (2000: 57); “Bir mekânı tam olarak tanımlayan sınır değil, ‘iç’ ile ‘dış’ arasındaki muhayyel karşıtlık’tır.” Bu yaklaşım, Massey’in (1994: 154); “Bir yere özgüllüğünü kazandıran şey, uzun zaman içinde içselleştiril- miş bir tarih değil, belli bir yerde bir araya gelen ve örgütlenen belli bir toplumsal ilişkiler ağından inşa edilmiş olmasıdır” savına denk düş- mektedir. Lefebvre’nin (2016: 60); “(Toplumsal) mekân (toplumsal) bir üründür” ifadesi, mekânın toplumsal ilişkileri yapılandırdığı ve bu ilişkiler ta- TOPLUMSAL HATIRLAMA VE TOPLUMSAL UNUTMA SÜRECINDE MEKÂN | 127 rafından da yapılandırıldığı görüşüne dayanmaktadır. “Bu şekilde üretilen mekân, düşünceye olduğu kadar eyleme de aygıt olarak hiz- met ettiğinden hem bir üretim aracı hem de bir denetim, tahakküm ve güç aracıdır.” “Mekân ve mekânın siyasal örgütlenmesi toplumsal ilişkilerin bir ifadesidir ama aynı zamanda onlara tepki de verir” (Harvey, 2016: 276). Stavrides’in ifade ettiği üzere (2018: 245), mekân toplumsal ilişkilerin etkin bir biçimi, yapıcı bir unsurudur ve bizatihi bir ilişkiler kümesidir. Toplumsal yaşamın etkisiz bir kabı değil top- lumsal yaşamın tezahürlerinin ve olaylarının ayrılmaz bir parçasıdır. Mekân karşılaşmalara biçim verir çünkü kendisi yapılandırılmış bir ilişkiler sistemidir. Yırtıcı’ya göre (2005: 1); bu, sosyal mekânın “sadece fiziksel üretimin araçlarıyla değil, o toplumu kuran ilişkiler örüntüsüyle” anlamlandı- rılabileceği için böyledir. “Kuşkusuz mekân bir fiziksel üretim nesnesi- dir; somut olarak üretilen, kullanılan ve tüketilen bir nesnedir. Ancak mekân olgusu, fiziksel gerçekliğinin ötesinde karmaşık bir dizi duru- mu barındırmaktadır. Mekân, sadece geometrik bir yayılım, fiziksel bir nesne değil, bir inşa, toplumsal olayların içinde geçtiği sosyal bir olgudur.” Çünkü insanlar, her ilişkiyi bir mekânda oluşturur, geliştirir ve tekrar eder. Mekan, ilişkilerden yalıtık, bağımsız ve nötr değildir (Öztürk, 2012: 19). Harvey’e göre (2016: 10); “Mekân, ontolojik bir kategori değil, insanı biçimlendiren ve onun tarafından biçimlendirilen toplumsal bir boyuttur.” Çünkü mekân, toplumsal ve siyasal bir üründür. Lefebv- re’nin mekân üzerine temel çalışmasının başlığının Mekânın Üretimi olmasının nedeni de budur (Elden, 2019: 18). “İçinde bulundukları top- lum ve dönemin birer ürünü olan ortak mekânlar; bulundukları yerin tarihi, topografyası, iklimsel verileri gibi fiziksel etmenlerin yanı sıra, toplumların gelenekleri, kültürleri ve yaşam tarzları gibi sosyal ve psi- kolojik etmenlerin de biçimlendirdiği mekânlardır” (Sarı Başman ve Akın, 2018: 946). Mavratsas (2018:155), bu ortak mekân duygusunun, birçok örnekte ortak tarih duygusundan daha kuvvetli ve derinden hissedildiğini vurgulamaktadır: “Tepeler, nehirler ve ormanlar sadece tanıdık olmaktan çıkar, mabetlerin yerleri, savaş meydanları ve do- ğum yerleri olarak ideolojik bir anlam kazanır.” 128 | 15 TEMMUZ DARBE GIRIŞIMI VE TOPLUMSAL BELLEĞIN HAFIZA MEKÂNLARI Soja’ya göre (2019: 111), “mekânın kendisi ilksel olarak verili olabilir, fakat mekânın örgütlenmesi ve anlamı toplumsal aktarımın, dönüşüm ve deneyimin bir ürünüdür.” Heidegger bu deneyimi “dünya-içinde-ol- mak” ile anlatmaktadır. Çünkü Heidegger’in dikkat çektiği anlamıyla dünya içinde olmak, onu bir yer olarak ele almak, insanların yerlerle olan ilişkilerinin anlaşılmasının da önemini vurgulamaktadır (Bolak Hisarlıgil, 2008: 25). Entrikin de benzer şekilde mekânı bir etkileşim ve deneyim yeri olarak görmektedir. Ona göre (1991: 1-4), mekân “in- san deneyiminin [bir] koşuludur”, çünkü “oyuncular olarak biz daima zaman ve mekânda yerimizi alırız… Eylemlerimizin bağlamı kimlik duygumuza, dolayısıyla da merkezlilik duygumuza katkıda bulunur.” Bu süreç içerisinde bazen mekân insanı daha fazla, bazen de insan mekânı daha fazla etkilemektedir. Taşçıoğlu’na göre (2013: 29), “mekân kendiliğinde var olmaz, insan ta- rafından ‘mekân’ haline getirilir ve ‘mekân’ adıyla tanımlanır.” Yani, mekânı kullanan insan ve insan bedeni de mekânın biçimini doğru- dan etkilemektedir. Bu bağlamda, “içinde boşluk barındıran bu varlık, insanın gerek fiziksel eylemleri ve gerekse düşünsel biçimlendirmeleri ile anlam kazanır” (Yıldız ve Aleaddinoğlu, 2011: 846). Boşluğu sınır- landırarak hayata ilişkin bir çerçeve oluşturan mekânda insan aktif olarak yer almaktadır. Çünkü mekân insanla vardır. Bilgin’e göre (2013: 133) “mekânla kurulan ilişki, iki ayrı varlık veya bütünlük arasında cereyan eden bir süreç olmaktan ziyade, mekânı kendileme sürecidir”: “Hiç kimse mekân üzerinde bir eşya veya işaret taşı gibi kon- maz, aksine kendine ait kendinin kıldığı bu mekânı, düzenler, örgütler ve başka yerlere göre farklılaştırır. Mekânı kendile- menin amacının, mekân üstünde bir otorite, bir hakimiyet, denetim veya güç sahibi olma olarak tanımlayan Proshans- ky’e (1976) göre bunlar fiziksel, sosyal veya bilişsel nitelikli olabilir; kendileme, vasıtalar planında mekanı sınırlandırma, yeniden yapılandırma, işaretler, semboller, etkinlikler, insan- lar veya olaylarla nitelendirme veya ayırt etme, karşılaştırma şeklinde kendini gösterir.” “Mekân işte böyle başlar, boş bir sayfanın üzerine çizilen sözcüklerle, TOPLUMSAL HATIRLAMA VE TOPLUMSAL UNUTMA SÜRECINDE MEKÂN | 129 işaretlerle” (Perec, 2017: 152). Lefebvre de (2016: 247-248) mekânsal göstergelerin işaret ettiği ve bu göstergelerden bağımsız bir mekân okumasının olanaksızlığını ileri sürerek, anlama işaret eden göster- gelerden bağımsız bir anlam alanın mümkün olmadığını ortaya koy- maktadır: “Yükseklik, dikeylik, ayrıcalıklı, kimi zaman eksiksiz bir anlam edinir (bilmek, yapabilmek, yapmak zorunda olmak), fakat bu anlam, toplumlarla ve ‘kültürlerle’ birlikte değişir.” Bu da Entrikin’e göre, “mekân ve kültürle ilişkilerimizin bireysel ve top- lu kimliklerimizin inşa edilişinin ögeleri haline geldiği” anlamını ta- şımaktadır. Stavrides’e göre (2018: 227), kişinin nerede bulunmasına izin verildiği ve buraların kullanımına dair tariflere ne kadar uydu- ğu onun toplumsal kimliğinin göstergesidir. Mekân kullanım yoluyla kimliklendirir ve kimlik sahibi olur. Başka bir deyişle, mekânları top- lumsal alanlara dönüştüren, bu mekânın katılımcılarıdır ve mekânla- rın kimliğini oluşturan katılımcıların sahip olduğu kimliklerdir (Avcı, 2009: 146). Bu şekilde kendine özgü anlatıları oluşan mekânlar, hem kimlik inşasının etkili faktörü hem de bu inşanın bir sonucu gibi gö- rünmektedir. Bu bağlamda, bireyler bellek mekânlarıyla karşılaştıklarında içinde bulunduğu zamana, toplumsal olaylara, hatta kişilere bağlı olarak mekâna atfedilen bu kimliği kabullenmekte veya reddetmektedir. Mekânın kabulü ve reddi noktasında bu kimlik, mekân üzerinde so- mutlaşmakta ve görünür kılınmaktadır. Söz konusu kabullenme ya da reddetme faaliyeti de bireyin bellek üzerinden kimliğini tanım- lama yolunda sergilediği tutumla ilgilidir. Ve bu tutumun en önemli meşrulaştırma aracı olan mekân da aynı amaca hizmet etmek üzere inşa edilmiştir. “Mekân, somut olduğu kadar soyut olguları da barındıran, duygu ve deneyimlere de çatı oluşturan bir kurumdur” (Taşçıoğlu, 2013: 30). Zira “mekâna ilişkin duygu ve duygulanım, kişilerin otobiyografile- riyle ilintili olsa da mekân, öznellik ve güç kavramıyla bağlantılı ola- rak kimliğin ve bedenin yerleştirildiği bir anlamlandırma ve oluştur” (Türker, 2015: 286). Peki, nedir bir duygulanış? Öncelikle Spinoza’nın temel eğilimi, “bir cismin, bir bedenin, başka bir cismin eylemine ma- ruz kaldığındaki durumu”nu açığa çıkarmaktır. Spinoza’ya göre “… 130 | 15 TEMMUZ DARBE GIRIŞIMI VE TOPLUMSAL BELLEĞIN HAFIZA MEKÂNLARI eylem her zaman bir temas gerektirir ve bu bedenlerin bir karışımıdır. Duygulanış iki bedenin, iki cismin bir karışımıdır; öteki üzerinde eyle- yen dediğimiz bir bedenle berikinin izini alan başka bir bedenin.” Öz- türk (2012: 91), Spinoza’nın duygulanış ideasını örneklendirmek için televizyon dizisi örneğini vermiştir: “…izlediğim bir televizyon dizisi- nin benim üzerimde yarattığı etki bir duygulanıştır. Burada duygula- nışta olan şey, televizyon dizisi değil, bu dizinin zihnimde uyandırdığı etkiden dolayı benim kendimdir. Bu çerçeveden düşünüldüğünde her duygulanışın bir temas gerektirmesi gerekmektedir.” Ancak Spinoza felsefesinde duygulanış için sadece fiziksel temasın olması zorunlu değildir, fiziksel temastan sonra bir insanı, bir mekânı, bir nesneyi, bir olayı görme eyleminden sonra onların hayalini kurmak, onların geçmişini ve gelecekteki hayalini zihnimizde kurgulamak da duygu- lanışa yol açmaktadır. Spinoza (2011: 145). “Beden şeyin varlığına aykırı hiçbir duygulanış duymaz (önerme 17, bölüm II). Bundan dolayı beden, bu şey hazır ol- duğu zaman nasıl duygulanmış ise onun hayaliyle de aynı suretle duygulanmış olur” demektedir. Bununla ilişkili olarak, bellek, diğer kişilerin, olayların ve şeylerin algılanmasında duygulanış düzeyini de merkeze almakta ve mekânın algılanmasında bu duygulanış düzeyi- ni ön plana çıkarmaktadır. Böylece toplumsal bellekte mekâna ilişkin yer eden algı bir tür duygulanış durumunun dışavurumu olarak kar- şımıza çıkar. Çünkü kişiler gerçeklerden çok, bu gerçekler hakkındaki algılarına ve duygulanış durumlarına göre hareket etmektedir (Schick, 2000: 210). Bir park, emek, teknoloji ve kurumlar tarafından tasarlanır, kurulur ve üretilir fakat mekânın anlamı ve bizatihi mekân, toplumsal aktör- ler ve gruplar tarafından algılandığı ve yaşandığı biçimde benimsenir ve dönüşür (Elden, 2019: 24). Benzer şekilde Urry de (2015: 30-31), bazı sınıf çatışmalarının aslında mekânsal çatışmalarca yaratıldığını ya da yerlerini mekân çatışmalarının aldığını ileri sürerek, iktidarın uy- gulanması ve sürdürülmesinde temel bir bileşkenin ideolojik olduğu ve bunun da çeşitli gerçekliklere dayandığını söylemektedir. Mekânın gerçekliği, ait olduğu insan ya da insan grupları değiştikçe yenilenmekte, barındırdığı bu insanlarla birlikte farklı form ve işlevle- TOPLUMSAL HATIRLAMA VE TOPLUMSAL UNUTMA SÜRECINDE MEKÂN | 131 re bürünmektedir (Taşçıoğlu, 2013: 99). Stavrides’in ifadesiyle (2018: 226), “nasıl bir sözcük dillendirildiğinde sözlükteki tartışmasız kabul edilen anlamından ayrışabiliyorsa mekân da bir yeniden icat edilen yer, yeniden kazanılan yer haline gelebilir.” Goulemot’a göre (akt. Schi- ck, 2000: 48), dil, mekâna derinlik ve hareketlilik kazandırır ve sonuç olarak “edimin kendisini betimlemeden, betimleyici bir mekân yara- tır.” Mekânda izlenemeyen, varsayılan akışlar ve ilişki ağlarının belir- leyiciliği (Birik ve Tezer, 2018: 90) bir bütün halinde o mekânın dilini oluşturmakta ve mesajını o mekânda bulunan insana bildirmektedir (Taşçıoğlu, 2013: 63). Mekanın dili, insan bedenleri üzerine hakimdir (Öztürk, 2012: 51). Mekân bir yayılmanın ürünüdür (Deleuze, 2008: 190). Yansız bir or- tam değildir; aksine sürece kendinden de katkıda bulunan katılımcı bir faildir (Schick, 2000: 48). Dolayısıyla mekânı anlamak ve yorum- lamak Castells’in ifadesiyle “mekânın mevcudiyetini ve dönüşümünü belirleyen yapısal ve konjonktürel yasalar”dan geçmektedir. Mekân kavramını inşacı perspektiften ele alan önemli düşünürlerden Le- febvre’nin 1974 tarihli Mekânın Üretimi adlı kitabında yazdığı gibi “mekânın, dönemlere, toplumlara, üretim tarzlarına ve üretim ilişki- lerine göre” tarihsel olarak üretildiği görüşü, sosyal bilimlerde mekân çalışmalarının yükselişinin nedenlerini ve mekânın toplumsal belle- ğin inşasındaki rolünü tartışmayı hedeflemektedir. Lefebvre’nin mekân çözümlemesinin önemi, kapital güçlerin iktidar mekanizmalarının yalnızca fabrikalar ya da alışveriş merkezleri değil gündelik yaşama dair mekânların da iktidara bağlı toplumsal deği- şim mekânları olduğunu kavramamızı sağlamasından kaynaklan- maktadır (Ritzer& Stepnisky, 2014: 320). Mekânın üretimi ve günü- müz için daha geçerli bir sav olan “tüketimi toplumsal bir örgütlenme ve bu örgütlenmenin sosyo-ekonomik ve politik kriterleri çerçevesin- de gerçekleşir. Burada ‘mekan üretimi’ ifadesi ile anlatılmak istenen, kapitalist ekonominin gerektirdiği belirli toplumsal ilişkiler ve örgüt- lenmeler dahilinde, mekana ait toplumsal bilginin nasıl oluştuğu, bu örgütlenme tarzının mekanı nasıl etkilediği ve dönüştürdüğüdür” (Yırtık, 2005: 1-2). Lefebvre’yi anlama yolunda, bu noktada atılması gereken adım, algılan, tasarlanan ve yaşanan mekân ayrımıyla vardı- ğı “mekân temsilleri, temsil mekânları, mekânsal pratik” kavramları 132 | 15 TEMMUZ DARBE GIRIŞIMI VE TOPLUMSAL BELLEĞIN HAFIZA MEKÂNLARI üzerinden mekânın üretimine karşı olan tutumunu ortaya koymak- tır. Çünkü algılan, tasarlanan ve yaşanan mekân ayrımı, Lefebvre’nin Mekânın Üretimi’ndeki güçlü argümanının kalbidir. Kapitalist toplumda kentin nasıl anlamlandırıldığı, tasarlandığı ve yaşandığı konusunda geliştirdiği üçlü ayrıma göre Lefebvre için (2016: 133), “her toplumsal mekân, gösteren ve göstermeyen, algılanan ve yaşanan, pratik ve teorik gibi çok sayıda veçhesi ve hareketi olan bir sürecin sonucudur.” Bu sürecin, ilgili ayrımın, mekânı hem yukarıdan hem de aşağıdan üretilen bir ürün olarak tanımladığı söylenebilir. “Mekânın temsilleri, yani tasarlanmış mekân, üretim ilişki- lerine ve dayattığı “düzene” dolayısıyla, bilgilere, işaretlere, kodlara, “cephesel” ilişkilere gönderme yapar. Bir toplumun (bir üretim tarzının) içindeki egemen mekândır. Soyut olan mekân temsilleri toplumsal ve politik pratiğe nüfuz eder. Bu, bilginlerin, planlamacıların, şehircilerin, “parçalayan” ve “dü- zenleyen” teknokratların “tasarlanan mekânı”dır. Bu, mekân kavrayışları, sözel, dolayısıyla entelektüel olarak oluşturul- muş bir göstergeler sistemine yönelme eğilimi gösterir” (Le- febvre, 2016: 62-68). “Mekân temsilleri, aynı zamanda, belli bir mekânın kolektif bellekteki yerini tanımlayan (dilsel/metinsel, imgesel) temsilleri de kapsamakta- dır. Yani mekân temsilleri sabit yapısal sistemler olarak değil, toplum- sal dinamiklerine etkisine açık yapılanmalar olarak anlaşılmalıdır” (Batuman, 2019: 15). Temsil mekânları, yani yaşanan mekân, değişmezlerin, uzantıların, durgunlukların gizlendiği önemli değişimleri ve aynı zamanda sem- bolleri ve sözel olmayan göstergeleri yansıtır. Bu mekân, “oturanla- rın”, “kullananların” mekânlarıdır. Bu mekânı, kullanıcıları imgeler ve semboller aracılığıyla deneyimlerler. Söz konusu olan, “imgelemin değiştirmek ve sahiplenmek istediği, egemen olunan, dolayısıyla ma- ruz kalan mekândır. Temsil mekânı, fiziksel mekânı, onun nesnelerini sembolik olarak kullanarak kapsar” (Lefebvre, 2016: 68). Mekânsal pratik, yani algılanan mekân, üretimi ve yeniden-üretimi, “sürekliliği sağlayan her toplumsal oluşuma özgül yerleri ve mekânsal TOPLUMSAL HATIRLAMA VE TOPLUMSAL UNUTMA SÜRECINDE MEKÂN | 133 kümeleri kapsamaktadır. Bu bağlamda bir toplumun mekânsal prati- ği mekânını deşifre ederek kendini keşfeder.” Bu nedenle Lefebvre’ye göre, toplumun her bir üyesine özgü mekânsal yeterlilik ve perfor- mans ancak ampirik olarak değerlendirilebilir (Lefebvre, 2016: 67-68). Bu üç uğrak, “mekânın üretimine, niteliklerine ve özelliklerine; top- lumlara (üretim tarzları) ve dönemlere” bağlı olarak farklı şekillerde var olurlar. Lefebvre (2016: 33); “mekânın birkaç yıl öncesine dek salt geometrik bir kavramdan, boş bir ortam kavramından başka bir şeyi çağrıştırma- dığını; mekân kavramının yalnızca matematikten kaynaklandığının genel bir kanı olduğunu” belirterek “Peki ya toplumsal mekân?” soru- sunun sorulmasının, toplumsal ve güç ilişkilerinin teşhiri açısından önemine dikkat çekmektedir. “Toplumsal mekân bir ideolojinin yansız bir mekâna yansı- masıyla mı tanımlanır? Hayır. İdeolojiler falanca faaliyetin yerinin belirlenmesini buyururlar: filanca yer kutsal olacak- tır, şu diğeri değil. Tapınak, saray, kilise burada olacaktır, ora- da değil. İdeolojiler mekânı yaratmaz; oradadırlar, mekânın içindedirler. Toplumsal mekânı kim yaratır? Üretici güçler ve üretim ilişkileri. Yeni bir emre kadar bir toplumu oluşturan çeşitli faaliyetleri kapsayan genel toplumsal pratiği oluşturan eğitimsel, idari, politik, askeri türden faaliyetler.” Benzer şekilde kentliliğin dinamiğini ekonomik olarak konumlan- dıran Harvey de (2016: 10), Sosyal Adalet ve Şehir isimli yapıtında mekân nedir? sorusunun yerine “Değişik insan pratikleri nasıl deği- şik mekan kavramlaştırmaları yaratıp kullanıyorlar?” sorusunu ko- yar ve böylece bugün erişilen tarihsel noktanın ve toplumsal değişi- min toplumsal mekan anlayışı çerçevesinde sosyolojik ve psikolojik yönüyle sorgulanmasını önerir. Amoros’a göre (2016: 129), “doğal mekân yoktur. Tüm mekânlar top- lumsal mekânlardır; toplumsal ilişkileri gösterir, kapsar ve saklar.” Konumlar arasındaki ilişkiler sistemi olarak mekân, toplumsal ilişki- leri ifade etmenin ve aynı zamanda onların “olmasını” sağlamanın en önemli aracıdır (Stavrides, 2018: 246). Bu durumda, mekân, toplum- sal ilişkiler içerisine gömülüdür (Öztürk, 2012: 119). Mekânsal ilişkiler 134 | 15 TEMMUZ DARBE GIRIŞIMI VE TOPLUMSAL BELLEĞIN HAFIZA MEKÂNLARI toplumsal ilişkileri temsil eden imgeler içinde bir araya getirilerek bü- tünleştirilebilir ve simgeleştirilebilir. Bu bağlamda mekân, toplumsal yaşam ve toplumsal pratikler için yalnızca zorunlu bir ortam değil, aynı zamanda toplumsal rol ve davranışların öğrenilmesinin (Bour- dieu, 2000: 134; 1997: 89-91) bir aracıdır. Harvey’e göre ise (2016: 39-40); toplumsal mekân, karmaşık, homojen olmayan, belki süreksiz ve mühendis ya da tasarımcının çalıştığı tipik fiziksel mekândan farklıdır. Lefebvre (2016: 63) benzer görüşü şöyle dile getirmiştir: “Toplumsal mekân toplumsal edimleri ‘kendine ka- tar’. Bunlar, doğan ve ölen, durgun duran ve eyleme geçen hem kolektif hem de bireysel öznelerin edimleridir. Bir toplum için içinde kendini sunmak ve kendini temsil etmek aracılığıyla bir biçim kazanabildiği sahiplenilmiş bir toplumsal mekân yaratmak (üretme) anlık bir iş de- ğildir. Bu yaratma edimi, aslında bir süreçtir.” Bu süreçteki “toplumsal ilişkiler kapitalist toplumsal ilişkiler olduk- larından, toplumsal mekân, sermayenin mekânı, onun eylem alanı ve etkinliklerinin temeli olmaya meyillidir” (Amoros, 2016: 129). Bu bağ- lamda, Lefebvre, “mekânları, toplumsal ve zihinsel tarihe ve üretime sahip araçlar olarak algılamayı” önerir. Üretilmiş mekânda, edimler, “kimse” farkına varmasa bile “anlamı” yeniden üretir (Lefebvre, 2016: 164). “Her kimse kendini tanıdığı ya da yitirdiği, dolayısıyla yararlan- dığı ya da değiştirdiği bir mekânın içine yerleşir” (Lefebvre, 2016: 64) ve mekânda kalıcı bir iz bırakır. Bir mekânda yaşamak orada izler bırakmak demektir (Benjamin’den akt. Oraliş, 2006: 73). Taşçıoğlu’na göre (2013: 156), mekânda iz bırak- mak, yol bulmak için yapılan bir eylem olmanın ötesindedir; amaç, farkında olarak ya da olmayarak bulunulan mekânı kendileştirmek- tir. “Bu, mekânın sadece önemli ilişkiler açısından anlam kazandığı bir çerçevedir; önemli bir ilişki, bireyin bilişsel durumundan ve kendini içinde bulduğu bağlamdan bağımsız belirlenemez.” Ancak Öztürk’ün de belirttiği gibi (2012: 25-26), “mekân, toplumsal ilişkileri kısmen yan- sıtmakta ve toplumsal ilişkilere kısmen etki etmektedir. Yansıtmakta- dır, çünkü her ilişki bir mekânda vuku bulmakta ve mekâna bakmakla aynı zamanda o ilişkiye bakılmış olmaktadır. Dolayısıyla mekânı ince- lemek aslında mekânı bir ‘şey’, bir ‘fetiş nesne’ olarak incelemek demek değildir”: TOPLUMSAL HATIRLAMA VE TOPLUMSAL UNUTMA SÜRECINDE MEKÂN | 135 “Eğer mekânları incelemenin bütün gerçekliği anlattığını savunursak, mekânsal determinizme kayma tehlikesi do- ğar. Oysa mekâna deterministik bir bakış açısından bakmak yerine; daha süreç ve çelişki merkezli bir bakış sergilemek, içinde bulunduğumuz gerçekliği sağlıklı anlama konusunda yardımcı olabilir: Mekân, toplumsal gerçekliğin sadece bir bö- lümünü inşa edebilir ve yansıtabilir. Aksini söylemek ve örne- ğin bir mikro mekânı, diyelim kahvehaneyi incelemenin, tüm toplumu ve toplumsal ilişkileri anlamının bir yolu olduğunu iddia etmek, bu mekânlara gelmeyen toplum kesimlerini ve onların ürettikleri ilişkileri görmezden gelmekte demektir.” Soja’ya göre (2019: 113); “Toplumsal ve mekânsal ilişkiler diyalektik olarak tepkileşimli ve karşılıklı olarak bağımlıdır”; toplumsal ilişkiler ise örgütlenmiş mekânı toplumsal olarak yapılandırılmış bir olgu ola- rak gördüğümüz ölçüde hem mekân oluşturucu hem de mekâna bağ- lıdır. Bu bağımlılık, Urry’nin (2015: 106) şu sözleriyle ifade edilebilir: “Mekânsal ilişkilerin önemi, toplumsal nesnelerin özel ka- rakterine bağlıdır. Böylelikle mekânsal ilişki, genel bir etkiy- le sınılandırılamaz; sadece söz konusu toplumsal nesnelerin belirli ayırt edici özellikler ya da güçler taşımaları nedeniyle, etkide bulunur. Yalın ‘mekân’ yoktur, sadece farklı türden mekânlar, mekânsal ilişkiler veya mekânsallaşmalar vardır.” Soja’nın (2019: 174) gerçek ve algılanabilir bir ürün olarak mekânsal- lığa dair sözleri de bu kabule dayanmaktadır: “Toplumsal bir ürün olarak mekânsallık, toplumsal edim ve ilişkilerin aynı zamanda hem aracı hem sonucu hem ön kabulü hem de tezahürüdür” Harvey’e göre (2016: 38); her kişi, kendi geometrik sisteminde ördüğü mekânsal ilişkiler ağında yaşamaktadır. Bu ağ aynı zamanda çok kat- manlı siyasi dolayımların bir tezahürüdür (Temiz, 2013: 11). İktidarın zaman-mekân ve toplum arasındaki ilişkiyi giderek gizleyen bir yapı oluşturması, Harvey’e göre kapitalist devlet biçiminin yalnızca bir ta- rihsel sonucu değil, bir amacıdır da (Önkal, 2017: 226). Urry’ye göre (2015: 43), Harvey’in “zaman-mekân sıkışması” kavramı ile ortaya koyduğu tarihsel –coğrafi çözümleme, bu kavramlara ilişkin yapılan yaklaşımların en sistematik olanıdır. 136 | 15 TEMMUZ DARBE GIRIŞIMI VE TOPLUMSAL BELLEĞIN HAFIZA MEKÂNLARI “Çünkü Harvey bu kavram ile her kapitalist dönemin farklı tarihsel dönemlere ait farklı mekânsal sabitleyenleri gerek- tirdiğinin üzerinde durmaktadır. Bu yolla da her kapitalist dönemde mekânın, üretimin büyümesini, emek-gücünün ye- niden üretimini ve karın azamiye çıkarılmasını kolaylaştıra- cak şekilde örgütlendiğini saptamaktadır. Zaman ve mekânın yeniden örgütlenmesiyle, kapitalizm bunalım dönemlerini yenebilmekte ve yeni bir birikim döneminin temellerini ku- rabilmektedir.” Bu bağlamda, bu ilişki ve yapıların maddi dayanağı ve toplumsal ya- şamları hem mekân oluşturucu hem de mekân tarafından belirlenen birer olgu hem mekânsallığın üreticisi hem de ürünü olarak görülme- lidir. Toplumsal olan, mekâna gömülü halde olduğundan, toplumsal olan, nasıl tarihsel olarak şekillenmişse, mekânsal olan da aynı derecede tarihsel ve toplumsal olarak şekillendirilmiştir. Elden’e göre (2019: 25), toplumsal, mekânsal ve zamansal olan bu üç unsur birbirini şe- killendirir ya da birbiri tarafından şekillendirilir. Soja’ya göre (2019: 171), toplumun oluşumu mekânsal ve zamansaldır, toplumsal varlık coğrafya ve tarihte somutlaştırılmaktadır. Bu temel önermenin sis- tematik olarak geliştirilmiş ilk ifadesi Mekânın Üretimi’nde Lefebv- re’den (2016: 150) gelmiştir: “Toplumsal ilişkiler tam olarak ne şekilde var olur? Tözsel- lik olarak mı? Doğallık mı, yoksa biçimsel soyutlama mı? Mekânın incelenmesi buna cevap vermeyi sağlar: Toplumsal üretim ilişkilerinin, mekânsal bir varlıkları olduğu için top- lumsal varlıkları vardır; kendilerini bir mekâna yansıtırlar, mekânı üreterek bu mekâna dâhil olurlar. Yoksa bu ilişkiler, “saf’ soyutlama içinde, yani temsiller ve sonuç olarak ideolo- jinin içinde, başka deyişle söz kalabalığı, boş laflar, kelimeler içinde kalabilir.” Güvenç’in de belirttiği gibi (2018: 76); “...toplumsal olanın maddi olan- dan ayrılması mümkün ve ufuk açıcı değildir. Bu yaklaşıma göre top- lumsal-mekânsal ikilemi, çözdüğünün ötesinde sorun yaratan, kendi içinde çelişkili bir ifade bir tür oxymorondur. Toplumsal olan, tanım TOPLUMSAL HATIRLAMA VE TOPLUMSAL UNUTMA SÜRECINDE MEKÂN | 137 gereği maddi, dolayısıyla, mekânsaldır.” Bu bağlamda, mekân, coğ- rafi, kültürel ve sosyolojik şartlara göre bireyi şekillendiren ve birey tarafından şekillenen toplumsal bir boyuttur. Dolayısıyla bu boyut, mekânın insan ve toplumla ilişkiye geçme yollarının ve iktidardan et- kilenme biçimlerinin araştırılmasıyla ortaya konabilmektedir. Buradan yola çıkarak, çeşitli düşünürler, mekân ve uzamın bellekte bıraktığı izlerin; kimi göstergeler, semboller, sosyal gruplar ve ege- men güçlerin iletişimi ve etkileşimi üzerinden sürdürdüğünü iddia etmektedirler. Dolayısıyla bellek hem bireysel hem uzamsal hem de mekânsal düzeyde işler. Bellek uzamsal ve mekânsal düzlemde hem hatırlama hem unutma ile ilişkili olduğundan asla tek başına bireysel bir unutma/saklama aygıtı olarak kabul edilemez. Belleğin, eş zaman- lı olarak hem bir hatırlama hem de unutma/bastırma aygıtı olduğu; antagonistik boyutunun da “içerdiği uzlaşmaz hatırlama ve unutma çelişkisinden” kaynaklandığı unutulmamalıdır. Mekân ve Bellek İlişkisi İnsan geçmişini düşünmeye başladığı anda kendisini bellek taşıyı- cısı mekânlar içinde konumlandırır ve mekânların bellekte yarattığı imgesel çağrışımlar aracılığıyla hatırlar. Çağrışımlar aracılığıyla ha- fıza canlanmasının bir hatırlatma duygusunu mekânda uyandırma- yı amaçlayan bir yanı vardır. Çünkü gündelik yaşamımıza ilişkin her türlü deneyim, mekânı içerir. “Deneyimlerimizin her birinin belli bir zaman dilimine karşılık gelmesi, üzerinden belli bir süre geçtikten sonra bazılarını anımsamamız belleğimizi gündelik yaşamımızın par- çası haline getirir. Gündelik yaşamımızın içinde geçtiği fiziksel çevre ise kişisel ve kolektif belleklerimizin bağlamını oluşturur” (Özaloğlu, 2017: 13). Bellek ve mekân arasındaki ilişkiyi ortaya koyan bu çevre ise “mekândaki şeylerin üretiminden bizatihi mekânın üretimine geç- miş olduğumuzu” göstermektedir (Elden, 2019: 18). Böylece mekânı üretme ve mekâna yerleşme toplumsal belleğin üretiminde temel bir pratik haline gelir. Çünkü toplumlar ürettikleri mekânı bilinçli ya bi- linçsiz bir şekilde kendi imgeleri olarak algılarlar (Yalım, 2017: 158). Bu algı, Walter Benjamin’in şu sözleriyle ifade edilebilir (akt. Sayın, 2006: 39-40): “Bellek sadece geçmişimizi anımsamamız için yararlan- dığımız bir araç değil, bellek aynı zamanda geçmişin üzerinde sergi- 138 | 15 TEMMUZ DARBE GIRIŞIMI VE TOPLUMSAL BELLEĞIN HAFIZA MEKÂNLARI lendiği bir sahne, öznenin kendisini anımsama süresince kendi yaşam öyküsünü izleyen bir seyirci konumunda hissettiği bir gösteri mekânı- dır.” Dolayısıyla şimdi içinde işleyen ve geçmişte kalanları hatırlama yoluyla sürekli yeniden inşa eden bellek, içinde bulunulan mekânı ve zamanı geçmiş referanslarıyla ve gelecek projeksiyonlarıyla birbirine bağlar. Traverso’ya göre (2009: 10-11); “Bellek ister bireysel olsun ister kolektif, şimdiki zamanın daima filtre ettiği bir geçmiş görüntüsüdür.” “Başa gelen, büyük ölçüde şimdiki zaman tarafından şekillen- dirilmiştir, çünkü olguları ‘yerli yerine koyan’ bellektir. Bellek bir yapımdır, dolayısıyla, sonradan edinilen bilgiler tarafın- dan, olayı izleyen düşünme süreci tarafından, ilk anının üs- tüne binen ve anısını değiştiren başka deneyimler tarafından daima filtre edilmektedir.” “Kültürün tarihselliği (geçmiş zaman) ile varoluşsallığı (şim- diki zaman) arasındaki bağı da insanın hatırlama eylemidir. İnsan, kültürel varlığının geçmişini hatırlayarak şimdiye taşır ve şimdiyi hatırlama içeriği ile yeniden yorumlar. O halde, ba- sit bir hatırlama eylemi olarak insan sadece zihinsel (anlam- sal ve dilsel) değil, aynı zamanda hem toplumsal (ve bireysel), hem tarihsel (ve varoluşsal), hem de kültürel bir eylemdir (İl- han, 2018: 60).” Grup her dönemde kendi bağlamına göre geçmişle farklı bir ilişki kurar ve bu ilişkinin sonucu hatırlanacak ve unutulacak ögelerin ye- niden kurgulanmasıyla farklı bir toplumsal bellek oluşturur (Yalın, 2017: 161). Draaisma da benzer şekilde (2012: 79), hatırlamaya çalıştı- ğımız şeyin bağlamının o anıyı tekrar hatırlamamıza yardımcı oldu- ğu görüşündedir. Bu bağlamda, Bachelard’ın (1996) düşüncelerinden hareketle “Mekânsız bir düş veya anı, dolayısıyla hatırlama mümkün müdür?” şeklinde bir soru sorulabilir. Bachelard bu soruya hayır ce- vabını verecektir. Yücel’e göre (2009: 102-114); “…bellek, yer ve uzam fikriyle çivili ve çerçevelidir. Hafıza, öncesizliği ve sonrasızlığıyla; tarihin yerini alan politik ve sosyal bir mekânlaştırma posasına dönüşmektedir.” Çünkü TOPLUMSAL HATIRLAMA VE TOPLUMSAL UNUTMA SÜRECINDE MEKÂN | 139 bellek uzamda ve zamanda birlik ilkesiyle işler (Suarez-Arauz, 2007: 254). Bellek mekân algısının oluşturulma sürecinin ayrılmaz bir par- çasıyken, mekân da anıların depolanıp erişildiği bir çeşit arşiv görevi görür (Groh, 2016: 183). Çünkü belleğin de bir mekânı vardır (Gülpı- nar, 2012: 81). Cicero, De Oratore’de, nasıl ki yazı yazmak işaretlerden ve o işaretlerin üzerine yazıldığı malzemeden meydana geliyorsa, bir balmumu tablet gibi hafıza da hem bir mekândan, bir yüzeyden hem de üzerine yazılı simgelerden oluşur diye yazmıştır (akt. Draaisma, 2014: 49). Sübjektivitenin ana kaynağı olarak tanımlanan bellek (Gür, 2012: 230), toplumların hatırlamalarını sağlayan en önemli referans kay- nağıdır. Hatırlanan unsurlar ve onların toplumsal referans çerçeveleri olayı mekâna ait kılmada en etkili anımsatıcılardandır. Örneğin, Bac- helard (1996: 37) Mekânın Poetikası adlı eserinde, “Bulunduğum yerin mekânıyım ben” diyerek, mekâna hafıza bağlamında özel bir önem atfetmiştir. Bachelard (1996: 37), mekânın her şey olduğunu çünkü zamanın belleği canlandıramayacağını şu sözlerle vurgulamaktadır: “Anılar devinimsizdir; her biri, yerleştiği ölçüde sağlamca tutunur ye- rine.” Bu sözde önemli ve araştırılması gereken nokta, sözü edilen yer- leşmenin yol ve yönünün nasıl belirlendiğidir. Geçmiş, bireylerin anılarına, hafızasına kazanmıştır. Bu anıların mekânlara yerleştirilmesi başka bir deyişle anıların mekânda sabit- lenmesi, geçmişin ve ortak hafızanın simgelendiği mekânların hem devamlılığını sağlamakta hem de hafızayı tetikleyici bir işlev gör- mektedir. Çünkü mekân, anıları güçlü biçimde canlandırmanın çok önemli bir aracıdır. Bu bağlamda mekân belleği tetikleyen en güçlü katalizördür. Hatırlamak ise belleğin belli, o an uygun olan yollarını aktifleştirmektir. Mekân belleğin aktifleştirilmesinde ve aktarımında en az sözler, ritüeller, mitler, efsaneler, inanç sistemleri ve davranış örüntüleri kadar önemli ve belirleyici bir hal almıştır. Bu anlamda, mekânların söz konusu toplumsal belleği simgesel olarak inşa eden, koruyan ve yeniden üreten temel unsurlardan olduğu söylenebilir. Mekân ile etkileşim deneyiminde insan, mekâna ilişkin hatıralar ve bilgiler edinmektedir (Taşçıoğlu, 2013: 47). Bu algı ve kavrayış ekse- ninde, “mekân zamanla çatı olmaktan çok daha öteye giderek insan- 140 | 15 TEMMUZ DARBE GIRIŞIMI VE TOPLUMSAL BELLEĞIN HAFIZA MEKÂNLARI ları ayıran, birleştiren, insan etkinliklerini organize eden, insanın düşünce ve duygularını pekiştiren ya da değiştirebilen ve onu denetim altına alabilen bir yapı haline gelmiştir” (Taşçıoğlu, 2013: 29). John Urry’nin (2015) mekânları tüketmek olarak ifade ettiği bu yapı; “top- lumsal hatırlama ve unutma biçimlerini” de derinden etkilemektedir. Çünkü süreklilik duygusunun kökü mekândadır (Nora, 2015: 17). Sü- reklilik teması Harvey’e göre devamlı bir akıcılık ve değişkenlik için- de bulunan toplumsal süreçlerin belirli bir süre için bir mekânı işgal etmesidir. Mekânın kendisini işgal eden şeye kayıtsız kalamaması, toplumsal bellekten bağımsız bir sürecin oluşmasının mümkün ol- madığını göstermektedir. Assman (2015: 85) bu noktayı önemli ve açıklayıcı bir örnek üzerinden şöyle açıklamaktadır: “Avrupalı Yahu- dilere yönelik soykırım tarihi bir gerçektir. Bu tarihin ulusal karakteri, kamusal anıtlarla ve anma toplantılarıyla ortak olarak hatırlanmak- ta, okullarda öğretilmekte ve bu yüzden devletin toplumsal belleğine dâhil edilmektedir.” Assmann, sadece anlamlı geçmişin hatırlandığını ve sadece hatırlanan geçmişin anlam kazandığını belirterek, hatırla- manın, bir göstergeleştirme eylemi olduğunun altını çizer. Çünkü bellek fonksiyonunda geçmişe “görsel somutluk” kazandıran unsur- lardan biri de (Bilgin, 2013: 104) mekândır. Strutz (2012: 127); “Mekân belleği cisimleştirir, mekâna anlamı biz yükleriz. Mekân gündelik ha- yatın sıradan hatıralarıyla doludur; belleğimiz ise mekânda ve mekân aracılığıyla yaşadığımız hatıralarla” diyerek mekânın belleği kendin- de barındırdığını ve canlandırdığını vurgulamaktadır. Ulrich Mai (2016: 107), bireylerin, toplumsal ve maddi çevrelerini be- nimsemelerinin ve zihinlerinde canlandırmalarının, onlara “anlam” atfetmeleri sayesinde olduğunu ve bu anlamın bireysel ve/veya top- lumsal nitelik taşıyabileceğini belirtir. Bu mekânların toplumsal bel- lekteki göndermesinde farklı sosyo-kültürel algı düzeyleri ve yaşam biçimleri etkindir. Çünkü bireyler ve gruplar toplumsal aidiyetlerine bağlı olarak tarihsel olayları yaşarken nasıl farklı algılıyorlarsa bu olay/olayları hatırlarken de farklı toplumsal bellek çerçeveleri kulla- nırlar (Fırat ve Muti, 2014: 122). Mekânın her bir çerçevesi insan ve toplum yaşamının çeşitli ve farklı yönlerine karşılık gelir. Dolayısıyla, sınırları belirlenmiş, öznelliğin, belleğin, deneyimin süzgecinden geç- miş, toplumsal, bireysel bir aidiyet kazanmış, içselleştirilmiş, çerçe- TOPLUMSAL HATIRLAMA VE TOPLUMSAL UNUTMA SÜRECINDE MEKÂN | 141 vesi çizilmiş, sabitlenmiş ve adlandırılmış mekân (Perec, 2017: 244) ben”i ve “öteki”ni tanımlamayı sağlayan; coğrafya ve etnik aidiyetin sınırlarını çizen, bireylerin kendilerini ve ait oldukları grupları tanım- lamada en çok kullandıkları anlatı eksenine dönüşür. Dolayısıyla mekâna dair hiçbir felsefi düşünce sadece bireysel anlamı ile sınırlı kalamaz, zira mekânsallığın zamandaki idraki toplumsal tarih için de bir dönüm noktasıdır (Durgun, 2013: 7). Değerleri top- lum tarafından belirlenmiş “dönüm noktaları” zamanın akışını böler ve düzenler. Dönüm noktaları kendilerinin başlattığı bir dizi olay ve hareketi kendi etrafında kurgularken, karmaşık olaylar ve aktörler dizgesi, bir süre sonra, tek bir hadise veya kişilikte temsil edilerek ha- tırlanılmaya başlar. Böylece hatırlanan dönüm noktası ve ona bağlı imgeler de gerçekliğin hatırlama ve tekrarlama süreciyle indirgenmiş, yoğunlaşmış bir temsilini oluşturur (Yalım, 2017: 162). Hafızada temsil edilen mekân, ideolojiyi anlamaya yarayan zihinsel bir yapılanmadır (Elden, 2019: 22). Bu yapılanmanın anlamlandırıl- ması üretim ve yeniden üretim süreçlerine tabidir. Çünkü anlam iç- kin değildir, içinde dile getirildiği temsil mekânlarının hem izlerini taşımakta hem de kısmen bu mekânlar tarafından oluşturulmaktadır (Schick, 2000: 14). Halbwachs bunu şöyle ifade eder: “Bir insan gru- bu, alışkanlıklarıyla uyumlu bir yerde uzun süre yaşadığında, yalnız- ca hareketleri değil düşünceleri de onun için dış nesneleri temsil eden fiziksel imgelerin ardıllığına göre düzenlenir.” Halbwachs (2017: 142); “Evrensel bir belleğin olmayacağını, sadece ortak ve gruba özgü belle- ğin” olacağını belirtir. Kolektif Hafıza adlı yapıtında yer alan “Kolektif Hafıza ve Uzam” makalesinde şöyle yazmaktadır: “Oysa mekân, grubun izini taşır ve grup da onunkini. Demek oluyor ki, grubun bütün hareketleri uzamsal terimlere ter- cüme edilebilir ve kapladığı mekân da bütün terimlerin bir araya toplanmasından ibarettir. Bu mekânın her veçhesinin, her ayrıntısının, yalnızca grup üyelerinin anlayabileceği bir anlamı vardır çünkü uzamın grup tarafından işgal edilen her bölümü, kendi topluluklarının yapısının ve ömrünün pek çok farklı yönüne tekabül eder, en azından, toplulukta daha istik- rarlı olmuş olanlara.” 142 | 15 TEMMUZ DARBE GIRIŞIMI VE TOPLUMSAL BELLEĞIN HAFIZA MEKÂNLARI Böylece “her toplum, kendisini oluşturan insanların geçmişlerinden şimdiye taşıdıkları kökleşmiş duygu, düşünce, algılayış ve inanç örün- tüleri içerisinde bir anlam ifade etmektedir” (Çifçi, 2007: 100). Bu bağ- lamda, herhangi bir dönemde aynı mekânda oluşan bir olayla ilgili ay- rışan hafızaların bulunmasının sebebi farklı özelliklere sahip çeşitli toplumsal grupların varlığı ve kendilerine ilişkin algılarıdır. Böylece farklı özne konumlarından doğan bir görüş karşıtlığı, mekâna yükle- nilen anlam kimliğini sağlamlaştırmakta, bu arada da ötekiyle ara- sındaki yarığı sürekli derinleştirmektedir. Bu noktada önemli olan “neyi unutmamamız gerekir?” sorusudur. Her grup böyle bir soru ile karşı karşıyadır. Bu sorunun temel olduğu ve grubun özünü ve kimliğini belirlediği yerde hafıza toplulukların- dan söz edilebilir. Çünkü Assmann’a göre (2014: 38), “hatırlama kül- türü topluluk ruhu veren bellekle ilgilidir.” Zira topluluğun değerleri, sevinçleri, üzüntüleri vs. tüm ortaklıkları, ancak mekân üzerinde ve mekânla kurulan temasın etkisi altında paylaşılmaktadır. Topluluğun mekânla kurduğu bu özel ve kurucu ilişki, mekânı toplumsal belleğin de yapısal ögelerinden biri kılar. Çünkü mekân toplumsal bellekte im- geleri oluşturmakta ve yaratıldığı toplumdaki her bireyden izler ta- şımaktadır (Özmen ve Can Çetin, 2017: 103). Taşçıoğlu’na göre (2018: 34), teknik olarak mekân her ne kadar somut sınırlarla tanımlanabi- liyor olsa da tam anlamıyla insanı çevreleyen duvarların ötesinde bir kavramdır. Yani mekân, sınırların çok ötesinde, belleğin seçici, eleyici ve sınırlayıcı algısı bağlamında, yaşanmışlıkların izleriyle doludur. “İz”leri bir araya getirmek ve bu izlerden yola çıkarak mekânı anlam- landırmak geçmişe ait hikâyeleri mekân üzerinde somutlaştırmaktır. Bu somutlaştırmayı sağlayan ise geçmiş ve şimdiki zaman arasındaki bağlantıdır, başka bir deyişle geçmişin kullanılabilirliğidir (Gilmour, 2015: 410). “Geçmiş hatırlanarak yeniden kurulur ve kullanılabilir. Geçmişin ancak kendisiyle ilişki içinde olunduğunda varolabileceği tezi” (Assmann, 2014: 40) tarihin hafızasını oluşturan bellek mekân- larının da var oluşunun önemli bir nedeni olarak görülmektedir. Gül- pınar’a göre (2012: 82-83), topluluğun kendi hafızasını üretemediği, geçmiş ile şimdi arasında “doğal” hatırlama ile aşılamayacak bir me- safenin açılması yani zamanla anıların unutulma sürecine girmesi durumunda, hafıza yapay bir biçimde yeniden kurulur. Hafızanın TOPLUMSAL HATIRLAMA VE TOPLUMSAL UNUTMA SÜRECINDE MEKÂN | 143 kendiliğinden oluşmadığı ve geçmişin sürekliliğe sahip bilgisinin yi- tirildiği bir dünyada, hafızanın yeniden örgütlenmesi “hafıza mekân- ları” aracılığıyla gerçekleşir. Ayrıca geçmişi yeniden hatırlatmak üzere kurulmuş ve dondurulmuş olan mekânlar, topluma artık olmadığı bir halini işaret etmek yoluyla ne olduğunu göstermektedir. “Hafıza mekânları birçok boyuta sahip, önemli buluşma yerleridir” (Nora, 2006: 10). Bu hafıza mekânların hatırlamayı tetikleyici özelliği Ricoeur’un deyişiyle (2012: 59-63) “hem hatırlamaya yönelik işaretler hem gitgide zayıflayan hafızanın koltuk değnekleri, hem de unutuşa karşı verilen savaşta yardımcı kuvvet, hatta ölü hafızanın yerine geç- miş yedek hafızalar” olmalarından kaynaklanmaktadır. Mekânlar tıpkı yazıtlar, anıtlar gibi potansiyel belgelerdir. Anımsanan şeyler “mekânlara o denli bağlıdır ki, mekânlar anıların hatırlatıcı unsuru oldukları gibi anılar hatırlandığında anlatılan ilk unsur olayın ger- çekleştiği mekânlardır.” Bu yüzden hafıza mekânları “kişisel ve kolek- tif belleğin bekçileri”dirler. Nora belli bir sosyal grubun kolektif belleğinin bazı yerlerin etrafında yoğunlaştığından söz eder. Söz ettiği bu yerler tarihin ve belleğin bir parçasını oluşturan ve sembolik değeri olan aynı zamanda barındır- dıkları işlevleriyle de kimlik oluşturan alanlardır (Gökgür, 2017: 56). “Eğer mekân yok olur ya da oradan gidilirse geçmiş ve dola- yısıyla da hatıralardan uzaklaşılır ve böylelikle kimliksiz bir toplum ve birey ortaya çıkar. Çünkü toplumsal bellek, somut toplumsal deneyimlere dayanmakta; mekânsal çerçeveler, anılar ve anımsatıcılar ile unutulmamaktadır. Bellek bu saye- de toplumsallaşır ve mekâna bağlıdır. Mekânsal düzenleme- ler ya da korumalar ile toplumsal hatırlama sağlanmaktadır” (Pösteki, 2013: 5-6). Bu bağlamda toplumsal bellek, toplumsal hatırlayış ve unutuşların mekânıdır (Deniz, 2014: 11). Mekân, bellek inşası bakımından belir- leyici olduğu kadar da aynı zamanda belirlenendir. Bir diğer deyişle, mekân toplumsal belleğin ortaya çıkarılması ve korunmasında bir araçken aynı zamanda toplumsal belleğin yaratıcı ve koruyucusudur. Toplumsal belleğin korunması ise geçmişin mekânsallaştırılması an- lamına gelmektedir. Başka bir deyişle geçmişle bağ kurma açısından 144 | 15 TEMMUZ DARBE GIRIŞIMI VE TOPLUMSAL BELLEĞIN HAFIZA MEKÂNLARI anıların canlandırılması toplumsal belleğin bu mekânsallaştırma üzerinden diri tutulmasını ve kalıcılığını sağlamaktadır. “Mekânın kalıcılığı/değişmezliği bellek ve topluluk kimliğinin oluşu- munda kaçınılmaz bir etkendir” (Gökgür, 2017: 56). “Aktarılmak is- tenen doğrudan ya da simgesel, örtülü düşüncelerin hepsi mekân ile özdeşleştirilmekte, mekânın tamamı bir işaret derecesine yükseltilerek göstergeleştirilmektedir” (Assmann, 2014: 68). Tam da bu sebeple, za- manı durduran, unutmayı engelleyen bellek mekânları “kelimenin maddi, sembolik ve işlevsel” olmak üzere üç anlamını da içerirler. No- ra’ya göre (2006: 31-32): “Arşiv deposu gibi sırf somut görünümlü bir yer bile, ancak hayal gücü ona sembolik bir hava kazandırdığında bellek mekânı haline gelir. Okul kitabı, vasiyetname, eski muharip- ler demeği gibi sırf işlevsel yerler ancak bir ritüele konu olduk- larında bellek mekânına dönüşebilir. “Nora bu üç özelliğin her zaman bir arada bulunduğunu ve kuşak gibi soyut bir kavra- mın bile demografik içeriğiyle somut, hatıranın hem durulaş- ması hem de aktarılması anlamında işlevsel ve bir olay ya da küçük bir grubun yaşadığı deneyim sayesinde, bunlara hiç katılmamış bir çoğunluğu niteleyen tanımı gereği simgesel olduğunu ifade eder.” Bu anlayış ekseninde, bellek mekânları, aynı zamanda yaşam öy- külerine sahip yerler olarak da nitelendirilebilir. Zira belirli anma amaçlarına uyarlanmadan veya bu amaçla kurulmadan önce, bir yaratım aşaması söz konusudur. Bunu, bir kurumsallaşma ve kulla- nımın yerleşme süreci izlemektedir. Belirli yerlerde belirli bir olayı anma zamanlarını gösteren bu önemli tarihler, onlarca yıl anılmaya devam edebilir veya bir anda ortadan kalkabilir. Çoğunlukla, uygu- lamayı başlatan grupların göçüp gitmesiyle, bu bellek mekânlarının toplumsal anlamı da unutulur (Winter, 2015: 322). Çünkü bu mekân- lar ve anma etkinlikleri, grupları kendi yaşamları ile geçmişte yaşan- mış zihinde izi kalmış olaylar arasında bir ilişki kurma gereksinimi- ne yönelik gelişmiştir. Winter’a göre (2015: 341), “bu gereksinim uçup gittiğinde, sosyal anma pratiklerini bir arada tutan harç da eriyip yok olur. Ardından kolektif anılar solup gider ve bellek mekânları çözünüp TOPLUMSAL HATIRLAMA VE TOPLUMSAL UNUTMA SÜRECINDE MEKÂN | 145 dağılır veya unutulur.” Çünkü anılar bir grubun iletişimsel ve duygusal harcını oluşturmak- tadır (Önder, 2017: 166). “Mekânda yaratılan anılar o mekânı anlamlı kılabilmek için bir anlamda anıları canlandırarak ‘dün’ü ‘bugün’le yani ‘şimdi’yle birleştirmektir. Çünkü Deleuze’ün Bergson’a dayanarak söylediği gibi anının kendine özgü zamanı şimdiki zamandır: demek ki hatırlamak için en uygun zaman, yani anıların sahip çıktığı, anılara özgü zaman şimdiki zamandır” (Sarlo, 2012: 9-10). “Anılarımız, yaşantıların tekrar özetlenmesinden çok yeni- den oluşturulmasıdır. Ve bu yeniden oluşturma bir zamanlar olduğumuz insandan değil, şimdi olduğumuz insandan da sa- dece geçmişten değil, anıların canlandığı şimdiki zamandan da etkilenir… anılarımızı yeniden yazan biz değiliz, onlar ya- zılırlar ve bu yeniden yazılanlarla karşılaştığımız anda, yani günlüğümüzü ya da eski bir mektubu yeniden okuduğumuz- da, o zamandan bu yana yaşananlardan atılmış olanlara, üstü çizilmiş olanlara şaşarız” (Draaisma, 2015: 20). Bu açıdan bakıldığında, Draaisma’ya göre (2012: 68), bellek sadece geçmişe değil, olacak olanlar üzerine de odaklanır; anılarımızın aynı zamanda geleceğe dönük olması da bu yüzdendir. Ona göre, belleği- mizin gelecekteki değişimler üzerine odaklanacak şekilde tasarlandı- ğı bellidir çünkü hatırlama beklentilere hizmet edecektir. Bellek, bu beklentileri karşılama noktasında seçici davranacaktır. Schudson’a göre kolektif bellek seçicidir ancak “seçicide olsa seçme kararını etki- leyen dış kuvvetler vardır.” Bu kuvvetler bilhassa bellek-mekân-iktidar ilişkisi üzerinde net bir şekilde görülmektedir. Çünkü bu dış kuvvetler hatırlatıcı ipucunun kendisinin sınırlılıklarını çizmektedir. Hatırlatıcı bir ipucunun anıyı canlandırdığı veya hare- kete geçirdiği farz edilse de ipucu anımsayan kişinin hatırlama dene- yimini de yaratmaktadır. Zira insanların naklettiği “anılar” anımsa- maya çalıştıkları olayla ilgili bilgi içerse de onlara verilen hatırlatıcı ipucunun özelliklerinden fazlasıyla etkilenmektedir (Schacter, 2017: 111-112). “Mekân, aynı zamanda mekânsal bir bağlamla herhangi bi- çimde ilgili olmayan bilgileri bilinçli olarak belleğe yerleştirme stra- tejisi olarak da kullanılabilir” (Groh, 2016: 194). Bu yüzden de belirli 146 | 15 TEMMUZ DARBE GIRIŞIMI VE TOPLUMSAL BELLEĞIN HAFIZA MEKÂNLARI türdeki mekânların bellekleri belirli eğilimleri besler (Connerton, 2012: 43) ve bu yüzden birey veya kitlelerin veya daha geniş bir alan- da toplumun mekânla olan ilişkisi o mekânın hatırlattığı kadarıyla- dır. Toplum nezdinde kolektif bellekte yer etmiş bu mekânlar, hem hatırlama göstergesi hem de unut(tur)ma işaretidir. Bu nedenle de toplumsal bellekte yer etmiş bir mekânın hatırlatma işlevini yerine getirmesi, her birey ve grupta farklı boyutta bir anlam ifade edecek olsa da hafızanın mekânla kurduğu ilişki bireyin geçmişine duyduğu ilgi ve yaşanmışlıklarıyla ilişkilidir. Zira yaşanmış deneyden kaynağını alan “toplumsal belleğe siyasal ka- rakterini veren, geçmişe kattığı öznellik ve yaşanmışlık duygusudur” (Traverso, 2009: 1). Böylece yapılar yaşanmışlıklarla ilişkilendirilerek hatırlanır ve kültürel birer ürüne dönüşür (Eminağaoğlu ve Yaman, 2017: 87). Bu anlayış ışığında, “anıları tekrarlama aynı zamanda bizin kimlik kurgusunun temellerini oluşturmakta ve tekrarlarla kendilik belirlemeleri pekiştirilmekte ve yeni kuşaklara aktarılarak kaybolma- sı engellenmektedir” (Türker, 2015: 267). Öyle ki, “biz” kimliğini kuşa- tan hafıza mekânları bile, “kolektif kimliğinin inşasına hizmet eden ve bu inşanın gereklerine tabi olan” belleği diri tutacak referans noktası- nın izlerini taşımaktadır. İnsanların yere ilişkin anılarının sayısız çarpıtmaya maruz kaldığını ifade eden Urry (2015: 50), bu anıları kimliğin tanımlayıcı göstereni olarak ele almaktadır. Çünkü mekânların kendine özgü yerleşimi ve içeriği (Demirkaya, 2019: 148-149) o mekânın mesajını ve kimliğini ortaya koymaktadır. Benzer şekilde Yücel de (2009: 114), hafızanın mekânsal bir uzam olduğunu ve kimliğin de bunun taşıyıcısı olduğu- nu ifade etmektedir. Dolayısıyla, mekânlar, hatırladıkları ve hatırlat- tıkları kadar kimlik sahibi olur (Çetken, 2017: 92). Bu kimliklendirmenin oluşum sürecinde mekânın işaretlerle doldu- rulmasının hedefi ve anlamı, yerleri belleğe yerleştirme, (öznel) tanı- madır. Böylelikle nesnel mekân ve mekânın öznel imgesi, zihinselle toplumsal örtüşür (Lefebvre, 2016: 304). Tam bu noktada Harvey’in (1996: 324) mekânı örgütlemek ve hâkim olmaktan mekânı yönetme- ye geçiş olarak adlandırdığı şey, aynı zamanda mekânın belleğini de yönetmeyi içerir. Bununla birlikte belleğin içerdikleri, zihinlerdeki TOPLUMSAL HATIRLAMA VE TOPLUMSAL UNUTMA SÜRECINDE MEKÂN | 147 düzeni ve süresi bireyin kapasitesine değil, daha çok toplumsal ve kültürel dış koşullara bağlıdır. Sürekli canlı ve iletişim halinde olan bellek için dışarıyla olan bağlantının durması ya da kesilmesi unut- mayı ortaya çıkarır. Assmann’ın da ifade ettiği üzere (2015: 45), “sa- dece hatırlamak değil unutmak da sosyal bir olgudur.” Bu unutma pratiği, ancak geçmişin sürekli anımsanması, dolayısıyla da sürekli biçimde yapı-bozumuna uğratılması ve şimdiki zaman boyutunda yeniden eklemlendirilmesi ile gerçekleşebilir (Uluç ve Yılmaz, 2008: 191). Toplumsal belleği yaşatan da toplumsal belleğin yok olmasına neden olan da sözü edilen pratiklerin muhafaza edilmesi ya da de- ğiştirilmesidir. Bu korunma ya da değiştirilme sürecinde de belleğin mekânsallaştırılmasından ziyade, kim tarafından ve nasıl mekânsal- laştırıldığı önem kazanmaktadır. İşte hatırlama ve unutma pratikleri de tam da bu değer tanımlaması- na denk düşecek bir bağlamda ortaya çıkmıştır. “Geçmiş tam da unu- tulduğu içindir ki, itirazla karşılaşmaksızın hüküm sürer” (Özmen, 2004: 162). Bu noktada Şahin Kaya (2011: 106), “kolektif belleğin bir tür çatışma ve uzlaşma alanı olduğunu öne sürer ve her belleğin bir de karşı belleği” olabileceğini ifade eder. Zira “kim, neyi hatırlıyor ve na- sıl hatırlıyor, neleri unutuyor ya da yok sayıyor soruları çatışma ve uz- laşmayı” beraberinde getirmektedir. Susam’ın da belirttiği gibi (2015: 103), hatırlama ve karşı belleklerin temsiliyet ilişkileri toplumların de- ğişen düzen algıları ve iktidar dinamikleriyle çok yakından ilişiklidir. Mekân ve İktidar İlişkisi Ricoeur’ün (2012: 170); “…benim yerim bedenimin bulunduğu yerdir” ifadesi mekân ile hayatın iç içe geçmişliğine atıf yapmaktadır. Bir bi- yolojik varlık olarak insan, öncelikle bir tür mekân olan bedenin içeri- sinde var olduğundan, mekân-insan ilişkisi yalnızca inşa edilmiş bir gerçeklik değil aynı zamanda doğanın dayattığı verili bir durumdur. Bu nedenle insanlar üzerinde güç ile egemenlik kurmayı amaçlayan iktidar yapıları açısından mekân kullanımı zorunlu bir pratiktir. Yal- nızca örgütlü iktidar yapıları değil, tekil boyutta insanlar da kendi ara- larındaki iletişimi düzenledikleri sırada iktidar örüntülerini mekân pratikleri üzerinden kurmaktadırlar. Örneğin ofislerde toplantı yapı- lan masa düzeni, basın toplantılarında konuşmacıların oturtulma bi- 148 | 15 TEMMUZ DARBE GIRIŞIMI VE TOPLUMSAL BELLEĞIN HAFIZA MEKÂNLARI çimleri ve okullarda öğrenci ile öğretici arasındaki boşluğun kullanı- mı kişiler-arası iletişimde mekân-iktidar ilişkisinin görünümleridir. Bu nedenle hem mekân kullanımı hem de mekânın somutlaması olan mimari bir tür siyasal iletişim aracı olarak kabul edilmektedir. Bir siyasal iletişim aracı olarak mimari, çağlar boyunca iktidar odak- larının ilgisini çekmiştir. Mimari göstergelerin anlam üretimi ile üre- tilen anlamı süreğen kılma konusundaki önemi, iktidar yapılarının pekiştirilebilmesi ve hegemonik bir egemenliğin ortaya çıkması açı- sından oldukça önemli görülmüştür. Bu nedenle yüksek ve büyük ta- pınaklar inşa edilerek devletlerin gücü gösterilmeye çalışılmış, kubbe genişliği ve kule boyutlarıyla tebaalar etkilenmeye ve bilinçdışı olarak iktidarın gücünün içselleştirilmesine uğraşılmıştır. Özellikle de bazı dönemlerde mimaride büyüklük, estetiğin gereklerini aşan bir ilgiyle karşılanmış ve binaların kudretli varlığı ile egemenin güçlü iktidarı arasında bir bağıntı kurulması amaçlanmıştır. Bu bağlamda Antik çağlarda Mısır’da firavunların gücünü yansıtmak üzere inşa edilen devasa piramitler ve benzer amaçlarla yapılan Me- zopotamya Zigguratları mekân-iktidar ilişkisinin önemli örnekleri olarak kabul edilmektedir. Benzer biçimde Antik Yunan uygarlığı, özellikle Atina, Korint, Bergama ve Efes’te döneme ismini veren yük- sek işlemeli sütunların taşıdığı devasa tapınaklar ve antik tiyatrolar inşa etmiştir. Bu tapınak ve tiyatroların toplumsal işlevi, tapınmak ve eğlenmenin çok ötesindedir. Şehir devletleri ile ilerleyen dönemlerde ortaya çıkan bugünkü konfederasyon benzeri merkezi iktidarın gücü- nü ve uygarlığın estetikte geldiği yüksek noktayı cisimleştirmek te- mel hedef bir başka deyişle bir güç göstergesi olmuştur. Antik mekân kullanımının bir diğer önemli unsuru da Yunan ve Roma uygarlıkla- rında sıkça görülen agoralardır. Yurttaşların toplandığı bir şehir boş- luğu olan agora, yalnızca ticari bir anlam ifade etmemektedir. “Eski Yunanlılar ve Romalılar caddelerini kaplayıp genişleterek konfor ve güvenliği, agora ve forumları inşa ederek sosyal iletişimdeki zenginliği, toplumsal yaşamlarının bir parçasına dönüştürdüler” (Deniz, 2005: 5). Bu yönüyle agoralar demokrasinin de ortaya çıktığı Antik Yunan ruhuna uygun biçimde birey ve bireyin temsili fikrinin mekânsal bir görünümüdür. TOPLUMSAL HATIRLAMA VE TOPLUMSAL UNUTMA SÜRECINDE MEKÂN | 149 Ortaçağ ve Rönesans dönemlerinde de aynı kullanım pratiği devam etmiştir. Kilise hâkimiyetinin egemen olduğu Ortaçağ’da toplumsal ideoloji olarak yerleştirilen Skolastik felsefe ile dönemin mimarisi ara- sındaki ilişki oldukça dikkat çekicidir. Ortaçağ’ın sanatsal açıdan zir- ve noktası olan Gotik mimaride Skolastik felsefenin üç temeli ortaya çıkmaktadır; “…açıklığa kavuşturmak ilkesi, karşılıklı uyum sağlama ve farklılık ilkesi ve çıkarsanabilir ilişki…” (Gülcan, 2019: 2231). Bu yö- nüyle sivri kuleleri, çapraz kemerleri, uçan payandaları ve kaburgalı tonozlarıyla görkemli gotik katedraller, dönemin hâkim ideolojisi- nin taşa işlenmiş halleridir. Böylelikle bir katedral yalnızca bir bakış nesnesi olarak dahi, kilisenin iktidar olma, diğer deyişle asıl iktidarı elinde tutanın kendisi olduğu iddiasını güçlendirmiştir. Rönesans dö- nemi de Ortaçağ’ın bir yansıması olarak ele alınmakla beraber, Orta- çağ görkemini hümanist desenlerle ele alması nedeniyle aslında kilise iktidarının bir tür devamı olarak görülmektedir. Bu bağlamda, Avru- pa tarihinin tamamında mekân kullanım pratikleri ile iktidar algısı arasında bir ilişkisellik söz konusudur. Mekân-iktidar ilişkisi, Avrupa siyasi tarihinin trajik bir momenti olan Nazi iktidarında da kendini ortaya koymuştur. Nitekim Nazi Alman- ya’sında Hitler’in emrindeki mimarlar, Ortaçağ’dan sonra en görkem- li Avrupa mimarisini ortaya koymuşlardır. Nazi mimarisinin insan karşısındaki devleti ‘yüce’ konumuyla öne çıkartmayı amaçladığını ifade eden Elçin (2008: 5-6), mekânın devleti yüceltip, bireyi ezen bir algıyı yerleştirmek amacıyla kullanıldığını, büyük ölçeklerin tercih edilmesinin devletin zenginliğini göstermenin bir yolu olduğunu be- lirtmektedir. Hitler tarafından Berlin tüm dünyanın başkenti olarak görüldüğünden, Berlin’in Nasyonal Sosyalizmin kudretini yansıtacak biçimde yeniden tasarlanmasına gayret edilmiştir. Bu bağlamda kent planları yeniden yapılmış, büyük kulelerin, anıtların ve geniş kubbe- lerin insanda hayranlık bırakan bir kompozisyon ile kullanılması ta- sarlanmıştır. Buradaki amaç mimarinin bir “dil” gibi kullanılmasıdır. Çünkü büyük ve geniş mekânlar, yüksek sütunlar üzerindeki devasa yapılar, yüksek kuleli askeri binalar gibi tüm mimari çalışmalar aslın- da tesadüfen yapılmış binalar olmaktan çok, anlamlı bir dilin cüm- lelerine benzemektedirler. Bu yolla anıtsal mimari eserler ve geniş mekân kullanım pratiği ile hâkim ideolojinin dile gelmesi amaçlan- mıştır. 150 | 15 TEMMUZ DARBE GIRIŞIMI VE TOPLUMSAL BELLEĞIN HAFIZA MEKÂNLARI Benzer bir durum Sovyet mimarisinde de fark edilebilir. Sovyetler dö- neminde mimarların kendi estetik algılarıyla hareket etmelerine izin verilmemiş, kurulan yapı komiteleri tarafından eserler daima kontrol edilmiş ve yönlendirilmiştir. Böylelikle “‘Sosyalist Kent’ denilen kent biçimi doğrudan komünist öğreti ve ideolojisinin etkisi altında ortaya çıkmıştır” (Can, 2012: 1148). Bu bağlamda görkemli kamu binaları ve Sovyet stili anıtlarla devlet ile komünizmin gücü sergilenirken, tek tip bina ve şehir tasarımlarıyla da toplumsal eşitliğe ilişkin bir vurgu ya- pılmıştır. Bu örneklerin yanı sıra hangi ideolojik yönelim ve iktidar anlayışı olursa olsun tarih boyunca çalışma kampı, akıl hastanesi ve okullar da politik işlevleri bulunan mekân pratikleri olarak ortaya çık- mışlardır. Dolayısıyla mekân pratiklerinin çağlar boyu süren bu dönüşümü, ha- yatın her döneminde bellekte bir çatlak oluşmasına neden olmuştur (Suarez-Arauz, 2007: 250). Bu bağlamda, hatırlama ve unutma da bu çatlağın iki yanı olarak kabul edilebilir. Hatırlama ve unutma arasın- daki sözde çatlağın her iki kıyısında, bir tarafın gücünü diğer tarafın zaafını oluşturan klişeleri ve imgeleri içeren bir yapı gizlidir. Bu yapı ve çatlağın ana kaynağı ise iktidardır. Bu temel çerçeveden hareketle; Foucault, Nora, Lefebvre gibi düşünür- lerin de mekân iktidar ve bellek ilişkisinde ele aldıkları gibi mekânı, iktidarın hegemonik ve ideolojik gayelerini onaylatmak ve toplum- sal bellekte inşa etmek üzere yararlandıkları iletişim tekniklerinin önemli bir parçası olarak nitelendirmek yanlış olmayacaktır. Bu bağlamda, mekâna yerleşerek veya mekânı üreterek kendi “teme- li”ni inşa eden iktidarın (Lefebvre, 2016: 171), meşruiyetini sağlamak ve otoritesini güçlendirmek amacıyla mekânı kullandığını, aynı za- manda toplumla ilişki kurmada da siyasal iletişimin önemli araçla- rından biri olarak mekânı gördüğünü belirtmek gerekmektedir. Bu nedenledir ki mekân, iktidar müdahaleleri ve iktidar mücadelelerinin temel alanı olarak da okunmaya muhtaçtır. Foucault’nun (2014: 295) “tüm diğer mevkilerle ilişkide olmak gibi il- ginç bir özelliği olan; ama belirttikleri, yansıttıkları ya da temsil ettik- leri ilişkiler bütününü erteleyen, etkisizleştiren ya da tersine çeviren mevkiler” olarak nitelendirdiği mekân, boş bir kutu olarak algılama- TOPLUMSAL HATIRLAMA VE TOPLUMSAL UNUTMA SÜRECINDE MEKÂN | 151 nın ötesinde, toplumu ve öznelliği de kuran iktidar ilişkileri eksenin- de ele alınmalıdır. Çünkü mekânı kuran, mevkileri şekillendiren de bu ilişkilerdir. “Metopolün iktidar ilişkileri içinde, fiziki mekân, çeşitli kültü- rel-siyasi-ekonomik anlamlar taşıdığı için önemli. Bu neden- le, mekân bir metafordan ibaret değildir. Siyasi seçkinlerin, küreselleşme tasavvurlarını hayata geçirmek için buldozer- lerle giriştikleri ‘temizlik’ operasyonları bunun en çarpıcı ve görünür örneği. Ancak, metropolde yer alan tüm sosyal grup- lar için ‘mekân’, çeşitli anlamları birbirinden ayıklanamaya- cak bir bütün” (Öncü ve Weyland, 2016: 31) “Kimi zaman kamu yararı, kimi zaman da zorunlu yerinden etme fa- aliyetleri ile yeni kentsel mekânlar yaratılırken, insanların mekânla kurdukları ilişkilere ve mekâna anlam kazandıran belleğe” (Mungan ve Günay, 2018: 764), ve bununla ilişkili olarak bellek mekânlarına dı- şarıdan müdahale edilir. Winter’a göre (2015: 327), bellek mekânları, yerel politikaların gerçekleştiği yerlerdir. Bellek mekanlarını, politik imgelerin bellek üzerinde kurmaya çalıştığı tahakkümün bir parçası olarak görmek, mekânı dönemsel koşulların algı ve çıkarlarına göre tanımlayabileceğimiz bir argüman vermektedir. Çünkü hatırlamanın sosyal çerçevesi erk sahibi grup tarafından yapılandırılmaya çalışılı- yorsa, toplumsal belleği destekleyecek mekânsal pratikler de bu gru- bun baskın olduğu kentsel mekânda yer alacaktır (Yalım, 2017: 213). Bu bağlamda, bellek mekânlarıyla ilgili tarihsel fikir çatışmalarının çoğu, bu mekânların bir toplumdaki baskın politik güçlere ne dere- ce alet olduğuyla ilgilidir. Bu mekânlardaki kamusal etkinliklerin siyasi elitler açısından önemi, her şeye sinen bir meşruiyet vurgusu- na gönderme yapmasıdır ki, zaman içinde bu meşruiyet vurgusunun egemeni iktidar, kendi hegemonyasını sürdürebilme çabasında an- tagonistini (düşmanını) yaratacaktır. Bunun sonucunda, bir anlam taşıyıcısı olarak bellek mekânları, siyasal elitlerin hâkimiyetlerinin meşruluğuna yarar sağlamakla kalmayıp, aynı zamanda söz konusu hâkimiyetin iktidar lehine tesis edilmesini sağlayan bir anlatı kana- lına dönüşecektir. “Bu nedenle mekân, üzerinde sürekli politik güç mücadelelerinin ya- 152 | 15 TEMMUZ DARBE GIRIŞIMI VE TOPLUMSAL BELLEĞIN HAFIZA MEKÂNLARI şandığı bir toplumsal mekân, bir mücadele alanı olarak düşünülme- lidir” (Çavuşoğlu, 2014: 259). Çünkü mekân, tarih boyunca üzerinde kontrol ve disiplinin uygulanmak istendiği, daima örgütlenmek ve ör- gütlenmeye karşı mücadelelerin sergilendiği mücadele alanlarından birisi olmuştur (Öztürk, 2012: 20). Lefebvre, mekânın mücadelenin nihai mahali ve ortamı olduğunu, dolayısıyla da kritik bir mesele ol- duğu ileri sürmüştür: “Bir mekân siyaseti vardır çünkü mekân siyasal bir şeydir.” Peki, mekânın siyasal olmasının nedeni nedir? Bunun ya- nıtı Keith ve Piel’in ifade ettiği üzere (1993: 38), “Tüm mekânsallıklar siyasaldır, çünkü gayri mütenasip iktidar ilişkilerinin (gizli) ortamı ve (örtülü) anlatımıdırlar” şeklindedir. Her mekân, asıl olarak sahipleri, kullananları, iktidar olanları, kolek- tifleri ya da sahipsiz olanları ile mekândır. Yeğin’e göre (2019: 214-215), “bir işgal eylemi ile öncelikle ve daha doğrusu birlikte mekân kendi bağlarından kırılarak başka bir mekân olmaya geçer.” Mekân çalışmalarının, bu dinamiklerden yola çıkılarak değerlendi- rilmesi alanda örtük süreçlerin ve dolayısıyla da örtük yöntemlerin önemli bir rol oynadığını ortaya koyar. Öne çıkan mekân seçimleri toplumsal yapı ve egemen güç/iktidar ilişkilerinin bir yansıması ola- rak da okunabilir. Çünkü iktidar siyasi ve sosyal bağlam değiştikçe, onu olumlayacak şekilde geçmişi de yeniden kurgulamaktadır. Bu an- larda iktidarların mekân üzerinde denetim kurma çabaları artmak- tadır. İlişkisel ve sembolik mekân bizzat iktidarın denetimine maruz kalır. Çünkü iktidarların kendilerinin devamlılığını sağlayacak şekil- de toplumsal belleği ve toplumsal bellek mekânlarını kontrol etmek istemelerinin toplumsal, ekonomik, kültürel nedenleri vardır. Öyle ki, mekân belleği bu nedenlerin belirlediği referans noktalarının izlerini taşımaktadır. Mekânın hafızadaki yerine müdahalenin amacı top- lumsal belleğe müdahale etmektedir. Mekânın tarihsel olaylara yön veren gelişmeler doğrultusunda geç- mişten günümüze kadar gelen çeşitlenmiş, değişmiş ve dönüşmüş bir seyri vardır. Böylece iktidar, “toplumların önüne serilmiş ve onu yönlendirme kabiliyetine de sahip” mekânı kategorize ederek kendi kullanımına uygun biçimlere sokmaktadır. İnsan ömrünün belleği gibi duran mekânlar (Göka, 2001: 89) farklı zaman dilimlerinde fark- TOPLUMSAL HATIRLAMA VE TOPLUMSAL UNUTMA SÜRECINDE MEKÂN | 153 lı konseptlerde görülür (Giritlioğlu ve Gürleyen, 2018: 218). Her tarihi kırılma dönemlerinde mekân o toplumun ortak ulusal duyarlılık, bağ- lılık ve inanç noktalarını yansıtan şekilde farklı formlarda ortaya çık- mış ve gelişmiştir. Geçiş ve kırılma dönemleri, bilhassa yoğun mekân inşa devreleridir. Toplumsal olarak inşa edilmiş mekânlar, aynı zamanda hem bulunu- lan mekânın hem de içinde olunan eylemin insanlara hissettirdikle- rinin yansımasıdır. Her ne kadar mekân bir sürekli inşa ve yeniden inşa süreciyse de bu akışkan ve değişebilir temel nitelik, mekânın hiç- bir zaman istikrarlı olmadığı anlamına gelmez. Daha açık bir deyişle, mekânda günden güne kayda değer bir değişiklik görülmez; dolayı- sıyla bu değişiklik iktidara bağlı olarak belirli bir dayanıklılık ve ka- lıcılık kazanır. Yani iktidar, mekânın oluşturulması ve korunmasında merkezi bir rol oynar. Bu rol çerçevesinde, “mekânın toplumsal inşasını anlamak, kendimizi kurma biçimlerimizi anlamak demektir” (Schick, 2000: 14). Mekân, toplumsal olarak inşa edilmiş anlamlar bütünüdür. Bu anlam bütünü ideolojik yapıların, işaretlerin ve kodların mekâna nasıl yerleştiğini, iktidarın gücünü göstermek adına mekânı nasıl bir sembole dönüş- türdüğünü açıklamaktadır. Ne de olsa, bu anlam bütününün nasıl kontrol edileceğinin belirlenmesi, iktidarın mekânsal hareketlerin en önemli bileşeni olmasını da açıklamaktadır. Buna göre iktidarın etki- sinden bağımsız bir anlam alanı ya da mekân tasarımı olamaz. Mekânların tasarımı, var olduğu toplumun kültürünü, mevcut top- lumsal düzenini, amaçlarını, korkularını ve kahramanlıklarını sim- gelemektedir. Çünkü buradaki ana tez, mekâna ilişkin tasarımın, ilk bakışta tarafsız gözükmekle birlikte, aslında tarafsız olmayan, üzerine hem ideolojik hem toplumsal pek çok anlam yüklenmiş, güç ilişkisini açığa vuran tasarımlar oldukları ve son derece sağlam bir düşünsel üretimle temellendirildikleridir. Zira toplumsal dönüşüm- ler bağlamında bir mekânın tasarımı, iktidarın doğasını, o topluma ait gruplar arasındaki ilişkileri yansıtmaktadır. Çünkü mekânsal bi- çimin önemli bir kısmı toplumsal dönüşümlerden bağımsız değildir. Yani eğer bir dönemin mekânsal biçimi değerlendirilecekse, onun salt fiziksel boyutlarının yanında, iktidar ve toplumsal dönüşümler bağ- lamında değişen anlamına da dikkat çekmek gerekmektedir. 154 | 15 TEMMUZ DARBE GIRIŞIMI VE TOPLUMSAL BELLEĞIN HAFIZA MEKÂNLARI “Gerçekten de yalnızca iktidar mekânsal pratikleri etkilemekle kal- maz, aynı zamanda mekânsallık söyleminin bizatihi kendisi iktidarın işleyişinden doğar” (Schick, 2000: 39). Çünkü bellek hangi şekilde kavramsal ayrıştırmalarla ele alınırsa alsın (toplumsal, bireysel, ileti- şimsel bellek vb.) bir yönetime tabiidir ve yönetim belleğin zamanı ve mekânı algılayışı üzerindendir. Zaman ve mekân, hayatın düzenleni- şi, denetlenişi ve kontrol edilişi açısından siyasidir (Yelsalı Parmaksız, 2012: 34). Spinoza’nın belirttiği gibi (2011: 135), “bir şeyin hatırlanması ya da unutulması hiçbir zaman ruhun hür iradesine bağlı değildir.” Benzer şekilde, Torlak’ın (2016: 12) da ifade ettiği üzere; “Egemenler mekânları kendi suretlerinde yaratmak ister; aksi takdirde her yerde toplumsal belleğin ‘hatıralarıyla’ yüklü başka suretlerle karşı karşıya gelirler.” Bu bağlamda mekân ve onu yaratan bir alan olarak hafıza (Yücel, 2009: 103), siyasal yaklaşımlar, mekânı üreten aktörlerin deği- şimi ve kentin iktidar dinamikleriyle şekillenmektedir. “Mekânsallas- tırma bilinen ilk ve en iyi bellek tekniği olarak, bir devletin hatırlama kültürü içerisinde toplumsal hafızanın pekiştirilmesi açısından önem- li bir role sahiptir” (Huyssen, 1999: 177). Çünkü devletler kamusal mekânları hâkim belleğin yeniden üretimi için kontrol ederler (Low ve Lawrence-Zuniga’dan akt. Yılmaz, 2011: 189-190). Mekânın kontrol edilmesi ve bu kontrolün arka planı her koşul ve dönemde mekânsal imgelemin politik niteliğinin değişmezliği esasına dayanmaktadır. Bu sebeple, böyle bir düşünme biçiminde ilk olarak, mekân belleğin bellek de mekânın kuruluşunu nasıl biçimler? Bu biçimleyişte iktida- rın yeri nedir? Mekân neyin imgesine göre yaratılır? Sorularına yanıt aranmaktadır. Harvey’e göre (2016: 280), buna şu şekilde yanıt ver- mek mümkündür: “..., toplumdaki egemen grup ve kurumların yürürlükteki ide- olojisini yansıtır; kısmen de piyasa güçlerinin, hiç kimsenin özellikle arzu etmediği sonuçlar doğuruveren dinamikleri tarafından şekillendirilir” şeklindedir. Çünkü iktidar değişi- mi, mekân algısının değişimini tetikler; buna bağlı olarak da hem zamanın hem de mekânın hatırlamadaki işlevi dönüşür. “Mekânsal değişim, tarihsel bağlam içinde aktörler ve failler üzerinden kavranıp izlenir” (Güvenç, 2018: 76). TOPLUMSAL HATIRLAMA VE TOPLUMSAL UNUTMA SÜRECINDE MEKÂN | 155 Mekân, aslında taraflıdır ve politiktir (Öztürk, 2012: 20). Mekânın üzerinde ve içinde olayların bıraktığı izler, bir iktidar ağını destekle- yecek veya mevcut duruma göre yeni bir iktidar ağını oluşturacak bi- çimde tasarlandığı için politiktir. Dolayısıyla, mekânın, politikanın ve topluluğun incelenmesi birbirinden bağımsız değildir. Bunların ayrı olduğunu iddia etmek varlığın herhangi bir formundaki güç ilişkileri- ni saklamakta, varlığın siyasal ve toplumsal birlikteliğini yok etmek- tedir. Avcı (2009: 139) bu birlikteliği şöyle açıklamaktadır: “Toplumsal yapının mekânsal pratiklerinin altında soyut ik- tidar ilişkileri gizlidir. Bu anlamda da mekânsal pratikler hiç- bir zaman tarafsız ve pasif bir olgu değildir. Mekân toplumda- ki eşitsiz güç ilişkilerinin normalleştirilip, sıradanlaştırıldığı, gündelik yaşamın içinde eritildiği bir alandır. Yani mekân bu güç ilişkilerinin yansıtıcısı değil, kurucu bir ögesidir.” Başka bir deyişle; “Mekânsal yapı, toplumsal güç ilişkilerinin üzerinde yer aldığı tarafsız bir alan değil, bu ilişkilerin kurulduğu ve taşındığı aracın kendisidir” (Batuman, 2017: 44). Topluluğun mekânla kurduğu bu özel ve kurucu ilişki, mekânı toplumsal belleğin ve iktidarın yapı- sal ögelerinden biri kılar. Toplumsal belleği inşa edebilmek üzere tasarlanan mekânların aslın- da iktidarı da meşrulaştıran sonuçlar üretmesi mekândaki nesnelerin toplumsal belleği uyarmasıyla mümkündür. “Tasarlanan her mekân stratejik olarak toplumsal algı ve pratikleri örgütler; ‘şeylerin’ temi- ni, düzenlenişi ve kullanımı gündelik yaşamı kurgular” (Taşgüzen ve Yılmaz, 2018: 1087). Bu noktada, geçmişin çok boyutlu toplumsal do- kusu, etkili mekânlar yaratılmasında oldukça önemlidir. Bazen aynı “yer”, birkaç farklı ideolojik ve politik hafıza siyasetine mekânlık ya- pabilir. Bu siyasetlerin her birini birer hafıza dilimi olarak değerlen- dirdiğimizde, önümüzde bir hafıza yelpazesi belirir. Hafıza yelpazesi, hafıza mekânlarının anıtsallığını değil de işlevselliğini öne çıkaran siyasetlerin hatırlatma, ihmal etme, gözden kaçırma, yok etme ve yeni baştan kurma düzeyindeki tüm uygulamalarını kapsar (Deniz, 2015: 26). Farklı siyasal strateji ve politikaları seçip stratejik olarak kullan- mak hem mekâna hem de hafızaya dayalı ikili bir dinamiğin ürünü- dür (Lefebvre, 2016: 110-111): 156 | 15 TEMMUZ DARBE GIRIŞIMI VE TOPLUMSAL BELLEĞIN HAFIZA MEKÂNLARI “Devlet ve onu oluşturan kurumların her biri, bir mekân var- sayar ve bunu kendi ihtiyaçlarına göre düzenler. Dolayısıy- la, mekân, kurumların ve bu kurumların tepesinde bulunan devletin önsel “koşulu”ndan başka bir şey değildir. Toplumsal ilişki midir? Evet, kuşkusuz; ama mülkiyet ilişkilerine (özel- likle toprağın, yerin mülkiyeti) içkin ve diğer yandan, (bu top- rağı, bu yeri şekillendiren) üretici güçlere bağlı olan toplumsal mekân hem biçimsel hem maddi çok-değerliliğini, “gerçekliği- ni” ortaya koyar. Kullanılan, tüketilen ürün olan mekân, aynı zamanda, üretim aracıdır; mübadele ağları, hammadde ve enerji akışı hem mekânı şekillendirir hem de mekân tarafın- dan belirlenirler.” Temiz’in de (2013: 11) ifade ettiği üzere; “Mekânı şekillendiren temel et- ken, iktidarın bir yandan kendi simgesel mekânını üretme bir yandan da kitleleri denetleme istencidir.” Başka bir deyişle politik iktidarın toplum üzerindeki etkisinin ve egemenliğinin sergilendiği araç ola- rak mekânın varlığı, iktidarın kendi gücünü koruma ve yeniden tesis etmek istemesi ile çok yakından ilişkilidir. “Bütün iktidarlar, iktidarın sürdürülmesi için çeşitli politi- kalar uygular. Bu politikaların demokratiklik derecesi baskı ve ikna dengesine göre değişiklik gösterir. Sürekli bozulan, yeniden kurulan kararsız bir denge halindeki hegemonya sü- recinde toplumsal sınıfların göreli kazanımları ve kayıpları söz konusudur. İktidar hegemonyanın zayıfladığı dönemler- de baskı mekanizmalarını kullanabileceği gibi çeşitli popülist politikalar aracılığıyla hegemonyasını yaygınlaştırmak ve iktidarını sağlamlaştırmak yolunu da seçebilir” (Çavuşoğlu, 2014: 89). İşte bu düşünce uğrağı, mekân kavramının sabit bir merkez veya mev- cudiyet kavramı dışında düşünülmesini gerektiren Lefebvre’ci yak- laşımın kırılma ve çıkış noktasını oluşturmaktadır. Lefebvre (2016: 288), “Egemenlik ‘mekân’ demektir” ifadesiyle, devletin iktidarını ancak bir mekân üzerinde uygulanan şiddetle sürdürebildiğini tari- fe çalışmıştır. Yani her iktidar egemenliğini mekânsal olarak da inşa etme ihtiyacı duyar. Çünkü mekân üzerinde egemenlik kuran, her şey TOPLUMSAL HATIRLAMA VE TOPLUMSAL UNUTMA SÜRECINDE MEKÂN | 157 üzerinde egemenlik kurabilmiş demektir. Bu egemenlik de pek çok şeyi görmemizi engelleyen olguların, sor- gulanmaksızın kabulünü beraberinde getirmektedir. Foucault (1980: 149); “Büyük jeopolitik stratejilerden habitatın küçük taktiklerine ka- dar mekânların bütün bir tarihi yazılmayı beklemektedir ki bu, aynı zamanda iktidarların da tarihi olacaktır” sözleriyle mekân-iktidar ilişkisine dair stratejisinin ilk işaretini vermiştir. Foucault’nun da belirttiği gibi mekân iktidarın her uygulanma bi- çiminde birinci derecede önemlidir. “Çünkü mekân, tarih boyunca, iktidarların üzerinde kontrol ve disiplin kurmak için mücadele ettiği nesnelerden birisi olmuştur” (Öztürk, 2012: 19). “Belirli bir durumda belirli bir amaca ulaşmak için hangi yakınlık ilişkilerinin, insani un- surların hangi depolama, dolaşım, saptama ve sınıflandırmalarının tercihen akılda tutulması gerektiği” (Foucault, 2014: 293), siyasal bir amaç doğrultusunda, egemenliğin bir ülke mekânında, yeniden işler kılınmasının bir sonucudur. Egemenliğin bir ülke mekânındaki yeri, Navaro’nun Hirst’ten aktardığı (2018: 150), “mekânın siyasal iktidar, silahlı çatışma ve toplumsal denetim biçimleriyle etkileşim kurduğu- nu, onlar tarafından inşa edildiği” sözlerinde ifadesini bulan bir ka- bule dayanmaktadır. “Mekân bir iktidar kaynağıdır, iktidar mekânla- rı da karmaşık ve niteliksel açıdan ayrıksıdır.” Foucault’nun mekân ve iktidar ilişkiselliğine yönelik düşüncelerini takip eden tarihsel izlekte mekân, çeşitli anlamların ve süreçlerin üre- tildiği bir alan olarak okunmaya müsait hale gelmiş özellikle 1990’lü yılların ortasından sonra Marksist kuramcıların etkisiyle, ağırlıklı olarak politik üretimin etmenlerinden biri olarak kabul edilmeye baş- lanmıştır. 20. yüzyıl itibaryla çağın, artık her şeyden çok bir mekân çağı olduğunu öne süren Foucault (1986: 22), o döneme dek mekâna yüklenen sabit ve hareketsiz nitelikleri çürüterek mekânı diyalektik ve dinamik bir anlam alanı olarak okumak gerektiğini ileri sürmüştür (Foucault, 1992: 183). Foucalt’nun panoptik mekân üzerinden adlandırdığı mikro iktidar olgusu, mekânın bir iktidar inşası alanı olarak anlamlandırılması açı- sından oldukça önemlidir. Foucault için iktidar, nihayetinde yalnızca sosyal yapılar veya sistemlerde değil; kişisel ilişkilerde yatmakta ve 158 | 15 TEMMUZ DARBE GIRIŞIMI VE TOPLUMSAL BELLEĞIN HAFIZA MEKÂNLARI hayatın her yanına sızmaktadır (Slattery, 2007: 479). Bu sebeple, ik- tidarın etki ettiği her alan, gündelik yaşam pratikleri içinde tüketilen örtük anlamların içinde de gizli olarak devamlılığını sağlayabilmek- tedir. Diken’e göre (2019: 83), iktidarın en büyük gizemi, onun yokluğu ile mevcudiyeti arasındaki paradoksal ilişki üzerine kurulmuş olma- sıdır. Bu ilişki içinde mekânın söylemi de değişime uğramakta; bu imge ve söylemlere yüklenen anlamlar temelde anlaşılması gereken değerleri yansıtmaktadır. Bu bağlamda, mekânlar ve burada izini bulduğumuz toplumsal geçmiş, siyasal olarak anlam yüklü olaylarla doludur. Bu kabulden hareketle, Lefebvre (2016: 162), mekânın anlam yüklenmiş, güç ilişkisini açığa vuran kurgular olduklarını şöyle ifade etmiştir: “Mekân anlamlı mıdır? Kuşkusuz. Neyin anlamı? Yapılması ya da yapılmaması gereken şeyin anlamı. İktidara gönderme yapan şey. Fakat iktidarın mesajı her zaman kısıtlı olarak karmakarışıktır. Gizlenir. Mekân her şeyi söylemez.” Her değişen siyasal iktidar, mekâ- nın anlamlar ve ideolojilere yüklü dokusuna gizlenmiştir. Mekânı, iktidarın üretildiği bir alan olarak politize eden süreci Eag- leton’un ideoloji anlayışıyla yorumlamak da yerinde olacaktır. Çün- kü Eagleton’a göre (1996: 23); egemen iktidar, kendisine yakın inanç ve değerlerin tutunmasını sağlayarak bu tür inançları, doğrulukları, kendinden menkul ve görünüşte kaçınılmaz kılacak şekilde doğallaş- tırmakta ve evrenselleştirmektedir. Her iktidarın kendi çevresini şekillendirdiği mekânsal simgeciliğinin mevcut toplumsal ilişkileri ve sosyal normları yansıtmasının önemi de Harvey’e göre (2016: 36) bu noktada ortaya çıkmaktadır: “Eğer mekânsal biçimi anlamak istiyorsak, ilk önce bu biçimin simgesel nite- liğini soruşturmamız gerekiyor.” Çünkü “mimarinin ve kentsel mekân- ların ideolojik ve simgesel odaklı üretimi antik çağlardan günümüze kadar değişmeyen bir üretim politikasıdır” (Ardıçoğlu ve Uslu, 2018: 592). Bu üretim politikasını Lefebvre (2016: 24), bir Marksist olarak bilhassa kapitalizmin, mekânı biçimlendirme şekline ve yeniden üre- tim sürecine dayandırarak şu şekilde açıklamaktadır: “Bir ürün olan mekân, etki ya da tepki yoluyla bizzat üretime müdahale eder: Üretken emeğin örgütlenmesi, ulaşım, ham- TOPLUMSAL HATIRLAMA VE TOPLUMSAL UNUTMA SÜRECINDE MEKÂN | 159 madde ve enerji akışı, ürün paylaşım ağları… Kendince üret- ken ve üretici olan mekân, üretim ilişkilerine ve (iyi kötü ör- gütlenmiş) üretici güçlere dâhildir. Mekân kavramı tek başına bırakılamaz ve statik kalamaz; diyaletikleşir: Ürün-üretici olan mekân, ekonomik ve toplumsal ilişkilerin dayanağıdır”. Bu anlayışın son kertede hizmet edeceği mecra yine siyasal iktidar- dır. Siyasal iktidarın kendi kültürel, siyasal ve ekonomik amaçlarına uygun mekân politikaları belirlemesi, hegemonik stratejisinin önemli bir parçasıdır. Yeğin’e göre (2019: 220); mekân “katı olan her şeyin buharlaştığı” dünyada, buharlaşmış ideolojinin katılaşmış halidir. Venturi ‘ye göre mekân, gerilimlerle, çarpılıp bükülmelerle dolu bir güç alanıdır (Le- febvre, 2016: 165). Bu güç iktidarı elde etme veya var olanı elde tutma gücü olarak ifade edilebilir. İktidar söyleminin kuşatıcılığı altında şe- killenen mekân, dönemin iradesini yansıtmakta, bu amaçla hegemon- ya yaratabilecek bir araç olarak kullanılmaktadır. Çünkü iktidarların, kendilerini gösterdikleri alanlardan biri de mekânlardır. “Bir grup, bir sınıf ya da sınıf fraksiyonu ancak bir mekân do- ğurarak (üreterek) ‘özne’ haline gelebilir ve kabul görebilir. Uygun bir morfoloji yaratarak (üreterek) mekâna dâhil olmayı başaramayan fikirler, temsiller, değerler, işaret halinde kurur, soyut öyküler olarak çözülür, hayal mahsulü olur. Toplumsal bir grubun kendini bulabilmesi için bir mekânı ayna gibi sun- mak yeter mi? Hayır” (Lefebvre, 2016: 413). Bir mekânı ayna gibi sunmak, ayrıntıları yakalamak suretiyle, bir tür güçler tarafından kuşatılma ve işgale uğrama işlemidir. Mekânı farklı biçimlerde okunabilir bir metin olarak görmek, bir mekânın, açıkça anlatmak istediği şey ile anlatmak zorunda kaldığı şey arasındaki ge- rilimi, kırılma noktalarını ve kendisiyle çelişme noktalarını dikkatle arayıp bulma olarak tanımlanabilir. Niyet ve dönemsel politikalardan bağımsız bir mekân okuması yapmak, doğru değildir. Bu bağlamda, mekânı doğru okuyabilmek, içinde bulunduğu siyasal iktidarın, olay- lar karşısında nasıl konumlandığı ve temel niteliklerini incelemekle mümkün olacaktır. 160 | 15 TEMMUZ DARBE GIRIŞIMI VE TOPLUMSAL BELLEĞIN HAFIZA MEKÂNLARI Mekân politikası önemli toplumsal sonuçları olan ve bugün yaşadı- ğımız koşulları belirleyen önemli bir düzenleme aracı olarak ortaya çıkmaktadır. Çavuşoğlu’na göre (2014: 101), mekân politikalarının her dönemde farklı biçimde kullanıldığını, dönemin hegemonik koşulla- rına göre sonuçlar ürettiğini, bu hegemonik koşulları belirleyen asıl unsurun da politik eğilimler, toplumsal hareketler ve talep olduğunu söylemek mümkündür. Çünkü her toplumun tarihi, geleneksel, siyasi ve ideolojik bir zemini vardır ve bu zeminin izleri mutlaka mekân an- layışına yansıyacaktır. “Her düzen siyasaldır ve bir tür dışlamaya dayanır. Bastırıl- mış olan ve tekrar harekete geçirilebilecek diğer olanaklar her zaman vardır. Belli bir düzenin kurulmasını sağlayan ve top- lumsal kurumların anlamını sabitleyen eklemleyici pratikler, “hegemonik pratikler”dir. Her hegemonik düzen, bir başka hegemonya kurmak adına mevcut düzeni parçalamaya çalı- şan karşıt-hegemonik pratiklerin meydan okumasına açıktır” (Mouffe, 2015: 26). Toplumsal karşıtlığın ifadesi Lefebvre’ye göre (2016: 417); mekânın kolektif idaresini ve çoklu, çeşitli ve hatta çelişik çıkarlara sahip “ilgi- lilerin” sürekli müdahalesini gerektirir. Gerçekten de böyle bir çözüm- leme, argümanın bütün yönleriyle gelişimi için merkezi önemdedir. Çünkü mekândaki iktidar kavramsallaştırması, yani “iktidarın şehre yaptığı müdahaleler mekânı kullananlar açısından her zaman açık ve malum değildir. Münferit bir mekâna yapılan müdahalenin, şehrin bütünü açısından ne anlama geleceği kentlilerin ilk bakışta göreme- yeceği kadar karmaşık olabilir” (Temiz, 2013: 20). Mekânın içeriğini içinde bulunduğu bağlamın koşullarına uygun olarak biçimlendiren- ler farklı gerekçelerle de olsa alternatif geçmiş versiyonlarını harekete geçirmektedir. Alternatif geçmiş versiyonları kimi zaman iktidarın hegemonyası- nı pekiştirecek bir boşluğu doldururken, kimi zamansa boşluktan ibarettir. Öncü’nin Trouillot’dan aktardığı gibi (2018: 233), sessizlik boşluk değildir, her zaman “iktidar anlatılarıyla doldurulmuştur.” İk- tidarın işleyiş biçimleri, bazı anlatıları mümkün kılarken, bazılarını susturarak kendini ortaya koyar. Susturma geçmiş olayların dönüş- TOPLUMSAL HATIRLAMA VE TOPLUMSAL UNUTMA SÜRECINDE MEKÂN | 161 türülmesi yoluyla gerçekleşir, öyle ki; “soruları ortaya çıkaran koşul- ların inkâr edilmesi nedeniyle bütün cevapları doğrulardan saptıran olası alternatifler kapsamında insan bunu idrak edemez.” Bu bağlamda “politik açıdan, mekânı kimin kontrol ettiğinden daha önemlisi, mekânın nasıl ve kim tarafından tanımlandığıdır” (Batu- man, 2019: 15). İşte bu noktada, Harvey’in (2013: 161) “kimin kolektif hafızasına, kimin estetiğine ve kimin yararına öncelik tanınacaktır?” sorusu devreye girmektedir. Daha önce de ifade edildiği gibi bir mekâ- nın, tek başına fiziksel varlığı değil; kimi tatmin etmeye yönelik oldu- ğu ve neye dayandığı çok önemlidir. Mekânın fiziki varlığı hep aynı kalsa da ona yüklenen anlam (hem siyasi hem ideolojik hem toplum- sal açıdan kimi tatmin etmeye yönelik olduğu) farklılaşmıştır. Çünkü her siyasal iktidar, muhatap aldığı kesimin sosyal ve kültürel kodla- rına göre mekân inşa etmekte, imalarını buna göre kurgulamaktadır. Hatırlatmak gerekirse, siyasi mücadele ve toplumsal hareketler önem- li ideolojik boyutlara sahip olan imaları oluşturmaktadır. Bu imalar, bireyin sosyal ve kültürel değerleriyle birlikte okunduğunda, mekân ve toplum ilişkisine dair önemli veriler sağlamaktadır. Toplumdaki farklı inanç, ideoloji, yaşam biçimi ve ihtiyaçlar kendi mekânsal çözümlerini üretmekte (Çavuşoğlu, 2014: 62), süreksiz ve bünyesi gereği farklılaşmış mekân, farklılaşan kimliklere ve sonuç- ta bunların kendilerini icra ve ifade etmelerine zemin sağlamaktadır (Stavrides, 2018: 226). Ulusal ve resmî bayramlarda, anma ve kutlama törenlerinde mekân, iktidarın kendi ideolojik aktarımlarını gerçekleştirdiği, kendileştiği ve mevcudiyetini görünür kıldığı yerleri ifade etmektedir. Bununla birlikte birçok siyasal lider veya temsilcileri, anma etkinliklerini ken- dilerine göre biçimlendirmeye çalışmaktadır. Böylece siyasal iktidar, “soyut ve toplumsal olarak oluşturulmuş gerçekleri”, “somut ve fiziki gerçekler” üzerine bina etmekte ve siyasi söylemini mekâna yansıt- maktadır. Winter’a göre (2015: 328-330); bu etkinliklerin bazıları, iktidar kimin elinde olursa olsun kutlanır. Ancak bazı etkinlikler, eski rejimin dev- rilip yerine yeni bir rejimin kurulmasıyla yakından ilişkili olabilir. Bellek mekânlarının politik anlamının bu farklı yorumu, anmanın 162 | 15 TEMMUZ DARBE GIRIŞIMI VE TOPLUMSAL BELLEĞIN HAFIZA MEKÂNLARI çok sesli karakterini ve yeni grupların daha eski bellek mekânlarını kendilerine mal etmek için yeni nedenler yaratma potansiyelini vur- gular. “Bazı kişiler savaş anıtlarını anma amacıyla ziyaret ederken bazıları, askeri değerleri aşağılamak için gelir. Barış yanlıları ‘’bir daha asla’’ mesajlarını bu tür bellek mekânlarına gelerek vermişlerdir; askerler ve destekçileri ise bu anları ve bu yerle- rin atmosferini askerlik mesleğini yüceltmek ve vatandaşlara, gelecekteki bir savaşta gerekirse vatanları uğuna canlarını feda etme görevlerini göstermek amacıyla kullanırlar” (Gre- gory, 1994; Winter, 1999). Bu mekânlarda geçmişin inşası günün şartlarına, farklı bakış açıla- rına, siyasi iktidarın tavrına göre farklı boyutlarda olabilir (Doyuran, 2018: 110). Yani mekânsal anlam, yaşanılan toplumda meydana gelen olayların, siyasal, bölgesel ve kültürel tutum farklılıklardan oluşmak- ta ve bu farklılıklarla şekillendirilmektedir. Böylece bellek mekânları- nın şekil değiştirmesi ve/veya ortadan kalkması, Harvey’in deyişiyle “etkili mekân”ların yerini “yaratılan mekân”lara bırakmasının nede- nini iktidarda meydana gelen değişimlerle ilişkilendirmek mümkün- dür. Toplumsal olarak yaratılan mekân, iktidar ve tahakküm uygulama- sıyla böylesine yakından bağlantılıysa, aynı zamanda mücadelenin ve direnişin de hem sahası hem de aracıdır (Schick, 2000: 210). Mekâ- nın biçimlendirilmesinin toplumsal süreçler üzerindeki derin etkisi- ni toplumsal alan üzerindeki somut iktidar kullanımlarına bakarak görmek mümkündür. Türkiye kentleşme tarihi incelendiğinde bas- kı ve iknaya dayalı mekânsal politikalar ile devlet sınıf ilişkilerinin yeniden üretildiği, mekân aracılığıyla sermaye birikiminin dönemin egemen tarihsel bloğu lehine sağlandığı, temel çelişkilerinin de yine baskı ve ikna politikaları ile sürdürüldüğü güçlü hegemonik dönemle- ri görmek mümkündür (Çavuşoğlu, 2014: 260). Bir zaman iktidarların kendi görünürlüklerini ve meşruiyetlerini te- baasına iletmek için bir medya ve bir ileti gibi kullanılan mekânlar, tahakkümün uç düzeye vardığı ve insanların kolektif kendiliklerinin farkına varıp bunu geliştirdikleri koşullarda iktidarlara karşı da kul- TOPLUMSAL HATIRLAMA VE TOPLUMSAL UNUTMA SÜRECINDE MEKÂN | 163 lanılabilmektedir. Bu durumda mekânda ve mekân üzerinde mücade- le başlamaktadır (Öztürk, 2012: 21). Bellek mekânlarının yok edilmesi daha çok siyasi amaçlı olup aslında kolektif bellekte saklı bir olayın yok edilmesi amaçlıdır (Berlin Duvarı’nın yıkılması gibi) (Doyuran, 2018: 102). Mekânın tarihsel ve politik koşullarla “Direniş Mekânı” halini alması ise artık politik mücadele alanı olarak o mekânı elinde tutanın konumuna göre politikayı, hatta iktidarı belirleyen yer haline dönüştürmektedir (Yeğin, 2019: 219). İnce’ye göre (2010: 9), “devletin bu çabası başarılı olabileceği gibi za- man içinde bastırılmış karşı-hafızaların yeniden dirilişi de söz konu- su olabilir.” Söz konusu karşı-hafıza inşası, Judt’un şu sözleriyle ifade edilebilir: “İnsanların genellikle de başka birinin geçmişine karşı bir silah olarak yararlanabileceği çok fazla geçmiş, çok fazla anı vardır.” Bu bağlamda yapılacak bir inceleme, mekân politikası ve toplumsal tahayyülün birbirini karşılıklı olarak belirlediğini açıkça ortaya koy- maktadır. Bu okumada değişmeyen tek şey her hegemonik dönemde mekânın oynadığı roldür. Bu bağlamda, mekân tek başına genel etkiler taşımaz (Urry, 2015: 106). Bu anlatımı güçlendirebilmek için toplumsal ilişkilere, ikti- dar-toplum-mekân denklemindeki güç ve belirleyiciliğe bakmakta yarar vardır. Temel olarak mekân, tek başına bir anlam ifade etmez. Çünkü hiçbir mekân tek başına ele alınabilecek bir edilgen geometrik bir yayılım değildir. Her mekânın, tarihi, geleneksel, siyasi, ideolojik, ekonomik ve toplumsal bir zemini vardır ve bu zeminin izleri mutla- ka dönemin mekân anlayışına yansıyacaktır. Dolayısıyla mekânsalın, toplumsal nesneler arasındaki ilişkilerden oluştuğuna yönelik vurgu, toplumun hafızasına, sosyal ve kültürel kabullerine ilişkin önemli bir göndermeye işaret etmektedir. Hatırlama ve Unutma Sürecindeki Değişkenleriyle Bellek ve Mekânları İnsanlık tarihi boyunca, iktidar mücadeleleri, fiili olarak toprak ve/ veya mekân hâkimiyeti üzerinden verilmiş ve yine aynı şekilde ik- tidar varlığını ve gücünü mekânlar üzerinden pekiştirmiştir. İktidar mücadelelerinin en önemli boyutlarından birini oluşturan “mekân- ların zaptedilmesi”, tarihin akışı ve gelişen ortam ve koşullara göre 164 | 15 TEMMUZ DARBE GIRIŞIMI VE TOPLUMSAL BELLEĞIN HAFIZA MEKÂNLARI farklı formlarda olabilmiş, bu anlamda bir dönüşüm de geçirmiştir ancak mekânın zaptedilmesi üzerinden yürütülen iktidar gücünün sembolleştirilmesi duygusu ve düşüncesi varlığını hep korumuştur. Farklı formlara dönmüşlükten kastedilen, fiili olandan sembolik ola- na dönen zaptedişler, eş deyişle işgallerdir. Sembolik olan işgaller, as- lında daha soyut, daha algısal ve belleksel olana yöneliktir. Toplum- sal algılayışı, kabullenişi, yaşam biçimlerini, alışkanlıkları ve kültürü değiştirmeye yönelik bir alt niyete, bir ideolojik arka plana ve iktidar gücünü yerleştirme çabasına dayanmaktadır. Bu ideolojik arka plan ve iktidar gücünü yerleştirme çabası da mekânları iktidar denetimi- nin ve politikalarının kullanım alanı içine sokmaktadır. Sembolik işgalin ve hâkimiyet mücadelesinin temel hedefi ve yerle- şim alanı, toplumsal bellektir. Mekânların politikleştirilmesi ya da diğer deyişle politik olanın mekânsallaştırılması, bu yeni sembolik iş- gallerin artık birer yansıma ortamları olarak kendini göstermektedir. Bu da konunun bu çalışma açısından temel kuramsal inceleme alan- larının başında gelen toplumsal bellek ve mekânın, yeni dönem, diğer deyişle sembolik hâkimiyet mücadelesinin zemini olan mekânların ve bu mekânların oluşturduğu toplumsal belleğin anlaşılması açısın- dan incelenmeyi gerekli kılmaktadır. Mekânsal İmgeler ve Semboller Aracılığıyla Belleğin Mekânını ve Mekânın Belleğini Yaratmak Yaşanan veya öğrenilen konular ile bunların tarihsel bağlamını bi- linçli olarak zihinde saklama yetisi olarak tanımlanan “bellek”; hatır- lama ve unutma süreçlerini belirleyen ve domine eden; kat-i kabulde tereddüt yaratacak karşıtı olmadığı/üretilmediği sürece, tartışmasız eylem ve söylemlerimizi belirleyen güçtür. Mekân ve bellek arasında- ki ilişki ise yukarıda zikredilen nedenden dolayı kaçınılmazdır. Connolly’e göre (Farrar, 2011), mekân coğrafya ve kimlik arasındaki denkliktir. Connolly mekanların çoğu zaman “politik nostalji lensin- den” algılandığını ortaya atmıştır. Peki, neden ve nasıl? Bu sorunun cevabı Köklü ve Eskidemir’in (2018: 924-941), Relph’den aktarımında yer almaktadır: “Bir yerin kimliğini belirleyen hem birbirleriyle hem de kim- TOPLUMSAL HATIRLAMA VE TOPLUMSAL UNUTMA SÜRECINDE MEKÂN | 165 likle ilişkili olacak biçimde üç temel faktör bulunmaktadır. Bu faktörler fiziksel bileşenler, semboller/anlamlar ve aktiviteler- dir. Bu faktörlerin hepsi bir mekânın kimliğinin oluşmasına katkı sağlamaktadır. Bir mekânın kimliği o mekânın ögeleri ile olduğu kadar, mekânı kullanan kişilerin mekâna dair anı- ları, izlenimleri ve deneyimleri ile de ilişkilidir. Dolayısıyla o yere özgün herhangi bir anı ve hikâye üretilemeyen mekânla aidiyet kurulamaz ve kimlik ögelerinden bahsedilemez.” Bu noktada “kimliğin inşası aynı zamanda bir mekânlar ağının inşa- sıdır ki, bazısı ‘bura’, bazısı da ‘ora’ olarak nitelendirilen bu mekânlar, toplumsal cinsiyet, ırk veya sınıf gibi toplumsal bölünmeler ekseninde kurulur ve aynı zamanda bunları yeniden üretir” (Schick, 2000: 22). “Bireyler çeşitli mekânları, özellikleri bakımından farklılaştırarak ‘yer kimliğine’ büründürme eğilimi gösterir. Bununla bağlantılı ola- rak ‘başka yer’e karşıt olarak bir ‘burası’ noktası inşa eder ve bu yeri ‘kimlik yeri’ne dönüştürür” (Bilgin, 2013: 99). Stavrides’e göre (2018: 140); toplumsal karşıtlıkların doğurduğu pürüzlerden arındırılmış bu kimlik, yaygın bir şekilde kamusallaşmış imgeleri bir araya toplar ve insanları, manipüle edilmiş bir kamusallık biçimini sahneye koyan bu imgeler içinde ve onlar vasıtasıyla hareket etmeye zorlar. Taşçı’ya göre (2014: 179); bir kent meydanına veya sokağa bakan bina cepheleri, oradan geçenlerle veya bekleyip bakanlarla irtibat kurma- lıdır. Cepheler yaşadıkları tarihten ve günlük hayattan enstantaneler (anlar) sunup, insanlara şehrin ruhunu anlatmalıdırlar. “Şehrin ko- lektif hafızası, anıtsallık, tarihin gücü ve siyasi kimliğe ilişkin bir dizi anlamla yüklüdür” (Harvey, 2013: 162). “Kamusal alanlar, bir kentin tümünün hem fiziksel hem sosyo kültürel hem de siyasi yapısı hakkın- da bilgi alınabilecek yerlerdir” (Gökgür, 2017: 57). Bu yerlerin aynı zamanda bireyi şekillendiren ve birey tarafından şe- killenen toplumsal bir boyutu da vardır. “Toplumsal bir süreç olarak mekân toplumun altyapı ve üstyapıya ait değerleri ile şekillenir” (Yır- tıcı, 2005: 2). “Mekânsal biçimler, içinde toplumsal süreçlerin oluştuğu cansız nesneler olarak değil, toplumsal süreçleri, bu süreçlerin mekân- sal olmasıyla aynı tarzda ‘içeren’ şeyler olarak görülmektedir” (Har- vey, 2016: 10-11). 166 | 15 TEMMUZ DARBE GIRIŞIMI VE TOPLUMSAL BELLEĞIN HAFIZA MEKÂNLARI Böylece “kent mekânı değişmez, yekpare ve herkes için aynı şeyi ifade eden bir kapsam olmaktan çıkar ve ilişki kurulan, temas dilen, kişisel- leşen bir mekân haline bürünür” (Demirkaya, 2019: 148). Bu bağlamda mekân hem üretimin örgütlenmesinde hem de toplumsal ilişkilerin biçimlendirilmesinde belirgin bir rol oynamaktadır (Harvey, 2016: 277). Bu yüzden kent mahallelerindeki sokaklar fiziksel zemin sağ- lamakla kalmayıp eylem biçimlerini, alışkanlıkları ve iletişim biçim- lerini temsil eden, destekleyen ve yeniden üreten sembolik imgeler de sağlayarak önemli müşterekleşme mekânlarına evrilirler (Stavrides, 2018: 146). Hatırlanmak istenen ögelerin zihinsel görüntülerini zihinsel olarak ziyaret etmek insanının mekânla olan zihinsel bağını şekillendirme- de belirleyici olmuştur. Benzer şekilde Bayat da (2016: 46); kolektif duyarlılıkları taşımak üzere sokakların fizikselliğinin ötesine geçen güçlü bir simgesel ifadeye karşılık geldiğini vurgulamaktadır. Mekân, böyle bir bağlamda, kolektif belleğin oluşumuna yönelik sembolik im- geler de sağlayarak hâlihazırda kurulu ortak kimlikleri mekân içinde ve mekân aracılığıyla güçlendirmektedir. Connerton (2012: 15); “Mekânın düzeni, hatırlanması gereken şeylerin düzenini muhafaza eder” diyerek, bellek ile mekân arasındaki ilişki- ye vurgu yapmaktadır. Çünkü Gilmour’unda ifade ettiği üzere (2015: 426), bir dönemin olayları başka bir dönemin olaylarını yorumlamak için kullanılmaktadır. Bu açıdan kolektif hafızanın toplumların deği- şimini ve adaptasyonunu yarattığı söylenebilir. Çünkü kolektif hafı- za diye adlandırılan olguyu en fazla yaşatan yerler şehrin sokakları, meydanları, mahalleleri yani tarihe en çok tanıklık eden yerleridir. Tarihi perspektiften bakıldığında çok açık ki, şehrin temsil edildiği bu tarz yerler aracılığıyla hatırlama Türkiye’nin toplumsal ve siyasal tarihini de sorgulamak açısından oldukça önemlidir. Çünkü Harvey’in Lowry’den aktardağı gibi (2016: 59); “Kentte her şey diğer her şeyi etkiler.” Etkiler ise “dışsallıklar”, “saçılma etkisi” veya “üçüncü şahıs etkileri” diye adlandırılmaktadır. “Söz konusu dışsal süreçler farklı kentlerde farklı biçimlerde gerçekleşmekte, kentlerin kendi bağlamları içinde kullanıcıların pratikleri ile farklı sonuçlar ortaya çıkmakta, böylece farklı kentler kendilerine özgü özellikleri ile TOPLUMSAL HATIRLAMA VE TOPLUMSAL UNUTMA SÜRECINDE MEKÂN | 167 belirmektedir” (Sakar ve Ünlü, 2018: 418). Böylelikle aynı ilişki farklı mekânlarda veya aynı tip mekânda olsa bile farklı tarihsel dönem- lerde üretildiği anda farklı sonuçlar yaratabilmektedir. Zira bireyin kendisini çevreleyen mekânı nasıl algıladığı aynı zamanda toplumsal olayların mekânı nasıl şekillendirdiğine de bağlıdır ve bu zincirleme bağıntının sonu gelmemektedir. Değişmeyen sonuç ise mekânın, top- luluğun ve toplumun üzerinde ilişkileri kuran veya yönlendiren bir unsur olarak konumlandırılmasıdır. Connerton’a göre (1999: 12-13); “Geçmişle ilgili imgeler, var olan top- lumsal düzeni meşrulaştırır”. Çünkü; “Kişi imgelerle hatırlar; deneyimlediği, temas ettiği anlardan biriktirdiği imgeleri ‘şimdi’nin içinde devindirir, farklı za- manlarda ve mekânlarda gezdirir, çeşitli duygularla ve nesne- lerle buluşturur. “Şimdi içinde yinelenen bellek” olarak biyog- rafik karşılaşma ve hatırlama, metinsel olanın değil, görsel olanın mekanizmasıyla işler. Bellek iki biçimde imgeseldir hem imgelerle işler hem de kendisi ‘imgelem’ oluşturur. Buna ek olarak hatırlama deneyimi, bütüncül değil parçalıdır, başı ve sonu olmak zorunda değildir. Bir noktadan başlayıp diğer bir noktada bitmez. Hatırlama, çizgisel ve nesnel olmaktan ziyade çağrışımsaldır, özneldir ve özeldir; daha yerinde bir ifade ile ‘kişisel’dir” (Depeli, 2010: 20). Kentlerle kurulan ilişkinin, sosyolojik araçlarından birisi de “hatırla- ma”dır. Bu noktada Halbwachs’ın hatırlama mekânı olarak ifade etti- ği kavramının altının çizilmesi gerekmektedir. Halbwachs bu kavram ile her dönemin, her grubun, her inancın, kendi özel anılarını, kendi özel biçimleri ile mekânsallaştırdığı ve anıtlaştırdığını kastetmekte- dir (akt. Assmann, 2015: 69). Schudson’un (2007: 181-182), “toplumsal olarak üretilmiş yapıntılar” olarak adlandırdığı kütüphaneler, müze- ler, anıtlar veya yer adları; bireylerin anılarının deposu olan bu yerlere gönderme yapmaktadır. “Bu simgeler ve hafıza mekânları sayesinde birey kendisini içinde ya- şadığı topluluğun ya da ulusun bir parçası olarak hissetmeye başlar. Bu mekânları ziyaret eden bireyler tek tek kendilerine ait olmayan, ar- tık var olmayan bir geçmişin ve yeniden yazılan bir tarihin içinde bir- 168 | 15 TEMMUZ DARBE GIRIŞIMI VE TOPLUMSAL BELLEĞIN HAFIZA MEKÂNLARI birleriyle ve ait oldukları toplulukla buluşurlar” (Keskin, 2017: 156). Bu nedenle “insanların anılarını toplum içinde edinmesi, onları toplum içinde hatırlaması, tanıması ve konumlandırması nedeniyle” (Hal- bwachs, 1999) otobiyografik belleği uyaran kolektif simgelerin varlığı oldukça önemlidir. Gündelik hayatın içinde sık sık karşılaşılan işaret, simge ve sinyaller yaratılmış mekânın güçlü araçlarıdır ve coğrafi çevreye göre birey- lerin duyarlılıklarını şekillendirir, istek ve ihtiyaçlarını yönlendirir (Harvey, 2016: 280). Bu araçların bir kısmını, “yer-sembolleri” olarak nitelendirilmek mümkündür. Bilgin’in Bonnemaison’dan aktardığı gibi (2013: 146), yer sembolü “bir halkın kültürünün ve hafızasının ifadesi olan jeo-sembol, dinsel, kültürel veya politik nedenlerden ötürü bir etnik grubun gözünde, onları miras aldıkları kimlikte demirleyen sembolik nitelikli bir yer, bir parkur, bir inşa, bir alandır.” Bir kentin tarihsel ve ortak anılar üzerinden inşası, kenti oluşturan anıtların, binaların, ev ve sokakların “bellek yeri”ne dönüştürülmesini sağlar. Toplumun belleğinde kalıcı olan şahıslar, olaylar ve mekânların ko- runması, kültürel miras olarak kabul edilmesi, yenilenmesi ve eski adlarının dönüştürülmesi kenti sahiplenmenin en etkili yollarından biridir (Bilgin, 2013: 67-68). Kent alanlarında önce çıkan eski eserler ve anıtlar, sokak ve caddeler, park ve meydanlar, abide ve heykeller gibi bu yerlere adı verilen şahsi- yetler de birer “hafıza yeri” olarak işlemektedir. Yukarıda aktarılanlar bağlamında, kent mekânlarında bıraktıkları izlerle ya da adlarını ta- şıyan kentsel yapılarla hatırlanan (Bilgin, 2013: 69) mekânların öne- mini ortaya koymak için geliştirilen düşünce akımlarının çıkış nok- tasını; “Pratik toplumsal faaliyetin şekillendirdiği mekânların, man- zaraların, anıt ve binaların anlamı var mıdır? Toplumsal bir –ya da birçok- grubun işgal ettiği mekân mesaj yerine geçebilir mi? (Mimari ya da kentsel) yapıtı kitle iletişim araçlarının kayda değer bir unsuru olarak düşünebilir miyiz? Toplumsal bir mekân, tanımlı bir pratikten –okuma-yazma- kaynaklanan bir dil, bir söylem olarak kavranabilir mi?” soruları oluşturmaktadır (Lefebvre, 2016: 152). Özak ve Gökmen (2009: 150) mekânda kalıcı belleği “Yaşam boyunca mekânla ilgili duyumların, algılamaların, öğrenmenin, deneyimlerin TOPLUMSAL HATIRLAMA VE TOPLUMSAL UNUTMA SÜRECINDE MEKÂN | 169 ve anıların yalnızca kendi bileşenleri ile değil; içinde geçen fenomenler- le, ortam özellikleriyle ve yaşamla birlikte, bir başka deyişle ‘bağlamı’ ile birlikte belleğe kaydedilmesi, ilişkilendirilmesi” olarak tanımlarlar. Mekânın hafızasını silmek, belleğin toplumsal belleğe referansla “is- tenmeyen şeyleri” hatırlamasını önlemektir (Torlak, 2016: 12). Sosyo- logların, “mekânın duyum aşaması, mekânın algılanması ve mekânın belleğe kodlanması” şeklinde üç aşamada gerçekleştiğini iddia ettik- leri “Mekânda kalıcı belleğin” yönetimi ise mekân-hafıza ve iktidar ilişkiselliğinin doruk noktası ve nihai hedefidir. Mekânsal bir ögenin bellekte saklanması (bir başka deyişle mekânda kalıcı belleğin sağlanması) bireyin mekânla kurduğu ilişkinin özel- leştirilmesini içermektedir. Başka bir deyişle duyumsal ve algısal ola- rak algılanan mekân bu ilişkinin pekişmesi anlamını taşımaktadır. Bununla birlikte, ilgili mekânda, birey, unutma ve hatırlama süreçle- rine dair ne kadar fazla girdiye maruz kaldıysa o mekân o bellek için de o ölçüde kalıcıdır. Bireysel düzeyde, nesneler veya olaylar ancak sözel olarak tekrarla- nırsa akılda tutulabilir. Diğer taraftan, bir olayın ayrıntılarını sözel olarak tekrarlamak, bu olayın bellekte nasıl düzenleneceğini ve ileri- de nasıl hatırlanacağını da etkiler. Aynı süreç toplumsal düzeyde de geçerlidir. Shils (1981); bir toplumun zaman içinde varlığını sürdüre- bilmesi için iletişimlerin aktarılması, tekrar aktarılması ve tekrar tek- rar canlandırılması gerektiğini öne sürer (Pennebaker ve Gonzales, 2015: 221). Yani tekrarlanan geri getirmenin yanı sıra geri getirme sıklığının ve zamanlamasının kolektif bellek üzerindeki etkisi, özellikle belleğin oluşturulması, anıların canlı kalması ve uzun vadede korunmasında belirgin olmaktadır. “Aynı zamanda hem zamanın döngüsel deneyimi hem de mekânın ve zamanın döngüsel inşası biçiminde deneyimi bir başka deyişle kutsal bir yer olarak tecrübe edilmesi ve yaşan- ması gene yineleme/tekrar merkezinde mümkündür. Tekrarın bu bağlamda belleğin zaaflarına karşı geliştirilmiş en önemli şifa olduğu düşünülürse, halkların belleklerinin nasıl da sağ- lam ve güvenilir olduğu anlaşılmış olur” (İlhan, 2018: 114). 170 | 15 TEMMUZ DARBE GIRIŞIMI VE TOPLUMSAL BELLEĞIN HAFIZA MEKÂNLARI Bu bağlamda, bireysel ve kolektif belekte tekrarların oldukça önemli olduğu söylenebilir. Aksi halde bellekte yer alan olaylar silikleşir ve unutulur. Dolayısıyla yere ilişkin imgelerin tekrarı, zaman içinde ak- tarımı, yer söylenceleri aracılığıyla yeniden ve yeniden inşası o yere ilişkin hafızayı canlı tutar (Yılmaz ve İnceköse, 2017: 61-62). Harvey’in Cassirer’den aktardığına göre (2016: 32-33); mekâna ait deneyimler, temel olarak üç kategoriye dayandırılmaktadır. Birinci- si “organik mekân”dır ve bu mekân, genetik olarak aktarılan mekâ- na bağlı deneyimlerle ilgilidir. İçgüdüsel olarak yönünü bulma ve göç gibi deneyimler organik mekân anlayışının tipik örnekleridir. İkinci mekân deneyimini algısal mekân olarak adlandırılmaktadır. Algısal mekân deneyimi görme, duyma, dokunma ve hareket gibi her türlü duyu deneyimi ile ilgilidir. Üçüncü tür mekâna ilişkin deneyim ise mekânı, sembolik betimlemeler aracılığı ile dolaylı olarak yaşamaya işaret eder. Hafıza mekânlarında gerçekleştirilen anma eylemi üçüncü tür mekânsal deneyimlere örnek oluşturmaktadır. Bu anma eylemi, ge- niş kitlelerin, hatırlanan olayın anlamlı olduğuna ve manevi bir me- saj içerdiğine ikna edilmesinden kaynaklanan bir eylemdir (Winter, 2015: 323). Bu eylem, mekânı görünür kılar ve bellek mekânları bu me- sajı somutlaştırır. Bu mekânlarda yer alan somut hatırlatıcı imgeler ve sokak isimleri, anma içeren diğer mekânlar gibi geçmişin birbirleriyle rekabet içinde olan yorumlarıdır (Alderman, 2003: 163). Çünkü bellek mekânları sürekli dönüşüme ve manipülasyona açık olarak yaşarlar (Fırat, 2014: 20). Bu dönüşüm aracılığıyla bellek mekânları, grubun birlik ve özgüllük bilincini temellendiren kutsal anlatıları korur. Winter’a göre (2015: 322), günümüzde kutsallık, mü- zeler ve sergiler gibi anma mekânlarında muhafaza edilir hale gelmiş- tir; anma mekânları modernitenin kiliseleri ve katedralleridir artık. Söz konusu unsurların muhafaza edilmesine ilişkin olarak, Winter’ın (2015: 338) şu anlatımı son derece açıklayıcıdır: “Bellek mekânları in- sanların ‘‘tarihin bir anlam taşıdığına dair’ inançlarını doğruladıkla- rı yerlerdir.” Winter’a göre (2015: 327); bellek mekânları, yerel politika- ların gerçekleştiği yerlerdir. İnsanlar bu mekânlara, yönlendirme ve umutların bir karışımıyla gelmektedir. Susam’a göre ise (2015: 73) bu TOPLUMSAL HATIRLAMA VE TOPLUMSAL UNUTMA SÜRECINDE MEKÂN | 171 mekânlar, tarihin dolayısıyla da siyasal erkin hüküm sürdüğü mekân- lardır. Bellek mekânlar, geçmişin sembolik imgelemlerinin şimdiki zama- nın önemlilikleriyle iç içe geçtiği yerlerdir ve herhangi bir coğrafi alan gibi söylemsel olarak oluşturulmaktadır (Rose- Redwood, 2008: 33). Söylemsel mekânın iktidar üretimi noktasındaki önemine dikkat çe- ken Jongerden (2009), mekânı, fiziksel bir uzam olmasının ötesinde mecazi anlama sahip söylemsel bir pratik olarak değerlendirmiştir. Bu noktada önemli olan, mekânın söylemsel temsili ile görsel temsili arasındaki bağın bellek açısından da bir işlevinin olmasıdır. Bu işlev, mekân-iktidar söyleminin türdeşleştirilmesinin ifadesi olmuştur. Lefebvre, mekân ve dil arasındaki analojiyi işaret ederek mekânın söylemle ilişkisini, “mekân içindeki söylem, mekân üzerine söylem ve mekân söylemi” olarak üç ayrı şekilde aktarmaktadır. Buna göre, mekân içindeki söylem, mekân içindeki tüm nesnelerle ilgili olarak ideolojik aktarımın tezahürü olmaktadır. Mekân üzerine söylem, ger- çeğin anlamını gizleyerek ideolojik çarpıtmalarla üzerini örtmekte- dir. Mekâna dair her söylem başlı başına bir ideolojinin tezahürüdür. Lefebvre’nin sözleriyle (2016: 2014: 153), “Mekâna işaret etmeyen söy- lem ölümcül bir boşluktur, laf kalabalığıdır.” Zira her söylem, mekân üzerine bir şey söylemekte; her söylem, bir mekândan söz etmektedir. Yukarıda bellek mekânlarına ilişkin anlatılan tüm ayrıntılar bağla- mında, bir temsil biçimi olarak anma törenleri, geçmişin kritik bir dönüm noktasını tanımlayan olaylar bütününü bir tarihte sabitleye- rek, belirli kurallar çerçevesi ve sıklık içinde tekrar edilen seremoni- ler sayesinde temsiliyetlerini kazanmaktadır. Bu törenlerin biçim ve vurguları nelerin hatırlatılmak istendiğini sembolik bir şekilde sah- nelemekte, böylece geçmişin imgesi bu sahne sayesinde anlaşılır hale gelmektedir (Yalım, 2017: 166). Anıtlardaki görsel imgeler yoluyla yaratılan çağrışımlar Gilmour’a göre (2015: 411); hem kolektif belleğin bir kaydı hem de onu yaratma yöntemidir. Rigney’nin deyişiyle, “metinler hem ‘anıt’ hem ‘aracı’ ola- bilir.” Connerton (2011: 20-39) hatırlamanın belirli bir mekânla ilişkili ya da o mekâna bağlı olarak gerçekleşebileceği konusunu anıt mekân- 172 | 15 TEMMUZ DARBE GIRIŞIMI VE TOPLUMSAL BELLEĞIN HAFIZA MEKÂNLARI lar üzerinden aktarmaktadır. Ona göre, bellek mekânı olarak anıt mekânlar, tarihte gerçekleşen olayları hatırlatma konusunda oldukça etkilidir. Connerton’a göre (2011: 39); anıtlar ile unutkanlık arasındaki ilişki karşılıklıdır çünkü unutma tehlikesi anıtların inşa edilmesine, anıtlar ise unutkanlığa yol açmaktadır. Hatırlanmak istenen şeyi bir anıt biçi- mine sokmak hatırlama yükümlülüğünden kurtulmak içinse bunun sebebi, anıtların yalnızca bazı şeylerin hatırlanmasına izin verirken, bir çeşit ayrımcılıkla diğerlerinin de unutulmasına neden olmasıdır. Anıtlar, geçmişi hatırlamamızı sağladıkları kadar onları saklar da. “Şehitlik ile ilişkilenen anıtlar ya da semboller bize ölen kişi- lerin gereksiz yere ölmediğini, toplumsal bir ortak hedef uğ- runa savaşarak yaşamını yitirdiğini hatırlatır. Bu yüzden de “şehitlik” bizden büyük ve kapsayıcı bir kimlik, dava, din ya da ulus inşasında etkili bir kurum olarak bilinir. Bu yüzden de İstanbul’un küresel olarak en belirgin sembolü olan bir to- poğrafik oluşumun adını alan köprünün adı artık değişmiştir. Bu tarihten sonra ne bu köprü sadece bir köprüdür, ne 15 Tem- muz sıradan bir gündür, ne de burada ölen insanlar sadece in- sandır” (Özkan, 2016). Anıt, idealize edilmiş imgelerin bir söylem oluşturmak üzere bir araya getirildiği, şimdinin perspektifinde geçmişin seçici olarak hatırlandı- ğı fiziksel bir yapıdır. Geleneğin icadı olarak anıt izleyiciyle sağladığı görsel temas dolayısıyla bellek üzerinde doğrudan bir etkisiyle kamu- sal bir mekân tanımlar (Yalım, 2017: 196-197): “…Cumhuriyet’in ilk anıtı, ulus bilincinin ve bağımsızlığının temellerini en yakın geçmiş olan savaşa ve hemen ardındaki zafere koymuştur. İşte yeni rejimin toplumsal belleği de gücü- nü ve devamlılığını hep bu dönüm noktasına dayandıracaktır. Ulus Meydanı’nda üretilen her türlü eylem ve imge, aslında de- ğişik biçimlere bürünmüş, icat edilmiş geleneklerdir (balolar, konserler, törenler, mimari ve anıtlar) ve ortak amaçları hep aynı değer sisteminin yayılmasını sağlamaktır. 1924 yılında yapımına karar verilen ilk anıt olan Zafer Anıtı, bu sistemin doruk noktasına ulaştığı bir temsil biçimidir.” TOPLUMSAL HATIRLAMA VE TOPLUMSAL UNUTMA SÜRECINDE MEKÂN | 173 Çanakkale gibi anıt mekânlar ve anıtların birçoğu güçlü hafıza mekânları olarak, bireylerin ve o bireylerden oluşan grupların bel- leğini dönüştürmek ve biçimlendirmek için araçtır. “Kuşkusuz ki bu aracın politik kurguların en yoğun ve en keskin olduğu hali ise savaş anıtlarıdır. Şurası kesindir ki devletler kamusal mekânları, hâkim belleğin yeniden üretimi için kontrol ederler” (Yılmaz, 2014: 189-190). Fakat tarihsel olayın gerçekleştiği yerde bulunsun ya da bulunmasın tarihsel olayı sembolleştiren anıtsal yapılar ulusal anlatıların, grubun tarihsel belleğini kurma amacıyla başvurduğu araçlar olarak gösteri- lebilir (Yelsalı Parmaksız, 2012: 287). Yılmaz’a göre (2014: 192-193), bu noktada tarihsel olaylara yön veren gelişmeler, anıtlaştırma kavramının karşısına egemen erkin hege- monyasını kırabilecek şekilde güçlü bir karşı-anıtlaştırma kavramı- na yerleştirir. 20. yüzyılda yaşanan savaşlar, topluluklar tarafından paylaşılan toplumsal hafızanın algılanışını ve o hafızanın abideleş- tirilmesine ilişkin yaklaşımları değiştirmiş ve “karşı-anıtlar”ı ortaya çıkarmıştır. “Karşı-anıtlar mekânken geleneksel anıtlar obje gibi görü- nür; karşı-anıtlar anti-kahramancıyken geleneksel anıtlar kahramancıdır; onlar kuşkucu iken kutsayıcıdır, savaşta ölü- mün korkunçluğunu göstermek yerine yücelticidir. Her şeyin ötesinde, geleneksel anıtlar sonsuz anma sözünün yarattığı yanılsamayı güçlendiriyor görünür, hâlbuki karşı-anıtlar gö- nülsüz ve hatırlamakta kabahatli olmayı kışkırtırken kendi ölümlülükleri konusunda hiçbir yanılsama önermezler. Kar- şı-anıtlar, bazen kendi kendine yıllar içerisinde yere gömülen ve kaybolan bir kara dikili taş, bazen tüm şehri kapsayan ta- bela ve işaretlerden oluşan ve her adımında kentliye bir imaj sunan semboller bütünü, bazen de soykırıma uğramış Yahu- dilerin ayakkabıları tarafından tanımlanmış devasa alanlar oldular. Biçimleri değişse de hepsinde savaşın acılarını ve sebep olduğu yıkımları bireye sadece gösterme ya da izletme değil, belirli bir oranda yaşatma isteği vardır.” Susam’a göre; zafer takları ya da anıtlar yerine daha çok insanlık suç- ları kaynaklı ve insanlığın belli bir ortak keder duygusunda birleşme- 174 | 15 TEMMUZ DARBE GIRIŞIMI VE TOPLUMSAL BELLEĞIN HAFIZA MEKÂNLARI sine olanak veren anıt mekânlar gündemdedir. Bu hem anıtların ka- musal alan olarak diyalog geliştirme özelliğinin işlerlik kazanmasına olanak vermekte hem de ötekinin tarihine dair bir bakış ve farkında- lık geliştirebilmeyi sağlamaktadır. “Belirli anma amaçlarına uyarlanmadan veya bu amaçla ku- rulmadan önce, bir yaratım aşaması söz konusudur. Bunu, bir kurumsallaşma ve kullanımın yerleşmesi süreci izler. Belirli yerlerde belirli bir olayı anma zamanlarını gösteren bu önemli tarihler, onlarca yıl anılmaya devam edebilir veya bir anda or- tadan kalkabilir. Çoğunlukla, uygulamayı başlatan grupların göçüp gitmesiyle, bu bellek mekânlarının toplumsal anlamı da unutulur” (Winter, 2015: 322). Anma süreçlerinin tarihi olay ve kişilere olağan dışı bir önem atfettiği ve “kutsal bir tarih kaydı” sunması (Schwartz, 1982: 377), bu törenler ve mekânların, yeni kuşakların hafıza boşluklarına karşı tepkisel bir işlev üstlendiği inancını ve mitsel anıları yeni kuşaklara aktarma ça- basının bu işlev bağlamında anlamlandırılması gerektiği şeklindeki iddiaları beraberinde getirmiştir: “Bir yandan geçiciliğin hüküm sür- düğü bir dönemde kalıcılığın, burada ve hep’in anlam taşıyıcılığını da yapmaktalar. Aynı zamanda kamusal alanlar olarak bireyin kay- bolmuşluğu, yabancılaşması ve yalnızlığı karşısında topluca hareket edilen, ortak amaçlarla toplanılan, ortak duyguları taşıyan mekânlar olmaları açısından da önem taşımaktalar” (Susam, 2015: 79). Azaryahu’ya göre (2011: 29); farklı şehirlerde tarihten belirli ‘kahra- manların’ anılmasını incelemek belirli bir anma temasının jeopolitik yönünü vurgulamaktadır. Çünkü anmalar ve anma mekânları hatır- lama ve unutmaya dayalı ulusal hafıza pratiklerini kurgulamaktadır. Bu bağlamda yıldönümleri, anma etkinlikleri, “Unutmadık Unuttur- mayacağız” vb. eylemler aracılığıyla hem ulus hafızası hem de top- lumsal hafızalar bizzat sokak üzerinde “hafıza işaretleri”dir. Bu işaretlerin önemli bir yönü de Gilmour’un da ifade ettiği üzere (2015: 410); “Belleğin ritüel ve anma eylemleri aracılığıyla ezberlenme- sidir.” … İlhan’a göre (2018: 128), günümüzde de mekânların “kutsal” oluşu, sözlü kültür dönemlerinden kalan bir kültürel mirastır. Sözlü kültürlerde mekânı kutsal yapan şey, mekânın törensel amaçla kul- TOPLUMSAL HATIRLAMA VE TOPLUMSAL UNUTMA SÜRECINDE MEKÂN | 175 lanımıdır. Bu anma etkinlikleri aslında büyük ölçüde halkı halkla be- raber hatırlamaya davet etmeye yöneliktir. Bu da halkı belirli anma mekânlarına yönlendirmek demektir (Winter, 2015: 333). Dolayısıyla mekânla ilgili her türden çağrışımı etkilemek başkalarının dünyasına sızabilmek demektir (Düzcan, 2014: 194). Kentlere dair çok farklı sebeplerle oluşmuş çağrışımlar, o kente hiç gitmemiş insanların zihninde dahi belirli hatırlama çerçeveleri yara- tır. Bu çerçevelerin temel besini sokaklardır. Bizzat o kentte yaşayan insanların, o kentin sokaklarına ilişkin algılarında dahi deneyimlerin değil çağrışımların zaferi söz konusudur (Düzcan, 2014: 187). Kentin hatırladıkları/hatırlattıkları ve unuttukları/unutturdukları kentlile- rin de hatırlama ve unutma mekanizmalarını etkiler (Çetken, 2017: 93). Bu bağlamda belirli simgeleri tercih ederek oluşturulan mekân- ların hatırlama ve unutma sürecini daha iyi anlamlandırılabileceğini Urry (2015: 46) şöyle açıklamaktadır: “Bu anılar, mimarları tarafından amaçlandığından çok farklı bir anlam kazanabilen yapılarda cisimleştirilirler. Ancak ya- pıların kolektif söylenceleri göstermeleri nedeniyle bu, sadece bir bireysel yorum konusu değildir. Bu söylenceleri anlamak, mevcut yorum ve geleneklerin çözülmesini ya da zayıflatıl- masını ve çatışan ögelerin bir arada yan yana konulmasını ge- rektirmektedir. Metruk binalar bile izler bırakabilir ve geçmiş dönemlere ilişkin anıları, düşleri ve ümitleri açığa çıkarabilir.” Bir hafıza mekânı simgelediği anlamı, zamanı ve mekânı aşarak ilet- me amacını taşısa da hem zamanın hem de mekânın yıpratıcı/yaratı- cı etkisinin altında kalır (Gülpınar, 2012: 89). Çünkü siyasi değişimin simgeleri mekâna işlenen simgelerin biçim ve içeriğini de değiştir- mektedir. Geçmişin belli bir döneminin belirli bir yorumunu hatırlatı- cı hafıza mekânları, kırılma dönemleri bağlamında farklı iktidarların izledikleri farklı siyasetler sonucunda geçirdiği yapısal değişikliklerle dönüşmektedir. Bu yüzden de toplumsal belleğin seçiciliğinde iktidarın büyük etkisi bulunmaktadır ve tarihte sıkça görüldüğü gibi egemen erk değiştiğin- de, bir öncekinin varlığını ortadan kaldırmak için ilk saldırı heykel- lere, yer isimlerine ve anıtlara yapılmaktadır (Schudson, 2007: 182). 176 | 15 TEMMUZ DARBE GIRIŞIMI VE TOPLUMSAL BELLEĞIN HAFIZA MEKÂNLARI Czepczyński’ye göre (2009), önceki rejimin sembolik şehir manza- rasına ait heykelleri indirmesi, yapıları yok etmesi “şehir manzarası temizleme” anlayışından hareketle, her egemen iktidarın toplumsal hafızada kendisine bir iktidar alanı açma çabasına işaret etmektedir. Susam da (2015: 78-89), benzer düşüncelerini şöyle dile getirmiştir: “Rejimler ve ideolojiler değiştikçe hegemonya, yeni bir tarih ve şimdi kurma arzusuyla önce bellek mekânlarını tahrip etmeye yönelir.” “De- ğişen devirler heykelin alaşağı edilmesi ile sonuçlanır. Bu tür heykeller hâkimiyetin ve düşüşün göstergeleridir. Varlıklarında kamuyu dene- tim altında tutan, indirilişlerinde ise yeni heykellere zemin hazırla- yanlardır. Her düşen heykel bir yenisine davetiyedir aslında” (Kocabay Şener, 2019). Tıpkı her dönemin antagonistini (düşmanını) yaratması gibi. Bu tarz uygulamalar, iktidarın el değiştirdiği dönemler için ola- ğan uygulamalardır. Kente insan eliyle eklenen her yeni öge, mekânı tanımlayan sisteme dair doğal ya da yapay başka bir bileşenin yıkımıyla, hatta giderek yok edilmesiyle mümkün olmaktadır (Ibanez & Katsikis’ten akt. Birik ve Tezer, 2018: 91). Egemenler, özellikle kent mekanlarını sürekli ye- niden “yaratıcı yıkıma” maruz bırakarak (Torlak, 2016: 11), toplumsal belleğin antagonist durumunu, bir yapım-yıkım ilişkisi şeklinde iki yönlü olarak inşa etmektedir. Yerel olandan çok öteki olana referans vererek güncel iktidar mücadeleleri için sembolik bir aidiyet ve tanı- dıklık hissi ve algısı sunmaktadır. Mekânın algılanması ve yaratılması siyasi ve sosyal ilişkilerdeki de- ğişikliklerin de sonucudur. Taşçıoğlu’na göre (2013: 47), mekânın algı- lanması duyumsal ve zihinsel olmak üzere iki süreçte gerçekleşmek- tedir. Mekân kişi tarafından öncelikle duyumsal olarak, ardından mekânda geçirilen zamana bağlı olarak zihinsel ölçüde algılanmak- tadır. Zihin geçmişi “mekânsallaştırdığı”nda, yani bir mekâna kavuş- turduğunda ya da oturttuğunda, bu mekânı düzenleyen ve kodlanma- sına yardımcı unsurlardan biri de (Bilgin, 2013: 104) yer isimleridir. İktidar, toplumsal olaylarda, mekânı referans noktası kabul ederek; düşünsel, tarihsel, kültürel tüm açılımlarda, bu noktadan hareket etmektedir. Öyle ki, mekân isimlendirmeleri bile, bu -güç ilişkisinin belirlediği- referans noktasının izlerini taşımaktadır. Çünkü mekânın TOPLUMSAL HATIRLAMA VE TOPLUMSAL UNUTMA SÜRECINDE MEKÂN | 177 belleği, mekânı deneyimleyenler için bir referans noktası olduğu için mekânın bellekteki izi özneler için önemli bir karşılama alanı haline gelir. İşte, yer isimlendirmeleri de tam da bu karşılama anına denk düşecek bir bağlamda ortaya çıkmıştır. Dolayısıyla, mekânın belleği açısından önemi de bu kapsamda değerlendirilmelidir. Bir Toplumsal Bellek Taşıyıcısı Olarak “İsimlendirmeler” Ara- cılığıyla Mekânın Politikleşmesi, Politikanın Mekânsallaşması Tarihi süreç içerisinde, başka kimliklerle temas, bu temasın temel di- namikleri ve güncel politik değişimler, önemli tarihi olayların anlam- landırmasında özel bir önem taşımaktadır. Tarihi olayları daha kolay anlamlandırmanın yolu, onun mekânsal hafıza ile bağlantısını anla- madan geçer. Bu bağlantının anahtar kavramlarından biri de mekân isimleridir. Geçmiş zamanı isimlendirmek, toplumdaki çalkantılı de- ğişimlerin yaşandığı dönemlerde kamusal alanlarda ortaya çıkan bir dizi özgül karakter, olay ve koşul açısından yeni ideolojinin mekânı biçimlendirme sürecinin bir parçasıdır. Hatırlanılan şeylerin büyük bir bölümü mekânsal bir bileşene sahip- tir (Groh, 2016: 193). Belleğin ve mekânın somutlandığı temel alanlar- dan biri de yer isimleridir. Yer isimleri, geçmişten bugüne, bir ülkenin yaşanmışlıklarının bir sonucudur. Bu isimler “burada bulunmayan” ve “şimdi olmayan” belirli anlamlar yüklenmiş olayları “burada kıl- maya” muktedirdir. Benjaminci bir dille ifade etmek gerekirse, geç- mişin bütün “hayaletlerini” geriye çağırdığı yer işte tam burasıdır (Birdal, 2012: 267). Mekânın dönüşümünü okumak mekânın fiziksel yapısı üzerinden olduğu kadar ismi üzerinden de yapılır. Anlamlar ve anılarla yüklü isimlendirmeler, belleğin somut bir içeriğe kavuşması- nı sağlar. Toplumsal belleğin hatırlanmaya değer kültürel ve sembolik ögeleri bu isimlerle yeniden üretilir ve unutturmama politikasının bir parçası olarak dolaşıma girer. Yer isimleri toplumsal bellekte bir kez dolaşıma girdikten sonra, kendini yeniden üretmeye başlar ve iktidarın bellek- te demirlenmesi açısından iyi bir fırsat olarak düşünülür. Yer isimle- ri, hatırlamaya değer, unutulması istenmeyen veya unutulmasından korkulan anıları veya anlatıları, simgesel olarak yeniden kurabilir. 178 | 15 TEMMUZ DARBE GIRIŞIMI VE TOPLUMSAL BELLEĞIN HAFIZA MEKÂNLARI Eleştirel toponomi, yer isimlerini hem politik olarak hem de belirli anlamların üretildiği metinler olarak ele almanın gerekliliğini vur- gulayan bir yaklaşım, metin ve alımlama olmak üzere üçlü bir saca- yağına sahiptir. Eleştirel toponimi mekâna isim koyma işlemini “ik- tidar ilişkilerini içeren, toplumsal olarak gömülü bir eylem” şeklinde tanımlamıştır (Vuolteenaho ve Berg 2009: 9). Benzer şekilde Palonen de (2008: 220), politik sembollerin günlük yaşam denetimine derinle- mesine gömülü olduğu ifade etmiştir. “Sokak isimleri, dile gömülüdür- ler ve toplumsal gerçekliğin inşası ve algısında aktif ögelerdir. Sokak isimlerinin hüneri resmi tarihi politik manipülasyondan tamamen mahrum görünen alanlara taşımasıdır. Bu, tarihi ‘şeylerin doğal düze- ni’nin bir özelliğine dönüştürmekte ve tasarlanmış karakterini örtmek- tedir” (Azaryahu, 1997: 481). İşte bu noktada, daha az güçlü olanlar üzerinde dışa vurulan bir de- netimin varlığı kabul edildiğinde, iktidarın uygulanması ve sürdürül- mesinde temel bir bileşkenin ideolojik olduğu ve bunun da en iyi göz- lendiği yerin mekân isimlendirmeleri olduğunu söylemek mümkün- dür. Çünkü mekânda kodlanan toplumsal belleğin anlamı da isimlen- dirmelerde olan ve olmayanla, söylenen ve söylenmeyenle bağıntılıdır yani birçok anlama gönderme yapmaktadır. “Eleştirel toponiminin odağını üç kavramın kesişimi oluştu- rur: İsimlendirme, mekân kurma ve iktidar (Berg ve Vuoltee- nah, 2009: 7). İsimler iktidara duyarlıdır, sosyomekansal tüm ilişkiler güç ilişkileri olduğu gibi (Foucault, 1980; de Certeau, 1984; Lefebvre, 2014; Massey, 2005) isimler ve isimlendirme- ler de anlamsız işaretler ya da yansız edimler değil, politik an- lam yüklüdür. Eleştirel toponimi açısından bir yere isim ver- me, salt dilbilimsel açıdan bakılacak bir şey değil, iktidar iliş- kilerini içeren bir eylemdir. Yer isimleri herhangi bir toplumda aynı zamanda eşitsiz iktidar ilişkilerine yaslanan ve yansıtan, mekân üretimiyle ilgili sosyal ve kültürel süreçler üzerinden işleyen sosyal ilişkileri kuran mekân kurucu toplumsal ger- çekliklerdir. Mekân üretiminin diğer yönleri hegemonik top- lumsal ilişkileri güçlendirdiği gibi mekân isimlendirmeleri de hâkim toponimilerin dilini ve ideolojik mesajlarını yükseltir” (Berg ve Vuolteenah’tan akt. Özberk, 2018: 666). TOPLUMSAL HATIRLAMA VE TOPLUMSAL UNUTMA SÜRECINDE MEKÂN | 179 Mekân isimleri araştırmaları uzun bir süre toponimik kategorileme ve tasvire odaklanmış, “mekân”ı problematik olmayan coğrafi bir kavram olarak kabul etmiştir. Ancak yakın zamandaki araştırmalar ismin kendisinden çok isim koyma uygulamaları ve mekânın kültürel üretimine odaklanmaya başlamıştır (Rose-Redwood v.d. 2010). 1990 sonrası eleştirel literatür ağırlıklı olarak sokakları tarihin revi- zesi olarak yeniden isimlendirme, politik değişim ve devrimsel dö- nüşümler bağlamındaki “toponimik arındırma” ve “sembolik inti- kam” kavramları üzerinedir (Azaryahu, 2011: 29). “2000 sonrasında Türk-İslam sentezci toponomik yaklaşımla isimlendirme pratiğinin değiştiği ve dinsel, milliyetçi-mukaddesatçı bir mekânsal kimliğin ken- te giydirilmeye çalışıldığı görülmektedir” (Özberk, 2018: 674). Türki- ye’de yapılan isim değişikliklerinde ise tarihsel süreçte katkısı olan kişi isimleri yönünde bir kullanım söz konusudur (Ayataç ve Zıvalı Turhan, 2018: 989). İsim tahsis etme seçimi bile mekânın toplumsal üretimi için merkezi olan performatif bir eylemdir (Rose-Redwood, 2008). Hala öncelikli olarak egemen değerler doğrultusunda şekille- nen mekân isimlendirmeleri, ulus devlet inşa projesinin temel araçla- rından biri olma özelliğini günümüzde de devam ettirmektedir. Bu bağlamda, toponomi çalışmalarının da gösterdiği üzere parkların, binaların, şehirlerin veya sokakların isimleri sadece birer isim olma- nın ötesinde farklı çağrışımlar içermektedir. Alderman’a göre (1996: 53), bazı araştırmacıları bu anlamların altlarını kazımaya ve yaygın kabul görmüş değerleri nasıl somutlaştırıp yansıttığına vurgu yapa- rak, mekân isimlerinin anlamlarını hegemonik süreçler ve grubun kimliğini tanımlaması bağlamında analiz etmeye kalkışmışlardır. Bu anlayış ışığında, bellek ve mekân ekseninde bir kavramsal çerçeve park, cadde, sokak, durak, meydan vb. yerlerin isimlerinde iktidarın izini sürmemize izin vermektedir. Bu iz, Harvey’in (2013: 173) “şehir (veya şehirlerden oluşan sistem) daha derinden işleyen siyasi mücade- lelerin ifade bulduğu, edilgen bir sahadan (veya önceden verili bir şebe- keden) ibaret bir görünürlük mekânı mıdır?” sorusuna ve buna bağlı olarak da mekân ile bellek ilişkisi içerisinde aktif olanın kim olduğu sorusuna sabit ve kalıcı bir yanıt vermektedir. 180 | 15 TEMMUZ DARBE GIRIŞIMI VE TOPLUMSAL BELLEĞIN HAFIZA MEKÂNLARI Tsiomis’in (2018: 82), mimar Le Corbusier’nin aktardığı üzere, mekâ- nın teknik planlaması “başka bir biçimde siyaset yapmak” anlamına geldiğinden, mekânın önemi ve bu coğrafya bağlamındaki anlamı da bu çözümlemede aranmalıdır. Böyle bir çözümleme, genel olarak, top- lumsal iktidarın boyutlarının analizini ortaya koyacaktır. Bir mekânı yeniden isimlendirmek, tarihsel olarak meşrutiyet, say- gınlık ve kültürel tanınma elde etmek için önemli bir iktidar strate- jisidir (Rose- Redwood, 2008: 446). Bu strateji mekân isimlendirme- lerinin birer kodlama mekanizması olarak anıların canlı kalmasında belirleyiciliği dikkate alınarak okunmalıdır. Zira bu belirleyiciliğin ekseninde, aslında “iktidar” olgusuna gönderme yapılmaktadır. Bu gönderme temel olarak, hatırlama eyleminin basitçe uyku halindeki bir anıyı etkinleştirme ya da bilinç düzeyine çıkarmaya mı hizmet et- tiği sorusunun sorulmasına dayanmaktadır. Mekân isimlerinin, iktidar politikasında aktif bir rol üstlenme ve böl- gesel etkisini arttırma aracı olarak tasarlandığı düşünülmektedir. Azaryahu’ya göre (1997: 480) yer isimleri yalnızca mekânsal anlam- da yön bulmayı kolaylaştıran bir yöntem değildir. Daha ziyade; poli- tik olarak kabul edilebilecek, “güç-egemenlik-hegemonya ilişkisi”ni pekiştirecek biçimde tek yönlü bir egemenliğin varlığına gönderme yapmaktadır. Zaten bu isimlendirmeler, hegemon devletlere imtiyaz vererek, egemenliğini pekiştirme yolunda ilişki geliştirmenin, önemli örneklerini sergilemektedir. “Kent yapısı bir kez tasarlanmış olarak bırakılmaz, aslında sürekli olarak yeniden tasarlanır. İktidarların kent üzerin- deki gücü en net bu şekilde görülebilir: Binaları değiştirmek, yıkmak, yenilerini dikmek, cadde ve sokakların yapılarını değiştirmek, meydanlar yapmak gibi… Bunlar dışında ayrıca iktidarlar daha örtük olduğu öne sürülebilecek bazı düzenle- meler de yapmaktadır. Cadde, sokak isimlerinin belirlenmesi, otobüs durağı isimlerinin değiştirilmesi gibi işlemler, herhan- gi bir gerçek yıkım olmadan insanların zihinleri ve hafızaları üzerinden yapılan şekillendirme kaygılarıdır” (Kocabay Şe- ner, 2019). Yukarıdaki alıntıdan anlaşılacağı üzere, “mekân isimlendirmeleri TOPLUMSAL HATIRLAMA VE TOPLUMSAL UNUTMA SÜRECINDE MEKÂN | 181 mekânın toplumsal üretiminde hayati bir rol oynar: isimler iktidarın bir ifadesidir ve isimlendirme pratikleri mevcut ve değişen güç asimet- rilerini yansıtmaktadır” (Özberk, 2018: 663). Hatırlama ve unutmaya dayalı ulusal bellek pratiklerini kurgulayan mekân isimleri, toplum- sal belleğin mekânsal kodları olarak farklı iktidar dönemlerinde, bir iktidar ağını destekleyecek veya mevcut duruma göre yeni bir iktidar ağını oluşturacak biçimde üretilmektedir. Mekân isimleri resmi olarak onaylanmış bir tarih anlatısının inşa edi- len çevrede somutlaşmasıdır (Azaryahu 1996). Yani, soyut olayların yerelleşip anıya dönüşerek somutlaşmasını sağlamaktadır (Gilmour, 2015: 411). Drozdzweski’nin (2014: 67) Yeoh’dan aktardığı gibi isim değişiklikleri hakkında üç toponimik ima söz konusudur: tarihten önemli bir kişinin onurlandırılması, ulusal ve hegemonik bir kimliği pekiştirmek, hegemonyanın ideolojisinin sokak manzaralarında bir görünür olması (Özberk, 2018: 670). “Aynı şekilde isimlendirme, kent mekânında görünür olma kabiliyetine kimin sahip olduğunu, kamusal alanda kimin tarihsel anlatısının görünür kılındığını, kentin geçmişi- ne, bugününe ve geleceğine ilişkin kimlerin vizyonlarının hâkim kılın- maya çalışıldığını gösterir” (Özberk, 2018: 665).  “Bellek iktidardakiler için neyin maddi olarak temsil edilece- ğine karar vermek, bu maddi kültürün nasıl çizileceğini be- lirlemek ve hangi belleğin toplumsal tartışma konusu olarak kabul edileceğini etkilemek için bir araçtır. Said’e göre (2000) “bizim” neyi hatırlayacağımıza “onlar” karar vermektedir. “Onlar” egemen iktidarlar ya rejimler anlamına gelmekte- dir ve sokak isimlerini şu iki temel sebeple kullanmaktadır: hegemonik iktidarın ulusal ideallerini temsil etmek için ve mekânsal semiyotik belirteçler olarak (Azaryahu, 1996).” (Drozdzweski, 2014: 67). Şehir manzaralarında insanlar (bilinçli ya da bilinçsiz olarak) kültü- rel olaylar, insanlar ve mekânların semiyotik hatırlatıcıları ile karşıla- şırlar (Drozdzweski, 2014: 66). Bu nedenle de politik değişimlere karşı dayanıksızlardır. Azaryahu’ya göre (1992), isimler anlam yaratan ve ileten semiyotik nesnelerdir ve bu nedenle herhangi bir kültürel yapı- da merkezi bir konumdadır. 182 | 15 TEMMUZ DARBE GIRIŞIMI VE TOPLUMSAL BELLEĞIN HAFIZA MEKÂNLARI “…isimlerin mekânlara, sokaklara ve binalara verilmesi daha geniş iktidar ve otorite yapılarına gömülüdür. Bu isimler kaza sonucu ya da politik anlamda masum bir şekilde ortaya çık- mamaktadır. Belirli isimler seçilmekte ve uygun ya da kabul edilebilir olarak ön plana alınmaktadır, bunun kararını he- men her zaman egemen politik elit sınıf vermektedir. Mekâna isim vermek bu nedenle şehir manzarasına belirli bir dünya görüşü ya da bir dizi politik değer yükleme biçimidir” (Light ve Young, 2014: 669). İsim verme ve politik sembolleri değiştirme eylemi aracılığıyla insan- lar nesne ve alanlara pozitif ve negatif yan anlamlar yükleyen poli- tik eylemlerin içine çekilmektedir. Böylelikle, isimlendirmeler halkın değerlerini yaratma ve temsil etmeye, bu yüzden de kolektif öznellik inşa etmeye çalışmaktadır. Jessop’a göre (2019: 36), yerlere ad verme, yerleri sınırlandırma ve yerleri anlamlandırma meseleleri her daim ihtilaflı ve değişkendir ve herhangi bir verili fiziksel mekânın koordi- natları da bir yerler çokluğunu farklı kimliklerle, mekânsal-zamansal sınırlarla ve toplumsal anlamla bağlantılı kılabilir. Belleğe göndermeler yapan isimlendirmeler boyunca bireylerin geç- mişte kalanı hatırlama ve bellekte koruma noktasında aidiyet duygu- ları yenilenir ve yinelenir. Mekân isimleri okumasında ortaya çıka- cak nokta, herhangi bir toplumun “belleğini” okumak için de kaynak olabilir. Zira bu okumanın, bu coğrafyanın siyasi, ekonomik, kültürel gelişiminden ve geleneklerinden soyutlanarak yapılması mümkün değildir. Bir hafıza metni olarak yer isimlerinin ne tür güç ilişkileri içerdiğini ne tür siyasal stratejilerle üretildiğini anlama noktasında Kocabay Şe- ner’in (2019) şu anlatımı son derece açıklayıcıdır: “Bir kentin sokakları, meydanları, caddeleri damarlarıdır, insanları taşıyan ve aynı zamanda hafızayı da taşıyan. İde- olojinin belirginleştiği yerlerdir sokaklar ve caddeler. Onlara konulan ya da değiştirilen isimlerde gizlenir ideoloji. Bu da- marlarda dolaşmayı sağlayan otobüs duraklarının isimleri de ideolojinin belirginleştiği yerlerdir. Yıllarca aynı ismi taşıya- bilecek olan bir durağın ismi günümüzde sıklıkla değişebil- TOPLUMSAL HATIRLAMA VE TOPLUMSAL UNUTMA SÜRECINDE MEKÂN | 183 mektedir. Bir amaç uğruna ölen/öldürülen kişilerin isimlerini koymak ve onları kaldırıp başka bir ölen/öldürülenin adını koymak, neredeyse bir gelenek haline gelmek üzere.” Pek çok mekân ismi anma törenlerine, kolektif temsillere, kritik ta- rihsel olayları ya da kişiliklere gönderme yapmak üzere kullanılmak- tadır (Light ve Young, 2014: 670). Mekânla özdeşleşmiş bu isimler, mekânsal deneyimi ve mekânsal deneyimi yaşamış bireyleri unut- turmamak için oluşturulmuş bir hatırlama sürecini çerçevelendiren bir sahnenin dekorudur. Mekânsal bir hatırlama deneyimi sunan bu dekor, isimleri mekânlarla özdeşleştirmeye, her dönemde yeniden ve yeniden kurulan ortak geçmişe ve hatıralara yönelik hafıza mekânla- rının oluşumuna güçlü bir altlık oluşturmaktadır. Yer isimleri, manipülasyona açık ardışık bir süreç olan hatırlama ve unutmanın toplumsal ve siyasal tezahürüdür. Azaryahu (2011: 29), toplumsal belleğin bir tezahürü olan söz konusu sokak isimlerini tari- hi olarak inşa edilmiş, okunabilecek ve yorumlanabilecek “bellek me- tinleri” olarak görmektir. Ona göre, bu “metinleri” okumak yalnızca bir kategorileme değil, ideolojik ve/veya tarihî temaları göz önünde bulundurmayı da gerektirmektedir. “Sokak isimleri anahtar ögeler üzerinden içerme ve dışlama pratikleri aracılığıyla yaratılan politik söyleme benzer süreç- ler geçirmektedir (Laclau 1990, 2005; Palonen 2006b). Şehir metni bir temsil sistemi olarak ve politik özdeşleşme nesne- si olarak işlev görmektedir. Ne yalnızca iktidar sahiplerinin ideolojilerini taşımakta, ne de politik söylemleri yansıtmak- tadır. Bir dizi anma pratiği olarak içsel tutarlılık (illüzyonu) için belirli ögeler üzerinden bir dünya görüşü kurgulayan bir “temsil”dir. Bu temsil bütünlük içindedir ve zıtlıklar içermek- tedir, bazı yönleri öne çıkarmakta, bazılarını dışlamaktadır…” (Laclau 2005; Anderson 1983). Çünkü böyle bir dışlama, iktidarın algılanmasını istediği alanının da sınırlarını çizmektedir. İşte, toponomik düzenlemelerin iktidar ilişki- lerinin kaynağı olarak kabul edilmesinin nedeni de bu noktada ortaya çıkmaktadır. 184 | 15 TEMMUZ DARBE GIRIŞIMI VE TOPLUMSAL BELLEĞIN HAFIZA MEKÂNLARI “İsim verme aşaması iktidar ilişkilerine ışık tutmaktadır, bazı toplumsal grupların isimlendirme otoritesi vardır, ötekilerin yoktur; bu ilişkiler bazı ideoloji ve kimliklerin ötekiler üzerin- deki egemenliğini yeniden üretmektedir. Kimin bu isimleri koyacağı aşamasındaki çatışma kimin “gerçeklik” hakkında- ki vizyonunun toplumsal olarak önemli olduğuna göre değiş- mektedir. Şehir manzaraları yalnızca toplumsal gücün ürünü değil, onu kazanmanın da aracıdır” (Rose-Redwood vd, 2010: 463). Bu durumda, iktidarlarca uygulanan ve temellendirilen, yeniden isimlendirme sürecinin itici gücü, “biz” ve “öteki” ilişkisidir. Bu etki gücünün kabulü, uzun yıllardır “ötekileştirme” ve “ben’in kurulumu”- na kaynaklık eden sürecin açık bir beyanıdır, önemli politik değişik- liklerin ve yeni rejimin temel savlarındandır. Yeni bir rejim kendi ulu- sal kimliğini kamusal alanlara geçirmeye çalışacaktır, bu da “rejimin değerleri ve ideolojisini yansıtan ve doğrulayan şehirsel alanın yaratı- mı” yoluyla yapılmaktadır (Light, Nicolae, Suditu, 2002). Sosyopolitik alandaki yapısal değişiklikler ulus formunun dayattığı en büyük yapısal zorluklardan biridir. Azaryahu’ya göre (1997: 481), isim değişiklikleri görece basit eylemlerdir ve insanların yaşam ala- nındaki etkisi ve algılanması ani ve hızlıdır. Sokakları yeniden isim- lendirmek devrimsel dönüşümlerin süreci içinde daha büyük bir po- litik dönüşüm ve kurumsallaşmanın yalnızca bir yansımasıdır. Bu bağlamda yadsınamayacak tek şey, yeniden isimlendirmenin toplum- sal düzeydeki etki gücü ve politik ve kültürel kodların içkin olduğu söylemsel değişim noktalarından biri olduğudur. İktidarın ürettiği söylem, mekânı hegemonik olarak yeniden anlam- landırmakta ve adlandırmaktadır. Böylelikle iktidar yer isimleri- nin değiştirilmesi ve coğrafyanın isimlendirilmesi ile söylemsel bir mekân (discursive space) kurmaktadır (Durgun, 2010: 227). Söylemsel mekânın iktidar üretimi noktasındaki önemine dikkat çeken Jonger- den’e göre, isimlendirme stratejileri, içinde yaşadığımız coğrafyanın değerlerle çevrelenmesi yoluyla gerçekleşmektedir. Burada sözü edi- len değer konusunu açmak gerekirse, yine iktidar mefhumu ve mekân arasındaki ilişkilendirmeye başvurmak gerekecektir. Alderman’a TOPLUMSAL HATIRLAMA VE TOPLUMSAL UNUTMA SÜRECINDE MEKÂN | 185 (1996: 54) göre de; mekân isimleri sembolik olarak ideolojileri yansıt- makta ve somutlaştırmaktadır. Mekânları isimlendirmek veya yeniden isimlendirmek, o mekâna de- ğer ve anlam kazandırmaktadır. Dünyada çokça örneklerini gördüğü- müz üzere mekânların sahip olduğu isim varyantları, çeşitli ideolojik ve politik değerle ilişkilidir. Dolayısıyla isimler değişmekte ancak me- selenin özü aynı kalmaktadır. “Yeniden isimlendirme iki aşamalı bir prosedürdür. İlk olarak var olan ismin kökü kazınmaktadır, bu “anma- ma” anlamına gelir. İkinci olarak da yeni isimle bağlantılı olan anma eskisinin yerini almaktadır. Her prosedür spesifiktir. Belirli politik ih- tiyaçlar ve ideolojik baskılara göre tanımlanır” (Azaryahu, 1997: 482). Çünkü bu adları alt alta, yan yana, üst üste koyulduğunda kente, ma- halleye, sokağa biçilen sosyal, kültürel, siyasi, etnik, dinsel anlam oluşmakta ancak her değişiklik bu anlamı erozyona uğratmaktadır (Karaduman, 2014: 76). Çünkü sokakların, mahalle veya şehrin ta- rihselliği doğrultusunda kendiliğinden bir şekilde oluşan isimlerine karşın, devletlerin sokak isimlerine, bulvarlara, meydanlara koymak istediği isimler “hafıza savaşı”nın tipik örnekleridir (Düzcan, 2014: 194). Bu nedenledir ki sokak, halen, günümüzdeki pek çok siyasi/ ahlaki pozisyonu, iktidar aracını ve gündelik yaşamı çağrıştıran bir imge olarak anımsanmaktadır. Dolayısıyla toplumsal hafıza grupları da bu imgeler doğrultusunda sokağı hatırlamaktadır (Düzcan, 2014: 187-188). Dolayısıyla sokak isimleri iktidar yapılanmalarına birer ör- nektir. Sonuç olarak, sembolik anlam taşıyan yer isimleri, gündelik yaşam- da tekrar edilerek toplumsal belleği canlı tutmakta ve ulusun kolek- tif bilinçte neyin hatırlanması gerektiğine dair beklentilerinin hangi koşullarda ve biçimlerde mümkün olabileceğinin görülmesini sağla- maktadır. Burada amaçlanan, yer isimlendirmelerinde yapılan deği- şiklikler aracılığı ile bireyin mümkün olduğunca anma amacıyla inşa edilen olguyu hatırlaması ve iktidarın kendini mekânda görünür kıl- masıdır. 15 Temmuz 2016 Darbe Girişimi’nin Hafıza Mekânları Bu bölümde temel olarak, 15 Temmuz 2016 Darbe Girişimi üzerinden 186 | 15 TEMMUZ DARBE GIRIŞIMI VE TOPLUMSAL BELLEĞIN HAFIZA MEKÂNLARI yapılacak bir okumayla, hatırlama ve unutma sürecinde mekânın önemini ortaya koyabilmek ve bunun üzerinden, bellek, mekân ve iktidar ilişkisini sorgulayabilmek amaçlanmaktadır. Böyle bir sorgu- lama, iktidar ekseninde hatırlama unutma diyalektiğinin nasıl algı- lanması gerektiğine dair, en doğru yaklaşımın sınırlarının çizilmesi- ne yardımcı olacaktır. 15 Temmuz 2016 Darbe Girişimi’nin ardından mekân isimlendirmelerinde yapılan değişiklikler aracılığıyla, darbe girişimi sonrası Türkiye’sinin toplumsal ve kültürel koşulları içinde ortaya çıkan toplumun bellek taşıyıcısı mekânları; onları ifade eden sözcüklerden yola çıkılarak ele alınacaktır. Ancak daha önce bu bölümde ele alınacak konunun kavramsal ve ku- ramsal alt yapısını desteklemeye yönelik temel yaklaşımların incelen- mesinde yarar bulunmaktadır. Örneğin, Spinoza (2011: 99), “Eğer insan bedeni iki veya daha çok ci- simden aynı zamanda duygulanmış bulunsa, ruh bu cisimlerden birini her ne zaman hayal edecek olsa, başkalarını da aynı zamanda tekrar hatırlayacaktır” demektedir. Çünkü zihin orijinal deneyimi hatırla- maktadır (Lin, 2005: 255). Groh (2016: 193), “hatırladığımız şeylerin büyük bir bölümü mekânsal bir bileşene sahiptir” derken bireylerin parçası oldukları toplumsal yapının dışlayıcı ya da dâhil edici karak- teristiği yoluyla kimliklerini oluşturduklarını ve mekân aracılığıyla kültürel birikimlerini paylaştıklarını, aktardıklarını ve tekrar öğren- diklerini kastetmektedir. Dolayısıyla, yaşanmış deneyimden kayna- ğını alan toplumsal bellek ve geçmiş deneyimleri içerisinde saklayan bellek mekânları, bireyin içinde bulunduğu grubun geçmişine ve de- ğerler sistemine göndermeyle, mekânsal anlatının kamusal hafıza alanına sokulmasını sağlar. “…böyle yerler, oralarda gerçekleşen olay- lara göre anlam kazanırlar, insanların anılarıyla, umutları, değerleri, korkularıyla dolarlar. Daha doğrusu, bir yerin taşıdığı anlamlar top- lumsal inşa yoluyla var edilirler –ister kültürel mutabakat ister hege- monya yoluyla- orada belli bir olay gerçekten vuku bulmuş olsun veya olmasın” (Schick, 2000: 40). Kentler fiziksel çerçevesi sokaklar, meydanlar, caddeler toplumsal ha- reketler ve olaylar için bir “hafıza mekânı” olarak tüketilmektedir. Ha- fıza mekânları ile kurulan ilişkideki anlam, toplumsal belleğin önemli TOPLUMSAL HATIRLAMA VE TOPLUMSAL UNUTMA SÜRECINDE MEKÂN | 187 aktarım biçimlerinden biri olan isimler aracılığıyla sonraki kuşaklara geçmektedir. Bu şekilde, isimler toplumun belleğine dönüşmektedir. Bu belleğin belirleyiciliği anıtlarda, heykellerde, kişilerde, olaylarda, dilde yer bulmaktadır. Mekân isimlendirmeleri, ulusal bilinçte haklı- lığı ya da haksızlığı, adaleti ya da adaletsizliği, geçmişi şimdiden uzak tutmayı ya da şimdide yaşatmayı imgelediği ve bir toplumsal yüzleş- meyi dayattığı için hafıza mekânlarının en güçlü yönlerinden birini işte bu mekân isimlendirmeleri oluşturmaktadır. Halbwachs’a göre de hafıza mekânları üç tür tarihsel faktör arasında gerçekleşen etkileşim sonucunda şekillenir: “Geçmişin tüm temsille- rinin çerçevesini oluşturan entelektüel ve kültürel gelenekler, seçici bir şekilde bu gelenekleri benimseyen ve manipüle eden hafıza yaratıcılar ve bu eserleri kendi çıkarlarına göre kullanan, görmezden gelen ya da dönüştüren hafıza tüketiciler.” Dolayısıyla geçmiş bireyin topluluğa aidiyetini güçlendirdiği oranda ortaklık ve gruba aidiyet duyguları- nın korunmasını da sağlamaktadır. Farrar’ın (2011); “Tarihi inşaat etme biçimlerimiz ya da tarihi şehirleri- mizden silme biçimlerimiz kimlik, topluluk ve sorumluluk anlayışları- mızı şekillendirmektedir” sözleri de iktidarın kendi maddi ve manevi değerleri etrafında yeni bir mücadele alanı ve hafıza inşa etme gayre- tini anlatmaktadır. Çünkü herhangi bir geçmiş imgesinin hatırlanma- sı kadar bir başkasının unutturulmasının, başka bir deyişle konuya özel vurgu yapmanın ya da hiç değinmemenin sonsuz sayıda yorumu olanaklıdır. Metnin dışında bırakılmış, isimlendirilmemiş, dışlanmış ve gizlenmiş olan şeyler siyasi, toplumsal, ekonomik, ideolojik imalar taşıyabilmektedir. “Örneğin kolektif bellek, kentin geçmişini anlatan cadde veya sokak adlarından oluşabilir. Birtakım mekânsal ve tarihi gös- tergelerle ortaya çıkmış sokaklar (Kuyulubağ Sokak, 19 Mayıs Caddesi gibi) aynı şekilde bir tarihi dönemi temsil eden mey- danlar (Cumhuriyet Meydanı, Abide-i Hürriyet meydanı gibi), o alanda yapılan bir etkinliği veya işlevi temsil eden mey- danlar (Taksim Meydanı, İskele Meydanı, Hükümet Meyda- nı gibi), tarihi yapılarıyla adlandırılan veya önemli kişilerin isimlerini taşıyan meydanlar (Beyazıt Meydanı, Sultanahmet 188 | 15 TEMMUZ DARBE GIRIŞIMI VE TOPLUMSAL BELLEĞIN HAFIZA MEKÂNLARI Meydanı gibi), taşıdıkları bu adlarla kolektif belleğin oluşu- muna katkıda bulunmuşlardır” (Gökgür, 2017: 57-58). Chang (2005: 248) kolektif belleğin “insanların ya da topluluğun pay- laştığı ortak deneyimler üzerine inşa edildiğini” söylemiştir. Kolektif bellek olarak adlandırılsın ya da adlandırılmasın belirli bir grubun –bu durumda ulusla özdeş grubun- tarihsel belleği süre giden bir geç- miş duygusunu oluşturması beklenen hem maddi ve hem performan- sa dayalı biçimleriyle ulusal anlatının taşıyıcıları olan belirli araçlar yoluyla kurulur (Assmann’dan akt. Yelsalı Parmaksız, 2012: 285). 19. yüzyıldan başlayarak, özellikle 20. yüzyılın ikinci yarısında önemli ilerleme kaydeden tarihi kahramanlar ve olayların sokak isimleriyle anılmaya başlaması, her dönemde, iktidarın siyasal, kültürel, bilişsel ve ekonomik bağlamda kontrol ve yönetme gereksinimine yönelik ge- lişmiştir. Zira Azaryahu’nun da belirttiği üzere (1996: 314) ulus inşa- sının “icat edilen gelenekleri” (Hobsbawm ve Ranger, 1983) büyük et- kileri reddedilemez anıtlar ve festivaller gibi sıradan sokak isimlerini de içermektedir. Çünkü bu isimler, geçmişteki hikâyeleri hatırlatma konusunda oldukça etkili bir güce sahiptir. Anma içeren bir sokak ismi resmî tarihe aittir. Aynı zamanda şehrin belirli ortam ve konumlarına belirli anlatılar yüklemektedir (Azarya- hu, 1996: 328). Gerek yerel gerekse ulusal çapta anma etkinliklerinde, odak noktasını bu isimler oluşturmaktadır (Winter, 2015: 336). Alder- man’a göre (2003: 162) “anma işlevi gören sokak isimleri, anma içeren diğer mekânlar gibi geçmişin birbirleriyle rekabet içinde olan yorum- larıdır” diyerek, her tür mekânı farklı bir anlamla yeniden betimle- menin önemli ideolojik boyutlarına vurgu yapmaktadır. Şehirlerde yapılan şenlikler ve şehre özgü anıtlar bu yorumların örnekleridir (Lefebvre, 2017: 74). Bu yorumlarda ve anlamlandırmalarda tarihin ve kültürel yapının etkisi yadsınamaz bir öneme sahiptir. Mekânla üretilen ve mekândan etkilenen toplumsal bellek, kentin fi- ziksel çerçevesini ilişin hatırlamalarda mekânsal dokuya işlenen bir temsil yeteneğini de zirveye taşımaktadır. Bu temsil, zamana göre de- ğişkenlik gösteren ve çeşitli koşullar içinde biçimlenmiş olan mekâ- nın varoluş nedenleri hakkında fikir yürütmemizi sağlayacaktır. Bu noktada mekânın var edilme koşulları, tasarımı, algısı ve kullanımı TOPLUMSAL HATIRLAMA VE TOPLUMSAL UNUTMA SÜRECINDE MEKÂN | 189 yani mekânın bütün biçimlerinin toplumsal anıların inşasında güçlü rolü vardır. “Mekân, insanların hafızalarının en diri tutulduğu yerdir. Hafızalara yapılmak istenen bir saldırı için mekânı bozmak en güçlü silahlardandır. Aynı şekilde unutulmaması istenen şeyler için de mekâna bırakılacak ufak bir simge, hafızaları tazelemeye yardımcı olacaktır. Lakin çoğu zaman, simgeye gerek kalmadan sadece mekânın kendisi hafızaları diri tutar. Bazen kaldırıma monte edilmiş, üzerinde iki satır yazılı bir taş hafızayı canlandırırken, bazen bir sokak ismi o yere dair bir sosyolojik okuma yapmayı sağlar” (Kocabay Şener, 2019). Bu algı ve kabulden hareketle, 15 Temmuz 2016 yılında gerçekleşen başarısız Darbe Girişimi’nin hafıza mekânları bu ve bundan sonraki başlıklar altında -gerek öneminin ortaya konması gerekse isimlendir- melerle muhafaza ettiği anıların canlı kalması için - bulunduğu coğ- rafyanın bir parçası olarak, oynadığı rol bağlamında ele alınarak in- celenmeye çalışılacaktır. Bu kabülden hareketle bu çalışmanın, hafıza mekânlarına olan ilgiye ışık tutarak alandaki eksikliği giderebileceği düşünülmektedir. Daha önce sorgulanmamış farklı değişkenlerin iliş- kisini dâhil ederek kapsamlı ve çok yönlü bir durum tespiti yapmanın 15 Temmuz Darbe Girişimi’nin hafıza mekânlarına dair farklı bir ba- kış açısı getireceği ve alana katkı sağlayacağı düşünülmektedir. 15 Temmuz’un anlaşılmasını ve tanımlanmasını mümkün kılan mekânsal oluşumlar toplumsal belleği yansıtan, bugün ve gelecek arasında kurulan ilişkinin en önemli unsurlarıdır. Bu ilişkinin ku- ramsal okumasını da ancak kırılma dönemlerinde inşa edilen hafıza mekânları üzerinden yapmak mümkündür. Bu bağlamda her kırılma dönemi kendi mekânını tanımlar. Dolayısıyla mekân da her kırılma döneminin belirli oranlarda da olsa tanımlayıcısıdır, o dönemlerin izlerini yansıtır ve böylelikle bu dönemlere ait toplumsal belleğin ay- rılmaz bir bileşenini oluşturur. Bu bağlamda her kırılma döneminde üretilen mekânın ve mekânda üretilen ilişkilerin, sosyal, kültürel ve ekonomik koşullara göre değişebildiğini söylemek yanlış olmayacak- tır. Çünkü toplumsal değişimin en açık ve erken belirtilerinin mekâ- 190 | 15 TEMMUZ DARBE GIRIŞIMI VE TOPLUMSAL BELLEĞIN HAFIZA MEKÂNLARI nın değişiminde görüldüğü; kırılma dönemlerinin toplumsal yapıya uyumlu olarak mekânı da dönüştürdüğü bir gerçektir. Ancak bu durumun daha iyi anlaşılabilmesi için Türkiye Cumhuri- yeti tarihinde önemli bir kırılma dönemi olarak kabul edebileceğimiz 15 Temmuz 2016 yılında gerçekleştirilen başarısız darbe girişimine ilişkin ana anlatının oluşumunda önemli yeri olan ve tarihsel olarak farklı süreçlerde farklı etkilerle inşa edilen hafıza mekânları ve isim değişiklikleri dikkate alınmalı; bireysel bellekte ne kadar ve neden yer edindikleri, medyanın bu yer edinme sürecinin neresinde olduğu sor- gulanmalıdır. Bu çalışma inşa edilen hafıza mekânlarının ve yapılan isim değişikliklerinin birey ve/veya toplumda bulacağı karşılıkla ilgili önemli bilgiler sunma potansiyeli bulundurmaktadır. Tarihsel dönem ve mekânın simgesel niteliğini tam olarak gösterebil- mek adına 15 Temmuz 2016 yılındaki Darbe Girişimi özel bir dönem olarak ele alınmış, söz konusu günün hafıza mekânları, darbe girişi- minin de sembol mekânları olarak sınırlandırılmıştır. Bu bağlamda konuya ilişkin araştırma, 1-23 Eylül 2020 tarihleri arasında alan yazın ve medya içerikleri üzerinden betimsel analiz metoduyla yapılmıştır. Konu bağlamında en çok dikkat çeken ve darbe girişiminden sonra simgesel bir ögesi haline gelen hafıza mekânlarından örnekler seçilip sunulmuştur. Bu bağlamda ulus devlet, geçmişin belirli yollarla hatırlanması ve unutulmasını destekler. Bu görüşe göre, 15 Temmuz söylem ve pratik düzeydeki araçların rekabetini sergileyen bir bellek savaşı olarak or- taya çıkmaktadır. Her gün karşılaşılan isimlerin onlarda yarattığı çağrışımları bilinçal- tına alan insanlar, bu kez bir önceki isimlendirmelerden farklı anta- gonist bir mesajla karşılaşmaktadır. Bu mesajlar, her dönemin iktida- rının kimliğinin ve vurgulamak istediği kültürel ve tarihsel izlerinin bir göstergesidir. Mekânlar her dönemin izlerini taşımaları nedeniyle hem değerler hem de fiziksel olarak, çizilmiş coğrafi sınırın içinde o toplumun tarihine ait imgelerin bulunduğu bir nitelik kazanmıştır. 15 Temmuz 2016 Darbe Girişimi Şüphesiz, 15 Temmuz Darbe Girişimi’ne ilişkin temel kabul, bu girişi- TOPLUMSAL HATIRLAMA VE TOPLUMSAL UNUTMA SÜRECINDE MEKÂN | 191 min ekonomik, kültürel, siyasal ve sosyal alanlara yönelik toplumsal ve kültürel belleğe nüfuz eden bir saldırı olarak nitelendirileceğidir. 15 Temmuz 2016 tarihinde Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) bünyesinde yer alan ve kendilerini Yurtta Sulh Konseyi olarak tanımlayan bir grup FETÖ asker, TSK resmi internet sitesinde ve TRT 1’de Ordunun yöne- time el koyduğunu ifade eden bir bildiri yayınlayarak sıkıyönetim ve sokağa çıkma yasağı ilan etmiştir. İstanbul’da Boğaziçi ve Fatih Sultan Mehmet Köprüsü jandarma ta- rafından trafiğe kapatılmış, Türkiye Büyük Millet Meclisi F-16 savaş uçaklarıyla bombalanmıştır. FETÖ üyeleri tarafından Beştepe’de bu- lunan Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’ne bombalama ve Muğla’nın Mar- maris ilçesinde bir otelde konaklayan Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a suikast girişimi gerçekleştirilmiştir. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, CNN Türk’te IPhone telefon- larının görüntülü konuşma uygulaması FaceTime ile gerçekleştirdiği bağlantıda, darbecilere imkân tanınmayacağını belirterek halkı dar- beye tepki göstermek için meydanlara ve havalimanlarına çıkmaya davet etmiştir. Çağrının ardından birçok ilde darbe karşıtı protesto gösterileri başlamış ve 16 Temmuz sabahı Silahlı Kuvvetler ve Emni- yet Genel Müdürlüğü’nün gerçekleştirdiği operasyonlar sonucu darbe girişimi bastırılmıştır. Olaylar sonucunda 104’ü darbe yanlısı asker olmak üzere 300’den fazla kişi hayatını kaybetmiştir. 7 Ağustos’ta AK Parti, CHP ve MHP’nin katılımıyla Yenikapı’da De- mokrasi ve Şehitler Mitingi düzenlenmiştir. 15 Temmuz, 2429 sayılı Ulusal Bayram ve Genel Tatiller Hakkında Kanun’da 25.10.2016 tari- hinde yapılan değişiklikle Demokrasi ve Milli Birlik Günü olarak ilan edilmiştir. Işık’ın Soja’dan aktardığı gibi (2009: 14), tarihsel olay bir mekânda gerçekleşmektedir. Tarih akışını önemli ölçüde değiştiren, tüm top- lumu ilgilendiren ve şok etkisi yaratan olaylarda, 15 Temmuz Darbe Girişimi’nin gösterdiği gibi şok etkisi yaratan tarihi olaylar, yalnız bi- reyler üzerinde değil, geniş sosyal grupların belleği üzerinde de uzun süreli etkiler oluşturabilmektedir. 15 Temmuz gecesi darbe girişimini mekânda yaşayanların mekâna 192 | 15 TEMMUZ DARBE GIRIŞIMI VE TOPLUMSAL BELLEĞIN HAFIZA MEKÂNLARI yükledikleri anlamlar hem bu mekânlar için hem de oluşturulacak bellek ve mekân algısı için önemli kaynaklardandır. Zira darbe süre- cinin darbe girişimini bizzat sokağa çıkarak deneyimleyenlerden ve onların algılarından bağımsız değildir. “Yaşayanlardan bağımsız ola- rak var edilmeye çalışılan algı ise hem eksik hem de kendini ifade et- mekten yoksun olmakla karşı karşıyadır.” Çünkü Lefebvre’nin (2016) de belirttiği gibi yaşanmış mekân adını verdiği “öznelerin” mekânı, “gerçekten yaşanmış aynı zamanda hem somut hem de soyut nitelik ta- şıyan, toplumsal pratiklerin meskeni olan başka bir mekândır.” 15 Temmuz Darbe Girişimi’nin ardından, toplumsal belleğin kültürel ögeleri ve hatırlamanın somutlandığı kodlar Türkiye’nin farklı illerin- de inşa edilen anıtlar, metinler, imgeler, hafıza mekânları aracılığıyla yeniden üretilmiş ve bir hatırlama figürü olarak dolaşıma girmiştir. Böylece bu figürler, belleğin somut bir içeriğe kavuşmasını sağlamış- tır. 15 Temmuz toplumsal ve siyasal olarak yeni tarihi kişilikler ve olay- lar yaratmış ve bir hafıza yeri olarak bazı sokak ve meydanlar, sosyal olduğu kadar siyasal bir alan niteliğine de kavuşarak, siyasal ve ide- olojik anlatının taşıyıcısı işlevi olma özelliğine dönüşmüştür. Son beş yılda, başta İstanbul ve Ankara olmak üzere birçok kentte, mahalle, sokak, cadde, park hatta otobüs durağı isimlerindeki değişimin bü- yük bir bölümü 15 Temmuz girişimine ilişkindir. Yeğin’e göre (2019: 220), eylemin nesnesi olan mekânın işgalcilerle bir- likte eylemin öznesi haline dönüşmesi, yeni insan ile yeni mekânın aynı kadere sahip olduğunu göstermektedir. Bu mekânlarda yaşanan olayların mekân isimlerine yansıması bir hafıza kaydı oluşturarak, hem tarihe bir iz bırakmak ve hem de gelecekte bugün yaşanılanların unutulmamasına yöneliktir. 15 Temmuz Darbe Girişimi, artık toplumsal hafızada yer eden anılma değeri olan bir dönem olmuştur ve o dönemin siyasal öyküsüne dair birçok hafıza mekânı barındırması nedeniyle de hem bu mekânlar üzerinden yapılan iletişimde hem de bu mekânlar ile temas kuranlar üzerinde sürekli olarak hafıza tazelenmesi gerçekleşmektedir. Bu dö- nemin toplumsal bellekte açtığı simgesel ve politik anlamı figüratif bir şekilde temsil eden mekânlar, ortak hafızayı yaşatmak için geç- TOPLUMSAL HATIRLAMA VE TOPLUMSAL UNUTMA SÜRECINDE MEKÂN | 193 mişin geri çağrılmasının kurgulanmış görünümleridir. Bu anlamda Nora’nın (2006) da ifade ettiği üzere “(...) hafıza mekânlar anımsa- dığımız şeyler değil, fakat hafızanın mayalandığı yerlerdir, geleneğin bizzat kendisi değil, onun laboratuvarıdır.” Bu çerçevede paylaşılan geçmiş duygusu, bireysel deneyim alanının ötesine uzanır. Bireyler deneyimlemedikleri, deneyimlemeleri müm- kün olmayan ancak kendilerine aktarılan, anlatılan ya da aktüel temsilin bir parçası oldukları olaylar karşısında paylaşılan bir duygu- daşlık durumunun tarafı olurlar. Paylaşılan duygudaşlık yaratmanın araçları arasında en önemlilerden biri anmalardır (Yelsalı Parmaksız, 2012: 286). Özberk (2018: 676), konuya ilişkin olarak, siyasal iktidarın açık bir şekilde darbe girişimine ve örtük bir şekilde rejim değişikli- ğine ilişkin “15 Temmuz Destanı” anlatısını kentsel metne, toplumsal ve siyasal belleğe kodlamanın ve canlı tutmak hedefinin, tüm politik boyutlarıyla yeni “anma mekânları’nda tezahür ettiğinin görüldüğü- nü belirtmektedir. Bu bağlamda 15 Temmuz toplumsal ve siyasal yeni tarihsel kişilikler ve olaylar yaratmıştır. Diğer yandan bir mekân olma nitelikleriyle so- kak ve meydanlar, toplumsal ve politik bir alan olarak yoğun bir şe- kilde siyasal ve ideolojik anlatının taşıyıcısı ve aktarıcısı işlevine, kent de yeni hâkim mekân siyasetinin kendi anlatısını yazdığı bir metne dönüşmüştür (Özberk, 2018: 676). Kentsel metne yansıyan ve radikal değişiklikler getiren temel dinamiklerden biri olarak 15 Temmuz Dar- be Girişimi de figüratif bir şekilde anıtlar ve yer isimlendirmeleri ara- cılığıyla taşıması hedeflenen anlamları içeren birer temsili formlardır artık. Bu hafıza mekânlarının inşası ile devletin, liderin ve kahramanların topluluktan daha değerli oldukları, mekân üzerinde somut bir şekilde ifade edilmeye çalışılmaktadır. Esasen bu anlamda, bellek mekânları, Winter’ın da ifade ettiği gibi yaşayan insanlar için artık aramızda ol- mayanların aileleri için yapılmıştır ve bu insanlar ellerinde kalan tek belirleyiciye, yani ölen kişinin ismine, kolayca erişebilmek isterler ve böylelikle bellek mekânlarında, göçüp gidenlerin isimleri muhafaza edilir (Winter, 2015: 336). 15 Temmuz Darbe Girişimi’nden sonraki dönemde yapılan isimlen- 194 | 15 TEMMUZ DARBE GIRIŞIMI VE TOPLUMSAL BELLEĞIN HAFIZA MEKÂNLARI dirmeler, yaşanan olayları mekânda görünür kılmaya yönelik anlam- sal yoğunluğa sahiptir. Mekânın sosyal ve kültürel kimliğini ortaya koyan isimlendirmelerin 15 Temmuz özelinde hem söylemsel hem de imgesel nitelik taşıdığını söylemek mümkündür. Mekânsal yapıya yansıyan bu değişikliklerin temsil ve teşhir ettiği, aslında neyi yan- sıtıp neyi yadsıdığını ve hafızada yaşatılması istenileni ortaya koyar niteliktedir. Bu durumu Özkan şöyle anlatmaktadır: “Kızılay meydanının adı ise ‘15 Temmuz Kızılay Demokrasi Meydanı’ olarak değiştirildi. Kızılay adının korunması top- lumsal belleğin sürekliliği ve gündelik yaşam açısından pra- tik görünüyor. Demek ki yeni oluşan anlam, Kızılay adının silinmesini gerektirmiyor. Ancak artık Kızılay da yalnızca Kızılay değildir. 15 Temmuz günü ve sonrasında Türkiye’nin başkentinin merkezindeki Kızılay Meydanı’nda, Türkiye’nin pek çok meydanında olduğu gibi sokağa çağrılan insanlar bir araya gelerek darbeye karşı tepki gösterdiler. Bu süreç siyasi iktidar temsilcileri tarafından pek çok kez vatandaşın demok- rasiye sahip çıkması olarak dile getirildi. Hemen ardından yapılan bu isim değişikliği ile Kızılay’da darbeye karşı soka- ğa çağrılan vatandaşların tepkisinin ‘demokrasi’ sözcüğü ile ilişkilendirilmesine katkıda bulunulmak istendiği düşünüle- bilir” (Özkan, 2016). Tam da bu duruma ilişkin olarak Connerton, (2011: 22) mekânlara isim verenlerin, isim verme işlemini gerçekleştirirken hatırlanmasını istedikleri anılar konusunda özellikle seçici davrandıklarını vurgula- maktadır. 15 Temmuz Darbe Girişimi’nden sonra seçici hatırlamaya yönelikyapılan isim değişikliklerinin tartışılmasında, yorumunda ve niteliğinde bu isimlendirmelere hâkim olan hegemonik gücü görmek mümkündür. Bu da isimlendirmeleri ideolojik bir söylem haline ge- tirmektedir. 15 Temmuz’a ilişkin ana anlatının da birey ve toplumda bulacağı karşılığın pekiştirilmesi için şehitlik vurgusu ve demokrasi mücadelesi ön plana çıkarılmakta ve böylece ortak bilinç sürekli uya- nık tutulmaktadır. Değiştirilen isimler diğer isimlerden bir ayrılma yaratarak, çerçeve- ledikleri isimlere özel ya da kahramanca bir nitelik kazandırmakta- TOPLUMSAL HATIRLAMA VE TOPLUMSAL UNUTMA SÜRECINDE MEKÂN | 195 dır. Diğer sembolik iktidar ifadelerinde olduğu gibi burada da politik muhalifler ya da nüfusun bir kısmının bu yeni isimleri reddetmesi- niderin bir direnişin ifadesi olarak görmek gerekmektedir. Bu yeni isimlendirmelere ilişkin kamuoyunun bir kısmı politik bir baskı ile bu isimlerin kabul ettirilmeye çalışıldığını hissettiğinde, bu isimlerin o mekânla birlikte anılmasına ilişkin direniş söz konusu olabilmekte- dir. Örneğin, bir sivil itaatsizlikle resmi ismi kullanmak yerine, ısrarla eski ismin kullanılması ya da daha da ileri giderek otorotiye karşı vu- rucu bir yaklaşımla alternatif bir isim üretilerek, bu isim kullanılma- ya başlanabilmektedir. Bu isimlendirmeler ve mekânlar aracılığıyla tarihi ve kültürel içerik aktive edilmekte ve toplumsal belleğin devamlılığını kolaylaştıran bir alan yaratılmaktadır. Başka deyişle, isim değişiklileri içinde or- taya çıkan “o an” hatta “o mekân”ın bir aradalıkları kendin özgü bir anlam taşımaktadır. Çünkü sokağı anımsamak, bir “çerçeve” haline getirilebildiği zaman, o “mekân”, diğerlerine bir çağrıda bulunmaya hazır hale gelmektedir. “Güvenli sokak”, “geceleri kadınların rahatça gezebildikleri sokak” “şehidini hatırlayan sokak”, “tarihi bir sokak” vb. pek çok isimlendirme, fiziki veya imgesel olarak bir çerçeveyi ha- tırlatan tipik örneklerdir (Düzcan, 2014: 189-191). Sokağın hatırlanma biçimleri, sokağa hâkim olan bir strateji haline gelmekte ve hafızayı kentin farklı köşelerinde yeniden canlandırmaktadır. Köprülerin, yol- ların, parkların, okulların ismini değiştirmek ve anıtlar inşa etmek gibi politikalar da mekânsal hafızayı güçlendirerek kolektif hafızanın sürekliliğini sağlamaktadır. 15 Temmuz 2016 gecesi yaşananlarla, o gecenin kitlesel buluşma mekânları arasında doğal olarak bir ilişki bulunduğunu, bu ilişkinin hafızalarda da kaydadeğer bir yeri olduğunu söylemek mümkün gö- rünmektedir. Bu hafızaları güçlendirip, yaşananların hatırlanmasını daim kılmak için çeşitli cadde, sokak, meydan, köprü isimleri değişti- rilmiştir. Bu anlamda hafızada anlamlı bir iz bırakması amacıyla da değiştirilerek yeni konulan isimler arasında kahramanlık, şehitlik, demokrasi vurgusunun sıklıkla öne çıktığı ve bu kavramların birçok yerde tekrar tekrar kullanıldığı görülmektedir. Toplumsal belleğin bir parçası olarak kahramanlık ve dini referans- 196 | 15 TEMMUZ DARBE GIRIŞIMI VE TOPLUMSAL BELLEĞIN HAFIZA MEKÂNLARI larla güçlendirilmiş şehitlik süreci, aynı zamanda düşmanların diğer deyişle ötekinin de belirlendiği bir süreçtir. 15 Temmuz’un kahraman- ları şehit ve gazi iken darbe girişiminde bulunanlar hain FETÖ’nün asker ve diğer üyeleridir. Böylece kahramanlık vurgusu ve düşman- lık imgesi bir arada işlenmekte ve 15 Temmuz, kendi antagonistini de ima ederek mekânsal metne yansımaktadır. Kaybedilen kişinin yerini, onun hatırasının alışı ritüel ve mekânsal düzenleme ile gerçekleştirilir. Böylece kişi ölmüş olmasına rağmen mekân üzerinde “canlı” bir hatıraya sahip olmaktadır (Gülpınar, 2012: 92-93). Kamusal alanlarda bellek anlatıları “anıt alanlar” aracılığıyla ifade bulmaktadır (Drozdzweski, 2014: 67). 15 Temmuz sonrasında da artık her kentte şehit anıtları bulunmakta, o gecenin acıları ve darbe girişiminin lanetlenmesi her yıl bu anıtlar önünde gerçekleştirilmektedir. Kamusal alandaki bu anıtlar, yine içinde yer aldığı mekân üzerinden darbe girişiminin nüfuz bölgelerini ve arkasında kimin olduğunu ispat eden bir mesaj niteliği taşımakta- dır. Böylece var olan fiziksel mekâna yeni bir değer yüklenmektedir. Hafıza Mekânlar Olarak 15 Temmuz Anıtları 15 Temmuz darbe girişiminin en sembolik noktalarından biri de İs- tanbul’daki Boğaziçi Köprüsü’dür. Boğaziçi Köprüsü, darbe girişimine ilişkin hafızalarda yer almış en önemli sembolik mekânlardan biridir. 15 Temmuz akşam saatlerinde bir grup asker Boğaziçi Köprüsü’nün Avrupa yakasına geçişini tanklarla kapatmıştır. Darbeye karşı çıkmak için köprüye giden çok sayıda vatandaş şehit olmuştur. Köprü burada bir kesişmeler, ilişkiler ve bağlar karmaşığı olarak karşımıza çıkmak- tadır. Yılmaz’ın ifadesiyle (2009: 169); …mekânlar yeni bir anlam ve işleve bürünmüş, bu yeni kullanım biçimiyle bir köprü olmanın çok ötesine taşınmıştır. Burası bu mekânı sadece köprü olarak kullanan- ların yanı sıra; mekâna yeni bir anlam yükleyenlerin kafasında yeni- den ve yeniden üretilen bir mekân haline gelmektedir. İstanbulluların ortak hafızasında merkezi bir mekân olan Boğaziçi Köprüsü’nün adı darbe girişimi bastırıldıktan sonra “15 Temmuz Şehitler Köprüsü” olarak değiştirilmiştir. 15 Temmuz Demokrasi ve Cumhuriyet Anıtı, anıtın hemen yanında TOPLUMSAL HATIRLAMA VE TOPLUMSAL UNUTMA SÜRECINDE MEKÂN | 197 bulunan “Hafıza 15 Temmuz Müzesi”, isminden de anlaşılacağı üze- re “ortak geçmiş”e referans, geçmiş ile şimdiki zaman arasındaki de- vamlılığı kavramanın aracı olarak inşa edilmiştir. Müzenin girişin- deki duvarda “Unutma” yazısı ile 15 Temmuz şehitlerinin isimleri ve onları temsilen tavandan sarkan beyaz güvercinler bulunmaktadır. Bu bağlamda, müzenin ruhu, nelerin unutulmaması gerektiği soru- suna cevap vermektedir. Bu cevap, grubun öz imgesini ve kimliğini belirleyecektir. “Müzede, 15 Temmuz’da yaşananlar materyallerle anlatılır- ken, şehit ve gazilerin o gecede kullandıkları eşyalar sergilen- mektedir. Eşyalar arasında, darbeci tuğgeneral Semih Terzi’yi vurarak darbenin seyrini değiştiren Astsubay Ömer Halisde- mir’in beresi ve kaması, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın televiz- yonda millete çağrı yaptığı Hande Fırat’a ait cep telefonu, gazi Bilal Özyıldırım’a ait kurşun isabet etmiş motosiklet kaskı, gazi Abdullah Çay’a ait kurşun isabet etmiş anahtar, şehit Necmi Bahadır’a ait kurşun isabet etmiş cüzdan ve fotoğraf, gazi İdris Akdoğan’a ait kurşun isabet etmiş telefon, darbeci- lerin kullandığı tankın ezdiği otomobil, zarar gören motosik- let ve şehitlerin ayakkabıları yer almaktadır. Müzede ayrıca darbe teşebbüsünde kullanılan mühimmatlar bulunmakta- dır. Darbeler Çağı köşesinde ise 1950-2016’da dünya genelin- de 531 darbe gerçekleştirildiği, bunların 210’unun amacına ulaştığı, Türkiye’de ise 1960-2016’da 9 darbe ve darbe girişimi gerçekleştirildiği aktarılmaktadır. Ayrıca, sömürgeciliğe karşı dik duranlar köşesinde, aralarında Mustafa Kemal Atatürk, II. Abdülhamit Han, Aliya İzzetbegoviç, Mahatma Gandhi ve Si- mon Bolivar gibi liderlerin bilgileri yer almaktadır” (Anadolu Ajansı, 2020). Darbe girişiminin birinci yıldönümünde, 15 Temmuz Şehitler Köp- rüsü’nün Anadolu Yakası çıkışında “15 Temmuz Şehitler Makamı” ve şehitlerin adı ile birlikte kendi adlarına dikilmiş bir fidan koruluğu yapılmıştır. Abide, beşgen bir kubbe olarak inşa edilmiştir ve kubbeyi şekillendiren motiflerin biçimi de kenetlenme vurgusu yapmaktadır. Kubbe üzerine yazılan, aynı zamanda 5 defa tekrar eden ‘hüveş-şehid’ yazısı şehitlerin ölümsüzlüğünü ifade etmektedir. Köprünün Avrupa 198 | 15 TEMMUZ DARBE GIRIŞIMI VE TOPLUMSAL BELLEĞIN HAFIZA MEKÂNLARI yakasına bağlanırken yolcuları kanlı eller üzerinde yükselen ay ve yıldızdan mürekkep bir anıt karşılamaktadır. İsimlerin bulunduğu kemerlerde iki daire içerisinde, birinde Bakara Suresi’nin 154. Ayeti olan; “Allah yolunda öldürülenlere ölüler demeyin. Bilakis onlar diri- dirler, lâkin siz anlayamazsınız”, diğerinde ise “Şu Adin cennetleridir. Ebediyen giriniz” oraya ibaresi yazılmıştır (CNNTurk.com, 2017). Böy- lece Anadolu’dan Avrupa’ya geçiş niteliğindeki bu köprünün imgesel anlamı da birleştirici ve bu eksende derinlerde kök salmış ve kabul görmüş değerlere vurgu yapmaktadır. Ayrıca dini unsurlarla güçlen- dirilmiş vurguların duygulara yönetecek şekilde tasarlandığını söy- lemek mümkündür. Müzenin önemli görsel ögeleri aracılığıyla şimdiyi geçmişe bağlamak amaçlanmıştır. 15 Temmuz Hafıza Müzesi, bireylerin ne düşünmeleri ne hissetmeleri, geçmişe dair neyi hatırlayıp neyi unutmaları gerek- tiği bağlamında oluşturulmak istenen toplumsal hafızanın görselleş- mesine katkıda bulunmuştur. Aynı zamanda bu müze, 15 Temmuz Darbe Girişimi’nin kendi hafızasını inşa etmeye başladığının da gös- tergesidir. Bir diğer yapı ise Beştepe Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’nin tam karşı- sında yer alan “15 Temmuz Şehitler Abidesi”dir. Birer bellek mekânı olarak kabul edilen bu yerler, bir yandan “içerideki” topluluk üyeleri- ne geçmişi hatırlatıp söz konusu kişilerin topluluk aidiyetlerini güç- lendirirken, diğer yandan “dışarıdaki” ziyaretçiye de topluluğun tarih içindeki serüvenini ve gücünü göstermektedir (Keskin, 2014: 320). Paylaşılan geçmişin bilgisi ortaklaştıkça ve görünür hale geldikçe ko- lektif hafızanın gücü artar. 15 Temmuz olaylarının toplumsal bellekte yeniden kuruluşunda hatır- lananlar ve hatırlanma biçimleri kadar, unutturma da kurucu rol oyna- mıştır. Bu bağlamda şehrin bazı noktalarındaki “Gülen”, “paralel” gibi ifadelerden oluşan cadde ve sokak isimleri değiştirilirken, sokak ve cad- delerin yeni isimlerinde birlik ve beraberliği çağrıştıran, “Vatan, Hilal, Alsancak, Anayurt, Bayrak, Diriliş” temaları ön plana çıkmıştır (YeniŞa- fak, 2017; Haberler.com, 2018). 15 Temmuz’un hafıza mekânları; hafıza kurucularının yaratıcılıkları ve hafıza tüketicilerinin algısına paralel olarak, toplumsal ve siyasal TOPLUMSAL HATIRLAMA VE TOPLUMSAL UNUTMA SÜRECINDE MEKÂN | 199 belleği, geçmişe, şimdiye ve geleceğe kodlamayı, hâkim anlatı doğrul- tusunda dönüştürmeyi ve canlı tutmayı hedeflemektedir. Bu bağlam- da, yer isimlerinde yapılan değişiklikler kolektif hafızayı oluşturan hatırlama figürlerini geleceğe taşıma hedefinin hayata geçme biçim- lerinden biri olarak kabul edilebilir. Yer isimlerinde bir geçmiş anlatısı inşa edildiği düşünüldüğünde, bu anlatının temel vurgusunun kahra- manlık ve şehitlik üzerine olduğu görülmektedir. Kahramanlar/öteki- ler inşa etme eğilimi, yer isimlerinin geçmişe dair bilgiyi oluştururken kendisinin de artık bir hafıza yeri haline gelmesini sağlamaktadır. 15 Temmuz Şehitler Köprüsü, 15 Temmuz Şehitler Anıtı, Hafıza 15 Temmuz Müzesi, isim değişiklikleri şüphesiz üzerlerinde taşıdıkları biçimsel ve simgesel anlamlarla hatırlatılabilir bir kurgu işlevi gör- mektedir. 15 Temmuz’un simgesel mekânları, geçmişi hatırlatan ve şimdiyi somutlayan, dolayısıyla iktidarın en görünür kılındığı mekân- lardır. Bu anıtların varlığı, kitleden beklenen ortak değerler etrafında kenetlenme duygusunu ve aynı zamanda 15 Temmuz sembolizmini hatırlatmaktadır. Bu bakış Draaisma’nın (2012: 79), hatırlanmaya ça- lışılan şeyin bağlamının o anıyı tekrar hatırlamaya yardımcı olduğu görüşünü destekler niteliktedir. Özellikle siyasi ve sosyal olayların yaşandığı mekânlar, toplumun hafızasında yer eder ve olayları tekrar hatırlatır. Ancak Assmann’ın da ifade ettiği gibi (2015: 45), “sadece ha- tırlamak değil unutmak da sosyal bir olgudur.” Esas olarak insanların birlikte hatırlamaları, ayrıca unutuşun da top- lumsal olarak yapılanması ve hatırlamak kadar önem taşıması, ilişki kurulan geçmişin ya da geleceğin imgelerini sahneler ve toplum hafı- zasını belli olaylara sabitlemeyi hedefler. Bu hedef, Assmann’ın (2015: 47) hatıraların yaşanan bir mekâna dayandığı tezini doğrulamakta- dır. 200 | 15 TEMMUZ DARBE GIRIŞIMI VE TOPLUMSAL BELLEĞIN HAFIZA MEKÂNLARI TOPLUMSAL BELLEĞIN TAŞIYICI PAYANDASI OLARAK HAFIZA MEKÂNLARI: 15 TEMMUZ 2016 DARBE GIRIŞIMININ DIRENME ORTAMLARI ÜZERINDEN BIR ARAŞTIRMA | 201 03 Toplumsal Belleğin Taşıyıcı Payandası Olarak Hafıza Mekânları: 15 Temmuz 2016 Darbe Girişiminin Direnme Ortamları Üzerinden Bir Araştırma 202 | 15 TEMMUZ DARBE GIRIŞIMI VE TOPLUMSAL BELLEĞIN HAFIZA MEKÂNLARI TOPLUMSAL BELLEĞIN TAŞIYICI PAYANDASI OLARAK HAFIZA MEKÂNLARI: 15 TEMMUZ 2016 DARBE GIRIŞIMININ DIRENME ORTAMLARI ÜZERINDEN BIR ARAŞTIRMA | 203 Üçüncü Bölüm Toplumsal Belleğin Taşıyıcı Payandası Olarak Hafıza Mekânları: 15 Temmuz 2016 Darbe Girişiminin Direnme Ortamları Üzerinden Bir Araştırma Problem B ireyler deneyimlemediklerinin yanı sıra, deneyimlemeleri mümkün olmayan ancak kendilerine aktarılan, anlatılan ya da aktüel temsilinin bir parçası oldukları olaylar karşısında, paylaştıkları bir duygudaşlık durumunun tarafı olurlar. Bu duygu- daşlığın kökeninde ise hatırlama ve unutma arasındaki ilişki bulun- maktadır. Zira bellek, “hatırlama” ile “unutma” arasındaki ilişki üze- rine kuruludur. “Hatırlama” ve “unutma” arasında derin ve büyük bir boşluk vardır ve bu boşluğu, toplumsal ilişkilerin konumu, yaşanılan özel zamanlar, heyecanlar, kişiler ve koşullar doldurmaktadır. Bun- lar bireyin öznel kayıtları olduğu kadar, diğer bireylerle ilişkilerinin de kayıtlarıdır. Bireyleri bir arada tutarak var oluşlarını mümkün ve anlamlı kılan, bu ilişki kayıtları, her anlamdaki paylaşımlardan, birlikte yaşanılanlardan ve bütün bunlara yükledikleri anlamlardan oluşmaktadır. Dolayısıyla, belleğin hatırladıkları ve unuttukları top- lumsal yaşam açısından son derece önemlidir. Hatırlama ve unutma arasındaki ilişki ve seçime dâhil olarak belleğin manipülasyonunu ve belirli bir imgenin meşrulaştırılmasını sağla- yan çerçevelerden biri de mekândır. Mekânın bireysel olduğu kadar toplumsal bellekteki yeri ve önemi mekânın ismi ve nasıl hatırlandığı ile belirlenir. Mekâna bağlı olan her hatırlamanın bireysel ve toplum- 204 | 15 TEMMUZ DARBE GIRIŞIMI VE TOPLUMSAL BELLEĞIN HAFIZA MEKÂNLARI sal bellekte anlamlı bir karşılığı bulunmaktadır. Yani, kişinin yaşam döngüsü içinde sayısız kez gerektiğinde geri çağırmak üzere kullana- cağı kalıcı belleğe alınır. Mekânların inşasından, kültürel, sosyal ve hatta siyasal anlamlar içerecek şekilde kodlanmasına ve bu kodlarla topluma sunulmasına kadar tüm aşamalarda, özellikle politik aktörlerin belirleyiciliği diğer tüm inşacılardan çok daha güçlüdür. Politik aktörler, kalıcı iz ve de- vamlılığı sağlamak adına, insanların deneyim, algı, duyum ve anıla- rına, pek çok unsurla ama özellikle “Hafıza Mekânları” ile sembolik imzalarını atarlar. Geçmişin toplumun belleğinde yeniden yaşatılma- sı ve canlı tutulması amacıyla kullanılan bu güç, Nora tarafından “ha- fıza mekânı” olarak kavramsallaştırılmaktadır. Hafıza mekânları, fiziksel mekânın çok ötesinde, fiziksel mekândan çok sembolik ve simgesel pratiklere gönderme yapar niteliktedir. Geç- mişi hatırlamanın bir yolu olarak inşa edilen bu mekânlar toplumsal bellek kaybolup giderken bizzat varlıklarıyla belleği canlı tutma işle- vini yerine getirecek önemli oluşumlardır. Hafıza mekânları, ortaya çıkmalarına neden olan koşullar, zamanlar, ihtiyaçlar ya da olaylar aracılığıyla, hem fiziksel hem de sembolik nesneleri, ortak bir şeylerin varlığı üzerinde buluşturmayı hedefler. Bu nedenledir ki, her geçen gün daha fazla görünür hale gelen hafıza mekânları, üzerlerinde taşıdıkları biçimsel ve simgesel anlamlarla ha- tırlatma ve aynı zamanda unutma pratiklerini etkilemekte, dolayısıy- la mekânsal hafıza sisteminin oluşumuna katkı sağlamaktadır. Hafıza mekânları, bireysel anlamda bireyin öznel belleğini ama on- dan daha çok bireydeki toplumsal belleği, tarihe düşülmüş bir not gibi canlı tutar, böylelikle bireyi bir tarih ve aidiyet dünyasına dâhil eder. Bir bütün olarak geçmişin olduğu gibi geçmişten çok özel bir dönemin de hatırlatıcı kaynağı olma niteliğini taşıyan bu mekânlar, yakın dö- nemin toplumsal hafızası olduğu kadar, gelecek kuşaklar için de bir referans dayanağı olma özelliği taşırlar. Bu mekânlar bir yönüyle, mekânla organik ilişki kurmuş topluluk kimliklerinin, önce yakın çevrelerine, fikirdaşlarına ve duygudaşları- na, daha sonra diğer toplumsal grup ve odaklara, oradan tüm bir ülke TOPLUMSAL BELLEĞIN TAŞIYICI PAYANDASI OLARAK HAFIZA MEKÂNLARI: 15 TEMMUZ 2016 DARBE GIRIŞIMININ DIRENME ORTAMLARI ÜZERINDEN BIR ARAŞTIRMA | 205 toplumuna ve nihayet öznel bağlamıyla kendilerinin devamı olacak- lara duygu ve düşüncelerinin transferini sağlayan mekânlardır. Bu anlamda esasen bir tür “biz” kimliğinin ve gruba aidiyeti sağlayan mekânlar olarak da nitelendirmek mümkündür. Ancak bellek, sadece geçmişe duyulan özlem olarak da nitelendirilemez. Geçmişin bellek içinde saf ve yalın halde bulunmadığı, içinde sonsuz sayıda gösterge- nin “şimdi” ekseninde yeniden inşa edildiği bir tür “temsil” olduğu- nu da söylemek mümkündür. Bu nedenledir ki hafıza mekânlarına ilişkin bellek, yalnızca bireye özgü olma durumunun ötesine geçerek, toplumsal olana evrilmekte ve toplumsal bellek ile iktidar ilişkisin- de, iktidarın toplumsal belleği inşa güç ve rolünün bir tür performans göstergesine, diğer deyişle başarısına dönüşmektedir. Bu noktada, “belleğin varlığı” ve “belleğin aktarımı” arasında derin ve büyük bir boşluk olduğunu, bu boşluğu hafıza mekânlarının doldurduğunu söylemek mümkündür. Çünkü yok olma tehlikesi altındaki belleğin aktarımını mümkün kılan unsuru hafıza mekânları oluşturmaktadır. Ne var ki toplum farklı siyasal dünya görüşü, sosyo-ekonomik düzey, kültür, kimlik ve değerlere sahip bireylerden oluşmaktadır ve geçmi- şe ilişkin farkındalık ve yaşananların, sahip olmuşlukların, kişi ve mekânların taşıdığı anlam yükü ve önemi her birey için değişmekte- dir. Geçmişin belirli çerçevelerde bireyler aracılığıyla nasıl üretildiği ve günlük hayat pratikleri yoluyla nasıl sürekli canlı tutulduğu, top- luluğun her bir üyesi için farklı bir deneyimin ve nitelemenin ortaya çıkması anlamına da gelebilmektedir. Toplumsal belleğin ve hafıza mekânlarının buraya kadar ele alınan kavramsal ve kuramsal bağlamdaki etki ve işlevselliğinin, bugün bir kez daha güncellenmesi, değişen toplumsal kültür, değerler, anlayış ve algılama biçimlerinin görülebilmesi ve toplumsal bellekteki hafıza mekânlara ilişkin işlevselliğinin saptanması açısından özel bir önem arz etmektedir. Bu çalışmanın saha araştırması, bu gerekçeden hareketle ve daha bugüne ait olanın incelenmesine dönük olarak, Türkiye’nin özellikle yakın dönem tarihine odaklanmıştır. Türkiye’nin yakın dönem tari- hinde ise toplumsal bellek ve hafıza mekânın kavramsal ve kuramsal karşılığını; 15 Temmuz 2016 gecesinin henüz ilerlememiş saatlerinde, 206 | 15 TEMMUZ DARBE GIRIŞIMI VE TOPLUMSAL BELLEĞIN HAFIZA MEKÂNLARI Silahlı Kuvvetler içindeki, FETÖ üyeleri tarafından yasa dışı şekilde kalkışılan ve medyanın etkisiyle İstanbul’un Avrupa ve Anadolu Ya- kalarını birbirine bağlayan 1. Köprü ile mekânsal anlamda simgeleşen “darbe girişimi” tam olarak karşılar görünmektedir. Yine aynı şekil- de İstanbul’daki 15 15 Temmuz Şehitler Caddesi ve Kısıklı Milli İrade Meydanı olarak ismi değiştirilen mekânlar da söz konusu gecenin ha- fıza mekânları olma özelliğini tam olarak karşılamaktadır. Gerçekleşen başarısız darbe girişimi, çok hızlı bir reaksiyonla siyasal ve toplumsal bir dirençle karşılaşmış, bir iki saat içinde de başarısız- lıkla sonuçlanmıştır. Bu girişimi, gerek sokağa çıkarak gerekse sokağa çıkmadan medya üzerinden takip ederek deneyimleyen bireylerin ve bir bütün olarak tüm toplumunun belleğinde, İstanbul ve Ankara’daki kimi mekânlar, özel bir hafıza kaydı oluşturmuştur. Tüm medyanın servis ettiği görüntüler ve anlatımlar da çok büyük oranda bu mekân- lar üzerinden gerçekleşmiştir. Bu mekânlar, yaşanan başarısız darbe girişiminin toplumsal belleğe işlenen ve bir anlamda o gece yeniden inşa edilen hafıza mekânları olarak da sunulmuştur. Hafıza mekânlarının, özellikle isim değişikliklerine uğraması ile bir- likte, toplumsal olana dair yeniden anımsama ve yeniden inşa süre- cinde bireysel ve toplumsal hafızayı etkileyeceği ve hafıza kaydı oluş- turacağı düşünülmektedir. Bu açıdan çalışmanın saha araştırmasının örneklemini oluşturan ve Boğaziçi Köprüsü adıyla hizmete açıldığı 30 Ekim 1973 yılından, yaşanan darbe girişiminde hayatını kaybeden si- villere atfen 26 Temmuz 2016’da 15 Temmuz Şehitler Köprüsü olarak ismi değişen köprünün de 15 Temmuz’da yaşananlara dair toplumsal bellekteki bir hafıza mekân işlevi gördüğü/ göreceği kabul edilmiştir. Ancak bu etki ve işlevselliğin toplumsal olanda ölçülmesi, irdelen- mesi, ne düzeyde karşılık bulduğunun görülmesi gerekmektedir ve esasen bu çalışmanın temel problemini de bu, diğer deyişle toplumsal belleğin ve hafıza mekânların bugünün dinamikleri ile yeniden top- lumsal karşılığını bulup bulmadığı oluşturmaktadır. 15 Temmuz 2016 Darbe Girişimi’nin birer hafıza mekânı olma niteliği- ne bürünen mekânlarının, alan yazında iddia edildiği gibi bir karşılı- ğının olup olmadığı, toplumsal bellekte kapladığı yer ve düzey, iktidar – toplum ilişkisi çerçevesinde inşa edilen toplumsal belleğin yaşayan TOPLUMSAL BELLEĞIN TAŞIYICI PAYANDASI OLARAK HAFIZA MEKÂNLARI: 15 TEMMUZ 2016 DARBE GIRIŞIMININ DIRENME ORTAMLARI ÜZERINDEN BIR ARAŞTIRMA | 207 ve taşınan en önemli faktörü olarak, o geceye ilişkin mekânların birer hafıza mekânı olma teveccühünü kazanıp kazanmadığı, kazandıysa ne düzeyde kabul ve benimseme gördüğü, bu çalışmanın bütünün ve dayanağı olan araştırmanın temel problemini oluşturmaktadır. Değişen birey, değişen toplum, değişen yaşam koşulları, değişen kül- türel dinamikler, değerler, algılar, red ve kabuller çerçevesinde, top- lumsal hafızanın ve özellikle de bu hafızanın en temel dayanağını oluşturan hafıza mekânlara ilişkin yakın tarih alan yazınında pek fazla bilimsel çalışma ile karşılaşılamamıştır. Çalışmanın ve saha araştırmasının bir diğer itici gücünü eş deyişle alt problemini bu ek- sikliğin giderilmesi oluşturmaktadır. Önem Mekân, iktidar ilişkileri temelinde aslında her zaman bir değişimin göstergesi, sembolü olmuştur. Siyasal veya toplumsal etkinliklerde kullanılan mekân seçiminden, seçilen mekânın dekorasyonuna; ik- tidar-mekân eşleştirme yönelimlerinden, seçilen veya değiştirilen mekân isimlerine kadar sayısız uygulamalar, mekânlara dayalı hafı- za kayıtlarının oluşturulmasının bir aracı olmuştur. Türkiye’nin orta ve uzak tarihinde olduğu gibi Cumhuriyet tarihinde de yaşanan pek çok değişimde ve sosyal travmada, kentsel mekânların sembol un- surları olarak, köprüler, parklar, meydanlar veya sokak isimlerinin değiştirilmesi, uygulanagelen bir yöntem olmuştur. Esasen, bu çer- çevede yapılanlar üzerinden iktidarların siyasal-kültürel yönelimleri konusunda bir fikir edinmek de mümkün görünmektedir. Bu neden- ledir ki mekân, daha derinlikli okuma ve analiz yapmayı gerektiren bir yapıdır. Toplum-mekân ekseninde sürekli göz önünde olan, içinde yaşanılan, kullanılan, gezilen, görülen, etkileşim halinde olunan bu mekânlar, esasen hafıza mekânlarıdır ve bireyleri bir araya getiren ama aynı zamanda birey toplum ve iktidar ilişkilerine gönderme ya- pan unsurlardır. Toplumsal değişimin en açık ve erken belirtilerinin, mekânın isim ve işlev değişiminde görüldüğü; yaşanan kırılma dönemlerinde top- lumsal yapıya uyumlu olarak mekânın da dönüştüğü bir gerçektir. Mekânın bu çalışma için önemli olan bir diğer motivasyon unsuru da toplumsal ve politik müdahalelerle yaratılan red ve kabullere ilişkin görülemeyen pek çok şeyi, doğrudan görebilme fırsatını vermesidir. 208 | 15 TEMMUZ DARBE GIRIŞIMI VE TOPLUMSAL BELLEĞIN HAFIZA MEKÂNLARI Bu temel çerçeveden hareketle; İstanbul’da Anadolu ve Avrupa Yaka- larını birbirine bağlayan ilk köprü olan ve 2016’daki isim değişikliği- ne kadar Boğaziçi Köprüsü olarak bilinen ve yapılan değişiklikle 15 Temmuz Şehitler Köprüsü ismini alan köprünün ve yine aynı şekilde isimleri değiştirilerek yeni isimleriyle 15 Temmuz Şehitler Caddesi ve Kısıklı Milli İrade Meydanı, bu çalışmanın temel hareket noktasını oluşturan hafıza mekânlar olarak kabul edilmektedir. Toplumsal bel- leğin inşası ve bu belleğin bir taşıyıcısı olarak bu mekânların hafıza mekânı olarak ne düzeyde işlevselliğe kazandığını görmek, toplumsal belleğin ve hafıza mekânı olma niteliğinin bugününü görmek anlamı- na da gelecektir. Konuyla ilgili alan yazın incelendiğinde bireysel ve toplumsal belleğe ilişkin çeşitli çalışmalarla (Huyssen, 1999; Shick, 2000; Bilgin, 2003; Barash, 2007; Schudson, 2007; Traverso, 2009; Connerton, 2012; Draaisma, 2012; Sarlo, 2012; Özyürek, 2012; Ricoeur, 2012; Assmann, 2014; Draaisma, 2014; Neyzi, 2014; Olick, 2014; Sancar, 2014; Boyer ve Wertsch, 2015; Critchley, 2015; Susam, 2015; Halbwachs 2016; Harvey, 2016; Halbwachs, 2017; Erman ve Özaloğlu, 2017; Schacter, 2017) kar- şılaşılmaktadır. Bellek – mekân, bellek – iktidar, iktidar – mekân ve iktidar – toplum ilişkileri bağlamında mekâna ve yer isimlerine odak- lanan çalışmalar (Alderman, 1996; Azaryahu, 1996; Bachelard, 1996; Nora, 2006; Oraliş, 2006; Rose- Redwood,, 2008; Azaryahu, 2011; Öz- türk, 2012; Yelsalı Parmaksız, 2012; Taşçıoğlu, 2013; Foucault, 2014; Fırat, 2014; Türker, 2015; Urry, 2015; Amoros, 2016; Lefebvre, 2016; Diamandouros, Thalia Dragonas ve Keyder, 2018; Özberk, 2018; Strav- dies, 2018; Batuman, 2019; Soja, 2019) da oldukça yüksek sayıda bu- lunmaktadır. Konuya ilgili alan yazının atfettiği öneme binaen, toplumsal belleğin taşıyıcı faktörü olan hafıza mekânına ilişkin kavramsal ve kuramsal yaklaşımların, bugünün insan, toplum ve mekân koşullarıyla yeniden karşılaştırılarak sorgulanması, ortaya konulan tüm tezlerin yeniden güncellenmesi anlamı da taşıyacaktır ki bu güncelleme de bu çalış- maya önem ve anlam kazandıran bir diğer temel unsuru oluşturmak- tadır. Darbe girişimini sokakta ya da ekran başında deneyimleyen kişiler TOPLUMSAL BELLEĞIN TAŞIYICI PAYANDASI OLARAK HAFIZA MEKÂNLARI: 15 TEMMUZ 2016 DARBE GIRIŞIMININ DIRENME ORTAMLARI ÜZERINDEN BIR ARAŞTIRMA | 209 açısından toplumsal bellek ve hafıza mekânı ilişkisinin, “yaşayanlar” ve “izleyenler” nezdinde hangi düzeyde karşılık bulduğunu, hangi tür anlamlar ve toplumsal özellikler içerdiğini, bellek – mekân, bellek – iktidar, iktidar – mekân ve iktidar – toplum ilişkileri bağlamında de- ğişen iletişim koşulları ve araçları çerçevesinden incelemek, iletişim bilimi açısından da bir gereklilik ve önem arz etmektedir. Alan yazın tarandığında, 15 Temmuz 2016 darbe girişiminin med- yadaki yansımalarının veya sosyal medya özelinde açıklayıcı veya önceki darbelerle karşılaştırmalı analizlerinin yapıldığı görülmekte- dir. Mekân ve iktidar ilişkisini, psikoloji, mimari veya sosyoloji kap- samında ele alan sayısız çalışma olmakla birlikte, hafıza mekânları üzerinden mekân-iktidar-medya kesişiminde ele alan çalışma son de- rece sınırlıdır. Oysa 15 Temmuz 2016 darbe girişimine ilişkin hafıza mekânlarının bireysel ve toplumsal hatırlama ve unutma sürecinin yönünü değiştirecek bir rol üstlenip üstlenmediği araştırılmaya muh- taçtır. Geçmişi yeniden hatırlatmak üzere “yeniden” isimlendirilen ve medya tarafından da sürekli olarak bu şekilde sunumu gerçekleşen hafıza mekânlarının, 15 Temmuz’a dair hatırlama ve unutma pratikle- rini şekillendirmede ne derece etkili olduğuna ilişkin somut araştırma verilerine sahip olunması, bu çalışmaya özel bir önem atfetmektedir. Amaç Bu çalışmanın temelini ve dayanağını oluşturan saha araştırması, hafıza mekânlarının bir hatırlatma-unutturma stratejisi olarak birey- lerin hatırlanan/hatırlatılan ve unutulan/unutturulan olaylara ilişkin red ve kabullerinin yönünü ortaya koymayı çalışmaktadır. Bu anlam- da mekân isim değişikliklerinin bireysel ve toplumsal hafızada ne dü- zede karşılık bulduğunun görülmesi ve buna bağlı olarak da değişen toplumsal değerlerde, uzlaşma ve ayrışma noktalarının var olup ol- madığını görebilmek, bu çalışmanın temel amacını oluşturmaktadır. 15 Temmuz 2016’ya dair hatırlanan mekânların bireyler üzerinde bı- raktıkları etkileri anlamak ve bireysel belleklerden yola çıkarak 15 Temmuz’un hafıza mekânlarına ulaşmak çalışmanın temel hedefini oluşturmaktadır. Bu anlamda mekânların sadece kendi içinde değil, bireylerin gözünden de değerlendirilmesi gerekmektedir. 210 | 15 TEMMUZ DARBE GIRIŞIMI VE TOPLUMSAL BELLEĞIN HAFIZA MEKÂNLARI Dolayısıyla bu çalışmada ve saha araştırmasında, 15 Temmuz denilin- ce akla gelen mekânlara, bu mekânlara dair farkındalığa, mekâna iliş- kin isim değişikliklerinin benimsenip benimsenmediğine ve bunun ardındaki kök neden ya da nedenlere, toplumsal olana dair birleştirici ve bağlayıcı unsurlara ilişkin somut verilere ulaşılması amaçlanmış- tır. Bir hafıza mekân örneği olarak 43 yıl boyunca Boğaziçi Köprüsü ola- rak anılan, ancak yaşanan darbe girişiminde yaşamını yitirenlerin hatırasına gönderme yaparak ismi 15 Temmuz Şehitler Köprüsü ola- rak değiştirilen köprünün, yaşanan darbe girişimi ile bağ kurmaya ne ölçüde imkân tanıdığı ölçülmeyi gerektirmektedir. Yapılan isim deği- şikliğinin tam bir toplumsal konsensus ile kabul görüp görmediği, ka- bul görmemişse nedeninin anlaşılması, sosyo-politik düzlem açısın- dan da kritik bir eşiği oluşturmaktadır. Zira hafıza mekânları ve bu mekânlara ilişkin isim değişikliklerinin yalnızca yaşananları anlatan bir sembol abide olması değil, toplumsal ayrışma ve farklılaşan hafı- za kayıtları açısından da bir karşılığının olabileceği düşünülmekte- dir. Zira isim değişikliklerini kabul veya red de birbirinden ayrışan ve farklılaşan hafızaları temsil etmektedir. Bu çerçevede katılımcılara yöneltilen aşağıdaki sorular, bu çalışma- nın birer alt amacını oluşturmaktadır: 1. İstanbul’da iki yakayı birbirine bağlayan kaç köprü bulun- maktadır ve bunların isimleri nedir? 2. 15 Temmuz darbe girişimi sonrasında İstanbul’da öne çıkan ve inşa edilen anıtlar, semboller ya da mekânlar nelerdir? 3. 15 Temmuz sonrasında ismi değiştirilmiş mekân var mıdır? Hangileridir? 4. 15 Temmuz hangi çağrışımları oluşturmaktadır? 5. 15 Temmuz dünya görüşü ve deneyimlere göre farklı anlam- lar taşımakta mıdır? 6. Yeniden isimlendirilen mekânların bireylerin geçmişte ya- şanan olayları hatırlamalarında ve/veya unutmalarında bir etkisi bulunmakta mıdır? TOPLUMSAL BELLEĞIN TAŞIYICI PAYANDASI OLARAK HAFIZA MEKÂNLARI: 15 TEMMUZ 2016 DARBE GIRIŞIMININ DIRENME ORTAMLARI ÜZERINDEN BIR ARAŞTIRMA | 211 7. 15 Temmuz hafıza mekânlarının inşasında ve değiştirilen isimlendirmelerde red ve kabul ne düzeydedir? 8. Mekan ve yer isimlendirmeleri hangi motivasyon ile benim- senmekte veya reddedilmektedir? 9. Hafıza mekânlarına dair farkındalığın ve yer isimlendirme- lerini benimsemenin cinsiyet/yaş/eğitim/gelir düzeyi, siyasi eğilim ve sokağa çıkma durumu ile bir bağlantısı var mıdır? 10. 15 Temmuz’u sokakta deneyimlemiş olanların hafıza mekân- larına dair farkındalıkları artmış mıdır? 11. 15 Temmuz’u medya üzerinden deneyimlemiş olanların, ha- fıza mekânları olarak nitelendirilen mekânlara ilişkin duy- gusu/düşüncesi nedir ve bu mekânlara ilişkin bir farkındalık içinde midirler? 12. 15 Temmuz’u sokakta deneyimlemiş olanlar isim değişikliği- ne katılmakta mıdır? Benimsemiş midir? Günlük dilde kul- lanmakta mıdır? 13. Bireylerin 15 Temmuz darbe girişimine dair bellek birikimi- nin kaynağını medya görüntüleri ve metinleri mi oluştur- maktadır? Ne düzeyde oluşturmuştur? 14. 15 Temmuz darbe girişimi sırasında bireyler hangi medya mecralarını, ne kadar sıklıkla, hangi amaçlarla kullanmıştır? Sınırlılıklar Bu çalışmanın temel dayanağını oluşturan saha araştırması öncelik- le, Türkiye’nin yakın dönemde yaşadığı ve bir tür toplumsal travma niteliği taşıyan 15 Temmuz 2016 Cuma gecesi yaşanan ve büyük bir toplumsal tepki ve direnişle karşılanan “darbe girişimi”ni İstanbul’da sokağa çıkarak ya da sokağa çıkmadan medya üzerinden takip ederek deneyimleyen bireyler ile sınırlıdır. Darbe girişimi sonrası oluşan top- lumsal bellek ile bu belleğin taşıyıcı ayakları olan hafıza mekânları bir diğer sınırlılığı oluşturmaktadır. Araştırma, 15 Temmuz’un hafıza mekânlarının bireylerin hatırlama 212 | 15 TEMMUZ DARBE GIRIŞIMI VE TOPLUMSAL BELLEĞIN HAFIZA MEKÂNLARI ve unutma süreci üzerinde nasıl etkiler yarattığını yaş, eğitim, siyasi eğilim ve darbe gecesi sokağa çıkıp çıkmama değişkenleri üzerinden ele almaktadır. Araştırmanın kapsamı bahsedilen bu unsurlara daya- lı özelliklerle sınırlandırılmıştır. Öte yandan, 15 Temmuz darbe girişimi esnasında darbecilerin şid- detini en fazla hisseden, halkın sokaklara yoğun olarak çıktığı ve ül- kenin en büyük kenti olması nedeniyle İstanbul örneklemi üzerinde çalışılmıştır. Bu açıdan, çalışmanın İstanbul’a özgü niteliği ve içeriği, onun kapsam genişliğini ve önemini ifade ettiği kadar, sınırlılığını da göstermektedir. Araştırmada bu temel sınırlandırmadan hareketle, şunlar da birer alt sınır olarak kabul edilmiştir: 1. Araştırma İstanbul ili ile ve 15 Temmuz 2016 gecesi darbe gi- rişimine karşı koymak üzere sokağa çıkan vatandaşlardan oluşan tabakalı örnekleme yöntemi ile seçilen 400 kişi ile sı- nırlıdır. 2. Araştırma, 15 Temmuz 2016 gecesi sokağa çıkmadan süreci medyadan izleyerek, medya üzerinden bu geceyi deneyimle- yen vatandaşlardan oluşan ve tabakalı örnekleme yöntemi ile seçilen 400 kişi ile sınırlıdır. 3. Araştırma, her iki deneyimlemeyi yaşayan vatandaşların kendilerine yöneltilen sorulara tam ve doğru cevap vermiş ol- dukları ön kabulü ile sınırlıdır. 4. Araştırma, sokağa çıkanlar ve medyadan izleyenlerle sınırlı olmakla birlikte, söz konusu gece yaşanan direniş sırasında şehit ya da gazi olanlar ve ailelerinin araştırmaya dahil edil- memiş olmasıyla da bir iç sınırlılığa sahiptir. Gazi ve şehit olan aileler, konuya ilişkin yüksek hassasiyetleri göz önünde bulundurularak ve acı hatıralarına duyulan saygı ve bilimsel etiğe uygun olmayacağı gerekçeleriyle örneklem alanının dı- şında bırakılmışlardır. 5. Araştırmanın alan uygulaması İstanbul ili içinde, 15 Temmuz 2016 yılında gerçekleşen darbe girişimi gerek sokağa çıkarak TOPLUMSAL BELLEĞIN TAŞIYICI PAYANDASI OLARAK HAFIZA MEKÂNLARI: 15 TEMMUZ 2016 DARBE GIRIŞIMININ DIRENME ORTAMLARI ÜZERINDEN BIR ARAŞTIRMA | 213 gerekse sokağa çıkmadan medya üzerinden takip ederek de- neyimleyen toplam 800 kişi ile yaş, cinsiyet ve siyasi eğilim kotaları uygulanarak, Bilgisayar Destekli Telefon Görüşmesi (CATI) tekniğiyle gerçekleştirilen görüşmelerle sınırlıdır. Bil- gisayar Destekli Telefon Görüşmesi (CATI) tekniğiyle gerçek- leştirilen görüşmeler 5 yıl süreyle sistemde kayıt altına alına- cak, 5 yıl sonra tutanak tutularak imha edilecektir. Hipotezler Çalışmanın araştırma safhasında şu başlıklar araştırmanın birer Hi- potezi olarak kabul edilmiştir: 1. 15 Temmuz’u sokağa çıkarak doğrudan deneyimleyen birey- ler ile medya üzerinden izleyerek deneyimleyen vatandaşlar, araştırmanın karşılaştırma değişkenleridir. 2. 15 Temmuz darbe girişimini doğrudan deneyimleyenler ile medya üzerinden deneyimleyenlerin hafıza kayıtları ve bu kayıtlara atfettikleri anlam ve önem kayda değer düzeyde farklılık arz etmektedir. 3. 15 Temmuz Şehitler Köprüsü, 15 Temmuz Şehitler Caddesi ve Kısıklı Milli İrade Meydanı, 15 Temmuz 2016 gecesi yaşanan darbe girişimine dair toplumsal belleğin İstanbul’daki birer hafıza mekânlarıdır. 4. Araştırma kapsamına alınmayan şehit aileleri ve gaziler fark- lı demografik özelliklere sahip olsalar da yaşananlara ilişkin aynı duygu ve düşünsel zeminde bulunmaktadır. 5. Darbe girişimi sonrasında isimleri değişen mekânlar, 15 Tem- muz’da yaşananlara dair toplumsal bellekte bir hafıza mekân olarak işlev görmektedir. 6. Araştırma sonuçları demografik dağılıma uygun ve tabakalı örnekleme yoluyla saptanmış 800 kişiden doğru ölçekle elde edilen doğru verilerdir. 214 | 15 TEMMUZ DARBE GIRIŞIMI VE TOPLUMSAL BELLEĞIN HAFIZA MEKÂNLARI Yöntem Çalışmanın kapsam ve amacı doğrultusunda, toplumsal belleğin, bu belleğin en önemli unsurları arasında yer alan hafıza mekânlarının ve bu mekânlarda yapılan isim değişikliklerinin etkisini ve işlevselliğini ölçmeye yönelik bir saha araştırması gerçekleştirilmiştir. Araştırma üç aşamalı şekilde; öncelikle nitel araştırma yöntemi olarak yarı yapı- landırılmış görüşme tekniği ile bunun ardından ölçek geliştirme araş- tırmasıyla ve nihayet nicel araştırma yöntemi olarak ana kitle1 analizi ile gerçekleştirilmiştir. Bu yaklaşımdan hareketle, araştırmanın ilk aşamasında, alan yazın taramasından elde edilen bulgular temelinde 15 Temmuz denilince akla gelen mekânlara, bu mekânlara dair farkındalığa, mekâna iliş- kin isim değişikliklerinin benimsenip benimsenmediğine ve bunun ardındaki kök nedenleri derinlemesine incelemek ve buna bağlı anket sorularını şekillendirmek amacıyla 50 kişilik bir örneklemle yarı ya- pılandırılmış görüşmeler gerçekleştirilmiştir. İlişkisel bir tarama mo- delinin kullanıldığı bu araştırmada, sonuçların genellenebilmesi ve ölçme aracı geliştirebilmek için yarı yapılandırılmış görüşmelerden destek alınmıştır. Yarı yapılandırılmış açık uçlu sorulardan elde edilen ifadeler ikinci aşama için soru formu oluşturmada kullanılmış ve çalışmanın ikin- ci aşaması için hem ölçek geliştirilmiş hem de nicel araştırmalar için veri toplama tekniklerinden biri olan ankete başvurulmuştur. Başka bir deyişle, katılımcılardan veri toplamak amacıyla yarı yapılandı- rılmış açık uçlu görüşme formu ile nitel veriler, geniş kitleye yapılan anket ile de nicel veriler elde edilmiştir. İki veri toplama yöntemin bir arada kullanılması ile araştırma bulgularının güvenirliğini ve geçerli- liğini arttırmak amaçlanmıştır. Araştırma Modeli Katılımcıların bireysel belleğinde yer eden 15 Temmuz’un hafıza mekânlarına dair farkındalığa ve isim değişikliklerinin benimsenip benimsenmediğine dair veri elde etmeyi amaçlayan bu çalışma, ge- nel tarama modeli özelliği taşımaktadır. Genel tarama modelleri hem 1 İnsan ana kitlesi ile çalışıldığı için ana kütle yerine ana kitle kullanımı tercih edilmiştir. TOPLUMSAL BELLEĞIN TAŞIYICI PAYANDASI OLARAK HAFIZA MEKÂNLARI: 15 TEMMUZ 2016 DARBE GIRIŞIMININ DIRENME ORTAMLARI ÜZERINDEN BIR ARAŞTIRMA | 215 tekil hem de ilişkisel taramalar uygulanabilmektedir (Karasar, 2016: 111). Çalışmada amaca uygun olarak, saha araştırması bağlamında ni- cel ve nitel veriler ile ilişkisel tarama modeli benimsenmiştir. Çalışma sonucunda elde edilen verilere, araştırma modeline uygun olarak parametrik olmayan testler ve korelasyon analizi uygulanmış- tır. Saha araştırmasından elde edilen veriler sayesinde, 15 Temmuz’un hafıza mekânlarının ve değiştirilen yer isimlerinin bireysel bellekteki izlerini belirlemek ve bu mekânların bireylerin hatırlama ve unutma süreci üzerinde nasıl etkiler yarattığını ortaya koymak amaçlanmış- tır. Evren Ve Örneklem Hafıza mekânlarına dair farkındalığı, mekâna ilişkin isim değişiklik- lerinin benimsenip benimsenmediğini ve bunun ardındaki kök neden ya da nedenleri ortaya koyabilmek amacıyla hazırlanan bu araştırma- nın evrenini, 15 Temmuz 2016 tarihli darbe girişimini gerek sokağa çıkarak gerekse sokağa çıkmayıp medya üzerinden takip ederek de- neyimleyen bireyler oluşturmaktadır. 15 Temmuz 2016 darbe girişimini en derinden hisseden kentlerden biri olan İstanbul, halkın sokaklara yoğun olarak çıktığı illerden biri olması ve ülkenin en büyük kenti olması nedeniyle çalışmanın evreni olarak belirlenmiştir. 15 Temmuz akşamı İstanbul’da 1. Köprünün tek yönlü trafiğe kapatılması darbe girişiminin başlama vuruşunu oluş- turmuştur. Darbe girişiminin gerçekleştiği akşam bir grup darbeci as- kerin, Köprü’nün Avrupa yakasına geçişini tanklarla tutmuş olması ve engel olmaya çalışan yurttaşlara ateş açması 15 Temmuz’a dair oluşan algıdaki ilk görüntü olma niteliği taşımaktadır. Zira anket sorularını geliştirmeye yönelik yapılan yarı yapılandırılmış görüşmelerde de “15 Temmuz denince ilk aklınıza gelen mekân neresidir?” sorusuna katı- lımcıların %74’ü Köprü yanıtını vermiştir. Ayrıca medyanın en baştan itibaren yoğun olarak Köprü’yü bir hafıza mekânı olarak sunması, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın ilk ve tek canlı konuşması- nı İstanbul’da gerçekleştirmesi bu şehre özel bir önem atfetmektedir. Bu bağlamda araştırmada, İstanbul’da evreni temsil eden örneklem üzerinde genişlemesine bir saha araştırması yürütülmüştür. İstan- 216 | 15 TEMMUZ DARBE GIRIŞIMI VE TOPLUMSAL BELLEĞIN HAFIZA MEKÂNLARI bul’daki evrenin 15 milyon kişi olması ve %5 hata payı ile çalışılmak istenmesi ön koşulundan hareketle, darbe girişimini sokağa çıkarak deneyimleyen 384 kişi ve sokağa çıkmadan medya üzerinden takip ederek deneyimleyen 384 kişi olmak üzere toplam 768 katılımcı ile görüşülmesini gerektirmiştir. Bu istatistiki saptamadan hareketle örneklem, evreni temsil edecek özelliklere sahip 800 katılımcıdan oluşturulmuştur. Böylelikle 800 katılımcıdan oluşan araştırmanın örneklemi, %95 güven aralığında ± %5 hata payı ile İstanbul evrenini temsil edebilecek düzeye ulaşmıştır. ÖRNEKLEM BELİRLEME A.D. p q hata payı Anakütle (>120) t p q t2 pq 0,01 0,02 0,025 0,03 0,04 0,05 0,06 0,07 0,075 0,08 0,09 0,1 %90 15,000,000 1,65 0,5 0,5 0,680625 6803 1701 1089 756 425 272 189 139 121 106 84 68 %95 1,96 0,9604 9598 2401 1536 1067 600 384 267 196 171 150 119 96 %99 2,58 1,6641 16623 4159 2662 1849 1040 666 462 340 296 260 205 166 Tablo 3.1 Örneklem Belirme Tablosu Araştırma modeli oluşturulurken çift örnekleme2 yöntemi temel alın- mıştır. Çift örnekleme yönteminin yapısı gereği üzerinde inceleme ya- pılacak kitle iki ayrı örnekleme yöntemi ile belirlenir. Bu yöntemler bu çalışmada birinci araştırmada ölçeğin oluşturulması, ikinci araştır- mada ise ölçeğin oluşturulduktan sonra uygulanması aşamalarından oluşmuştur. Örneklere erişim aşamasında ise tabakalı örnekleme tek- niği tercih edilmiştir. Ölçek geliştirme araştırması ve geliştirilmiş ölçekle detaylı bilgi elde etmeyi amaçlayan saha uygulama çalışmasından elde edilen sonuçla- rın genellenebilir olması için amaca en uygun örnekleme çeşidi olan tabakalı örnekleme yöntemi seçilmiştir. Elde edilen bilgi, ana kitle itibari ile türdeş değilse yani, bilgi ana kitleyi oluşturan değişik özel- likteki gruplara göre farklılık gösteriyorsa, tabakalara göre örnekleme yöntemi kullanılır. Ana kitle tabakalara ayrılırken dikkat edilmesi ge- reken husus, elde edilecek bilgi ya da ele alınan sorun hangi kriterlere göre farklılık gösteriyorsa, tabakaların da bu kriterlere göre oluşturul- masıdır. Sözgelimi, ele alınan sorun ya da sorunu çözecek bilgiler sos- 2 Çift örnekleme yönteminde, başlangıçta oluşturulan ilk örneklem, sadece yardımcı bilgi ya da diğer bir ifade ile yardımcı değişkenlere ait bilgi sağlamak aracıyla oluşturulur. Daha sonra bu ilk örnekle- me ek olarak, içinde ilgilenilen değişkenin de gözleneceği ikinci örneklem oluşturulur. Bu örneklem, genellikle birincinin alt örneklemi olarak elde edilecek ve tanımlanacaktır (Zülfikar, 1997: 141). TOPLUMSAL BELLEĞIN TAŞIYICI PAYANDASI OLARAK HAFIZA MEKÂNLARI: 15 TEMMUZ 2016 DARBE GIRIŞIMININ DIRENME ORTAMLARI ÜZERINDEN BIR ARAŞTIRMA | 217 yo-ekonomik ya da sosyo-kültürel faktörlere göre farklı ise tabakalar da bu faktörlere göre oluşturulmalıdır (İslamoğlu ve Alnıaçık, 2019: 202). Örneklem seçiminde iki aşamalı bir yöntem uygulanmıştır. İlk aşa- mada tabakalı örnekleme yöntemi uygulanarak, 15 Temmuz 2016 dar- be girişimini, sokağa çıkanlar ve sokağa çıkmayıp medya üzerinden takip edenler olmak üzere, her bir grup 400 kişi ile sınırlandırılarak toplam 800 katılımcı seçilmiştir. İkinci aşamada ise seçilen katılımcı- lara yaş, cinsiyet ve siyasi eğilim kotası uygulanmıştır. Yaş kotası uygulanmasının nedeni, katılımcıların kuşaklar arası fark- lı bakış açısı ve yaklaşımları olup olmadığını belirlemektir. Yaş ara- lıklarına göre kota dağılımında 2019 İstanbul ili yaş aralıkları yoğun- lukları temel alınarak hesaplama yapılmıştır (Nufusu.com, 2021). Cinsiyet dağılım kotası; 300 kadın (%37,5), 500 erkek (%62,5) katılım- cıdan oluşmuştur. Yaşanan girişimin kendi içinde çatışma ve şiddet içermiş ve buna bağlı olarak da korku ve endişe boyutları taşımış ol- masının yanı sıra gece saatlerinde gerçekleşmiş olması, sokağa çıkma tercihinin daha yoğunluklu olarak erkekler tarafından gerçekleştiril- diğini düşündürmüş ve bu bir ön kabul olarak alınmıştır. Darbe girişimi gecesini medya araçlarından takip edenlerde cinsiyet kotası uygulanmamış, sokağa çıkan katılımcıların ise %50’sinin ka- dın, %50’sinin erkek olmak üzere eşit olmasına özellikle dikkat edil- miştir. Böylelikle 15 Temmuz’u sokağa çıkarak deneyimleyen kadın ve erkek her iki grubun 15 Temmuz’a ilişkin bütünleşen ve ayrışan davranış, tutum ve düşünce tarzlarındaki farklılıkların saptanması amaçlanmıştır. Yaş Aralıkları n % 15-24 152 19,0 25-34 178 22,3 35-44 178 22,3 45-54 133 16,6 55-64 88 11,0 65 + 71 8,9 Toplam 800 100 Tablo 3.2 Yaş Kota Dağılımı 218 | 15 TEMMUZ DARBE GIRIŞIMI VE TOPLUMSAL BELLEĞIN HAFIZA MEKÂNLARI Ayrıca katılımcıların siyasi tercihlerinin, 15 Temmuz’u hatırlamala- rında onlara nasıl etkiler yarattığını ortaya koymak için tüm siyasi kanatları kapsayacak şekilde siyasi görüş kotası uygulanmıştır. Siyasi kota dağılımı 2018 Genel Seçimlerinde İstanbul Milletvekili Seçim So- nuçları temel alınarak hesaplanmıştır. Partiler İstanbul 2018 Milletvekilliği Sonuçları % Örneklem (n) AK Parti 42,7 342 CHP 26,4 211 HDP 12,7 102 MHP 8,3 66 İYİ Parti 8,0 64 Diğer 1,9 15 Toplam 100,0 800 Tablo 3.3 Siyasi Kota Dağılımı Kaynak: T.C. Yüksek Seçim Kurulu, 2021. Böylelikle toplam örneklem içinde her parti evrendeki oranı ölçüsün- de temsil edilmiş, elde edilecek bulguların evreni temsil etme gücü de o ölçüde artmıştır. Saptanan alt tabakalardan örneklemler ise basit tesadüfi örnekleme ile seçilmiştir. Veri Toplama Teknikleri İlişkisel bir saha araştırması kapsamında, verilerin elde edilmesinde nicel ve nitel araştırma yöntemlerinin birlikte kullanıldığı bu çalış- mada, alan yazın taraması, yarı yapılandırılmış görüşme ve anket tekniği ile veri toplama süreci, üç aşamalı şekilde yapılmıştır. Birinci aşamada, hafıza mekânları ve bellek kavramı, bu mekânların kuramsal çerçevesi, hafıza mekânlarının hatırlanan/hatırlatılan ve unutulan/unutturulan olaylara ilişkin rol ve fonksiyonları incelen- miş, konuyla ilgili tezler, kitaplar, süreli yayınlar ayrıntılı olarak ta- ranmıştır. İkinci aşamada, 15 Temmuz 2016 yılında gerçekleşen darbe girişimi- TOPLUMSAL BELLEĞIN TAŞIYICI PAYANDASI OLARAK HAFIZA MEKÂNLARI: 15 TEMMUZ 2016 DARBE GIRIŞIMININ DIRENME ORTAMLARI ÜZERINDEN BIR ARAŞTIRMA | 219 ni, a) sokağa çıkarak, b) sokağa çıkmadan medya üzerinden takip ede- rek deneyimleyen iki ayrı gruptaki bireyleri temsil eden basit tesadüfi örnekleme yöntemi ile belirlenmiş 50 kişiden, yarı yapılandırılmış gö- rüşme tekniği ile veri toplanmıştır. Bilgisayar Destekli Telefon Görüş- mesi (CATI) yöntemi3 ile katılımcılara açık uçlu sorular yöneltilmiştir. Elde edilen verilerin frekansına4, yani görülme sıklığına bakılarak benzer ya da birbiri ile aynı olma özelliği taşıyan cümleler özetlenmiş, ankete yönelik soru ve ifadeler ile ölçme aracı geliştirilmiştir. Ölçek geliştirme araştırması sonrasında, elde edilen sonuçlardan hareketle, anket formunda 15 Temmuz’un hafıza mekânlarının işlevleri ile ilgili 10 ifadeye, 15 Temmuz sonrasında yapılan isim değişikleri karşısında bireylerin takındıkları tutumları ölçmeye yönelik de 8 ifadeye yer ve- rilmiştir. Geliştirilen ölçme aracı ile katılımcıların hafıza mekânları- na ve isim değişikliklerine ilişkin tutumları öğrenilmeye çalışılmıştır. Üçüncü aşamada ise yarı yapılandırılmış görüşmelerden elde edilen sonuçların yanısıra alan yazının da katkısıyla, oluşturulan soru ifade- leri önce 100 kişilik gruba uygulanmıştır. Bir öntest aşaması olarak da değerlendirilen bu süreçte, anketin ve özellikle ifadelerin işlevselliği test edilmiş, anketin çalışmanın amacına uygun olarak veri sağlayıp sağlayamayacağı gözden geçirilmiştir. Ancak bu aşamada toplanan veriler de araştırma açısından önem arz etmesi nedeniyle, Açımlayıcı Faktör Analizi sonrasında araştırmanın geniş saha verileri içine dahil edilmiştir. Ölçek geliştirme araştırmasında, anketin uygulanmasına dair herhangi bir sıkıntı olmadığı görülmüştür. Son aşamada ise ön test ile geçerlilik ve güvenilirliği saptanan ve iş- levselliği gözden geçirilen anket soruları, örneklemi oluşturan 800 katılımcıya uygulanmıştır. Araştırma öncesinde İstanbul Üniversitesi Sosyal ve Beşeri Bilimler Araştırmaları Etik Kurulu Başkanlığı’ndan etik onay alınmıştır. 3 Burada araştırmacı ya da anketör, araştırma katılımcılarıyla telefonda görüşerek anket sorularını ka- tılımcıya teker teker yöneltir ve katılımcının verdiği cevapları bilgisayara görüşme esnasında kayde- der. Cevaplar bilgisayara girilirken o an hata yapılsa bile daha sonra ses kayıtları dinlenerek yapılan bir hata varsa düzeltilebilir. Bu yöntem, anket formunun dağıtılarak yapıldığı anketlere göre daha sağlıklıdır çünkü kanıt olarak katılımcının ses kaydı mevcuttur (Kazan, 2016: 217). 4 Bir değerin gözlenme sıklığı, tekrar sayısıdır. İstatistiksel verilerin oluşturduğu tablolara çoğu kez frekans tablosu denir. Frekans tablosu, ne gibi ölçümlerin gözlendiğini ve bunların her birinin tekrar sayısını, hangi ölçümlerin kaç birey tarafından alındığını gösterir (Arıcı, 1975: 25). 220 | 15 TEMMUZ DARBE GIRIŞIMI VE TOPLUMSAL BELLEĞIN HAFIZA MEKÂNLARI Veri Toplama Araçları Çalışmada yarı yapılandırılmış görüşmeler ve görüşmeler sonucunda geliştirilen anket formuyla veri toplanmıştır. Yarı-Yapılandırılmış Görüşme Formu Yarı yapılandırılmış görüşmelerde de tıpkı yapılandırılmış görüşme- lerde kullanılan yöntemler kullanılabilmektedir. “Yapılandırılmış gö- rüşme, daha çok ne tür soruların ne şekilde sorulup, hangi verilerin toplanacağının önceden en ayrıntılı biçimde planlandığı ve aynen uygulanmaya çalışıldığı bir tekniktir; görüşmeciye bırakılan hareket özgürlüğü en düşük düzeydedir. Yapılandırılmamış görüşme, görüş- meciye büyük hareket serbestisi veren, esnek, kişisel görüşlerin ve yargıların kökenlerine inmeyi kolaylaştıran bir tekniktir. Sorulacak sorular, önceden ana çizgilerle hazırlanmış olsa da görüşmedeki ge- lişmelere göre, yeni ve farklı sorular sorulabilir. Ancak toplanan ve- rilerin değerlendirilmesi oldukça güçtür. Çoğu görüşme bu iki uç ara- sında bir ortamda yapılır ki bunlara da yarı yapılandırılmış görüşme” denmektedir (Karasar, 2016: 212-213). Bu çalışmada yarı yapılandırıl- mış görüşmeler, ölçme aracına rehberlik edici verileri elde etmek ve katılımcılardaki hafıza mekânlarının işlevlerine ve mekân isim deği- şikliklerine yönelik algıyı belirlemek amacıyla yapılmıştır. Çalışma kapsamında, nicel araştırma için anket soruları geliştirmeye yönelik bir ön çalışma niteliğinde 50 kişi ile yarı yapılandırılmış gö- rüşmeler yapılmıştır. Yarı yapılandırılmış görüşme ile katılımcıların 15 Temmuz darbe girişiminin hafıza mekânlarına ilişkin farkında- lıkları, algıları, bir hafıza metni olarak değiştirilen mekân isimlerini benimseme düzeyleri, hatırlama ve unutma sürecinde hafıza mekân- larının etkisi derinlikli olarak incelenmeye çalışılmıştır. Yarı-yapılandırılmış sorulardan oluşan görüşmelerde katılımcılara, 10 adet açık uçlu soru yöneltilmiştir. Elde edilen veriler analiz edilir- ken frekans ve yüzde alma yöntemleri kullanılmıştır. Görüşmelerden elde edilen benzer ya da aynı ifadeler özetlenerek anket sorularına yö- nelik cümleler oluşturulmuştur. Görüşme soruları, bellek-mekân-iktidar ilişkisi üzerine derinlikli alan yazın taraması yapıldıktan sonra çalışma amaçlarına uygun ola- TOPLUMSAL BELLEĞIN TAŞIYICI PAYANDASI OLARAK HAFIZA MEKÂNLARI: 15 TEMMUZ 2016 DARBE GIRIŞIMININ DIRENME ORTAMLARI ÜZERINDEN BIR ARAŞTIRMA | 221 rak hazırlanmıştır. Çalışma 15 Temmuz 2016 gecesi darbe girişimine karşı koymak üzere sokağa çıkan ve sokağa çıkmadan süreci medya- dan izleyerek, medya üzerinden bu geceyi deneyimleyen vatandaşlar üzerine olduğu için yarı-yapılandırılmış görüşmeler de bu vatandaş- lar arasından basit tesadüfi örnekleme yöntemiyle seçilmiştir. Görüşmeler telefonda gerçekleşmiş ve katılımcıların yanıtları verdik- leri onay doğrultusunda CATI ses kayıt uygulamasıyla kayda alınmış- tır. Görüşmeler, 18-25 Mart 2021 tarihleri arasında yapılmıştır. Anket Formu Çalışmanın ikinci aşamasında, veri toplama aracı olarak, yarı yapı- landırılmış görüşmelerden elde edilen verilerden yola çıkarak gelişti- rilmiş Anket Formu kullanılmıştır. Nicel araştırmalarda genelleme en önemli amaçlardan biriyken, nitel araştırmada amaç belirli bir içeriğin derinlemesine ve ayrıntılı olarak irdelenmesidir. Nicel araştırma belirli sayıya indirgenen değişken- leri daha sonra belirli bir nedensellik ilişkisi içinde açıklarken; nitel araştırma bir duruma dahil olan bireylerin veya diğer bir deyişle ak- törlerin, algı ve bakış açılarını yorumlamaya önem verir. Çünkü bu aktörler, durumu biçimlendiren, duruma katkıda bulunan asıl ögeler- dir. Nitel araştırma sonucunda denence ve kuram geliştirilirken; nicel araştırmada geliştirilen bu denence ya da kuram test edilmektedir. Sayısallaştırma, araştırmacıyla değişkenler arasında “nasıl” veya “ne yönde bir ilişki” olduğu konularında açıklama yapma olanağı verir- ken, değişkenler arasındaki ilişkiyi değerlendirme konusunda araştır- macıyı sınırlandırır (Yıldırım ve Şimşek, 2016: 55-62). Anket formu, katılımcılar tarafından kolay anlaşılabilmesi için net ve gerekli yerlerde parantez içerisinde belirtilen açıklamalarla birlikte 27 sorudan oluşmaktadır. İfadeler yarı yapılandırılmış görüşmelere göre yeniden düzenlenmiş ve iletişim alanında farklı uzmanlara gösterilerek görüş ve önerileri alınmıştır. Geliştirilen anket formu, ilk olarak 100 katılımcıya uygu- lanmış, böylelikle bir ölçek geliştirme araştırması yapılmış ve anket formunda düzeltmeler yapılarak 30 Mart-30 Nisan 2021 tarihleri ara- sında, 800 kişilik örnekleme uygulanmıştır. 222 | 15 TEMMUZ DARBE GIRIŞIMI VE TOPLUMSAL BELLEĞIN HAFIZA MEKÂNLARI Anket formu CATI sistemi üzerinden hazırlanmıştır. CATI tekniğiyle gerçekleştirilen görüşmelerde araştırmacı araştırma sorularına geç- meden önce Bilgilendirilmiş Onam Formundaki bilgileri katılımcıya sesli olarak okumuş ve katılımcıların rızasını almıştır. Görüşmeler te- lefonda gerçekleşmiş ve katılımcıların yanıtları, verdikleri onay doğ- rultusunda CATI ses kayıt uygulamasıyla kayda alınmıştır. Ayrıca, “15 Temmuz Darbe Girişimi sırasında İstanbul’da mıydınız?” sorusuna hayır cevabı verenler anket çalışmasına dâhil edilmemiştir. Anket Formu 4 bölümden oluşmaktadır. İlk bölümde, İstanbul’da 15 Temmuz 2016’yı sokakta deneyimleyenler ile medya üzerinden evin- de deneyimleyen vatandaşların cinsiyeti, yaşı, gelir düzeyleri, eğitim- leri, meslekleri ile ilgili genel profil bulgularını elde etmeyi amaçlayan sorulara yer verilmiştir. İkinci bölümde, vatandaşların 15 Temmuz 2016’ya dair hatırladıkları- nın ne kadarının mekânsal olduğunu, mekânın akılda kalan yönleri- nin neler olduğunu, 15 Temmuz denilince hatırlanan hafıza mekânla- rının neler olduğu saptamaya yönelik sorular yer almıştır. Üçüncü bölüm, bireylerin toplumsal belleğin inşa edilmesi, korunma- sı ve yeniden üretilmesinde bir araç olarak kullanılan hafıza mekân- larına ve yer isimlerine ilişkin farkındalıklarını, bir hafıza metni olarak bu isimleri benimseme düzeylerini ölçmeye yönelik sorularla şekillenmiştir. Dördüncü bölümde ise 15 Temmuz 2016’yı sokakta deneyimleyen ve medya üzerinden evinde deneyimleyen vatandaşların siyasi eğilim- leri ile ilgili genel profil bulgularını elde etmeyi amaçlayan sorulara yer verilmiştir. Çalışmada, 15 Temmuz anlatısının, hafıza mekânla- rının, mekân isim değişiklilerinin ve medyanın bu süreçteki etkisine yönelik 3 temel faktör ve 18 ifade belirlenmiştir. Faktörler, çalışmanın amacına uygun şekilde ve çalışmaya özgün olarak ifadelendirilmiştir. Ölçme aracının birinci bölümü, hafıza mekânlarının rolünü ölçmeye yönelik ifadeleri içermektedir. İkinci bölüm ise mekân isim değişik- liklerine ilişkin kabul ve red düzeyini ölçmeye yönelik ifadelerden oluşmaktadır. Birinci ve ikinci aşama soruları, çoktan seçmeli, iki cevaplı, açık ve ka- TOPLUMSAL BELLEĞIN TAŞIYICI PAYANDASI OLARAK HAFIZA MEKÂNLARI: 15 TEMMUZ 2016 DARBE GIRIŞIMININ DIRENME ORTAMLARI ÜZERINDEN BIR ARAŞTIRMA | 223 palı uçlu olup üçüncü aşamada ise tutumları ölçmeye yönelik olarak, Likert Ölçeği kullanılmıştır. 5’li likert seçeneğine göre oluşturulan so- ruların yanıtları 1 “kesinlikle katılmıyorum”, 2 “katılmıyorum”, 3 “ne katılıyorum ne katılmıyorum”, 4 “katılıyorum”, 5 “kesinlikle katılıyo- rum” seçeneklerinden oluşmuştur. Verilerin Analizi Ve Kullanılan Testler Yarı yapılandırılmış görüşmeler nitel veri sağladığından, katılımcı- lardan elde edilen veriler kategorilere ayrılarak sayısallaştırılmıştır. Elde edilen veriler analiz edilirken frekans, ortalama, yüzde alma gibi yöntemler kullanılmıştır. Anket formunun uygulanmasıyla elde edilen verilerin istatistiksel çözümleri SPSS 23 programı kullanılarak yapılmıştır. Çalışmada top- lanan verilerin analizi üç aşamada gerçekleştirilmiştir. İlk aşamada, toplanan bilgilerin frekans analizleri yapılarak betimsel istatistikle- rine bakılmıştır. İkinci aşamada ölçme araçlarının, ortalamaları alın- mış, faktör analizleri, geçerlilik ve güvenirlik testleri sorgulanmıştır. Üçüncü aşamada ise araştırma kapsamında ölçme aracı ile belirlen faktörler ve anket formunda yer alan değişkenler arasındaki ilişkiyi ortaya koymak amacıyla korelasyon analizi yapılmıştır. Ferguson’un da ifade ettiği üzere, korelasyon, birden fazla değişken arasındaki ilişki olarak adlandırılmaktadır (Yakar, 2020: 93). Ancak bu analizle iki değişken arasında nedensellik saptaması yapmak mümkün değildir (İslamoğlu ve Alnıaçık, 2019: 357). İncelenen iki metrik değişken arasındaki ilişkinin belirlenmesinde kullanılan ana- lize korelasyon denilmektedir. Bu analiz sonucunda bir korelasyon katsayısı hesaplanır. “Bu katsayı -1 ile +1 arasında bir değer alabilir. Katsayının işareti negatif ise iki değişken arasında ters yönlü bir ilişki söz konusudur. Bu durumda bir değişkenin değeri artarken diğerinin- ki azalır. Katsayının işareti pozitif ise iki değişken arasında aynı yön- lü bir ilişki vardır. Birinin değeri artarken, diğerininki de artar. Katsa- yı 1’e yaklaştıkça iki değişken arasındaki ilişkinin gücü artar. Genel olarah 0,1 ile 0,3 arasındaki korelasyona zayıf; 0,3 ile 0,5 arasındaki korelasyona orta kuvvette; 0,5 ile 0,8 arasındaki korelasyona güçlü; 0,8’den daha büyük bir korelasyona ise çok güçlü korelasyon adı veri- lir” (İslamoğlu ve Alnıaçık, 2019: 357). Literatürde çok sayıda korelas- 224 | 15 TEMMUZ DARBE GIRIŞIMI VE TOPLUMSAL BELLEĞIN HAFIZA MEKÂNLARI yon katsayısı tekniği bulunmaktadır. Doğru korelasyon tekniği için öncelikle ilişkileri incelenecek değişkenlerin hangi ölçek türüne sa- hip olduğunu bilmek gereklidir. Spearman korelasyon katsayısı veya Sperman’ın rho’su olarak adlandırılan korelasyon tekniği parametrik olmayan istatistikler arasında (Yakar, 2020: 103) ilişkinin derecesini ve yönünü belirlemek amacıyla en sık kullanılan katsayıdır. Spear- man korelasyonu sıralama ölçek türündeki verilerin kullanımında uygundur. Bu araştırmada, parametrik test ön koşulları karşılanmadığı için pa- rametrik olmayan (nonparametrik) testler kullanılmıştır. İki bağım- sız ortalama arasındaki farkın anlamlı olup olmadığını test etmek için ve bağımsız iki örneklem t testine karşılık gelen Mann-Whitney U Testi; ikiden fazla örnek ortalaması arasındaki farkın anlamlı olup olmadığını test etmek için ve tek yönlü ANOVA testine karşılık gelen Kruskal-Wallis Testi kullanılmıştır. Ayrıca veri setindeki değişekenleri özetlemek için çapraz tablolardan yararlanılmıştır. Çapraz tablolar veri setindeki değişkenleri özetle- mek için kullanımıştır. Yarı yapılandırılmış görüşme bulguları ve alan yazındaki benzer ça- lışmalar doğrultusunda katılımcıların hafıza mekânları ve mekân isim değişikliklerine ilişkin farkındalıklarını ve bir hafıza metni ola- rak değiştirilen mekân isimlerini benimseme düzeylerini ölçmek için anket formunda kullanmak üzere geliştirilen ölçek, daha önce de be- lirtildiği gibi 100 kişilik bir örneklemle de test edilmiştir. Çalışmada ölçme aracı geliştirmek amacıyla oluşturulan ifadeler açıklayıcı (açımlayıcı/keşfedici) faktör analizine5 tabi tutulmuştur. Bununla, değişken sayısını azaltmak ve değişkenleri gruplar halinde sınıflandırmak amaçlanmıştır. Ölçme araçlarının faktör analizi ya- pılırken değişkenler arasında yeterli ilişki olup olmadığını anlamak için önce Bartlett Küresellik Testi uygulanmıştır. Bu test, genel olarak değişkenler arasında ilişkinin sıfırdan farklı olup olmadığını test et- 5 Açıklayıcı/Açımlayıcı Faktör Analizi (AFA); değişkenler arasındaki ilişkilere dayanarak çok sayıdaki değişkeni daha az sayıdaki değişkene indirebilen çok değişkenli bir analiz tekniğidir. Faktör analizi çok sayıda değişken kullanılarak yapılan ölçümlerle, altta yatan gizil değişken yapısının ve boyutla- rının belirlenmesi için kullanılır. Bunu yaparken de çok büyük miktarlarda veriyi mümkün olan en az bilgi kaybıyla sadeleştirerek daha az sayıda değişkenle göstermeye olanak sağlar (İslamoğlu ve Alnıaçık, 2019: 429). TOPLUMSAL BELLEĞIN TAŞIYICI PAYANDASI OLARAK HAFIZA MEKÂNLARI: 15 TEMMUZ 2016 DARBE GIRIŞIMININ DIRENME ORTAMLARI ÜZERINDEN BIR ARAŞTIRMA | 225 meye yöneliktir. Faktör analizinin uygulanabilmesi için bu testin so- nucunun anlamlı (p<0,05) çıkması beklenir. Örnekleme yeterliliğini ölçmek için Kaiser-Mayer-Olkin (KMO) testi yapılır. Field’ın da ifade ettiği üzere, KMO örneklem yeterliliği ölçütü 0 ile 1 arasında değişen bir katsayıdır. Bu katsayının 0,5’den küçük olması durumunda faktör analizi uygulanamaz; değer 0,6-0,7 arasındaysa kabul edilebilir; 0,7- 0,8 arasındaysa iyi, 0,9-1,0 arasındaysa mükemmel olarak değerlendi- rilir (İslamoğlu ve Alnıaçık, 2019: 430-437). Ölçme araçlarının güvenirliğini ölçmek için Cronbach’s Alpha değe- rine bakılmıştır. Güvenilirlik, bir ölçüm aracının benzer koşullarda, benzer girdilerle yapılan farklı ölçümlerde benzer sonuçlar verme- si demektir. Ölçüm aracının güvenilirliğini test etmek için istatistik yöntemler de kullanılabilir. Bu yöntemlerden en yaygını Cronbach (1951) tarafından geliştirilen ve ölçeğin iç tutarlılığını değerlendiren Cronbach’s Alpha (α) katsayısı yöntemidir. Bu katsayı, çok sorulu bir ölçekteki sorular arasındaki uyum derecesini gösterir ve 0 ile 1 ara- sında değerler alabilir. Cronbach α katsayısı 1’e yaklaştıkça ölçekteki sorular arasındaki içsel uyumun o denli yüksek olduğu söylenebilir. Genellikle Cronbach’s α değeri 0,61< α<0,80 arasında ölçme aracının güvenilirliği kabul edilebilir seviyedir. 0,81< α <1,00 arasında ise öl- çek güvenilirliği yüksektir. Ölçekteki soru sayısı arttıkça, alpha kat- sayısı da yükselecektir. Bu durumun tersi de geçerlidir. Bu nedenle katsayı yorumlanırken ölçekteki soru sayısına da dikkat edilmelidir (İslamoğlu ve Alnıaçık, 2019: 295-296). Ölçek geliştirme araştırması sonrasında ölçme aracının güvenilirliğine bakıldığında, toplam Cron- bach’s Alpha’nın ,965 olduğu ve ölçme aracının güvenilirliği sağladığı görülmektedir. Bulgular Araştırmanın ilk bulgularını, yarı yapılandırılmış görüşmelerden elde edilen veriler oluşturmaktadır. Ana kitle bulgularında ise sıra- sıyla örneklem grubuna ait tanımlayıcı istatistiki veriler, araştırma- da kullanılan ölçme araçlarının açıklayıcı faktör analizleri, geçerlilik ve güvenirlik testleri, verilerin normal dağılım gösterip göstermedi- ğinin anlaşılabilmesi için normallik testi, Mann-Whitney U Testi ve Kruskal-Wallis H Testi (tek yönlü varyans analizi) ile ölçme aracı ile 226 | 15 TEMMUZ DARBE GIRIŞIMI VE TOPLUMSAL BELLEĞIN HAFIZA MEKÂNLARI belirlen faktörler ve anket formunda yer alan değişkenler arasındaki ilişkiyi tespit etmek amacıyla korelasyon analizlerine yer verilmiştir. Yarı Yapılandırılmış Görüşme Bulguları Yarı yapılandırılmış görüşmeler, betimsel bir yöntemle gerçekleştiril- miş ve verilerin analizinde kategorisel yaklaşım benimsenmiştir. 50 katılımcı ile gerçekleştirilen yarı yapılandırılmış görüşme bulguları darbe girişimini sokakta ya da ekran başında deneyimleyen kişiler açısından toplumsal bellek ve hafıza mekânı ilişkisinin irdelendiği anket formunun geliştirilmesinde yardımcı olmuştur. Yarı yapılandırılmış görüşmeler kapsamında öncelikle açık uçlu soru- lara yönelik 50 katılımcının verileri frekans ve yüzdelik şeklinde ana- liz edilmiştir. Buna göre yarı yapılandırılmış görüşmelerde toplam 50 katılımcının %48’i kadın, %52’si erkektir. Rastgele örnekleme yoluyla seçilmiş katılımcıların yaş aralıkları %48 31- 40 yaş arası, %28 21-30 yaş arası, %14’ü 51-60 yaş arası ve %10’u 41- 50 yaş arası şeklindedir. Katılımcılara toplamda 10 açık uçlu soru yöneltilmiştir. İlk soru olarak 15 Temmuz denince akıllarına gelen ilk şeyin ne olduğu sorulmuştur. Katılımcıların %68’i, 15 Temmuz denince akıllarına gelen ilk şeyin darbe/darbe girişimi kavramı olduğunu ifade etmişlerdir. İkinci soru olarak katılımcılara 15 Temmuz 2016 gecesi darbe girişi- mi sırasında veya sonrasında sokağa çıkıp çıkmadıkları sorulmuştur. Katılımcıların %70’i bu soruya hayır yanıtını vermiştir. “Sokağa çık- ma nedeniniz nedir?” sorusuna cevap veren 15 katılımcının %40’ı ise vatana sahip çıkmanın, vatan sevgisinin ve vatan uğrunda mücadele etmenin en etkili neden olduğunu ifade etmiştir. Ayrıca ne olduğunu anlama ve fayda sağlama düşüncesi de diğer nedenler arasında yer al- maktadır. Katılımcılara sorulan üçüncü soru ise 15 Temmuz’un onlarda uyan- dırdığı duyguya ilişkindir. Verilen cevaplara göre 15 Temmuz’un uyandırdığı en etkili duygu, %24 ile milli birlik, beraberlik duygusu ve vatanın bölünmez bütünlüğüdür. Katılımcıların %22’si içinse 15 Tem- muz’un uyandırdığı en etkili duygu, korku ve endişe olmuştur. Ayrıca TOPLUMSAL BELLEĞIN TAŞIYICI PAYANDASI OLARAK HAFIZA MEKÂNLARI: 15 TEMMUZ 2016 DARBE GIRIŞIMININ DIRENME ORTAMLARI ÜZERINDEN BIR ARAŞTIRMA | 227 üzüntü, şaşkınlık ve hainlik ön plana çıkan diğer duygular arasında yer almaktadır. Katılımcılara dördüncü soru olarak 15 Temmuz 2016 denince akılları- na gelen ilk mekân sorulmuştur. Verilen cevaplara göre ilk akla gelen mekân %74 ile Köprü’dür. Katılımcılara sorulan beşinci soru İstanbul’da iki yakayı birbirine bağlayan kaç köprünün bulunduğudur. Katılımcıların %32’si 3 köprü olduğunu bilmiş ve bu köprülerin isimlerini 15 Temmuz Şehitler Köp- rüsü, Fatih Sultan Mehmet Köprüsü ve Yavuz Sultan Selim köprüsü olarak doğru ifade etmiştir. Katılımcıların %32’si ise 3 köprü olduğunu ifade etmiş ancak 15 Temmuz Şehitler Köprüsü yerine Boğaziçi Köp- rüsü demeyi tercih etmiştir. Katılımcıların %10’u ise 3 köprü olduğunu bilmiş ancak isimlerini hatırlayamamıştır. Katılımcıların %16’sı ise 2 köprü olduğunu ifade etmiştir. Katılımcılara altıncı soru olarak 15 Temmuz’un sembolleri/hafıza mekânları arasında yer alan Atatürk Havalimanı, Köprü, TRT, Kısıklı ve İstanbul Büyükşehir Belediyesi önünün kendilerine neyi çağrış- tırdıkları sorulmuştur. Buna göre hafıza mekânlarından Atatürk Ha- valimanı %16 ile “Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ı ve onun İstanbul’a inişi”ni akla getirmektedir. Katılımcıların %10’u ise havali- manı denildiğinde “tanklar”ı hatırlamaktadır. Baskın, kaos, korku, ar- bede, patlama Atatürk Havalimanını hatırlatan diğer çağrışımlardır. Katılımcıların %20’si bu soruya dair fikir belirtmemiştir. 15 Temmuz’un sembol yerlerinden biri olan Köprü katılımcıların %22’sinde “askerler”i akla getirmektedir. Katılımcılar %14 ile “vuru- lan, yaralanan sivil halk”ın Köprüyü hatırlamalarında etkili olduğu- nu ifade etmişlerdir. Katılımcıların %12’si için ise Köprü “şehitler”i anımsatmaktadır. “Köprünün ve geçişlerin kapatılması”nın Köprü’yü hatırlatan çağrışımlar arasında yer aldığını ifade eden katılımcıların oranı ise %10’dur. Diğer çağrışımlara bakıldığında, tanklar, kaos, facia, kargaşa gibi kavramların hatırlama sürecini etkilediği görülmektedir. TRT denilince katılımcıların %26’sı 15 Temmuz 2016’daki darbe giri- şimi esnasında, “darbe bildirisini okuyan spiker” Tijen Karaş’ı hatırla- maktadır. 15 Temmuz gecesi “TRT binasının basılması”, “spikere zor- 228 | 15 TEMMUZ DARBE GIRIŞIMI VE TOPLUMSAL BELLEĞIN HAFIZA MEKÂNLARI la bildiri okutulması” %22 oranında katılımcının hatırlama sürecinde etkilidir. Kısıklı’ya dair en etkili çağrışım %16 ile “Cumhurbaşkanı Recep Tay- yip Erdoğan” olmuştur. %10 ise “halk, vatandaş, millet, kalabalık” kavramlarını hatırlama sembolü olarak açıklamaktadır. Katılımcıla- rın %8’i için kaos ve korku diğer hatırlatıcı ögeler olmaktadır. Katılım- cıların %38’i fikir belirtmemiştir. İstanbul Büyükşehir Belediyesi önü denildiğinde, “halk, vatandaş, millet, kalabalık” gibi kavramların %20 oranında katılımcının ha- tırlama sürecini etkilediği görülmektedir. Ayrıca katılımcıların %18’i için “çatışma, kaos ve mekanı ele geçirme çabası” İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ne dair çağrışımlar uyandıran diğer kavramlardır. Katılım- cıların %30’u fikir belirtmemiştir. Katılımcılara yedinci soru olarak 15 Temmuz darbe girişimi sonra- sında yapılan isim değişikliklerini günlük dilde kullanıp kullanma- dıkları sorulmuştur. Katılımcıların %64’ü isim değişikliklerini gün- lük dilde kullandıklarını, %36’sı ise kullanmadıklarını ifade etmiştir. İsim değişikliklerini kullanmama nedenini 15 katılımcı açıklamıştır. Bu katılımcıların %20’si “olayı inandırıcı bulmadıkları için”, %20’si ise “alışkanlıklar”ından dolayı isim değişikliklerini kullanmadıklarını ifade etmiştir. Söz konusu değişiklikleri benimsememe gerekçeleri arasında eski isimleri daha iyi bulma, şehir hafızasına duyulan say- gı, algı oluşturmaya yönelik kaygılar öne çıkartılmaktadır. İsim deği- şikliklerini kullanma nedenini ise 32 katılımcı açıklamıştır. Bunların %24’ü, isim değişikliklerini “yeni ismin kullanılması gerektiği”ni dü- şündükleri için tercih ettiklerini belirtmiştir. %18’si ise isim değişik- liklerini önemli ve anlamlı bulduklarını, şehitlere saygı amacıyla bu değişikleri kabul ettiklerini ifade etmişlerdir. Katılımcılara sekizinci soru olarak darbe girişiminden ilk nasıl ha- berdar oldukları sorulmuştur. Katılımcıların %68’i darbe girişimini televizyondan öğrendiklerini belirtmiştir. %16’sı ise sosyal medyadan haber aldıklarını ifade etmiştir. Katılımcılara dokuzuncu soru olarak 15 Temmuz gecesi yaşanılanlara dair en çok hangi kitle iletişim araçlarından bilgi aldıkları sorulmuş- TOPLUMSAL BELLEĞIN TAŞIYICI PAYANDASI OLARAK HAFIZA MEKÂNLARI: 15 TEMMUZ 2016 DARBE GIRIŞIMININ DIRENME ORTAMLARI ÜZERINDEN BIR ARAŞTIRMA | 229 tur. Katılımcıların %56’sı, o gece yaşananlara ilişkin en çok televiz- yondan bilgi aldıklarını ifade etmiştir. Haber alma ihtiyacını sosyal medyadan karşılayan katılımcı oranı ise %28’dir. Katılımcılara son soru olarak geçmişte yaşanan olayları hatırlama- larında nelerin etkili olduğu sorulmuştur. Bu soruya katılımcıların %32’si mekânda gerçekleşen olaylar, mekândaki anlamın taşıyıcısı olan isimler, sembol unsurlar olarak, köprüler, parklar ve meydanlar yanıtını vermiştir. Katılımcılarla yapılan görüşmelerde elde edilen sonuçlara bakıldı- ğında tüm katılımcıların ortak noktada buluştuğu konu, mekânın 15 Temmuz’u hatırlama noktasında etkili bir faktör olduğudur. Bu açıdan düşünüldüğünde anılarla, deneyimlerle, algılarla, duyumlar- la desteklenmiş bir mekân, katılımcıyı etkileyebilmeyi ve hatırlama davranışına direkt etki etmeyi sağlayabilmektedir. 15 Temmuz darbe girişimi gecesi çatışmanın yaşandığı mekânlar, üzerlerinde taşıdıkları biçimsel ve simgesel anlamlarla hatırlatma pratiklerini etkilemekte, dolayısıyla mekânsal hafıza sisteminin olu- şumuna katkı sağlamaktadır. Geçmişin toplumun belleğinde yeniden yaşatılması ve canlı tutulma- sı Nora’nın (2006) “hafıza mekânları”nın da temeli oluşturmaktadır. Söz konusu temelin nasıl üretildiğini 15 Temmuz özelinde açıklığa kavuşturmak, Nora’nın hafıza mekânlarını anlamak için zorunlu gö- rünmektedir. 15 Temmuz özelinde hafıza mekânları’nın temel amacı darbe girişimini “yaşayanlar” ve “izleyenler” nezdinde canlı tutmak, medyanın bu mekânlara dair servis ettiği görüntülerle anlamsal/bağ- lamsal bir bağ kurulmasını sağlamak ve 15 Temmuz’a dair hatırlama sürecini canlı tutmaktır. Dolayısıyla bu canlılık ve kurulan bağ, ken- dini hafıza mekânları ve medya üzerinden sürekli yeniden üretmekte ve zihinlerde mutlak bir gerçeklik olarak yer almaktadır. Yarı yapılandırılmış görüşme bulgularına göre, katılımcılar mekân isim değişikliklerinden etkilenmektedir. Mekâna ilişkin isim değişik- liklerinin benimsenme ve benimsenmeme nedenleri için kodlanan ifadeler arasında anlamlı ilişkiler bulunması araştırmada darbe giri- şimini sokakta ya da ekran başında deneyimleyen kişiler, yaş ve siyasi 230 | 15 TEMMUZ DARBE GIRIŞIMI VE TOPLUMSAL BELLEĞIN HAFIZA MEKÂNLARI eğilim arasında ilişkisel bir araştırma yapabilmenin önünü açmıştır. Haber alma ve bilgi edinme ihtiyacını karşılamaya ilişkin bulgularda en dikkat çekici nokta televizyonun en belirleyici aktör olduğudur. Hemen her evde bulunan televizyon, darbeyle ilgili ciddi anlamda ilk gözlemlerin yapıldığı mecra olmuştur. 15 Temmuz darbe girişimine dair olayların, sürekli canlı bağlantılar yapılarak televizyon haber ve programlarında oldukça yoğun bir şekilde ele alınması, yeni medya karşısında güç kaybettiği düşünülen televizyonun önemini bir kez daha göstermiştir. Ana Kitle Bulguları Ana kitlenin niteliği ve arz ettiği özelliklerin her biri anlamlı birer veri sunmaktadır. Bu veriler, ana kitleyi oluşturan katılımcıların de- mografik özellikleri, onların zihinlerinde yer eden 15 Temmuz algısı, 15 Temmuz 2016 tarihine verilen kişisel önem ve destek boyutlarında ayrı ayrı analiz edilmeye çalışılmıştır. Bu analizlerle birlikte, hafıza mekânlarının ve bu mekânlara ilişkin yapılan isim değişikliklerinin, 15 Temmuz 2016 gününe ilişkin takınılan tutumlardaki rolün çözüm- lenmesi, odak noktasını oluşturmuştur. Demografik Özelliklere İlişkin Frekans Analizleri Araştırmaya katılan 800 katılımcının yaş, cinsiyet, eğitim durumu, medeni durum ve gelir durumu gibi demografik özellikleri şöyle sı- ralamak mümkündür: Darbe girişimi sırasında veya sonrasında sokağa çıktığını belirten 401 katılımcının; %49,37’si (198 kişi) ka- dınlardan, %50.63’ü (203) erkeklerden oluşmaktadır. 15-24 yaş aralığındaki 152 katılımcının %50’si (76 kişi), 25-34 yaş ara- lığındaki 178 katılımcının %49,4’ü (88 kişi), 35-44 yaş aralığındaki 178 katılımcının %50’si (89 kişi), 45-54 yaş 133 katılımcının %51,1’i (68 kişi), 55-64 yaş aralığındaki 88 katılımcının %50’si (44 kişi), 65 yaş ve üzeri 71 katılımcının %50,7’si (36 kişi) darbe girişimi gecesi sokağa çıktığını ifade etmiştir. Sokağa çıkan katılımcıların eğitim durumuna bakıldığında, ilköğre- tim mezunu 135 katılımcının %43,7’si (59 kişi), lise mezunu 409 katı- lımcının %50,1’i (205 kişi), ön lisans mezunu 95 katılımcının %58,9’u TOPLUMSAL BELLEĞIN TAŞIYICI PAYANDASI OLARAK HAFIZA MEKÂNLARI: 15 TEMMUZ 2016 DARBE GIRIŞIMININ DIRENME ORTAMLARI ÜZERINDEN BIR ARAŞTIRMA | 231 (56 kişi), lisans mezunu 138 katılımcının %48,6’sı (67 kişi), lisansüstü mezunu 23 katılımcıların %60,9’u (14 kişi) darbe girişimi gecesi soka- ğa çıktığını ifade etmiştir. 0-1001 TL aylık gelire sahip 27 katılımcının %37’si (10 kişi), 1001-2000 TL arası aylık gelire sahip 13 katılımcının %61,5’i (8 kişi), 2001-3000 TL arası aylık gelire sahip 209 katılımcının %49,3’ü (103 kişi), 3001- 4000 TL arası aylık gelire sahip 331 katılımcının %48’i (159 kişi), 4001-5000 TL arası aylık gelire sahip 147 katılımcının %49’u (72 kişi), 5001 TL ve üzerinde aylık gelire sahip 54 katılımcının %64,8’i (35 kişi) sokağa çıktığını ifade etmiştir. Gelir durumunu belirtmek istemeyen 19 katılımcının ise %73,7’si (14 kişi) darbe girişimi gecesi sokağa çık- mıştır. AK Parti’ye oy veren 333 katılımcının %51,4’ü (171 kişi), CHP’ye oy ve- ren 181 katılımcının %43,6’sı (79 kişi), HDP’ye oy veren 89 katılımcının %46,1’i (41 kişi), MHP’ye oy veren 83 katılımcının %47’si (39 kişi), İYİ Parti’ye oy veren 37 katılımcının %45,9’u (17 kişi) darbe girişimi gecesi sokağa çıktığını ifade etmiştir. Öte yandan hangi partiye oy verdiğini söylemek istemeyen 33 katılımcının %72,7’i (24 kişi), oy kullanmayan 29 katılımcının %72,4’ü (21 kişi), diğer seçeneğini işaretleyen 15 katı- lımcıların %60’ı (9 kişi) sokağa çıktığını ifade etmiştir. Darbe girişimi sırasında veya sonrasında sokağa çıkmadığını belirten 399 katılımcının; %34’ü (102 kişi) kadınlardan, %59,4’ü (297 kişi) erkeklerden oluşmaktadır. 15-24 yaş aralığındaki 152 ka- tılımcının %50’si (76 kişi), 25-34 yaş aralığındaki 178 katılımcının %50,6’sı (90 kişi), 35-44 yaş aralığındaki 178 katılımcının %50’si (89 kişi), 45-54 yaş 133 katılımcının %48,9’u (65 kişi), 55-64 yaş aralığın- daki 88 katılımcının %50’si (44 kişi), 65 yaş ve üzeri 71 katılımcının %49,3’ü (35 kişi) darbe girişimi gecesi sokağa çıkmadığını ifade et- miştir. Sokağa çıkmayan katılımcıların eğitim durumuna bakıldığın- da, ilköğretim mezunu 135 katılımcının %56,3’ü (76 kişi), lise mezunu 409 katılımcının %49,9’u (204 kişi), ön lisans mezunu 95 katılımcının %41,1’i (39 kişi), lisans mezunu 138 katılımcının %51,4’ü (71 kişi), lisan- süstü mezunu 23 katılımcıların %39,1’i (9 kişi) darbe girişimi gecesi sokağa çıkmadığını ifade etmiştir. 0-1001 TL aylık gelire sahip 27 katılımcının %63’ü (17 kişi), 1001-2000 TL arası aylık gelire sahip 13 232 | 15 TEMMUZ DARBE GIRIŞIMI VE TOPLUMSAL BELLEĞIN HAFIZA MEKÂNLARI katılımcının %38,5’i (5 kişi), 2001-3000 TL arası aylık gelire sahip 209 katılımcının %50,7’si (106 kişi), 3001-4000 TL arası aylık gelire sahip 331 katılımcının %52’si (172 kişi), 4001-5000 TL arası aylık gelire sa- hip 147 katılımcının %51’i (75 kişi), 5001 TL ve üzerinde aylık gelire sahip 54 katılımcının %35,2’si (19 kişi) sokağa çıktığını ifade etmiştir. Gelir durumunu belirtmek istemeyen 19 katılımcının ise %26,3’ü (5 kişi) darbe girişimi gecesi sokağa çıkmamıştır. AK Parti’ye oy veren 333 katılımcının %48,6’sı (162 kişi), CHP’ye oy veren 181 katılımcının %56,4’ü (102 kişi), HDP’ye oy veren 89 katılımcının %53,9’u (48 kişi), MHP’ye oy veren 83 katılımcının %53’ü (44 kişi), İYİ Parti’ye oy veren 37 katılımcının %54,1’i (20 kişi) darbe girişimi gecesi sokağa çıkma- dığını ifade etmiştir. Öte yandan hangi partiye oy verdiğini söylemek istemeyen 33 katılımcının %27,3’ü (9 kişi), oy kullanmayan 29 katı- lımcının %27,6’sı (8 kişi), diğer seçeneğini işaretleyen 15 katılımcıların %40’ı (6 kişi) sokağa çıkmadığını ifade etmiştir. Cinsiyet n % Kadın 300 37,5 Erkek 500 62,5 Toplam 800 100 Tablo 3.4 Cinsiyete Göre Dağılımlar Katılımcıların %37,5’ni kadınlar oluştururken %62,5’ni erkekler oluş- turmaktadır. 15 Temmuz 2016 yılındaki darbe girişimi sırasında veya sonrasında sokağa çıktınız mı? Evet Hayır n % n % Tablo 3.5 Darbe Girişimi Gecesi Sokağa Çıkan Katılımcıların Cinsiyet Değişkenine Göre Dağılımı Cinsiyetiniz Kadın 198 49,4% 102 25,6% Erkek 203 50,6% 297 74,4% Toplam 401 100,0% 399 100,0% TOPLUMSAL BELLEĞIN TAŞIYICI PAYANDASI OLARAK HAFIZA MEKÂNLARI: 15 TEMMUZ 2016 DARBE GIRIŞIMININ DIRENME ORTAMLARI ÜZERINDEN BIR ARAŞTIRMA | 233 Darbe girişimi gecesi sokağa çıkan katılımcıların %49,4’ünü kadınlar, %50,6’sını ise erkekler oluşturmaktadır. Kadınların %25,6’sı, erkekle- rin %74,4’ü o geceyi sokağa çıkmadan medya üzerinden takip ederek deneyimlemiştir. Yaş n % 15-24 152 19,0 25-34 178 22,3 35-44 178 22,3 45-54 133 16,6 55-64 88 11,0 65+ 71 8,9 Toplam 800 100 Tablo 3.6 Yaşa Göre Dağılımlar Yaş grubuna bakıldığında katılımcıların %19’nun 15-24 yaş; %22,3’ünün 25-34 yaş; %22,3’nün 35-44 yaş; %16,6’sının 45-54 yaş; %11’nin 55-64 yaş; %8,9’nun 65 yaş ve üstü olduğu görülmektedir. 25- 44 arası yaş grubu, toplam içerisinde %44,50’lik bir paya sahiptir. 15 Temmuz 2016 yılındaki darbe girişimi sırasında veya sonrasında sokağa çıktınız mı? Evet Hayır n % n % Yaş 15-24 76 19,0% 76 19,0% 25-34 88 21,9% 90 22,6% 35-44 89 22,2% 89 22,3% 45-54 68 17,0% 65 16,3% 55-64 44 11,0% 44 11,0% 65 + 36 9,0% 35 8,8% Toplam 401 100,0% 399 100,0% Tablo 3.7 Darbe Girişimi Gecesi Sokağa Çıkan Katılımcıların Yaş Değişkenine Göre Dağılımı Sokağa çıkan katılımcıların yaş grubuna bakıldığında katılımcıların %19’unun 15-24 yaş, %21,9’nun 25-34 yaş; %22,2’sinin 35-44 yaş, 234 | 15 TEMMUZ DARBE GIRIŞIMI VE TOPLUMSAL BELLEĞIN HAFIZA MEKÂNLARI %17’sinin 45-54 yaş, %11’nin 55-64 yaş aralığında, %9’unun 65 yaş ve üzeri olduğu görülmektedir. Eğitim Durumu n % İlköğretim 135 16,9 Lise 409 51,1 Ön Lisans 95 11,9 Lisans 138 17,3 Lisansüstü 23 2,9 Toplam 800 100 Tablo 3.8 Eğitim Durumuna Göre Dağılımlar Araştırmaya katılanların %16,9’unu ilköğretim, %51,1’ini lise, %11,9’unu ön lisans, %17,3’ünü lisans, %2,9’unu lisansüstü düzeyde eğitim alan kişiler oluşturmaktadır. Bu durum ağırlıklı grubun lise mezunu olan kişilerden oluştuğunu göstermektedir. 15 Temmuz 2016 yılındaki darbe girişimi sırasında veya sonrasında sokağa çıktınız mı? Evet Hayır n % n % Eğitim İlköğretim 59 14,7% 76 19,0% Lise 205 51,1% 204 51,1% Ön Lisans 56 14,0% 39 9,8% Lisans 67 16,7% 71 17,8% Lisansüstü 14 3,5% 9 2,3% Toplam 401 100,0% 399 100,0% Tablo 3.9 Darbe Girişimi Gecesi Sokağa Çıkan Katılımcıların Eğitim Düzeyi Değişkenine Göre Dağılımı Darbe girişimi gecesi sokağa çıkan katılımcıların %51,1’nin lise mezu- nu olduğu görülmektedir. Eğitim düzeyinde ikinci sırada %16,7 ile li- sans mezunları, üçüncü sırada %14,7 ile ilköğretim mezunları yer al- maktadır. TOPLUMSAL BELLEĞIN TAŞIYICI PAYANDASI OLARAK HAFIZA MEKÂNLARI: 15 TEMMUZ 2016 DARBE GIRIŞIMININ DIRENME ORTAMLARI ÜZERINDEN BIR ARAŞTIRMA | 235 Medeni Durum n % Evli 521 65,1 Bekâr 233 29,1 Boşanmış 43 5,8 Toplam 800 100 Tablo 3.10 Medeni Durumuna Göre Dağılımlar Katılımcıların %65,1’i evli, %29,1’i bekâr, %5,8’i boşanmıştır. Katılım- cıların medeni durumunu gösteren Tablo’da, %65,1’lik bir oranla evli olanların çoğunlukta olduğu görülmektedir. Gelir Düzeyi n % 0-1000 TL 27 3,4 1001-2000 TL 13 1,6 2001-3000 TL 209 26,1 3001-4000 TL 331 41,4 4001-5000 TL 147 18,4 5001 ve üstü 54 6,8 Belirtmek istemeyenler 19 2,4 Toplam 800 100 Tablo 3.11 Gelir Durumuna Göre Dağılımlar Katılımcıların %3,4’ü 0-1000 TL, %1,6’sı 1001-2000 TL, %26,1’i 2001- 3000 TL, %41,4’ü 3001-4000 TL, %18,4’ü 4001-5000 TL ve %6,8’i 5001 TL ve üzeri gelire sahiptir. Katılımcıların %2,4’ü ise aylık gelir düzeyini belirtmek istememiştir. Aylık gelir dağılım tablosuna göre, %41,4’lük bir oranla yarıya yakın katılımcının aylık geliri 3001-4000 TL’dir. 236 | 15 TEMMUZ DARBE GIRIŞIMI VE TOPLUMSAL BELLEĞIN HAFIZA MEKÂNLARI 15 Temmuz 2016 yılındaki darbe girişimi sırasında veya sonrasında sokağa çıktınız mı? Evet Hayır n % n % Aylık gelir 0-1000 TL 10 2,5% 17 4,3% 1001- 2000 TL 8 2,0% 5 1,3% 2001-3000 TL 103 25,7% 106 26,6% 3001-4000 TL 159 39,7% 172 43,1% 4001-5000 TL 72 18,0% 75 18,8% 5001 ve üstü 35 8,7% 19 4,8% Belirtmek istemedi 14 3,5% 5 1,3% Toplam 401 100,0% 399 100,0% Tablo 3.12 Darbe Girişimi Gecesi Sokağa Çıkan Katılımcıların Gelir Düzeyine Göre Dağılımı Darbe girişimi gecesi sokağa çıkan katılımcıların %39,7’si 3001-4000 TL, %25,7’si 2001-3000 TL, %18,0’ı ise 4001-5000 TL gelire sahiptir. 0-1000 TL aylık gelire sahip katılımcıların oranı %2,5, 1001-2000 TL aylık gelire sahip katılımcıların oranı ise %2, 5001 TL ve üzeri aylık gelire sahip katılımcıların oranı %8,7’dir. Katılımcıların %3,5’i ise gelir durumunu belirtmek istememiştir. TOPLUMSAL BELLEĞIN TAŞIYICI PAYANDASI OLARAK HAFIZA MEKÂNLARI: 15 TEMMUZ 2016 DARBE GIRIŞIMININ DIRENME ORTAMLARI ÜZERINDEN BIR ARAŞTIRMA | 237 Meslek n % Özel sektörde yönetici olmayan memur/teknik eleman/uzman vb. 167 20,9 Kamuda yönetici olmayan memur/teknik eleman/uzman vb. 143 17,9 İşçi/hizmetli 141 17,6 Ev kadını 129 16,1 Emekli 59 7,4 Öğrenci 47 5,9 İş yeri sahibi (1-10 çalışanı olan) 35 4,4 Tek başına çalışan, dükkan sahibi, esnaf (taksi şoförü dahil) 27 3,4 İşsiz 13 1,6 İş yeri sahibi (10’dan fazla çalışanı olan) 13 1,6 Yönetici (1-10 çalışanı olan) 11 1,4 Ücretli kıdemli nitelikli uzman (avukat, doktor, mimar vb.) 7 0,9 Yönetici (10’dan fazla çalışanı olan) 5 0,6 Serbest nitelikli uzman (avukat, mühendis, mali müşavir vb.) 2 0,3 Ordu mensubu 1 0,1 Toplam 800 100 Tablo 3.13 Mesleğe Göre Dağılımlar Araştırmaya katılan katılımcıların %20,9’u özel sektörde, %17,9’u kamu kurumlarında çalışmaktadır. Bu durum ağırlıklı grubun özel sektörde ve kamu kurumlarında yönetici olmayan memur/teknik ele- man/uzman vb. çalışanlardan oluştuğunu göstermektedir. Katılımcı- ların %17,6’sını işçiler, %16,1’ni ev kadınları, %7,4’ünü emekliler, %5,9’unu ise öğrenciler oluşturmaktadır. 238 | 15 TEMMUZ DARBE GIRIŞIMI VE TOPLUMSAL BELLEĞIN HAFIZA MEKÂNLARI Hanehalkı reisinin mesleği n % Özel sektörde yönetici olmayan memur/teknik eleman/uzman vb. 186 23,3 İşçi/hizmetli 167 20,9 Kamuda yönetici olmayan memur/teknik eleman/uzman vb. 156 19,5 Emekli 112 14,0 İş yeri sahibi (1-10 çalışanı olan) 55 6,9 Tek başına çalışan, dükkan sahibi, esnaf (taksi şoförü dâhil) 42 5,3 Ücretli kıdemli nitelikli uzman (avukat, doktor, mimar vb.) 21 2,6 Yönetici (1-10 çalışanı olan) 17 2,1 İş yeri sahibi (10’dan fazla çalışanı olan) 14 1,8 Serbest nitelikli uzman (avukat, mühendis, mali müşavir vb.) 13 1,6 Yönetici (10’dan fazla çalışanı olan) 8 1,0 Ordu mensubu (uzman er, astsubay vb.) 5 0,6 Çiftçi (kendi başına/aile ile çalışan) 2 0,3 Toplam 800 100 Tablo 3.14 Hanehalkı Reisinin Mesleğine Göre Dağılımlar Mesleklerine göre hanehalkı reislerinin %23,3’ü özel sektörde yönetici olmayan memur/teknik eleman/uzman vb. statüsünde, %20,9’u işçi, %19,5’i kamuda yönetici olmayan memur/teknik eleman/uzman vb. statüsünde çalışanlardan oluşmaktadır. Katılımcıların Siyasi Eğilimleri Siyasal Yelpazedeki Yeri n % Atatürkçü 182 22,8 Milliyetçi 222 27,8 Liberal 7 0,9 Sosyal demokrat 50 6,3 Sosyalist 37 4,6 Muhafazakâr 302 37,8 Toplam 800 100 Tablo 3.15 Katılımcıların Siyasi Görüşleri Katılımcıların siyasi görüşünde, %37,8 ile “muhafazakâr” düşüncenin hâkim olduğu görülmektedir. Farklı siyasi görüşte olanlar da olmakla birlikte %22,8 ile Atatürkçü, %27,8 ile milliyetçi, %0,9 ile liberal, %6,3 TOPLUMSAL BELLEĞIN TAŞIYICI PAYANDASI OLARAK HAFIZA MEKÂNLARI: 15 TEMMUZ 2016 DARBE GIRIŞIMININ DIRENME ORTAMLARI ÜZERINDEN BIR ARAŞTIRMA | 239 ile sosyal demokrat, %4,6 ile sosyalist düşünceye hâkim olanlar yer almaktadır. Parti Üyeliği n % Evet 111 13,9 Hayır 689 86,1 Toplam 800 100 Tablo 3.16 Katılımcıların Siyasi Parti Üyeliği Katılımcıların siyasi parti üyesi olup olmadıklarını gösteren Tablo 3.16’da hiçbir siyasi partiye üye olmayanların (%86,1) ağırlığı görül- mektedir. Katılımcıların hepsinin birer siyasi görüşü olmakla birlikte bir siyasi partinin üyesi ya da bir siyasi partide aktif olarak yer alma- dıkları ortaya konmuştur. Etnik Kimlik n % Türk 736 92,0 Kürt 52 6,5 Zaza 12 1,5 Toplam 800 100 Tablo 3.17 Katılımcıların Etnik Kimliği Araştırmaya katılanların %92’si kendisini Türk olarak tanımlarken, %6,5’i Kürt, %1,5’i Zaza olarak tanımlamaktadır. Dini Kimlik n % Müslüman Sünni 717 89,6 Müslüman Alevi 37 4,6 Söylemek istemeyenler 46 5,8 Toplam 800 100 Tablo 3.18 Katılımcıların Dini İnancı Katılımcıların %89,6’sı Müslüman Sünni mezhebe mensup oldukları- nı belirtmiştir. Sadece %4,6’sı Müslüman Alevi olduklarını ifade et- miştir. Katılımcıların %5,8’i ise dini kimliğini / mezhebini belirtmek istememiştir. 240 | 15 TEMMUZ DARBE GIRIŞIMI VE TOPLUMSAL BELLEĞIN HAFIZA MEKÂNLARI Oy Kullanma Eğilimi n % Adalet ve Kalkınma Partisi 333 41,6 Cumhuriyet Halk Partisi 181 22,6 Halkların Demokratik Partisi 89 11,1 Milliyetçi Hareket Partisi 83 10,4 İYİ Parti 37 4,6 Söylemek istemeyenler 33 4,1 Oy kullanmayanlar 29 3,6 Diğer 15 1,9 Toplam 800 100 Tablo 3.19 Katılımcıların 2018 Genel Seçimlerinde Oy Kullanma Eğilimleri Araştırmaya katılanların 2018 genel milletvekili seçimlerindeki oy tercihlerine bakıldığında, katılımcıların %41,6’sı Adalet ve Kalkınma Partisi’ne, %22,6’sı ise Cumhuriyet Halk Partisine oy vermiştir. Katı- lımcıların %11,1’i Halkların Demokratik Partisi’ne, %10,4’ü Milliyetçi Hareket Partisi’ne, %4,6’sı İYİ Parti’ye oy verirken; %1,9 ‘u diğer parti- lere oy vermiştir. Katılımcıların %3,6’sı o dönemde oy kullanmamış- ken %4,1’i verdiği oyu söylemek istememiştir. Katılımcıların 2018 se- çimlerindeki oy kullanma tercihleri, siyasi görüşleri ile orantılı olup muhafazakâr görüşlerin ağırlıklı olduğu görülmektedir. TOPLUMSAL BELLEĞIN TAŞIYICI PAYANDASI OLARAK HAFIZA MEKÂNLARI: 15 TEMMUZ 2016 DARBE GIRIŞIMININ DIRENME ORTAMLARI ÜZERINDEN BIR ARAŞTIRMA | 241 15 Temmuz 2016 yılındaki darbe girişimi sırasında veya sonrasında sokağa çıktınız mı? Evet Hayır n % N % 2018 genel seçimlerinde oyunuzu kime verdiniz? Adalet ve Kalkınma Partisi 171 42,6% 162 40,6% Cumhuriyet Halk Partisi 79 19,7% 102 25,6% Halkların Demokratik Partisi 41 10,2% 48 12,0% Milliyetçi Hareket Partisi 39 9,7% 44 11,0% İYİ Parti 17 4,2% 20 5,0% Söylemek istemiyorum 24 6,0% 9 2,3% Oy kullanmadım 21 5,2% 8 2,0% Diğer 9 2,2% 6 1,5% Toplam 401 100,0% 399 100,0% Tablo 3.20 Darbe Girişimi Gecesi Sokağa Çıkan Katılımcıların Siyasi Eğilim Değişkenine Göre Dağılımları Sokağa çıkan katılımcıların büyük çoğunluğu (%42,6) 2018 Genel Mil- letvekili Seçimlerinde Adalet ve Kalkınma Partisi’ne oy vermiştir. 242 | 15 TEMMUZ DARBE GIRIŞIMI VE TOPLUMSAL BELLEĞIN HAFIZA MEKÂNLARI 15 Temmuz’un Hatırlatıcı İmgelerine Dair Bulgular Bu bölümde ankete katılan 800 kişinin 15 Temmuz’a ilişkin hatırla- dıkları ve kendilerine hatırlatılanlara ilişkin verileri alt başlıklar ha- linde tablolarda verilmektedir. Katılımcıların 15 Temmuz denilince akıllarına gelen mekânların hangileri olduğu, bu mekânlara dair far- kındalık düzeyleri, mekâna ilişkin isim değişikliklerini kabul ve red düzeyleri, bu kabul ve reddin ardındaki kök neden ya da nedenler öl- çülerek frekans ve yüzdelik olarak hesaplanmıştır. 6 15 Temmuz Algısı Bu bölümde katılımcıların 15 Temmuz darbe girişimine dair algılarını ve duygulanış durumlarını gösteren tablolara yer verilmiştir. Bu çer- çevede, çalışmanın amaç soruları arasında yer alan: · “15 Temmuz 2016 tarihi hangi çağrışımları oluşturmaktadır? · 15 Temmuz’un hatırlama görüntüleri nelerdir? · 15 Temmuz’un hatırlatıcı figürleri nelerdir? · 15 Temmuz’un sizde uyandırdığı duygu nedir? · İstanbul’da iki yakayı birbirine bağlayan kaç köprü bulunmakta- dır ve bunların isimleri nelerdir? · 15 Temmuz darbe girişimi sonrasında İstanbul’da öne çıkan ve inşa edilen anıtlar, semboller ya da mekânlar nelerdir? · 15 Temmuz’u sokakta deneyimlemiş olanların hafıza mekânlarına dair farkındalıkları artmış mıdır? · 15 Temmuz’u medya üzerinden deneyimlemiş olanların, hafıza mekânları olarak nitelendirilen mekânlara ilişkin duygu/düşünce- si nedir ve bu mekânlara ilişkin bir farkındalık içinde midirler?” sorularının karşılığı olan tablolara yer verilmiştir. 6 Araştırmada kullanılan ölçme araçlarının faktör yapıları, normallik dağılımları ile geçerlilik ve güve- nilirlik analizleri için Bkz. “Toplumsal Belleğin Taşıyıcı Payandası Olarak Hafıza Mekânları: 15 Tem- muz 2016 Darbe Girişiminin Direnme Ortamları” Doktora Tezi, 2021, İstanbul Üniversitesi. TOPLUMSAL BELLEĞIN TAŞIYICI PAYANDASI OLARAK HAFIZA MEKÂNLARI: 15 TEMMUZ 2016 DARBE GIRIŞIMININ DIRENME ORTAMLARI ÜZERINDEN BIR ARAŞTIRMA | 243 Köprü Sayısı n % 1 20 2,5 2 49 6,1 3 731 91,4 Toplam 800 100 Tablo 3.21 İstanbul’daki Köprülere İlişkin Farkındalık Düzeyi İlk soru olarak katılımcılara araştırmanın başlangıcında mekâna ve mekân isimlerine ilişkin algılarını ölçmeye yönelik olarak İstanbul’da iki yakayı birbirine bağlayan kaç köprü olduğu sorulmuştur. Bu soru ile anketin devamında aktarılacak sorularla herhangi bir yönlendir- meye fırsat vermeden, katılımcıların zihinlerinde yer alan değişiklere ilişkin farkındalık düzeylerinin öğrenilmesi amaçlanmıştır. Katılım- cıların %91,4’ünün 3 köprü olduğunu bildiği görülmektedir. Köprü İsimleri n % 1 Köprü 2 Köprü 3 Köprü n % n % n % Fatih Sultan Mehmet Köprüsü 4 20,0 49 100,0 731 100,0 Boğaziçi Köprüsü 4 20,0 16 32,7 225 30,8 15 Temmuz Şehitler Köprüsü 12 60,0 33 67,3 506 69,2 Yavuz Sultan Selim Köprüsü 0 0,0 22 44,9 727 99,5 Toplam 20 100 49 100 731 100 Tablo 3.22 İstanbul’daki Köprülerin İsimlerine İlişkin Hatırlama Düzeyi “İstanbul’da iki yakayı birbirine bağlayan 1 köprü vardır” yanıtını ve- ren toplam 20 kişinin %20’si Fatih Sultan Mehmet, %20’si Boğaziçi Köprüsü, %60’ı ise 15 Temmuz Şehitler Köprüsü yanıtını vermiştir. Bu grupta Yavuz Sultan Selim Köprüsü’nün adını bilen olmamıştır. “İs- tanbul’da iki yakayı birbirine bağlayan 3 köprü vardır” yanıtını veren 731 katılımcının tamamı Fatih Sultan Mehmet Köprüsü’nün adını ve- rirken, %69,2’si ise 15 Temmuz Şehitler Köprüsü, %99,5 Yavuz Sultan Selim Köprüsü’nün adını doğru bilmiştir. %30,8’i Boğaziçi Köprüsü demeyi tercih etmiştir. 244 | 15 TEMMUZ DARBE GIRIŞIMI VE TOPLUMSAL BELLEĞIN HAFIZA MEKÂNLARI 15 Temmuz 2016 yılındaki darbe girişimi sırasında veya sonrasında sokağa çıktınız mı? Evet Hayır n % n % Fatih Sultan Mehmet Köprüsü 390 97,3% 394 98,7% Boğaziçi Köprüsü 127 31,7% 118 29,6% 15 Temmuz Şehitler Köprüsü 270 67,3% 281 70,4% Yavuz Sultan Selim Köprüsü 370 92,3% 379 95,0% Toplam 401 100,0% 399 100,0% Tablo 3.23 Darbe Girişimi Gecesi Sokağa Çıkma Durumuna Göre İstanbul’daki Köprülerin İsimlerine İlişkin Hatırlama Düzeyi Darbe girişimi gecesi sokağa çıkan katılımcıların %67,3’ü “15 Temmuz Şehitler Köprüsü” ismini kullanırken, %31,7’si “Boğaziçi Köprüsü” is- mini kullanmayı tercih etmiştir. Sokağa çıkmayan katılımcıların ya- nıtlarına bakıldığında, 70,4’nün “15 Temmuz Şehitler Köprüsü” ismi- ni kullandığı, %29,6’sının “Boğaziçi Köprüsü” ismini kullanmayı tercih ettiği görülmektedir. Bu durum isimlerin şahsi ve medya dola- yımlı tecrübeyi toplumsal hafıza ile irtibatlı kılma işlevinin önemini ortaya koymaktadır. TOPLUMSAL BELLEĞIN TAŞIYICI PAYANDASI OLARAK HAFIZA MEKÂNLARI: 15 TEMMUZ 2016 DARBE GIRIŞIMININ DIRENME ORTAMLARI ÜZERINDEN BIR ARAŞTIRMA | 245 Akla gelen ilk şey N % Darbe/darbe girişimi 342 42,8 Vatan/bayrak 63 7,9 Hainlik 52 6,5 Köprü 48 6,0 Milli birlik ve beraberlik 44 5,5 Kâbus 42 5,3 Şehitler 38 4,8 Korku 31 3,9 Kurgu/Yalan 29 3,6 Camilerden okunan selalar 22 2,8 TRT’de yayınlanan bildiri 22 2,8 Uçak sesleri 17 2,1 Tekbir sesleri 16 2,0 Tanklar 16 2,0 Zulüm 9 1,1 Utanç gecesi 9 1,1 Toplam 800 100 Tablo 3.24 15 Temmuz 2016 Çağrışımları Katılımcılara yöneltilen “15 Temmuz 2016 tarihi denince aklınıza ge- len ilk şey nedir?” sorusu ile 15 Temmuz’un katılımcılar için ne anla- ma geldiğinin temsilini ve hafızada 15 Temmuz’a bağlı herhangi bir şeyin ne olduğunu ortaya koymak amaçlanmıştır. Katılımcıların %42,8’i darbe/darbe girişimi, %7,9’u vatan/bayrak, %6,5’i ise hainlik, %6,0’ı Köprü yanıtını vermiştir. Bunlar dışında ifade edilen diğer çağ- rışımlar ise milli birlik ve beraberlik (%5,5), kâbus (%5,3), şehitler (%4,8), korku (%3,9), kurgu (%3,6), camiden okunan selalar (%2,8), uçak sesleri (%2,8), tekbir sesleri (%2,1) tanklar (%2,0), zulüm (%1,1) ve utanç gecesi (%1,1) olmuştur. 15 Temmuz ile ilgili katılımcıların zihin- lerinde yer alan çağrışımlar açıklanırken, bir mekân olarak sadece “köprü”den bahsedilmiş olması, İstanbul’un Avrupa ve Anadolu Ya- kalarını birbirine bağlayan Köprü’nün yaşanan darbe girişimi ile bağ kurmaya büyük ölçüde imkân tanıyan bir mekân olduğunu ortaya koyabilmektedir. 246 | 15 TEMMUZ DARBE GIRIŞIMI VE TOPLUMSAL BELLEĞIN HAFIZA MEKÂNLARI Cinsiyetiniz Kadın Erkek n % n % 15 Temmuz 2016 tarihi denince aklınıza ilk gelen şey nedir? Darbe/darbe girişimi 130 43,3% 212 42,4% Hainlik 20 6,7% 32 6,4% Korku 7 2,3% 24 4,8% Kabus 9 3,0% 33 6,6% Kurgu/Yalan 0 0,0% 29 5,8% Vatan/ Bayrak 27 9,0% 36 7,2% Köprü 26 8,7% 22 4,4% Milli birlik ve beraberlik 19 6,3% 25 5,0% Şehitler 14 4,7% 24 4,8% Uçak sesleri 5 1,7% 12 2,4% Camilerden okunan selalar 8 2,7% 14 2,8% Tekbir sesleri 8 2,7% 8 1,6% Utanç gecesi 0 0,0% 9 1,8% Zulüm 6 2,0% 3 0,6% Tanklar 9 3,0% 7 1,4% TRT’de yayınlanan bildiri 12 4,0% 10 2,0% Toplam 300 100,0% 500 100,0% Tablo 3.25 15 Temmuz 2016 Çağrışımlarının Cinsiyet Değişkenine Göre Dağılımı Tablo 3.25’de görüldüğü gibi 15 Temmuz tarihinin akla getirdiği ilk şey başka bir deyişle 15 Temmuz algısını oluşturan değişkenler, araş- tırmaya dâhil edilen kadın ve erkek katılımcılar arasında ciddi düzey- de farklılaşmamaktadır. Kadınlar için 15 Temmuz’un çağrışımları mekân ile özdeşleştirilmekte, hatırlama “Köprü” gibi belli bir mekâ- nın desteğiyle süreklilik kazanmaktadır. Erkek katılımcılar için ise 15 Temmuz’a karakterini veren, hissettirdiği “korku ve kâbus” dolu anla- ra ilişkin yaşanmışlık duygusudur. Erkek katılımcıların 15 Temmuz darbe girişiminin bir kurgu olduğuna inancı kadın katılımcılara göre TOPLUMSAL BELLEĞIN TAŞIYICI PAYANDASI OLARAK HAFIZA MEKÂNLARI: 15 TEMMUZ 2016 DARBE GIRIŞIMININ DIRENME ORTAMLARI ÜZERINDEN BIR ARAŞTIRMA | 247 daha yüksektir. Bunların dışında, “darbe/darbe girişimi” ve “vatan/ bayrak” değerlendirmeleri kadın ve erkek katılımcıların benzer dü- zeyde çağrışımlara sahip olduklarını göstermektedir. 15 Temmuz 2016 yılındaki darbe girişimi sırasında veya sonrasında sokağa çıktınız mı? Evet Hayır n % n % 15 Temmuz 2016 tarihi denince aklınıza ilk gelen şey nedir? Darbe/darbe girişimi 187 46,6% 155 38,8% Hainlik 28 7,0% 24 6,0% Korku 7 1,7% 24 6,0% Kabus 23 5,7% 19 4,8% Kurgu/Yalan 16 4,0% 13 3,3% Vatan/Bayrak 32 8,0% 31 7,8% Köprü 20 5,0% 28 7,0% Milli birlik ve beraberlik 19 4,7% 25 6,3% Tablo 3.26 15 Temmuz 2016 Çağrışımlarının Sokağa Çıkma Değişkenine Göre Dağılımı 15 Temmuz 2016 tarihi sokağa çıkan katılımcılara “darbe girişimi”, “vatan/bayrak” ve “hainlik” kavramlarını hatırlatırken; sokağa çık- mayan katılımcılara “darbe girişimi”, “vatan/bayrak” kavramların- dan farklı olarak “Köprü”yü hatırlatmaktadır. Sokağa çıkmayan katı- lımcıların 15 Temmuz 2016 tarihi denildiğinde Köprü görüntüsünü hatırlaması bu göstergelerin yaratıcısı, aktarıcısı ve yorumlayıcısı ko- numundaki medyayı akla getirmektedir. 248 | 15 TEMMUZ DARBE GIRIŞIMI VE TOPLUMSAL BELLEĞIN HAFIZA MEKÂNLARI 2018 genel seçimlerinde oyunuzu kime verdiniz? Adalet ve Kalkınma Partisi Cumhuriyet Halk Partisi Halkların Demokratik Partisi Milliyetçi Hareket Partisi İYİ Parti Söylemek istemiyorum Oy kullanmadım Diğer n % n % n % n % n % n % n % n % Darbe/ darbe girişimi 159 47,7% 70 38,7% 33 37,1% 22 26,5% 17 45,9% 19 57,6% 13 44,8% 9 60,0% Hainlik 24 7,2% 3 1,7% 5 5,6% 11 13,3% 4 10,8% 1 3,0% 3 10,3% 1 6,7% Korku 10 3,0% 7 3,9% 3 3,4% 8 9,6% 0 0,0% 3 9,1% 0 0,0% 0 0,0% Kabus 17 5,1% 10 5,5% 3 3,4% 4 4,8% 0 0,0% 3 9,1% 4 13,8% 1 6,7% Kurgu/ Yalan 3 0,9% 11 6,1% 3 3,4% 1 1,2% 4 10,8% 2 6,1% 4 13,8% 1 6,7% Vatan/ Bayrak 37 11,1% 12 6,6% 9 10,1% 5 6,0% 0 0,0% 0 0,0% 0 0,0% 0 0,0% Köprü 8 2,4% 25 13,8% 6 6,7% 5 6,0% 4 10,8% 0 0,0% 0 0,0% 0 0,0% Milli birlik ve beraberlik 23 6,9% 8 4,4% 5 5,6% 5 6,0% 0 0,0% 3 9,1% 0 0,0% 0 0,0% Şehitler 12 3,6% 2 1,1% 2 2,2% 13 15,7% 8 21,6% 0 0,0% 1 3,4% 0 0,0% Uçak sesleri 7 2,1% 5 2,8% 4 4,5% 0 0,0% 0 0,0% 0 0,0% 0 0,0% 1 6,7% Camilerden okunan selalar 10 3,0% 1 0,6% 5 5,6% 4 4,8% 0 0,0% 0 0,0% 2 6,9% 0 0,0% Tekbir sesleri 7 2,1% 6 3,3% 3 3,4% 0 0,0% 0 0,0% 0 0,0% 0 0,0% 0 0,0% Utanç gecesi 4 1,2% 2 1,1% 3 3,4% 0 0,0% 0 0,0% 0 0,0% 0 0,0% 0 0,0% Zulüm 1 0,3% 6 3,3% 2 2,2% 0 0,0% 0 0,0% 0 0,0% 0 0,0% 0 0,0% Tanklar 5 1,5% 7 3,9% 1 1,1% 1 1,2% 0 0,0% 0 0,0% 2 6,9% 0 0,0% TRT'de yayınlanan bildiri 6 1,8% 6 3,3% 2 2,2% 4 4,8% 0 0,0% 2 6,1% 0 0,0% 2 13,3% Toplam 333 100,0% 181 100,0% 89 100,0% 83 100,0% 37 100,0% 33 100,0% 29 100,0% 15 100,0% Tablo 3.27 15 Temmuz 2016 Çağrışımlarının Siyasi Eğilim Değişkenine Göre Dağılımı 15 Temmuz 2016 tarihi hangi partiye oy vermiş olursa olsun tüm katılımcılarda ilk olarak “darbe/darbe girişimi” kavramını akla getirmektedir. AK Parti’ye ve HDP’ye oy veren katılımcılarda “vatan/bayrak” hassasiyeti, MHP’ye ve İYİ Par- ti’ye oy veren katılımcılarda “şehitler”e karşı duyulan minnettarlık ön plana çı- TOPLUMSAL BELLEĞIN TAŞIYICI PAYANDASI OLARAK HAFIZA MEKÂNLARI: 15 TEMMUZ 2016 DARBE GIRIŞIMININ DIRENME ORTAMLARI ÜZERINDEN BIR ARAŞTIRMA | 249 karken, CHP’ye oy veren katılımcılarda ise “Köprü” bir mekân olarak yüceltilmektedir. Eğitim İlköğretim Lise Ön Lisans Lisans Lisansüstü n % n % n % n % n % Darbe/ darbe girişimi 54 40,0% 125 30,6% 57 60,0% 87 63,0% 19 82,6% Hainlik 20 14,8% 25 6,1% 3 3,2% 4 2,9% 0 0,0% Korku 12 8,9% 6 1,5% 9 9,5% 4 2,9% 0 0,0% Kabus 8 5,9% 19 4,6% 2 2,1% 13 9,4% 0 0,0% Kurgu/ Yalan 8 5,9% 16 3,9% 0 0,0% 5 3,6% 0 0,0% Vatan/ Bayrak 4 3,0% 56 13,7% 0 0,0% 3 2,2% 0 0,0% Köprü 0 0,0% 32 7,8% 4 4,2% 8 5,8% 4 17,4% Milli birlik ve beraberlik 8 5,9% 35 8,6% 0 0,0% 1 0,7% 0 0,0% Şehitler 8 5,9% 26 6,4% 0 0,0% 4 2,9% 0 0,0% Uçak sesleri 4 3,0% 7 1,7% 2 2,1% 4 2,9% 0 0,0% Camilerden okunan selalar 0 0,0% 13 3,2% 9 9,5% 0 0,0% 0 0,0% Tekbir sesleri 0 0,0% 16 3,9% 0 0,0% 0 0,0% 0 0,0% Utanç gecesi 4 3,0% 5 1,2% 0 0,0% 0 0,0% 0 0,0% Zulüm 4 3,0% 4 1,0% 0 0,0% 1 0,7% 0 0,0% Tanklar 1 0,7% 4 1,0% 8 8,4% 3 2,2% 0 0,0% TRT’de yayınlanan bildiri 0 0,0% 20 4,9% 1 1,1% 1 0,7% 0 0,0% Toplam 135 100,0% 409 100,0% 95 100,0% 138 100,0% 23 100,0% Tablo 3.28 15 Temmuz 2016 Çağrışımlarının Eğitim Düzeyine Dağılımı 15 Temmuz 2016 tarihi hangi eğitim düzeyine sahip olursa olsun tüm katılımcılarda ilk olarak “darbe/darbe girişimi” kavramını akla getir- mektedir. İlköğretim mezunu katılımcılarda “hainlik”, lise mezunu katılımcılarda “vatan/bayrak” vurgusu öne çıkmaktadır. Ön lisans 250 | 15 TEMMUZ DARBE GIRIŞIMI VE TOPLUMSAL BELLEĞIN HAFIZA MEKÂNLARI mezunu katılımcılar 15 Temmuz’a dair hatıralarını “camilerden oku- nan selalar” üzerinden canlı tutarken, lisansüstü mezunu katılımcı- lar için “Köprü” 15 Temmuz’u temel değerlerini sembolize eden bir mekân haline gelmiştir. Kişiler n % Recep Tayyip Erdoğan 284 35,5 Fethullah Gülen 173 21,6 Ömer Halis Demir 158 19,8 Askerler 56 7,0 Hulusi Akar 41 5,1 Şehitler 35 4,4 TRT Spikeri 30 3,8 Ailem 20 2,5 Halil İbrahim Yıldırım 9 1,1 Vatan hainleri 9 1,1 Fikrim yok 13 1,6 Diğer 25 3,1 Toplam 800 100 Tablo 3.29 15 Temmuz 2016’nın Hatırlama Figürleri Katılımcılara sorulan “15 Temmuz denince aklınıza gelen kişiler kim- lerdir?” sorusu ile katılımcıların zihinlerindeki hatırlama figürlerini ortaya koymak amaçlanmıştır. Hatırlama figürleri sorgulamasında %35,5 ile ilk sırada yer alan Recep Tayyip Erdoğan’ın ardından %21,6 ile Fethullah Gülen ve %19,8 Ömer Halis Demir gelmiştir. Bunun yanı sıra en çok ifade edilen diğer hatırlama figürleri ise “askerler” (%7,0), “Hulusi Akar” (%5,1), “şehitler” (%4,4) ve “TRT spikeri” (%3,8) şeklinde belirtilmiştir. Bunların dışında bazı katılımcılar ise “ailesini”, “Halil İbrahim Yıldırım’ı”, “vatan hainlerini” hatırlama figürleri olarak ifade etmişlerdir. Katılımcıların %1,6’sı ise bu konuda bir fikrinin olmadığı- nı belirtmiştir. TOPLUMSAL BELLEĞIN TAŞIYICI PAYANDASI OLARAK HAFIZA MEKÂNLARI: 15 TEMMUZ 2016 DARBE GIRIŞIMININ DIRENME ORTAMLARI ÜZERINDEN BIR ARAŞTIRMA | 251 Duygu n % Korku 208 26,0 Birlik ve beraberlik duygusu 133 16,6 Hiçbir şey hissettirmiyor 104 13,0 Üzüntü 79 9,9 Kaygı 62 7,8 Vatan sevgisi 52 6,5 Nefret 51 6,4 Gurur 45 5,6 Kurgu 16 2,0 Utanç 12 1,5 Diğer 38 4,8 Toplam 800 100 Tablo 3.30 15 Temmuz 2016’nın Uyandırdığı Duygular Bu sorunun amacı, algılamanın bireyin kendi öz bilgi birikimi, yaşam deneyimleri ve duygusal nitelikteki tavır ve eğilimleri arasındaki iş- levsel ilişkisini ortaya koymaktır. “Korku” (%26) o geceye ilişkin en yoğun hissedilen ve algılanan duygu olmuştur. “Birlik ve beraberlik duygusu” (%16,6), “ülkenin içinde bulunduğu duruma ilişkin üzüntü” (%9,9); “kaygı” (%7,8), “vatan sevgisi” (%6,5) diğer duygulara göre en fazla hissedilmiş ve algılanmış diğer duygulardır. 15 Temmuz 2016 tarihi katılımcıların %6,4’ünde “nefret”, %5,6’sında “gurur”, %2’sinde “kurgu”, %1,5’inde ise “utanç” duygusunu uyandırmaktadır. Hiçbir şey hissetmediğini belirtenlerin oranı ise %13’te kalmıştır. Elde edilen bulgular, 15 Temmuz’un uyandırdığı duyguların bireylerdeki etkileri- nin farklılaştığını ortaya koymaktadır. Öngörüldüğü gibi birlik ve be- raberlik duygusundan etkilendiğini, ancak genel itibarıyla korku, kaygı, üzüntü gibi başka duyguların da göze çarptığını ortaya koy- maktadır. 252 | 15 TEMMUZ DARBE GIRIŞIMI VE TOPLUMSAL BELLEĞIN HAFIZA MEKÂNLARI 15 Temmuz 2016 yılındaki darbe girişimi sırasında veya sonrasında sokağa çıktınız mı? Evet Hayır n % n % 15 Temmuz’un sizde uyandırdığı duygu nedir? Birlik ve beraberlik duygusu 82 20,4% 51 12,8% Vatan sevgisi 25 6,2% 27 6,8% Korku 84 20,9% 124 31,1% Kaygı 28 7,0% 34 8,5% Üzüntü 39 9,7% 40 10,0% Gurur 36 9,0% 9 2,3% Kurgu 7 1,7% 9 2,3% Nefret 30 7,5% 21 5,3% Utanç 6 1,5% 6 1,5% Hiçbir şey hissettirmiyor 38 9,5% 66 16,5% Diğer 26 6,5% 12 3,0% Toplam 401 100,0% 399 100,0% Tablo 3.31 15 Temmuz 2016’nın Uyandırdığı Duyguların Sokağa Çıkma Değişkenine Göre Dağılımı Darbe girişimini gerek sokağa çıkarak gerek sokağa çıkmadan dene- yimleyen katılımcılarda 15 Temmuz “korku” ve “birlik ve beraberlik” gibi ortak duyguları uyandıran, bireye veya toplumsal gruplara hatır- lama eylemini gerçekleştiren unsurlardan oluşsa da belli noktalarda ayrımlar göze çarpmaktadır. Sokağa çıkan katılımcıların o geceye dair hissettiği “üzüntü” sokağa çıkamayan katılımcıda “hiçbir şey hissetmeme” duygusuna yol açabilmektedir. Bu duygu sokağa çıkma- yan katılımcıların 15 Temmuz 2016’ya yönelik algı ve kabullerinden bağımsız değildir. Sokağa çıkan katılımcılar için 15 Temmuz 2016 “gurur” kaynağı iken sokağa çıkmayan katılımcılarda dünya görüşü ve yaşam tarzının yansıması olarak anlamlı bir karşılık bulmamıştır. Bu bağlamda darbe girişimini deneyimleme biçimi mekânsal bakım- dan insanları sınırları geniş bir deneyimler dünyasıyla buluşturur- ken, zihinsel bakımdan da toplumsal kültür, değerler, anlayış ve algı- TOPLUMSAL BELLEĞIN TAŞIYICI PAYANDASI OLARAK HAFIZA MEKÂNLARI: 15 TEMMUZ 2016 DARBE GIRIŞIMININ DIRENME ORTAMLARI ÜZERINDEN BIR ARAŞTIRMA | 253 lamanın tekrar tekrar yaşandığı kapsamlı bir geçmiş ve hatıra dünyasına dahil eder. Yaş 15-24 25-34 35-44 45-54 55-64 65 + n % n % n % n % n % n % Birlik ve beraberlik duygusu 32 21,1% 40 22,5% 27 15,2% 12 9,0% 12 13,6% 10 14,1% Vatan sevgisi 5 3,3% 23 12,9% 14 7,9% 5 3,8% 1 1,1% 4 5,6% Korku 25 16,4% 50 28,1% 59 33,1% 36 27,1% 23 26,1% 15 21,1% Kaygı 16 10,5% 8 4,5% 12 6,7% 9 6,8% 12 13,6% 5 7,0% Üzüntü 12 7,9% 13 7,3% 12 6,7% 24 18,0% 7 8,0% 11 15,5% Gurur 8 5,3% 9 5,1% 8 4,5% 6 4,5% 10 11,4% 4 5,6% Kurgu 0 0,0% 8 4,5% 5 2,8% 2 1,5% 1 1,1% 0 0,0% Nefret 15 9,9% 10 5,6% 12 6,7% 6 4,5% 3 3,4% 5 7,0% Utanç w8 5,3% 0 0,0% 0 0,0% 0 0,0% 4 4,5% 0 0,0% Hiçbir şey hissettirmiyor 27 17,8% 13 7,3% 23 12,9% 21 15,8% 7 8,0% 13 18,3% Diğer 4 2,6% 4 2,2% 6 3,4% 12 9,0% 8 9,1% 4 5,6% Toplam 152 100,0% 178 100,0% 178 100,0% 133 100,0% 88 100,0% 71 100,0% Tablo 3.32 15 Temmuz 2016’nın Yaş Değişkenine Göre Uyandırdığı Duygular 25-34 yaş, 35-44 yaş, 55-64 yaş aralığındaki katılımcılar 15 Temmuz 2016’nın kendilerinde öncelikle “birlik ve beraberlik” ve “korku” duy- gularını uyandırdığını ifade etmektedir. 15-24 yaş grubunda “hiçbir şey hissettirmeme” duygusu, 55-64 yaş aralığında “kaygı” duygusu ön plana çıkmaktadır. 45-54 yaş ve 65 yaş ve üzeri katılımcılar ise “kor- ku” ve “üzüntü” duygularına yoğunlaşmaktadır. 254 | 15 TEMMUZ DARBE GIRIŞIMI VE TOPLUMSAL BELLEĞIN HAFIZA MEKÂNLARI 2018 genel seçimlerinde oyunuzu kime verdiniz? Adalet ve Kalkınma Partisi Cumhuriyet Halk Partisi Halkların Demokratik Partisi Milliyetçi Hareket Partisi İYİ Parti Söylemek istemiyorum Oy kullanmadım Diğer n % n % n % n % n % n % n % n % Birlik ve beraberlik duygusu 82 24,6% 17 9,4% 5 5,6% 9 10,8% 5 13,5% 8 24,2% 5 17,2% 2 13,3% Vatan sevgisi 33 9,9% 8 4,4% 3 3,4% 5 6,0% 0 0,0% 2 6,1% 1 3,4% 0 0,0% Korku 69 20,7% 69 38,1% 26 29,2% 24 28,9% 8 21,6% 5 15,2% 6 20,7% 1 6,7% Kaygı 25 7,5% 10 5,5% 10 11,2% 11 13,3% 0 0,0% 2 6,1% 2 6,9% 2 13,3% Üzüntü 31 9,3% 20 11,0% 9 10,1% 13 15,7% 4 10,8% 1 3,0% 0 0,0% 1 6,7% Gurur 11 3,3% 8 4,4% 4 4,5% 8 9,6% 4 10,8% 5 15,2% 4 13,8% 1 6,7% Kurgu 0 0,0% 7 3,9% 2 2,2% 0 0,0% 0 0,0% 4 12,1% 1 3,4% 2 13,3% Nefret 22 6,6% 9 5,0% 8 9,0% 2 2,4% 4 10,8% 0 0,0% 2 6,9% 4 26,7% Utanç 0 0,0% 6 3,3% 2 2,2% 4 4,8% 0 0,0% 0 0,0% 0 0,0% 0 0,0% Hiçbir şey hissettirmiyor 39 11,7% 21 11,6% 18 20,2% 5 6,0% 12 32,4% 3 9,1% 5 17,2% 1 6,7% Diğer 21 6,3% 6 3,3% 2 2,2% 2 2,4% 0 0,0% 3 9,1% 3 10,3% 1 6,7% Toplam 333 100,0% 181 100,0% 89 100,0% 83 100,0% 37 100,0% 33 100,0% 29 100,0% 15 100,0% Tablo 3.33 15 Temmuz 2016’nın Siyasi Eğilim Değişkenine Göre Uyandırdığı Duygular TOPLUMSAL BELLEĞIN TAŞIYICI PAYANDASI OLARAK HAFIZA MEKÂNLARI: 15 TEMMUZ 2016 DARBE GIRIŞIMININ DIRENME ORTAMLARI ÜZERINDEN BIR ARAŞTIRMA | 255 “Korku”, 15 Temmuz 2016 tarihini yaşayan insanları parti ayrımı gö- zetmeksizin kuşatan bir duygudur. 15 Temmuz 2016, AK Parti’ye oy veren katılımcılarda “birlik ve beraberlik duygusu” ile ön plana çı- karken, MHP’ye oy veren katılımcılarda “ülkenin içinde bulunduğu duruma üzüntü” ile toplumsal hafızaya kazınmıştır. CHP’ye, HDP’ye ve İYİ Parti’ye oy veren katılımcılarda ise “hiçbir şey hissettirmeme” duygusu dikkat çekmektedir. Eğitim İlköğretim Lise Ön Lisans Lisans Lisansüstü n % n % n % n % n % Birlik ve beraberlik duygusu 19 14,1% 56 13,7% 16 16,8% 38 27,5% 4 17,4% Vatan sevgisi 4 3,0% 33 8,1% 9 9,5% 6 4,3% 0 0,0% Korku 44 32,6% 115 28,1% 21 22,1% 24 17,4% 4 17,4% Kaygı 15 11,1% 24 5,9% 4 4,2% 19 13,8% 0 0,0% Üzüntü 32 23,7% 32 7,8% 11 11,6% 4 2,9% 0 0,0% Gurur 4 3,0% 32 7,8% 1 1,1% 8 5,8% 0 0,0% Kurgu 0 0,0% 11 2,7% 0 0,0% 5 3,6% 0 0,0% Nefret 5 3,7% 22 5,4% 4 4,2% 12 8,7% 8 34,8% Utanç 0 0,0% 12 2,9% 0 0,0% 0 0,0% 0 0,0% Hiçbir şey hissettirmiyor 8 5,9% 44 10,8% 29 30,5% 19 13,8% 4 17,4% Diğer 4 3,0% 28 6,8% 0 0,0% 3 2,2% 3 13,0% Toplam 135 100,0% 409 100,0% 95 100,0% 138 100,0% 23 100,0% Tablo 3.34 15 Temmuz 2016’nın Eğitim Düzeyine Göre Uyandırdığı Duygular 256 | 15 TEMMUZ DARBE GIRIŞIMI VE TOPLUMSAL BELLEĞIN HAFIZA MEKÂNLARI 15 Temmuz 2016’ya dair önemli detaylardan birisi de gerek sokağa çı- kan gerek sokağa çıkmayan katılımcıların duygularıdır. “Korku” il- köğretim, lise ve ön lisans mezunu katılımcıların, “nefret” lisansüstü mezunu katılımcıların, “birlik ve beraberlik duygusu” lisansütü me- zunu katılımcıların 15 Temmuz’a dair hafızalarını sürekli tazeledikle- ri bir kurucu unsur ve bir hafıza durağı olarak dikkat çekmektedir. Her duyguya hissedildiği olay, zaman ve mekân içerisinde bir anlam yüklenebilir ya da bu duygular o zaman ve mekândan bağımsızlaştı- ğında o zamanı ve mekânı kurucu bir imge olarak yaşatmaya devam ederler. Bu anlamda 15 Temmuz gecesini gerek sokağa çıkarak gerek sokağa çıkmadan deneyimleyen katılımcılar için 15 Temmuz 2016’yı onlara hatırlatan herhangi bir duygu bu kurucu rolü itibarıyla çok önemlidir. Görüşülen katılımcıların büyük bir bölümünün benzer duyguları yaşadığı görülmektedir. Cinsiyetiniz Kadın Erkek n % n % 15 Temmuz’u düşündüğünüzde İstanbul’da en iyi hatırladığınız 3 görüntüyü ya da mekânı sıralayınız. Köprü 142 47,3% 275 55,0% Tanklar 79 26,3% 100 20,0% Havalimanı 78 26,0% 149 29,8% TRT binası 26 8,7% 59 11,8% Kısıklı 37 12,3% 60 12,0% İBB önü 16 5,3% 32 6,4% Askerler 42 14,0% 28 5,6% Polisler 32 10,7% 16 3,2% Uçak sesleri 18 6,0% 28 5,6% Kalabalık meydanlar/ sokaklar 25 8,3% 17 3,4% Camiiler 11 3,7% 5 1,0% Tankların ezdiği insanlar / tanklar 16 5,3% 30 6,0% Hatırlamıyorum 44 14,7% 70 14,0% Diğer 16 5,3% 13 2,6% Toplam 300 100,0% 500 100,0% Tablo 3.35 15 Temmuz 2016’nın Cinsiyet Değişkenine Göre Hatırlama Görüntüleri TOPLUMSAL BELLEĞIN TAŞIYICI PAYANDASI OLARAK HAFIZA MEKÂNLARI: 15 TEMMUZ 2016 DARBE GIRIŞIMININ DIRENME ORTAMLARI ÜZERINDEN BIR ARAŞTIRMA | 257 Katılımcılardan 15 Temmuz 2016 denildiğinde hatırladıkları görün- tüleri ya da mekânları belirtmeleri istenmiştir. Katılımcıların yarısın- dan fazlası %52,4 hatırladıkları en iyi görüntünün “Köprü” olduğunu belirtmiştir. “Atatürk Havalimanı”nı katılımcıların %28,4’ü tarafın- dan hatırlanan ikinci görüntü olarak belirtilirken, “tanklar” katılımcı- ların %22,4’ü tarafından üçüncü sırada hatırlanan görüntü olmuştur. Kadın katılımcıların hatırlama görüntülerine bakıldığında, ilk olarak “Köprü”yü, ikinci olarak “tanklar”ı ve üçüncü olarak “TRT Binası”nı hatırladıkları görülmektedir. Erkek katılımcıların ise ilk olarak yine “Köprü”yü, ikinci olarak “Atatürk Havalimanı”’nı ve üçüncü olarak “tanklar”ı hatırladıkları görülmektedir. Hatırlanmak istenen öge- lerin zihinsel görüntülerini zihinsel olarak ziyaret etme noktasında kadınlar için tanklar, erkekler için ise Atatürk Havalimanı mekânla olan zihinsel bağı şekillendirmede belirleyici olmuştur. Bu noktada tüm medyanın servis ettiği görüntülerin ve anlatımların çok büyük oranda bu mekânlar üzerinden gerçekleştiği ve bu nedenle hafızada yer ettiği söylenebilir. O geceye dair herhangi bir görüntü ya da mekân hatırlamayan katılımcıların oranı %14,3’tür. Katılımcıların %12,1’i “Kı- sıklı Meydanı”nı, %10,6’sı “TRT binası”nı bir hafıza mekânı olarak be- lirtmişlerdir. Katılımcılardan %8,8’i “askerleri”, %6’sı polisleri, %6’sı İstanbul Büyükşehir Belediyesi önünü, %5,8’i “uçak sesleri”ni, %5,8’i “tankların ezdiği insanlar”ı, %5,3’ü “kalabalık meydanları/sokakları” ve %2’si “camiler”i 15 Temmuz 2016’ya görsel somutluk kazandıran unsurlar olarak belirtmektedir. 258 | 15 TEMMUZ DARBE GIRIŞIMI VE TOPLUMSAL BELLEĞIN HAFIZA MEKÂNLARI 15 Temmuz 2016 yılındaki darbe girişimi sırasında veya sonrasında sokağa çıktınız mı? Evet Hayır n % n % 15Temmuz’u düşündüğünüzde İstanbul’da en iyi hatırladığınız 3 görüntüyü ya da mekânı sıralayınız. Köprü 175 43,6% 242 60,7% Tanklar 86 21,4% 93 23,3% Havalimanı 106 26,4% 121 30,3% TRT binası 22 5,5% 63 15,8% Kısıklı 38 9,5% 59 14,8% İBB önü 20 5,0% 28 7,0% Askerler 25 6,2% 45 11,3% Polisler 13 3,2% 35 8,8% Uçak sesleri 28 7,0% 18 4,5% Kalabalık meydanlar/ sokaklar 20 5,0% 22 5,5% Camiiler 15 3,7% 1 0,3% Tankların ezdiği insanlar/tanklar 36 9,0% 10 2,5% Hatırlamıyorum 66 16,5% 48 12,0% Diğer 12 3,0% 17 4,3% Toplam 401 100,0% 399 100,0% Tablo 3.36 15 Temmuz 2016’nın Hatırlama Görüntülerinin Sokağa Çıkma Değişkenine Göre Dağılımı TOPLUMSAL BELLEĞIN TAŞIYICI PAYANDASI OLARAK HAFIZA MEKÂNLARI: 15 TEMMUZ 2016 DARBE GIRIŞIMININ DIRENME ORTAMLARI ÜZERINDEN BIR ARAŞTIRMA | 259 Gerek sokağa çıkan gerek sokağa çıkmadan darbe girişimini dene- yimleyen katılımcılardan 15 Temmuz denildiğinde hatırladıkları ilk üç görüntüyü ya da mekânı sıralamaları istenmiştir. Darbe girişimini gerek sokağa çıkarak gerek sokağa çıkmadan deneyimleyen katılımcı- ların ilk üç sıralamasını “Köprü”, “Atatürk Havalimanı” ve “Tanklar” oluşturmaktadır. Sokağa çıkmayan katılımcı sıralamasının sokağa çıkan katılımcılarla benzerlik göstermesi medyanın toplumsal hafıza üzerindeki etki ve işlevinin en önemli örneğidir. Yaş 15-24 25-34 35-44 45-54 55-64 65 + n % n % n % n % n % n % Köprü 79 52,0% 72 40,4% 100 56,2% 70 52,6% 59 67,0% 37 52,1% Tanklar 40 26,3% 26 14,6% 25 14,0% 44 33,1% 25 28,4% 19 26,8% Havalimanı 30 19,7% 45 25,3% 44 24,7% 51 38,3% 34 38,6% 23 32,4% TRT binası 12 7,9% 20 11,2% 22 12,4% 3 2,3% 22 25,0% 6 8,5% Kısıklı 18 11,8% 27 15,2% 20 11,2% 16 12,0% 6 6,8% 10 14,1% İBB önü 3 2,0% 6 3,4% 12 6,7% 15 11,3% 8 9,1% 4 5,6% Askerler 10 6,6% 15 8,4% 13 7,3% 16 12,0% 10 11,4% 6 8,5% Polisler 8 5,3% 10 5,6% 10 5,6% 14 10,5% 3 3,4% 3 4,2% Uçak sesleri 6 3,9% 6 3,4% 14 7,9% 9 6,8% 3 3,4% 8 11,3% Kalabalık meydanlar/ sokaklar 10 6,6% 7 3,9% 14 7,9% 3 2,3% 7 8,0% 1 1,4% Camiiler 0 0,0% 0 0,0% 0 0,0% 12 9,0% 2 2,3% 2 2,8% Tankların ezdiği insanlar/ tanklar 6 3,9% 16 9,0% 17 9,6% 3 2,3% 1 1,1% 3 4,2% Hatırlamıyorum 33 21,7% 37 20,8% 24 13,5% 9 6,8% 3 3,4% 8 11,3% Diğer 13 8,6% 3 1,7% 0 0,0% 7 5,3% 3 3,4% 3 4,2% Toplam 152 100,0% 178 100,0% 178 100,0% 133 100,0% 88 100,0% 71 100,0% Tablo 3.37 15 Temmuz 2016’nın Hatırlama Görüntülerinin Yaş Değişkenine Göre Dağılımı 260 | 15 TEMMUZ DARBE GIRIŞIMI VE TOPLUMSAL BELLEĞIN HAFIZA MEKÂNLARI 15-24 yaş, 35-44 yaş, 45-54 yaş, 55-64 yaş aralığında ve 65 yaş ve üze- ri katılımcılar için hatırlama eylemini gerçekleştiren ve ona istikrar kazandıran görüntüler “köprü”, “tanklar” ve “Atatürk Havalimanı”dır. 25-34 yaş aralığındaki katılımcılarda 15 Temmuz’un somut hale ge- tirilmesi “Köprü”, “Atatürk Havalimanı” ve “Kısıklı Meydanı” üzerin- den gerçekleşmektedir. Bu anlamda, katılımcılar için köprü, tanklar ve Atatürk Havalimanı hafızalarını sürekli tazeledikleri bir hafıza durağı olarak dikkat çekmektedir. 2018 genel seçimlerinde oyunuzu kime verdiniz? Adalet ve Kalkınma Partisi Cumhuriyet Halk Partisi Halkların Demokratik Partisi Milliyetçi Hareket Partisi İYİ Parti Söylemek istemiyorum Oy kullanmadım Diğer n % n % n % n % n % n % n % n % Köprü 208 62,5% 85 47,0% 34 38,2% 49 59,0% 16 43,2% 11 33,3% 5 17,2% 9 60,0% Tanklar 62 18,6% 51 28,2% 29 32,6% 11 13,3% 12 32,4% 8 24,2% 5 17,2% 1 6,7% Havalimanı 81 24,3% 73 40,3% 27 30,3% 20 24,1% 9 24,3% 4 12,1% 5 17,2% 8 53,3% TRT binası 44 13,2% 17 9,4% 5 5,6% 16 19,3% 0 0,0% 0 0,0% 2 6,9% 1 6,7% Kısıklı 44 13,2% 30 16,6% 11 12,4% 8 9,6% 4 10,8% 0 0,0% 0 0,0% 0 0,0% İBB önü 24 7,2% 17 9,4% 4 4,5% 2 2,4% 0 0,0% 0 0,0% 1 3,4% 0 0,0% Askerler 20 6,0% 30 16,6% 11 12,4% 4 4,8% 4 10,8% 0 0,0% 0 0,0% 1 6,7% Polisler 11 3,3% 25 13,8% 7 7,9% 4 4,8% 0 0,0% 0 0,0% 0 0,0% 1 6,7% Uçak sesleri 19 5,7% 1 0,6% 10 11,2% 10 12,0% 4 10,8% 1 3,0% 1 3,4% 0 0,0% Kalabalık meydanlar/ sokaklar 22 6,6% 3 1,7% 6 6,7% 6 7,2% 4 10,8% 1 3,0% 0 0,0% 0 0,0% Camiiler 11 3,3% 4 2,2% 1 1,1% 0 0,0% 0 0,0% 0 0,0% 0 0,0% 0 0,0% Tankların ezdiği insanlar/ tanklar 25 7,5% 4 2,2% 1 1,1% 1 1,2% 0 0,0% 5 15,2% 7 24,1% 3 20,0% Hatırlamıyorum 36 10,8% 23 12,7% 14 15,7% 14 16,9% 8 21,6% 10 30,3% 8 27,6% 1 6,7% Diğer 13 3,9% 8 4,4% 3 3,4% 0 0,0% 0 0,0% 0 0,0% 1 3,4% 4 26,7% Toplam 333 100,0% 181 100,0% 89 100,0% 83 100,0% 37 100,0% 33 100,0% 29 100,0% 15 100,0% Tablo 3.38 15 Temmuz 2016’nın Hatırlama Görüntülerinin Siyasi Eğilim Değişkenine Göre Dağılımı TOPLUMSAL BELLEĞIN TAŞIYICI PAYANDASI OLARAK HAFIZA MEKÂNLARI: 15 TEMMUZ 2016 DARBE GIRIŞIMININ DIRENME ORTAMLARI ÜZERINDEN BIR ARAŞTIRMA | 261 Her parti grubu için “Köprü” 15 Temmuz’u en iyi hatırlatan hatırla- ma görüntüsüdür. AK Parti’ye, CHP’ye ve MHP’ye oy veren katılımcı- lar için hatırlama eylemini gerçekleştiren ve ona istikrar kazandıran ikinci görüntü “Atatürk Havalimanı”dır. HDP’ye ve İYİ Parti’ye oy ve- ren katılımcılarda 15 Temmuz’un somut hale getiren ikinci görüntü “tanklar”dır. Eğitim İlköğretim Lise Ön Lisans Lisans Lisansüstü n % n % n % n % n % Köprü 85 63,0% 231 56,5% 26 27,4% 63 45,7% 12 52,2% Tanklar 38 28,1% 93 22,7% 12 12,6% 32 23,2% 4 17,4% Havalimanı 54 40,0% 130 31,8% 13 13,7% 22 15,9% 8 34,8% TRT binası 19 14,1% 45 11,0% 8 8,4% 9 6,5% 4 17,4% Kısıklı 8 5,9% 61 14,9% 8 8,4% 20 14,5% 0 0,0% İBB önü 4 3,0% 29 7,1% 7 7,4% 8 5,8% 0 0,0% Askerler 13 9,6% 49 12,0% 4 4,2% 4 2,9% 0 0,0% Polisler 4 3,0% 40 9,8% 0 0,0% 4 2,9% 0 0,0% Uçak sesleri 13 9,6% 20 4,9% 4 4,2% 9 6,5% 0 0,0% Kalabalık meydanlar/ sokaklar 15 11,1% 16 3,9% 7 7,4% 4 2,9% 0 0,0% Camiiler 12 8,9% 0 0,0% 0 0,0% 4 2,9% 0 0,0% Tankların ezdiği insanlar/ tanklar 4 3,0% 27 6,6% 10 10,5% 5 3,6% 0 0,0% Hatırlamıyorum 4 3,0% 38 9,3% 32 33,7% 33 23,9% 7 30,4% Diğer 7 5,2% 8 2,0% 5 5,3% 6 4,3% 3 13,0% Toplam 135 100,0% 409 100,0% 95 100,0% 138 100,0% 23 100,0% Tablo 3.39 15 Temmuz 2016’nın Hatırlama Görüntülerinin Eğitim Düzeyine Göre Dağılımı Her eğitim düzeyi için “Köprü” 15 Temmuz’u en iyi hatırlatan hatırla- ma görüntüsüdür. İlköğretim, lise, ön lisans ve lisansüstü katılımcılar için hatırlama eylemini gerçekleştiren ve ona istikrar kazandıran ikin- ci görüntü “Atatürk Havalimanı”dır. Lisans mezunu katılımcılarda 15 Temmuz’u somut hale getiren ikinci görüntü ise “tanklar” olmuştur. 262 | 15 TEMMUZ DARBE GIRIŞIMI VE TOPLUMSAL BELLEĞIN HAFIZA MEKÂNLARI Köprü’nün Hatırlattıkları n % Şehitler 96 12,0 Darbe girişimi 66 8,3 Korku 58 7,3 Kaygı 57 7,1 Direniş/mücadele 51 6,4 Askerler 47 5,9 Birlik ve beraberlik 47 5,9 Tanklar 45 5,6 Gurur 24 3,0 Zulüm 24 3,0 Alçak saldırı/hainlik 24 3,0 Üzüntü 21 2,6 Köprünün kapatılması 21 2,6 Kaos/kargaşa 19 2,4 Vatan 18 2,3 Fikrim yok 136 17,0 Diğer 46 5,8 Toplam 800 100 Tablo 3.40 Köprü Denildiğinde Akla Gelenler Katılımcılara 15 Temmuz’un sembolleri/hafıza mekânları arasında gösterilen köprünün çağrışımsal anlamları sorulmuştur. Katılımcıla- rın %12,’si “şehitleri” köprü denilince hatırladıkları ilk şey olarak be- lirtirmiştir. %8,3 ile “darbe girişimi”, %7,3 ile “korku”, %7,1 ile “kaygı” katılımcıların belleğinde köprü ile ilişkilendirilen diğer kavramlardır. “Direniş/mücadele” (%6,4), “askerler” (%5,9), “birlik ve beraberlik” (%5,9), “tanklar” (%5,6) ise öne çıkan diğer çağrışımlardır. %3 ile gu- rur, %3 ile zulüm, %3 ile hainlik, %2,6 ile üzüntü, %2,6 ile köprünün kapatılması, %2,4 ile kaos/kargaşa, %2,3 ile vatan katılımcıların köp- rüye dair görece daha az hatırladıkları çağrışımlar olmuştur. Ayrıca, bu soruyu katılımcıların %17’si “fikrim yok” şeklinde yanıtlamıştır. TOPLUMSAL BELLEĞIN TAŞIYICI PAYANDASI OLARAK HAFIZA MEKÂNLARI: 15 TEMMUZ 2016 DARBE GIRIŞIMININ DIRENME ORTAMLARI ÜZERINDEN BIR ARAŞTIRMA | 263 Cinsiyetiniz Kadın Erkek n % n % 15 Temmuz’un sembolleri / hafıza mekânlarından köprü denilince size neyi çağrıştırmaktadır? Darbe girişimi 27 9,0% 39 7,8% Direniş/Mücadele 24 8,0% 27 5,4% Kaygı 28 9,3% 29 5,8% Şehitler 47 15,7% 49 9,8% Tanklar 12 4,0% 33 6,6% Birlik/Beraberlik 8 2,7% 39 7,8% Zulüm 10 3,3% 14 2,8% Üzüntü 11 3,7% 10 2,0% Gurur 7 2,3% 17 3,4% Vatan 6 2,0% 12 2,4% Korku 13 4,3% 45 9,0% Askerler 18 6,0% 29 5,8% Köprünün kapatılması 1 0,3% 20 4,0% Kaos/Kargaşa 6 2,0% 13 2,6% Alçak saldırı/ Hainlik 11 3,7% 13 2,6% Fikrim yok 50 16,7% 86 17,2% Diğer 21 7,0% 25 5,0% Toplam 300 100,0% 500 100,0% Tablo 3.41 Köprü Denildiğinde Akla Gelenlerin Cinsiyet Değişkenine Göre Dağılımı “Şehitler”, “direniş/mücadele” ve “darbe girişimi” kavramı köprünün toplumsal hafızaya demirlenmesinin önemli unsuru olan semboller- dir. “Kaygı” kadın katılımcıların, “korku” erkek katılımcıların hafıza- sında Köprü’ye dair bir hatırlama sürecine işaret etmektedir. Bu an- lamda, direnişin simgesi haline gelen köprünün çağrışımlarında soyut kavramlar ön plana çıkarken, “şehitler”, “askerler” gibi hatırla- manın somutlandığı semboller de dikkat çekmektedir. 264 | 15 TEMMUZ DARBE GIRIŞIMI VE TOPLUMSAL BELLEĞIN HAFIZA MEKÂNLARI 15 Temmuz 2016 yılındaki darbe girişimi sırasında veya sonrasında sokağa çıktınız mı? Evet Hayır n % n % 15 Temmuz’un sembolleri/hafıza mekânlarından köprü denilince size neyi çağrıştırmaktadır? Darbe girişimi 33 8,2% 33 8,3% Direniş/ Mücadele 22 5,5% 29 7,3% Kaygı 20 5,0% 37 9,3% Şehitler 49 12,2% 47 11,8% Tanklar 23 5,7% 22 5,5% Birlik/ Beraberlik 19 4,7% 28 7,0% Zulüm 4 1,0% 20 5,0% Üzüntü 13 3,2% 8 2,0% Gurur 13 3,2% 11 2,8% Vatan 10 2,5% 8 2,0% Korku 30 7,5% 28 7,0% Askerler 37 9,2% 10 2,5% Köprünün kapatılması 16 4,0% 5 1,3% Kaos/ Kargaşa 9 2,2% 10 2,5% Alçak saldırı/ Hainlik 10 2,5% 14 3,5% Fikrim yok 65 16,2% 71 17,8% Diğer 28 7,0% 18 4,5% Toplam 401 100,0% 399 100,0% Tablo 3.42 Köprü Denildiğinde Akla Gelenlerin Sokağa Çıkma Değişkenine Göre Dağılımı Bir hafıza mekân örneği olarak Köprü’nün 15 Temmuz darbe girişimi- ne dair bellek birikiminin kaynağını oluşturmada kilit rol oynadığı söylenebilir. O gece sokağa çıkan katılımcılar için “askerler” vurgusu ön plana çıkarken, o geceyi sokağa çıkmadan medya üzerinden takip ederek deneyimleyen katılımcılarda “kaygı” duygusu dikkat çekmek- tedir. Sokağa çıkan katılımcıların hatıraları, o gece birlikte oldukları diğer herkesle ilişkilidir. Mekânsal izler taşıyan imgeler zamanla bi- reysel belleğinin parçası haline gelmekte ve 15 Temmuz’u algılama ve TOPLUMSAL BELLEĞIN TAŞIYICI PAYANDASI OLARAK HAFIZA MEKÂNLARI: 15 TEMMUZ 2016 DARBE GIRIŞIMININ DIRENME ORTAMLARI ÜZERINDEN BIR ARAŞTIRMA | 265 hatırlama biçimini etkilemektedir. “Köprü’nün trafiğe kapatılması” darbe girişimini sokakta deneyimleyen katılımcı için o geceye dair işleyen bir referans sistemi olarak önemli bir yer tutar. Sokağa çıkma- dan medya üzerinden deneyimleyen bireylerde ise hatıralar daha çok bireysel duygular dünyasıyla ilişkilidir. Yaş 15-24 25-34 35-44 45-54 55-64 65 + n % % n % n % n % n % Darbe girişimi 16 10,5% 16 9,0% 18 10,1% 5 3,8% 7 8,0% 4 5,6% Direniş/ Mücadele 7 4,6% 2 1,1% 15 8,4% 14 10,5% 5 5,7% 8 11,3% Kaygı 9 5,9% 15 8,4% 12 6,7% 13 9,8% 2 2,3% 6 8,5% Şehitler 9 5,9% 27 15,2% 30 16,9% 10 7,5% 11 12,5% 9 12,7% Tanklar 15 9,9% 16 9,0% 3 1,7% 3 2,3% 5 5,7% 3 4,2% Birlik/ Beraberlik 2 1,3% 6 3,4% 7 3,9% 12 9,0% 17 19,3% 3 4,2% Zulüm 0 0,0% 5 2,8% 10 5,6% 5 3,8% 3 3,4% 1 1,4% Üzüntü 13 8,6% 3 1,7% 4 2,2% 0 0,0% 0 0,0% 1 1,4% Gurur 4 2,6% 4 2,2% 4 2,2% 6 4,5% 6 6,8% 0 0,0% Vatan 2 1,3% 6 3,4% 4 2,2% 4 3,0% 1 1,1% 1 1,4% Korku 7 4,6% 12 6,7% 13 7,3% 12 9,0% 6 6,8% 8 11,3% Askerler 13 8,6% 8 4,5% 12 6,7% 2 1,5% 7 8,0% 5 7,0% Köprü’nün kapatılması 7 4,6% 3 1,7% 4 2,2% 4 3,0% 1 1,1% 2 2,8% Kaos/ Kargaşa 1 0,7% 6 3,4% 4 2,2% 3 2,3% 3 3,4% 2 2,8% Alçak saldırı/ Hainlik 8 5,3% 7 3,9% 3 1,7% 3 2,3% 3 3,4% 0 0,0% Fikrim yok 31 20,4% 33 18,5% 29 16,3% 26 19,5% 6 6,8% 11 15,5% Diğer 8 5,3% 9 5,1% 6 3,4% 11 8,3% 5 5,7% 7 9,9% Toplam 152 100,0% 178 100,0% 178 100,0% 133 100,0% 88 100,0% 71 100,0% Tablo 3.43 Köprü Denildiğinde Akla Gelenlerin Yaş Değişkenine Göre Dağılımı 25-34 yaş, 35-44 yaş aralığındaki ve 65 yaş ve üzeri katılımcılar için “şehitler” Köprü’nün anımsatıcı bir figürü olmuştur. 45-54 yaş aralı- ğındaki katılımcılar için “direniş/mücadele” kavramı o günü hem gör- sel hem de zihinsel olarak canlandıran hatırlama eyleminin merke- zinde yer almaktadır. 55-64 yaş aralığındaki katılımcılar için “birlik 266 | 15 TEMMUZ DARBE GIRIŞIMI VE TOPLUMSAL BELLEĞIN HAFIZA MEKÂNLARI ve beraberlik duygusu” hatırlama eylemini harekete geçirerek bugüne taşımakta ve duygulara dokunmaktadır. Görüşme yapılan 15-24 yaş aralığındaki katılımcılar için ise Köprü “darbe girişimi”nin bir somut göstergesi olmakla birlikte hafızayı sürekli yeniden kuran ve canlı tu- tan bir mekân olarak önem taşımaktadır. Aylık gelir 0-1000 TL 1001- 2000 TL 2001-3000 TL 3001-4000 TL 4001-5000 TL 5001 ve üstü Belirtmek istemedi n % n % n % n % n % n % n % Darbe girişimi 0 0,0% 1 7,7% 20 9,6% 27 8,2% 13 8,8% 3 5,6% 2 10,5% Direniş/ Mücadele 0 0,0% 0 0,0% 8 3,8% 25 7,6% 10 6,8% 7 13,0% 1 5,3% Kaygı 4 14,8% 0 0,0% 9 4,3% 24 7,3% 20 13,6% 0 0,0% 0 0,0% Şehitler 4 14,8% 0 0,0% 18 8,6% 52 15,7% 14 9,5% 7 13,0% 1 5,3% Tanklar 4 14,8% 0 0,0% 15 7,2% 5 1,5% 8 5,4% 12 22,2% 1 5,3% Birlik/ Beraberlik 0 0,0% 0 0,0% 17 8,1% 9 2,7% 18 12,2% 2 3,7% 1 5,3% Zulüm 0 0,0% 0 0,0% 0 0,0% 16 4,8% 3 2,0% 4 7,4% 1 5,3% Üzüntü 0 0,0% 1 7,7% 0 0,0% 12 3,6% 5 3,4% 0 0,0% 3 15,8% Gurur 0 0,0% 0 0,0% 4 1,9% 12 3,6% 4 2,7% 3 5,6% 1 5,3% Vatan 0 0,0% 0 0,0% 10 4,8% 8 2,4% 0 0,0% 0 0,0% 0 0,0% Korku 0 0,0% 4 30,8% 30 14,4% 13 3,9% 10 6,8% 1 1,9% 0 0,0% Askerler 0 0,0% 0 0,0% 17 8,1% 19 5,7% 9 6,1% 2 3,7% 0 0,0% Köprü’nün kapatılması 0 0,0% 0 0,0% 1 0,5% 8 2,4% 7 4,8% 3 5,6% 2 10,5% Kaos/ Kargaşa 4 14,8% 0 0,0% 4 1,9% 8 2,4% 0 0,0% 3 5,6% 0 0,0% Alçak saldırı/ Hainlik 4 14,8% 0 0,0% 4 1,9% 16 4,8% 0 0,0% 0 0,0% 0 0,0% Fikrim yok 7 25,9% 7 53,8% 48 23,0% 46 13,9% 18 12,2% 5 9,3% 5 26,3% Diğer 0 0,0% 0 0,0% 4 1,9% 31 9,4% 8 5,4% 2 3,7% 1 5,3% Toplam 27 100,0% 13 100,0% 209 100,0% 331 100,0% 147 100,0% 54 100,0% 19 100,0% Tablo 3.44 Köprü Denildiğinde Akla Gelenlerin Gelir Düzeyine Göre Dağılımı 1001-2000 TL ve 2001-3000 TL aylık gelire sahip katılımcılar için “korku” köprünün anımsatıcı duygu figürü olmuştur. 3001-4000 TL aylık gelire sahip katılımcılar için “şehitler” o günü hem görsel hem de zihinsel olarak canlandıran hatırlama eyleminin merkezinde yer TOPLUMSAL BELLEĞIN TAŞIYICI PAYANDASI OLARAK HAFIZA MEKÂNLARI: 15 TEMMUZ 2016 DARBE GIRIŞIMININ DIRENME ORTAMLARI ÜZERINDEN BIR ARAŞTIRMA | 267 almaktadır. 4001-5000 TL aralığında gelire sahip katılımcılar için “kaygı” Köprü’ye dair mekânsal hafızayı işaretlerken, “tanklar” 5001 TL ve üstü gelire sahip katılımcıların hatırladığı köprüyü karakterize eden figürler arasında yer almaktadır. 2018 genel seçimlerinde oyunuzu kime verdiniz? Adalet ve Kalkınma Partisi Cumhuriyet Halk Partisi Halkların Demokratik Partisi Milliyetçi Hareket Partisi İYİ Parti Söylemek istemiyorum Oy kullanmadım Diğer n % n % n % n % n % n % n % n % Darbe girişimi 39 11,7% 8 4,4% 6 6,7% 6 7,2% 2 5,4% 4 12,1% 1 3,4% 0 0,0% Direniş/ Mücadele 27 8,1% 14 7,7% 4 4,5% 5 6,0% 0 0,0% 0 0,0% 0 0,0% 1 6,7% Kaygı 14 4,2% 19 10,5% 10 11,2% 8 9,6% 4 10,8% 0 0,0% 1 3,4% 1 6,7% Şehitler 54 16,2% 19 10,5% 10 11,2% 8 9,6% 0 0,0% 0 0,0% 4 13,8% 1 6,7% Tanklar 14 4,2% 4 2,2% 5 5,6% 12 14,5% 0 0,0% 6 18,2% 2 6,9% 2 13,3% Birlik/ Beraberlik 25 7,5% 14 7,7% 4 4,5% 1 1,2% 0 0,0% 0 0,0% 2 6,9% 1 6,7% Zulüm 0 0,0% 13 7,2% 3 3,4% 8 9,6% 0 0,0% 0 0,0% 0 0,0% 0 0,0% Üzüntü 5 1,5% 8 4,4% 1 1,1% 5 6,0% 0 0,0% 0 0,0% 2 6,9% 0 0,0% Gurur 8 2,4% 9 5,0% 3 3,4% 0 0,0% 4 10,8% 0 0,0% 0 0,0% 0 0,0% Vatan 6 1,8% 7 3,9% 4 4,5% 0 0,0% 0 0,0% 0 0,0% 1 3,4% 0 0,0% Korku 25 7,5% 15 8,3% 9 10,1% 2 2,4% 4 10,8% 1 3,0% 2 6,9% 0 0,0% Askerler 10 3,0% 7 3,9% 5 5,6% 9 10,8% 4 10,8% 9 27,3% 2 6,9% 1 6,7% Köprü’nün kapatılması 5 1,5% 6 3,3% 3 3,4% 1 1,2% 0 0,0% 2 6,1% 3 10,3% 1 6,7% Kaos/ Kargaşa 10 3,0% 0 0,0% 1 1,1% 2 2,4% 0 0,0% 3 9,1% 1 3,4% 2 13,3% Alçak saldırı/ Hainlik 12 3,6% 3 1,7% 3 3,4% 1 1,2% 4 10,8% 0 0,0% 0 0,0% 1 6,7% Fikrim yok 60 18,0% 21 11,6% 14 15,7% 12 14,5% 15 40,5% 6 18,2% 7 24,1% 1 6,7% Diğer 19 5,7% 14 7,7% 4 4,5% 3 3,6% 0 0,0% 2 6,1% 1 3,4% 3 20,0% Toplam 333 100,0% 181 100,0% 89 100,0% 83 100,0% 37 100,0% 33 100,0% 29 100,0% 15 100,0% Tablo 3.45 Köprü Denildiğinde Akla Gelenlerin Siyasi Eğilim Değişkenine Göre Dağılımı 268 | 15 TEMMUZ DARBE GIRIŞIMI VE TOPLUMSAL BELLEĞIN HAFIZA MEKÂNLARI AK Parti’ye oy veren katılımcılar için “şehitler”, MHP’ye oy veren katı- lımcılar için “tanklar” Köprü’nün anımsatıcı bir figürü olmuştur. CHP’ye ve HDP’ye oy veren katılımcılarda “şehitler” ve “kaygı” duygu- su Köprü’ye dair mekânsal hafızayı işaretlerken, İYİ Parti’ye oy veren katılımcılarda “gurur, korku, askerler, alçak saldırı” ifadeleri Köprü’yü karakterize etmektedir. Eğitim İlköğretim Lise Ön Lisans Lisans Lisansüstü n % n % n % n % n % Darbe girişimi 15 11,1% 19 4,6% 10 10,5% 18 13,0% 4 17,4% Direniş/ Mücadele 12 8,9% 22 5,4% 1 1,1% 16 11,6% 0 0,0% Kaygı 4 3,0% 48 11,7% 5 5,3% 0 0,0% 0 0,0% Şehitler 23 17,0% 50 12,2% 8 8,4% 14 10,1% 1 4,3% Tanklar 5 3,7% 19 4,6% 8 8,4% 13 9,4% 0 0,0% Birlik/ Beraberlik 8 5,9% 19 4,6% 7 7,4% 13 9,4% 0 0,0% Zulüm 8 5,9% 8 2,0% 0 0,0% 8 5,8% 0 0,0% Üzüntü 0 0,0% 12 2,9% 4 4,2% 1 0,7% 4 17,4% Gurur 4 3,0% 20 4,9% 0 0,0% 0 0,0% 0 0,0% Vatan 0 0,0% 16 3,9% 1 1,1% 1 0,7% 0 0,0% Korku 12 8,9% 36 8,8% 1 1,1% 5 3,6% 4 17,4% Askerler 3 2,2% 30 7,3% 4 4,2% 10 7,2% 0 0,0% Köprü’nün kapatılması 4 3,0% 12 2,9% 1 1,1% 4 2,9% 0 0,0% Kaos/ Kargaşa 12 8,9% 4 1,0% 0 0,0% 3 2,2% 0 0,0% Alçak saldırı/ Hainlik 4 3,0% 15 3,7% 4 4,2% 1 0,7% 0 0,0% Fikrim yok 12 8,9% 53 13,0% 41 43,2% 22 15,9% 8 34,8% Diğer 9 6,7% 26 6,4% 0 0,0% 9 6,5% 2 8,7% Toplam 135 100,0% 409 100,0% 95 100,0% 138 100,0% 23 100,0% Tablo 3.46 Köprü Denildiğinde Akla Gelenlerin Eğitim Düzeyine Göre Dağılımı İlköğretim ve lise mezunu katılımcılar için “şehitler” Köprü’nün anım- satıcı figürü olmuştur. Ön lisans ve lisans mezunu katılımcılar için ise “darbe girişimi”nin bir somut göstergesi olmakla birlikte hafızayı sü- rekli yeniden kuran ve canlı tutan bir mekân olarak önem taşımakta- TOPLUMSAL BELLEĞIN TAŞIYICI PAYANDASI OLARAK HAFIZA MEKÂNLARI: 15 TEMMUZ 2016 DARBE GIRIŞIMININ DIRENME ORTAMLARI ÜZERINDEN BIR ARAŞTIRMA | 269 dır. Lisansüstü mezunu katılımcılar için ise bunlara ek olarak dikkat çekici olan bir diğer husus ise “korku” duygusudur. Atatürk Havalimanı’nın Hatırlattıkları n % Direniş/mücadele 112 14,0 Kaos/kargaşa 105 13,1 Recep Tayyip Erdoğan 82 10,3 Birlik ve beraberlik 53 6,6 Üzüntü 33 4,1 Korku 32 4,0 Darbe girişimi 28 3,5 Askerler 27 3,4 Uçaklar/jetler 23 2,9 Tanklar 23 2,9 İşgal 19 2,4 Kaçmak 19 2,4 Alçak saldırı/Hainlik 15 1,9 Diğer 41 5,1 Fikrim yok 188 23,5 Toplam 800 100 Tablo 3.47 Atatürk Havalimanı Denildiğinde Akla Gelenler Katılımcılara 15 Temmuz’un sembolleri/hafıza mekânları arasında gösterilen Atatürk Havalimanı’nın çağrışımsal anlamları sorulmuş- tur. Katılımcıların %14’ü “direniş/mücadele”yi Atatürk Havalimanı denilince hatırladıkları ilk şey olarak belirtirmiştir. %13,1 ile “kaos/ kargaşa”, %10,3 ile “Recep Tayyip Erdoğan”, %6,6 ile “birlik ve bera- berlik” katılımcıların belleğinde havalimanı ile ilişkilendirilen diğer kavramlardır. “Üzüntü” (%4,1), “korku” (%4,0), “darbe girişimi” (%3,5), “askerler” (%3,4), “uçaklar/jetler” (%2,9), “tanklar” (%2,9) ise öne çıkan diğer çağrışımlardır. %2,4 ile “işgal”, %2,4 ile “kaçmak”, %1,9 ile “hain- lik” katılımcıların havalimanına dair görece daha az hatırladıkları çağrışımlar olmuştur. Ayrıca, bu soruya katılımcıların %23,5’i “fikrim yok” yanıtını vermiştir. 270 | 15 TEMMUZ DARBE GIRIŞIMI VE TOPLUMSAL BELLEĞIN HAFIZA MEKÂNLARI Kısıklı’nın Hatırlattıkları n % Recep Tayyip Erdoğan’ın evi 198 24,8 Direniş/mücadele 89 11,1 Birlik ve beraberlik 52 6,5 Şehitler 48 6,0 Darbe girişimi 18 2,3 Kaygı 16 2,0 Korku 15 1,9 Kaos/kargaşa 9 1,1 Diğer 36 4,5 Fikrim yok 319 39,9 Toplam 800 100 Tablo 3.48 Kısıklı Milli İrade Meydanı Denildiğinde Akla Gelenler Katılımcılara 15 Temmuz’un sembolleri/hafıza mekânları arasında gösterilen Kısıklı Meydanı’nın çağrışımsal anlamları sorulmuştur. Katılımcıların %24,8’i “Recep Tayyip Erdoğan’ın evi”ni Kısıklı deni- lince hatırladıkları ilk şey olarak belirtirmiştir. %11,1 ile “direniş/mü- cadele”, %6,5 ile “birlik ve beraberlik”, %6 ile “şehitler” katılımcıların belleğinde Kısıklı Meydanı ile ilişkilendirilen diğer kavramlardır. %2,3 ile “darbe girişimi”, %2 ile “kaygı”, %1,9 ile “korku”, %1,1 ile “kaos/ kargaşa” katılımcıların Kısıklı Meydanı’na dair görece daha az hatır- ladıkları çağrışımlar olmuştur. Ayrıca, bu soruya katılımcıların %39,9’u “fikrim yok” yanıtını vermiştir. Elde edilen verilere göre, 15 Temmuz’un hafıza mekânları arasında gösterilen ve darbe girişimin- den sonra ismi Kısıklı Milli İrade Meydanı olarak değiştirilen mey- dan, katılımcılarda anıların ve kolektif geçmişin yaratılmasında Köp- rü’ye ve Atatürk Havalimanı’na oranla daha az etkili olmuştur. TOPLUMSAL BELLEĞIN TAŞIYICI PAYANDASI OLARAK HAFIZA MEKÂNLARI: 15 TEMMUZ 2016 DARBE GIRIŞIMININ DIRENME ORTAMLARI ÜZERINDEN BIR ARAŞTIRMA | 271 TRT’nin Hatırlattıkları n % Darbe bildirisi 166 20,8 TRT spikeri 144 18,0 Korku 99 12,4 Darbe girişimi 70 8,8 Bilgilendirme 45 5,6 Rehin alınma 41 5,1 Kaygı 30 3,8 Baskın 29 3,6 Kaos 20 2,5 Kurgu 20 2,5 Diğer 35 4,4 Fikrim yok 101 12,6 Toplam 800 100 Tablo 3.49 TRT Denildiğinde Akla Gelenler Katılımcılara 15 Temmuz’un sembolleri/hafıza mekânları arasında gösterilen TRT Türkiye Radyo Televizyon Kurumu’nun (TRT) çağrı- şımsal anlamları sorulmuştur. Katılımcıların %20,8’i “darbe bildiri- si”ni TRT denilince hatırladıkları ilk şey olarak belirtmiştir. %18 ile “TRT spikeri”, %12,4 ile “korku”, %8,8 ile “darbe girişimi”, %5,6 ile “bil- gilendirme”, %5,1 ile “rehin alınma” katılımcıların belleğinde TRT ile ilişkilendirilen diğer kavramlardır. %3,8 ile “kaygı”, %3,6 ile “baskın”, %2,5 ile “kaos”, %2,5 ile “kurgu” katılımcıların TRT’ye dair görece daha az hatırladıkları çağrışımlar olmuştur. Ayrıca, bu soruya katı- lımcıların %12,6’sı “fikrim yok” yanıtını vermiştir. Elde edilen verilere göre, 15 Temmuz darbe girişiminde TRT’de darbe bildirisinin tehdit yoluyla okutulması ve katılımcıların bellek birikiminin kaynağını medya görüntüleri ve metinlerinin oluşturması, medyanın önemini bir kez daha göstermiştir. 272 | 15 TEMMUZ DARBE GIRIŞIMI VE TOPLUMSAL BELLEĞIN HAFIZA MEKÂNLARI Kişisel Önem Ve Destek Bu bölümde 15 Temmuz’un dünya görüşü ve deneyimlere göre farklı anlamlar taşıyıp taşımadığını, cinsiyet, yaş, siyasi eğilim, gelir düzeyi ve eğitim düzeyine göre darbe girişimi sırasında veya sonrasında so- kağa çıkma düzeyleri, 15 Temmuz gecesi hangi motivasyon ile sokağa çıkıldığı, 15 Temmuz gecesi hangi mekanlarda hangi duygularla bulu- nulduğunu ortaya koyan tablolara yer verilmiştir. Sokağa Çıkma n % Evet 401 50,1 Hayır 399 49,9 Toplam 800 100 Tablo 3.50 Darbe Girişimi Sırasında veya Sonrasında Sokağa Çıkma Düzeyi Katılımcıların %50,1’i darbe girişimi sırasında veya sonrasında soka- ğa çıktığını belirtirken, %49,9’u sokağa çıkmadığını ifade etmiştir. Cinsiyetiniz Kadın Erkek n % n % 15 Temmuz 2016 yılındaki darbe girişimi sırasında veya sonrasında sokağa çıktınız mı? Evet 198 66,0% 203 40,6% Hayır 102 34,0% 297 59,4% Toplam 300 100,0% 500 100,0% Tablo 3.51 Darbe Girişimi Sırasında veya Sonrasında Sokağa Çıkma Düzeyinin Cinsiyet Değişkenine Göre Dağılımı Kadın katılımcıların %66’sı darbe girişimi sırasında veya sonrasında sokağa çıkarken, %34’ü çıkmadığını ifade etmiştir. Erkek katılımcı- ların %40,6’sı sokağa çıktığını ifade ederken, %59,4’ü darbe girişimi sırasında veya sonrasında sokağa çıkmadığını belirtmiştir. TOPLUMSAL BELLEĞIN TAŞIYICI PAYANDASI OLARAK HAFIZA MEKÂNLARI: 15 TEMMUZ 2016 DARBE GIRIŞIMININ DIRENME ORTAMLARI ÜZERINDEN BIR ARAŞTIRMA | 273 2018 genel seçimlerinde oyunuzu kime verdiniz? Adalet ve Kalkınma Partisi Cumhuriyet Halk Partisi Halkların Demokratik Partisi Milliyetçi Hareket Partisi İYİ Parti Söylemek istemiyorum Oy kullanmadım Diğer n % n % n % n % n % n % n % n % Evet 171 51,4% 79 43,6% 41 46,1% 39 47,0% 17 45,9% 24 72,7% 21 72,4% 9 60,0% Hayır 162 48,6% 102 56,4% 48 53,9% 44 53,0% 20 54,1% 9 27,3% 8 27,6% 6 40,0% Toplam 333 100,0% 181 100,0% 89 100,0% 83 100,0% 37 100,0% 33 100,0% 29 100,0% 15 100,0% Tablo 3.52 Darbe Girişimi Gecesi Sokağa Çıkma Düzeyinin Siyasi Eğilim Değişenine Göre Dağılımı AK Parti’ye oy veren katılımcıların %51,4’ü, CHP’ye oy veren katılım- cıların %43,6’sı, HDP’ye oy veren katılımcıların %46,1’i, MHP’ye oy ve- ren katılımcıların %47’si, İYİ Parti’ye oy veren katılımcıların %45,9’u, hangi partiye oy verdiğini söylemek istemeyen katılımcıların %72,7’si, oy kullanmayan katılımcıların ise %72,4’ü sokağa çıktığını ifade et- miştir. Eğitim İlköğretim Lise Ön Lisans Lisans Lisansüstü n % n % n % n % n % Evet 59 43,7% 205 50,1% 56 58,9% 67 48,6% 14 60,9% Hayır 76 56,3% 204 49,9% 39 41,1% 71 51,4% 9 39,1% Toplam 135 100,0% 409 100,0% 95 100,0% 138 100,0% 23 100,0% Tablo 3.53 Darbe Girişimi Gecesi Sokağa Çıkma Düzeyinin Eğitim Durumuna Göre Dağılımı İlköğretim mezunu katılımcıların %43,7’si, lise mezunu katılımcıların %50,1’i, ön lisans mezunu katılımcıların %58,9’u, lisans mezunu katı- lımcıların %48,6’sı, lisansüstü mezunlarının %60,9’u darbe girişimi gecesi sokağa çıktığını ifade etmiştir. İlköğretim mezunu katılımcıla- rın %56,3’ü, lise mezunu katılımcıların %49,9’u, ön lisans mezunu ka- tılımcıların %41,1’i, lisans mezunu katılımcıların %51,4’üı, lisansüstü mezunlarının %39,1’i darbe girişimi gecesi sokağa çıkmadığını ifade etmiştir. 274 | 15 TEMMUZ DARBE GIRIŞIMI VE TOPLUMSAL BELLEĞIN HAFIZA MEKÂNLARI Cinsiyetiniz Kadın Erkek n % n % Vatan, millet, bayrak sevgisi motivasyon kaynağım oldu 110 55,6% 96 47,3% Yalnızca merak edip neler olup bittiğini anlamak için çıktım 18 9,1% 14 6,9% Devletin yanında olmak için çıktım 45 22,7% 33 16,3% Fayda sağlamak ve destek olmak için çıktım 17 8,6% 26 12,8% Camilerden verilen selalar motivasyon kaynağım oldu 12 6,1% 11 5,4% Toplulukta kişisel olarak yer bulma ve topluluğa bağlılık motivasyon kaynağım oldu 6 3,0% 1 0,5% TRT’de darbe bildirisinin okunması motivasyon kaynağım oldu 3 1,5% 0 0,0% Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın canlı yayına katılması ve çağrısı motivasyon kaynağım oldu 20 10,1% 32 15,8% İman gücüm motivasyon kaynağım oldu 6 3,0% 0 0,0% Sosyal medya vb mecralarda yayınlanan birlik ve beraberlik çağrısı motivasyon kaynağım oldu 7 3,5% 9 4,4% İhtiyaçlarımı karşılamak için çıktım 8 4,0% 5 2,5% Toplam 198 100,0% 203 100,0% Tablo 3.54 Darbe Girişimi Gecesi Sokağa Çıkma Nedenlerinin Cinsiyet Değişkenine Göre Dağılımı “Darbe girişimi gecesi sokağa çıkmanızda etkili olan faktörler neler- di? Hangi duygunuz ya da motivasyon kaynağınız dışarı çıkmanızda etkili oldu?” sorusuna verilen cevaplar cinsiyete göre yüzde olarak ya- kın bir dağılım göstermektedir. Araştırma sonuçlarına göre, kadın ve erkek katılımcılar için “vatan, millet, bayrak sevgisi” sokağa çıkma tercihlerini belirleyen en etkili motivasyon kaynağı olarak belirtil- miştir. Bundan sonra en çok ifade edilen ve ikinci sırada yer alan fak- tör ise “devletin yanında olmak”tır. Kadınlar “yalnızca merak edip neler olup bittiğini anlamayı”; erkekler ise “Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın canlı yayına katılması ve çağrısı”nı sokağa çıkma- larında etkili üçüncü neden olarak ifade etmişlerdir. TOPLUMSAL BELLEĞIN TAŞIYICI PAYANDASI OLARAK HAFIZA MEKÂNLARI: 15 TEMMUZ 2016 DARBE GIRIŞIMININ DIRENME ORTAMLARI ÜZERINDEN BIR ARAŞTIRMA | 275 Yaş 15-24 25-34 35-44 45-54 55-64 65 + n % n % n % n % n % n % Vatan, millet, bayrak sevgisi motivasyon kaynağım oldu 38 50,0% 50 56,8% 57 64,0% 30 44,1% 23 52,3% 8 22,2% Yalnızca merak edip neler olup bittiğini anlamak için çıktım 8 10,5% 4 4,5% 5 5,6% 7 10,3% 3 6,8% 5 13,9% Devletin yanında olmak için çıktım 13 17,1% 21 23,9% 16 18,0% 13 19,1% 7 15,9% 8 22,2% Fayda sağlamak ve destek olmak için çıktım 12 15,8% 8 9,1% 4 4,5% 8 11,8% 6 13,6% 5 13,9% Camilerden verilen selalar motivasyon kaynağım oldu 6 7,9% 5 5,7% 4 4,5% 2 2,9% 4 9,1% 2 5,6% Toplulukta kişisel olarak yer bulma ve topluluğa bağlılık motivasyon kaynağım oldu 5 6,6% 2 2,3% 0 0,0% 0 0,0% 0 0,0% 0 0,0% TRT’de darbe bildirisinin okunması motivasyon kaynağım oldu 1 1,3% 1 1,1% 0 0,0% 1 1,5% 0 0,0% 0 0,0% Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın canlı yayına katılması ve çağrısı motivasyon kaynağım oldu 15 19,7% 5 5,7% 6 6,7% 15 22,1% 4 9,1% 7 19,4% İman gücüm motivasyon kaynağım oldu 1 1,3% 4 4,5% 0 0,0% 0 0,0% 0 0,0% 1 2,8% Sosyal medya vb mecralarda yayınlanan birlik ve beraberlik çağrısı motivasyon kaynağım oldu 4 5,3% 2 2,3% 0 0,0% 7 10,3% 1 2,3% 2 5,6% İhtiyaçlarımı karşılamak için çıktım 3 3,9% 2 2,3% 5 5,6% 0 0,0% 1 2,3% 2 5,6% Toplam 76 100,0% 88 100,0% 89 100,0% 68 100,0% 44 100,0% 36 100,0% Tablo 3.55 Darbe Girişimi Gecesi Sokağa Çıkma Nedenlerinin Yaş Değişkenine Göre Dağılımı Tablo 3.55’de görüldüğü üzere, 25-34 yaş, 35-44 yaş, 45-54 yaş, 55-64 yaş aralığındaki ve 65 yaş ve üzeri katılımcılar için “vatan, millet, bayrak sevgisi” ve “devletin yanında olma” en etkili motivasyon kay- nağı olarak belirtilmiştir. 15-24 yaş grubu aralığındaki katılımcılar için “vatan, millet, bayrak sevgisi” ilk sırada yer alırken, “Cumhurbaş- kanı Erdoğan’ın canlı yayına katılması ve çağrısı” ikinci sırada yer al- 276 | 15 TEMMUZ DARBE GIRIŞIMI VE TOPLUMSAL BELLEĞIN HAFIZA MEKÂNLARI maktadır. Gençlik döneminin dinamik ve değişken bir süreç olması, 15-24 yaş aralığındaki genç nüfusun bu çağrıdan etkilenerek sokağa çıkması internet ve sosyal medyayı etkili kullanan gençlerin toplum meselelerine aktif katılımını ortaya koymaktadır. Aylık gelir 0-1000 TL 1001- 2000 TL 2001-3000 TL 3001-4000 TL 4001-5000 TL 5001 ve üstü Belirtmek istemedi n % n % n % n % n % n % n % Vatan, millet, bayrak sevgisi motivasyon kaynağım oldu 4 40,0 2 25,0 44 42,7 91 57,2 35 48,6 25 71,4 5 35,7 Yalnızca merak edip neler olup bittiğini anlamak için çıktım 0 0,0 2 25,0 3 2,9 20 12,6 3 4,2 3 8,6 1 7,1 Devletin yanında olmak için çıktım 3 30,0% 2 25,0% 26 25,2% 16 10,1% 18 25,0% 10 28,6% 3 21,4% Fayda sağlamak ve destek olmak için çıktım 1 10,0% 0 0,0% 24 23,3% 3 1,9% 9 12,5% 4 11,4% 2 14,3% Camilerden verilen selalar motivasyon kaynağım oldu 1 10,0% 0 0,0% 19 18,4% 1 0,6% 0 0,0% 1 2,9% 1 7,1% Toplulukta kişisel olarak yer bulma ve topluluğa bağlılık motivasyon kaynağım oldu 0 0,0% 0 0,0% 5 4,9% 0 0,0% 1 1,4% 0 0,0% 1 7,1% TRT’de darbe bildirisinin okunması motivasyon kaynağım oldu 0 0,0% 0 0,0% 0 0,0% 3 1,9% 0 0,0% 0 0,0% 0 0,0% Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın canlı yayına katılması ve çağrısı motivasyon kaynağım oldu 1 10,0% 2 25,0% 14 13,6% 13 8,2% 12 16,7% 7 20,0% 3 21,4% İman gücüm motivasyon kaynağım oldu 0 0,0% 0 0,0% 5 4,9% 0 0,0% 1 1,4% 0 0,0% 0 0,0% Sosyal medya vb mecralarda yayınlanan birlik ve beraberlik çağrısı motivasyon kaynağım oldu 0 0,0% 0 0,0% 5 4,9% 6 3,8% 0 0,0% 3 8,6% 2 14,3% İhtiyaçlarımı karşılamak için çıktım 0 0,0% 0 0,0% 4 3,9% 6 3,8% 1 1,4% 1 2,9% 1 7,1% Toplam 10 100,0% 8 100,0% 103 100,0% 159 100,0% 72 100,0% 35 100,0% 14 100,0% Tablo 3.56 Darbe Girişimi Gecesi Sokağa Çıkma Nedenlerinin Gelir Düzeyine Göre Dağılımı Tablo 3.56’da görüldüğü üzere, aylık 0-1000 TL, 2001-3000 TLİ 4001- 5000 TL, 5001 TL ve üstü gelire sahip katılımcılar için “vatan, millet, bayrak sevgisi” ve “devletin yanında olma” en etkili motivasyon kay- nağı olarak belirtilmiştir. 3001-4000 TL aylık gelire sahip katılımcı- TOPLUMSAL BELLEĞIN TAŞIYICI PAYANDASI OLARAK HAFIZA MEKÂNLARI: 15 TEMMUZ 2016 DARBE GIRIŞIMININ DIRENME ORTAMLARI ÜZERINDEN BIR ARAŞTIRMA | 277 lar için de “vatan, millet, bayrak sevgisi” sokağa çıkmada etkili fak- törler arasında ilk sırada yer alırken, “Yalnızca merak edip neler olup bittiğini anlama” amacı ikinci sırada yer almaktadır. 2018 genel seçimlerinde oyunuzu kime verdiniz? Adalet ve Kalkınma Partisi Cumhuriyet Halk Partisi Halkların Demokratik Partisi Milliyetçi Hareket Partisi İYİ Parti Söylemek istemiyorum Oy kullanmadım Diğer n % n % n % n % n % n % n % n % Vatan, millet, bayrak sevgisi motivasyon kaynağım oldu 102 59,6% 32 40,5% 18 43,9% 17 43,6% 8 47,1% 15 62,5% 8 38,1% 6 66,7% Yalnızca merak edip neler olup bittiğini anlamak için çıktım 11 6,4% 10 12,7% 3 7,3% 4 10,3% 0 0,0% 1 4,2% 2 9,5% 1 11,1% Devletin yanında olmak için çıktım 38 22,2% 22 27,8% 9 22,0% 3 7,7% 2 11,8% 1 4,2% 3 14,3% 0 0,0% Fayda sağlamak ve destek olmak için çıktım 15 8,8% 9 11,4% 4 9,8% 6 15,4% 3 17,6% 2 8,3% 2 9,5% 2 22,2% Camilerden verilen selalar motivasyon kaynağım oldu 8 4,7% 6 7,6% 0 0,0% 2 5,1% 1 5,9% 0 0,0% 4 19,0% 2 22,2% Toplulukta kişisel olarak yer bulma ve topluluğa bağlılık motivasyon kaynağım oldu 5 2,9% 1 1,3% 1 2,4% 0 0,0% 0 0,0% 0 0,0% 0 0,0% 0 0,0% TRT’de darbe bildirisinin okunması motivasyon kaynağım oldu 2 1,2% 1 1,3% 0 0,0% 0 0,0% 0 0,0% 0 0,0% 0 0,0% 0 0,0% Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın canlı yayına katılması ve çağrısı motivasyon kaynağım oldu 22 12,9% 8 10,1% 10 24,4% 5 12,8% 1 5,9% 3 12,5% 2 9,5% 1 11,1% İman gücüm motivasyon kaynağım oldu 1 0,6% 5 6,3% 0 0,0% 0 0,0% 0 0,0% 0 0,0% 0 0,0% 0 0,0% Sosyal medya vb mecralarda yayınlanan birlik ve beraberlik çağrısı motivasyon kaynağım oldu 9 5,3% 2 2,5% 1 2,4% 2 5,1% 1 5,9% 0 0,0% 0 0,0% 1 11,1% İhtiyaçlarımı karşılamak için çıktım 8 4,7% 2 2,5% 0 0,0% 0 0,0% 1 5,9% 2 8,3% 0 0,0% 0 0,0% Toplam 171 100,0% 79 100,0% 41 100,0% 39 100,0% 17 100,0% 24 100,0% 21 100,0% 9 100,0% Tablo 3.57 Darbe Girişimi Gecesi Sokağa Çıkma Nedenlerinin Siyasi Eğilime Göre Dağılımı 278 | 15 TEMMUZ DARBE GIRIŞIMI VE TOPLUMSAL BELLEĞIN HAFIZA MEKÂNLARI Tablo 3.57’de görüldüğü üzere, herhangi bir partiye oy veren, oy verme- yen ya da verdiği oyu söylemek istemeyen için “vatan, millet, bayrak sevgisi” sokağa çıkmada en etkili motivasyon kaynağı olarak belirtil- miştir. AK Parti’ye ve CHP’ye oy veren katılımcılar “devletin yanında olma”, MHP’ye ve İYİ Parti’ye oy veren katılımcılar “fayda sağlama ve destek olma” konusunda bir tavır geliştirmişlerdir. HDP’ye oy veren katılımcılar için ise “Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın canlı yayına katıl- ması ve çağrısı” motivasyon kaynağı olmuştur. Eğitim İlköğretim Lise Ön Lisans Lisans Lisansüstü n % n % n % n % n % Vatan, millet, bayrak sevgisi motivasyon kaynağım oldu 32 54,2% 105 51,2% 26 46,4% 38 56,7% 5 35,7% Yalnızca merak edip neler olup bittiğini anlamak için çıktım 4 6,8% 21 10,2% 2 3,6% 3 4,5% 2 14,3% Devletin yanında olmak için çıktım 8 13,6% 34 16,6% 14 25,0% 22 32,8% 0 0,0% Fayda sağlamak ve destek olmak için çıktım 8 13,6% 15 7,3% 12 21,4% 8 11,9% 0 0,0% Camilerden verilen selalar motivasyon kaynağım oldu 4 6,8% 9 4,4% 5 8,9% 5 7,5% 0 0,0% Toplulukta kişisel olarak yer bulma ve topluluğa bağlılık motivasyon kaynağım oldu 0 0,0% 0 0,0% 2 3,6% 4 6,0% 1 7,1% TRT’de darbe bildirisinin okunması motivasyon kaynağım oldu 1 1,7% 2 1,0% 0 0,0% 0 0,0% 0 0,0% Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın canlı yayına katılması ve çağrısı motivasyon kaynağım oldu 12 20,3% 17 8,3% 9 16,1% 9 13,4% 5 35,7% İman gücüm motivasyon kaynağım oldu 0 0,0% 1 0,5% 4 7,1% 1 1,5% 0 0,0% Sosyal medya vb mecralarda yayınlanan birlik ve beraberlik çağrısı motivasyon kaynağım oldu 6 10,2% 5 2,4% 2 3,6% 3 4,5% 0 0,0% İhtiyaçlarımı karşılamak için çıktım 4 6,8% 8 3,9% 0 0,0% 0 0,0% 1 7,1% Toplam 59 100,0% 205 100,0% 56 100,0% 67 100,0% 14 100,0% Tablo 3.58 Darbe Girişimi Gecesi Sokağa Çıkma Nedenlerinin Eğitim Düzeyine Göre Dağılımı TOPLUMSAL BELLEĞIN TAŞIYICI PAYANDASI OLARAK HAFIZA MEKÂNLARI: 15 TEMMUZ 2016 DARBE GIRIŞIMININ DIRENME ORTAMLARI ÜZERINDEN BIR ARAŞTIRMA | 279 Tablo 3.58’de görüldüğü üzere, eğitim düzeyi ne olursa olsun “vatan, millet, bayrak sevgisi” sokağa çıkmada en etkili motivasyon kaynağı olarak belirtilmiştir. İlköğretim, lise, ön lisans ve lisans mezunu katı- lımcılar sokağa çıkmada etkili faktörler arasında ikinci sırada “dev- letin yanında olma”yı motivasyon kaynağı olarak ifade etmişlerdir. Lisansüstü mezunu katılımcılar için ise “Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın canlı yayına katılması ve çağrısı” motivasyon kaynağı olmuştur. Gidilen Mekânlar n % 15 Temmuz Şehitler Köprüsü 130 32,4 15 Temmuz Şehitler Caddesi 105 26,2 Kısıklı Milli İrade Meydanı 72 18,0 Atatürk Havalimanı 61 15,2 Diğer 33 8,2 Toplam 401 100 Tablo 3.59 Darbe Girişimi Sırasında Bulunulan Mekânlar 15 Temmuz darbe girişimi gecesi sokağa çıkan katılımcıların %32,4’ü 15 Temmuz Şehitler Köprüsü’ne, %26,2’si, 15 Temmuz Şehitleri Cadde- si’ne, %18’i Kısıklı Milli İrade Meydanı’na, %8,2’si Atatürk Havalima- nı’na gittiğini belirtmiştir. Cinsiyetiniz Kadın Erkek n % n % 15 Temmuz darbe girişimi gecesi sokağa çıktığınızı belirttiniz. 15 Temmuz’da bulunduğunuz mekân sizde hangi duyguyu uyandırdı? Kaygı 22 11,1% 18 8,9% Korku 32 16,2% 31 15,3% Mücadele ve güç 15 7,6% 15 7,4% Birlik ve beraberlik duygusu 26 13,1% 35 17,2% Milli Dayanışma/Vatan Sevgisi 36 18,2% 42 20,7% Alçak saldırı/Hainlik 27 13,6% 12 5,9% Üzüntü (ülkenin içinde bulunduğu duruma) 32 16,2% 32 15,8% Acımasızlık 3 1,5% 8 3,9% Şehadet 0 0,0% 7 3,4% Kahramanlık 5 2,5% 3 1,5% Toplam 198 100,0% 203 100,0% Tablo 3.60 Mekânın Uyandırdığı Duyguların Cinsiyet Değişkenine Göre Dağılımı 280 | 15 TEMMUZ DARBE GIRIŞIMI VE TOPLUMSAL BELLEĞIN HAFIZA MEKÂNLARI Bu sorunun amacı, darbe girişimi gecesi sokağa çıkan katılımcılarda mekânın hangi duyguları uyandırdığını anlamak ve öğrenmektir. “Milli dayanışma/vatan sevgisi” (%19,5) o geceye ve mekânlara ilişkin en yoğun hissedilen ve algılanan duygu olmuştur. Ülkenin içinde bu- lunduğu duruma ilişkin üzüntü (%16); korku (%15,7); birlik ve beraber- lik duygusu (%15,2), kaygı (%10) diğer duygulara göre en fazla hissedil- miş ve algılanmış duygulardır. Mekânın uyandırdığı duygularda kadın katılımcıların cevaplarında “korku”, erkek katılımcıların cevap- larında ise “birlik ve beraberlik” vurgusu göze çarpmaktadır. Dolayı- sıyla cinsiyet göre duyguların farklı bir uyaran tarafından tetiklendiği söylenebilir. Elde edilen bulgular, sokağa çıkan katılımcıların öngö- rüldüğü gibi birlik ve beraberlik duygusunu hissettiğini, ancak genel değerlendirmede vatan-millet-bayrak sevgisi ile birlikte başka duygu- ların da belirginleştiğini göstermektedir. Korku ve kaygı hissi ortala- ma değerler arasında gözükmektedir. Diğer yandan acımasızlık, kah- ramanlık ve şehadet duygusu ise en az hissedilen ve algılanan duygular olmuştur. Yaş 15-24 25-34 35-44 45-54 55-64 65 + n % n % n % n % n % n % Kaygı 8 10,5% 8 9,1% 11 12,4% 5 7,4% 3 6,8% 5 13,9% Korku 9 11,8% 17 19,3% 13 14,6% 8 11,8% 11 25,0% 5 13,9% Mücadele ve güç 9 11,8% 6 6,8% 5 5,6% 7 10,3% 2 4,5% 1 2,8% Birlik ve beraberlik duygusu 7 9,2% 15 17,0% 16 18,0% 12 17,6% 8 18,2% 3 8,3% Milli Dayanışma/ Vatan Sevgisi 19 25,0% 18 20,5% 9 10,1% 16 23,5% 7 15,9% 9 25,0% Alçak saldırı/ Hainlik 14 18,4% 3 3,4% 9 10,1% 7 10,3% 4 9,1% 2 5,6% Üzüntü (ülkenin içinde bulunduğu duruma) 9 11,8% 17 19,3% 12 13,5% 10 14,7% 8 18,2% 8 22,2% Acımasızlık 0 0,0% 3 3,4% 6 6,7% 0 0,0% 1 2,3% 1 2,8% Şehadet 0 0,0% 0 0,0% 4 4,5% 3 4,4% 0 0,0% 0 0,0% Kahramanlık 1 1,3% 1 1,1% 4 4,5% 0 0,0% 0 0,0% 2 5,6% Toplam 76 100,0% 88 100,0% 89 100,0% 68 100,0% 44 100,0% 36 100,0% Tablo 3.61 Mekânın Uyandırdığı Duyguların Yaş Değişkenine Göre Dağılımı TOPLUMSAL BELLEĞIN TAŞIYICI PAYANDASI OLARAK HAFIZA MEKÂNLARI: 15 TEMMUZ 2016 DARBE GIRIŞIMININ DIRENME ORTAMLARI ÜZERINDEN BIR ARAŞTIRMA | 281 Genel olarak katılımcılar bulundukları mekânın “dayanışma/vatan sevgisi” için ortam yarattığını ifade etmektedir. 15-24 yaş aralığında- ki katılımcılarda bulundukları mekân dayanışma ve vatan sevgisin- den sonra “alçak saldırı/hainlik” duygusunu çağrıştırırken, 25-34 yaş aralığındaki ve 65 yaş ve üzeri katılımcıların bulundukları mekâna dair duygusu “ülkenin içinde bulunduğu duruma üzüntü/korku” duy- gusuna odaklanmaktadır. 35-44 yaş ve 55-64 yaş arası katılımcıların mekânı “korku” ve “birlik ve beraberlik duygusu” ifadeleriyle özdeş- leştirdikleri görülmektedir. Aylık gelir 0-1000 TL 1001- 2000 TL 2001-3000 TL 3001-4000 TL 4001- 5000 TL 5001 ve üstü Belirtmek istemedi n % n % n % n % n % n % n % Kaygı 0 0,0% 1 12,5% 9 8,7% 18 11,3% 8 11,1% 2 5,7% 2 14,3% Korku 1 10,0% 1 12,5% 14 13,6% 26 16,4% 10 13,9% 8 22,9% 3 21,4% Mücadele ve güç 0 0,0% 1 12,5% 11 10,7% 16 10,1% 2 2,8% 0 0,0% 0 0,0% Birlik ve beraberlik duygusu 1 10,0% 0 0,0% 19 18,4% 20 12,6% 10 13,9% 9 25,7% 2 14,3% Milli Dayanışma/ Vatan Sevgisi 0 0,0% 0 0,0% 22 21,4% 23 14,5% 22 30,6% 9 25,7% 2 14,3% Alçak saldırı/ Hainlik 2 20,0% 2 25,0% 9 8,7% 12 7,5% 7 9,7% 3 8,6% 4 28,6% Üzüntü (ülkenin içinde bulunduğu duruma) 6 60,0% 3 37,5% 13 12,6% 29 18,2% 9 12,5% 3 8,6% 1 7,1% Acımasızlık 0 0,0% 0 0,0% 4 3,9% 6 3,8% 0 0,0% 1 2,9% 0 0,0% Şehadet 0 0,0% 0 0,0% 0 0,0% 3 1,9% 4 5,6% 0 0,0% 0 0,0% Kahramanlık 0 0,0% 0 0,0% 2 1,9% 6 3,8% 0 0,0% 0 0,0% 0 0,0% Toplam 10 100,0% 8 100,0% 103 100,0% 159 100,0% 72 100,0% 35 100,0% 14 100,0% Tablo 3.62 Mekânın Uyandırdığı Duyguların Gelir Düzeyine Göre Dağılımı 0-1000 TL ve 1001-2000 TL arasında aylık gelire sahip katılımcılar için bulundukları mekân “üzüntü” “alçak saldırı/hainlik” duygusunu çağrıştırırken, 2001-3000 TL, 3001-4000 TL, 4001-5000 TL arasın- da aylık gelire sahip katılımcıların mekânı “milli dayanışma/vatan sevgisi” ve “birlik ve beraberlik duygusu” ifadeleriyle özdeşleştirdik- leri görülmektedir. 3001-4000 TL gelire sahip katılımcılar “korku” ve “üzüntü” duygularına yoğunlaşmıştır. 282 | 15 TEMMUZ DARBE GIRIŞIMI VE TOPLUMSAL BELLEĞIN HAFIZA MEKÂNLARI 2018 genel seçimlerinde oyunuzu kime verdiniz? Adalet ve Kalkınma Partisi Cumhuriyet Halk Partisi Halkların Demokratik Partisi Milliyetçi Hareket Partisi İYİ Parti Söylemek istemiyorum Oy kullanmadım Diğer n % n % n % n % n % n % n % n % Kaygı 19 11,1% 6 7,6% 6 14,6% 9 23,1% 0 0,0% 0 0,0% 0 0,0% 0 0,0% Korku 20 11,7% 12 15,2% 6 14,6% 10 25,6% 3 17,6% 5 20,8% 5 23,8% 2 22,2% Mücadele ve güç 16 9,4% 8 10,1% 3 7,3% 1 2,6% 0 0,0% 2 8,3% 0 0,0% 0 0,0% Birlik ve beraberlik duygusu 24 14,0% 11 13,9% 7 17,1% 5 12,8% 1 5,9% 4 16,7% 7 33,3% 2 22,2% Milli Dayanışma/ Vatan Sevgisi 43 25,1% 14 17,7% 5 12,2% 3 7,7% 8 47,1% 1 4,2% 3 14,3% 1 11,1% Alçak saldırı/ Hainlik 13 7,6% 11 13,9% 4 9,8% 6 15,4% 0 0,0% 4 16,7% 1 4,8% 0 0,0% Üzüntü (ülkenin içinde bulunduğu duruma) 28 16,4% 12 15,2% 7 17,1% 4 10,3% 5 29,4% 3 12,5% 2 9,5% 3 33,3% Acımasızlık 2 1,2% 0 0,0% 2 4,9% 1 2,6% 0 0,0% 3 12,5% 2 9,5% 1 11,1% Şehadet 4 2,3% 3 3,8% 0 0,0% 0 0,0% 0 0,0% 0 0,0% 0 0,0% 0 0,0% Kahramanlık 2 1,2% 2 2,5% 1 2,4% 0 0,0% 0 0,0% 2 8,3% 1 4,8% 0 0,0% Toplam 171 100,0% 79 100,0% 41 100,0% 39 100,0% 17 100,0% 24 100,0% 21 100,0% 9 100,0% Tablo 3.63 Mekânın Uyandırdığı Duyguların Siyasi Eğilim Değişkenine Göre Dağılımı TOPLUMSAL BELLEĞIN TAŞIYICI PAYANDASI OLARAK HAFIZA MEKÂNLARI: 15 TEMMUZ 2016 DARBE GIRIŞIMININ DIRENME ORTAMLARI ÜZERINDEN BIR ARAŞTIRMA | 283 AK Parti’ye ve HDP’ye oy veren katılımcılar için bulundukları mekân “ülkenin içinde bulunduğu duruma üzüntü” duygusunu yaşatırken, CHP’ye ve İYİ Parti’ye oy veren katılımcıların mekânı “milli daya- nışma/vatan sevgisi” ifadeleriyle özdeşleştirdikleri görülmektedir. MHP’ye oy veren katılımcılar ise “korku” ve “kaygı” duygularına yo- ğunlaşmıştır. Eğitim İlköğretim Lise Ön Lisans Lisans Lisansüstü n % n % n % n % n % Kaygı 7 11,9% 20 9,8% 3 5,4% 10 14,9% 0 0,0% Korku 7 11,9% 33 16,1% 7 12,5% 11 16,4% 5 35,7% Mücadele ve güç 5 8,5% 17 8,3% 3 5,4% 5 7,5% 0 0,0% Birlik ve beraberlik duygusu 7 11,9% 40 19,5% 4 7,1% 9 13,4% 1 7,1% Milli Dayanışma/ Vatan Sevgisi 10 16,9% 36 17,6% 18 32,1% 13 19,4% 1 7,1% Alçak saldırı/ Hainlik 5 8,5% 13 6,3% 8 14,3% 7 10,4% 6 42,9% Üzüntü (ülkenin içinde bulunduğu duruma) 12 20,3% 33 16,1% 11 19,6% 7 10,4% 1 7,1% Acımasızlık 4 6,8% 4 2,0% 1 1,8% 2 3,0% 0 0,0% Şehadet 0 0,0% 4 2,0% 0 0,0% 3 4,5% 0 0,0% Kahramanlık 2 3,4% 5 2,4% 1 1,8% 0 0,0% 0 0,0% Toplam 59 100,0% 205 100,0% 56 100,0% 67 100,0% 14 100,0% Tablo 3.64 Mekânın Uyandırdığı Duyguların Eğitim Düzeyine Göre Dağılımı 284 | 15 TEMMUZ DARBE GIRIŞIMI VE TOPLUMSAL BELLEĞIN HAFIZA MEKÂNLARI İlköğretim mezunu katılımcılar için bulundukları mekân “ülkenin içinde bulunduğu duruma üzüntü” duygusunu yaşatırken, lise mezu- nu katılımcıların mekânı “birlik ve beraberlik” duygusu ifadeleriyle özdeşleştirdikleri görülmektedir. Ön lisans ve lisans mezunu katılım- cılar mekânı “milli dayanışma/vatan sevgisi” ifadeleriyle özdeşleşti- rirken, lisansüstü mezun katılımcılar mekânın kendilerinde “alçak saldırı/hainlik” duygularını çağrıştırdıklarını ifade etmişlerdir. Hafıza Mekânlarına Karşı Tutum Bu başlık altında çalışmanın amaç soruları arasında yer alan “15 Tem- muz darbe girişimi sonrasında İstanbul’da öne çıkan ve inşa edilen anıtlar, semboller ya da mekânlar nelerdir? 15 Temmuz’u sokakta deneyimlemiş olanların hafıza mekânlarına dair farkındalıkları art- mış mıdır? Hafıza mekânlarına dair farkındalığın cinsiyet, yaş, siyasi eğilim, eğitim durumu, gelir düzeyi, darbe girişimi gecesi sokağa çık- ma ile bir bağlantısı var mıdır? 15 Temmuz’u medya üzerinden dene- yimlemiş olanların, hafıza mekânları olarak nitelendirilen mekânlara ilişkin farkındalıkları ortaya konmuştur. Hafıza Mekânları n % 15 Temmuz Şehitler Abidesi 323 40,4 15 Temmuz’da tankın ezdiği otomobil 306 38,3 15 Temmuz Şehitler Çeşmesi 290 36,3 15 Temmuz Saraçhane Anıtı 276 34,5 15 Temmuz Şehitler Anıtı 244 30,5 15 Temmuz Demokrasi ve Cumhuriyet Anıtı 195 24,4 Hiçbiri 61 7,6 Toplam 800 100 Tablo 3.65 Hafıza Mekânlarının Hatırlanma Düzeyi TOPLUMSAL BELLEĞIN TAŞIYICI PAYANDASI OLARAK HAFIZA MEKÂNLARI: 15 TEMMUZ 2016 DARBE GIRIŞIMININ DIRENME ORTAMLARI ÜZERINDEN BIR ARAŞTIRMA | 285 Katılımcılara 15 Temmuz’u hatırlatmak amacıyla inşa edilen anıtlar, semboller, müzelerden hangilerinin kendilerine darbe girişimi gecesi- ni hatırlattığı sorulduğunda, 15 Temmuz Şehitler Köprüsü’nün Ana- dolu Yakası çıkışında inşa edilen 15 Temmuz Şehitler Abidesi’nin %40,4’lük oranla 15 Temmuz’u hatırlatan en önemli hafıza mekânı olduğu görülmektedir. Darbe girişimi gecesi Esenler’de tankın altında kalarak ezilen otomobilin anıtı %38,3’lük oranla ikinci sırada yer alır- ken, %36,3’lük oranla Çengelköy’deki 15 Temmuz Şehitler Çeşmesi üçüncü sırada yer alan 15 Temmuz’u hatırlatıcı bellek yerleridir. Nora (2006: 9), geçmişi hatırlamanın bir yolu olarak yaratılan bu mekânla- ra “hafıza mekânları” der ve toplumsal bellek kaybolup giderken “ha- fıza mekânlarının” bizzat varlıkları ve gerçeklik etkileriyle belleği canlı tutma işlevini yerine getirecek denli güvenilir bir dayanak ola- rak görüldüğüne vurgu yapar. Köprü’nün Anadolu Yakası’ndan sonra Avrupa Yakası’na da inşa edilen “15 Temmuz Demokrasi ve Cumhuri- yet Anıtı”, Bağcılar Belediye’si tarafından inşa edilen “Şehit ve Gaziler Anıtı” öne çıkan diğer hafıza mekânlarıdır. Bu mekânların katılımcı- lar tarafından hatırlanıyor oluşu, hafıza mekânlarının bizzat varlıkla- rı ve gerçeklik etkileriyle belleği canlı tutma görevini yerine getirecek güvenilir bir payanda oluşturduğunu ortaya koymaktadır. 286 | 15 TEMMUZ DARBE GIRIŞIMI VE TOPLUMSAL BELLEĞIN HAFIZA MEKÂNLARI Tablo 3.66 Hafıza Mekânlarına Yönelik İfadelere Katılım Düzeyi7 7 Çalışmanın bu bölümünde Hafıza Mekânlarının İşlevleri Ölçeği Toplam Puanlarının cinsiyet değişkenine, 15 Temmuz darbe girişimi gecesi sokağa çıkıp çıkmama durumuna göre farklılaşıp farklılaşmadığını be- lirlemek üzere Mann-Whitney U Testi, Hafıza Mekânlarının İşlevleri Ölçeği Toplam Puanlarının yaş, gelir, eğitim durumu ve siyasi eğilim değişkenine göre farklılaşıp farklılaşmadığını belirlemek üzere Kruskal Wallis Testi yapılmıştır. Ayrıca Hafıza Mekânlarının İşlevleri Ölçeği Puanlarının yaş, gelir, eğitim duru- mu ile Korelasyonuna bakılmıştır. Detaylı bilgi için Bkz. “Toplumsal Belleğin Taşıyıcı Payandası Olarak Hafıza Mekânları: 15 Temmuz 2016 Darbe Girişiminin Direnme Ortamları” Doktora Tezi, 2021, İstanbul Üniversitesi. İfadeler Kesinlikle Katılmıyorum Katılmıyorum Kararsızım Katılıyorum Kesinlikle Katılıyorum Toplam n % n % n % n % n % n % Hafıza mekânları 15 Temmuz’un ruhunu yansıtır. 38 4,8% 47 5,9% 160 20,0% 370 46,3% 185 23,1% 800 100,0% Hafıza mekânları 15 Temmuz gecesi yaşanılanları unutulmaz kılar. 36 4,5% 55 6,9% 152 19,0% 333 41,6% 224 28,0% 800 100,0% Hafıza mekânları siyasi çıkarlar doğrultusunda kullanılmakta ve bu çıkarlar doğrultusunda inşa edilmektedir. 68 8,5% 144 18,0% 386 48,3% 139 17,4% 63 7,9% 800 100,0% Hafıza mekânları bir mücadeleyi temsil eder. 24 3,0% 58 7,3% 159 19,9% 352 44,0% 207 25,9% 800 100,0% Hafıza mekânları olayları hatırlatmamı kolaylaştırır. 27 3,4% 51 6,4% 155 19,4% 379 47,4% 188 23,5% 800 100,0% Hafıza mekânları ortak değerler etrafında kenetlenmemizi sağlar. 28 3,5% 58 7,3% 162 20,3% 351 43,9% 201 25,1% 800 100,0% Hafıza mekânları geçmişi hatırlatıp topluluk aidiyetlerimizi güçlendirir. 22 2,8% 65 8,1% 223 27,9% 338 42,3% 152 19,0% 800 100,0% Hafıza mekânları dayanışma ile bir araya gelmemiz için ortam yaratır. 28 3,5% 58 7,3% 172 21,5% 333 41,6% 209 26,1% 800 100,0% Hafıza mekânları şehitleri hatırlatır. 24 3,0% 37 4,6% 150 18,8% 342 42,8% 247 30,9% 800 100,0% Hafıza mekânları benim için bir anlam ifade etmez. 259 32,4% 265 33,1% 181 22,6% 64 8,0% 31 3,9% 800 100,0% TOPLUMSAL BELLEĞIN TAŞIYICI PAYANDASI OLARAK HAFIZA MEKÂNLARI: 15 TEMMUZ 2016 DARBE GIRIŞIMININ DIRENME ORTAMLARI ÜZERINDEN BIR ARAŞTIRMA | 287 Bu bölümde katılımcıların hafıza mekânlarına ilişkin ifadelere yö- nelik değerlendirmelerine ve hafıza mekânlarına dair farkındalık düzeylerine ilişkin bulgulara yer verilmiştir. Araştırmaya katılan katılımcıların hafıza mekânlarının rolüne dair farkındalık düzeyleri incelediğinde hafıza mekânlarına yönelik tutumları “Katılıyorum” ifadesinde yoğunlaşmaktadır. Bu katılım gücünün önemi, hafıza mekânlarının bireysel ve toplumsal hatırlama sürecinde etkili oldu- ğunu kabulünü beraberinde getirmektedir. Ölçekteki en düşük değer 2,18 ile “Hafıza mekânları benim için bir anlam ifade etmez” ifadesine aittir. Başka bir deyişle, katılımcılar en düşük oranda bu ifadeye katıl- mıştır. Aslında hafıza mekânları katılımcılar için bir anlam ifade et- mektedir. Ölçekteki en yüksek değer ise 3,94 ortalama değeri ile “Ha- fıza mekânları şehitleri hatırlatır” ifadesindedir. Dolayısıyla geçmişi yeniden hatırlatmak üzere yeniden isimlendirilen ve medya tarafın- dan da sürekli olarak bu şekilde sunumu gerçekleşen hafıza mekân- ların, 15 Temmuz’a dair hatırlama pratiklerini şekillendirmedeki etki düzeyi yüksek görünmektedir. Katılımcıların %48,3’ü “Hafıza mekânları siyasi çıkarlar doğrultusunda kullanılmakta ve bu çıkarlar doğrultusunda inşa edilmektedir” ifadesinde kararsız kaldığını be- lirtmiştir. Dolayısıyla, bu oran bellek mekânlarını, politik imgelerin bellek üzerinde kurmaya çalıştığı tahakkümün bir parçası olarak gör- mek, mekânı dönemsel koşulların algı ve çıkarlarına göre tanımlaya- bileceğimiz argümanlarının sorgulanmasını gerektirmektedir. Çalışmanın bu bölümünde araştırmanın alt amaç sorularına cevap aranmıştır. Elde edilen bulgular neticesinde hafıza mekânlarının geçmişin toplumun belleğinde yeniden yaşatılması ve canlı tutulma- sında etkin bir rol oynadıkları ifade edilebilir. Katılımcıların hafıza mekânlarının rolüne ilişkin katılım düzeyleri incelendiğinde “Katılı- yorum” ifadesinde yoğunlaşmaları toplumsal belleğin ve bu belleğin en önemli unsurları arasında yer alan hafıza mekânlarının edilgen geometrik bir yayılım olmadığını göstermektedir. Bu ifadelere katılım değerlerinin yüksek ortalamalara sahip olması hafıza mekânlarının, ortaya çıkmalarına neden olan koşullar, zamanlar, ihtiyaçlar ya da olaylar aracılığıyla, hem fiziksel hem de sembolik nesneleri, ortak bir şeylerin varlığı üstünde buluşturduğunu ortaya koymaktadır. 288 | 15 TEMMUZ DARBE GIRIŞIMI VE TOPLUMSAL BELLEĞIN HAFIZA MEKÂNLARI İsim Değişikliklerine Karşı Tutum Bu bölümde sorular sorularla katılımcıların 15 Temmuz sonrasında ismi değiştirilen mekânlara ilişkin farkındalıkları, yeniden isimlendi- ren mekânların 15 Temmuz’u hatırlamalarında ve/veya unutmaların- da bir etkisinin bulunup bulunmadığı ölçülmeye çalışılmıştır. Ayrıca 15 Temmuz sonrasında değiştirilen isimlendirmelerde red ve kabulün ne düzeyde olduğu, mekân ve yer isimlendirmelerinin hangi motivas- yonla ile benimsendiği ya da reddedildiği, yer isimlerini benimseme- nin veya reddin siyasi eğilim ile bağlantısı olup olmadığı ortaya kon- muştur. İsim Değişikliklerinden Haberdar Olma n % Evet 218 27,3 Hayır 582 72,8 Toplam 800 100 Tablo 3.67 İsim Değişikliklerinden Haberdar Olma Düzeyi Katılımcılara darbe girişiminden sonra İstanbul’da değiştirilen mekân isimlerinden haberdar olup olmadıkları sorulmuştur. Katılım- cıların %27,3’ünün mekân isim değişikliklerinden haberdar olduğu, %72,8’inin ise haberdar olmadığı görülmektedir. Dolayısıyla bu soru- ya verilen yanıtlar isim değişikliklerinin birey ve/veya toplumda bul- duğu karşılıkla ilgili önemli bilgiler sunmaktadır. 15 Temmuz 2016 yılındaki darbe girişimi sırasında veya sonrasında sokağa çıktınız mı? Evet Hayır n % n % 15 Temmuz darbe girişiminden sonra İstanbul’da bazı mekânların isimleri değiştirildi. Bundan haberiniz var mıdır? Evet 81 20,2% 137 34,3% Hayır 320 79,8% 262 65,7% Toplam 401 100,0% 399 100,0% Tablo 3.68 İsim Değişikliklerinden Haberdar Olma Düzeyinin Sokağa Çıkma Değişkenine Göre Dağılımı TOPLUMSAL BELLEĞIN TAŞIYICI PAYANDASI OLARAK HAFIZA MEKÂNLARI: 15 TEMMUZ 2016 DARBE GIRIŞIMININ DIRENME ORTAMLARI ÜZERINDEN BIR ARAŞTIRMA | 289 Darbe girişimi gecesi sokağa çıkan katılımcıların %79,8’i ismi değişti- rilen mekânlardan haberdar olmadıklarını ifade etmiştir. Cinsiyetiniz Kadın Erkek n % n % 15 Temmuz darbe girişiminden sonra İstanbul’da bazı mekânların isimleri değiştirildi. Bundan haberiniz var mıdır? Evet 83 27,7% 135 27,0% Hayır 217 72,3% 365 73,0% Toplam 300 100,0% 500 100,0% Tablo 3.69 İsim Değişikliklerinden Haberdar Olma Düzeyinin Cinsiyet Değişkenine Göre Dağılımı Kadın katılımcıların %27,7’si isim değişikliklerinden haberdarken, %72,3’ü isim değişikliklerinden haberdar olmadıklarını belirtmiştir. Erkek katılımcıların ise %27’si isim değişikliklerinden haberdarken, %73’ü isim değişikliklerinden haberdar olmadıklarını ifade etmiştir. Tablo 3.70 İsim Değişikliklerinden Haberdar Olma Düzeyinin Yaş Değişkenine Göre Dağılımı Yaş 15-24 25-34 35-44 45-54 55-64 65 + n % n % n % n % n % n % Evet 45 29,6% 54 30,3% 33 18,5% 44 33,1% 22 25,0% 20 28,2% Hayır 107 70,4% 124 69,7% 145 81,5% 89 66,9% 66 75,0% 51 71,8% Toplam 152 100,0% 178 100,0% 178 100,0% 133 100,0% 88 100,0% 71 100,0% 15-24 yaş aralığındaki katılımcıların %70,4’ü; 25-34 yaş aralığındaki katılımcıların %69,7’si; 45-54 yaş aralığındaki katılımcıların %66,9’u; 55-64 yaş aralığındaki katılımcıların %75,0’ı; 65 yaş ve üzeri katılım- cıların %71,8’i isim değişikliklerinden haberdar olmadıklarını ifade etmiştir. 35-44 yaş aralığındaki katılımcılar %81,5’lik bir oranla isim değişikliklerinden en az haberdar olan yaş grubudur. 290 | 15 TEMMUZ DARBE GIRIŞIMI VE TOPLUMSAL BELLEĞIN HAFIZA MEKÂNLARI Aylık Gelir 0-1000 TL 1001- 2000 TL 2001-3000 TL 3001-4000 TL 4001-5000 TL 5001 ve üstü Belirtmek istemedi n % n % n % n % n % n % n % Evet 7 25,9% 4 30,8% 62 29,7% 92 27,8% 44 29,9% 4 7,4% 5 26,3% Hayır 20 74,1% 9 69,2% 147 70,3% 239 72,2% 103 70,1% 50 92,6% 14 73,7% Toplam 27 100,0% 13 100,0% 209 100,0% 331 100,0% 147 100,0% 54 100,0% 19 100,0% Tablo 3.71 İsim Değişikliklerinden Haberdar Olma Düzeyinin Gelir Durumuna Göre Dağılımı 0-1000 TL aralığında aylık gelire sahip katılımcıların %74,1’i, 1001- 2000 TL aylık gelire sahip katılımcıların %69,2’si; 2001-3000 TL aylık gelire sahip katılımcıların %70,3’ü; 4001-5000 TL aylık gelire sahip katılımcıların %70,1’i isim değişikliklerinden haberdar olmadıklarını ifade etmiştir. 5001 TL ve üzeri aylık gelire sahip katılımcılar %92,6’lık bir oranla isim değişikliklerinden en az haberdar olan gelir grubudur. Eğitim İlköğretim Lise Ön Lisans Lisans Lisansüstü n % n % n % n % n % Evet 73 54,1% 67 16,4% 23 24,2% 51 37,0% 4 17,4% Hayır 62 45,9% 342 83,6% 72 75,8% 87 63,0% 19 82,6% Toplam 135 100,0% 409 100,0% 95 100,0% 138 100,0% 23 100,0% Tablo 3.72 İsim Değişikliklerinden Haberdar Olma Durumunun Eğitim Düzeyine Göre Dağılımı Lise mezunu katılımcıların %83,6’sı, ön lisans mezunu katılımcıların %75,8’i, lisans mezunu katılımcıların %63’ü, lisansüstü mezunu katı- lımcıların %82,6’sı isim değişikliklerinden haberdar olmadıklarını belirtmiştir. İlköğretim mezunu katılımcıların %54,1’i ise isim deği- şikliklerinden haberdar olduklarını ifade etmiştir. TOPLUMSAL BELLEĞIN TAŞIYICI PAYANDASI OLARAK HAFIZA MEKÂNLARI: 15 TEMMUZ 2016 DARBE GIRIŞIMININ DIRENME ORTAMLARI ÜZERINDEN BIR ARAŞTIRMA | 291 Eski/Yeni İsimler n % Boğaziçi Köprüsü/15 Temmuz Şehitler Köprüsü 189 86,7 Büyük İstanbul Otogarı/15 Temmuz Demokrasi Otogarı 18 8,3 Kısıklı Meydanı/Kısıklı Milli İrade Meydanı 16 7,3 Şehzadebaşı Caddesi/15 Temmuz Şehitleri Caddesi 6 2,8 Diğer 11 5,0 Fikrim yok 26 11,9 Toplam 218 100 Tablo 3.73 İsim Değişikliklerini Hatırlama Düzeyi Katılımcılara 15 Temmuz darbe girişiminden sonra İstanbul’da isim- leri değiştirilen mekânlardan hangilerini hatırladıkları ardından da hatırladıkları bu mekânların yeni isimlerinin hangileri olduğu sorul- muştur. Tablo 3.73’te görüldüğü üzere, katılımcıların %86,7’sinin isim değişikliklerine dair hatırladıkları ilk mekân İstanbul’da Anadolu ve Avrupa Yakalarını birbirine bağlayan ilk köprü olan ve 2016’daki isim değişikliğine kadar Boğaziçi Köprüsü olarak bilinen ve yapılan deği- şiklikle 15 Temmuz Şehitler Köprüsü ismini alan köprüdür. 15 Tem- muz Demokrasi Otogarı %8,3’lük bir oranla hatırlanan/hatırlatılan mekân isimlerine ilişkin ikinci sırada yer almaktadır. Üçüncü sırada %7,3 ile Kısıklı Milli İrade Meydanı yer alırken, katılımcıların %2,8’i yapılan değişiklik sonrasında 15 Temmuz Şehitleri Caddesi’nin ismini hatırladıklarını belirtmiştir. Dolayısıyla bir hafıza mekân örneği ola- rak 43 yıl boyunca Boğaziçi Köprüsü olarak anılan, ancak yaşanan darbe girişiminde yaşamını yitirenlerin hatırasına gönderme yapa- rak ismi 15 Temmuz Şehitler Köprüsü olarak değiştirilen köprünün, 15 Temmuz’da yaşananlara dair toplumsal bellekteki bir hafıza mekân işlevi gördüğü belirtilebilir. İsim Değişikliklerini Kullanma n % Evet 401 50,1 Hayır 399 49,9 Toplam 800 100 Tablo 3.74 İsim Değişikliklerini Kullanma Düzeyi 292 | 15 TEMMUZ DARBE GIRIŞIMI VE TOPLUMSAL BELLEĞIN HAFIZA MEKÂNLARI Katılımcılara 15 Temmuz darbe girişimi sonrasında yapılan isim de- ğişikliklerini günlük dilde kullanıp kullanmadıkları sorulduğunda %50,1’i isim değişikliklerini günlük dilde kullandıklarını, %49,9’u (n=399) ise isim değişiklerini günlük dilde kullanmadıklarını belirt- miştir. Katılımcıların yarısının bu isimleri reddetmesi derin bir di- reniş ifade etmektedir. Dolayısıyla tam da bu noktada, isim değişik- liklerinin ortak bir bellek oluşturup oluşturmadığının sorgulanması gerekmektedir. Zira ortak bellek tek başlarına tecrübe ettikleri belli bir olayı hatırlayan tüm insanların belleklerini birleştirmektedir. Cinsiyetiniz Kadın Erkek n % n % 15 Temmuz darbe girişimi sonrasında yapılan isim değişikliklerini günlük dilde kullanıyor musunuz? Günlük yaşantımda kullanıyorum 140 46,7% 261 52,2% Günlük yaşantımda kullanmıyorum 160 53,3% 239 47,8% Toplam 300 100,0% 500 100,0% Tablo 3.75 İsim Değişikliklerini Kullanma Düzeyinin Cinsiyet Değişkenine Göre Dağılımı Mekâna ilişkin isim değişikliklerinin cinsiyete göre benimsenip be- nimsenmediğine dair verilere bakıldığında, cinsiyetler arasında be- lirgin bir düşünce farklılığı görülmemektedir. Kadın katılımcıların %53,3’ünün, erkek katılımcıların 47,8’nin isim değişikliklerini günlük hayatlarında kullanmadıkları görülmektedir. 15 Temmuz 2016 yılındaki darbe girişimi sırasında veya sonrasında sokağa çıktınız mı? Evet Hayır n % n % 15 Temmuz darbe girişimi sonrasında yapılan isim değişikliklerini günlük dilde kullanıyor musunuz? Günlük yaşantımda kullanıyorum 217 54,1% 184 46,1% Günlük yaşantımda kullanmıyorum 184 45,9% 215 53,9% Toplam 401 100,0% 399 100,0% Tablo 3.76 İsim Değişikliklerini Kullanma Düzeyinin Sokağa Çıkma Durumuna Göre Dağılımı TOPLUMSAL BELLEĞIN TAŞIYICI PAYANDASI OLARAK HAFIZA MEKÂNLARI: 15 TEMMUZ 2016 DARBE GIRIŞIMININ DIRENME ORTAMLARI ÜZERINDEN BIR ARAŞTIRMA | 293 Darbe girişimi gecesi sokağa çıkan katılımcıların %54,1’i isim değişik- liklerini günlük yaşantılarında kullandıklarını ifade ederken, bu giri- şimi sokağa çıkmadan medya üzerinden takip ederek deneyimleyen katılımcıların ise %46,1’i isim değişikliklerini günlük yaşantılarında kullandıklarını ifade etmiştir. Bu oran darbe girişimi gecesi sokakta bulunmanın isim değişikliklerini kullanma noktasında kısmen etkili olduğunu göstermektedir. Zira sokağa çıkmadan bu geceyi deneyim- leyen katılımcıların oranı sokağa çıkarak deneyimleyen katılımcılara oldukça yakındır. Ayrıca darbe girişimi gecesi sokakta olup isim deği- şikliklerini kullanmayan katılımcıların oranı ise %45,9’dur. Tablo 3.77 İsim Değişikliklerini Kullanma Düzeyinin Yaş Değişkenine Göre Dağılımı Yaş 15-24 25-34 35-44 45-54 55-64 65 + n % n % n % n % n % n % Günlük yaşantımda kullanıyorum 65 42,8% 103 57,9% 101 56,7% 72 54,1% 28 31,8% 32 45,1% Günlük yaşantımda kullanmıyorum 87 57,2% 75 42,1% 77 43,3% 61 45,9% 60 68,2% 39 54,9% Toplam 152 100,0 178 100,0 178 100,0 133 100,0 88 100,0% 71 100,0% 15-24 yaş aralığındaki katılımcıların %57,2’si, 65 yaş ve üzeri katılım- cıların %54,9’u isim değişikliklerini günlük yaşantılarında kullan- mazken; 25-34 yaş aralığındaki katılımcıların %57,9’u, 35-44 yaş ara- lığındaki katılımcıların %54,1 isim değişikliklerini günlük yaşantılarında kullandıklarını belirtmiştir. Yaş gruplarının kendi içindeki dağılımına bakıldığında, 55-64 yaş grubundaki katılımcıla- rın isim değişikliklerini kullanma yüzdeleri arasındaki fark diğer yaş gruplarına göre daha yüksektir. 55-64 yaş aralığındaki katılımcıların %68,2’si isim değişikliklerini günlük yaşantılarında kullanmadıkları- nı, %31,8’i bu değişiklikleri günlük yaşantılarında kullandıklarını ifa- de etmiştir. 294 | 15 TEMMUZ DARBE GIRIŞIMI VE TOPLUMSAL BELLEĞIN HAFIZA MEKÂNLARI Tablo 3.78 İsim Değişikliklerini Kullanma Durumunun Gelir Düzeyi Değişkenine Göre Dağılımı Aylık gelir 0-1000 TL 1001- 2000 TL 2001-3000 TL 3001-4000 TL 4001-5000 TL 5001 ve üstü Belirtmek istemedi n % n % n % n % n % n % n % Günlük yaşantımda kullanıyorum 11 40,7% 4 30,8% 99 47,4% 178 53,8% 86 58,5% 16 29,6% 7 36,8% Günlük yaşantımda kullanmıyorum 16 59,3% 9 69,2% 110 52,6% 153 46,2% 61 41,5% 38 70,4% 12 63,2% Toplam 27 100,0% 13 100,0% 209 100,0% 331 100,0% 147 100,0% 54 100,0% 19 100,0% 0-1000 TL gelire sahip katılımcıların %59,3’ü; 2001-3000 TL arası ay- lık gelire sahip katılımcıların %52,6’sı, isim değişikliklerini günlük yaşantılarında kullanmazken; 3001-4000 TL aralığında gelire sahip katılımcıların %53,8’i; 4001-5000 TL aralığında gelire sahip katılım- cıların %58,5’i isim değişikliklerini günlük yaşantılarında kullandık- larını belirtmiştir. Gelir gruplarının kendi içindeki dağılımına bakıl- dığında, 1001-2000 TL ve 5000 TL üzeri aylık gelire sahip katılımcıların isim değişikliklerini kullanma yüzdeleri arasındaki fark diğer yaş gruplarına göre daha yüksektir. 1001-2000 TL aylık ge- lire sahip katılımcıların 69,2’si isim değişikliklerini günlük yaşantıla- rında kullanmadıklarını, %30,8’i bu değişiklikleri günlük yaşantıla- rında kullandıklarını belirtmiştir. 5001 TL ve üzeri aylık gelire sahip katılımcıların ise %70,4’ü isim değişikliklerini günlük yaşantılarında kullanmadıklarını belirtirken, %29,6’sı bu değişiklikleri günlük ya- şantılarında kullandıklarını ifade etmiştir. Dolayısıyla bu iki gelir dü- zeyine sahip katılımcıların isim değişikliklerini kullanma yüzdeleri arasında belirgin fark vardır. TOPLUMSAL BELLEĞIN TAŞIYICI PAYANDASI OLARAK HAFIZA MEKÂNLARI: 15 TEMMUZ 2016 DARBE GIRIŞIMININ DIRENME ORTAMLARI ÜZERINDEN BIR ARAŞTIRMA | 295 Tablo 3.79 İsim Değişikliklerini Kullanma Düzeyinin Siyasi Eğilime Göre Dağılımı 2018 genel seçimlerinde oyunuzu kime verdiniz? Adalet ve Kalkınma Partisi Cumhuriyet Halk Partisi Halkların Demokratik Partisi Milliyetçi Hareket Partisi İYİ Parti Söylemek istemiyorum Oy kullanmadım Diğer n % n % n % n % n % n % n % n % Günlük yaşantımda kullanıyorum 245 73,6% 51 28,2% 20 22,5% 32 38,6% 21 56,8% 15 45,5% 14 48,3% 3 20,0% Günlük yaşantımda kullanmıyorum 88 26,4% 130 71,8% 69 77,5% 51 61,4% 16 43,2% 18 54,5% 15 51,7% 12 80,0% Toplam 333 100,0% 181 100,0% 89 100,0% 83 100,0% 37 100,0% 33 100,0% 29 100,0% 15 100,0% 296 | 15 TEMMUZ DARBE GIRIŞIMI VE TOPLUMSAL BELLEĞIN HAFIZA MEKÂNLARI AK Parti’ye oy veren katılımcıların %73,6’sı; İYİ Parti’ye oy veren katı- lımcıların %56,8’i isim değişikliklerini günlük yaşantılarında kulla- nırken; CHP’ye oy veren katılımcıların %71,8’i, HDP’ye oy veren katı- lımcıların %77,5’i; MHP’ye oy veren katılımcıların %61,4’ü isim değişikliklerini günlük yaşantılarında kullanmadıklarını belirtmiş- tir. Eğitim İlköğretim Lise Ön Lisans Lisans Lisansüstü n % n % n % n % n % Günlük yaşantımda kullanıyorum 95 70,4% 167 40,8% 48 50,5% 87 63,0% 4 17,4% Günlük yaşantımda kullanmıyorum 40 29,6% 242 59,2% 47 49,5% 51 37,0% 19 82,6% Toplam 135 100,0% 409 100,0% 95 100,0% 138 100,0% 23 100,0% Tablo 3.80 İsim Değişikliklerini Kullanma Düzeyinin Eğitim Durumuna Göre Dağılımı İlköğretim mezunu katılımcıların %70,4’ü; ön lisans mezunu katılım- cıların %50,5’i, lisans mezunu katılımcıların %63’ü isim değişiklik- lerini günlük yaşantılarında kullanırken; lise mezunu katılımcıların %59,2’si, lisansüstü mezunu katılımcıların %82,6’sı isim değişiklikle- rini günlük yaşantılarında kullanmadıklarını ifade etmiştir. Eğitim durumlarının kendi içindeki dağılımına bakıldığında, ilköğretim me- zunu katılımcıların %70,4’ü isim değişikliklerini günlük yaşantıların- da kullandıklarını belirtirken %29,6’sı kullanmadıklarını belirtmiştir. Lisansüstü mezunu katılımcıların %82,6’sı isim değişikliklerini gün- lük yaşantılarında kullanmadıklarını ifade ederken, %17,4 bu değişik- likleri günlük yaşantılarında kullandıklarını belirtmiştir. Dolayısıyla bu iki eğitim düzeyine sahip katılımcıların isim değişikliklerini kul- lanma yüzdeleri arasında belirgin fark vardır. TOPLUMSAL BELLEĞIN TAŞIYICI PAYANDASI OLARAK HAFIZA MEKÂNLARI: 15 TEMMUZ 2016 DARBE GIRIŞIMININ DIRENME ORTAMLARI ÜZERINDEN BIR ARAŞTIRMA | 297 Tablo 3.81 İsim Değişikliklerini Kullanma Nedenleri İsim Değişikliklerini Kullanma Nedenleri n % Anlamlı olduğu için 142 35,4 Vatan için can verilen bir yer olduğu için 126 31,4 Şehitlere saygı için 100 24,9 İsmi değiştiği için 97 24,2 Önem verildiği için 80 20,0 Kullanılması gerektiği için 69 17,2 Minnet duyduğum için 65 16,2 Benimsediğim için 61 15,2 Unutturmamak için 49 12,2 Herhangi bir sebebi yok 59 14,7 Toplam 401 100 Katılımcıların darbe girişimi sonrasında yapılan isim değişikleri- ni günlük dilde kullanma nedenlerine bakıldığında, katılımcıların %35,4’nün isim değişikliklerini “anlamlı bulma”sı nedeniyle, %31,4’nin “vatan için can verilen bir yer” olması nedeniyle, %24,9’nun “şehitle- re saygı” amaçlı, %24,2’sinin sadece “isim değiştiği için”, %20’sinin “önem verdiği için” isim değişiklerini kullandıkları görülmektedir. Katılımcıların isim değişikliklerini kullanma nedenlerini gösteren Tablo 3.81 incelendiğinde isim değişikliklerinin minnet duygusunun, unutturmama politikasının bir parçası olarak dolaşıma girmesinin kullanılma nedenleri olarak ortaya çıktığı görülmektedir. 298 | 15 TEMMUZ DARBE GIRIŞIMI VE TOPLUMSAL BELLEĞIN HAFIZA MEKÂNLARI Tablo 3.82 İsim Değişikliklerini Kullanma Nedenlerinin Yaş Değişkenine Göre Dağılımı Yaş 15-24 25-34 35-44 45-54 55-64 65 + n % n % n % n % n % n % Anlamlı olduğu için 24 36,9% 29 28,2% 44 43,6% 23 31,9% 11 39,3% 11 34,4% İsmi değiştiği için 8 12,3% 27 26,2% 27 26,7% 20 27,8% 6 21,4% 9 28,1% Herhangi bir sebebi yok 12 18,5% 13 12,6% 12 11,9% 15 20,8% 1 3,6% 6 18,8% Benimsediğim için 4 6,2% 15 14,6% 18 17,8% 9 12,5% 7 25,0% 8 25,0% Vatan için can verilen bir yer olduğu için 26 40,0% 37 35,9% 29 28,7% 15 20,8% 11 39,3% 8 25,0% Kullanılması gerektiği için 14 21,5% 12 11,7% 23 22,8% 9 12,5% 4 14,3% 7 21,9% Önem veriyorum 14 21,5% 19 18,4% 20 19,8% 12 16,7% 9 32,1% 6 18,8% Şehitlere saygımdan 19 29,2% 23 22,3% 27 26,7% 15 20,8% 6 21,4% 10 31,3% Minnet duygusu/ olması gereken bu 19 29,2% 11 10,7% 17 16,8% 8 11,1% 4 14,3% 6 18,8% Unutturmamak için 17 26,2% 11 10,7% 12 11,9% 6 8,3% 1 3,6% 2 6,3% Toplam 65 100,0% 103 100,0% 101 100,0% 72 100,0% 28 100,0% 32 100,0% Katılımcıların darbe girişimi sonrasında yapılan isim değişiklerini günlük dilde kullanma nedenlerine bakıldığında her yaş grubunda genel olarak isim değişikliklerini “anlamlı bulma” vurgusu öne çık- maktadır. 15-24 yaş, 35-44 yaş, 55-64 yaş aralığındaki katılımcılar için ismi değiştirilen mekânların “vatan için can verilen bir yer olma” durumu isim değişikliklerinin günlük yaşantıda kullanımını güçlen- dirmektedir. 25-34 yaş ve 45-54 yaş aralığındaki katılımcılar “ismi de- ğiştiği için” isim değişiklilerini günlük yaşantıda kullandıklarını be- lirtirken, 65 yaş ve üzeri katılımcılar için isim değişikliklerini günlük yaşantıda kullanma “minnet” duygusu ile ilişkilidir. Dolayısıyla ileri yaş grupları için isim değişikliklerini günlük yaşantıda kullanma di- ğer yaş gruplarından daha baskın ve belirleyici anlamlar taşımaktadır. TOPLUMSAL BELLEĞIN TAŞIYICI PAYANDASI OLARAK HAFIZA MEKÂNLARI: 15 TEMMUZ 2016 DARBE GIRIŞIMININ DIRENME ORTAMLARI ÜZERINDEN BIR ARAŞTIRMA | 299 Tablo 3.83 İsim Değişikliklerini Kullanma Nedenlerinin Gelir Düzeyine Göre Dağılımı Aylık gelir 0-1000 TL 1001- 2000 TL 2001- 3000 TL 3001-4000 TL 4001-5000 TL 5001 ve üstü Belirtmek istemedi n % n % n % n % n % n % n % Anlamlı olduğu için 0 0,0% 2 50,0% 55 55,6% 60 33,7% 16 18,6% 7 43,8% 2 28,6% İsmi değiştiği için 0 0,0% 0 0,0% 26 26,3% 36 20,2% 22 25,6% 9 56,3% 4 57,1% Herhangi bir sebebi yok 0 0,0% 0 0,0% 14 14,1% 38 21,3% 6 7,0% 1 6,3% 0 0,0% Benimsediğim için 0 0,0% 0 0,0% 21 21,2% 21 11,8% 13 15,1% 5 31,3% 1 14,3% Vatan için can verilen bir yer olduğu için 0 0,0% 2 50,0% 39 39,4% 45 25,3% 27 31,4% 9 56,3% 4 57,1% Kullanılması gerektiği için 0 0,0% 0 0,0% 32 32,3% 12 6,7% 12 14,0% 11 68,8% 2 28,6% Önem veriyorum 4 36,4% 0 0,0% 26 26,3% 19 10,7% 26 30,2% 4 25,0% 1 14,3% Şehitlere saygımdan 3 27,3% 0 0,0% 21 21,2% 43 24,2% 29 33,7% 3 18,8% 1 14,3% Minnet duygusu/ olması gereken bu 0 0,0% 0 0,0% 17 17,2% 30 16,9% 14 16,3% 3 18,8% 1 14,3% Unutturmamak için 4 36,4% 0 0,0% 17 17,2% 18 10,1% 4 4,7% 5 31,3% 1 14,3% Toplam 11 100,0% 4 100,0% 99 100,0% 178 100,0% 86 100,0% 16 100,0% 7 100,0% 0-1000 TL aylık gelire sahip katılımcıların isim değişiklerini günlük dilde kullanma nedenleri arasında “önem verme” ve “unutturmama” vurgusu öne çıkmaktadır. 1001-2000 TL aylık gelire sahip katılımcılar için “vatan için can verilen bir yer olma” ve “anlamlı olma” durumu isim değişiklik- lerinin günlük yaşantıda kullanımını güçlendirmektedir. 2001-3000 TL ve 3001-4000 TL aralığında aylık gelire sahip katılımcıların isim değişik- liklerini günlük yaşantılarında kullanımı değişikliklerin olayın anlamlı olduğuna ve manevi bir mesaj içerdiğine ikna edilmiş olmalarından kay- naklıdır. 4001-5000 TL gelire sahip katılımcılar “şehitlere saygı”dan isim değişikliklerini günlük yaşantılarında kullandıklarını belirtirken, 5001 TL ve üzeri gelire sahip katılımcılar şehrin tarihsel hafızasını yüklenen bu isim değişikliklerini “kullanılması gerektiği” için sahiplenmiştir. 300 | 15 TEMMUZ DARBE GIRIŞIMI VE TOPLUMSAL BELLEĞIN HAFIZA MEKÂNLARI Tablo 3.84 İsim Değişikliklerini Kullanma Nedenlerinin Siyasi Eğilime Göre Dağılımı 2018 genel seçimlerinde oyunuzu kime verdiniz? Adalet ve Kalkınma Partisi Cumhuriyet Halk Partisi Halkların Demokratik Partisi Milliyetçi Hareket Partisi İYİ Parti Söylemek istemiyorum Oy kullanmadım Diğer n % n % n % n % n % n % n % n % Anlamlı olduğu için 104 42,4% 7 13,7% 1 5,0% 17 53,1% 5 23,8% 2 13,3% 6 42,9% 0 0,0% İsmi değiştiği için 49 20,0% 15 29,4% 6 30,0% 9 28,1% 5 23,8% 5 33,3% 7 50,0% 1 33,3% Herhangi bir sebebi yok 27 11,0% 17 33,3% 8 40,0% 5 15,6% 0 0,0% 0 0,0% 1 7,1% 1 33,3% Benimsediğim için 43 17,6% 0 0,0% 0 0,0% 6 18,8% 0 0,0% 7 46,7% 4 28,6% 1 33,3% Vatan için can verilen bir yer olduğu için 95 38,8% 8 15,7% 2 10,0% 6 18,8% 1 4,8% 5 33,3% 8 57,1% 1 33,3% Kullanılması gerektiği için 51 20,8% 3 5,9% 1 5,0% 3 9,4% 4 19,0% 2 13,3% 5 35,7% 0 0,0% Önem veriyorum 67 27,3% 2 3,9% 1 5,0% 5 15,6% 1 4,8% 1 6,7% 3 21,4% 0 0,0% Şehitlere saygımdan 77 31,4% 5 9,8% 2 10,0% 4 12,5% 0 0,0% 6 40,0% 5 35,7% 1 33,3% Minnet duygusu/ olması gereken bu 54 22,0% 0 0,0% 0 0,0% 4 12,5% 0 0,0% 3 20,0% 4 28,6% 0 0,0% Unutturmamak için 33 13,5% 0 0,0% 0 0,0% 2 6,3% 5 23,8% 4 26,7% 5 35,7% 0 0,0% Toplam 245 100,0% 51 100,0% 20 100,0% 32 100,0% 21 100,0% 15 100,0% 14 100,0% 3 100,0% AK Parti, MHP ve İYİ Parti’ye oy veren katılımcıların isim değişikleri- ni günlük dilde kullanma nedenleri arasında “anlamlı olma” vurgusu TOPLUMSAL BELLEĞIN TAŞIYICI PAYANDASI OLARAK HAFIZA MEKÂNLARI: 15 TEMMUZ 2016 DARBE GIRIŞIMININ DIRENME ORTAMLARI ÜZERINDEN BIR ARAŞTIRMA | 301 öne çıkmaktadır. CHP’ye ve HDP’ye oy veren katılımcılar isim deği- şikliklerini “herhangi bir sebep olmadan” günlük yaşantıda kullan- dıklarını ifade etmişlerdir. Tablo 3.85 İsim Değişikliklerini Kullanma Nedenlerinin Eğitim Düzeyine Göre Dağılımı Eğitim İlköğretim Lise Ön Lisans Lisans Lisansüstü n % n % n % n % n % Anlamlı olduğu için 34 35,8% 54 32,3% 14 29,2% 39 44,8% 1 25,0% İsmi değiştiği için 23 24,2% 42 25,1% 12 25,0% 20 23,0% 0 0,0% Herhangi bir sebebi yok 21 22,1% 27 16,2% 3 6,3% 8 9,2% 0 0,0% Benimsediğim için 15 15,8% 28 16,8% 4 8,3% 14 16,1% 0 0,0% Vatan için can verilen bir yer olduğu için 32 33,7% 50 29,9% 20 41,7% 23 26,4% 1 25,0% Kullanılması gerektiği için 12 12,6% 29 17,4% 1 2,1% 25 28,7% 2 50,0% Önem veriyorum 21 22,1% 32 19,2% 7 14,6% 20 23,0% 0 0,0% Şehitlere saygımdan 20 21,1% 42 25,1% 14 29,2% 24 27,6% 0 0,0% Minnet duygusu/ olması gereken bu 14 14,7% 23 13,8% 10 20,8% 18 20,7% 0 0,0% Unutturmamak için 10 10,5% 14 8,4% 14 29,2% 11 12,6% 0 0,0% Toplam 95 100,0% 167 100,0% 48 100,0% 87 100,0% 4 100,0% İlköğretim, lise ve lisans mezunu katılımcılar için “anlamlı olma” du- rumu isim değişikliklerinin günlük yaşantıda kullanımını güçlendir- mektedir. Ön lisans mezunu katılımcılar “vatan için can verilen bir yer olması” nedeniyle isim değişikliklerini kullandıklarını belirtmiş- lerdir. Lisansüstü mezunları ise “kullanılması gerektiği için” isim de- ğişikliklerini kullandıklarını ifade etmişlerdir. 302 | 15 TEMMUZ DARBE GIRIŞIMI VE TOPLUMSAL BELLEĞIN HAFIZA MEKÂNLARI Tablo 3.86 İsim Değişikliklerini Kullanmama Nedenleri İsim Değişikliklerini Kullanmama Nedenleri n % Alışkanlık 143 35,8 Herhangi bir sebebi yok 80 20,1 Yıllardır var olan bir ismin bir anda değiştirilemeyeceği için 52 13,0 İnandırıcı bulmadığım için 33 8,3 Eski ismini beğendiğim için 31 7,8 Şehir hafızasına saygı duyduğum için 29 7,3 Algı oluşturmaya yönelik olduğu için 24 6,0 15 Temmuz iyi hatırlanacak bir değer olmadığı için 17 4,3 Her yerde şehit kelimesi görmek kaygı uyandırdığı için 17 4,3 Toplam 399 100 Katılımcıların isim değişikliklerini kullanmama nedenlerine bakıldı- ğında, “alışkanlığın” %35,8’lik oranla en çok kullanmama nedeni ol- duğu görülmüştür. Bunu %20,1’lik oranla, “herhangi bir sebebin olma- yışı”, %13’lük oranla “yıllardır var olan isimlerin bir anda değiştirilemeyeceği” gerekçeleri izlemektedir. Katılımcıların %8,3’ü 15 Temmuz’u inandırıcı bulmadığı için, %7,8’i eski isimleri beğendiği için, %7,3’ü şehir hafızasına saygı duyduğu için isim değişikliklerini kullanmayı tercih etmemektedir. Bu değişikliklerin algı oluşturma sürecinin bir parçası olduğu düşüncesi %6’lık değer alırken, 15 Tem- muz tarihinin bir değer olmadığı ve her yerde kullanılan şehit kelime- sinin kaygı uyandırdığı düşüncesi %4,3’lük bir değer almıştır. TOPLUMSAL BELLEĞIN TAŞIYICI PAYANDASI OLARAK HAFIZA MEKÂNLARI: 15 TEMMUZ 2016 DARBE GIRIŞIMININ DIRENME ORTAMLARI ÜZERINDEN BIR ARAŞTIRMA | 303 Tablo 3.87 İsim Değişikliklerini Kullanmama Nedenlerinin Yaş Değişkenine Göre Dağılımı Yaş 15-24 25-34 35-44 45-54 55-64 65 + n % n % n % n % n % n % İnandırıcı bulmadığım için 4 4,6% 7 9,3% 4 5,2% 10 16,4% 3 5,0% 5 12,8% Alışkanlık 39 44,8% 29 38,7% 23 29,9% 18 29,5% 24 40,0% 10 25,6% Eski ismini beğendiğim için 11 12,6% 3 4,0% 9 11,7% 4 6,6% 2 3,3% 2 5,1% Herhangi bir sebebi yok 22 25,3% 11 14,7% 16 20,8% 5 8,2% 20 33,3% 6 15,4% Yıllardır olan bir şey bir anda değiştirilemez 11 12,6% 13 17,3% 6 7,8% 13 21,3% 4 6,7% 5 12,8% Algı oluşturmaya yönelik olduğu için 0 0,0% 7 9,3% 2 2,6% 6 9,8% 4 6,7% 5 12,8% 15 Temmuz’un iyi hatırlacak bir değer olmamasından 5 5,7% 3 4,0% 3 3,9% 4 6,6% 1 1,7% 1 2,6% Şehir hafızasına saygı duyduğum için 1 1,1% 7 9,3% 14 18,2% 3 4,9% 2 3,3% 2 5,1% Her yerde şehit kelimesini görmek beni kaygılandırdığı için 1 1,1% 4 5,3% 7 9,1% 1 1,6% 1 1,7% 3 7,7% Toplam 87 100,0% 75 100,0% 77 100,0% 61 100,0% 60 100,0% 39 100,0% “Alışkanlık” vurgusu, katılımcıların darbe girişimi sonrasında yapılan isim değişiklerini günlük dilde kullanmama nedenlerinin başında gel- mektedir. 15-24 yaş, 35-44 yaş, 55-64 yaş aralığındaki ve 65 yaş ve üzeri katılımcılar için “herhangi bir sebebin olmayışı” isim değişikliklerinin günlük yaşantıda kullanmamanın göze çarpan gerekçeleri arasındadır. 25-34 yaş ve 45-54 yaş aralığındaki katılımcılar için isim değişikliklerini günlük yaşantıda kullanmama “yıllardır olan bir şeyin bir anda değiştiri- lemeyeceği” ile ilişkilidir. 304 | 15 TEMMUZ DARBE GIRIŞIMI VE TOPLUMSAL BELLEĞIN HAFIZA MEKÂNLARI Tablo 3.88 İsim Değişikliklerini Kullanmama Nedenlerinin Gelir Düzeyine Göre Dağılımı Aylık gelir 0-1000 TL 1001- 2000 TL 2001-3000 TL 3001-4000 TL 4001-5000 TL 5001 ve üstü Belirtmek istemedi n % n % n % n % n % n % n % İnandırıcı bulmadığım için 0 0,0% 4 44,4% 9 8,2% 10 6,5% 1 1,6% 7 18,4% 2 16,7% Alışkanlık 7 43,8% 0 0,0% 36 32,7% 64 41,8% 15 24,6% 15 39,5% 6 50,0% Eski ismini beğendiğim için 0 0,0% 0 0,0% 13 11,8% 10 6,5% 3 4,9% 3 7,9% 2 16,7% Herhangi bir sebebi yok 8 50,0% 0 0,0% 30 27,3% 20 13,1% 11 18,0% 8 21,1% 3 25,0% Yıllardır olan bir şey bir anda değiştirilemez 0 0,0% 5 55,6% 13 11,8% 25 16,3% 4 6,6% 5 13,2% 0 0,0% Algı oluşturmaya yönelik olduğu için 0 0,0% 0 0,0% 7 6,4% 8 5,2% 7 11,5% 1 2,6% 1 8,3% 15 Temmuz’un iyi hatırlacak bir değer olmamasından 1 6,3% 0 0,0% 3 2,7% 9 5,9% 4 6,6% 0 0,0% 0 0,0% Şehir hafızasına saygı duyduğum için 0 0,0% 0 0,0% 3 2,7% 17 11,1% 4 6,6% 5 13,2% 0 0,0% Her yerde şehit kelimesini görmek beni kaygılandırdığı için 0 0,0% 0 0,0% 0 0,0% 4 2,6% 13 21,3% 0 0,0% 0 0,0% Toplam 16 100,0% 9 100,0% 110 100,0% 153 100,0% 61 100,0% 38 100,0% 12 100,0% Gelir düzeyine göre bakıldığında, “alışkanlık” vurgusu, katılımcıların darbe girişimi sonrasında yapılan isim değişiklerini günlük dilde kul- lanmama nedenlerinin başında gelmektedir. 0-1000 TL, 2001-3000 TOPLUMSAL BELLEĞIN TAŞIYICI PAYANDASI OLARAK HAFIZA MEKÂNLARI: 15 TEMMUZ 2016 DARBE GIRIŞIMININ DIRENME ORTAMLARI ÜZERINDEN BIR ARAŞTIRMA | 305 TL, 4001-5000 TL, 5001 TL ve üzeri aylık gelire sahip katılımcılar için “herhangi bir sebebin olmayışı” isim değişikliklerinin günlük yaşan- tıda kullanmamanın göze çarpan gerekçeleri arasındadır. 1001-2000 TL ve 3001-4000 TL gelire sahip katılımcılar için isim değişikliklerini günlük yaşantıda kullanmama “yıllardır olan bir şeyin bir anda de- ğiştirilemeyeceği” ile ilişkilidir. Tablo 3.89 İsim Değişikliklerini Kullanmama Nedenlerinin Siyasi Eğilime Göre Dağılımıdenlerinin Siyasi Eğilime Göre Dağılımı 2018 genel seçimlerinde oyunuzu kime verdiniz? Adalet ve Kalkınma Partisi Cumhuriyet Halk Partisi Halkların Demokratik Partisi Milliyetçi Hareket Partisi İYİ Parti Söylemek istemiyorum Oy kullanmadım Diğer n % n % n % n % n % n % n % n % İnandırıcı bulmadığım için 0 0,0% 17 13,1% 12 17,4% 0 0,0% 0 0,0% 2 11,1% 2 13,3% 0 0,0% Alışkanlık 43 48,9% 37 28,5% 15 21,7% 23 45,1% 8 50,0% 9 50,0% 6 40,0% 2 16,7% Eski ismini beğendiğim için 4 4,5% 14 10,8% 5 7,2% 4 7,8% 0 0,0% 0 0,0% 2 13,3% 2 16,7% Herhangi bir sebebi yok 30 34,1% 16 12,3% 7 10,1% 14 27,5% 0 0,0% 4 22,2% 6 40,0% 3 25,0% Yıllardır olan bir şey bir anda değiştirilemez 8 9,1% 20 15,4% 13 18,8% 2 3,9% 4 25,0% 3 16,7% 1 6,7% 1 8,3% Algı oluşturmaya yönelik olduğu için 0 0,0% 13 10,0% 7 10,1% 0 0,0% 0 0,0% 0 0,0% 0 0,0% 4 33,3% 15 Temmuz’un iyi hatırlacak bir değer olmamasından 0 0,0% 10 7,7% 7 10,1% 0 0,0% 0 0,0% 0 0,0% 0 0,0% 0 0,0% Şehir hafızasına saygı duyduğum için 3 3,4% 13 10,0% 2 2,9% 8 15,7% 0 0,0% 1 5,6% 2 13,3% 0 0,0% Her yerde şehit kelimesini görmek beni kaygılandırdığı için 0 0,0% 8 6,2% 4 5,8% 0 0,0% 4 25,0% 1 5,6% 0 0,0% 0 0,0% Toplam 88 100,0% 130 100,0% 69 100,0% 51 100,0% 16 100,0% 18 100,0% 15 100,0% 12 100,0% Siyasi eğilime göre bakıldığında, “alışkanlık” vurgusu, katılımcıların darbe girişimi sonrasında yapılan isim değişiklerini günlük dilde kul- lanmama nedenlerinin başında gelmektedir. AK Parti ve MHP’ye oy 306 | 15 TEMMUZ DARBE GIRIŞIMI VE TOPLUMSAL BELLEĞIN HAFIZA MEKÂNLARI veren katılımcılar için “herhangi bir sebebin olmayışı” isim değişiklik- lerinin günlük yaşantıda kullanmamanın gerekçeleri arasında ikinci sıradadır. CHP’ye, İYİ Parti’ye ve HDP’ye oy veren katılımcılar için isim değişikliklerini günlük yaşantıda kullanmama “yıllardır olan bir şeyin bir anda değiştirilemeyeceği” ile ilişkilidir. Ayrıca HDP’ye oy veren katılımcılarda isim değişikliklerini “inandırıcı bulmama” vur- gusu, İYİ Parti’ye oy veren katılımcılarda “her yerde şehit kelimesini görmenin kaygı uyandırdığı” argümanı dikkat çekmektedir. Tablo 3.90 İsim Değişikliklerini Kullanmama Nedenlerinin Eğitim Düzeyine Göre Dağılımı Eğitim İlköğretim Lise Ön Lisans Lisans Lisansüstü n % n % n % n % n % İnandırıcı bulmadığım için 5 12,5% 18 7,4% 5 10,6% 5 9,8% 0 0,0% Alışkanlık 11 27,5% 80 33,1% 22 46,8% 20 39,2% 10 52,6% Eski ismini beğendiğim için 2 5,0% 16 6,6% 4 8,5% 5 9,8% 4 21,1% Herhangi bir sebebi yok 16 40,0% 48 19,8% 5 10,6% 6 11,8% 5 26,3% Yıllardır olan bir şey bir anda değiştirilemez 0 0,0% 38 15,7% 5 10,6% 6 11,8% 3 15,8% Algı oluşturmaya yönelik olduğu için 5 12,5% 10 4,1% 5 10,6% 4 7,8% 0 0,0% 15 Temmuz’un iyi hatırlatacak bir değer olmamasından 1 2,5% 16 6,6% 0 0,0% 0 0,0% 0 0,0% Şehir hafızasına saygı duyduğum için 0 0,0% 14 5,8% 5 10,6% 10 19,6% 0 0,0% Her yerde şehit kelimesini görmek beni kaygılandırdığı için 0 0,0% 16 6,6% 0 0,0% 1 2,0% 0 0,0% Toplam 40 100,0% 242 100,0% 47 100,0% 51 100,0% 19 100,0% Lise, ön lisans, lisans ve lisansüstü mezunu katılımcıların için “alış- TOPLUMSAL BELLEĞIN TAŞIYICI PAYANDASI OLARAK HAFIZA MEKÂNLARI: 15 TEMMUZ 2016 DARBE GIRIŞIMININ DIRENME ORTAMLARI ÜZERINDEN BIR ARAŞTIRMA | 307 kanlık” isim değişikliklerinin günlük yaşantıda kullanmamanın ge- rekçeleri arasında ilk sıradadır. İlköğretim mezunu katılımcılar ise “herhangi bir sebep olmadan” isim değişikliklerinin günlük yaşantı- larında kullanmadıklarını ifade etmiştir. Tablo 3.91 İsim Değişikliklerine Yönelik İfadelere Katılım Düzeyi8 Kesinlikle Katılmıyorum Katılmıyorum Kararsızım Katılıyorum Kesinlikle Katılıyorum Toplam n % n % n % n % n % n % İsim değişiklikleri 15 Temmuz’u hatırlamamı kolaylaştırır. 24 3,0% 36 4,5% 127 15,9% 353 44,1% 260 32,5% 800 100,0% Okul, sokak, cadde ve park isimlerini değiştirmek hafızanın sürekliliğini sağlar. 22 2,8% 38 4,8% 142 17,8% 412 51,5% 186 23,3% 800 100,0% İsim değişiklikleri şehitleri unutulmaz kılar. 29 3,6% 62 7,8% 184 23,0% 330 41,3% 195 24,4% 800 100,0% İsim değişikliklerini benimsiyorum ve günlük dilde kullanıyorum. 52 6,5% 195 24,4% 245 30,6% 191 23,9% 117 14,6% 800 100,0% İsim değişikliklerini anlamlı bulduğum için kullanıyorum. 132 16,5% 170 21,3% 186 23,3% 190 23,8% 122 15,3% 800 100,0% İsim değişikliklerini güncel olduğu için kullanıyorum. 95 11,9% 199 24,9% 234 29,3% 187 23,4% 85 10,6% 800 100,0% İsim değişikliklerini minnet duygumdan şehitlerimizi anmak için kullanıyorum. 80 10,0% 124 15,5% 270 33,8% 197 24,6% 129 16,1% 800 100,0% İsim değişikliklerini 15 Temmuz’u unutturmamak için kullanıyorum. 95 11,9% 129 16,1% 304 38,0% 167 20,9% 105 13,1% 800 100,0% 8 Çalışmanın bu bölümünde İsim Değişikliklerine Karşı Tutum Ölçeği Toplam Puanlarının cinsiyet değişkenine, 15 Temmuz darbe girişimi gecesi sokağa çıkıp çıkmama durumuna göre farklılaşıp farklılaşmadığını belirlemek üzere Mann-Whitney U Testi, İsim Değişikliklerine Karşı Tutum Toplam Puanlarının yaş, gelir, eğitim durumu ve siyasi eğilim değişkenine göre farklılaşıp farklılaşmadığını belirlemek üzere Kruskal Wallis Testi yapılmıştır. Ayrıca İsim Değişikliklerine Karşı Tutum Ölçeği Puanlarının yaş, gelir, eğitim durumu ile Korelasyonuna bakılmıştır. Detaylı bilgi için Bkz. “Toplum- sal Belleğin Taşıyıcı Payandası Olarak Hafıza Mekânları: 15 Temmuz 2016 Darbe Girişiminin Direnme Ortamları” Doktora Tezi, 2021, İstanbul Üniversitesi. 308 | 15 TEMMUZ DARBE GIRIŞIMI VE TOPLUMSAL BELLEĞIN HAFIZA MEKÂNLARI Araştırmaya katılan katılımcıların bir hafıza metni olarak değişti- rilen mekân isimlerini benimseme düzeylerini ölçmeye yönelik tu- tumları “Kararsızım” ile “Katılıyorum” ifadesinde yoğunlaşmaktadır. Katılımcıların bir hatırlatma eylemi olan isim değişikliklerine yönelik olumlu ve kararsız bir yaklaşım gösterdikleri ifade edilebilir. Katılım- cıların %38’inin “İsim değişikliklerini 15 Temmuz’u unutturmamak için kullanıyorum” ifadesinde kararız kaldıkları görülmektedir. Ölçekteki en yüksek değer ise 3,99 ile “İsim değişiklikleri 15 Tem- muz’u hatırlamamı kolaylaştırır” ifadesine aittir. Başka bir deyişle ha- fıza mekânlarının özellikle isim değişikliklerine uğraması ile birlikte, toplumsal olana dair yeniden anımsama ve yeniden inşa sürecinde bi- reysel ve toplumsal hafızayı etkileyeceği ve hafıza kaydı oluşturacağı düşünülmektedir. Ayrıca katılımcıların %51,5’i “Okul, sokak, cadde ve park isimlerini değiştirmek hafızanın sürekliliğini sağlar” ifadesine katılmaktadır. Dolayısıyla isim değişikliklerinin üzerlerinde taşıdık- ları biçimsel ve simgesel anlamlarla hatırlatılabilir bir kurgu işlevi gördüğü söylenebilir. “Kararsızım” ifadesinde yoğunlaşma ve ifadelerin ortalamaları araş- tırmaya katılan katılımcıların bireysel belleğinde isim değişiklikleri- nin tam anlamıyla yer edinmediğini ortaya koymaktadır. “Katılıyo- rum” ifadesinde yoğunlaşma ve ifadelerin ortalamaları ise yapılan isim değişikliklerinin birey ve/veya toplumda bulduğu karşılıkla ilgili önemli bilgiler sunmaktadır. Bu anlamda mekân isim değişiklikleri- nin katılımcıların %31,69’unun bireysel hafızasında karşılık bulmuş- tur. TOPLUMSAL BELLEĞIN TAŞIYICI PAYANDASI OLARAK HAFIZA MEKÂNLARI: 15 TEMMUZ 2016 DARBE GIRIŞIMININ DIRENME ORTAMLARI ÜZERINDEN BIR ARAŞTIRMA | 309 Katılımcıların Medya Seçimi Tablo 3.92 15 Temmuz’un Hatırlatıcı Kaynakları Hatırlatıcı Kaynaklar n % Sosyal Medya 313 39,1 Geleneksel medya (Radyo, televizyon, gazete) 270 33,8 Cadde ve meydan isimleri 211 26,4 Sokak, cadde, park ve meydanlar 197 24,6 Anma günleri 197 24,6 Anıtlar, müzeler ve heykeller 196 24,5 Kişisel deneyimler 183 22,9 Siyasal hitabetler 105 13,1 Toplam 800 100 Tablo 3.92’de görüldüğü üzere, katılımcıların %39,1’i sosyal medyayı, %33,8’i geleneksel medyayı 15 Temmuz’u hatırlatma sürecinin en et- kili aracı olarak ifade etmiştir. Katılımcıların %26,4’ü cadde ve mey- dan isimlerinin, %24,6’sı, sokak, cadde, park ve meydanların, %24,6’sı anma günlerinin, %24,5’i anıt, müze ve heykellerin, %22,9’u kişisel de- neyimlerinin, %13,1’i ise siyasal hitabetlerin 15 Temmuz’un hatırlatıcı unsuru olduklarını ifade etmişlerdir. Tüm bu hatırlatıcı unsurlar içe- risinde katılımcılarda hatırlatma duygusunu en çok uyandıran araç medya olmuştur. Tablo 3.93 Darbe Girişiminden Haberdar Olma Düzeyi Haber Alma Aracı n % Televizyon 418 52,3 Sosyal medya 123 15,4 İnternet haber siteleri 97 12,1 Aile üyeleri/tanıdıklar 87 10,9 Radyo 63 7,9 GSM (Telefon Görüşmeleri) 12 1,5 Toplam 800 100 Katılımcılara darbe girişiminden ilk nasıl haberdar oldukları sorul- muştur. Verilen cevaplara göre katılımcıların %52,3’ünün yani yarı- 310 | 15 TEMMUZ DARBE GIRIŞIMI VE TOPLUMSAL BELLEĞIN HAFIZA MEKÂNLARI sının darbe girişiminden televizyon aracılığıyla haberdar oldukları görülmektedir. Katılımcıların %15,4’ü sosyal medya, %12,1’i internet haber siteleri, %10,9’u ailesi, %7,9’u radyo ve %1,5’i GSM aracılığıyla darbe girişiminden haberdar olmuştur. Tablo 3.94 Darbe Girişimine Dair Bilgi Alma Düzeyi Medya Takibi n % Televizyon 423 52,9 Sosyal medya 202 25,3 İnternet haber siteleri 87 10,9 Radyo 60 7,5 GSM (Telefon görüşmeleri) 28 3,5 Toplam 800 100 Tablo 3.94’te görüldüğü gibi katılımcıların %52,9’u, darbe girişimi ge- cesi sosyal medyaya oranla geleneksel medyayı daha sık takip etmiş ve en çok televizyondan bilgi almıştır. Sosyal medyayı bilgi edinmek için kullanan katılımcıların oranı %25,3’tür. Bunu %10,9’luk oranla internet haber siteleri, %7,5’lik oranla radyo ve %3,5’lik oranla telefon görüşmeleri takip etmektedir. Bu bağlamda kitle iletişim araçların- dan televizyonun bilgi alma sıklığı durumuna göre en üst sırada yer alması ve güvenilir bir bilgi kaynağı olarak hala etkisini sürdürüyor olması dikkati çekmektedir. Tablo 3.95 Darbe ile İlgili Haberlerin İçerik Dağılımı Haber İçerikleri n % Darbe girişiminin sonuçları 387 48,4 Darbe girişiminin nedenleri 267 33,4 Darbe girişiminin sorgulanması 262 32,8 Darbe sonrası siyasal ve ekonomik yaşam 234 29,3 Fikrim yok 59 7,4 Toplam 800 100 Katılımcılara medyada 15 Temmuz darbe girişimine ilişkin ağırlıklı olarak hangi konularda haber yapıldığını düşündükleri sorulmuştur. TOPLUMSAL BELLEĞIN TAŞIYICI PAYANDASI OLARAK HAFIZA MEKÂNLARI: 15 TEMMUZ 2016 DARBE GIRIŞIMININ DIRENME ORTAMLARI ÜZERINDEN BIR ARAŞTIRMA | 311 Katılımcıların %48,4’ü medyada darbe girişiminin sonuçları ile ilgili haber yapıldığını ifade etmiştir. Katılımcıların %33,4’ü medya politi- kasında darbe girişiminin nedenlerine ilişkin haberlerin temsil edil- diğini, %32,8’ü ise darbe girişimini sorgulayıcı haberlerin aktarıldığı- nı belirtmektedir. Konuyla ilgili haberlerde yer alan bir diğer önemli tema %29,3’lik oranla darbe sonrası siyasal ve ekonomik yaşama da- irdir. Katılımcıların %7,4’ü ise bu konuda net bir fikir belirtmemiştir. Bulgulara Yönelik Genel Bir Değerlendirme Ve Tartışma Bu başlık altında araştırma bulguları ilk olarak toplumsal hafıza ku- ramları çerçevesinde mekân-iktidar-medya perspektifinden, ardın- dan ise araştırmanın amaçlarına yönelik bir değerlendirmeye tabi tutulmaktadır. Bu bağlamda bulgularla, 15 Temmuz 2016 tarihinde gerçekleştirilen darbe girişiminin “yaşayanlar” / “izleyenler” nez- dinde hangi düzeyde karşılık bulduğunu, hangi tür anlamlar ve top- lumsal özellikler içerdiğini, bellek – mekân, bellek – iktidar, iktidar – mekân ve iktidar – toplum ilişkileri bağlamında değişen iletişim ko- şulları ve araçları çerçevesinden ortaya konulmaya çalışılacaktır. Araştırma kapsamında 50 katılımcı ile gerçekleştirilen yarı yapılan- dırılmış görüşmeler ve devamında 800 katılımcı ile gerçekleştirilen anket çalışması ile 15 Temmuz 2016 tarihini gerek ‘sokağa çıkarak’ ge- rek ‘sokağa çıkmadan medya üzerinden takip ederek deneyimleyen’ bireylerin, o gece ki darbe girişimi süresince yaşadıkları ile biriken deneyimleri ve bu deneyimleri kolektifleştiren unsurlara, 15 Temmuz denilince akıllarına gelen mekânların hangileri olduğuna ve yine bu mekânlara dair farkındalık düzeylerine ilişkin bir durum tespiti yap- mak; mekâna ilişkin isim değişikliklerini kabul ve red düzeylerini, bu kabul ve reddin ardındaki kök neden ya da nedenleri incelemek he- deflenmiştir. Ana kitle uygulaması, yapılan ölçek geliştirme araştırmasının ardın- dan son hali verilen ölçme aracıyla ve hem açık hem de kapalı uçlu sorular ile gerçekleştirilmiştir. Ölçek, hafıza mekânlarına ve mekân isim değişikliklerine ilişkin tutumları ölçmek amacıyla geliştirilmiş- tir. Ölçme aracı geliştirmenin son aşamasında, açıklayıcı faktör ana- lizleri ile ölçme aracındaki ifadelerin ve faktörlerin kitle araştırması için kullanılabilir oldukları saptanmıştır. Her aracın ve oluşan faktö- 312 | 15 TEMMUZ DARBE GIRIŞIMI VE TOPLUMSAL BELLEĞIN HAFIZA MEKÂNLARI rün kendi içerisinde geçerlilik ve güvenirlik analizleri yapılmıştır. İlk olarak katılımcıların zihinlerinde yer eden 15 Temmuz algısı, ikinci olarak 15 Temmuz 2016 tarihine verilen kişisel önem ve destek ortaya konmuş, ardından hafıza mekânlarının ve mekân isim değişiklikleri- nin 15 Temmuz 2016’ya yönelik tutum oluşturmadaki rolüne odakla- nılmıştır. Araştırmanın başlangıcında katılımcılara mekâna ve mekân isimle- rine ilişkin algılarını ölçmeye yönelik olarak ‘İstanbul’da iki yakayı birbirine bağlayan kaç köprü olduğu’ sorulmuştur. Bu soru ile anketin ilerleyen aşamalarında yer verilen sorularla herhangi bir yönlendir- meye fırsat vermeden, katılımcıların farkındalık düzeylerinin öğre- nilmesi amaçlanmıştır. Darbe girişimi gecesi sokağa çıkan katılım- cıların %67,3’ü İstanbul’un en eski köprüsü için “15 Temmuz Şehitler Köprüsü” ismini kullanırken, %31,7’sinin “Boğaziçi Köprüsü” ismini kullanmayı tercih ettiği görülmüştür. Sokağa çıkmayan katılımcıla- rın ise %70,4’nün “15 Temmuz Şehitler Köprüsü” ismini kullandığı, %29,6’sının “Boğaziçi Köprüsü” ismini kullanmayı tercih ettiği sap- tanmıştır. Bu bulgu, Pösteki’nin (2013: 5-6) mekânsal düzenlemelerin ya da değişikliklerin toplumsal hatırlamayı sağladığı görüşünü des- tekler niteliktedir. Gerek sokağa çıkan gerek sokağa çıkmadan dar- be girişimini medya üzerinden takip eden katılımcıların büyük bir çoğunluğunun 15 Temmuz Şehitler Köprüsü ismini kullanmayı ter- cih etmesi bu ismin toplumsal hafızaya girmiş olduğunun kanıtıdır. Bunu aynı zamanda, 15 Temmuz’un toplumsal hafızaya demir atması olarak değerlendirmek de mümkün görünmektedir. İsim değişiklikleri her görünürlüğünde bellekte bir tekrar yaratmakta ve bu tekrar alt okumada darbe girişimi sürecinde biriken tecrübe- ler ve bu tecrübeleri kolektifleştiren unsurların toplumun hafızasına yerleştiğini salık vermektedir. Diğer deyişle 6 yıl önce yaşanan darbe girişimi, sokakta bulunma deneyiminden bağımsız olarak inşa edilen hafıza mekânları ve değiştirilen yer isimleri aracılığıyla bireye o günü yeniden anımsatmakta ve bu durum sonuç olarak bir hatırla(t)ma stratejisine dönüşmektedir. Benzer şekilde isim değişikliklerinin kit- le iletişim araçlarında sunulması, köprünün iki yakasına inşa edilen anıtlarla görünür kılınması, tamamıyla verilmek istenen mesajın tek- rar ile pekiştirilmesi ve süreklilik arz eden şekilde işlenmesi sürecini TOPLUMSAL BELLEĞIN TAŞIYICI PAYANDASI OLARAK HAFIZA MEKÂNLARI: 15 TEMMUZ 2016 DARBE GIRIŞIMININ DIRENME ORTAMLARI ÜZERINDEN BIR ARAŞTIRMA | 313 hedeflemektedir. Bu bağlamda, bireysel ve kolektif belekte tekrarların oldukça önemli olduğunu, aksihalde bellekte yer alan olayların silik- leşip ve unutulduğunu söylemek mümkündür. Elde edilen bulgulara göre, 15 Temmuz 2016 tarihi, cinsiyet, yaş, eği- tim, gelir düzeyi, politik görüş, sokağa çıkma durumu gibi değişken- lerden bağımsız olarak tüm katılımcılarda ilk olarak “darbe/darbe girişimi” kavramını akla getirmektedir. Bu bulgu, 15 Temmuz 2016 tarihindeki başarısız darbe girişiminin Cumhuriyet tarihinde büyük bir toplumsal tepki ve direnişle karşılanan bir girişim olarak tarih sahnesindeki yerini aldığının da bir kanıtıdır. “Vatan/bayrak sevgi- si”, “hainlik” ve “Köprü” en sık tekrar edilen çağrışımlar olmuştur. Bu kavramlar ya da duygular, doğrudan ya da dolaylı olarak 15 Temmuz 2016 ile örtüşmekte, onu çağıran/çağrıştıran unsurları ifade etmek- tedir. Farklı sosyolojik ve siyasal arka plana az ya da çok sahip olma bağlamında değerlendirildiğinde, katılımcılar arasındaki birlik ve da- yanışmayı sağlayacak temel değerin “vatan” sevgisi olması SETA’nın (2016:7) araştırma bulguları ile de benzerlik göstermektedir. 15 Temmuz’un çağrışımları arasında inşa edilen anıtlar, semboller ve müzelerin yer almayışı, hafıza mekânlarının işlevine ilişkin litera- türün sorgulanmasını gerektirmektedir. Nora’nın (2006: 9), geçmişi hatırlamanın bir yolu olarak yaratılan “hafıza mekânları”nın bizzat varlıkları ve gerçeklik etkileriyle belleği canlı tutma işlevini yerine getirecek denli güvenilir bir dayanak oluşturduğuna ilişkin vurgu- su, Gilmour’un (2015: 411) hafıza mekânlarının hem kolektif belle- ğin bir kaydı, hem de onu yaratma yöntemi olduğuna ilişkin iddiası, Yılmaz’ın (2014: 188-189) anıtların, daha büyük grupların hatırlama sürecinin tetikleyicisi olarak inşa edildiği savı, bu araştırma kapsa- mında karşılığını bulmamıştır. Zira 15 Temmuz ile ilgili katılımcıla- rın zihinlerinde yer alan çağrışımlar açıklanırken, bir mekân olarak sadece “Köprü”den bahsedilmiş olması, İstanbul’un Avrupa ve Ana- dolu Yakalarını birbirine bağlayan köprünün yaşanan darbe girişimi ile bağ kurmaya imkân tanıyan bir mekân olduğunu ortaya koymak- tadır. Ancak toplumsal hafızada karşılığını bulmasa da anıtlaştırma önemli bir hafıza kurucu etkinlik olarak görünmektedir. Kadınlar için 15 Temmuz’un çağrışımları mekân ile özdeşleştiril- 314 | 15 TEMMUZ DARBE GIRIŞIMI VE TOPLUMSAL BELLEĞIN HAFIZA MEKÂNLARI mekte, hatırlama “Köprü” gibi belli bir mekânın desteğiyle süreklilik kazanmaktadır. Erkek katılımcılar için ise 15 Temmuz’a karakterini veren, hissettirdiği “korku ve kâbus” dolu anlara ilişkin yaşanmışlık duygusudur. Erkek katılımcıların 15 Temmuz 2016 darbe girişiminin bir kurgu olduğuna inancı, kadın katılımcılara göre daha yüksektir. 15 Temmuz 2016 tarihi sokağa çıkan katılımcılara “darbe girişimi”, “va- tan/bayrak” ve “hainlik” kavramlarını hatırlatırken; sokağa çıkma- yan katılımcılara “darbe girişimi”, “vatan/bayrak” kavramlarından farklı olarak “Köprü”yü hatırlatmaktadır. Bu durumu Halbwachs (2007: 62) katılımcıların “kendilerinin de- neyimlemedikleri ancak kültürel yapıntılardan öğrendikleri geçmiş bilgisi olarak tanımlamaktadır.” Sokağa çıkmayan katılımcıların 15 Temmuz 2016 tarihi denildiğinde Köprü’yü hatırlamaları bu göster- gelerin yaratıcısı, aktarıcısı ve yorumlayıcısı konumundaki medyanın gücünden kaynaklanmaktadır. Medyanın, sokağa çıkmayan katılım- cıların bellek birikiminin kaynağını oluşturduğunu ve hatırlamanın çerçevesini çizdiğini araştırma bulguları da desteklemektedir. Çünkü “Köprü” sokağa çıkmayan katılımcıların 15 Temmuz 2016 çağrışımla- rıyla özdeşleştirdiği tek mekândır. Bu da medyanın, hafıza üzerindeki eşsiz etkisini göstermektedir. Bu bulgu Assmann’ın (2014: 44), “sade- ce başkalarından öğrendiklerimizi hatırlamayız, aynı zamanda onla- rın anlattıklarını, anlamlı diye vurguladıklarını ve yansıttıklarını da hatırlarız. Her şeyden önce başkaları tarafından sosyal açıdan belir- lenmiş anlamları bağlamında algılarız” şeklindeki savını da doğrula- maktadır. Medya, o geceye ilişkin sunduğu görüntüler yoluyla birey- lerin hatırlama sürecine katkıda bulunmuş, sahip olduğu donanımsal üstünlüğü ile uzamsal sınırlılıkları yok etmiş, bireysel ve dolayısıyla kolektif bilince neyin nasıl hatırlanması gerektiğine dair bir algı çer- çevesi sunmuştur. Öte yandan 15 Temmuz’a özgü frekans düzeyi en yüksek hatırlama fi- gürleri, kişilerdir. Halbwachs (2017), geçmişi hatırlamak için kişilerin fiziksel olarak ortamda bulunmasına gerek olmadığını belirtir. Çün- kü zihinde bu anılar o kişiyle birlikte hatırlanır. Yani, Halbwachs’a göre bir hatırayı teyit etmek için ya da hatırlamak için tanıklara baş- vurulabilir. Bir başka deyişle, bir tohumun filizlenebilmesi için nasıl ki uygun ortamın sağlanması gerekiyorsa, bireylerin dışında kalan TOPLUMSAL BELLEĞIN TAŞIYICI PAYANDASI OLARAK HAFIZA MEKÂNLARI: 15 TEMMUZ 2016 DARBE GIRIŞIMININ DIRENME ORTAMLARI ÜZERINDEN BIR ARAŞTIRMA | 315 anıların hatırlanabilmesi için de tanıklıklar gibi anımsatıcı unsurla- rın varlığına ihtiyaç duyulmaktadır. Benzer şekilde Tunçel (2017: 23) de hatırlamak için belli başlı hatırlama figürlerinin seçildiğini ve di- ğerlerinin temsilden azade kılındığını ifade etmiştir. Böylece seçilen- ler ideal durumda kuşaktan kuşağa aktarılarak toplumsal gerçekliği oluşturmaktadır. Elde edilen bulgulara göre, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Fetullahçı Terör Örgütü lideri Fethullah Gülen ve Şe- hit Astsubay Ömer Halisdemir 15 Temmuz’un en belirgin ve önemli hatırlatıcı figürlerdir. Bu figürler, 15 Temmuz’a dair belleğin somut bir içeriğe kavuşmasını sağlamıştır. Ne yaş durumu ne eğitim düzeyi ne de darbe girişimi ge- cesi sokakta bulunma değişkeni 15 Temmuz’un hatırlama figürlerini değiştirmektedir. Bu bulgu Assmann’nın (2015, 146-147), belleğin geç- mişin belirli boyutlarına yöneldiğini ve genellikle hatıranın bağlan- dığı simgesel figürlerde yoğunlaştığı görüşünü destekler niteliktedir. Ömer Halisdemir’in bu süreçte, “15 Temmuz Şehidi” olarak sunulma- sı, darbe girişiminin otobiyografik belleğinde önemli bir hatırlama figürü olmasını sağlamıştır. Şehit Halisdemir için inşa edilen anıtlar, Türkiye’deki birçok meydan, cadde, okul, üniversite ve öğrenci yur- duna kendisinin adının verilmesi toplumsal dokuda karşılığını bulan bir kişileştirme sürecini anlatmaktadır. Bu süreçte Levi’nin (2014: 131) ifade ettiği üzere Ömer Halisdemir, bellek muhafızı rolü ile 15 Tem- muz hakkındaki bilgi ve algıyı yapılandırma, koruma, onaylama sü- reçlerinde etkin olmuştur. 15 Temmuz’un kişilerle özdeşleştirilmesi, belleğin somut bir içeriğe kavuşması olarak yorumlanabileceği gibi tarihsel köklerinde taşıdığı simgesel ve politik anlamı “figüratif bir şekilde temsil etme” kültürü ile de açıklanabilir. Bu anlamda, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın o geceye ilişkin bir otorite olarak sürükleyici ve motive edici gücü toplumsal hafızada karşılığını bulmuştur. 15 Temmuz’a dair kahramanlar/öte- kiler inşa etme eğilimi de toplumsal hafızada karşılığını bulmuştur. FETÖ lideri Fettullah Gülen’in 15 Temmuz’un hatırlama figürleri ara- sında yer alması toplumsal hafızanın öteki ucunu ortaya koymakta- dır. Devlet ise bu süreçte, Gülen üzerinden “öteki”ye dair kimliğini sağlamlaştırmış, bu arada da “öteki”yle arasındaki yarığı sürekli de- rinleştirmiştir. 316 | 15 TEMMUZ DARBE GIRIŞIMI VE TOPLUMSAL BELLEĞIN HAFIZA MEKÂNLARI Araştırma sonuçlarından elde edilen bir diğer önemli bulgu hatırla- manın duygusal bir ilişki olduğudur. Taşçıoğlu’nun vurguladığı üzere (2013: 49) “fiziksel olarak mekânın algılanması insandan insana bü- yük farklılıklar göstermemesine rağmen duygusal olarak, bir mekân bir insana bir başka insanın gözüyle görüldüğünden çok daha farklı olabilmektedir.” Ancak bu çalışmada tam da bu noktada 15 Temmuz bağlamında, bir duygu birlikteliğinin öne çıktığını söylemek müm- kündür. Genel itibarıyla, 15 Temmuz, katılımcıların aynı zaman ve mekânda, ortak duygular ve eylemler etrafında mobilize oldukları bir tarihtir. “Korku” ve “birlik beraberlik duygusu” 15 Temmuz 2016 tarihini gerek sokağa çıkarak gerek sokağa çıkmadan yaşayan katı- lımcıları kuşatan duygulardır. Sokağa çıkan katılımcıların o gece- ye dair hissettiği “üzüntü” sokağa çıkmayan katılımcıda “hiçbir şey hissetmeme” duygusuna dönüşebilmektedir. Bu dönüşüm sokağa çıkmayan katılımcıların 15 Temmuz 2016’ya yönelik algı ve kabul- lerinden bağımsız değildir. Bu noktada İnce’nin (2010) görüşlerine atıfta bulunmak gerekmektedir. Elde edilen bulgular İnce’nin, aynı olayı tecrübe eden iki kişi, olayı farklı perspektiften anımsayabilir ve bu kişilerde hatırlanan olayın tekliğine rağmen kolektif bellek farklı şekilde oluşur iddiasını doğrulamaktadır. Sokağa çıkan katılımcılar için 15 Temmuz 2016 “gurur” kaynağı iken sokağa çıkmayan katılım- cılarda dünya görüşü ve yaşam tarzının yansıması olarak anlamlı bir karşılık bulmamıştır. Bu bulgu, aynı zamanda Lynch’in (2019: 7) verili bir gerçekliğin duygusunun değişik insanlar arasında oldukça fark- lılaşabileceği yönündeki görüşünü de destekler niteliktedir. Bu bağ- lamda darbe girişimini deneyimleme biçimimiz mekânsal bakımdan bizi sınırları geniş bir deneyimler dünyasıyla buluştururken, zihinsel bakımdan da toplumsal kültür, değerler, anlayış ve algılamanın tek- rar tekrar yaşandığı kapsamlı bir geçmiş ve hatıra dünyasına dâhil etmektedir. Araştırma sonuçlarına göre, 15 Temmuz’un hatırlanmasında/hatırla- tılmasında yararlanılan diğer önemli unsurlar mekân ve görüntüler- dir. Araştırmaya katılan katılımcılarının yarısından fazlası (%52,4) hatırladıkları en iyi görüntüyü “Köprü” olarak belirtmiştir. Nora’ya göre bir somut kanıt zemini olarak hafıza mekânları, herhangi bir top- lulukta, insanların iradesiyle ya da zamanın işleyişiyle, ortak hafıza kaydına eklenerek simgesel öge haline getirilen maddi ya da fikri dü- TOPLUMSAL BELLEĞIN TAŞIYICI PAYANDASI OLARAK HAFIZA MEKÂNLARI: 15 TEMMUZ 2016 DARBE GIRIŞIMININ DIRENME ORTAMLARI ÜZERINDEN BIR ARAŞTIRMA | 317 zendeki her anlamlı birimdir. Tam da bu noktada dönemin toplumsal bellekte açtığı simgesel ve politik anlamı figüratif bir şekilde temsil eden mekân olarak Köprü’nün hafızalardaki görünümünden bahset- mek gerekmektedir. Assmann (2015: 46) hafıza mekânlarının, belleğin somut bir içeri- ğe kavuşmasını sağladığını düşünmektedir. Benzer şekilde Nora da (2006) hafıza mekânlarının güncel sosyal, politik, kültürel varyas- yonlar nedeniyle, hafızada her gün yeniden demirlendiğini iddia et- mektedir. Katılımcıların büyük bir çoğunluğunun hafızasında bir mekân olarak sadece Köprü’nün yer alması Assmann ve Nora’nın gö- rüşlerine gönderme yapmaktadır. Türkiye’nin yakın dönem yaşadığı ve bir tür toplumsal travma niteliği taşıyan 15 Temmuz’un hafıza me- kanlarının temel rolü bireyler için anlam yaratmaktır. 15 Temmuz; katılımcıların yarısından fazlasında Köprü’de cisimleşmekte, toplum- sal hafızanın demirlendiği ve aktarıldığı yer haline gelmektedir. Tüm bunlar bağlamında, Köprü, devletin kendileme9 amacıyla kullandığı bir hafıza mekânıdır. Toplumsal bir olayın içinde geçtiği sosyal bir olgu olarak Köprü sade- ce bir grubun değil katılımcıların büyük çoğunluğunun sahiplendi- ği bir mekân olarak toplumsal bellekte beklenen karşılığını bulmuş, Bilgin’in (2013: 99) ifade ettiği “kimlik yeri”ne ve “yer-sembolü”ne dö- nüşmüştür. Araştırma bulgularında da görüldüğü üzere, Köprü gerek sokağa çıkan katılımcılar gerek sokağa çıkmayan katılımcıların 15 Temmuz için inşa ettiği “burası” noktasıdır. Çünkü bu noktada hafı- zada kaydedilen olayların ürkütücü ve kaygı verici nitelikler taşıması söz konusudur. “Şehitler”, “darbe girişimi” ve “korku” Köprü’nün sembolizasyonunda kullanılan temel bileşenlerdir. Bu bileşenler, katılımcıların hafıza- sında o günü hem görsel hem de zihinsel olarak canlandırmakta ve Köprü’nün toplumsal hafızaya demirlenmesini sağlamaktadır. Ayrıca “kaygı”, “direniş/mücadele”, “birlik ve beraberlik” vurgusu katılımcı- ların hafızasında Köprü’ye dair bir hatırlama sürecine işaret etmek- 9 15 Temmuz sürecinde ve sonrasında Köprü, iktidarın kendileme amacıyla kullandığı bir mekân olarak gerek medyada gerekse de toplumsal ilişkiler içinde 15 Temmuz anısını nitelendirmede kullanılan bir mekân olarak kendini göstermektedir. 318 | 15 TEMMUZ DARBE GIRIŞIMI VE TOPLUMSAL BELLEĞIN HAFIZA MEKÂNLARI tedir. Bu anlamda, direnişin simgesi haline gelen Köprü’nün çağrı- şımlarında soyut kavramlar ön plana çıkarken, “şehitler”, “askerler” gibi hatırlamanın somutlandığı semboller de dikkat çekmektedir. Öte yandan katılımcıların verdiği yanıtlar 15 Temmuz’un çağrışımları ve 15 Temmuz’un uyandırdığı duygu sorularındaki yanıtlarla da tutar- lıdır. Bu bağlamda, çağrışımlarla ilgili ifadelerin de gösterdiği üzere, Köprü ve köprü isimleri birer isim olmanın ötesinde farklı çağrışımlar içeren bir anlam yaratma aracıdır. Özkan’ın (2016) yorumuyla “İstan- bul’un küresel olarak en belirgin sembolü olan bir topoğrafik oluşu- mun adını alan köprünün adı artık değişmiştir. Bu tarihten sonra ne bu köprü sadece bir köprüdür, ne 15 Temmuz sıradan bir gündür, ne de burada ölen insanlar sadece insandır.” Margalit (2004) toplumsal bellek kavramını tanımlarken toplumsal hatırlamanın ne biçimde gerçekleştiğini, hatırlama sırasında kişilera- rası iletişimin nasıl bir etkisi olduğunu örneklerle açıklayarak, payla- şılan bellek ve ortak bellek ayırımı yapar. Bir hafıza mekân örneği ola- rak Köprü özelinde ortak belleğin oluştuğunu söylemek mümkündür. Margalit’in, eğer belli bir toplumda herhangi bir olayı hatırlayanların oranı belirgin olarak yüksekse o zaman bu olayın anısının ortak bel- lek olarak adlandırılabileceğine ilişkin yorumu, 15 Temmuz özelinde karşılığını bulmaktadır. Gerek yarı yapılandırılmış görüşmelerden elde edilen veriler, gerek anket sonuçları doğrultusunda katılımcıların büyük çoğunluğunun, 15 Temmuz denildiğinde akıllarına gelen ilk şeyin “darbe girişimi” ve ilk mekânın “Köprü” olması, ortak belleğin oluştuğunu göstermektedir. Hatırlama eylemini gerçekleştiren ve ona istikrar kazandıran frekans düzeyi yüksek bir başka hafıza mekân “Atatürk Havalimanı” ve sem- bol unsur ise “tanklar”dır. Bu anlamda, katılımcılar için Köprü, tank- lar ve Atatürk Havalimanı hafızalarını sürekli tazeledikleri bir hafıza durağı olarak dikkat çekmektedir. Elde edilen bulgulara göre, Köprü dışında hatırlama sürecinde en çok işleyen hafıza mekânı Atatürk Havalimanı’dır. Cumhurbaşkanının, Atatürk Havalimanını elinde tutan darbecilere rağmen gecenin ilerleyen saatlerinde bu havaalanı- na resmi cumhurbaşkanlığı uçağıyla iniş yapması ve halka hitaben konuşması darbeye karşı direnen halka büyük bir moral destek sağ- lamış (Çakı, 2018: 97) ve 15 Temmuz’u simgeleyen bir mekân olarak TOPLUMSAL BELLEĞIN TAŞIYICI PAYANDASI OLARAK HAFIZA MEKÂNLARI: 15 TEMMUZ 2016 DARBE GIRIŞIMININ DIRENME ORTAMLARI ÜZERINDEN BIR ARAŞTIRMA | 319 katılımcıların zihinlerinde yer bulmasını sağlamıştır. Atatürk Hava- limanı’nın yüksek düzeyde hatırlanması, toplumsal hafızanın inşa- sında medya tarafından servis edilen görüntülerin önemini ortaya koymaktadır. Ayrıca direniş/mücadele, kaos/kargaşa gibi benzer çağ- rışımların yanı sıra Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın, ilk hatta tek canlı ko- nuşmasını havalimanından gerçekleştirmiş olması, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ‘havalimanının hatırlattıkları’ sıralamasında ilk üçte yer almasının nedeni olarak kabul edilebilir. Simgesel mekânlarda daha az hatırlanan bir diğer hafıza mekânı Kı- sıklı Milli İrade Meydanı’dır. Bu meydan, katılımcılara “Recep Tayyip Erdoğan’ın evi”ni, “direniş/mücadele”yi ve “birlik ve beraberlik duy- gusunun” önemini hatırlatmaktadır. Elde edilen verilere göre, 15 Tem- muz’un hafıza mekânları arasında gösterilen ve darbe girişiminden sonra Kısıklı Milli İrade Meydanı olarak ismi değiştirilen meydan, ka- tılımcılarda anıların ve kolektif geçmişin yaratılmasında Köprü’ye ve Atatürk Havalimanı’na oranla daha az etkilidir. 15 Temmuz’da toplumsal hafızaya kazınmış bir diğer mekân TRT binasıdır. FETÖ üyeleri 15 Temmuz gecesi hem devlet televizyonunu hem de özel televizyonları ele geçirmeyi hedefleyen bir planı uygula- maya sokmuştur. Saat 22.05’te TRT’yi ele geçiren cuntacılar 23.47’de kararttıkları ekrandan saat 00.02’de darbe bildirisini spiker Tijen Ka- raş’a silah zoruyla okutarak kamuoyunu kendi lehine çevirmeye ça- lışmıştır. TRT’nin ele geçirilmesi darbeciler açısından belki bir cephe kazanımı olmuş fakat böylesine çoklu medya ortamında özel yayıncı- lık yapan medya organlarının darbe karşıtı bir genel yayın politikası belirlemesiyle tek bir cephe kazanmanın yeterli olmadığı görülmüş- tür (Özkır, 2017: 61). Katılımcılar “darbe bildirisi”ni, “darbeci askerle- rin TRT’yi işgali sonrası darbe bildirisini okuyan TRT spikeri”ni ve “korku” duygusunu, TRT denilince hatırladıkları ilk üç şey olarak be- lirtmiştir. Darbe bildirisinin sosyal hafızada konumlandırılış biçimini ve bildi- rinin TRT üzerinden okunmasını, iktidarın el değiştirdiğinin, “yeni devlet biziz” demenin örtülü bir algısını oluşturduğunu söylemek mümkündür. Bu tür özel koşullarda, oluşturulan algının sürdürülebi- lir olması için otorite figürünün alaşağı edilmesi gerekmektedir. Bu- 320 | 15 TEMMUZ DARBE GIRIŞIMI VE TOPLUMSAL BELLEĞIN HAFIZA MEKÂNLARI nun devlet kanalı üzerinden yapılması, yeni otoritenin zihinlerde inşa ve ilan edilme sürecinin başlangıcıdır. Bu ilan, resmi belleğin kayıt- larının sıfırlanarak yeni bir kayıt düğmesine basılması, var olan oto- riteyi itibarsızlaştırma, değersizleştirme ve en önemlisi de bir bütün olarak başarısız ve zararlı olarak algılatılmasına yöneliktir. Katılımcı- ların, TRT denildiğinde ilk olarak darbe bildirisini hatırlıyor olması, darbelerle şekillenmiş bir ülkenin toplumsal ve tarihsel hafızasının travmatik bir şekilde yeniden sarsıldığının önemli bir kanıtıdır. Elde edilen bulgular, 15 Temmuz gecesi meydanları dolduran va- tandaşların birbirinden çok farklı motivasyonlara sahip olmadığını göstermektedir. Aksine sahip olunan motivasyonlar büyük ölçüde paralellik içindedir. Darbe girişimi gecesi sokağa çıkmada etkili olan faktörlerin en sık tekrar edilen temasını, “vatan, millet ve bayrak sevgisi”, “devletin yanında olmak” ve “Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın canlı yayına katılması ve çağrısı” oluşturmuştur. Bu bulgular bu kez SETA’nın (2016: 8) araştırma bulgularından farklılaşmaktadır. SETA tarafından yürütülen “15 Temmuz Darbe Girişimi Toplumsal Algı Araştırması”nda 15 Temmuz gecesi sokağa çıkma motivasyonunun, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın insanlara sokağa çıkma çağrısından, TRT’de darbe bildirisinin okunmasından ve camilerden selaların okunmasından kaynaklandığı belirtilmektedir. Bu araştırmada ise “vatan, millet ve bayrak sevgisi” ile “devletin yanında olma” tema- sının motivasyon kaynağını oluşturduğu saptanmıştır. Esasen, söz konusu her iki temanın sıklıkla tekrarının, toplumsal belleğin inşası açısından elzem bir bulgu olduğu kabul edilmelidir. Çünkü bir tema üzerine aşırı vurgu yapılması, bir iktidarın hegemonik güçlülüğünü gösterebileceği gibi temelde neye hizmet ettiğini ortaya çıkarmak, dolayısıyla 15 Temmuz’u bağlamına yerleştirmek açısından verimli sonuçlar ortaya koyar. Bu bakımdan 15 Temmuz gecesi sokağa çık- mada en büyük katkıyı sunan faktörün “işgale karşı vatanı müdafaa” duygusu olduğunu söylemek yanlış olmayacaktır. Saat 00.25’te Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın önce CNN- Türk’e sonradan da A Haber’e telefonla bağlanarak FaceTime prog- ramı üzerinden görüntülü bir şekilde yaptığı konuşmayla toplumu meydanlara çıkmaya çağırması ve vatandaşların da bu çağrıya uya- rak akın akın meydanları doldurması (Özkır, 2017: 62), darbe karşıtı TOPLUMSAL BELLEĞIN TAŞIYICI PAYANDASI OLARAK HAFIZA MEKÂNLARI: 15 TEMMUZ 2016 DARBE GIRIŞIMININ DIRENME ORTAMLARI ÜZERINDEN BIR ARAŞTIRMA | 321 direnişin kritik dönüm noktası olmuştur. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın çağrısı, meydanlara inen insanları bir motivasyonda tutan ve insanla- rı darbeye karşı direnmeye çağıran bir ilan niteliği taşımaktadır. Gid- dens, kültürel etkenlere alt dal olarak liderliğin de eklenmesi gerekti- ğini savunmaktadır. Çünkü dünya tarihinde liderlerin ayrı ayrı birçok şekilde etkileri olmuştur (Şimşek, 2008: 50). Bu argümanın haklılığı bu araştırmanın bulgularınca da desteklenmektedir. Araştırma bulguları açısından önemli bir diğer sonuç Castells’in (2016) “İktidar sağlama noktasında bir kaygının yaşanmadığı top- lumsal hareketler süresince, üyelerin ortak hareketler sergiledikleri- ni, ancak bir lider çıkarma noktasında yetki devrine karşı derin gü- vensizlik nedeni ile buna ihtiyaç duymadıklarını” vurguladığı savının bu çalışma bulgularında karşılığını bulmadığı, elde edilen sonuçlarla örtüşmediğidir. Bu araştırmada, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın çağrı- sının sokağa çıkmada etkili faktörler arasında olması, sosyal medya ağlarında başlatılan örgütlenmelere bir kişinin liderlik edebileceğini ortaya koymuştur. Buradaki aktörün, iletişim becerileri sayesinde, bir hareketin girişimcisi haline gelebildiği açıkça görülmektedir. Bu bulgu aynı zamanda SETA (2016) tarafından yürütülen araştırmanın bulguları ve KONDA (2016) tarafından yürütülen “Demokrasi Nöbeti Araştırması Meydanların Profili” araştırmasının bulguları ile de ben- zerlik göstermektedir. Her iki araştırmada da darbe girişimine kar- şı katılımcıların büyük çoğunluğunun, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın televizyon ekranlarında yaptığı çağrının ardından sokağa çıkmaya karar verdiği saptanmıştır. Bu araştırmada da bulgular önceki araş- tırma sonuçlarını destekler niteliktedir. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın darbe girişimi gecesindeki kriz yönetimi ve liderliği, katılımcılar için darbenin başarısızlığa uğratılmasındaki en mühim faktörlerden biri- dir. Özellikle görsel ve dijital medyanın yükseliş süreci, “Cumhurbaş- kanı Erdoğan’ın çağrısı”nın sokağa çıkmada etkili faktörler arasında rastlanma sıklığını arttırmış, darbelerin o ana kadar ki uygulanma ve karşı konma biçimine yeni paradigmalar getirmiştir. Demokratik top- lum inşasındaki rolü itibarıyla yeni medya, esasen, eş zamanlı payla- şım ve etkileşimlere imkân tanıyarak darbe girişimine karşı ortaya konan direnişe bir kimlik ve nitelik kazandırmıştır. Darbe girişimi gecesi sokağa çıkmada etkili olan faktörlerden bir di- 322 | 15 TEMMUZ DARBE GIRIŞIMI VE TOPLUMSAL BELLEĞIN HAFIZA MEKÂNLARI ğeri, 15 Temmuz gecesi insanları darbeye karşı direnmeye davet eden camilerden okunan Selalardır. Selalar, bir iletişim aygıtı olarak büyük ölçüde etkileşim sağlayan, meydanlarda toplanan insanları bir arada tutmayı başaran motivasyon kaynağı haline gelmiştir. Bu bulgu, De- mir’in (2016: 12-20) de savını destekler niteliktedir: Selaların önemi o denli büyük olmuştur ki bir darbeci Binba- şının (o gece ki) Whatsapp grubunda (yaptığı yazışmalarda) ‘Camilerin yayınlarının kesilmesi gerek’ demiştir” diyerek, selaların esasen nasıl büyük bir etki yarattığını ortaya koy- maktadır. Cumhuriyet tarihi boyunca camiler belki de ilk kez gündelik kamusal yaşamı bu denli doğrudan etkileme misyo- nu üstlenmiştir. Dahası birlik ve beraberlik davetinin selalar üzerinden yapılması sokaklara dökülüp darbecilere engel olmanın “milli” bir onur olduğu kadar “dini” bir sorumluluk olduğu fikrini de toplumun aktif tavır almaya eğilimli bir ke- siminde yerleştirmiştir. SETA’nın (2016: 73) araştırmasında katılımcıların bir bölümü 15 Tem- muz’un diğer darbelerden neden farklı olduğunu toplumun darbe giri- şimine karşı tepkisinin çok etkili ve şiddetli olmasını dair bir vurguya işaret ederek açıklamaktadır. Bu araştırmada da elde edilen bulgular sokağa çıkma motivasyonları ve hissedilen duyguların, darbenin bü- yük bir toplumsal tepki ve direnişle sonuçlanmasının bir yolu oldu- ğunu göstermiştir. Bu yolda etkili bir diğer unsur darbe girişiminin hafıza mekânlarıdır. Bir ülkeye kimlik katan şey mekân ile geliştirilen ilişkidir (Kutay, 2017: 194). Relph’in (2018: 924-941) vurguladığı gibi “bir mekânın kimliği o mekânın ögeleri ile olduğu kadar, mekânı kul- lanan kişilerin mekâna dair anıları, izlenimleri ve deneyimleri ile de ilişkilidir. Dolayısıyla o yere özgün herhangi bir anı ve hikâye üretile- meyen mekânla aidiyet kurulamaz ve kimlik ögelerinden bahsedile- mez.” Bu yüzden birey veya kitlelerin veya daha geniş bir alanda top- lumun mekânla olan ilişkisi o mekânın hatırlattığı kadarıyladır. Elde edilen bulgulara göre milli dayanışma/vatan sevgisi”, “ülkenin içinde bulunduğu duruma ilişkin üzüntü”, “korku” ve “birlik ve beraberlik duygusu” sokağa çıkan katılımcıların bulundukları mekânlarda en sık hissettikleri duygular olmuştur. TOPLUMSAL BELLEĞIN TAŞIYICI PAYANDASI OLARAK HAFIZA MEKÂNLARI: 15 TEMMUZ 2016 DARBE GIRIŞIMININ DIRENME ORTAMLARI ÜZERINDEN BIR ARAŞTIRMA | 323 Bu duygular toplumu birbirini gözeten ve birbirinden sorumlu bir kitle haline getirmeyi başardığı gibi 15 Temmuz’a bakışı değiştiren, inancı artırıcı uygulamaları da içermektedir. Dolayısıyla mekân ve o mekânda hissedilenler, o gece orada bulunan gruplar için ortak duy- guları uyandıran, bireysel ve toplumsal anlamda gruplarda hatırlama duygusunu uyandıran, sürekliliği, geçmişe şimdiden ulaşmayı ve top- lumsal belleğin devamlılığını sağlayan unsurlardan biri haline gel- miştir. 15 Temmuz sonrası abide süreci, bu çerçevede maksatlı bir gayrete işaret eder. Anıtlaştırılacak/abideleştirilecek kişi ve olaylar, 15 Tem- muz özünü aktarmak üzere seçilmiştir. “Vatan, bayrak, şehitler” üç- lüsü, şüphesiz anıtların önemli ve vazgeçilmez figürüdür. 15 Temmuz için önemli figürler de –örneğin şehit Ömer Halisdemir- direnişin “ha- tırlama figürü” olarak anıtlaştırılır. Darbe girişiminin seyrini değiş- tiren ve Ankara’da Özel Kuvvetler Komutanlığında darbeci generali vurduktan sonra şehit olan Ömer Halisdemir’in temsil ettiği değerler 15 Temmuz’un değerleridir. Ölümü sonrası dikilen heykeli ile de 15 Temmuz’un önemli hafıza mekânlarından biri haline getirilmiştir. 15 Temmuz Şehitler Köprüsü’nün Anadolu Yakası çıkışında inşa edi- len “15 Temmuz Şehitler Abidesi”, darbe girişimi gecesi Esenler’de “tankın altında kalarak ezilen otomobilin anıtı” ve Çengelköy’deki “15 Temmuz Şehitler Çeşmesi” siyasal iktidarın toplumsal hafızada kurmaya çalıştığı ve katılımcılar tarafından en çok hatırlanan hafıza mekânlarının en somut örnekleridir. Bu örnekler şüphesiz üzerlerinde taşıdıkları biçimsel ve simgesel anlamlarla hatırlatılabilir bir kurgu işlevi görmektedir. Bu mekânlar direnişi temsil ederken, 15 Temmuz’u da görsel semboller – anıtlar ve müzeler- aracılığıyla hatırlatmaktadır. Bu anıtların varlığından beklenen, kitleleri ortak değerler etrafında kenetlemek ve aynı zamanda 15 Temmuz sembolizmasını hatırlat- maktır. Dolayısıyla katılımcılar için hafıza mekânlarının anımsatma işlevi yanında, topluluk aidiyetlerini güçlendirmek için de vazgeçil- mez önemde olduğu söylenebilir. Bu verilerden hareketle çalışmanın alt amaç sorusu çerçevesinde hafıza mekânlarının 15 Temmuz’u unu- tulmaz kılmada etkin bir role sahip oldukları belirtilebilir. Bu bakış Draaisma’nın (2012: 79), hatırlamaya çalıştığımız şeyin bağlamının o anıyı tekrar hatırlamamıza yardımcı olduğu görüşünü destekler nite- liktedir. 324 | 15 TEMMUZ DARBE GIRIŞIMI VE TOPLUMSAL BELLEĞIN HAFIZA MEKÂNLARI “Birer bellek mekânı olarak kabul edilen bu yerler, bir yandan ‘içeri- deki’ topluluk üyelerine geçmişi hatırlatıp söz konusu kişilerin toplu- luk aidiyetlerini güçlendirirken, diğer yandan ‘dışarıdaki’ ziyaretçiye de topluluğun tarih içindeki serüvenini ve gücünü göstermektedir” (Keskin, 2014: 320). 15 Temmuz sonrası, köprünün her iki yakasına bir anıt dikilmesi ve anıttaki “tek millet, tek bayrak, tek vatan ve tek devlet” vurgusu, 15 Temmuz’u kendi değerlerine sabitleme ve bu de- ğerler etrafında hafıza inşa etme çabasını göstermektedir. Ayrıca dini unsurlarla güçlendirilmiş vurguların duyguları yönetecek şekilde ta- sarlandığını söylemek mümkündür. Hafıza mekânlarının amacı, aynı idealde birleşmiş bir milletin birlik ve bütünlüğünü sembolik olarak inşa etmek, toplumsal hafızayı kurma açısından bilinçli bir tercihi hatırlatmaktır. Bu mekânların katılımcılar tarafından hatırlanıyor oluşu, Nora’nın (2006: 9) hafıza mekânlarının bizzat varlıkları ve ger- çeklik etkileriyle belleği canlı tutma işlevini yerine getirecek denli gü- venilir bir dayanak oluşturduğu savını desteklemektedir. Araştırmaya katılan katılımcıların hafıza mekânlarının rolüne dair farkındalık düzeyleri incelediğinde, hafıza mekânlarına yönelik tu- tumlarının “Katılıyorum” ifadesinde yoğunlaştığı görülmektedir. Bu katılım gücünün önemi, hafıza mekânlarının bireysel ve toplumsal hatırlama sürecinde etkili olduğu kabulünü de beraberinde getir- mektedir. Yırtıcı’ya göre (2005: 1), bu kabul, mekânın “sadece fiziksel üretimin araçlarıyla değil, o toplumu kuran ilişkiler örüntüsüyle de anlamlandırılabileceği” için böyledir. Araştırmanın ana amaçlarından biri de tespit edilen değişkenler arasındaki ilişkileri ortaya çıkarmaktır. “Hafıza mekânlarına dair farkındalığın ve yer isimlendirmelerini benimsemenin cinsiyet/yaş/ eğitim/gelir düzeyi/siyasi eğilim/sokağa çıkma durumu ile bir bağ- lantısı var mıdır?” amaçlı soruya, katılımcıların cinsiyet, yaş, eğitim, gelir düzeyi, politik görüş ve darbe girişimi gecesi sokakta bulunma durumlarına göre cevap verdikleri görülmüştür. Buradan haraketle de katılımcıların hafıza mekânlarının rolüne yükledikleri anlamlara ilişkin farklılıklar, eldeki kavramsal ve kuramsal bilgilerden yola çı- karak değerlendirilmeye çalışılmıştır. Örneğin, cinsiyete göre farklılıklar incelendiğinde, hafıza mekânla- TOPLUMSAL BELLEĞIN TAŞIYICI PAYANDASI OLARAK HAFIZA MEKÂNLARI: 15 TEMMUZ 2016 DARBE GIRIŞIMININ DIRENME ORTAMLARI ÜZERINDEN BIR ARAŞTIRMA | 325 rının işlevleri ölçeğinden alınan toplam puanlar katılımcıların cinsi- yetlerine göre anlamlı bir şekilde farklılaşmaktadır. Bu bağlamda cin- siyet değişkeninin katılımcıların hafıza mekânlarının rolüne ilişkin inancı üzerinde anlamlı bir yordayıcı olduğu belirlenmiştir. Anket ça- lışması verilerine uygulanan Mann-Whitney U Testi sonuçlarına göre kadın katılımcılar erkeklere göre hafıza mekânlarının rolüne daha fazla anlam yüklemektedir. Öte yandan, katılımcıların hafıza mekânlarına ilişkin görüşlerinin yaşlarına göre farklılık analizi Kruskal Wallis Testinden de geçiril- miştir. Ayrıca katılımcıların hafıza mekanları ölçeğinde yer alan ifa- delerden aldıkları toplam puanlar ile yaşları arasındaki ilişkiyi ortaya koymak için korelasyon analizi yapılmıştır. Analiz sonucunda hafıza mekânlarına atfedilen rolün yaş değişkenine göre değişiklik göster- mediği sonucuna varılmıştır. Dolayısıyla, bu verilerden hareketle top- lumsal olayların, yaş değişkenin çok ötesinde hatırlama ve unutma pratiklerini içerdiği sonucuna varılmıştır. 15 Temmuz her yaş grubu için bir anlam taşımakta ve bireye sorumluluk yüklemektedir. Farklı yaş gruplarından katılımcıların hafıza mekânlarının işlevleri ölçeğin- de yer alan ifadelere katılım düzeylerine bakıldığında, 35-44 yaş ve 45-54 yaş aralığındaki katılımcıların, 15-24 yaş grubundaki katılım- cılara kıyasla hafıza mekânlarının rolüne daha yüksek düzeyde katı- lım gösterdiği tespit edilmiştir. Bu durum daha genç olanların kimlik oluşum sürecinde olmaları nedeniyle daha eleştirel bakabildiklerini düşündürmektedir. Gelir düzeylerine göre yapılan Kruskal Wallis Testi sonuçlarına göre hafıza mekânlarına yönelik tutumlar ve gelir düzeyi arasında anlamlı farklılıklar yoktur. Hafıza mekânlarının işlevleri ölçeğine verilen ya- nıtlar ile gelir durumu arasındaki ilişkiyi görmek için yapılan kore- lasyon analizi sonuçlarına göre değişkenler arasında anlamlı bir ilişki bulunmadığı tespit edilmiştir. Başka bir deyişle, gelir durumundaki farklılık hafıza mekânlarının rolüne ilişkin algılamada anlamlı bir farklılık yaratmamıştır. Dolayısıyla, toplum içinde yaşanan olaylar, gelir dağılımının çok ötesinde hatırlama ve unutma pratiklerini içer- mektedir. Eğitim durumu değişkenine yönelik gerçekleştirilen Kruskal Wallis 326 | 15 TEMMUZ DARBE GIRIŞIMI VE TOPLUMSAL BELLEĞIN HAFIZA MEKÂNLARI testinde ve korelasyon analizde anlamlı farklılıklar göze çarpmakta- dır. Gruplar arasında en büyük farkın ilköğretim mezunu olan katı- lımcılar ile ön lisans mezunu katılımcılar arasında olduğu görülmüş- tür. İlköğretim mezunu katılımcıların hafıza mekânlarının rolüne olan inancı lise ve ön lisans mezunu katılımcılara göre daha yüksek- tir. Ön lisans mezunu olan katılımcıların hafıza mekânlarının rolüne olan inancının ilköğretim, lise ve lisans mezunu katılımcılardan daha düşük düzeyde olduğu görülmüştür. Genel olarak ilköğretim mezu- nu katılımcıların ölçekte yer alan ifadelere katılım düzeyleri diğer tüm katılımcılara göre daha yüksektir. Bu bağlamda, eğitim düzeyi arttıkça hafıza mekânlarının işlevleri ölçeğinden alınan toplam pu- anının azaldığını söylemek mümkündür. Başka bir deyişle eğitim düzeyi arttıkça hafıza mekânlarının rolüne olan inanç azalmaktadır. Burada, yaşam mücadelesinde özellikle ara katmanlarda yer alan ve sonra da bireysel mücadelede daha iddialı ve yarışmacı düzeye gelen bireylerin, günün daha ideolojik olan unsurlarına ilişkin olarak, bir başka deyişle daha günlük yaşamın dışında kaldığı düşünülen alan- larına yönelik diğerlerine göre duyarlılık düzeyinin çok daha düşük olmasını doğal karşılamak gerekmektedir. “Hafıza mekânları siyasi çıkarlar doğrultusunda kullanılmakta ve bu çıkarlar doğrultusunda inşa edilmektedir” ifadesine en çok lise ve lisans mezunlarının katı- lım göstermesi bu tespiti doğrulamaktadır. Dolayısıyla hatırlama ve unutma sürecinde eğitim düzeyinin en kritik eşiklerden biri olduğu- nu söylemek mümkündür. Elden (2019: 22), hafızada temsil edilen mekânın, ideolojiyi anlama- ya yarayan zihinsel bir yapılanma olduğunu ifade etmiştir. Araştır- ma bulguları bu ifadeyi doğrulamaktadır. Zira araştırma kapsamında siyasi eğilime göre yapılan karşılaştırmalarda oy verilen partiye göre hafıza mekânlarına atfedilen rol istatistiksel olarak farklılık göster- mektedir. Gruplar arasında en büyük farkın Adalet ve Kalkınma Par- tisi’ne oy veren katılımcılar ile Halkların Demokratik Partisi’ne oy ve- ren katılımcılar arasında olduğu görülmüştür. Dudai’nin (2002: 51) ifade ettiği gibi grubun büyüklüğü ne olursa ol- sun, grubun her bir üyesi, bu grubun diğer üyeleriyle pek çok ortak düşünceye ve anıya sahiptir. Burada gözardı edilmemesi gereken nok- tayı da burası oluşturmaktadır. Dudai, grubun bütün üyelerinin, bel- TOPLUMSAL BELLEĞIN TAŞIYICI PAYANDASI OLARAK HAFIZA MEKÂNLARI: 15 TEMMUZ 2016 DARBE GIRIŞIMININ DIRENME ORTAMLARI ÜZERINDEN BIR ARAŞTIRMA | 327 lekleri sorgulandığında hemen hemen aynı bilgileri vereceğini iddia etmektedir. AK Parti’ye oy veren katılımcıların diğer partilere oy ve- ren katılımcılara kıyasla hafıza mekânlarının rolüne daha fazla inan- maları bu iddiayı doğrular görünmektedir. HDP’ye oy veren katılım- cıların hafıza mekânlarının rolüne ilişkin inancı AK Parti, CHP, MHP, İYİ Parti’ye oy veren katılımcılara, verdiği oyu söylemek istemeyen ve oy kullanmayan katılımcılara göre en düşük düzeydedir. CHP’ye oy veren katılımcıların hafıza mekânların rolüne yükledikleri anlam, AK Parti ve MHP’ye oy veren ve oy kullanmayan katılımcılara göre daha düşük, HDP ve İYİ Parti’ye oy veren katılımcılara göre daha yük- sek düzeydedir. SETA’nın (2016: 8) araştırmasında muhalefet partile- rinin 15 Temmuz darbe girişimine yönelik tutumlarında katılımcılar “MHP’nin ardından CHP’nin duruşunu beğendiklerini ifade etmiştir. HDP’nin darbeye karşı gecikmeli tavrı ise özellikle HDP seçmeni ka- tılımcılar tarafından da eleştirilmiştir. Ayrıca CHP ve HDP’ye yöne- lik darbe karşıtı organizasyonların içinde yeterince olmadıklarına yönelik bir eleştiri de mevcuttur.” Bu araştırmalarda ortaya konulan bulgular HDP’ye oy veren katılımcıların hafıza mekânlarının rolüne inançlarının düşük olmasının ve aşağıda görüleceği üzere yine bu partiye oy veren katılımcıların isim değişikliklerini benimsemeyişle- rinin kaynağını açıklamaktadır. AK Parti’ye oy veren katılımcıların hafıza mekânlarının rolüne katı- lım düzeylerinin yüksekliği, bu konudaki duyarlılığa da işaret etmek- tedir. KONDA’nın (2016) araştırmasında da AK Parti seçmeninin 15 Temmuz sürecinde aktif olarak yer aldığı bulgularına ulaşılmıştır. Bu bulgu, belleği sosyal bir olgu olarak tanımlayan çalışmaların teme- lini atan Halbwachs’ın (2016) “toplumsal çerçeveler” tezini destekler niteliktedir. Buna göre, duygusal yaşamımızın, deneyimlerimizin ve düşüncelerimizin kaynağı olan belleğimiz büyük ölçüde toplumsal yaşantıya, toplumsal ilişkiye ve toplumsal araçlara tabiidir. Çünkü bireyleri bir arada tutarak bireyin var oluşunu mümkün kılan şey, bu çerçevelerdir. Dolayısıyla, 15 Temmuz günü sahadaki insan profilinin ağırlıklı olarak AK Parti seçmeninden oluşması her bireyin, belirli gruplar içinde, bu grupların bireye aktardığı kolektif kodlar, sembol- ler, inanç sistemi çerçevesinde ve kendisine aktarılan ortak bir geç- mişle şekillendiğinin kanıtıdır. 328 | 15 TEMMUZ DARBE GIRIŞIMI VE TOPLUMSAL BELLEĞIN HAFIZA MEKÂNLARI Mann-Whitney U Testi sonuçlarına göre 15 Temmuz darbe girişimi- ni gerek sokağa çıkarak gerekse sokağa çıkmadan medya üzerinden takip ederek deneyimleyen bireylerin belleğinde hafıza mekânlarına ilişkin anlamlı bir farklılık vardır. Dolayısıyla, sokağa çıkan katılım- cıların deneyimledikleri ya da aktüel temsilinin bir parçası oldukları olaylar karşısında inşa edilen hafıza mekânlarına daha fazla anlam yükledikleri söylenebilir. 15 Temmuz gecesi sokağa çıkan katılımcıla- rın hafıza mekânlarının işlevleri ölçeğinde yer alan “Hafıza mekânları 15 Temmuz gecesi yaşanılanları unutulmaz kılar” ve “Hafıza mekân- ları bir mücadeleyi temsil eder” görüşlerine katılım düzeylerinin so- kağa çıkmayan katılımcılara göre daha yüksek düzeyde olduğu tespit edilmiştir. Darbe girişimi gecesi sokağa çıkan katılımcılar darbenin akamete uğratılmasına asli bir katkı yapmış önemli bir unsur olarak görülmektedir. Sokağa çıkan katılımcıların hafıza mekânlarının iş- levleri ölçeğinde yer alan ifadelere yüksek düzeyde katılım gösterme- leri, katılımcıların hafıza mekânlarının takdirine verdikleri önemi ve hafıza yerlerinin kendileri için taşıdığı anlamı ortaya koymaktadır. Çalışmaya sokağa çıkanlar perspektifinden bakmak, 15 Temmuz’un deneyimleyen kişi için önemini ortaya koyan “deneyimleme”nin ha- fıza üzerindeki etki ve önemini kabul etmeyi gerektirir. 15 Temmuz gecesi sokağa çıkan katılımcılarda hafızanın geçmiş yaşanmışlıklar- da kaydolması ve yaşanmışlıklarla ilişkilendirilerek hatırlanması, 15 Temmuz’u algılama ve hatırlama biçimini etkilemektedir. Çünkü sokağa çıkan katılımcılar 15 Temmuz’u kendi deneyimi çerçevesinde dönüştürerek ve anlamlandırarak algılamıştır. Bu anlayış, anıları tek- rarlama, Türker’in de (2015: 267) ifade ettiği “biz”in kimlik kurgusu- nun temellerini oluşturmakta ve yeni kuşaklara aktarılarak kaybol- masını engellemektedir. O gece sokağa çıkan katılımcılar için “askerler” vurgusu ön plana çı- karken, o geceyi sokağa çıkmadan medya üzerinden takip ederek deneyimleyen katılımcılarda “kaygı” duygusu dikkat çekmektedir. Sokağa çıkan katılımcıların hatıraları, o gece birlikte oldukları diğer herkesle ilişkilidir. “Köprü’nün trafiğe kapatılması” darbe girişimini sokakta deneyimleyen katılımcı için o geceye dair işleyen bir referans sistemi olarak önemli bir yer tutarken, o geceyi sokağa çıkmadan medya üzerinden deneyimleyen bireylerde ise hatıralar daha çok bi- TOPLUMSAL BELLEĞIN TAŞIYICI PAYANDASI OLARAK HAFIZA MEKÂNLARI: 15 TEMMUZ 2016 DARBE GIRIŞIMININ DIRENME ORTAMLARI ÜZERINDEN BIR ARAŞTIRMA | 329 reysel duygular dünyasıyla ilişkilidir. Araştırmanın ortaya koyduğu bir diğer önemli bulgu isim değişiklik- lerine ilişkindir. Özberk’in de (2018: 663) ifade ettiği üzere özellikle 15 Temmuz Darbe Girişimi’nden sonra yeni bir tarihsel anlatıyla kamu- sal mekânlar yeni bir kimlik, tarihsel hafıza ve mekân kurmak üzere yeniden adlandırılmıştır. Siyasal düzen değişikliğine işaret eden ye- niden adlandırmalarda ise kahramanlar/ötekiler inşa etme eğilimi göze çarpmaktadır. 15 Temmuz’a ilişkin ana anlatının birey ve/veya toplumda bulacağı karşılığın pekiştirilmesi için isimlendirmelerde şehitlik vurgusu ve demokrasi mücadelesi ön plana çıkarılmış böylece ortak bilinç sürekli uyanık tutulmaya çalışılmıştır. Yer isimlerinde de- falarca “şehit” ifadesinin kullanılması aynı zamanda toplumsal hafı- zadaki, sosyal ve kültürel kabullere işaret etmektedir. Çünkü şehit ve gazi, vatan için somut fedakârlığın cisimleştiği en önemli gruplardır. Katılımcıların %72,8’i 15 Temmuz Demokrasi Otogarı, Kısıklı Milli İrade Meydanı ve 15 Temmuz Şehitler Caddesi’ndeki isim değişiklik- lerinden haberdar olmadıklarını belirtmişlerdir. Darbe girişimi gecesi sokağa çıkan 401 katılımcının %79,8’i ise ismi değiştirilen mekânlar- dan haberdar olmadıklarını ifade etmiştir. 35-44 yaş aralığındaki ka- tılımcılar %81,5’lik bir oranla isim değişikliklerinden en az haberdar olan yaş grubudur. 5001 TL ve üzeri aylık gelire sahip katılımcılar %92,6’lık bir oranla isim değişikliklerinden en az haberdar olan gelir grubudur. Sadece ilköğretim mezunu katılımcıların %54,1’i isim de- ğişikliklerinden haberdar olduklarını ifade etmiştir. Lise, ön lisans, lisans ve lisansüstü mezunu katılımcıların büyük çoğunluğu 15 Tem- muz Demokrasi Otogarı, Kısıklı Milli İrade Meydanı ve 15 Temmuz Şehitler Caddesi’ndeki isim değişikliklerinden haberdar olmadıkları- nı belirtmişlerdir. İsim değişikliklerinden haberdar olan katılımcıların %86,7’sinin isim değişikliklerine dair hatırladıkları ilk mekân İstanbul’da Anadolu ve Avrupa Yakalarını birbirine bağlayan ve ilk köprü olan, 2016’daki isim değişikliğine kadar Boğaziçi Köprüsü olarak bilinen ve yapılan değişiklikle “15 Temmuz Şehitler Köprüsü” ismini alan köprüdür. Bu oran, bir hafıza mekân örneği olarak 43 yıl boyunca Boğaziçi Köprüsü olarak anılan, ancak yaşanan darbe girişiminde yaşamını yitirenlerin 330 | 15 TEMMUZ DARBE GIRIŞIMI VE TOPLUMSAL BELLEĞIN HAFIZA MEKÂNLARI hatırasına gönderme yaparak ismi 15 Temmuz Şehitler Köprüsü ola- rak değiştirilen köprünün hem hafıza mekânı hem de isim değişiklik- leri nezdinde toplumun belleğine yerleştiğinin kanıtıdır. İsim değişikliklerinin günlük hayatta kullanımı siyasi alandaki ku- tuplaşmanın toplumsal kümelere de yansıdığını göstermektir. Katı- lımcıların %50,1’i isim değişikliklerini günlük dilde kullandıklarını, %49,9’u ise isim değişiklerini günlük dilde kullanmadıklarını belirt- miştir. Bu oranlar arasında kutuplaşma çok net olarak görülmektedir. Araştırmada elde edilen bulgulara göre, isim değişikliklerini hatırla- ma cinsiyete göre farklılaşmaktadır. İsim değişiklikleri ölçeği toplam puanlarının cinsiyete göre farklılaşıp farklılaşmadığını belirlemek üzere yapılan Mann Whitney U Testi sonuçlarına göre, kadınlarda isim değişikliklerini hatırlama, erkeklere kıyasla daha yüksek oran- dadır. Kadın katılımcıların isim değişikliklerinin 15 Temmuz’u hatır- lamayı kolaylaştırdığına, hafızanın sürekliliğini sağladığına ve şehit- leri unutulmaz kıldığına ilişkin inancı erkek katılımcılara göre daha yüksektir. Cinsiyet ile isim değişikliklerini kullanma düzeyi arasında çok belirgin farklılaşmalara rastlanmamaktadır. Mann-Whitney U Testi sonuçlarına göre 15 Temmuz gecesi sokağa çıkanlar, çıkmayanlara kıyasla isim değişiklikleri ölçeğinden daha yüksek puan almıştır. Buna göre; 15 Temmuz darbe girişimini sokağa çıkarak ve sokağa çıkmadan medya üzerinden takip ederek deneyim- leyen katılımcıların belleğinde isim değişikliklerine ilişkin anlamlı bir farklılık vardır. Başka bir deyişle, sokağa çıkan katılımcılar için isim değişiklileri daha özgül bir anlam taşımaktadır. Çünkü 15 Tem- muz’u hatırlatan isim değişiklikleri 15 Temmuz’u ikame eden kişi ve mekânlara karşılık gelmektedir. Bu kişi ve mekânlar, doğrudan ya da dolaylı olarak 15 Temmuz ile örtüşen, onu çağıran/çağrıştıran un- surlardan oluşmaktadır. Sokağa çıkan katılımcıların belleğinde yer edinmiş mekânların taşıdıkları anlamlar bireysel anılar ile harman- lanmakta ve böylece yeni bir hatırlama süreci gerçekleşmektedir. Bu hatırlama edimi otobiyografik hafızaya gönderme yapar. Halbwachs (2017: 46) belleği ikiye ayırarak; anıları, kişiliği, özel haya- tı içeren belleği otobiyografik (bireysel) bellek, kişisel olmayan hatı- raların, grubu ilgilendirdiği ölçüde hatırlanmasını ve sürdürülmesini TOPLUMSAL BELLEĞIN TAŞIYICI PAYANDASI OLARAK HAFIZA MEKÂNLARI: 15 TEMMUZ 2016 DARBE GIRIŞIMININ DIRENME ORTAMLARI ÜZERINDEN BIR ARAŞTIRMA | 331 mümkün kılan belleği ise toplumsal (tarihsel) bellek olarak tanım- lar. Otobiyografik bellek sokağa çıkan katılımcılardan en çok işleyen bellek türüdür. Çünkü bireylerin doğrudan deneyimledikleri olaylar hakkında kanaatleri otobiyografik belleğine işlenmektedir. İsim de- ğişiklikleri kolektiviteyi yaratmak amacıyla inşa edilen kayda değer unsurlardan biridir. İsim değişiklikleri ile otobiyografik hafıza güç- lendirilmekte, hem de 15 Temmuz ile kurulan şehitlik gibi ana anla- tılar yeniden inşa edilerek 15 Temmuz’un anlatısı sürdürülmektedir. Yaşları farklı olan grupların isim değişikliklerine karşı tutumları ara- sında anlamlı farklılıkları görmek amacıyla yapılan Kruskal Wallis Testi çıktılarına göre, en az iki yaş grubunun isim değişiklerine iliş- kin tutumu birbirinden farklılaşmaktadır. Gruplar arasında en büyük farkın 25-34 yaş aralığındaki katılımcılar ile 55-64 yaş aralığındaki katılımcılar arasında olduğu görülmektedir. 55-64 yaş aralığındaki katılımcılar isim değişikliklerine karşı en dirençli yaş grubudur. Diğer yaş grupları, genel olarak bu değişikliklere belirgin bir direnç göster- memiştir. Genel olarak 55-64 yaş aralığındaki katılımcılar ölçekteki ifadele- re diğer tüm katılımcılara göre daha düşük düzeyde katılım göster- miştir. Bunun nedeni aralarında jenerasyon farkı yüksek insanların ortak düşüncelerini ortaya koyan şeyin farklılığıdır. Bu yaş grupları arasındaki ortak deneyim, beklenti ve eylem biçiminin farklılığı, toplumun bireyleri ve olayları arasında birleştirici ve bağlayıcı gücü zayıflatmaktadır. Bu noktada bulguyu biraz daha ayrıntılandırmak için İnce’nin (2010: 13) görüşlerine atıfta bulunmak gerekmektedir. “Sosyal hafıza, bireyin grubuyla birlikte hatırladığı ve henüz tarih olmamış malzemeyi içerir. Grup tarafından deneyimlenen ve sonra- sında da hatırlanan şimdiyi anlatır. Kolektif hafıza ise sosyal hafıza değildir, çünkü kolektif hafızanın referansları doğrudan toplumda değil, toplumu oluşturan bireylerin dolaylı olarak bilincinde ya da zihinlerindedir.” Kolektif bellek, en belirgin biçimde 55-64 yaş grubu hafızasında kendini var etmektedir. 25-34 yaş grubunun sosyal hafı- zası ise hatırlanan şimdiye, sosyal ve kültürel kabullere ilişkin önemli bir göndermeye işaret etmektedir. 55-64 grubundaki katılımcıların isim değişiklikleri ölçeğinde yer alan “İsim değişikliklerini anlam- lı bulduğum için kullanıyorum” ifadesine katılım düzeyinin en az 332 | 15 TEMMUZ DARBE GIRIŞIMI VE TOPLUMSAL BELLEĞIN HAFIZA MEKÂNLARI seviyede olmasını bu gerekçeye bağlamak mümkündür. Bu ifadeye katılımın düşük seviyede olması ise anlamın yegâne ve son olmayıp, içinde birden çok işlev barındırdığını, durağan bir temelinin olmayıp, zamana ayrıca mekâna göre devamlı değişmesinden kaynaklandığı söylenebilir. 55-64 yaş aralığındaki grubunun toplumsal hafızasında yer alan değer ve normlarını ve seçici toplumsal belleğini yukarıda anlatılan çerçevede değerlendirmek, isim değişikliklerine karşı dire- nişin alt yapısını anlamaya yol gösterici olacaktır. 25-34 yaş grubun- daki katılımcıların ise isim değişikliklerini anlamlı bulma nedeniyle kullanmaları “bugüne dair / şimdici” yaklaşımın izlerini taşımakta- dır. Çünkü anımsama şimdinin gereklilikleri üzerinden şekillenmek- te; dolayısıyla hatırlanan şeyin gerçek niteliği değil, nasıl hatırlandığı önem kazanmaktadır (İnce, 2010: 3). Tüm bu bulgular ışığında, yaş arttıkça isim değişikliklerini benimseme düzeyinde bir azalma oldu- ğundan söz etmek mümkündür. İsim değişiklikleri ölçeği toplam puanları ile eğitim durumu değişke- nine yönelik gerçekleştirilen Kruskal Wallis Testinde ve korelasyon analizinde, anlamlı farklılıklar göze çarpmaktadır. İsim değişiklikle- ri ölçeğinden alınan toplam puan ile eğitim düzeyi arasında negatif yönde zayıf bir ilişki tespit edilmiştir. Buna göre, eğitim düzeyi art- tıkça isim değişiklikleri ölçeğinden alınan toplam puanın azaldığını söylemek mümkündür. Gruplar arasında en büyük farkın ilköğretim mezunu olan katılımcılar ile lisansüstü mezunu katılımcılar arasında olduğu görülmüştür. Genel olarak ilköğretim mezunu katılımcıların ölçekte yer alan ifadelere katılım düzeyleri diğer tüm katılımcılara göre daha yüksektir. Bu noktada, eğitim düzeyi yükseldikçe katılım- cıların isim değişikliklerine karşı tutumunun olumsuz olduğunu söy- lemek mümkündür. Burada, düşük eğitim düzeyindeki kişilerde olup biten her şeyi pek de sorgulamaksızın olduğu gibi kabul etme tutu- munun, eğitim düzeyi yükseldikçe daha çok sorgulamacı ve hemen, hızlıca kabul etmemek tutumunun varlığından söz edilebilir. Siyasi eğilime göre yapılan karşılaştırmalarda oy verilen partiye göre isim değişikliklerine karşı tutum, istatistiksel olarak farklılık göster- mektedir. Gruplar arasında en büyük farkın AK Parti’ye oy veren ka- tılımcılar ile diğer seçeneğini tercih eden katılımcılar arasında olduğu görülmüştür. AK Parti’ye oy veren katılımcıların isim değişikliklerine karşı tutumları diğer partilere oy veren katılımcılara göre daha olum- TOPLUMSAL BELLEĞIN TAŞIYICI PAYANDASI OLARAK HAFIZA MEKÂNLARI: 15 TEMMUZ 2016 DARBE GIRIŞIMININ DIRENME ORTAMLARI ÜZERINDEN BIR ARAŞTIRMA | 333 lu yöndedir. CHP’ye ve MHP’ye oy veren katılımcılar isim değişiklik- lerini HDP’ye oy veren katılımcılardan daha çok benimsemektedir. HDP’ye oy veren katılımcıların, isim değişiklilerinin 15 Temmuz’u ha- tırlamayı kolaylaştırdığına ve şehitleri unutulmaz kıldığına inancı AK Parti, CHP, MHP’ye oy veren katılımcılardan daha düşük düzeydedir. Dolayısıyla, HDP’ye oy veren katılımcıların isim değişikliklerine karşı hayli temkinli hatta olumsuz bir tutum içinde olduklarını söylemek mümkündür. Bu bulgu, Azaryahu’nun (2011: 29), yer isimlerini tarihi olarak inşa edilmiş, okunabilecek ve yorumlanabilecek “bellek metin- leri” olarak gören ve bu “metinleri” tercih etmenin yalnızca bir kate- gorileme değil, ideolojik ve/veya tarihî temalar içerdiğini öne süren görüşlerini desteklemektedir. Alderman’a (1996: 54) göre de mekân isimlerini kullanma sembolik olarak ideolojileri yansıtmakta ve so- mutlaştırmaktadır. Hafıza mekânlarının işlevleri ölçeğinde olduğu gibi isim değişiklikleri ölçeğinde de siyasi eğilimin vurgulanması, ka- tılımcıların bireysel ve kolektif hafızalarının politik olaylara gösterdi- ği kabulü ve sadakati ima etmektedir. AK Parti’ye oy veren katılımcı- ların isim değişikliklerine karşı tutumlarındaki olumlu yaklaşım bu konudaki duyarlılığa işaret etmektedir. Darbe girişimi gecesi sokağa çıkan katılımcıların %54,1’i isim deği- şikliklerini günlük yaşantılarında kullandıklarını ifade ederken, bu girişimi sokağa çıkmadan medya üzerinden takip ederek deneyimle- yen katılımcıların ise %46,1’i bu isim değişikliklerini günlük yaşantı- larında kullandıklarını ifade etmiştir. Bu oran darbe girişimi gecesi sokakta bulunmanın isim değişikliklerini kullanma noktasında kıs- men etkili olduğunu göstermektedir. Zira sokağa çıkmadan bu geceyi deneyimleyen katılımcıların oranı sokağa çıkarak deneyimleyen katı- lımcılara oldukça yakındır. Ayrıca darbe girişimi gecesi sokakta olup isim değişikliklerini kullanmayan katılımcıların oranı ise %45,9’dur. Bu oran bu değişikliklerin sokağa çıkan katılımcıların neredeyse ya- rısında anlam taşıyıcı bir işlev üstlenmediğini göstermektedir. Bu bulgu uyarınca, katılımcıların yarısı için isim değişiklikleri günlük hayattaki düşünce, davranış ve eylemleri belirleyen bir referans kay- nağı olma kimliğinden uzaktır. İsim değişikliklerinin, hatırlamanın kolektif boyutunda yoğun ve açık bir şekilde hafızayı tetiklemediği- ni söylemek mümkündür. Zira bu değişiklikler darbe girişimi gecesi sokağa çıkan katılımcılarda dahi işlevsel bir karşılığa sahip değildir. 334 | 15 TEMMUZ DARBE GIRIŞIMI VE TOPLUMSAL BELLEĞIN HAFIZA MEKÂNLARI Yaş grupları açısından isim değişikliklerini kullanma değerlendirme- si yapıldığında, isim değişikliklerini kullanma yüzdelerinin birbirine yakın olduğu görülmüştür. İsim değişikliklerini günlük hayatlarında en az kullanan yaş grubu %68,2 ile 55-64 yaş grubudur. Bu yaş grubu- nun geçmişte yaşanan olayları hatırlamaları, deneyimledikleri başka yaşanmışlıkların belleklerinde bıraktığı farklı ve derin izler ve niha- yet sahip oldukları farklı ortak değerlerin, bu isim değişikliklerini kullanmama nedenlerini oluşturduğunu söylemek mümkündür. İsim değişiklikleri ölçeği toplam puanları ile eğitim durumu değiş- kenine yönelik gerçekleştirilen Kruskal Wallis Testi ve korelasyon analizi sonuçlarında da yer verildiği gibi eğitim durumu değişkenine göre gerçekleştirilen analizlere bakıldığında, isim değişiklikleri ölçe- ğinden alınan toplam puan ile eğitim durumu arasında negatif yönde zayıf bir ilişki saptanmıştır. Buna göre düşük düzeyde, eğitim düzeyi arttıkça isim değişiklikleri ölçeğinden alınan toplam puanın azaldığı- nı söylemek mümkündür. İsim değişikliklerini en fazla kullanan ka- tılımcılar %70,4 ile ilköğretim mezunları, en az kullanan katılımcılar ise %82,6 ile lisansüstü mezunlarıdır. Ön lisans mezunu katılımcıların %50,5’i, lisans mezunu katılımcıların %63’ü isim değişikliklerini gün- lük yaşantılarında kullanırken; lise mezunu katılımcıların %59,2’si, isim değişikliklerini günlük yaşantılarında kullanmadıklarını ifade etmiştir. Bu sonuçlara göre eğitim düzeyi ile isim değişikliklerini kul- lanma düzeyi arasında tutarlı bir ilişki olduğunu söylemek güçtür. Bu arada, isim değişiklikleri ölçeğinden alınan toplam puanlar ile gelir değişkeni arasında da anlamlı bir ilişki bulunmadığı tespit edil- miştir. Gelir düzeyi değişkenine göre ifadelerinin ortalamalarına ba- kıldığında, isim değişikliklerini en az kullanan gelir grubunun 1001- 2000 TL ile 5001 ve üzeri aylık gelire sahip katılımcıların yer aldığı grup olduğu tespit edilmiştir. En uçta yer alan iki gelir grubunun deği- şiklikleri benimsemeyişinin nedenlerini ise daha önce de yer verildiği üzere ekonomi-politik okuma üzerinden görmek mümkün olacaktır. İsim değişikliklerini en fazla kullanan gelir grubu ise aylık 3001-4000 TL gelire sahip katılımcılardır. İsim değişikliklerini en fazla kullanan katılımcılar hafıza mekânla- rının rolüne de en çok inanan AK Partili (%73,6) bir kitleyi temsil et- mektedir. İsim değişikliklerini en az kullananar ise %77,5 ile HDP’ye TOPLUMSAL BELLEĞIN TAŞIYICI PAYANDASI OLARAK HAFIZA MEKÂNLARI: 15 TEMMUZ 2016 DARBE GIRIŞIMININ DIRENME ORTAMLARI ÜZERINDEN BIR ARAŞTIRMA | 335 oy veren katılımcılardır. Bu bulgu Azaryahu’nun da (1997: 480) vur- guladığı üzere yer isimlerinin yalnızca mekânsal anlamda yön bul- mayı kolaylaştıran bir yöntem değil, daha ziyade; politik olarak kabul edilebilecek, “güç-egemenlik-hegemonya ilişkisi”ni olumlu/olumsuz anlamda pekiştirecek biçimde bir kabule veya redde gönderme yaptı- ğının kanıtıdır. Bu bulgu ayrıca Tsiomis’in (2018: 82), mimar Le Cor- busier’nin aktardığı, mekâna dair her şeyin “başka bir biçimde siyaset yapmak” anlamına geldiği savını doğrular niteliktedir. Tüm bu bulgular ışığında, isim değişikliklerinin ortak bir bellek oluş- turup oluşturmadığının bir kez daha ve derinlikli olarak sorgulanma- sı gerekmektedir. Ortak bellek tek başlarına tecrübe ettikleri belli bir olayı hatırlayan tüm insanların belleklerini birleştirmektedir. Mar- galit’in de (2004) ifade ettiği üzere eğer belli bir toplumda isim de- ğişikliklerini hatırlayanların oranı belirgin olarak yüksekse o zaman bu değişiklik ortak bellek olarak adlandırılabilinir. Oysa araştırmada elde edilen bulgulara göre, katılımcıların neredeyse yarısının cevapla- rında, toplumsal belleğin yaşayan ve taşınan en önemli faktör olarak, isim değişikliklerinin ortak bir bellek yaratmadığı ortaya çıkmakta- dır. Özberk’in (2018: 671) ifade ettiği gibi yeniden adlandırmalarla geç- mişe, bugüne ve geleceğe ilişkin anlatıların farklı yorumları mekâna işlenmektedir. Anlatıların bu farklı versiyonları ise “milletin yeniden üretimi ya da devlet gücünün tahkim edilmesiyle” bağlantılı amaç- ların gerçekleşmesini sağlamaktadır. 15 Temmuz sonrasında Gülen isimlerinin kaldırılması eski düzenin varlığını silmeye iyi bir örnek- tir. Ancak katılımcıların %49’nun zihninde yer etmeyen isim değişik- liklerinin neden yer etmediği, belli başlı mekânların dışında ülkenin her yerine inşa edilen hafıza mekânlarına dair farkındalığın istenilen düzeyde neden etkili olmadığı tartışılmaya muhtaç durumdadır. Bu- nun başlıca nedenlerini, araştırma bulgularında ortaya çıkan 15 Tem- muz’u inandırıcı bulmama, alışkanlıkların bir anda değiştirilemeye- ceği, her yerde şehit kelimesini görmenin uyandırdığı kaygı ifade ve tutumları üzerinden görmek mümkündür. Şehri oluşturan anıtların, isim değişikliklerinin “bellek kayıtlarına” dönüştürülememesinin bir diğer nedenini ise toplumun geçmişiyle ilişkisinin problemli olmasın- da görmek de yanlış olmayacaktır. 336 | 15 TEMMUZ DARBE GIRIŞIMI VE TOPLUMSAL BELLEĞIN HAFIZA MEKÂNLARI İsim değişikliklerinin 399 katılımcı tarafından günlük yaşantıda kul- lanılmama gerekçeleri arasında “alışkanlık” cevabı da en temel gerek- çelerden birisidir. Ayrıca “herhangi bir sebebin olmayışı”, “yıllardır var olan isimlerin bir anda değiştirilemeyeceği” gibi gerekçeler de isim değişikliklerini günlük yaşantıda kullanmamanın göze çarpan gerekçeleri arasında yer almaktadır. İsim değişikliklerini kullanmama gerekçesi siyasi eğilime göre de çe- şitlilik göstermektedir. İsim değişikliklerinin reddinde katılımcıların zihinlerinde var olan algı haritaları ve siyasi eğilimlerin çok etkili olduğu söylenebilir. AK Parti’ye ve MHP’ye oy veren katılımcılar için alışkanlık vurgusu dışında “herhangi bir sebebin olmayışı” isim deği- şikliklerinin günlük yaşantıda kullanmamanın gerekçeleri arasında ikinci sıradayken, CHP’ye, İYİ Parti’ye ve HDP’ye oy veren katılımcı- lar için isim değişikliklerini günlük yaşantıda kullanmamak “yıllar- dır olan bir şeyin bir anda değiştirilemeyeceği” şeklinde cevaplandı- rılmıştır. Ayrıca HDP’ye oy veren katılımcılarda isim değişikliklerini “inandırıcı bulmama” vurgusu, İYİ Parti’ye oy veren katılımcılarda “her yerde şehit kelimesini görmenin kaygı uyandırdığı” argümanları da gözardı edilmemelidir. Katılımcıların isim değişikliklerini kullanmama nedenleri, sadece bir neden olmanın ötesinde, var olan politik eğilimleri anlamlandır- mada da büyük rol oynamaktadır. İsim değişikliklerini reddin hem dönemin politik koşulları çerçevesinde hem de ele alınan tarihsel sü- reç kapsamında hafızayla bağ kurmaya imkân vermediğini söylemek mümkündür. Geçmiş ve gelecek arasında bağ kurulmasında bu de- ğişikliklerin gerek medya aracılığıyla gerek gündelik konuşmalar ve iletişim ortamlarıyla canlılığını sürdürmesi gerekmektedir. Bu arada, isim değişikliklerinin 401 katılımcı tarafından günlük ya- şantıda kullanılma nedenlerinde ise genel olarak isim değişiklikleri- ni “anlamlı bulma” vurgusu ve “vatan için can verilen bir yer olma” durumu dikkat çekmektedir. Bundan azade birkaç neden daha vardır ki onlar da “Şehitlere saygı”, “sadece ismin değişmiş olması”, “önem verme” nitelemeleridir. Bu gerekçelerden hareketle şehrin tarihsel ha- fızasını yüklenen söz konusu isim değişiklikleri sahiplenilmiştir. Ka- tılımcıların isim değişikliklerini günlük yaşantılarında kullanımları, TOPLUMSAL BELLEĞIN TAŞIYICI PAYANDASI OLARAK HAFIZA MEKÂNLARI: 15 TEMMUZ 2016 DARBE GIRIŞIMININ DIRENME ORTAMLARI ÜZERINDEN BIR ARAŞTIRMA | 337 değişikliklerin, yaşananların acı verici ve anlamlı olduğuna, manevi bir mesaj içerdiğine ikna edilmiş olmalarından kaynaklanıyor görün- mektedir. Araştırmaya katılan katılımcıların, bir hafıza metni olarak değiş- tirilen mekân isimlerini benimseme düzeylerini ölçmeye yönelik tutumlarında, “Kararsızım” ile “Katılıyorum” ifadelerinde yoğun- laştıkları görülmüştür. Katılımcıların isim değişikliklerine yönelik sergiledikleri tutumlarda “Kararsızım” ve “Katılıyorum” ifadeleri ara- sında yoğunlaşmaları, yapılan isim değişikliğinin tam bir konsensus oluşturmadığını göstermektedir. Katılımcıların %38 ile en çok “İsim değişikliklerini 15 Temmuz’u unutturmamak için kullanıyorum” ifa- desinde kararız kaldıkları görülmektedir. “Kararsızım” ifadesindeki yoğunlaşma araştırmaya katılan katılımcıların bireysel belleğinde isim değişikliklerinin tam anlamıyla yer edinmediğini ortaya koy- maktadır. Dolayısıyla ifadeler arasındaki bu yoğunlaşma, mekânlara ilişkin isim değişikliklerinin yalnızca yaşananları anlatan bir sembol abide olması değil, toplumsal ayrışma ve farklılaşan hafıza kayıtları açısından da anlamlı bir farklılaşmayı ortaya koymaktadır. Zira isim değişikliklerine dair kabul veya kararsızlık birbirinden ayrışan ve farklılaşan hafızaları temsil etmektedir. Katılımcıların %39,1’i sosyal medyayı, %33,8’i geleneksel medyayı 15 Temmuz’u hatırlatma sürecinin en etkili aracı olarak görmektedir. 15 Temmuz’u hatırlatıcı diğer unsurlara bakıldığında; gerçekleşen olayın anlamının taşıyıcısı olan cadde ve meydan isimleri, kentsel mekân- ların sembol unsurları olarak, köprüler ve meydanlar, anma günleri, anıt, müze ve heykeller, kişisel deneyimler ve siyasal hitabetler dikkat çekmektedir. Tüm bu hatırlatıcı unsurlar içerisinde katılımcılarda hatırla(t)ma duygusunu en çok uyandıran araç medya olmuştur. Medya, darbe girişimi gecesi toplum adına gelişmeleri izleme, değerlendirme ve bu gelişmelere ilişkin bilgi sağlama işlevini izleyicilerine sunma görevini üstlenmiş, darbenin başarısızlıkla sonuçlanmasının en temel unsur- larından biri olmuştur. Medya aracılığıyla üretilen bilginin bireylerin düşünme ve hatırla- ma kalıplarını biçimlendiren niteliği, medyanın sunduğu içeriklerin, 338 | 15 TEMMUZ DARBE GIRIŞIMI VE TOPLUMSAL BELLEĞIN HAFIZA MEKÂNLARI anındalık, heryerdelik, aktarılabilirlik, arşivlenebilirlik ve yeniden kullanılabilirlik gibi özelliklerinin yadsınamaz önemi ve toplumla- rın hatırlayışını yönlendirebilen kaynakların başında gelmesi, onun, genelde hafızanın ama özellikle toplumsal hafızanın inşası için öne- mini arttırmaktadır. Sosyal hafıza, iletişimsel hafıza, tarihsel hafıza, kamusal hafıza, kültürel hafızanın inşasında medyayı, işlevleri ve etkileri çerçevesinde geçmişe ve bugüne dair bilgi sağlamanın ve geç- mişi yeniden kurgulamanın ana kaynağı olarak kabul etmek gerek- mektedir. Katılımcıların %52,3’ünün eş deyişle yarısından fazlasının darbe gi- rişiminden televizyon aracılığıyla haberdar oldukları saptanmıştır. Bu bulgu, KONDA’nın (2016) çalışmasında ortaya konan bulgularla paralellik göstermektedir. KONDA’nın araştırmasında katılımcıların %62’si darbe girişimi ile ilgili ilk haberi televizyondan aldığını ifade etmiştir. Haber alma ve bilgi edinme ihtiyacını karşılamaya ilişkin bulgularda en dikkat çekici nokta televizyonun halen daha en be- lirleyici aktör olduğudur. “Medya, özellikle televizyon, günümüzde en önemli hafıza mekânı ve hafıza temsilcisi haline gelmiştir” (Peri, 1999: 106). Televizyonun, katılımcıların hafızasındaki görüntülerin kaynağını oluşturduğu, bu çalışmanın araştırma bulguları tarafın- dan da desteklenmiştir. Katılımcıların %52,9’u, darbe girişimi gecesi sosyal medyaya oranla geleneksel medyayı daha sık takip etmiş ve en çok televizyondan bilgi almıştır. Sosyal medyayı bilgi edinmek için kullanan katılımcıların oranı %25,3’tür. Bunu internet haber siteleri, radyo ve telefon görüşmeleri takip etmiştir. Bu bağlamda kitle iletişim araçlarından televizyonun bilgi alma sıklığı durumuna göre en üst sı- rada yer alması ve güvenilir bir bilgi kaynağı olarak hala etkisini sür- dürüyor olması dikkat çekici bir bulgudur. Televizyon ve diğer kitle iletişim araçlarının, hatırlamanın maddi te- melini oluşturan metinler ve yinelenen görüntüleri, çerçeveler yarat- mak suretiyle, izleyicilerine sunması hafızayı uyarmaya yöneliktir. 15 Temmuz darbe girişimine dair olayların, sürekli canlı bağlantılar ya- pılarak televizyon programlarında çok açık ve yoğun bir biçimde ele alınması, yeni medya karşısında güç kaybettiği düşünülen televizyo- nun önemini bir kez daha göstermiştir. SETA’nın (2016: 72) araştırma bulgularında da özellikle televizyonların ve sosyal medyanın etkisine TOPLUMSAL BELLEĞIN TAŞIYICI PAYANDASI OLARAK HAFIZA MEKÂNLARI: 15 TEMMUZ 2016 DARBE GIRIŞIMININ DIRENME ORTAMLARI ÜZERINDEN BIR ARAŞTIRMA | 339 işaret edilmektedir. Bu süre içinde halk da sosyal medya üzerinden harekete geçmiş ve olayların gidişatına etki etmiştir. Başka bir deyişle “darbeciler nereye yöneldiyse ve gittiyse dijital ve fiziksel aksiyon da o tarafa yönlendi- rilmiştir” (Özcan ve Devran, 2016: 83). Çünkü yeni medyanın sahip olduğu teknolojik avantajlar darbe ile mücadele açısından bireylere yeni imkânlar sağlamıştır. Sosyal medya ve akıllı telefon uygulama- ları, çok sayıda bireye hızlı erişim olanağı sunarak, tüm kesimlerin düşünme ve harekete geçme biçimlerini etkileyerek, darbe girişimi- nin başarısızlığa uğratılması için gerekli olan kolektif iş birlikleri ve duyuruları yaymış, bireylerin eyleme yönelmesine olanak sağlamış ve toplumsal bir ihtiyaca karşılık gelmiştir. “Binlerce vatandaş akıllı telefonlarıyla çektikleri görüntüleri med- yaya servis etmiş ve televizyonlar canlı olmasa da bu taze ve sıcak görüntüleri ekrana yansıtarak halkı bilgilendirmiştir. 15 Temmuz ge- cesi akıllı telefonu olup sokaklara ve meydanlara çıkan herkes hem direnişçi hem de ‘yurttaş muhabiri olarak’ medya mensubu işlevi görmüştür” (Özcan ve Devran, 2016: 83). Yurttaş gazeteciliğinin en önemli modelini sunan halk bir yandan tanklara ve saldırılara dire- nirken diğer yandan da akıllı telefonlarıyla çektikleri görüntüleri ve fotoğrafları sosyal medyada paylaşarak darbenin kamu vicdanında mahkûm edilmesi ve darbecilere yönelik tepkinin çığ gibi artmasında rol oynamıştır (Özkır, 2017: 62). Olay yerlerinden yenilenen, yinelenen anlık sansürsüz görüntüler, darbe girişimini sokağa çıkmadan medya üzerinden takip eden bireylerin eylem ve söylemleri üzerinde etkili olmuştur. Bu noktada tüm medyanın servis ettiği görüntülerin ve anlatımla- rın hafızayı oluşturma başarısına dikkati çekmek gerekmektedir. 15 Temmuz’a dair kolektif kimlik inşasının temelini oluşturan ortak geç- miş algısı, başka bir deyişle ortak bellek, medyanın servis ettiği belirli görüntüler ve mekânlarda somutlaşmıştır. Sokağa çıkmayan katılım- cıların hafızasında yer eden görüntülerin sokağa çıkan katılımcılarla benzerlik göstermesi, medyanın toplumsal hafıza üzerindeki etki ve işlevinin en önemli örneğidir. Demir’in de ifade ettiği üzere (2016: 14) “şüphesiz ki halkın tanklar önünde durması büyük bir olaydır. Ancak 340 | 15 TEMMUZ DARBE GIRIŞIMI VE TOPLUMSAL BELLEĞIN HAFIZA MEKÂNLARI bu karelerin topluma yayılması ve cesaretin kolektif bir şekilde art- ması, internet eksenli iletişim araçlarıyla mümkün olmuştur.” Bu bulgular ışığında, 15 Temmuz’a dair kolektif hafızanın temel mal- zemesini kitle iletişim araçlarının oluşturduğunı bir tespit olarak ka- yıt altına almakta yarar bulunmaktadır. Medya darbe girişiminde aktif bir rol üstlenmekle ve sonuca doğrudan tesir etmekle kalmamış, Peri’nin de ifade ettiği üzere (1999: 106-122) bir hafıza alanı haline gel- miştir. Darbe girişimi gecesi gerek sokağa çıkan gerek sokağa çıkmadan medya üzerinden bu deneyimi yaşayan katılımcılar için medya, sos- yal etkileşimin merkezi, sosyal dayanışmanın gücü olarak başat bir kategoriye dönüşmüştür. Medya, algı yönetimi çerçevesinde darbeye karşı bir direnç, bir red- dediş gücü olma vasfı yanında, sunduğu görüntüler ve kullandığı söylem biçimleri ile de girişimin başarısızlıkla sonuçlanmasının en önemli kaynaklarından biri olmuştur. Darbeler tarihine bakıldığında darbecilerin ilk hedefleri arasında ile- tişim akışını kontrol etme çabası gelmektedir. Özkır’ın da ifade ettiği üzere (2017: 25) darbe yapılabilmesi için uygun kamuoyunun oluştu- rulması, toplumun en azından geniş bir kesiminin darbe yapılması gerektiğine inandırılması, darbe esnasında darbeciler lehine yayın yapılması ve darbe sonrasında istenilen psikolojik atmosferin kurgu- lanabilmesi için darbecilerin ihtiyacı olan erişim ağı ancak medya ile mümkün olabilmektedir. 27 Mayıs’ta radyo, 12 Eylül’de televizyon, 28 Şubat’ta gazete ve televizyon, 27 Nisan’da internet ve 15 Temmuz’da TRT ile diğer özel televizyonlar darbeciler lehine yayın yapmaları için ya zorla basılmış ya da algı operasyonlarıyla yönlendirilmiştir. Darbecilerin iletişim akışını kontrol etmek için TÜRKSAT’a, Sabah Gazetesi ve A Haber binalarına, Digitürk binasına, Hürriyet Gaze- tesi ve CNNTürk’ün bulunduğu binalara müdahalesi ve ele geçirme çabası tarihin tekerrür ettiğinin kanıtıdır. Medya 15 Temmuz darbe girişiminin gerçekleşmesi ve başarısızlığa uğratılması sürecinde ön- ceki darbelere ve darbe girişimlerine kıyasla olumlu anlamda kilit rol oynamıştır. Bu bağlamda 15 Temmuz 2016 tarihinde medyanın darbe TOPLUMSAL BELLEĞIN TAŞIYICI PAYANDASI OLARAK HAFIZA MEKÂNLARI: 15 TEMMUZ 2016 DARBE GIRIŞIMININ DIRENME ORTAMLARI ÜZERINDEN BIR ARAŞTIRMA | 341 girişimine karşı göstermiş olduğu direniş hafızaya düşülen önemli bir nottur. Nitekim katılımcıların %39,9’u 15 Temmuz’da halkın geniş çaplı örgütlenmesinde ve darbenin başarısızlıkla sonuçlanmasında medyanın etkili olduğunu düşünmektedir. Doyuran’ın (2018: 53) geçmişte yaşanmış bir olayın o toplumun kül- türel hafızasının göstergesi olduğuna ve medya aracılığı ile yeniden inşa edilerek dolaylı bir anlatım niteliği kazandığına dair vurgusu, bu çalışma için de bir anlam ifade etmektedir. Zira 15 Temmuz 2016 tarihinin Demokrasi ve Milli Birlik Günü ilan edilmesi ve anma tö- renlerinin gelenekselleşmesi ile birlikte toplumun kültürel hafızası- nın önemli bir göstergesi haline geldiği araştırma bulgularınca ortaya konmuştur. Ayrıca iletişim araçlarının gelişmesi ve yaygınlaşmasıy- la geçmişin, yazılı, işitsel ve görsel metinlerle yeniden inşa edilmesi yaşadıklarımızın ve duyumsadıklarımızın yeniden yaşanmasına ve yazılmasına neden olmakta, böylece hafızamız medya ve iktidar di- namikleriyle şekillenmektedir. 15 Temmuz gecesi sokağa çıkmayan katılımcıların bireysel hafızalarında yer eden hatırlama görüntüleri- nin sokağa çıkan katılımcılar ile aynı olması Schudson’ın (2007: 180) hatırlanan olayın bireysel hafızalarda kendine özgü bir şekilde yer etse bile sosyal, kültürel özelliklerini yitirmeyeceği savını destekle- mektedir. 15 Temmuz’a dair anımsama eyleminin kültürel sinyaller ve toplumsal sinyallerle yönlendirildiğini söylemek mümkündür. Dolayısıyla, her 15 Temmuz’da Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı koordinasyonunda da yurt içi ve yurt dışında 3 bin etkinlik düzenlen- mesi, 15 Temmuz Şehitler Köprüsü’nde anma etkinliklerinin gerçek- leştirilmesi, 15 Temmuz Demokrasi ve Milli Birlik Günü Anma 2020 Yılı Etkinlikleri Strateji Belgesi’nin hazırlanması, Cumhurbaşkanlığı Külliyesi önünde bulunan 15 Temmuz Anıtı’na çelenk bırakılması, TBMM’de düzenlenen “15 Temmuz Şehitlerini Anma Programı”, şehit ailelerini Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’nde ağırlama, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın, darbe girişiminin başlatıldığı saat olan 21.00’de “Millete Sesleniş” konuşması (Gazetevatan, 2021), anımsatma işlevi yanında, kolektif hafızanın devamlılığını ve 15 Temmuz’un yeniden inşasını sağlayan ve inşayı kuşaklararası bir süreğenliğe aktaran pratiklerdir. Bu durum da Assmann’ın (2015: 85) sadece anlamlı geçmişin hatır- landığını ve sadece hatırlanan geçmişin anlam kazandığı varsayımı- 342 | 15 TEMMUZ DARBE GIRIŞIMI VE TOPLUMSAL BELLEĞIN HAFIZA MEKÂNLARI nı doğrulamaktadır. Çünkü tüm bu pratikler bellek fonksiyonunda geçmişe “görsel somutluk” kazandıran unsurlardır. Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanı Prof. Dr. Fahrettin Altun’un, 15 Temmuz Demokrasi ve Milli Birlik Günü anma programlarının 2021 yılında “Türkiye Geçilmez” temasıyla10 gerçekleştirileceğini bildirme- si, Milli Eğitim Bakanlığı’nca “15 Temmuz Demokrasi Zaferi ve Şehit- leri Anma” temalı törenler düzenlenmesi, her eğitim kademisine özgü “15 Temmuz Demokrasi ve Milli Birlik Günü” broşürlerinin11 basılma- sı, devletin şimdiyi geçmişe bağlama çabasıdır. Dolayısıyla, böylece geçmişle şimdi arasında bir devamlılık sağlanmış olmaktadır. Zira bu devamlılık mekan-bellek-toplumsal olan üzerinden anlamlı bir duru- mun geliştiğini ortaya koymaktadır. 10 Detaylı bilgi için Bkz.: Ferdi Türkten, “15 Temmuz anma programları bu yıl ‘Türkiye Geçilmez’ te- masıyla gerçekleştirilecek”, (Çevrimiçi), https://www.aa.com.tr/tr/15-temmuz-darbe-girisimi/15-tem- muz-anma-programlari-bu-yil-turkiye-gecilmez-temasiyla-gerceklestirilecek/2181469, 14 Nisan 2021. 11 Detaylı bilgi için Bkz.: “15 Temmuz Lise Broşür”, (Çevrimiçi), http://www.meb.gov.tr/15-temmuz-li- se-brosur/duyuru/19373, 14 Nisan 2021. SONUÇ VE ÖNERİLER | 343 SONUÇ VE ÖNERİLER 15 Temmuz 2016’da Türk Silahlı Kuvvetleri’nde görev yapan FETÖ üyesi askerlerin kalkıştığı darbe girişimi hem darbe hem de medya sosyolojisi açısından Türkiye’nin tecrübe ettiği darbe ve darbe girişimlerinden farklı yeni bir paradigma ortaya çı- karmıştır. Bu çalışma, 15 Temmuz 2016 Darbe Girişimi’nin bi- rer hafıza mekânı olma niteliğine bürünen mekânlarının, alan yazında iddia edildiği gibi bir karşılığının olup olmadığı, top- lumsal bellekte kapladığı yer ve düzey, iktidar – toplum ilişkisi çerçevesinde inşa edilen toplumsal belleğin yaşayan ve taşınan en önemli faktörü olarak birer hafıza mekânı olma teveccühü kazanıp kazanmadığını, kazandıysa ne düzeyde kabul ve be- nimseme gördüğünü ortaya koymayı hedeflemiştir. Bu çalışmanın dayanağını oluşturan saha araştırması, hafıza mekânlarının bir hatırlatma-unutturma stratejisi olarak birey- lerin hatırlanan/hatırlatılan ve unutulan/unutturulan olaylara dair red ve kabullerine ilişkin görülemeyen pek çok şeyi, doğ- rudan görebilme fırsatını vermektedir. Bu bağlamda çalışma- nın sonuçları, 15 Temmuz denilince akla gelen mekânlara, bu mekânlara dair farkındalığa, mekâna ilişkin isim değişiklikle- rinin benimsenip benimsenmediğine, bunun ardındaki kök ne- den ya da nedenlere ve nihayet birleştirici ve bağlayıcı unsurla- ra dair somut verileri ortaya koymaktadır. Türkiye’nin yakın dönemde tarihinde toplumsal bellek ve ha- fıza mekânın kavramsal ve kuramsal karşılığını; 15 Temmuz 2016 gecesinin henüz ilerlememiş saatlerinde, Silahlı Kuvvet- ler içindeki, FETÖ üyeleri tarafından yasa dışı şekilde kalkı- şılan ve İstanbul’un Avrupa ve Anadolu Yakalarını birbirine bağlayan 1. Köprü ile mekânsal anlamda simgeleşen “darbe girişimi”ni tam olarak karşıladığı düşünülmektedir. Dolayısıy- la bu çalışma, 15 Temmuz 2016’ya dair hatırlanan mekânların bireyler üzerinde bıraktıkları etkileri anlamak ve bireysel bel- 344 | 15 TEMMUZ DARBE GIRIŞIMI VE TOPLUMSAL BELLEĞIN HAFIZA MEKÂNLARI leklerden yola çıkarak, 15 Temmuz’un hafıza mekânlarını or- taya koymaya çalışmıştır. Bu bakış mekânların sadece kendi içinde değil, bireylerin gözünden de değerlendirilmesini müm- kün kılmıştır. Çünkü toplum farklı siyasal dünya görüşü, sos- yo-ekonomik düzey, kültür, kimlik ve değerlere sahip bireyler- den oluşmaktadır ve geçmişe ilişkin farkındalık ve yaşananlar, sahip olmuşluklar, kişi ve mekânların taşıdığı anlam yükü ve önemi her birey için değişebilmektedir. Geçmişin belirli çer- çevelerde bireyler aracılığıyla nasıl üretildiği ve günlük hayat pratikleri yoluyla nasıl sürekli canlı tutulduğu, topluluğun her bir üyesi için farklı bir deneyimin ve nitelemenin ortaya çıkma- sı anlamına da gelebilmektedir. Değişen birey, değişen toplum, değişen yaşam koşulları, deği- şen kültürel dinamikler, değerler, algılar, red ve kabuller çer- çevesinde, toplumsal hafızanın ve özellikle de bu hafızanın en temel dayanağını oluşturan hafıza mekânlara ilişkin yakın ta- rih literatüründe doğrudan ilgili pek fazla bilimsel çalışma ile karşılaşılmamıştır. Literatürdeki bu eksikliği göz önüne alarak hafıza mekânlarına ve isim değişikliklerine dair etki ve işlev- selliğin toplumsal olanda ölçülmesi, irdelenmesi, ne düzeyde karşılık bulduğunu görülmesi, bu çalışmanın da temel amacını oluşturmuştur. Araştırmada 15 Temmuz 2016’nın hafıza mekânlarına dair far- kındalığın ve yer isimlendirmelerini benimsemenin cinsiyet, yaş, eğitim, gelir düzeyi, siyasi eğilim ve sokağa çıkma durumu ile bağlantısını ortaya koymak ve değişkenler arasındaki ilişki- yi saptamak amaçlanmıştır. Çünkü çalışmanın temel hareket noktasını oluşturan toplumsal belleğin inşası ve bu belleğin bir taşıyıcısı olarak hafıza mekânlarının ve isim değişikliklerini ne düzeyde bir işlevselliğe kavuştuğunu görmek, toplumsal bel- leğin ve hafıza mekânlarının bugününü görmek anlamını da taşımaktadır. Geçmişin, toplumun belleğinde yeniden yaşatılması ve canlı SONUÇ VE ÖNERİLER | 345 tutulması, Nora’nın “hafıza mekânları”nın da temelini oluş- turmaktadır. Söz konusu temelin nasıl üretildiğini 15 Temmuz özelinde açıklığa kavuşturmak, Nora’nın hafıza mekânlarını anlamak için zaruridir. 15 Temmuz özelinde hafıza mekânları- nın temel amacı darbe girişimini “yaşayanlar” ve “izleyenler” nezdinde canlı tutmak, medyanın bu mekânlara dair servis et- tiği görüntülerle anlamsal/bağlamsal bir bağ kurulmasını sağ- lamak ve 15 Temmuz’a dair hatırlama sürecini canlı tutmaktır. Dolayısıyla bu canlılık ve kurulan bağ kendini hafıza mekânla- rı ve medya üzerinden sürekli yeniden üretmekte ve zihinlerde mutlak bir gerçeklik olarak kendine daimi bir yer bulmaktadır. İnşa edilen hafıza mekânları 15 Temmuz’un kendi otobiyografik hafızasını inşadaki kararlılığını göstermektedir. 15 Temmuz’u diğer darbelerden ayırarak biricikleştiren bu pratikler aracılı- ğıyla, 15 Temmuz’un toplumun gündelik yaşamına nüfuz et- mesi sağlanmıştır. Yapılan araştırmada katılımcıların tümünün ortak noktada buluştuğu konu, mekânın 15 Temmuz’u hatır- lamayı kolaylaştıran bir faktör olduğudur. Bu açıdan düşünül- düğünde anılarla, deneyimlerle, algılarla, duyumlarla destek- lenmiş bir mekân, katılımcıyı etkileyebilmeyi ve hatırlama davranışına direkt etki etmeyi sağlamıştır. Bu bağlamda araş- tırma mekânın, sadece geometrik bir yayılım, fiziksel bir nes- ne değil, bir inşa, toplumsal olayların içinden geçtiği sosyal bir olgu olduğunu ortaya koymaktadır. Gerçekleşen başarısız darbe girişimi, çok hızlı bir reaksiyonla siyasal ve toplumsal bir dirençle karşılaşmış, bir iki saat için- de de başarısızlıkla sonuçlanmıştır. Bu girişimi, gerek sokağa çıkarak gerekse sokağa çıkmadan medya üzerinden takip ede- rek deneyimleyen bireylerin ve bir bütün olarak tüm toplumun belleğinde, İstanbul ve Ankara’daki kimi mekânlar, özel bir hafıza kaydının oluşmasını sağlamıştır. Tüm medyanın servis ettiği görüntüler ve anlatımlar da çok büyük oranda bu mekân- lar üzerinden gerçekleşmiştir. Bu mekânlar, yaşanan başarısız 346 | 15 TEMMUZ DARBE GIRIŞIMI VE TOPLUMSAL BELLEĞIN HAFIZA MEKÂNLARI darbe girişiminin toplumsal belleğe işlenen ve bir anlamda o gece yeniden inşa edilen hafıza mekânlarıdır. Geçmişten çok özel bir dönemin hatırlatıcı kaynağı olma nite- liğini taşıyan bu mekânlar, yakın dönemin toplumsal hafızası olduğu kadar, gelecek kuşaklar için de bir referans dayanağı olma özelliği taşımaktadırlar. Hafıza mekânlarının, bireysel anlamda bireyin öznel belleğini ama ondan daha çok bireydeki toplumsal belleği, tarihe düşülmüş bir not gibi canlı tuttuğu, böylelikle bireyi bir tarih ve aidiyet dünyasına dâhil ettiği araş- tırma bulgularınca ortaya konulmuştur. Bu anlamda bu mekân- ları esasen bir tür “biz” kimliğinin ve gruba aidiyeti sağlayan mekânlar olarak da nitelendirmek mümkündür. Başka bir deyişle, 15 Temmuz’un sembolleri/hafıza mekân- ları katılımcılar için ortak duyguları uyandıran, bireye veya toplumsal gruplara hatırlama eylemini gerçekleştiren, kalıcı olmayı kazanmış, geçmişe şimdiden ulaşmayı ve toplumsal belleğin sürdürülebilir olmasını sağlayan unsurlardan biri ol- mayı başarmıştır. 15 Temmuz’un hafıza mekânları denildiğin- de akla gelen “darbe girişimi”, “birlik ve beraberlik”, “direniş/ mücadele”, “kaygı” “korku”, “şehitler” gibi dile getirilen ortak kavramlar ve değerler üzerinden bir kültürel bellek oluşmuştur. 15 Temmuz’a dair kolektif kimlik inşasının temelini oluşturan ortak geçmiş algısı, yani ortak bellek, belirli mekânlarda so- mutlaşmıştır. 15 Temmuz’a ilişkin ana anlatının birey ve/veya toplumda bu- lacağı karşılığın pekiştirilmesi için isimlendirmelerde şehitlik vurgusu ve demokrasi mücadelesi ön plana çıkarılmış böylece ortak bilinç sürekli uyanık tutulmaya çalışılmıştır. 15 Tem- muz’da şehitlik temasının ön plana çıkarılması Türk ulusunun ortak paydası olan dine vurgu yaparken, aynı zamanda kutsala gönderme yapan bir öge şeklinde de değerlendirilmelidir. 15 Temmuz ve şehit kelimelerinin bir arada var olması manevi ögeleri simgelemeyi, bu yolla da bu ögelerin yüzyıllarca yaşa- SONUÇ VE ÖNERİLER | 347 malarını sağlar. Çünkü şehit ve gazi, vatan için somut fedakâr- lığın cisimleştiği gruplardır. Türkiye’nin yakın dönemde yaşadığı ve bir tür toplumsal trav- ma niteliği taşıyan 15 Temmuz’un hafıza mekanlarının temel rolü, bireyler için anlam yaratmaktır. 15 Temmuz 2016 tarihi, cinsiyet, yaş, eğitim, gelir düzeyi, politik görüş, sokağa çıkma durumu gibi değişkenlerden bağımsız olarak tüm katılımcılar- da ilk olarak “darbe/darbe girişimi” kavramını akla getirmek- tedir. Bu bulgu, 15 Temmuz 2016 tarihindeki başarısız darbe girişiminin Cumhuriyet tarihinde büyük bir toplumsal tepki ve direnişle karşılanan bir girişim olarak tarih sahnesindeki yeri- ni aldığının bir kanıtıdır. “Vatan/bayrak sevgisi”, “hainlik” ve “Köprü” en sık tekrar edilen çağrışımlar olmuştur. Bir hafıza mekân örneği olarak 43 yıl boyunca Boğaziçi Köp- rüsü olarak anılan, ancak yaşanan darbe girişiminde yaşamını yitirenlerin hatırasına gönderme yaparak ismi 15 Temmuz Şe- hitler Köprüsü olarak değiştirilen köprü, yaşanan darbe girişi- mi ile bağ kurmaya büyük ölçüde imkân tanımaktadır. Köprü, katılımcıların yarısından fazlası için 15 Temmuz’a dair toplum- sal hafızanın demirlendiği ve aktarıldığı yer haline gelmekte- dir. Bu bağlamda toplumsal bir olayın içinde geçtiği sosyal bir olgu olarak köprü sadece bir grubun değil, katılımcıların büyük çoğunluğunun sahiplendiği bir mekân olarak toplumsal bellekte beklenen karşılığını bulmuş, “kimlik yeri”ne ve “o yer sembolü”ne dönüşmüştür. Sokağa çıkan katılımcıların çoğunluğunun Köprü’ye gitmesi, Köprü’yü sadece geometrik bir yayılım, fiziksel bir nesnenin çok ötesine taşımış, sokağa çıkanların mekânda hem mekânın kendisiyle hem de mekânı paylaşan diğer insanlarla ilişki için- de olmasını sağlamıştır. “Şehitler”, “darbe girişimi” ve “korku” Köprü’nün sembolizasyonunda kullanılan temel bileşenlerdir. Bu bileşenler, katılımcıların hafızasında o günü hem görsel hem de zihinsel olarak canlandırmakta ve Köprü’nün toplum- sal hafızaya demirlenmesini sağlamaktadır. 348 | 15 TEMMUZ DARBE GIRIŞIMI VE TOPLUMSAL BELLEĞIN HAFIZA MEKÂNLARI Önceki bölümlerde de ifade edildiği üzere, 15 Temmuz 2016 sonrasında ne o köprü sadece bir köprüdür, ne 15 Temmuz sıradan bir gündür. Köprü ve köprü isimleri birer isim olmanın ötesinde farklı çağrışımlar içeren bir anlam yaratma aracıdır. Gerek sokağa çıkan gerek sokağa çıkmadan darbe girişimini medya üzerinden takip eden katılımcıların 15 Temmuz Şehitler Köprüsü ismini kullanmayı tercih etmeleri bu ismin toplumsal hafızaya dâhil olduğunun kanıtıdır. Bu anlamda Köprü özelinde ortak belleğin oluştuğunu söylemek mümkündür. Bu aynı zamanda, 15 Temmuz’un toplumsal hafızada demirlenmesidir. Köprü, 15 Temmuz’un katılımcılarla kurduğu bağ nedeniyle bu çalışmada önemsenmiş ve 15 Temmuz imgesinin toplumsal hafızaya demirlenmesi için önemli görülmüştür. 15 Temmuz sonrası, köprünün her iki yakasına bir anıt dikilmesi ve anıtta yer alan “tek millet, tek bayrak, tek vatan ve tek devlet” vur- gusu, 15 Temmuz’u kendi değerlerine sabitleme ve bu değerler etrafında hafıza inşa etme çabasını göstermektedir. Ayrıca dini unsurlarla güçlendirilmiş vurguların duyguları yönetecek şe- kilde tasarlandığını söylemek mümkündür. Ancak katılımcıların çoğunluğunda inşa edilen ve ismi değiş- tirilen yer isimlerinde 15 Temmuz Şehitler Köprüsü’ndekine benzer bir hafızaya demirleme sürecini görmek mümkün de- ğildir. Bu durum 15 Temmuz’un kendi içinde bir dönüşümü ba- rındırmasından kaynaklanmakta ve 15 Temmuz’u kırılgan bir pozisyona oturtmaktadır. Bunun temel nedenlerinden biri Har- vey’in de ifade ettiği üzere mekân ve mekânın siyasal örgütlen- mesinin toplumsal ilişkilerin ifadesinde karşılığını bulmaması ve aynı zamanda onlara tepki veren bir sürece işaret etmesi- dir. Bazı isim değişikliklerinin benimsenmeyişinde ve hafıza mekânlarının rolüne ilişkin inancın zayıflığında toplumdaki kutuplaşmanın, katılımcıların zihinlerinde yarattığı gerilimin izlerini görmek mümkündür. 15 Temmuz Şehitler köprüsü dışında, tanklar ve Atatürk Ha- SONUÇ VE ÖNERİLER | 349 valimanı katılımcıların hafızalarını sürekli tazeledikleri hafıza mekânları olarak dikkat çekmektedir. 15 Temmuz’un hafıza mekânları arasında gösterilen ve darbe girişiminden sonra Kı- sıklı Milli İrade Meydanı olarak ismi değiştirilen meydan, ka- tılımcılarda anıların ve kolektif geçmişin yaratılmasında köp- rüye ve havalimanına oranla daha az etkilidir. TRT binası 15 Temmuz’da toplumsal hafızaya kazınmış bir diğer mekândır. Katılımcıların TRT denildiğinde ilk olarak darbe bildirisini ha- tırlıyor olması darbelerle şekillenmiş bir ülkenin toplumsal ve tarihsel hafızasının travmatik bir şekilde yeniden sarsıldığının önemli bir kanıtıdır. 15 Temmuz Şehitler Köprüsü’nün Anadolu Yakası çıkışında inşa edilen “15 Temmuz Şehitler Abidesi”, darbe girişimi ge- cesi Esenler’de “tankın altında kalarak ezilen otomobilin anıtı” ve Çengelköy’deki “15 Temmuz Şehitler Çeşmesi” toplumsal hafızada kurulmaya çalışılan ve katılımcılar tarafından en çok hatırlanan hafıza mekânlarının somut örnekleridir. Bu örnekler şüphesiz üzerlerinde taşıdıkları biçimsel ve simgesel anlam- larla hatırlatılabilir bir kurgu işlevi görmektedir. Bu mekânlar direnişi temsil ederken, 15 Temmuz’u da görsel semboller – anıtlar ve müzeler- aracılığıyla hatırlatmaktadır. Bu anıtların varlığından beklenen, kitleleri ortak değerler etrafında kenetle- mek ve aynı zamanda 15 Temmuz sembolizmini hatırlatmaktır. Öte yandan Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Fetul- lahçı Terör Örgütü lideri Fethullah Gülen ve şehit Astsubay Ömer Halisdemir 15 Temmuz’un en belirgin ve önemli hatır- latıcı figürleridir. Bu figürler, 15 Temmuz’a dair belleğin so- mut bir içeriğe kavuşmasını sağlamıştır. Ne yaş durumu ne eğitim düzeyi ne de darbe girişimi gecesi sokakta bulunma değişkeni 15 Temmuz’un hatırlama figürlerini değiştirmekte- dir. Ömer Halisdemir bu süreçte, “15 Temmuz Şehidi” olarak sunulması, böylece darbe girişiminin otobiyografik belleğinin inşası için de elzem bir figür haline gelmiştir. Bu bağlamda 350 | 15 TEMMUZ DARBE GIRIŞIMI VE TOPLUMSAL BELLEĞIN HAFIZA MEKÂNLARI her şehirde özellikle yoğun çatışmaların yaşandığı mekânlarda bu cisimleşmeyi ve demirlenmeyi sağlayacak bir anıt bulunmaktadır. Dolayısıyla, 15 Temmuz sonrası abideleştirme süreci, bu bağlamda kasıtlı bir gayrete işaret eder. Anıtlaştırı- lacak kişi ve olaylar, 15 Temmuz ruhunu yansıtmak üzere se- çilmiştir. “Vatan, bayrak, şehitler” üçlüsü, şüphesiz anıtların önemli ve vazgeçilmez figürüdür. 15 Temmuz için önemli fi- gürler de –örneğin Şehit Ömer Halisdemir- direnişin “hatırlama figürü” olarak anıtlaştırılmıştır. Genel itibarıyla, 15 Temmuz, katılımcıların aynı zaman ve mekânda, ortak duygular ve eylemler etrafında mobilize ol- dukları bir tarihtir. “Korku” ve “birlik beraberlik duygusu”, 15 Temmuz 2016 tarihini gerek sokağa çıkarak gerek sokağa çıkmadan yaşayan katılımcıları kuşatan duygulardır. Veriler sokağa çıkan katılımcıların öngörüldüğü gibi birlik ve bera- berlik duygusundan etkilendiğini, ancak genel itibarıyla korku, kaygı, üzüntü gibi başka duyguların da göze çarptığını ortaya koymaktadır. Çalışmanın önemli bir sonucu, 15 Temmuz gecesi meydanları dolduran vatandaşların birbirinden çok farklı motivasyonlara sahip olmadığını ortaya koymasıdır. Darbe girişimi gecesi sokağa çıkmada etkili olan faktörlerin en sık tekrar edilen temasını “vatan, millet ve bayrak sevgisi”, “devletin yanında olmak” ve “Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın canlı yayına katılması ve çağrısı” oluşturmuştur. Bu bakımdan 15 Temmuz gecesi sokağa çıkmada en büyük katkıyı sunan faktör işgale karşı vatanı müdafaadır. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın o geceye ilişkin bir otorite olarak sürükleyici ve motive edici gücü toplumsal hafızada karşılığını bulmuştur. Cumhurbaşkanı’nın çağrısının sokağa çıkmada et- kili faktörler arasında olması sosyal medya ağlarında başlatılan örgütlenmelere bir kişinin liderlik edebileceğini/ettiğini ortaya koymuştur. Ayrıca 15 Temmuz gecesi insanları darbeye karşı SONUÇ VE ÖNERİLER | 351 direnmeye davet eden camilerden okunan selalar da bir iletişim aygıtı olarak o gece büyük ölçüde etkileşim sağlayan, meydan- larda toplanan insanları bir arada tutmayı başaran motivasyon kaynağı haline gelmiştir. Toplumsal hafızanın inşasında hafıza mekânlarının önemi göz önünde bulundurulduğunda, 15 Temmuz 2016’nın toplumda inşası ve bellekte yer edinmesinin sağlanması için en çok bu unsurlardan yararlanılmaktadır. Bu bağlamda 15 Temmuz’a verilen önem ve yıl dönümlerinde tekrar tekrar sunulan gö- rüntüler, resmi hafızanın kitleselleştirilmesi ve tarihselleşmesi açısından önemlidir. 15 Temmuz’a dair hafızanın sosyal ve tarihsel hafızaya dönüş- türülmesi için, isim değişikliklerinden yararlanılmıştır. İsim değişiklikleri ile otobiyografik hafıza güçlendirilmekte, hem de 15 Temmuz ile kurulan şehitlik gibi ana anlatılar yeniden inşa edilerek 15 Temmuz’un anlatısı sürdürülmektedir. İsim deği- şiklikleri her görüldüğünde bellekte bir tekrar yaratmakta ve bu tekrar alt okumada darbe girişimi sürecinde biriken tecrübeler ve bu tecrübeleri kolektifleştiren unsurların toplumun hafızasına yerleştiğini salık vermektedir. Diğer deyişle 6 yıl önce yaşanan darbe girişimi, sokakta bulunma deneyiminden bağımsız olarak inşa edilen hafıza mekânları ve değiştirilen yer isimleri aracılığıyla bireye o günü yeniden hatırlatmakta ve bu durum nihai anlamda bir hatırla(t)ma politikasına dönüşmektedir. Benzer şekilde isim değişikliklerinin kitle iletişim araçlarında sunulması, Köprü’nün iki yakasına inşa edilen anıtlarla görü- nür kılınması, tamamıyla verilmek istenen mesajın tekrar ile pekiştirilmesi ve işlenmesi sürecini hedeflemektedir. Bu bağ- lamda, bireysel ve kolektif bellekte tekrarların oldukça önemli olduğu söylenebilir. Aksi halde bellekte yer alan olaylar silik- leşir ve unutulur. Toplumsal değişimin en açık ve erken belirtilerinin mekânın isim ve işlev değişiminde görüldüğü; yaşanan kırılma dönem- 352 | 15 TEMMUZ DARBE GIRIŞIMI VE TOPLUMSAL BELLEĞIN HAFIZA MEKÂNLARI lerinde toplumsal yapıya uyumlu olarak mekânın da dönüştüğü bir gerçektir. İsim değişiklikleri ile amaçlanan toplumu ortak bir düşünce etrafında birleştirebilecek anıların korunması ve yayılması olmuştur. Bu değişiklikler katılımcıların yarısının bireysel ve toplumsal hafızalarında yer eden duygusal gerek- sinimlerine ve motivasyonlarına hitap edebilecek düzeyde kar- şılık bulmamıştır. Bu anlamda isim değişikliklerinin toplumun tamamında aynı etkiyi oluşturmadığını söylemek mümkündür. Dolayısıyla isim değişiklikleri ortak hafızanın biçimlenmesin- de yer alan en güçlü dinamik değildir. Araştırma sonuçları; farklı siyasal dünya görüşünün, sosyo-e- konomik düzeyin, sokağa çıkma pozisyonunun, cinsiyetin, ya- şın, gelir ve eğitim düzeyinin geçmişe ilişkin farkındalık ve yaşananların, sahip olmuşlukların, kişi ve mekânların taşıdığı anlam yükünü ve önemini değiştirdiğini ortaya koymuştur. Bu değişkenlerin her biri topluluğun her bir üyesi için farklı bir deneyimin ve nitelemenin ortaya çıkmasını mümkün kılmıştır. Kişilerin psikolojik ve sosyal yapıları, düşünceleri, davranış- ları ve tutumları, eğitim, ideoloji, kültür ve kodların etkisine göre biçimlenmektedir. Bu biçimleniş, aynı zamanda bireysel düzeyde hatırlamayı, kabul ve reddi de şekillendirmiştir. Cinsiyete göre farklılıklar incelendiğinde, kadın katılımcılar erkeklere göre hafıza mekânlarının rolüne daha fazla anlam yüklemektedir. Kadın katılımcıların isim değişikliklerinin 15 Temmuz’u hatırlamayı kolaylaştırdığına, hafızanın sürekliliği- ni sağladığına ve şehitleri unutulmaz kıldığına ilişkin inancı erkek katılımcılara göre daha yüksektir. Hafıza mekânlarına atfedilen rolün yaş değişkenine göre değişiklik göstermediği sonucuna varılmıştır. Çünkü 15 Temmuz her yaş grubu için bir anlam taşımakta ve bireye sorumluluk yüklemektedir. An- cak yaşları farklı olan grupların isim değişikliklerine karşı tu- tumları arasında anlamlı bir farklılık vardır. Yaş arttıkça isim değişikliklerini benimseme düzeyinde bir azalma olduğundan SONUÇ VE ÖNERİLER | 353 söz etmek mümkündür. Kolektif hafızanın en belirgin biçimde kendini gösterdiği 55-64 yaş grubu isim değişikliklerine kar- şı en dirençli yaş grubudur. Diğer yaş grupları, genel olarak bu değişikliklere belirgin bir direnç göstermemiştir. 55-64 yaş aralığındaki grubunun toplumsal hafızasında yer alan değer ve normları, seçici toplumsal belleği, isim değişikliklerine karşı direnişin alt yapısını anlamaya yol gösterici olacaktır. Gelir durumundaki farklılık hafıza mekânlarının rolüne iliş- kin algılamada anlamlı bir farklılık yaratmamıştır. Dolayısıyla, toplum içinde yaşanan olayların, gelir değişkenin çok ötesinde hatırlama ve unutma pratiklerini içerdiği sonucuna varılmış- tır. Gelir düzeyi değişkenine göre ifadelerinin ortalamalarında anlamlı farklılıklar göze çarpmaktadır. İsim değişikliklerini en az kullanan gelir grubunun 1001-2000 TL ve 5001 ve üzeri aylık gelire sahip katılımcıların yer aldığı grup olduğu tespit edilmiştir. En uçta yer alan iki gelir grubunun değişiklikleri benimsemeyişinin nedenlerini ise ekonomi-politik okuma üze- rinden görmek mümkün olacaktır. Eğitim düzeyi arttıkça hafıza mekânlarının rolüne olan inanç ve isim değişikliklerini benimseme düzeyi azalmaktadır. Dola- yısıyla hatırlama ve unutma sürecinde eğitim kritik bir eşiktir. Gruplar arasında en büyük fark ilköğretim mezunu olan katı- lımcılar ile lisansüstü mezunu katılımcılar arasındadır. Genel olarak ilköğretim mezunu katılımcıların ölçeklerde yer alan ifadelere katılım düzeyleri diğer tüm katılımcılara göre daha yüksektir. 15 Temmuz dünya görüşü ve deneyimlere göre farklı anlamlar taşımaktadır. Çalışmada, hafızada temsil edilen mekânın kabu- lünün ve reddinin, ideolojiyi anlamaya yarayan zihinsel bir ya- pılanma olduğu tespit edilmiştir. Siyasi eğilimin vurgulanması, katılımcıların bireysel ve kolektif hafızalarının politik olaylara gösterdiği onay ve bağlılığı ima etmektedir. Çünkü isim deği- şikliklerinin kabulünde ve reddinde katılımcıların zihinlerinde 354 | 15 TEMMUZ DARBE GIRIŞIMI VE TOPLUMSAL BELLEĞIN HAFIZA MEKÂNLARI var olan algı haritaları ve siyasi eğilimlerin de çok etkili ol- duğu saptanmıştır. AK Parti’ye oy veren katılımcıların hafıza mekânlarının rolüne katılım düzeylerinin yüksekliği bu konu- daki duyarlılığa işaret etmektedir. Gruplar arasında en büyük farkın Adalet ve Kalkınma Partisi’ne oy veren katılımcılar ile Halkların Demokratik Partisi’ne oy veren katılımcılar arasında olduğu görülmüştür. AK Parti’ye oy veren katılımcılar diğer partilere katılımcılara kıyasla hafıza mekânlarının rolüne daha fazla inanmakta ve isim değişiklerini daha çok benimsemek- tedir. HDP’ye oy veren katılımcıların isim değişiklilerinin 15 Temmuz’u hatırlamayı kolaylaştırdığına, şehitleri unutulmaz kıldığına, hafıza mekânlarının rolüne inancı diğer partilere oy veren katılımcılardan daha düşük düzeydedir. Bu aynı zaman- da, taraf olma bilincinin sergilendiğinin bir kanıtıdır. Çalışmaya sokağa çıkanlar perspektifinden bakmak, 15 Temmuz’un deneyimleyen kişi için önemini ortaya koyan “de- neyimleme”nin hafıza üzerindeki etki ve önemini kabul etmeyi gerektirir. 15 Temmuz gecesi sokağa çıkan katılımcılarda hafı- zanın geçmiş yaşanmışlıklarda kaydolması ve yaşanmışlıklarla ilişkilendirilerek hatırlanması 15 Temmuz’u algılama ve hatır- lama biçimini etkilemektedir. Çünkü sokağa çıkan katılımcılar 15 Temmuz’u kendi deneyimi çerçevesinde dönüştürerek ve anlamlandırarak algılamıştır. Bu anlayış, “biz”in kimlik kur- gusunun temellerini oluşturmakta ve yeni kuşaklara aktararak kaybolmasını engellemektedir. Sokağa çıkan katılımcılar deneyimledikleri ya da aktüel temsi- linin bir parçası oldukları olaylar karşısında inşa edilen hafıza mekânlarına daha fazla anlam yüklemektedir. Bunun nedenleri arasında katılımcıların hafıza mekânlarının takdirine verdikle- ri önem ve hafıza yerlerinin kendileri için taşıdığı anlam dikkat çekmektedir. O gece sokağa çıkan katılımcılar için “askerler” vurgusu ön plana çıkarken, o geceyi sokağa çıkmadan medya üzerinden takip ederek deneyimleyen katılımcılarda “kaygı” SONUÇ VE ÖNERİLER | 355 duygusu dikkat çekmektedir. Sokağa çıkan katılımcıların hatı- raları, o gece birlikte oldukları diğer herkesle ilişkilidir. Ayrıca sokağa çıkan katılımcılar için isim değişiklileri daha özgül bir anlam taşımaktadır. Çünkü 15 Temmuz’u hatırlatan isim değişiklikleri, 15 Temmuz’u ikame eden kişi ve mekânla- ra karşılık gelmektedir. Sokağa çıkan katılımcıların belleğinde yer edinmiş mekânların taşıdıkları anlamlar, bireysel anılar ile harmanlanmakta ve böylece yeni bir hatırlama süreci gerçek- leşmektedir. Darbe girişimi gecesi sokağa çıkan katılımcılar isim deği- şikliklerini ilişkin olumlu bir tutuma sahip olsalar da bu de- ğişiklikleri günlük yaşantılarında kullanma noktasında za- yıf kalmaktadırlar. Sokağa çıkan katılımcıların %54,1’i isim değişikliklerini günlük yaşantılarında kullandıklarını ifade ederken, bu girişimi sokağa çıkmadan medya üzerinden takip ederek deneyimleyen katılımcıların ise %46,1’i isim değişiklik- lerini günlük yaşantılarında kullandıklarını ifade etmiştir. Bu oran bu değişikliklerin sokağa çıkan katılımcıların neredeyse yarısında pratikte bir işlev üstlenmediğini göstermektedir. Bu nedenle isim değişikliklerinin, hatırlamanın kolektif boyutun- da yoğun ve açık bir şekilde hafızayı tetiklemediğini söylemek mümkündür. İsim değişikliklerinin günlük hayatta kullanımı siyasi alandaki kutuplaşmanın toplumsal kümelere de yansıdığını göstermektir. Katılımcıların %50,1’i yeniden isimlendirilen mekânların geçmişte yaşanan olayları hatırlamalarında bir etkisi olduğunu ifade etmiştir. İsim değişikliklerini günlük dilde kullanmalarının nedenleri arasında genel olarak isim değişikliklerini “anlamlı bulma” vurgusu ve “vatan için can verilen bir yer olma” durumu dikkat çekmektedir. Katılımcıların isim değişikliklerini bu nedenlerle günlük yaşantılarında kullanımları, değişikliklerin olayın anlamlı olduğuna ve manevi bir mesaj içerdiğine ikna edilmiş olmalarından kaynaklanmaktadır. 356 | 15 TEMMUZ DARBE GIRIŞIMI VE TOPLUMSAL BELLEĞIN HAFIZA MEKÂNLARI Araştırma sonuçları katılımcıların %49,9’unun isim değişik- lerini günlük dilde kullanmadığını, yapılan isim değişikliği- nin tam bir konsensus ile kabul görmediğini, bu reddin sos- yo-politik düzlemde de kritik bir eşiği oluşturduğunu ortaya koymaktadır. Bunun nedenlerini araştırma bulgularında ortaya konulan 15 Temmuz’u inandırıcı bulmama, alışkanlıkların bir anda değiştirilemeyeceği, her yerde şehit kelimesini görmenin uyandırdığı kaygı üzerinden görmek mümkündür. Dolayısıyla kabul/red düzeyleri ve gerekçeleri arasındaki bu farklılıklar mekânlara ilişkin isim değişikliklerinin yalnızca yaşananları anlatan bir sembol abide olması değil, toplumsal ayrışma ve farklılaşan hafıza kayıtları açısından da bir gösterge niteliğindedir. Zira isim değişikliklerine dair kabul, red veya kararsızlık birbirinden ayrışan ve farklılaşan hafızaları tem- sil etmektedir. Katılımcıların neredeyse yarısının cevapların- da, toplumsal belleğin yaşayan ve taşınan en önemli faktörü olarak, isim değişikliklerinin toplumun tamamında ortak bir bellek yaratmadığı görülmektedir. Sonuç itibarıyla isim deği- şikliklerini, reddin hem dönemin politik koşulları çerçevesinde hem de ele alınan tarihsel süreç kapsamında birtakım veriler sunduğu ancak hafızayla tam anlamıyla bağ kurmaya imkân vermediğini söylemek mümkündür. Geçmiş ve gelecek arasın- da bağ kurulmasında bu değişikliklerin gerek medya aracılı- ğıyla gerek gündelik konuşmalarla ve iletişimlerle de canlılığı- nı sürdürmesi gerekmektedir. 15 Temmuz’un simgesel mekânları, geçmişi hatırlatan ve şim- diyi somutlayan, dolayısıyla devletin en görünür kılındığı mekânlardır. Milli güç ve unsurlara yapılan vurgu, siyasal ik- tidarın toplumsal, siyasal ve günlük hayattaki avantajlarını ön plana çıkarmakta ve yönetimin gücünü sağlamlaştırmaktadır. 15 Temmuz’un Demokrasi ve Milli Birlik günü olma süreci ya- nında, hafıza kurucu olay ve kişilerin somut anıtlar ve isimlerle sunulması, 15 Temmuz’un bugün üzerindeki sembolik etkisini SONUÇ VE ÖNERİLER | 357 arttırmaktadır. Bu anlamda, devlet kendisine yani mekân üstünden bir otorite, bir hâkimiyet, denetim veya güç sahipliği oluşturmak üzere ha- fıza mekânlarını kullanmaktadır. Devlet, 15 Temmuz’a dair belleğin dinamik tutulabilmesi ve işleyişinin devamı için teknik gereklilikleri yapmış görünmek- tedir. 15 Temmuz’u anma törenlerinin toplumla ilişki kurmada siyasal iletişimin stratejik araçlarından biri olduğu anlaşılmak- tadır. Mekan isim değişikliklerinin yapılması, köprünün her iki yön- deki girişine ve özellikle çatışmaların yaşandığı mekanlara anıtlar dikilmesi ve bu anıtların belirginleştirilmesi, Köprü’nün isminin tüm medya ve kurumlar tarafından belirlenen şekilde kullanılması, TRT’nin ürettiği belgeseller ve tekrarlamalar ara- cılığıyla 15 Temmuz’un aktarımı, devletin belirlediği ana hatlar etrafında şekillenen resmi hafızayı kitleye empoze etmektedir. 15 Temmuz yalnızca inşa edilen anıtlar, yapılan isim değişik- likleri, anma günleri aracılığıyla değil, aynı zamanda kitle ile- tişim araçları yoluyla da kamuoyunun zihninde anlam yarat- maktadır. Medyanın kullandığı görüntüler, 15 Temmuz’a dair imgelemin yaratılışında önemli rol oynamıştır. 15 Temmuz darbe girişiminde F-16 savaş uçaklarından atılan bombalar, halkın tanklar önünde durması, köprülerin askerler tarafından kapatılması, vatandaşa kurşun sıkılması, tanklarla yapılan top atışlarını tekrarlayan görüntüler, şimdiye kadar tanık olunan darbelere özgü politikaların, katılımcıların hafızalarında yer eden en ilgi uyandırıcı imgeleri arasındadır. Bu imgelerin su- numuyla şimdinin ve geçmişin gerçekliğinin ana inşacıların- dan biri olarak medya, aynı zamanda izleyicilerine yeni bir ha- tırlayış biçimi sunmaktadır. O gece medya aracılığıyla izleyici sunulan göstergeler, katılımcıların 15 Temmuz 2016’nın çağrı- şımları için kullandığı göstergeler ile aynıdır. 358 | 15 TEMMUZ DARBE GIRIŞIMI VE TOPLUMSAL BELLEĞIN HAFIZA MEKÂNLARI Ayrıca gerçekleşen olayın anlamının taşıyıcısı olan cadde ve meydan isimlerinin, kentsel mekânların sembol unsurları ola- rak köprüler ve meydanların, anma günleri, anıt, kişisel de- neyimlerin yanı sıra katılımcılarda 15 Temmuz’a dair hatırlat- ma duygusunu en çok uyandıran araç medya olmuştur. Sosyal medya geleneksel medyaya kıyasla 15 Temmuz’u hatırlatma sürecinin en etkili aracıdır. Medya, darbe girişimi gecesi top- lum adına gelişmeleri izleme, değerlendirme ve bu gelişmelere ilişkin bilgi sağlama işlevini izleyicilerine sunma görevini üst- lenmiş, darbenin başarısızlıkla sonuçlanmasının en temel un- surlarından biri olmuştur. Medya aracılığıyla üretilen bilginin bireylerin düşünme ve ha- tırlama kalıplarını biçimlendiren niteliği, sunduğu içeriklerin, anındalık ve heryerdelik gibi özelliklerinin yadsınamaz önemi ve toplumların hatırlayışını yönlendirebilen birincil kaynak- lardan olması, medyanın genel olarak toplumsal hafızanın ve özelde bireysel hafızanın inşası için önemini arttırmaktadır. Özellikle sosyal hafıza, iletişimsel hafıza, tarihsel hafıza, ka- musal hafıza, kültürel hafızanın inşasında medya, işlevleri ve etkileri çerçevesinde geçmişe ve bugüne dair bilgi sağlamanın ve geçmişi yeniden kurgulamanın ana kaynağı olduğunu kabul etmek gerekmektedir. Bu nedenle kolektif bilincin ve hafızanın inşa edilmesine kat- kı yapan ve onu biçimlendiren en etkili araç medyadır. Medya her 15 Temmuz’da aynı görüntüleri yeniden ve yeniden göste- rerek toplumsal hafızanın taze kalmasına destek olmaktadır. Diğer taraftan 15 Temmuz gecesi sokağa çıkmayan bireylerin hatırlayışları, medyanın sunduklarından referans almaktadır. Medya, o geceye ilişkin sunduğu görüntüler yoluyla bireylerin hatırlama sürecine katkıda bulunmuş, sahip olduğu donanımsal üstünlüğü ile uzamsal sınırlılıkları yok etmiş, bireysel ve dola- yısıyla kolektif bilince neyin nasıl hatırlanması gerektiğine dair bir algı çerçevesi sunmuştur. Medya algı yönetimi çerçevesinde SONUÇ VE ÖNERİLER | 359 darbeye karşı bir direnç, bir reddediş gücü olma vasfı yanında, sunduğu görüntüler ve kullandığı söylem biçimleri ile girişi- min başarısızlıkla sonuçlanmasına ve ortak belleğin yaratılma- sına aracılık etmiştir. Böylece 15 Temmuz’un hatırlanış biçimi- ni, hatırlanma düzeyini ve hafıza tutuluş niteliğini etkilemiştir. Medya tüm gösterenlerin hem aktarıcısı hem yaratıcısı ko- numundadır. Böylece bir olayın yaşanma biçimini doğrudan/ dolaylı etkileyerek, geçmişte yaşanmış bir olayın toplum bel- leğine yerleşmesini sağlayarak, bugünü kaydederek, geçmişte yaşanmış bir olayı toplumsal durum ve olaylara göre halkın gündemine sokarak hafızanın inşa edilmesine katkıda bulun- muştur. Kitle iletişim araçlarından televizyonun bilgi alma sık- lığı durumuna göre en üst sırada yer alması güvenilir bir bilgi kaynağı olarak hala etkisini sürdürdüğünü göstermektedir. Sosyal medya ve akıllı telefon uygulamaları, çok sayıda bire- ye hızlı erişim olanağı sunarak, tüm kesimlerin düşünme ve harekete geçme biçimlerini etkileyerek, darbe girişiminin ba- şarısızlığa uğratılması için gerekli olan kolektif iş birlikleri ve duyuruları yayarak bireylerin eyleme yönelmesine olanak sağ- lamış ve toplumsal bir ihtiyaca karşılık gelmiştir. Olay yerle- rinden yenilenen, yinelenen anlık sansürsüz görüntüler, darbe girişimini sokağa çıkmadan medya üzerinden takip eden birey- lerin eylem ve söylemleri üzerinde etkili olmuştur. Özellikle görsel ve dijital medyanın yükseliş süreci, darbe ile mücadele açısından bireylere yeni imkânlar sağlamıştır. Yeni medyanın sahip olduğu teknolojik avantajlar, özellikle “Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın çağrısı”nın sokağa çıkmada etkili faktörler arasında rastlanma sıklığını arttırmış, darbelerin o ana kadarki uygu- lanma ve karşı konma biçimine yeni paradigmalar getirmiştir. Demokratik toplum inşasındaki rolü itibarıyla yeni medya, eş zamanlı paylaşım ve etkileşimlere imkân tanıyarak darbe giri- şimine karşı ortaya konan direnişe bir kimlik ve nitelik kazan- dırmıştır. 360 | 15 TEMMUZ DARBE GIRIŞIMI VE TOPLUMSAL BELLEĞIN HAFIZA MEKÂNLARI Sonuç olarak, toplumların kendi geçmişlerini sembolik araç- lar aracılığıyla günün gereksinimlerine göre yeniden oluştur- ma tarzları 15 Temmuz özelinde icra edilmiştir. 15 Temmuz sonrası inşa edilen anıtlar ve değiştirilen isimlerle bir şekil ve tarz oluşturulmuştur. 15 Temmuz’un anıtlar, anma törenleri, isim değişiklikleri gibi türlü sembolik araçlar aracılığıyla ken- dine bir bellek yarattığı dikkate alınırsa, kısmen de olsa hafı- za mekânlarının, isim değişikliklerinin ve medyanın 15 Tem- muz’a, “topluluk ruhu veren bellek” oluşturduğunu söylemek mümkündür. Eş deyişle bir anıt, bir isim değişikliği 15 Temmuz’un anımsa- tıcı bir figürü olmuş ancak toplumsal karşılığını tam anlamıyla bulamamıştır. Bu anlamda hafıza mekânları ve isim değişik- likleri hafıza üzerinden kurucu bir imge olarak katılımcıların dünlerini ve bugünlerini anlamlarından birer nesne halini tam anlamıyla almamıştır. En az inşa edilen anıtlar, değiştirilen isimler kadar bu anıtların, isimlerin toplumda karşılığını tam anlamıyla bulması da çok önemlidir. Geçmişe atfın merkezinde yer alan bu işaretler, geçmişin bugünü kurgulaması anlamında dikkat çekicidir ancak toplumsal birlik ve dayanışmayı sağla- yacak düzeyde tam karşılığını bulmamıştır. Ancak sembolik olarak isim değişikliklerinin varlığı katılımcıların yarısının toplumsal hafızasında karşılığını bulmasa da toplumsal hafıza- yı inşa etme çabasındaki devletin pozisyonunu anlamaya yar- dım etmektedir. Öte yandan katılımcılar isim değişikliklerinin hatırla(t)ma sürecindeki rolünü göz ardı etmeden ancak bu role mesafe ve ihtiyatla yaklaşmaktadır. Çalışmada derinlikli olarak yer verilmeye çalışılan kavramsal ve kuramsal temelden hareketle ve araştırma bulgularının istatistiki rakamlardan öte ortaya koyduğu sonuçların özünü anlamlandırmak gerekirse, burada çok önemli görülen birkaç unsuru özellikle ele almak doğru olacaktır. Araştırma bulgularının en önemli sonuçlardan biri, 15 Tem- SONUÇ VE ÖNERİLER | 361 muz 2016 tarihinin sokağa çıkan katılımcılara “darbe girişi- mi”, “vatan/bayrak” ve “hainlik” kavramlarını hatırlatmasıy- ken; sokağa çıkmayan katılımcılara bu kavramlarından farklı olarak “Köprü”yü hatırlatmasıdır. Eylemin içinde olanlar ile olup bitenleri seyredenler arasında endişe, üzüntü, kaygı, vatan bayrak millet sevgisi konusunda ve olup bitenlerin belleklerde kazandığı yer konusunda herhangi bir ayrışma yoktur. Ancak buna rağmen burada hatırlanan unsur bir duygu farklılaşması hatta zihinsel ayrışmanın söz konusu olduğunu da ortaya se- rer niteliktedir. Köprü’nün 43 yıldan bu yana süren varlığı, bu varlığın yarattığı işlev, konfor, estetik ve üstünden geçenlere her defasında ‘mükemmel bir şehirde yaşanıldığı duygusunu’ hatırlatması, o gece üstünde kopan şiddet fırtınasını izleyen- lerde, doğrudan büyük değerler taşıyan sembolik bir mekânın sahiplenilmesi refleksini ortaya çıkarmış görünmektedir. Zira, köprü şehrin ve şehirlilerin bir mülkiyetidir esasında ve izle- nilenler göstermektedir ki bu mülkiyet üzerinde bir takım ini- siyatif dışı taciz, tecavüz ve şiddet yaşanmaktadır. Bu şehrin büyük bir kesimi için doğrudan mülkiyetin işgali niteliğinde- dir ve doğal olarak bir refleksi gerektirmiştir ki bu refleks de kendi sınırları içinde yalnızca akla gelen ilk hatırlatma kavra- mı olarak ortaya dökülmüştür. Bu refleksin kökenlerinde şeh- re ilişkin yerleşikliği başaranlarla, şehrin yerleşikleri olmayı başaramamış olanlar arasında bir farkın olduğu bile düşünü- lebilir ve elbette bu sadece- şimdilik kaydıyla- bir yorumdur. Medyanın hafızasındaki yeri de İstanbulluların hafızasındaki yerinden farklı değildir ve doğal olarak Köprü, medyanın da tüm anlatımlarının merkezine yerleşmiştir. Bu içselleştirmişlik nedeniyledir ki medya oldukça başarılı bir gösterim / anlatım yoluna giderek ve Köprü’yü birincil mekân olarak göstererek, toplumsal hafızanın kaydını da sağlamıştır. Ayrıca, Köprü kamusaldır ama kamunun değildir, özel bir alan- dır, kamuya aittir ama bir devlet binası değildir. Devlet yapmış- 362 | 15 TEMMUZ DARBE GIRIŞIMI VE TOPLUMSAL BELLEĞIN HAFIZA MEKÂNLARI tır ama devlet kendi görünümünü ve oradaki sahipliğini, bir za- manlar kullanılan gişeler dışında oraya yerleştirmemiş, üstelik geçen zamanla da oradaki varlığını adım adım ortadan kaldır- mıştır. Diğer deyişle devlet Köprü’ye ait olanda birincil kişi ko- numunda değildir, arkadaki hizmetin devamlılığını, bakım ona- rımı ve güvenliği sağlayıcı konumundadır ki bu varlığı da zaten konfor sağlamaya yöneliktir. Ne var ki darbe girişimcilerinin işgali tam da bu konfor alanın üstünde ete kemiğe bürünmüştür ve halkın kullanım alanı gasp edilmiştir. Halkın elinden kendi mekânı alınmış durumdadır. Hafızalardan çıkan tepkisel ilk kavramın Köprü olması bu nedenle yadsınmamalıdır. Bu anlamda darbe girişimini yapanlar, kendilerine birincil mekân olarak devletin resmi bir hizmet binasını, devletin var- lığını ve gücünü sembolleştirdiği bir binayı seçmiş olsalardı ve medya buralardan yayın yapsaydı, toplumsalın hafıza mekân kaydı da farklı olurdu yönündeki bir yaklaşım çok da yanlış olmayacaktır. Köprü gibi günlük sivil kullanımda ve oldukça estetik bir yapıyla, devletin bir mekânının toplumsal bellekte kapsayacağı yer, önem ve anlam düzeyinin doğal olarak farklı olacağını öngörmek mümkündür. Örneğin aynı gece kimi kamu binaları hatta Valilik bile işgal edilmiştir, buna ilişkin görün- tüler de yayınlanmıştır ancak toplumsal hafızada kamu binala- rının işgali anlamlı bir kayıt olarak yer almamıştır. Bunun göz ardı edilmemesinde yarar bulunmaktadır. Burada işgalcilerin Köprü tercihinin bilinçli mi yoksa tesadüfi mi olduğunun da tam bir belirsizlik arz ettiğinin ve bu yönde bir başka çalışmaya ihtiyaç duyulduğunu da burada belirtmek gerekmektedir. Araştırma bulgularında; 15 Temmuz’un, hangi partiye oy ver- miş olursa olsun tüm katılımcılarda ilk olarak “darbe/darbe giri- şimi” kavramını akla getirmesinden hemen sonra, AK Parti’ye ve HDP’ye oy veren katılımcılarda “vatan/bayrak” hassasiye- ti, MHP’ye ve İYİ Parti’ye oy veren katılımcılarda “şehitler”e karşı duyulan minnettarlık, CHP’ye oy veren katılımcılarda ise SONUÇ VE ÖNERİLER | 363 “Köprü” olarak ortaya çıkması da CHP’nin sahip olduğu seç- men kitlesi ile paralelliğini ortaya koyar niteliktedir. Cumhu- riyeti kuran parti için Köprü kazanılmış işlevsel bir mekândır. Elbette bu mekâna bir saldırı gerçekleşirse bu kazanım nede- niyle, mekânı sahiplenecektir. Ancak diğer partiler için kaza- nılması gereken mücadele alanları vardır ve bu mücadele alanı her yerdir, köprüdür, meydandır, caddelerdir. Bulguların ortaya koyduğu bir başka anlamlı sonuç da sokağa çıkan katılımcıların, birlik ve beraberlik duygusunu, sokağa çıkmayanlara göre çok daha güçlü hissettiğidir. Kaldı ki genel değerlendirmede korku, kaygı, üzüntü gibi duyguların varlığı da söz konusu olmuştur ancak eylemin içinde olanların, eyle- min yarattığı atmosfer, hareket, korku ve kaygıların, eylemde- kilerin birbiriyle dayanışmasını güçlendirdiği, tüm ayrışmalar- dan uzak, ortak değerlerde tam bütünleşmeyi kazandırdığıdır. Eylemin içinde yer almanın yarattığı güçlü duygular ile eylemi seyredenlerde oluşan dayanışma, omuzlaşma ve birlikte yürü- me duygusu arasında, eylemde olanlar adına anlamlı bir fark- lılaşma ve üstünlük ortaya çıkmaktadır. Doğal olarak eylemin içinde olanların hafıza mekân ve yaşanılanlara ilişkin bellek kaydı ile seyredenlerdeki bellek kaydı ve hassasiyeti farklı ola- caktır. Burada dikkat çekici nokta, o gece yaşanılanlardan daha çok mekânlara ilişkin yapılan isim değişiklikleri konusunda İstanbul’da yaşayan vatandaşların bir kısmında ortaya çıkan “benimsememişlik” halidir. Verilen mücadele alanının sokakta olanların da evdekilerin de günlük kullanım alanıdır. Eylemin içinde olanlar için açıkça görülmektedir ki orada verilen müca- dele başka bir şeydir, oranın ismi üzerinden daha üst perdeden bir algı oluşturma çalışması yapılması başka bir şeydir. Bu ne- denle isim değişiklikleri toplumun bir kısmında yeterince kar- şılığını, anlamını ve hedefini bulmuş görünmemektedir. Her mücadele, kendi koşulları içinde farklı özellikler arz etmekte, 364 | 15 TEMMUZ DARBE GIRIŞIMI VE TOPLUMSAL BELLEĞIN HAFIZA MEKÂNLARI farklı amaç, duygu ve hafızaları barındırmaktadır. Her müca- dele ya da her işin mutlaka politik olana bağlanması, toplumda karşılık bulmamaktadır. Toplumsal olan yalın olanla daha çok ilgilidir ancak politik olana karşı mesafelidir. Veriler de gös- termektedir ki sokağa çıkan katılımcılar için 15 Temmuz 2016 eylemin içinde yer almışlığın yarattığı bir “gurur” kaynağı iken, sokağa çıkmayan katılımcılarda dünya görüşü ve yaşam tarzının da bir yansıması olarak anlamlı bir karşılık bulmamış- tır. Oysa yaşanan büyük tehlike oldukça acı verici olmuştur ve bu anlamda sokağa çıkmayanlarda da tıpkı endişe, kaygı, üzüntü, vatan sevgisi duygusu yarattığı gibi şüphe taşınmayan bir kabulü de yaratmalı, konuya ilişkin bütünleşmenin tam sağlanmış olması beklenmelidir. Çalışmanın önceki bölümlerinde de anıldığı üzere, mekânsal izler taşıyan imgeler zamanla bireysel belleğinin parçası haline gelmektedir. Bu anlamda 15 Temmuz gecesini sokakta yaşayanların hatıraları, orada birlikte oldukları insanlarla birlikte, bulundukları mekânla ve yaşadıklarıyla birlikte şekillenmiştir. Sokağa çıkmayanlarda ise bireysel hafızalarındaki yer ve kişisel düzeyde hissettikleri ile sınırlı kalmıştır. Bu anlamda eylemlilik ile seyircilik arasında oluşan farkın bellek, hafıza mekân ve yaşanılanlara yüklenen anlamda açıkça ortaya çıktığını söylemek yanlış olmayacaktır. Bu ne- denledir ki hafıza mekân nitelemelerinde ve toplumsal bellek tartışmalarında oluşan bu farkı gözardı etmeden değerlendirme yapmak gerekmektedir. Burada belki de yapılması gerekenin, bütüncül bir duygu oluşturmaya yönelik, yeni ötekileştirme- ler yaratmadan çalışmalar yapmak olduğu ortaya çıkmakta- dır. Zira, yaşanan toplumsal bir felakettir ve bu felaket dünya görüşlerindeki farklılıklara heba edilmeyecek kadar önem arz etmektedir. Zira, araştırma sonuçlarına göre, kadın ve erkek katılımcılar için “vatan, millet, bayrak sevgisi” sokağa çıkma tercihlerini belirleyen en etkili motivasyon kaynağı olarak be- SONUÇ VE ÖNERİLER | 365 lirtilmiş, ikinci sırada ise “devletin yanında olmak” gibi oldukça anlamlı bir sahipleniş duygusu ortaya çıkmıştır. Öyle ki 15-24 yaş grubu aralığındaki katılımcılar için “vatan, millet, bayrak sevgisi” ilk sırada yer alırken, “Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın canlı yayına katılması ve çağrısı” gibi son derece önemli bir faktör bile ikinci sırada gelmiştir. Bu anlamda atılacak adımlar, alınacak politik kararların daha kapsayıcı bir dile sahip olma- sının ortaya çıkaracağı etkinin de tüm politik kaygılardan öte bir içerik taşımasının büyük önem taşıyacağı görülmektedir. Esasen bu noktada iletişim süreçlerinin hayata geçirilmesini beklemek yanlış olmayacaktır. Burada medyanın toplumsal ha- fızanın inşası için önemini bir kez daha ortaya çıkmaktadır. Gerçek işlevleri ile meşgul olan bir medyanın sosyal hafıza, iletişimsel hafıza, tarihsel hafıza, kamusal hafıza, kültürel ha- fızanın inşasında üstleneceği rol oldukça eşsiz görünmektedir. Çalışmanın sonuçlarından hareketle bundan sonra yapılacak benzeri çalışmalar açısından şu önerileri sıralamak mümkündür: • Bu çalışma yalnızca 800 katılımcı ile gerçekleştirilmiştir. Bu nedenle araştırma sonuçlarının daha da genellenebilmesi açısından, geliştirilen ölçme aracının farklı evren ve örnek- lem üzerinden gerçekleştirilmesi çok daha etkili ve detaylı sonuçların elde edilmesini sağlayacaktır. Çalışmanın daha geniş bir örneklem grubu üzerinden yürütülmesi, hatırlama sürecinde hafıza mekânlarının ve isim değişikliklerinin ne tür doyum sağladığını ortaya koyacak, hafıza mekânlarının işlevselliği hakkında bakış açısı kazandıracaktır. • Çalışma sadece İstanbul’da gerçekleştirildiğinden çalışmanın farklı şehirlerde gerçekleştirilmesi gerekmektedir. Böylece Türkiye toplumu için bir “15 Temmuz Toplumsal Bellek Pa- noraması” çıkarılacak ve bu toplumun dinamiklerinin anla- şılması sağlanabilecektir. • Türkiye’nin darbeler tarihinde inşa edilen hafıza mekân- 366 | 15 TEMMUZ DARBE GIRIŞIMI VE TOPLUMSAL BELLEĞIN HAFIZA MEKÂNLARI ları ve yapılan isim değişiklikleri arasındaki farkların ya da benzerliklerin incelenmesi geçmişten bugüne bir hafıza mekânları profili çizecektir. Cumhuriyet dönemi ve sonra- sında inşa edilen anıtların ne kadar ve neden bellekte yer edindiklerini ve/veya edinmediklerini 15 Temmuz sonra- sında inşa edilen ve hafızada karşılık bulan/veya bulmayan anıtlarla karşılaştırarak tartışmak literatüre katkı sağlaya- caktır. • Bu çalışmanın darbe girişimini “medya üzerinden dene- yimleyen ve toplumsal hareketliliği sağlama noktasında ak- tif rol alan” katılımcılarla tekrarlanması, bireylerin hangi medya mecralarını, ne kadar sıklıkla, hangi amaçlarla kul- landığını ortaya koyacaktır. Ayrıca bu grubun o geceye iliş- kin paylaşımları sunarken nasıl hareket ettiği, sosyal med- ya kullanım motivasyonları ve performanslarının toplumsal belleğe etkisini ortaya koyacaktır. • Çalışmanın söz konusu gece yaşanan direniş sırasında şehit olanların aileleri ya da gazi olan insanlarla tekrarlanması bu çalışmanın bulguları ile karşılaştırma yapma olanağı sunacaktır. Araştırma sonucunda en etkili hafıza mekânı olarak kabul gören Köprü özelinde bir çalışma yürütmek 15 Temmuz Şehitler Köprüsü’nün kolektif hafızalardaki yeri- nin sorgulanmasını sağlayacaktır. KAYNAKÇA | 367 Kaynakça Abrahamsson, Christian: For Space, Eds. Doreen Massey, Geografiska Annaler, Series B, Human Geography, 89 (1), 2007, p. 83-85. Alderman, Derek H. “Creating a New Geography of Memory in the South: (Re)naming of Streets in Honor of Mar- tin Luther King. Jr.”, Southeastern Geograp- her, 36 (1), 1996, p. 51- 69. Alderman, Derek H. “Street names and the scaling of memory: The politics of commemorating Martin Luther King, Jr within the African American community”, Area, Vol. 35, No. 2 (Jun., 2003), pp. 163-173. Amoros, Miguel: “Kentsel Mücadeleler ve Sınıf Mücadelesi”, Mekân Meselesi, Der: Andy Merrifield, An- tonio Negri, Asef Bayat, David Harvey, Loic Wacquant, Miguel Amoros, Soner Torlak, Tekin Yayınevi, 2016, s. 129-140. Anadolu Ajansı: “Hafıza 15 Temmuz Müzesi bir yılda 500 bin kişiyi ağırladı”, (Çevrimiçi), https://www. aa.com.tr/tr/15-temmuz-darbe-girisimi/hafi- za-15-temmuz-muzesi-bir-yilda-500-bin-kisi- yi-agirladi/1908530 ,13 Ağustos 2020. Ardıçoğlu, Rüya; Uslu, Aysel: “Meydanların Morfolojik Değişimi: Beyazıt Meydanı Örneği”, Türkiye Kentsel Morfoloji Araştırma Ağı II. Kentsel Morfoloji Sempoz- yumu Bildiri Kitabı, 2018, s. 589-610. Assmann, Jan: Kültürel Bellek Eski Yüksek Kültürlerde Yazı, Hatırlama ve Politik Kimlik, Çev. Ayşe Tekin, Ayrıntı Yayınları, 2015. Augustinus: “İtiraflar”, Zaman, Çev. Saffet Babür, İmge Kitabevi, s. 42-55. Ayataç, Hatice; Zıvalı Turhan, Tülay: “Sokak İsimlerinin Kent Morfolojisindeki Değişimle İlgisi; İstanbul Kıyı Meydanları İçin Bir Karşılaştırma”, Türkiye Kentsel Morfoloji Araştırma Ağı II. Kentsel Morfoloji Sempoz- yumu Bildiri Kitabı, 2018, s. 987-1004. Azaryahu, Maoz: “The Purge of Bismarck and Saladin: The Renaming of Streets in East Berlin and Haifa, a Comparative Study in Culture-Planning”, Poe- tics Today 13: 2 (Summer 1992), . 368 | 15 TEMMUZ DARBE GIRIŞIMI VE TOPLUMSAL BELLEĞIN HAFIZA MEKÂNLARI Azaryahu, Maoz: “The Power of Commemorative Street Names”, Environment and Planning D Society and Space, 1996, Volüme 14, p. 311-330. Azaryahu, Maoz: “German reunification and the politics of street names: the case of East Berlin”, Polirrcol Ge- ography, Vol. 16, No. 6, pp. 479-493, 1997. Azaryahu, Maoz: “The Critical Turn and Beyond: The Case of Commemorative Street Naming”, An Interna- tional E-Journal for Critical Geographies, 2011, 10 (1), p. 28-33. Avcı, Özlem: “Üretilen İslami Mekânlar ve Alternatif Tatil Mekânları”, Özneler, Durumlar ve Mekânlar Toplum ve Mekân: Mekânları Kurgulamak, Bağlam Yayıncılık, 2009 s.137-153. Aykan, Bahar: “UNESCO ve Kültürel Mirasın Milliyeti”, Neye Yarar Hatıralar? Bellek ve Siyaset Çalışma- ları, Phoenix Yayınevi, 2012, s. 303-331. Bachelard, Gaston: Mekânın Poetikası, T. Aykut Derman, Kesit Yayıncılık, 1996. Barash, Jeffrey Andrew: “Belleğin Kaynakları”, Bellek: Öncesiz, Son- rasız, Cogito, Sayı: 50, Bahar 2007, s. 11-22. Başaran İnce, Gökçen: “Toplumsal Hatırlama/Unutma Sürecinde Basın: Kolektif Siyasi Belleğimizdeki Cum- huriyet Tasavvuru”, Doktora Tezi, 2010, Ege Üniversitesi. Batuman, Bülent: Kentin Suretleri Mekân ve Görsel Politika, Dipnot Yayınları, 2019. Batuman, Bülent: “Mekân, Kimlik ve Sosyal Çatışma: Cumhuri- yet’in Kamusal Mekânı Olarak Kızılay Mey- danı”, Başkent Üzerine Mekân-Politik Tezler Ankara’nın Kamusal Yüzleri, Der: Güven Arif Sargın, İletişim Yayınları, 2007. Bayat, Asef: “Tersyüz-oLmuş-şehir’de Siyaset”, Mekân Meselesi, Der: Andy Merrifield, Antonio Negri, Asef Bayat, David Harvey, Loic Wacquant, Miguel Amoros, Soner Torlak, Tekin Yayınevi, 2016, s. 29-57. Berger, John: Görme Biçimleri, Çev. Yurdanur Salman, Me- tis Yayınları, 1995. Berger, John: O Ana Adanmış, Çev. Yurdanur Salman, Müge Gürsoy, Metis Yayınları, 1998. KAYNAKÇA | 369 Bergson, Henri: Madde ve Bellek Beden ve Tin İlişkisi Üzeri- ne Deneme, Çev. Işık Ergüden, Dost Kitabevi, 2007. Bilgin, Nuri: Tarih ve Kolektif Bellek, Bağlam Yayıncılık, 2013. Birik, Melih; Tezer, Saadet Tuğçe: “Metabolik Yaklaşım Çerçevesinde Bir Kentsel Morfoloji Okuması: Levent Bütünleşik Vadi Sistemi’nin Coğrafya ve Yapılı Çevre Etkile- şimi”, Türkiye Kentsel Morfoloji Araştırma Ağı II. Kentsel Morfoloji Sempozyumu Bildi- ri Kitabı, 2018, s. 89-104. Blain, Jean: “Paul Ricoeur’le Söyleşi: Bellek, Tarih, Unu- tuş”, Bellek: Öncesiz, Sonrasız, Cogito, Sayı: 50, Bahar 2007, s. 141-155. Blatz, Craig W.; Ross, M: “Tarihi Anılar”, Zihinde ve Kültürde Bellek, Eds. Pascal Boyer, James V. Wertsch, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, 2015, s. 281-300. Blight, David W.: “Bellek Patlaması: Neden ve Neden Şimdi?”, Zihinde ve Kültürde Bellek, Eds. Pascal Boyer, James V. Wertsch, Türkiye İş Bankası Yayınları, 2015, s. 301-320. Birdal, Serhat C.: “Bir ‘Karşı-Yas’ Çalışması Olarak Hrant Dink Anması”, Neye Yarar Hatıralar? Bellek ve Siyaset Çalışmaları, Phoenix Yayınevi, 2012, s. 253-280. Bolak Hisarlıgil, Beyhan: “Martin Heidegger’de ‘Mekân’ Düşüncesi: Hermeneutik-Fenomenolojik Bir Yaklaşım”, Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, Say: 25, Y l:2008/2, s. 23-34. Boyer, Pascal; Wertsch, James V.: Zihinde ve Kültürde Bellek, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, 2015. Boyer, Pascal: “Anılar Ne İşe Yarar? Hatırlamanın Biliş ve Kültürle İlgili İşlevleri”, Zihinde ve Kültürde Bellek, Eds. Pascal Boyer, James V. Wertsch, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, 2015, s. 5-36. Boym, Svetlana: Nostaljinin Geleceği, Metis Yayıncılık, 2009. Büyüköztürk, Şener: Sosyal Bilimler İçin Veri Analizi El Kitabı İstatistik, Araştırma Deseni, SPSS Uygula- maları ve Yorum, Pegem Yayıncılık, 2007. 370 | 15 TEMMUZ DARBE GIRIŞIMI VE TOPLUMSAL BELLEĞIN HAFIZA MEKÂNLARI Can, Ali: “Bişkek Örneğinde Kent İdeolojisi”. Yeni İleti- şim Teknolojileri ve Toplumsal Dönüşüm II. Uluslararası İletişim Sempozyumu, Kırgızis- tan-Türkiye Manas Üniversitesi Yayınları, 2012. Canefe, Nergis: Anavatandan Yavruvatana Milliyetçilik, Bellek ve Aidiyet, İstanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları, 2007. CnnTürk.com: “15 Temmuz Şehitler Anıtı Bugün Açıldı”, (Çevrimiçi), https://www.cnnturk.com/turki- ye/15-temmuz-sehitler-aniti-bugun-acildi-is- te-anitin-ozellikleri, 11 Nisan 2021. Critchley, Simon: Bellek Tiyatrosu, Çev. Tuncay Birkan, Metis Yayınları, 2015. Connerton, Paul: Toplumlar Nasıl Anımsar?, Çev. Alaeddin Şenel, Ayrıntı Yayınları, 2014. Connerton, Paul: Modernite Nasıl Unutturur?, T. Kübra Kelebe- koğlu, Sel Yayıncılık, 2012. Cuilenburg, Jan van: “Medya ve Demokrasi”, Televizyon Haberci- liğinde Etik, Ed. Bülent Çaplı; Hakan Tuncel, 2010, s.99-124. Çağla, Cengiz: “Renan, Irk, Millet”, Bellek: Öncesiz, Sonra- sız, Cogito, Sayı: 50, Bahar 2007, s. 55-76. Çağlar, İsmail; Altun Fahrettin: “Mecra ve Mesaj: Türkiye’de Darbe Süreçlerin- de Medya”, 15 Temmuz’da Medya Darbe ve Direnişin Mecrası, Ed. İsmail Çağlar, Mehmet Akif Memmi, Fahrettin Altun, 2017, s.13-24. Çakı, Fahri: “Türkiye’de 15 Temmuz’un Toplumsal Etkileri ve Ona Yol Açan Faktörler Üzerine Düşünce- ler”, Akademik İncelemeler Dergisi, 13 (1), 91-124. Çavuşoğlu, Erbatur: “Türkiye Kentleşmesinin Toplumsal Arkeoloji- si”, Ayrıntı Yayınları, 2014. Çavuşoğlu, Erbatur: “Kent ve İktidarların Meydan Korkusu”, Kentleri Savunmak Mekân, Toplum ve Siyaset Üzerine, Eds. Aysun Koca, Çare Olgun Çalışkan, Esra Kaya, Gürkan Akgün, NotaBene Yayınları, 2014, s. 227-231. Çelik, Celaleddin: “Toplumsal Hafızanın İnşasında İsimler”, Sos- yoloji Divanı Sosyoloji Dergisi, Yıl: 5, Sayı: 10, Temmuz-Aralık 2018, s. 63-76. Çiftçi, Kemal: “Tarih Kimlik ve Türkiye’nin Belleğinin Dış Politikası”, Akademik İncelemeler, Cilt: 2, Sayı: 1, 2007, s. 97-131. KAYNAKÇA | 371 Deleuze, Gillez: Spinoza Üstüne On Bir Ders, T. ulus_baker@ körotonomedya, Öteki Yayınevi, 2000. Demir, Erol: “Kamusal Mekân ve İmge: Gençlik Parkı’nın Değişen Anlamı”, Toplum ve Bilim, Sayı 94, 2002, s. 109-142. Demir, Oğuzhan Ömer: “Nitel Araştırma Yöntemleri”, Sosyal Bilim- lerde Araştırma Yöntemleri, Ed. Kaan Böke, Alfa Yayınları, 2017, s. 287-316. Demir, Sertaç Timur: “15 Temmuz Darbe Girişimi’nde Med- ya”, (Çevrimiçi), http://file.setav.org/Files/ Pdf/20160810174758_15-temmuz-darbe-girisi- minde-medya-pdf.pdf, 2 Şubat 2021. Deniz, Bülent: “Kentsel Kamusal Mekânlar Bağlamında Centennial Olimpiyat Parkı’nın (Atlanda, ABD) İrdelenmesi”. ADÜ Ziraat Fakültesi Dergisi, 2 (1), 2005. Deniz, A. Çağlar: Hafıza Yelpazesi Toplumsal Hafıza Bağla- mında Hindistan Kızılay Heyetleri, E Yayın- ları, 2014. Depeli, Gülsüm: “Görsellik ve Kültürel Bellek İlişkisi: Göç- menin Evi”, Kültür ve İletişim Dergisi, Sayı 13(2), 2010, s. 9-39. Devran, Yusuf; Özcan, Ömer Faruk: “15 Temmuz Darbe Girişimi: Gelenekselden Yeniye Medya Araçlarının Kullanımı”, AJIT-e, 7 (25), 72-90. Doyuran, Levent: Tarih İçerikli Televizyon Dizileri ve Belge- selleri Üzerinden Kolektif Belleğin İnşası, Cinius Yayınları, 2018. Draaisma, Douwe: Yaşlandıkça Hayat Neden Çabuk Geçer, Çev: Gürol Koca, İletişim Yayınları, 2012. Draaisma, Douwe: Bellek Metaforları Zihinle İlgili Fikirlerin Tarihi, Metis Yayınları, 2014. Draaisma, Douwe: Unutmanın Kitabı Rüyalarımızı Neden Hemen Unuturuz, Anılarımız Neden Sürekli Değişir?, Çev. Dilman Muradoğlu, Yapı Kredi Yayınları, 2015. Dudai, Yadin: Memory from A to Z: Keywords, Concepts, and Beyond, Oxford University Press, 2004. Durgun, Sezgi: “Arz’ın seyahati: Gaia’dan Google Earth’e”, Mekân, Felsefe Logos Dergisi, Fesatoder Ya- yınları, Sayı 50, 2013, s. 7-16. 372 | 15 TEMMUZ DARBE GIRIŞIMI VE TOPLUMSAL BELLEĞIN HAFIZA MEKÂNLARI Durgun, Ö. Sezgi: “Ulusçuluk Ve Mekân: Cumhuriyet Söyle- minde ‘Vatan’: 1920–1950”, Doktora Tezi, 2010, Marmara Üniversitesi. Durmuş, Beril; Yurtkoru, E. Serra, Çinko, Murat: Sosyal Bilimlerde Veri Analizi SPSS’le Veri Analizi, Beta Basım Yayım Dağıtım, 2018. Düzcan, Bekir: “Toplumsal Hafızada ‘Sokak’ İmgesinin Dönü- şümü: ‘Sokak Ortasında’ Söylemi ve Sokağın Kriminalleştirilmesi”, Sokağın Belleği 1 Mayıs 1977’den Gezi Direnişi’ne Toplumsal Hare- ketler ve Kent Mekânı, Dipnot Yayınları, 2014, s. 187-212. Eagleton, Terry: İdeoloji, Çev. M. Özcan, Ayrıntı Yayınları, 1996. Elçin, Tuğba: “Bürokrasinin Mimari Görünümü”. Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi, Kamu Yönetimi Alanında Bir İnceleme” (Çevrimiçi), http://kayaum.politics.ankara.edu.tr/burokrasini nmimarigorunumu.pdf 2008, 29 Mart 2021. Eminağaoğlu, Zehra; Yaman, Yasin K.: “Barajlar ve Kaybolan Çoruh Vadisi Köyle- ri: Neler Kaybediyoruz?”, Bir Varmış Bir Yokmuş Toplumsal Bellek, Mekân ve Kimlik Üzerine Araştırmalar, Drl. Tahire Erman, Ser- pil Özaloğlu, Koç Üniversitesi Yayınları, 2017, s. 87-90. Erdoğan, Ebru; Yıldız, Zeynep: “Zaman ve Mekân Kavramları Arasındaki Para- doksal İlişkinin “Bulut Atlası” Filmi Üzerinden Okunması”, METU Journal of the Faculty of Architecture, 35: 1, 2018/1, p. 1-25. Ergur, Ali: Görkemli Unutuş Toplumsal Belleğin Kıv- rımlarında Dumlupınar Faciası, Bağlam Yayıncılık, 2006. Ertürk, Yıldız Dilek: Davranışlarımız ve Biz Sosyal Psikoloji Ba- kışıyla Kalabalık İçinde Ben Olmak, Pozitif Yayınları, 2017. Eyrek, Aysun: “Kültür Endüstrisinde Bellek Yitimi: Ekran Belleği”, Doktora Tezi, 2019, İstanbul Üniversi- tesi. Gökgür, Pelin: Kentsel Mekânda Kamusal Alanın Yeri, Bağ- lam Yayınları, 2017. Gülcan, Nur Yerliz: “Ortaçağ Avrupa’sında Skolastik Felsefe ve Go- KAYNAKÇA | 373 tik Mimari” Turkish Studies Social Sciences, Volume 14 Issue 5, 2019. Fırat, Derya: “Sunum: Bellek, Uzam ve Mücadele”, Sokağın Belleği 1 Mayıs 1977’den Gezi Direnişi’ne Toplumsal Hareketler ve Kent Mekânı, Dip- not Yayınları, 2014, s.7-42. Fırat, Derya; Muti, Öndercan: “1980 Askeri Darbesinin Bellek Mekânları”, So- kağın Belleği 1 Mayıs 1977’den Gezi Direni- şi’ne Toplumsal Hareketler ve Kent Mekânı, Dipnot Yayınları, 2014, s.117-138. Foucault, Michel; Miskowiec, Jay: “Of Other Spaces”, Diacritics, 16(1), 1986, p. 22- 27. Foucault, Michel: POWER/KNOWLEDGE Selected Interviews and Other Writings 1972-1977, Eds. Colin Gordon, Transl. Colin Gordon, Leo Marshall, John Mepham, Kate Soper, Pantheon Books. Foucault, Michel: Hapishanenin Doğuşu, Çev. Hülya Uğur Tanrıöver, Ayrıntı, İstanbul, 1992. Foucault, Michel: İktidarın Gözü, Çev: Işık Ergüden, Ayrıntı Yayınları, 2012. Foucault, Michel: Özne ve İktidar, Çev: Işık Ergüden, Osman Akınhay, Ayrıntı Yayınları, 2014. Gilmour, Rachelle: “The Function of Place Naming in 2 Samuel 5–6: A Study in Collective Memory” Jour- nal for the Study of the Old Testament, 39.4 (2015), p. 405-431. Giritlioğlu, Cengiz; Gürleyen, Tuğçe: “Kentsel Morfoloji Dinamikleri ve Yönetimsel Çerçevesi”, Türkiye Kentsel Morfoloji Araş- tırma Ağı II. Kentsel Morfoloji Sempozyumu Bildiri Kitabı, 2018, s. 213-226. Göle, Münir: “Doğru Olmadığını Biliyorum Ama Öyle Hatır- lıyorum”, Bellek: Öncesiz, Sonrasız, Cogito, Sayı: 50, Bahar 2007, s. 23-30. Groh, Jennifer M.: Mekan Yaratmak Beyin Nerede Olduğunu Nasıl Biliyor?, Metis Yayınları, 2016. Gülpınar, Turgay: “Anıtkabir’in Unutulan Kabirleri”, Neye Yarar Hatıralar? Bellek ve Siyaset Çalışmaları, Phoenix Yayınevi, 2012, s. 81-150. Gür, Aslı: “Üç Boyutlu Öyküler: Türkiyeli Ziyaretçilerin Gözünden Anadolu Medeniyetleri Müzesi ve 374 | 15 TEMMUZ DARBE GIRIŞIMI VE TOPLUMSAL BELLEĞIN HAFIZA MEKÂNLARI Temsil Ettiği Ulusal Kimlik”, Hatırladıklarıy- la ve Unuttuklarıyla Türkiye’nin Toplumsal Hafızası, Drl. Esra Özyürek, İletişim Yayınları, 2012, s. 215-248. Güvenç, Murat: “Kentsel Morfoloji Alanı Kurulurken”, Türkiye Kentsel Morfoloji Araştırma Ağı II. Kentsel Morfoloji Sempozyumu Bildiri Kitabı, 2018, s. 73-80. Haberler.com “Ankara’da Cadde ve Sokaklara Verilen ‘Gülen’ İsimlerini Taşıyan Tabelalar Kaldırıldı”, (Çevri- miçi), https://www.haberler.com/ankara-da-cad- de-ve-sokaklara-verilen-gulen-10771427-habe- ri/, 15 Temmuz 2020. Halbwachs, Maurice: Kolektif Hafıza, Çev: Banu Barış, Heretik Yayınları, 2017. Halbwachs, Maurice: Hafızanın Toplumsal Çerçeveleri, Çev. Büşra Uçar, Heretik Yayınları, 2016. Harvey, David: Sosyal Adalet ve Şehir, Metis Yayınları, 2016. Hendrich, Beatrice: “Mario Levi ve Mıgırdiç Margosyan’da Yemek Hatırlama ve Hatırlama Yemekleri”, Nasıl Hatırlıyoruz? Türkiye’de Bellek Çalışmaları, Ed. Leyla Neyzi, Türkiye İş Bankası Yayınları, 2014, s. 91-120. Huyssen, Andreas: Alacakaranlık Anıları Bellek Yitimi Kültü- ründe Zamanı Belirlemek, Metis Yayınları, 1999. Hürriyet Gazetesi: “Direnişin Hafıza Mekânları”, (Çevrimiçi) htt- ps://www.hurriyet.com.tr/gundem/direnisin-ha- fiza-mekanlari-40896680 , 2 Şubat 2020. Işık, İ. Emre: “Mekân ve Toplum”, Özneler, Durumlar ve Mekânlar Toplum ve Mekân: Mekânları Kurgulamak, Bağlam Yayıncılık, 2009 s.13-23. İlhan, M. Emir: “Gelenek ve Hatırlama: Belleğin Kültürel Olarak Yeniden İnşası Üzerine Bir Tartışma”, Turkish Studies, Volume 10/8, Spring 2015, p. 1395-1408. İlhan, M. Emir: Kültürel Bellek Sözlü Kültürden Yazılı Kül- türe Hatırlama, Doğu Batı Yayınları, 2018. İnceoğlu, Metin: Tutum Algı İletişim, Beykent Üniversitesi Yayınevi, 2010. İslamoğlu, Hamdi; Alnıaçık Ümit: Sosyal Bilimlerde Araştırma Yöntemleri, Beta Basım Yayım Dağıtım, 2019. KAYNAKÇA | 375 Jedlowski, Paolo: “Memory and Sociology Themes and issues”, Time & Society, 2001, Vol 10 (1), p. 29-44. Jongerden, Joost: “Crafting Space, Making People: The Spatial Design of Nation in Modern Turkey”, European Journal of TurkishStudies, Numéro 10, 2009, p. 1-22. Karaarslan, Faruk: “Modern Dünyada Toplumsal Hafıza Ve Dö- nüşümü”, Doktora Tezi, 2014, Selçuk Üniversi- tesi. Karadavut, Tuğba: “Parametrik Olmayan (Non-Parametrik) İstatis- tik Yöntemleri”, Sosyal Bilimlerde İstatistik Excel ve SPSS Uygulamaları, Ed. Fatih Orçan, Anı Yayıncılık, 2020. Karaduman, Serdar: “Sokak İsimleri Değiştirilebilir mi?”, Kentleri Savunmak Mekân, Toplum ve Siyaset Üze- rine, Eds. Aysun Koca, Çare Olgun Çalışkan, Esra Kaya, Gürkan Akgün, NotaBene Yayınları, 2014, s. 76- 77. Karasar, Niyazi: Bilimsel Araştırma Yöntemi Kavramlar İlke- ler Teknikler, Nobel Kitap, 2016. Kazan, Halim: Bilimsel Araştırma Teknikleri, (Çevrimiçi), http://auzefkitap.istanbul.edu.tr/kitap/kok/bi- larstekau202.pdf, 30 Aralık 2020. Kesal, Ercan: “Sinema ve bellek”, (Çevrimiçi), http://www.er- cankesal.com/sinema-ve-bellek/, 1 Mayıs 2019. Keskin, Necat: “Bellek Mekânları Olarak Kent Müzeleri ve Diyarbakır Örneği”, Bir Varmış Bir Yokmuş Toplumsal Bellek, Mekân ve Kimlik Üzeri- ne Araştırmalar, Drl. Tahire Erman, Serpil Özaloğlu, Koç Üniversitesi Yayınları, 2017, s. 155-162. Kılıçkaya, Derya: “Belleğin Kış Uykusu ve Bellek Üzerine Dü- şünceler”, Bir Varmış Bir Yokmuş Toplumsal Bellek, Mekân ve Kimlik Üzerine Araştırma- lar, Drl. Tahire Erman, Serpil Özaloğlu, Koç Üniversitesi Yayınları, 2017, s. 27-30. Kocabay Şener, Nihal: “Bir Mücadele Alanı Olarak Kentsel Uzam ve Toplumun Hafızası”, (Çevrimiçi), https://ayrin- tidergi.com.tr/bir-mucadele-alani-olarak-kent- sel-uzam-ve-toplumun-hafizasi/, 8 Ağustos 2020. Komsuoğlu, Ayşegül; Örs, Birsen: “Kimliği Unutulmayanlarla Kurgulamak: 376 | 15 TEMMUZ DARBE GIRIŞIMI VE TOPLUMSAL BELLEĞIN HAFIZA MEKÂNLARI Anadolu Ermenilerinin Cumhuriyet Döneminde İstanbul’a Göçü”, Nasıl Hatırlıyoruz? Tür- kiye’de Bellek Çalışmaları, Ed. Leyla Neyzi, 2014, s. 217-246. KONDA: “Demokrasi Nöbeti Araştırması Meydanların Profili” (Çevrimiçi), http://konda.com.tr/demok- rasinobeti/, 4 Mayıs 2021. Köklü, Elif; Eskidemir, Kahraman: “Kentlerdeki Mekânsal Dönüşümün Bir Kimlik Unsuru Olarak Gündelik Peyzaj ile İlişkisinin İncelenmesi: Tuzla Örneği”, Türkiye Kentsel Morfoloji Araştırma Ağı II. Kentsel Mor- foloji Sempozyumu Bildiri Kitabı, 2018, s. 923-944. Köktürk, Erol: “Mekân Algısı ve Mekân İlişkisi Üzerine”, Mekânsal Planlamada Jeodezi Sempozyumu, Kasım 2010, s. 1-15. Kundera, Milan: Gülüşün ve Unutuşun Kitabı, Çev. Aydın Emeç, 1988. Laclau, Ernesto; Mouffe, Chantal: Hegemonya ve Sosyalist Strateji, Çev. Ahmet Kardam, Doğan Şahiner, Birikim Yayınları, 1992. Lefebvre, Henri: Mekânın Üretimi, Çev. Işık Ergüden, Sel Ya- yıncılık, 2016. Levi, Amalia S.: “Hafızanın ‘Dayanılmaz Hafifliği’: Arşivler ve Müzelerde Türk Yahudi Kadını”, Nasıl Hatır- lıyoruz? Türkiye’de Bellek Çalışmaları, Ed. Leyla Neyzi, 2014, s. 121-150. Light, Duncan; Young, Craig: “Habit, Memory, and the Persistence of Socia- list-Era Street Names in Postsocialist Bucharest, Romania”, Annals of the Association of Ame- rican Geographers, 2014, 104:3, p. 668-685. Lin, Martin: “Memory and Personal Identity in Spinoza”, Canadian Journal of Philosophy, Jun., 2005, Vol. 35, No. 2, pp. 243-268. Lynch, Kevin: Kent İmgesi, Çev. İrem Başaran, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, 2019. Mavratsas, Caesar V.: “Kıbrıs Rum Ulusal Kimliği: Coğrafya ile Tarih Arasında Bir Çatışma”, Mekân ve Millet Yunanistan ve Türkiye’nin Coğrafyalarının Oluşumu, Drl. P. Nikiforos Diamandouros, Thalia Dragonas, Çağlar Keyder, Koç Üniversi- KAYNAKÇA | 377 tesi Yayınları, 2018, s. 153-168. Marquez, Gabriel Garcia: Anlatmak İçin Yaşamak, Çev. Pınar Savaş, Can Sanat Yayınları, 2016. Mouffe, Chantal: Siyasal Üzerine, Çev. Mehmet Ratip, İletişim Yayınları, 2015. Mungan, Büşra; Günay, Zeynep: “Etnik Miras Bağlamında Kent, Biçim ve Değişim: Suriçi, Diyarbakır”, Türkiye Kentsel Morfoloji Araştırma Ağı II. Kentsel Mor- foloji Sempozyumu Bildiri Kitabı, 2018, s. 755-768. Navaro, Yael: “Egemenliğin Maddiliği: Kuzey Kıbrıs’ta Coğ- rafi Uzmanlık ve Yer İsimlerinin Değişmesi”, Mekân ve Millet Yunanistan ve Türkiye’nin Coğrafyalarının Oluşumu, Drl. P. Nikifo- ros Diamandouros, Thalia Dragonas, Çağlar Keyder, Koç Üniversitesi Yayınları, 2018, s. 137-152. Neyzi, Leyla: Nasıl Hatırlıyoruz? Türkiye’de Bellek Çalış- maları, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, 2014. Nora, Pierre: Hafıza Mekânları, Çev. Mehmet Emin Özcan, Dost Kitabevi Yayınları, 2006. Olick, Jeffrey K.: “Kolektif bellek: iki farklı kültür”, Moment Dergi, Hacettepe Üniversitesi İletişim Fakül- tesi Kültürel Çalışmalar Dergisi, 2014, 1(2), s. 175-211. Oraliş, Meral: “Yalnızlığın Mekânsal Topografyası”, Bellek, Mekân, İmge, Eds. Mahmut Karakuş, Meral Oraliş, Multılıngual, 2006, s. 65-78. Orhon, Göze: Medya ve Bellek Çalışmaları: Paralellikler, Gerilimler, İletişim Araştırmaları, 13 (2), 2015, s. 9-31. Öncü, Ayşe; Weyland, Petra: “Giriş: Küreselleşen Kentlerde Yaşam Alanı ve Toplumsal Kimlik Mücadeleleri”, Mekân, Kültür, İktidar Küreselleşen Kentlerde Yeni Kimlikler, İletişim Yayınları, 2016, s. 9-40. Öncü, Ayşe: “İstanbul’un Osmanlı Mirasına İlişkin An- latılar”, Mekân ve Millet Yunanistan ve Türkiye’nin Coğrafyalarının Oluşumu, Drl. P. Nikiforos Diamandouros, Thalia Dragonas, Çağlar Keyder, Koç Üniversitesi Yayınları, 2018, s. 223-248. 378 | 15 TEMMUZ DARBE GIRIŞIMI VE TOPLUMSAL BELLEĞIN HAFIZA MEKÂNLARI Önder, Alev: “Bir Ada Hikâyesi’nde Tarih, Kimlik, Bellek”, Yeni Türk Edebiyatı Araştırmaları, 9 (18), 2017, s. 156-176. Önkal, Güncel: “Dönüşen Kentlilik, ‘Butik Kimlik’ler ve Kül- türel Bellek Yitimi”, Bir Varmış Bir Yokmuş Toplumsal Bellek, Mekân ve Kimlik Üzeri- ne Araştırmalar, Drl. Tahire Erman, Serpil Özaloğlu, Koç Üniversitesi Yayınları, 2017, s. 225-227. Ö. Özak, Nilüfer; P. Gökmen, Gülçin: “Bellek ve mekân ilişkisi üzerine bir model öne- risi”, İtüdergisi mimarlık, planlama, tasarım, Sayı: 8, Cilt: 2, Eylül 2009, s. 145-155. Özaloğlu, Serpil: “Hatırlamanın Yapıtaşı Mekânın Bellek İle İlişkisi Üzerine”, Bir Varmış Bir Yokmuş Toplumsal Bellek, Mekân ve Kimlik Üzerine Araştırmalar, Drl. Tahire Erman, Serpil Öza- loğlu, Koç Üniversitesi Yayınları, 2017, s. 13-20. Özberk, Nejdet: “Mekânsal Semiyotik ve Politik Semantik Açı- sından Kentsel Metnin Dönüşümü: Nevşehir’de Kamusal Mekân İsimlendirmeleri Örneği”, İde- al Kent Dergisi, Sayı 24, Cilt Volume 9, 2018-2, s. 662-700. Özdem, Filiz: “Beni Ölüm Gibi’deki Hatırlama, Zaman ve Özne Katmanları” Bellek: Öncesiz, Sonrasız, Cogito, Sayı: 50, Bahar 2007, s. 105-110. Özdemir, Özlem: “Geçmişe Mazi Diyebildik mi?”, Neye Yarar Hatıralar? Bellek ve Siyaset Çalışmaları, Phoenix Yayınevi, 2012, s. 151-220. Özen, Arzu: “Mimari Sanal Gerçeklik Ortamlarında Algı Psikolojisi”, Bilgi Teknolojileri Kongresi IV, Akademik Bilişim, Denizli, http://ab.org.tr/ ab06/bildiri/81.doc, 7 Ocak 2021. Özkan, Miray: “Yer İsimleri: Toplumsal Hafıza Araçları”, (Çevrimiçi), https://xxi.com.tr/i/yer-isimle- ri-toplumsal-hafiza-araclari, 23 Kasım 2019. Özkır, Yusuf: “Darbecilerin İlk Adresi: Medya Organları”, 15 Temmuz’da Medya Darbe ve Direnişin Mec- rası, Ed. İsmail Çağlar, Mehmet Akif Emmi, Fahrettin Altun, 2017, s. 25-67. Özmen, Ayça; Çetin, Burcu C.: “Bellek ve Mekânın Dönüşümü: Tarlabaşı”, Bir Varmış Bir Yokmuş Toplumsal Bellek, KAYNAKÇA | 379 Mekân ve Kimlik Üzerine Araştırmalar, Drl. Tahire Erman, Serpil Özaloğlu, Koç Üniversite- si Yayınları, 2017, s. 103-108. Öztürk, Serdar: Mekân ve İktidar Filmlerle İletişim Mekân- larının Altpolitikası, Phoenix Yayınevi, 2012. Özyürek, Esra: Hatırladıklarıyla ve Unuttuklarıyla Türki- ye’nin Toplumsal Hafızası, İletişim Yayınları, 2012. Palonen, Emilia: “The City-Text in Post-Communist Budapest: Street Names, Memorials, and the Politics of Commemoration”, GeoJournal, 2008, 73, p. 219–230. Pennebaker, James W.; Gonzales, Amy L.: “Tarih Yazmak: Kolektif Belleğin Altında Yatan Sosyal ve Psikolojik Süreçler”, Zihinde ve Kültürde Bellek, Eds. Pascal Boyer, James V. Wertsch, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, 2015, s. 217-246. Perec, Georges: Mekân Feşmekân, Ayberk Erkay, Everest Ya- yınları, 2017. Peri, Yoram: “The Media and Collective Memory of Yitzhak Rabin’s Remembrance”, Journal of Communi- cation, Summer 1999, s.106-124. Polat, Nusret: “Bellek ve Yabancı İçin Sorumluluk: Etik ‘İyi Yaşam’ Fikri İçin Kısa Bir Giriş”, Bellek: Ön- cesiz, Sonrasız, Cogito, Sayı: 50, Bahar 2007, s. 77-86. Pösteki, Nigar: “Sinema Salonlarının Dönüşümünde Bellek ve Mekân İlişkisi”, (Çevrimiçi) https://docplayer. biz.tr/16573226-Sdnema-salonlarinin-donusu- munde-bellek-ve-mekan-dldskdsd-nigar-pos- tekd-1-ozet.html, 14 Eylül 2020. R. Redwood, Reuben; A., Derek; A., Maoz: “Geographies of toponymic inscription: new directions in critical place-name studies”, Progress in Human Geography, 34(4), 2010, p. 453–470. Ricoeur, Paul: Hafıza, Tarih, Unutuş, Çev. M. Emin Özcan, Metis Yayınları, 2012. Ritzer George; Stepnisky, Jeffery: Sosyoloji Kuramları, De ki Yayınları, 2014. Roediger, Henry L.; Z., 380 | 15 TEMMUZ DARBE GIRIŞIMI VE TOPLUMSAL BELLEĞIN HAFIZA MEKÂNLARI Franklin M.; Butler, Andrew C.: “Kolektif Belleğin Şekillendirilmesinde Tekrar- lanan Hatırlamanın Rolü”, Zihinde ve Kültür- de Bellek, Eds. Pascal Boyer, James V. Wertsch, Türkiye İş Bankası Yayınları, 2015, s. 175-216. Rose- Redwood, Reuben S.: “From Number to Name: Symbolic Capital, Places of Memory and the Politics of Street Re- naming in New York City”, Social & Cultural Geography, 9 (4), 2008, p. 431- 452. Sancar, Mithat: Geçmişle Hesaplaşma Unutma Kültüründen Hatırlama Kültürüne, İletişim Yayınları, 2014. Sakar, Seda; Ünlü Tolga: “Kentsel Mekânın Değişimi ve Karakter Oluşumu; İzmir Tarihi Kent Merkezi Örneği”, Türkiye Kentsel Morfoloji Araştırma Ağı II. Kentsel Morfoloji Sempozyumu Bildiri Kitabı, 2018, s. 417-436. Sarlo, Beatriz: Geçmiş Zaman Bellek Kültürü ve Özneye Dönüş Üzerine Bir Tartışma, Çev. Peral Bayaz Charumi Deniz Ekinci, Metis Yayınları, 2012. Sarı Başman, Burcu; Akın, Oya: “Mahalle Ölçeğinden Birim Konut Ölçeğine Ortak Mekân Kavramı ve Değişimi”, Türkiye Kentsel Morfoloji Araştırma Ağı II. Kentsel Morfoloji Sempozyumu Bildiri Kitabı, 2018, s. 945-964. Sayın, Şara: “Edebiyat ve Bellek”, Bellek, Mekân, İmge, Eds. Mahmut Karakuş, Meral Oraliş, Multılın- gual, 2006, s. 37-41. Schacter, Daniel L.: Belleğin İzinde Beyin, Zihin ve Geçmiş, Çev. Eda Özgül, Yapı Kredi Yayınları, 2017. Schick, İrvin C.: Batının Cinsel Kıyısı Başkalıkçı Söylemde Cinsellik ve Mekânsallık, Tarih Vakfı Yurt Yayınları, 2000. Schudson, Michael: “Kolektif Bellekte Çarpıtma Dinamikleri”, Bel- lek: Öncesiz, Sonrasız, Cogito, Sayı: 50, Bahar 2007, s. 179-199. Slattery, Martin: Sosyolojide Temel Fikirler, Yay. Haz. Ümit Tatlıcan, Gülhan Demiriz, Sentez Yayıncılık, 2007. Soja, Edward W.: Postmodern Coğrafyalar Eleştirel Toplumsal Teoride Mekânın Yeniden İleri Sürülmesi, Çev. Yunus Çetin, Sel Yayıncılık, 2019. Sönmez, Sevcan: Filmlerle Hatırlamak Toplumsal Travmala- rın Sinemada Temsil Edilişi, Metis Yayınları, 2015. KAYNAKÇA | 381 Spinoza, Benedictus (Baruch) Etika, T. Hilmi Ziya Ülken, Dost Kitabevi Yayınları, 2011. Suarez-Arauz, Nicomedes: “Amnezi Manifestosu”, Bellek: Öncesiz, Son- rasız, Cogito, Sayı: 50, Bahar 2007, s. 248-255. Susam, Asuman: Toplumsal Bellek ve Belgesel Sinema, Ayrıntı Yayınları, 2015. Stravrides, Stavros: Müşterek Mekân, Sel Yayıncılık, 2018. Şahin Kaya, Şehriban: “Televizyon, Tarih Ve Toplumsal Bellek”, Sos- yoloji Dergisi, Sayı: 25, 2011, s. 103-123. Taşçı, Hasan: Bir Hayat Tarzı Olarak Şehir, Mekân, Mey- dan, Kaknüs Yayınları, 2014. Taşçıoğlu, Melike: Bir Görsel İletişim Platformu Olarak Mekân, Yem Yayın, 2013. Taşgüzen, Zemzem; Yılmaz, Elif Ebru: “Mekânsal Üretim ve Tüketim İlişkilerin- de Toplumsal Sendromlar: Şanlıurfa Topçu Meydanı Örneği”, Türkiye Kentsel Morfoloji Araştırma Ağı II. Kentsel Morfoloji Sempoz- yumu Bildiri Kitabı, 2018, s. 1075-1089. Torlak, Soner: “Mekân Meselesine Bir Giriş”, Mekân Mesele- si, Der: Andy Merrifield, Antonio Negri, Asef Bayat, David Harvey, Loic Wacquant, Miguel Amoros, Soner Torlak, Tekin Yayınevi, 2016, s. 11-28. Tucker, Hazel: “Kapadokya, Zelve’de Miras, Bellek ve Dene- yim”, Hatırladıklarıyla ve Unuttuklarıyla Türkiye’nin Toplumsal Hafızası, Drl. Esra Özyürek, İletişim Yayınları, 2012, s. 249-266. Tunçel, Ahu: “Tarihi Yazmak: Unutturmak ya da Unuttur- mamak”, Bir Varmış Bir Yokmuş Toplumsal Bellek, Mekân ve Kimlik Üzerine Araştırma- lar, Drl. Tahire Erman, Serpil Özaloğlu, Koç Üniversitesi Yayınları, 2017, s. 21-26. Tutar, Hasan: “Bilimsel Düşünme ve Araştırma Yöntemleri”, Sosyal Bilimlerde Araştırma Yöntemleri, Ed. Sevtap Ünal, Atatürk Üniversitesi Açıköğretim Fakültesi Yayını, 2019, s. 48-71. Traverso, Enzo: Geçmişi Kullanma Kılavuzu Tarih, Bellek, Politika, Çev. Işık Ergüden, Versus Kitap, 2009. Türker, Nurdan: Vatanım Yok Memleketim Var İstanbul Rum- ları: Mekân-Bellek-Ritüel, İletişim Yayınları, 2015. 382 | 15 TEMMUZ DARBE GIRIŞIMI VE TOPLUMSAL BELLEĞIN HAFIZA MEKÂNLARI Tsiomis, Yannis: “Osmanlı Toprağından Bir Yunan Devletine: Bitmemiş Bir Kopuş Üzerine Varsayımlar”, Mekân ve Millet Yunanistan ve Türkiye’nin Coğrafyalarının Oluşumu, Drl. P. Nikiforos Diamandouros, Thalia Dragonas, Çağlar Key- der, Koç Üniversitesi Yayınları, 2018, s. 73-84. Uluç, Güliz; Yılmaz, Mehmet: “Belleğin Labirentinde Geçmiş Üzerine Bir De- neme: Neden Hatırlamak?”, (Çevrimiçi), http:// earsiv.odu.edu.tr:8080/xmlui/handle/11489/552 , 7 Eylül 2020. Urry, John: Mekânları Tüketmek, Çev. Rahmi G. Öğdül, Ayrıntı Yayınları, 2015. Uzun, İnci; Akyol Altun, T. Didem, Bal, Eylem: “İzmirli’nin İzmir’i: Kentlinin Belleğindeki Mekânsal Temsiller”, Ege Mimarlık, Ocak 2011, s. 36-49. Üstün, Besti: “Örnekleme Yöntemleri”, (Çevrimiçi), htt- ps://www.phdernegi.org/wp-content/uploa- ds/2016/03/%C3%B6rnekleme_yontemleri.pdf 5 Mart 2021. Yakar, Levent: “Korelasyon”, Sosyal Bilimlerde İstatistik Excel ve SPSS Uygulamaları, Ed. Fatih Orçan, Anı Yayıncılık, 2020. Yalım, İnci: “Ulus Devletin Kamusal Alanda Meşruiyet Aracı: Toplumsal Belleğin Ulus Meydanı Üze- rinden Kurgulanma Çabası”, Başkent Üzerine Mekân-Politik Tezler Ankara’nın Kamusal Yüzleri, Der: Güven Arif Sargın, İletişim Ya- yınları, 2017. Yaşaroğlu, Cihat: “Mekânsal bağlılık ölçeği: Türkçe’ye uyarlama, geçerlik ve güvenirlik çalışması”, Journal of Human Sciences, Volume: 14, Issue: 2, 2017, p. 1-9. YeniŞafak Gazetesi: “İstanbul’da FETÖ’yle alakalı yol ve sokak isimleri kaldırıldı”, (Çevrimiçi) https://www. yenisafak.com/gundem/istanbulda-fetoyle-ala- kali-yol-ve-sokak-isimleri-kaldirildi-2937082, 5 Ocak 2020. Yelsalı Parmaksız, Pınar M. Neye Yarar Hatıralar? Bellek ve Siyaset Ça- lışmaları, Phoenix Yayınevi, 2012. Yelsalı Parmaksız, Pınar M. “Çanakkale Bellek Savaşı”, Neye Yarar Hatı- ralar? Bellek ve Siyaset Çalışmaları, Phoenix Yayınevi, 2012, s. 281-302. KAYNAKÇA | 383 Yelsalı Parmaksız, Pınar M. “Belleğin Mekânından Mekânın Belleğine: Kavramsal Bir Tartışma”, İlef dergisi, Bahar 2019, 6(1), s. 7-26. Yıldırım, Ali; Şimşek, Hasan: Sosyal Bilimlerde Nitel Araştırma Yöntemle- ri, Seçkin Yayıncılık, 2016. Yıldız, Mehmet-Zeydin; Alaeddinoğlu, Faruk: “Küreselleşme Çağında Değişen Mekân Algılayışları”, 38. ICANAS Kültürel Değişim, Gelişim Ve Hareketlilik Bildiri Kitabı, 2011, s. 845-862. Yılmaz, Ahenk: “Bellek Topografyasında Özgürlük: Gelibolu Savaş Alanları ve Mekânsal Bir Deneyim Ola- rak Hatırlama”, Nasıl Hatırlıyoruz? Türki- ye’de Bellek Çalışmaları, Ed. Leyla Neyzi, Türkiye İş Bankası Yayınları, 2014, s. 187-216. Yırtıcı, Hakkı: Çağdaş Kapitalizmin Mekânsal Örgütlenmesi, İstanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları, 2005. Yücel, Volkan: “Hafıza Yeri”, Özneler, Durumlar ve Mekânlar Toplum ve Mekân: Mekânları Kurgulamak, Bağlam Yayıncılık, 2009 s.101-115. Zülfikar, Haluk: Örnekleme Yaklaşımlarının Piyasa Araştırma- ları Kapsamında İrdelenmesi, İstanbul Üni- versitesi İktisat Fakültesi Ekonometri Bölümü Doktora Tezi, 1997. Wertsch, James V.: “Kolektif Bellek”, Zihinde ve Kültürde Bellek, Eds. Pascal Boyer, James V. Wertsch, Türkiye İş Bankası Yayınları, 2015, s. 149-174. Winter, Jay: “Tarihçiler ve Bellek Mekânları”, Zihinde ve Kültürde Bellek, Eds. Pascal Boyer, James V. Wertsch, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, 2015, s. 321-345.