AYASOFYA CAMİİ HAGIA SOPHIA MOSQUE FATIH SULTAN MEHMED HAN’IN EMANETI, İNSANLIĞIN ORTAK HAZINESI THE TRUST OF FATIH SULTAN MEHMED KHAN, THE COMMON HERITAGE OF HUMANITY ،آمانة السلطان الفاتح محمد خان كنز اإلنسانية املشرتك مسجدآيا صوفيا FATIH SULTAN MEHMED HAN’IN EMANETI, İNSANLIĞIN ORTAK HAZINESI THE TRUST OF FATIH SULTAN MEHMED KHAN, THE COMMON HERITAGE OF HUMANITY آمانة السلطان الفاتح محمد خان، كنز اإلنسانية المشترك AYASOFYA CAMİİ HAGIA SOPHIA MOSQUE مسجد آيا صوفيا © 2020 TÜRKIYE CUMHURIYETI CUMHURBAŞKANLIĞI İLETIŞIM BAŞKANLIĞI İletişim | Contact |لالتصال Ceyhun Atuf Kansu Caddesi No: 122 Balgat/Ankara/TÜRKİYE T +90 312 583 60 00 | webinfo@iletisim.gov.tr | www.iletisim.gov.tr Prestij Grafik Rek. ve Mat. San. ve Tic. Ltd. Şti. T +90 212 489 40 63, İstanbul Matbaa Sertifika No: 45590 Baskı | Print |الطباعة CUMHURBAŞKANLIĞI İLETİŞİM BAŞKANLIĞI YAYINLARI AYASOFYA CAMİİ FATIH SULTAN MEHMED HAN’IN EMANETI, İNSANLIĞIN ORTAK HAZINESI HAGIA SOPHIA MOSQUE THE TRUST OF FATIH SULTAN MEHMED KHAN, THE COMMON HERITAGE OF HUMANITY مسجد آيا صوفيا آمانة السلطان الفاتح محمد خان، كنز اإلنسانية المشترك PUBLICATIONS BY PRESIDENCY’S DIRECTORATE OF COMMUNICATIONS منشورات رئاسة إدارة اإلتصال برئاسة الجمهورية التركية PRESIDENCY OF THE REPUBLIC OF TURKEY DIRECTORATE OF COMMUNICATIONS رئاسة إدارة اإلتصال برئاسة الجمهورية التركية ISBN: 978-605-06504-3-3 Yayıncı Sertifika No: 45482 1. Baskı, İstanbul, 2020 | 1st Edition, Istanbul |الطبعة األولى، إسطنبول FATIH SULTAN MEHMED HAN’IN EMANETI, İNSANLIĞIN ORTAK HAZINESI AYASOFYA CAMİİ ÖNSÖZ 10 Temmuz 2020 tarihinde Danıştay’ın, Ayasofya’yı camiden müzeye dönüştüren 1934 tarihli Bakanlar Kurulu düzenlemesini iptali yönündeki kararı sonrası yayımladığımız Cumhurbaşkanlı- ğı Kararnamesiyle Ayasofya’nın yeniden cami olarak ibadete açıl- masını temin ettik. Ayasofya’nın tekrar cami statüsüne kavuşması, sadece Türk milletinin değil dünya genelindeki tüm Müslümanların bir rüya- sının gerçeğe dönüşmesidir. Ayasofya’nın yeniden cami olmasına yönelik attığımız adımla- rın ardından milletimizin Ayasofya Camii’ne akın etmesi, dünya- nın dört bir yanından ulaşan mutluluk mesajları, bu ulu mabede gösterilen sevginin ve özlemin en büyük delilidir. 86 yıldır mahzun bırakılan Ayasofya Camii’nin yeniden açıl- masının milletimizin ve tüm Müslümanların hislerine tercüman olduğuna inanıyorum. Tarih boyunca her zaman hürmetle yaklaştığımız Ayasofya Ca- mii, ortak miras özelliği korunarak ve Türk-İslam kültürünün es- tetik ve sanatının en zarif örnekleriyle süslenerek yüzyıllardır bü- tün insanlığa kucak açmıştır. Ecdadımız Fatih Sultan Mehmet Han’ın emaneti bu kutlu ma- bede her dönem gözbebeği gibi bakmıştır. Biz de ülkemizdeki di- ğer tarihi ve kültürel varlıklarımıza sahip çıktığımız gibi Ayasofya Camii’ne sahip çıkıyoruz. Ayasofya Camii, ülkemizdeki dini özgürlüklerin çerçevesinin de ne denli genişlediğinin de bir göstergesidir. Türkiye’deki birçok tarihi cami gibi Ayasofya Camii de diğer inançlardaki vatandaş- larımızın, ülkemize gelen misafirlerimizin ziyaretine daima açık olacaktır. Ayasofya Camii’nin ibadethane vasfını yeniden kazan- ması, Dünya Kültür Mirası olma vasfını da kaybettirmemiştir. Çağ açıp çağ kapatan bir fethin zafer nişanı, ecdadımızın yü- ce emaneti olan Ayasofya Camii, İstanbul’un siluetine güzellik ka- tan bir eser özelliğiyle Dünya Kültür Mirası olarak yaşamaya de- vam edecektir. Ayasofya’nın 86 yıl sonra cami olarak yeniden ibadete açılması elbette tarihi bir olaydır. Ancak bu kararın mecrasından çıkartıla- rak, asırlar öncesine dayanan kinlerini kusanlara, İslam düşman- lığı için bahane arayanlara da malzeme yapılmasına izin verme- yeceğiz. Ayasofya Camii tarihi, dini ve kültürel özellikleriyle özellik- le Avrupa’da yükselişe geçen İslamofobiye karşı, dünyanın çeşit- li yerlerinde Müslümanlara karşı işlenen nefret suçlarına verilmiş en güzel cevaptır. Müslümanlara karşı her geçen gün artan şiddet olaylarına rağ- men Türkiye’de her dinden insan ibadethanesine özgürce gidebil- mekte, kilise ve sinagogların güvenliğine büyük önem verilmek- tedir. 4 Son 18 yılda azınlıkların özgürlüklerini genişleten devrim nite- liğinde adımlar attık. Van’daki Akdamar Kilisesi’nden Edirne’de- ki Büyük Sinagog’a kadar birçok dini yapıda özenli restorasyon- lar gerçekleştirildi. Aynı şekilde kapsamlı bir onarımın ardından İstanbul’daki Demir Kilise’nin ve Trabzon’daki Sümela Manastı- rı’nın açılışı tarafımca yapıldı. Yeşilköy'deki İstanbul Süryani Ka- dim Vakfı Mor Efrem Süryani Kadim Ortodoks Kilisesi’nin te- melini de “Kalbimizde ayrımcılığa hiçbir zaman yer olmamıştır” diyerek bizzat kendim attım. Dini vakıflara ait taşınmazların ilgili vakıflara devri gibi adımlar da Türkiye’nin din ve ibadet özgürlü- ğüne saygısının göstergesidir. Azınlıkların dini özgürlüklerinin genişletilmesine yönelik sa- dece bir kısmını anlattığım bu çalışmalar bile Türkiye’de medeni- yetimizden, kültürümüzden gelen hoşgörü ikliminin hala bozul- madan sürdüğünün birer kanıtıdır. Bu iklimin zarar görmemesi için var gücümüzle çalışmaya, hangi din, dil, ırk, mezhepten olur- sa olsun insanımıza değer vermeye, temel hak ve özgürlüklerin en geniş ölçülerde yaşanması için çalışmaya devam edeceğiz. Ecdadımızın büyük bedeller ödeyerek kazandığı, bizlere yurt olarak emanet ettiği, bizim de vatan diye sahip çıktığımız bu top- raklar üzerinde alınacak her karar, Türkiye’nin egemenlik hakkı- nın da perçinlenmesidir. Ecdadının mirasına hiçbir zaman halel getirmemiş milletimiz, Ayasofya Camii ile ilgili verilen kararda ol- duğu gibi tek yetkili ve söz sahibidir. İletişim Başkanlığımızın hazırladığı bu eser, Ayasofya Camii’nin tarihi, mimari, dini ve kültürel açıdan ihtiva ettiği önemi ortaya koyduğu gibi, Ayasofya’nın yeniden cami olarak açılmasının ulusal ve uluslararası hukuk bağlamındaki yerini de ele almaktadır. Nice bin yıllar kubbesinde ilahi kelamın yankılanarak ayakta kalmasını dilediğim Ayasofya Camii’nin ülkemize, milletimize, tüm İslam alemine ve yüreğinde sevgi ve hoşgörü barındıran tüm insanlara hayırlı olmasını diliyorum. 5 RECEP TAYYIP ERDOĞAN Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı 7 • Türkiye’nin iç hukuku ve tarihi hakları bağlamında Ayasofya’nın hangi amaçla kullanılacağına karar vermesi ve cami olarak ibade- te açması, Türkiye’nin egemenlik hakları ile ilgilidir. Türkiye’nin aldığı bu karara saygı duyulmalıdır. Bu konuda görüş belirtmenin ötesindeki her türlü tavır Türkiye’nin bağımsızlığının ihlali anla- mına gelir. • Türkiye Ayasofya’yı insanlığın ortak kültürel mirası kimliğine ha- lel getirmeden, vakfiyesine uygun şekilde yeniden ibadete açmış- tır. Türkiye’deki bütün camiler gibi Ayasofya’nın kapıları da yerli ve yabancı, müslim ve gayrımüslim herkese sonuna kadar açıktır. • Uluslararası sözleşmelerde, Ayasofya’nın camiye dönüştürülme- sine engel teşkil edecek herhangi bir hüküm bulunmamaktadır. • Türkiye’nin aldığı karar Ayasofya’nın üstün evrensel değerini as- la etkilemeyecektir. Fonksiyonunun değiştirilmesi, üstün evren- sel değerine halel getirileceği anlamına gelmemektedir. • Bu karar müzeye çevrilmiş Ayasofya’nın asli hüviyetine, yani iba- dethaneye kavuşturulmasıdır. • Türkiye’de halen ibadete açık olan birçok kilise ve sinagogun var- lığı, dini özgürlük konusunda ülkemizin hassasiyetini gözler önü- ne sermektedir. • Türkiye bugüne kadar olduğu gibi, bugünden sonra da, insanlığın ortak mirası olarak varlığını devam ettirecek olan Ayasofya’nın üstün evrensel değerine, özgünlüğüne ve bütünlüğüne azami hassasiyet gösterecek ve gerek uluslararası sözleşmeler gerekse iç hukuk çerçevesinde Ayasofya Camii’ni koruyarak gelecek nesille- re aktaracaktır. D ünyadaki en önemli mabedlerden biri olduğu herkes- çe kabul edilen Ayasofya Camii, İstanbul’un manevi merkezini teşkil etmektedir. İnşa edildiği dönemde dünya üzerindeki en büyük ve en görkemli binalar- dan biri olan Ayasofya, 1985 yılında UNESCO Dünya Miras Lis- tesi’ne alınan İstanbul’un en dikkat çekici simgelerinden biridir. İstanbul’un 1453 yılında fethedilmesinin ardından Fatih Sultan Mehmed Han, Ayasofya Camii’ni vakfederek, bu yapının ilelebet muhafazasını vasiyet etmiş ve cami hüviyetinin devamlılığını şart koşmuştur. Bu bağlamda, milletimiz tarafından büyük bir muhab- bet beslenen Ayasofya Camii, asırlar boyunca İstanbul’un gözbe- beği gibi muhafaza edilmiş ve bir insanlık mirası olarak bugünlere kadar varlığını koruyabilmiştir. Öyle ki, “Tanrı’nın Hikmeti” anla- mına gelen orijinal isminin değiştirilmesine dahi teşebbüs edilme- miştir. Asırlarca yaşadığı depremlerden, yangınlardan, yağmalar- dan ve bakımsızlıktan dolayı harap vaziyette olan Ayasofya, 1453 yılından itibaren sadece camiye dönüştürülmemiş, aynı zamanda bir medeniyet tasavvuru çerçevesinde ihya edilmiştir. Bu neden- le, güçlü sahiplenişi ile Türk Milletinin Ayasofya üzerindeki hakkı yaklaşık 1.500 yıl önce bu eseri ilk inşa edenlerden daha fazladır. Ancak, 481 yıl boyunca cami olarak hizmet veren Ayasofya, 1934 yılında müzeye dönüştürülmüştür. Türk milletinin maşerî vicdanında yara açan bu durum, 10 Temmuz 2020 günü son bul- muş ve 86 yıllık hasret sona ermiştir. Ayasofya, Cumhurbaşkanı Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın muştusuyla aslına rücu ederek iba- dete açılmıştır. Bu karar, hukuki bir yanlışlığı düzeltmenin yanı sı- ra Fatih Sultan Mehmed Han’ın vasiyeti ve vakfiyesinin yerine ge- tirilmesi anlamına da gelmektedir. AYASOFYA aynı yere üç kez inşa edilmiş bir eserdir. Günü- müzdeki Ayasofya “Üçüncü Ayasofya” olarak bilinmektedir. Aya- sofya’nın ilk inşaatı Hristiyanlığı Roma İmparatorluğu’nun resmi dini olarak kabul eden I. Konstantin döneminde başlatılmıştır. İs- tanbul’un yedi tepesinden birincisi üzerinde ahşap çatılı bir bazi- lika olarak inşa edilen ve o dönemde ‘Büyük Kilise’ ismiyle anılan bu yapının açılışı, 360 yılında II. Konstantin döneminde gerçekleş- miştir. 404 yılında başlayan isyanda çıkan bir yangın neticesinde büyük ölçüde harap olan bu yapıdan günümüze ulaşan bir kalıntı bulunmamaktadır. İkinci Ayasofya, İmparator II. Theodosius tarafından birincisi- nin üzerine inşa ettirilmiş ve 415 yılında ibadete açılmıştır. Yine bazilika şeklinde ve ahşap çatılı olarak inşa edilen bu yapı ise, 532 yılında İmparator Jüstinyen aleyhinde çıkan Nika Ayaklanması’n- da isyancılar tarafından yakılıp yıkılmıştır. İmparator Jüstinyen isyanın hemen ardından ilk ikisinden çok daha büyük ve görkemli bir Ayasofya yaptırmaya karar vermiştir. Üçüncü Ayasofya Bizans İmparatoru I. Jüstinyen tarafından 532- 537 yıllarında inşa ettirilmiştir. Doğu Roma’nın İmparatorluk Kilisesi olarak kullanılan Ayasof- ya, tarih boyunca isyanlar, savaşlar ve doğal afetler yüzünden sık sık tahrip olmuştur. Ayasofya en büyük yıkımlardan birini 1204’te 4. Haçlı Seferi’nde şehrin istila edilmesiyle yaşamıştır. Haçlılar tüm şehirle birlikte Ayasofya’yı da yağmalamıştır. İstanbul’da 1204 yı- lından 1261 yılına kadar süren Latin işgali müddetince Ayasofya, Roma Katolik Kilisesi’ne bağlı bir katedrale dönüştürülmüştür. AYASOFYA’NIN TARIHI VE MUHAFAZASI: OSMANLI’NIN DEĞERLI KATKISI 9 A Ciddi hasarlar almış olan Ayasofya, İstanbul’da tekrar Doğu Ro- ma idaresinin sağlanmasının ardından tamirlerle ayakta tutulma- ya çalışılmıştır. Bununla birlikte, yapılan tamiratlar yetersiz kal- mış ve 1346 yılında Ayasofya’nın doğudaki başkemeri ve kubbenin bir kısmı çökmüştür. Esasında, Latin istilasından İstanbul’un fethine kadar geçen dönemde Ayasofya en karanlık çağını yaşamıştır. İki defa yıkılıp üçüncü kez inşa edilen, yüzyıllar boyunca savaşlar ve isyanlar ne- deniyle tahrip edilen, bakımsızlık ve mimari hatalar yüzünden be- lirli kısımları çöken Ayasofya, İstanbul’un Fatih Sultan Mehmed Han tarafından fethine kadar sürekli yıkılma tehlikesi altında varlığını sürdürmüştür. Ayrıca, Katolik-Ortodoks mezhep kavga- sı yüzünden mabedin sosyolojik ve sembolik anlamı da büyük za- rar görmüştür. Osmanlılar fethin nişanesi olarak kabul ettikleri ve kıymet ver- dikleri Ayasofya Camii’ne Fatih Sultan Mehmed Han’dan itibaren büyük özen göstermiş, bakım-onarım faaliyetlerini sürekli hale getirmiş ve camiyi eskisinden çok daha sağlam bir yapıya kavuş- turmuştur. Bilhassa Mimar Sinan’ın Ayasofya’ya yaptığı eklemeler ve düzenlemeler, bu insanlık mirasının bugün hâlâ ayakta kalma- sında çok büyük rol oynamıştır. Nitekim fethin hemen ardından Ayasofya’ya giden Fatih Sultan Mehmed Han’ın, caminin durumuna üzülerek şu mısraları okudu- ğu tarihi kayıtlarda bildirilmektedir: “Perdedâri mîkoned ber kasr-i Kayser ankebut Bûm novbet mîzened der tarem-i Efrâsiyâb” “Örümcek Kayser’in sarayında perdedâr yapıyor Baykuş Efrasiyab’ın burcunda nöbet tutuyor” Ayasofya Camii’ni kendi hayratı olarak vakfeden ve çok sayıda akar bağlayarak bakım-onarım maliyetlerini garanti altına alan Fatih Sultan Mehmed Han, önce caminin yanına bir de medrese inşa ettirerek eğitim faaliyetlerini başlatmıştır. Ayasofya’nın ilk minaresi de Fatih Sultan Mehmed Han döneminde ahşaptan inşa edilmiştir. Uzun yıllar varlığını sürdüren bu minare 1574 yılındaki büyük tamiratta kaldırılmıştır. Ayasofya Camii’nin ikinci minare- si ise, Sultan II. Bayezid Han döneminde tuğladan inşa edilmiştir. 10 Ayasofya’ya en fazla ilgi gösteren Osmanlı padişahlarından bi- ri de Sultan II. Selim Han’dır. Binanın yorgunluk emareleri gös- termesi üzerine II. Selim Han, Mimar Sinan’ı Ayasofya’nın bakım ve onarımı için vazifelendirmiştir. Doğu Roma döneminde defa- larca kubbeleri ve duvarları çöken Ayasofya, Mimar Sinan’ın dü- zenlemelerinden sonra, İstanbul’da yaşanan nice büyük depre- me rağmen bir daha hiç çökmemiştir. Ayasofya etrafında padişah türbelerinin yapımına da Sultan II. Selim Han için Ayasofya Kül- liyesi’nin haziresine Mimar Sinan tarafından inşa edilen ilk türbe ile başlanmıştır. Fatih Sultan Mehmet Han’dan itibaren her padişah, Ayasofya’yı daha da güzelleştirme gayreti içinde olmuş ve zaman içinde yapı- lan mihrab, minber, kürsü, minareler, hünkâr mahfili, şadırvan, medrese, kütüphane ve aşhane gibi yapılar ile Ayasofya tam tek- mil bir külliyeye dönüştürülmüştür. Ayrıca, Osmanlı döneminde Ayasofya Camii’nin iç süslemelerine de büyük önem verilmiştir. Ayasofya hüsn-i hat ve çinicilik gibi Türk sanatlarının en zarif ör- nekleriyle süslenmiş ve mabede yeni estetik değerler kazandırıl- mıştır. Böylece, Ayasofya sadece camiye dönüştürülmemiş, aynı zamanda insanlığın bu ortak mirası muhafaza ve ihya edilmiştir. Fetihle birlikte camiye dönüştürülen ve 481 yıl cami olarak hiz- met veren Ayasofya, 1930’lu yıllarda restorasyon çalışmalarının başlamasıyla halka kapatılmıştır. Ardından, 24 Kasım 1934 tarih- li bir Bakanlar Kurulu kararıyla müzeye dönüştürülmüştür. Danış- tay, 10 Temmuz 2020 tarihinde söz konusu Bakanlar Kurulu kara- rını iptal etmiştir. Hemen ardından Cumhurbaşkanı Sayın Recep Tayyip Erdoğan imzası ile yayımlanan 2729 sayılı Cumhurbaş- kanlığı kararnamesiyle Ayasofya yeniden ibadete açılmıştır. 11 İSTANBUL’UN fethi yalnızca Türk ve İslâm tarihi açısından değil tüm insanlık için büyük bir dönüm noktası olmuştur. Os- manlı Devleti çok geniş bir coğrafyada yüzyıllar boyunca barış, hoşgörü ve refahı tesis etmiştir. Tarihte “Osmanlı Barışı” (Pax Ot- tomana) olarak anılan bu dönem, günümüzde dinmek bilmeyen çatışmalar ve savaşlarla anılan Ortadoğu, Kuzey Afrika, Balkanlar ve Kafkasya gibi çetin coğrafyalarda benzersiz bir huzur iklimi ve bir medeniyet tasavvurunun yansımasıdır. Asırlar boyu çok çeşitli millet, kavim, dil, din, mezhep ve meşrepten insanın huzur ve ba- rış içerisinde bir arada yaşamasını temin eden engin hoşgörü anla- yışı, İstanbul’un fethinin ilk dakikalarından itibaren Fatih Sultan Mehmed Han’ın tavrında kendisini göstermiştir. Fatih Sultan Mehmed Han, İstanbul’u fethettikten sonra şehir- de kimseye zarar verilmemesini emretmiş, sivillerin tutuklanma- sını durdurmuş, kadınlara ve çocuklara kötü muameleyi ve insan- ların köle olarak alınıp satılmasını yasaklamıştır. Osmanlı’da asırlar boyu sürdürülen bir gelenek, fethedilen bir şehrin en büyük mabedinden ezan okunması ve ilk Cuma nama- zının bu mabedde kılınmasıdır. Böylece, o şehrin fethedildiği tes- cillenmekte, ilgili mabed “Fethiye Camii” olarak anılmakta ve şe- hirdeki diğer mabedlere gerekli olmadıkça dokunulmamaktadır. Fatih Sultan Mehmed Han, fetih sembolü olarak sancağını Ayasof- ya’nın ortasındaki mihrabın bulunduğu yere dikmiş, kubbeye doğ- ru bir ok fırlatmış ve ilk ezanı kendisi okuyarak, İstanbul’un fethini İSTANBUL’UN FETHI VE FATIH’IN AYASOFYA VAKFIYESI: AYASOFYA-I KEBIR CAMII 13 B tescillemiştir. Ardından, şükür secdesi ya- parak, iki rekât namaz kılmıştır. Bu dav- ranışıyla da Ayasofya’yı camiye çevirdiği- ni göstermiştir. Fetihin üçüncü gününde ilk Cuma na- mazı da fetihin manevi mimarı Akşem- seddin’in imametinde Ayasofya Cami- i’nde kılınmıştır. Üç günlük süre içinde gece gündüz süren hazırlıklarla Ayasof- ya’ya mihrap ve minber konulmuş, ayrı- ca tahtadan bir minare dikilmiştir. Aya- sofya içerisindeki taşınabilir heykel ve ikonaların caminin dışına alınmasını, duvarlardaki mozaik resimlerin ise ki- reç tabakayla örtülmesini emreden Fatih Sultan Mehmed Han, bu ilk Cuma nama- zında ordusuna bir hutbe irad etmiştir. İstanbul’un fethinin hemen ardından Fatih Sultan Mehmed Han uzun süredir iyi bir idareden mahrum kaldığı için fakirliğe ve yıkıma mahkum olmuş İstanbul’u ve Aya- sofya başta olmak üzere barındırdığı eserleri hızla yeniden yapı- landırma gayreti içerisine girmiştir. Bu yeniden yapılandırma gay- reti ise, Türk-İslam Medeniyeti’nin toplumsal yapısında merkezi bir öneme sahip olan vakıflar üzerinden gerçekleştirilmiştir. Bu bağlamda, İstanbul’un fethiyle, Roma İmparatoru unvanını alan ve Bizans hanedanı üzerine kayıtlı bulunan tüm mülklere sahip olan Fatih Sultan Mehmed Han, Ayasofya’da kılınan ilk namaz- la birlikte camiyi vakfetmiş, “Fatih Külliyesi ve Ayasofya-i Kebir Vakfı”nı kurmuş, Ayasofya’nın ilelebet muhafazasını vasiyet etmiş ve cami hüviyetinin devamlılığını şart koşmuştur. İstanbul’un tüm sosyal hizmetlerini karşılamak üzere vakıflar ihdas edilmiştir. Böylece, İstanbul bilim, eğitim, sanat, sosyal yar- dımlaşma gibi alanlarda kusursuz bir sistem olarak görülen vakıf kültürünün yaşama geçirildiği en başarılı merkezlerden biri hali- ne gelmiştir. İstanbul, Türk-İslam Medeniyeti’nin üstün şehircilik anlayışını temsil eden bir görünüme bürünmüştür. Vakıflar, kadılık makamı tarafından tescil edilen bir ‘vakıf se- nedi’ ile ihdas edilmektedir. Vakıf senetleri, padişah dâhil herkes 14 15 için bağlayıcı hükümler içermektedir. Fatih Külliyesi ve Ayasofya-i Kebir Vakfı’nın hu- kuki statüsünü belirleyen 1462 tarihli vak- fiye de bu açıdan en önemli belgelerden biri olarak kabul edilmektedir. Bu vakfiye, Türk ve İslam Eserleri Müze- si’nde 2202 (eski 666) numarayla kayıtlı bu- lunmaktadır. Vakfiyenin Evkaf Nezareti dö- neminde yapılan suret kaydı ise, Vakıflar Genel Müdürlüğü Arşivi’nde İstanbul 6. Vak- fiye defterinde 46 numarada kayıtlıdır. Aynı vakfiyenin Türkiye Cumhuriyeti döneminde yapılan Latin harfli çevirisi de Vakıflar Ge- nel Müdürlüğü Arşivi’nde 575 numaralı def- terde 82. sayfadan itibaren 46 sıra numarası ile kayıtlıdır. Bu belgede vakfın hayır mües- seseleri, hayır şartları, akarları, yönetimi gibi konular detaylı biçimde anlatılmakta ve her vakıf senedinde olduğu gibi bir “vakıf dua- sı” ve bir de “vakıf bedduası” yer almaktadır. Fatih Sultan Mehmed Han’ın Ayasofya vakfiyesi incelendiğinde, bu vakfın bilhas- sa eğitim, din ve sağlık hizmetleri açısından dönemin en önemli kurumsal yapılarından biri olduğu anlaşılmaktadır. Ayrıca bu hiz- metlerin devamlılığını temin etmek için çok sayıda çarşı, pazar, dükkân ve ev akar olarak vakfedilmiştir. 16 Rahman ve rahim olan Allah'ın adıyla, Hamd, şükür ve bütün övgüler; hoş belagat divanının en muhteşe- mi, reisi ve en üstte oturanı, her şeyin başlangıcının en evveli, oturdu- ğu/bulunduğu makam latif ibareler ve resimlerle anlatılamayacak ka- dar seçkin, fesahat eyvanının sahibi ve dayanağı, üslup ve merasimi zor, yaptıkları şüphe götürmeyecek şekilde doğru, kelam-ı kadimin başı/ilk suresi, bütün ayetlerin özü, nurdan başka örtüsü olmayan gü- zellikler sahibi, yarattıklarıyla güzelliğini ve muazzamlığını perdesiz ortaya koyan, güzel kaide, üslup ve temaşası olan hassas ayin ve seyir- gahların sahibi, muteber kelâm-ı kadim sayfalarının başı, tacın incisi, hikmetli ayetlerin mukaddimesi olan her türlü eksiklikten münezzeh 1 Tin Suresi, Ayet: 4 2 Zuhruf Suresi, Ayet: 32 olan yüce Allah’a aittir. O Allah ki, insanoğlunu güzel bir endam ile en güzel ve ulvi bir şe- kil üzere yarattığını bildirdiği “Muhakkak ki biz insanı en güzel şekilde yarattık”1 hakikati ile övmüş ve bu şerefli insanoğlundan bazı fertleri “bazısını dereceler bakımından bazısından üstün kıldık”2şerefli ayeti gereği olarak padişah tahtına oturmaya layık kılmış, bu yüce ve üstün varlık olarak yarattığı insanoğlundan bazısını yüce iradesi gereği ola- rak adalet ve ihsan yoluna iletmiş, pak ve temiz nefislerinin tekâmüle ermesi için muhteşem cennetleri vesile kılan ibadet eden kullarına lüt- fedip vakfettiğini Kuran-ı Kerim’inde kesin olarak bildirmiştir. Allah, Salih mümin zümresi ve ilmi ile amel eden muvahhid fırka- AYASOFYA VAKFİYESİ Vakıflar Genel Müdürlüğü Vakıf Kayıtlar Arşivinde kayıtlı bulunan Fatih Sultan Mehmet’e ait 875 (1463) tarihli Osmanlıca “Ayasofya Vakfiyesi” nin günümüz Türkçesine çevirisidir. 17 sını tek ve bir olduğu hakikat sırlarına vâkıf kılarak rızasının durakla- rında bekletmiş ve peygamberlerin imamına uymalarını sağlamıştır. Ve yine bu inanan cemaati yüksek şükür mertebesinde kıyam ve daimi ibadet etmeye muvaffak kılmıştır. Böylece onları “Sevdiğinizden infak etmedikçe iyilik etmiş olmazsı- nız”3 ayeti kerimesine nail olmaya istekli ve mutluluk muştulayan “Al- lah’ın mescitlerini ancak Allah’a inananlar inşa ve imar eder”4 ayetinin o saadet içeren ortamına girmeye talipli kılmış olup, kimisini gaza ve cihat yoluna koşarak gitmeye ve kimisini lebbeyk diyerek hacc ve ih- san yoluna, pak ve temiz akan su misali malını harcamaya ve kimisini her biri bir şaheser hayrat eser inşa etmeye iletmiş ve her bir iyilik için “Her kim bir iyilik yaparsa ona o iyiliğin on katı sevap vardır”5 ayet-i ke- rimesi gereği kat kat mükâfat vereceği muhakkak olan sözler vadede- rek insanların türlü türlü hayır amaçlarına yönelik mallarını alıkoya- rak çok güzel özellik ve vasıftaki vakıfları sürekli olarak adeta yağmur yağdıran bulutlar gibi vakfetmelerini sağlamıştır. İşte bu yüce Allah’ın dilediğine verdiği lütuf ve ihsanıdır. O büyük lütuf sahibidir. İnsanların en hayırlısı, her daim tükenmez sınırsız öv- gülere layık, cevher ve inci misali türlü türlü selamların sahibi beşeri- yetin en hayırlısı Hazret-i Muhammed’dir (s.a.v.). 3 Ali İmran Suresi, Ayet: 92 4 Tevbe Suresi, Ayet: 18 5 Enam Suresi, Ayet: 160 6 İsra Suresi, Ayet: 1 7 Necm Suresi, Ayet: 17 8 Nisan Suresi, Ayet: 113 9 İnşirah Suresi, Ayet: 1 Sayısız salatlar Her türlü eksiklikten münezzeh olan Allah kulunu bir gece götürdü6 ayetinin sırlarına vâkıf, Gözü kaymadı ve sınırı aşmadı7 ayet-i gülzarının nazırı, “Ben insanoğlunun efendisiyim” hakikatinin doğanı, Sana bilmediğini öğretmiştir8 gerçeğinin gökteki Ankası, “Ben latif sözlüyüm” nükteli söyleminin edibi, “Ben fasih konuşurum” güzel ifadesinin habibi, seçilmiş tahtın oturanı, pak ve temiz olanlar zümre- sinin nişanı, en bilgin ümmi, öncenin sonuncusu, li-maallah (Allah be- nimledir) ülkesinin şanı yüce sultanı, yüce peygamberlik makamının sahibi, Hazret-i Muhammed Mustafa’nın (s.a.v) O’nun ehl-i beytinin pak ve temiz merkadleri üzerine olsun ki O’nun o cömert varlığı levh u kalemin yaratılışına sebep ve kâinatın yaratılışının nedenidir. Bu aydınlık dolu iddialara Sen olmasaydın kainatı yaratmazdım ha- disi apaçık bir delil olup, bütün nebi ve resuller ile arkasından giden ve doğru yola ileten bütün hidayet erleri parıltılı nurundan nasipdar olmaktadırlar. BEYT: [Diğer Peygamberler] Tarih olarak senden önce geldiler. Ancak sen fazilet olarak onları geçtin. [O Muhammed ki] Biz senin göğsünü açıp genişletmedik mi9 hakikat 18 nurlarının matrahı, vesenin şanını yüceltmedik mi10 buyruğunun maz- harı şanı yüce bir seyyidlerin kıymetlisi, ulu’l-emirlerin dayanağı, bü- tün âdemoğlunun rahmet sıfatının görüneni, şanı yüce bir senettir ki, saadetli zatı bütün insanoğluna rahmet nedeni, insanların senin şeria- tına uyması onların dünya ve ahiret saadetine vesile olacaktır. Zira Biz seni ancak âlemlere rahmet için gönderdik11 Bu iddiayı ispat sadedinde apaçık bir nastır. Ayrıca her türlü selam ehlibeytinin ve Ashabım yıldızlar gibidir12 hadisine mazhar saygın büyük ashabının mübarek kabirlerine olsun. BEYT: Hidâyet zirvesine yıldızlar oldular. Allah Teâlâ onlardan razı olsun. Bundan sonra; iz’an ve insaf sahibi her akıllı kişi için parlak ay gibi açık ve belirgin, irfan ve bilgi sahibi her gülşen bülbülüne zahir ve ayan- dır ki; bu sevgisiz zamanda baki ve devamlı olmak umudu imkânsız bir durumdur. Bu kahır ve eziyeti bol konaklama yeri olan dünyada sürekli kalma tasavvur ve düşüncesi hayal ve ihtimali imkânsız bir düşüncedir. NESR: Bu acımasız dünya ve yalancı rüzgâr taç sahibi nice saygın ve seçkin Sultanların ve Süleymanların taht ve tacını yok etmiş, nice istek ve 10 İnşirah Suresi, Ayet: 4 11 Enbiya Suresi, Ayet: 107 12 Hadis 13 Zariyat Suresi, Ayet: 56 ikbaline kavuşma arzusunda olan devlet erkânını kahır ve mağlubiyet eliyle ikbal ve gelecek beklentisinden mahrum bırakmıştır. O şaşaalı hayattan topraklara düşürmüştür. BEYT: Var feta deştin temâşâ eyle açıp ibret-gözün Nice İskender turab olmuş nice Dârâ yatur Bu fani, gamlı, çatısız yurtta ve solan dikenli gül bahçesinde baki kalmak mümkün değildir. Yine dünyada ömrün hızlı bir şekilde son bulacağı emellerin çabuk tükeneceği belirgin ve ecelin gelmesi ile şöh- retli hayatların son bulacağı gün gibi açıktır. BEYT: Dâs-ı resminde felekde görünen şekl-i hilal Hâsıl-ı ömrünü halkın biçmeye âlet gibi Bezm-i gîtî ehlinin yâ kâse-i a'marı gâh Eksilüb ki dolduğın işar iderâyet gibi Bu sisli konak (dünya), itibâr ve akıl sahipleri için; Ben insanları ve cinleri bana kulluk etsinler diye yarattım13 ayeti kerimesinde açıkça gö- rüldüğü üzere sadece bir geçiş yeridir/köprüsüdür. Çokça nimetlerin yaratıcısı Allah Teâla Hazretleri; Biz gerçekten 19 ademoğullarını üstün bir şerefe mazhar kıldık14 âyet-i kerimesinin an- lamı üzere insanoğlunu iki cihanın özü ve sayısız nimet ve ihsanına, lütuf ve ikramına mazhar kılmıştır ki, Allah’ın nimetlerini saymaya kalksanız sayamazsınız15 ayet-i kerimenin o zarif ve latif manası gereği çok değerli nimetlerini saymak mümkün değildir. Allah, her zaman şi- rin, candan aziz nimetler ve her an arzulanan nice türlü türlü lezzetler ihsan buyurur ki, en küçüğünün şükrünü bile eda etmede bütün dünya halkı aciz ve eksik kalır. MESNEVI: Keremi âmm u lütfu mutlaktır. Ni‘amınun ehemmi eylüktür Bir içim su nedir mülahaza kıl Var kıyas eyle kadr-ı nimeti bil Alsa Âdem bahasına nânı Ne bunu kordu virmedük ne anı Büyük âlimler bu hususta ayrıntılı bilgi vermişlerdir ki, Mutlak fe- yiz sahibi olan Hazret-i Allah insanoğlunu iki türlü cevherden yarat- mış; binlerce nimet, çok değerli hediye ve lütuflar ihsan eylemiştir. Bu nimetlerden birisi latif ve narin ruhtur ki, ala-yı illiyyin ve âlem- lerin Rabbi olan Allah’ın kudsiyetinden nazil olmuştur. Bir diğeri insan bedenidir ki, aşağıların aşağısında su ve çamur terkibinden meydana gelmiştir. Bunların arasında mertebe farkı olduğu kadar her birinin sahip olduğu ilahi imkân ve kabiliyetler ve sınırsız nimetler arasında dahi farklar vardır. 14 İsra Suresi, Ayet: 70 15 İbrahim Suresi, Ayet: 34 Özellikle de bedeni nimetler ve cismani lezzetler arasında bazı bü- yük nimetler ve yüce lütuflar vardır ki, kişi onları dünya ve içindekiler- le değiştirmez. Bunları elde etme yönteminde bütün varını ve yoğunu harcasa hiçbir şekilde elde edemez. Mesela, bir karıncanın veya zayıf ve kimsesiz birisinin nefesi son bularak helak haddine ulaşsa, o anda yanında bulunan biri hiç şüphe- siz Sultan Süleyman saltanatına sahip olmaktan daha şanslıdır. Yahut kavurucu bir çölde susuzluk ateşinden bitkin olup ruhu can çeşmesin- den akarak ruhlar âlemine gitse hiç şüphesiz hiçbir fakir yoktur ki o esnada bir içim suyu Cimşid ve Efrasyab’ın hazineleri ile değiştirsin. BEYT: Kıssadan hissedür garaz-ı sâkî Kıs alâ mâ semi'tehü’l-bâkî Bunlardan murat şudur ki; Minnetsiz, başa kakmadan bolca rızık veren Allah’ın nimetleri yüce ve kelimesi ne üstündür. Ki sınırsız ni- metlerinin en küçüğüne karşılık dünya malı harcansa Hak Teâla’nın şükrü ifa edilmiş olmaz. Zillete düşmedikçe izzetin, killete/darlığa mübtela olmadıkça vüsa- tın/bolluğun, bîmâr/hasta olmadan sağlığın gerektiği kadar kıymeti bilinmezmiş. Öyleyse Allah’ın verdiği tüm bu yüce nimetlerin şükrü nasıl eda olunsun. BEYT: Tamamı idrak edilemeyen şeyin 20 Tamamının terk edilmesi câiz değildir. Her akıllı ve zeki insana mutlak olarak gereklidir ki, alnını acziyet ve niyaz zemininden kaldırmasın ve bütün vaktini, hal, kal, bedeni, malı ile hülasa bütün ahvalı ile yüce Allah’ın dergâhından bol olan nimet- lerin şükrünü eda etmekten beri eylemesin. Her nimeti, gerçek nimeti verenin belirlediği yola şevkle hasretsin ve hayır cihetlerine harcatsın. Bedensel kuvvetleri taat ve ibadetlere sarf ettirsin. Aklı, evren sahifesi ve insanoğlu ceridesinde olan acaib yaratılışlar ve muhteşem hikmetlerin mütalaasına, Aziz olan ruhu yüce Allah’ın dergâhına tevcih ederek çokça teveccühler ve bolca münacaatlar ile mukaddes nurların parıltısına mazhar ve insanı inşirahlara mekân ol- sun ki, ilahi lütuf ve fazilet ile eşyanın hakikati olduğu gibi açığa çıkıp görünsün ki sabit olmayan dünya safhalarında olan evren rakamları ahiret ceridesi fihristinin mahiyeti ve akıbet evrelerinin nümuneleri- dir. Her kimseden zahir olan ameller ve sadır olan fiiller ahiret yurdun- da olacak olan durumlara güzel örneklerdir. Hayır ve iyilikler cennet derecelerinin nüshası, kötülükler ve günahlar ise cehennem çukurları- nın şekilleridir. Allah Resulü şöyle buyurmuştur; Cennet düz bir ovadır, oranın imar ve ihya edenleri ise Sübhâna’llâhi ve bi-hamdihi sübhâne’llâ- hi’l-azîm’16dir. Bu çok güzel ve derin anlam yüklü hadis-i şerif birçok güzel şeyleri haber vermektedir ki, bir kimse dünyada bu kelimeyi ne kadar iade ve tekrar ederse cennette her biri bir derece sevaba nail eder. Belki her harfi, meyvesi bol bir dal mesabesinde olur. 16 Hadis 17 Enam Suresi, Ayet: 94 Öyleyse şimdi, bu yeterli mukaddimeden sonra gaflete düşerek kar- şılıksız dünya şa’şaa ve debdebesine aldanma. Beka diyarı kafilesi ve misafirliğine heves et ve geri kalma. Fırsat kaçtıktan sonra hayretle pişman olmak akıllıların işi ve kâmillerin uğraşı değildir. Şimdi ol devlet sahibine (padişah), Allah’ın yoluna öncülük et- mek ve ahirete ilişkin işlerde tedbir almada aklını kullanmak, uya- nık kalbi hidayet nuru ile aydınlatmak, dikkat sahibi olarak nebiler yolunun sonuncusu olan Muhammed Mustafa’nın (s.a.v.) yolundan gitmek yaraşır. Bütün bunlar ona gereklidir ki, bolluk günlerinde har- camasın ve aziz ömrünü telef etmesin. Hayır ve hasenat ile taat ve ibadetlerinin getirisini tahsil ederek övünülesi ekinlik, parlak ve be- reketli ürün veren yerden ahiret azığı ve akıbete intikal yolluğu için geçimlik ve dönüş seferi için gerekli olan hazırlıkları tamamlasın. BEYT: İtmek istersen eger bâğ-ı cinânda mânca Amel u zühd kumanyasını vâfir yüklen Taki hızlı yok olan, yakın zamanda irtihal eyleyen bu makamda günlerin ikame etmeyi nihayete erdirme ve afiyet zamanının sınıra ulaşmakla yolculuk kösü alınıp bedende var edilen güç ve kuvvet alı- narak Sizleri ilk kez yarattığımız gibi bize tek tek geldiniz17 gibi sultan ve vezir, köle ve emir, aziz ve hakir, zengin ve fakir, tek ve yalnız, hiz- metkârlar ve gösterişten beri dost ve yabancıdan uzak, sohbet eden arkadaş ve birlikte zaman geçiren yoldaştan uzak olarak Ayakları bir- 21 birine dolaşır18 işte o zaman durum mahvolup kötüleşir. Bu perişanlık ile tek başına yola koyulup o çok tehlikeli ve zor yolları olan vilayet ta- rafına yönelerek ilklerin ve sonuncuların savaşını yapan, nebilerin ve resullerin bir araya geldiği âlemlerin Rabbinin huzuruna varılarak Bir görsen suçluları, Rableri huzurunda başları eğik dururken...19 Gibi hal- lerden Allah’a sığınırız. Kötü halli asiler, zincir ve prangalar esiri olup katı ve sert zebaniler elinde âlemlerin uçlarında elem verici ve büyük bir aşağılık içerisinde yakalandıklarında, hayır sahibi ise kazandığı taat ve ibadetler, iyilikler ve güzelliklerin Allah’a yakınlaştırması ile bakarak ilahi bakış ile bakıp bütün afet ve belalardan korunmuş ve son derece rahat, huzur, sevinç ve gurur üzere büyük bir mülke ve sürekli bir nimete kavuşur.  Kim Allah’a ve peygambere itaat ederse işte onlar, Allah’ın kendilerine lütuflarda bulunduğu peygamberler, Sıddıklar, şe- hitler ve sâlih kişilerle beraberdirler; bunlar ne güzel arkadaşlardır20 ayet-i kerimenin ifade ettiği üzere yürüyerek ebedi hayata ve sürekli lezzete erişsin. Zaman ve zeminin padişahı, Osmanoğulları dairesinin kutbu, KITA: Sabahın sancak güneşi ve Satürn merkezli ayı Evrenin hükümdarı, Jüpiter özellikli yıldızı Eşsiz hakan ve benzersiz başkomutan Eşsiz sultan ve benzersiz şehinşâh Aziz olan melikler meliki, saadetli sultanlar sultanı, padişahlık ma- 18 Kıyamet Suresi, ayet 29 19 Secde Suresi, ayet: 12 20 Nisa Suresi, Ayet 69-70 kamında ikamet eden hükümdar mahfilinde en yüce yere sahip, saadet hırkasının nuru, şehamet bahçesinin nuru hiddet ve heybette zamanın Süleyman’ı, âlemlerin seçkini, Osmanlı mülkünün hükümdarı, İsken- der’in zaferi, ihtişamlı kişi, Rüstem gibi intikam alan, cesur, kahraman, saltanat sahibi, gökyüzü vilayetinin hükümdarı, yedi ataya varıncaya değin han oğlu han, sultanlık tahtının süsü, tacın aydınlığını arttıran, dünyanın şehinşahı, Allah’ın gölgesi ve orduların başkomutanı, saadet bahçesinin başı, seçkin ülkenin mümtaz efendisi ve lideri, gökyüzü- nün bilgi ve basiret güneşi, parlayan ay irfanın zirvesi, cesaret orman- lığının bahadır ve cesur aslanı, kahramanlık arsasının gönlü zengin ve vicdanlı emiri, cenk ve kavga meydanın hızlı süvarisi, mert ve cömert- liğin madeni, lütuf ve ihsanın kaynağı, Allah Resulünün adaşı, Emi- rü’l-müminin, Allahtan hakkıyla sakınan muttakilerin imamı, ilahi lütuflara mazhar, sınırsız ve minnetsiz lütuf ve ihsan eserinin kaynağı, padişah tahtına oturan, gazi ve mücahitlerin sultanı, âlemlerin Rabbi olan Allah’ın lütf ve keremi ile desteklenen, büyük ata Gazi Osman Han oğlu merhûm Gazi Orhan oğlu merhûm Birinci Murad Han oğlu merhûm Yıldırım Bayezid Han oğlu merhûm Sultan Mu- hammed Han oğlu merhûm Sultan İkinci Murad Han oğlu Fetih- lerin ve gazaların babası Gazi Sultan Muhammed Han -Her türlü eksiklikten münezzeh olan Allah mülkünü ebedi ve hükümranlığını daim kılsın ve “Allah yeryüzünü ve üzerindekileri miras alıncaya ki O miras alanların en hayırlısıdır” dediği güne kadar onun yardımcılarını ve destekçilerini fazlı ile izzetli kılsın ve apaçık fazlı ile geçmişlerine 22 rahmet eylesin, haleflerini de kıyamete kadar daim kılsın- O şanı yüce sultanın yedinci mertebede olması hesap ehlince yedi tam sayı olmakla her taraftan kemal ile vasıflanmasına yeterli derece- de bir delil ve zaman ve zemin ehlince kıyamete kadar yüce emirlerine tabi olmalarına kati bir burhandır inşallah u Teâlâ. Bu Allaha hiç de zor değildir. O öyle bir yüce ve muzaffer bir padişahtır ki; kösün debdebe ve ihti- şamından dünya kârhanesinin kubbesi sesiyle yankılanmaktadır. Bel- ki sesin korkusundan arşı taşıyan meleğin kanadı titremektedir. Dünya tahtında oturan öyle bir padişah düşünün ki, Rum diyarını küfür ve delalet karanlığından temizleyerek iman ve İslam nuru ile ay- dınlatarak münevver kılsın, belki apaçık fetihleri ilahi kelimenin yü- celtilmesine ve Muhammedi şeriatın parlak değerinin ortaya çıkması- na neden ve bütün İslam ehlinin asayişine delil olsun. Her zaman o, halkın yöneticisi ve itaat edilen dünya hükümdarı ve evrenin uyulması vacip olan tacdarı, padişahın süslü ve zinetli tah- tı, parlak ve süslü tacı olup dünyayı süsleyen fikirleri din ve devletin önemli işlerini düzenler. Dünyayı alan ve memleketler açan kılıcı mülk ve milletin işlerinde kesin karar vermekle onun serin gölgesinin hima- yesinde parça parça olan İslam yurdu ve halkı üzerinde uzanmaktadır. Onun izzet ve yücelik çadırı sonsuzluk çadır kazıkları ile yıldızların kazıklarına bağlanmıştır. Cenâb-ı Allah’ın tahtını süsleyen, her zaman galip olan hükümda- rın sancağının süsü, yüksek tacının bağışlandığı hükümdar, ülkeler fethedip bağlayan ve düşmanların hükümdarı Nebevi Hicretin –hic- ret sahibine binlerce kez salat ve selam olsun- 855 yılının Muharrem ayında Osmanlı Devleti tahtına çıktığında yüce Asitanı (İstanbul) her zayıf ve güçlünün sığınağı oldu. Padişah tahtının ve tacının sahibi ol- duğu günden itibaren “Kişi gayret ve himmet kanatları ile uçar” Yüce Allah’tan İstanbul fethinin kendisine müyesser istedi ve hükümranlığı zamanındaki Allah’ın velilerinden himmet talep ederek bu hatıra ve duygu ile dinlenmeyi kendisine haram ve bu hususta gerekli olan öncü hazırlıkları gecikmeksizin yaptı. 856 yılında güneş mertebesinde olan padişah saltanat merkezinde hareket ve bir yıl miktarı fetih hazırlıklarını yaparak fetih ve zafere başlayarak adına para basılan ve hutbe okunan nice hükümdar dün- yanın süsü olan güzel yüzlü sevgili şehir ile nişanlanmak ve parlak süngü ve mızrakların dili, demirden kılıçların dili ve birçok mal ve kişi ile almak ister iken hiç birisine ilgi göstermeyerek nikâhlanmamış ve onların hiç birisine boyun eğmemişti. Ve hiç kimsenin kudret eli ismet ve vuslat eteğine erememişti. BEYT: Dostum sevgiliye talipli olanlar çoktur Ancak ona ulaşanlar azdır. Velhâsıl o aziz olan Allah fethi müyesser kılarsa tamamını vakfede- yim diye niyet ve kendisi ile Allah arasında ahit ve sözleşmeye azimet ederek 51 gün muhasaradan sonra “Hayır, sahibi için biriktirilir” veciz sözü ile bu soyu pak padişaha, BEYT: Mutluluk gözleri seni hissettiğinde Uyu bütün korkular güvene döner, Beyti gereğince yüce Allah’ın müjdesi, evliyaullahın imdadı, belki ariflerin kutbu Ak Şemseddin Hazretlerinin müjdelemesi ve ol Hayy ve Kayyum olan Allah’ın kolaylaştırması neticesinde emellerine 23 nail olmuş ve Hicretin 857. yılının Cemâziyelâhir ayında İstan- bul’un fethetmiştir. BEYT: Önceki topluluklar fethe ram oldular Fakat sonraki topluluklar zafere eriştiler. Gayb lisanından sonrakilerin lafzı ve acayip terkip olan “BeldetünTayyibetün” ifadesi ebced hesabı ile fethin tarihi ol- muştur.21 O tabiat ve huyu temiz olan Padişah tam on yıl boyunca ülkenin fe- tih ve teshiri, cihat nişan alametlerinin yerleştirilmesi, halkın durumu- nun ıslahı için uğraşarak kazaskerler ve sair büyük yöneticiler, değerli âlimler ile büyük şeyhler ve saygın fıkıh âlimlerine kıyamete değin sü- recek olan saltanat erkânına elde ettikleri ganimet malını ve Aziz olan Allah’ın ikram eylediği nimetlerden Sizi üzerinde yetkili kıldığı şeyler- den harcayın22 ayeti üzere İstanbul’da hayrat eserler inşa etmelerine ruhsat, hayır işleri yapmaya icazet vererek her biri bir mevkii seçerek ve ol mevkide onların ismi ile meşhur olmuş hayrat inşa eylediler. O eski şehirde yüzden fazla kilise ve manastır hayır sahiplerinin güzel gayret ve çabası ile yeni camilere ve sağlam ibadethanelere ve nicesi medrese ve hangah ve tasavvuf ehli olanların yerleşkesi oldu. Bu kah- ramanca çalışmada tesis ettikleri nefis mescitleri yeniden yaptıkları medreseler ve imaretler ki basiret sahipleri tarafından müşahede edil- diğinde gözleri kamaşır ve hayretler içerisinde kalırdı. Bunları burada zikretmek bile gereksizdir. 21 BE:2+LAM: 30+DAL:4+TE:400+TI:9+YE:10+ BE:2+TE:400=857 Hicri. 22 Hadid Suresi, Ayet: 7 Böylece beş vakitte İslam mabetlerinde gönüllere hoşluk veren Mu- hammedî gülbanklar yüksek sesle söylenmeye başladı öyle ki; daha önceki adetler (Hristiyanlık dönemindeki) tersine çevrilerek Muham- medî gülbankların sadası ile gökler doldu. BEYT: Vaktine hazır ol ki çalındı Pençgâh-ı Muhammed-i Arabî Padişah hazretleri ezanla bir mana kazanan ve şeref bahşedi- len bu şehrin sur, kule ve burçlarının tamir edilmesi için Rumeli ve Anadolu taraflarından İstanbul’da ikamet etmeye istekli olan ahalinin engellenmemesi ve her tarafta meslek ve sanayi ehli olanların ailesi ile birlikte Payitaht’a gönderilmesi hususunda emirler ve hükümler göndermiş ve bu çerçevede her taraftan gelen maharetli mimarlar iş ve sanayi erbabı ile birlikte şehir imar edilmiştir. BEYT: Hüner bir şehir bünyâd eylemekdür Re'âya kalbin âbâd eylemekdür. Ümitvarım ki anılan fetih ta kıyamete kadar tüm dünya lisanların- da anılacak ve muteber kitapların sayfalarında ayrıntılı bir şekilde ya- zılacaktır. Makamı yüksek o padişah, yıldızlar kadar fazla orduya sahip hü- kümdar sağlam şeriat yoluna girerek himmet yelkeni ile denizine ma- 24 lik olduktan sonra övünülesi fetihlerden feragat ve gönlü bu mertebeye kanaat ederek 867 hicri yılında bu nimetlere şükür bağlamında Küçük cihattan büyük cihada yönelerek pak ve temiz kitapta (vakfiyede) ay- rıntılı bir şekilde açıklanan hayrata azimet ederek yeni camilerinin temellerini kazmaya başladı ve adalet ve diyanet elbiselerini şerefli vü- cutlarına giydirerek yüzlerce kilise ve manastırı şirkin kir ve pasından temizleyerek Allah’ın zikrini yapan topluluklar ve uyanık ehl-i iman için ibadetgâh haline çevirdi. Hicri 875 yılının Receb ayına gelindiğinde hayrat eserler bina ve inşa olunarak tamamlanmış olup bu zarif belgede (vakfiyede) hayrat eserler ve iyilik merkezi binalar ayrıntılı olarak yazılmış ve uyulması gereken olan ilam edilerek fermanlar çıkarılmıştır. Şimdi sadede gelince; vakfın hayratlarını yazmaya başlıyoruz. Al- lah zaferin sancaklarını ebedi kılsın. Vâkıfın yaptığı ve vakfettiği hay- rat eserlerden birisi; Kostantiniyye içerisinde Sultansarayı yakınında daha önce Hris- tiyan ahalinin ibadet ettikleri makâm-ı âli Ayasofya adıyla bilinen kilisedir. Ayasofya Camii Hazret-i İsa (Bizim peygamberimiz ve onun üzerine salat ve selam olsun) zamanında Rum Saltanatı Padişahları- nın evlatlarından bir masuma bir hastalık isabet etmesi üzerine halkın durumu ve memleketin işlerinde bir karmaşa ve din ile devletlerine zeval ve yok olma tehlikesi ile karşı karşıya gelme ihtimali çok yük- sek olduğundan, masumun annesi Sofya adlı Hatun’un Hazret-i İsa’ya hediye sunması üzerine Hz. İsa’nın hayır ve duaları sebebi ile gayb şi- fahanesinden bir şifa bularak hasta masum iyileşir ve İsevi Milleti içe- risinde şanlı ve yiğit bir padişah olur. Bunun üzerine annesi bu sıhhat bulma nimetinin şükrünü eda için bu mabedi yaptırdığı tarih kitapla- rında yazılıdır. Anılan bu cami şehrin içerisinde Yeni Kale civarında bulunmaktadır. Padişah hazretleri bu bölgeye Eski Sarayı yaptırdıktan sonra uzun bir süre karargâh etmiş iken anılan kalenin zemini zeytinlik ismi ile anılan bir mesire yeri olduğundan, buraya yeni bir saray yaptırmayı çok arzu ettiğinden Sarayı Hümayun (Topkapı Sarayı) yapmaya him- met ederek burayı saltanatın merkezi etmişlerdir. Yüce Allah mübarek kılsın. Bu sarayın sınırı, doğu tarafı Kâfirlerin Reisine (Kralına) ait bir kilise olup hala saltanat tarafınca ibka olunan Buka-i Sultaniyye ve Yenikale suruna bitişik olmakla kendileri için seçtikleri boş arazi ile kıble tarafı umumi yol ve izni hümayunları ile bina olunan Ahmet bin İsmail, Musa bin İlyas, Hasan bin Ahi Mahmut evleri ile azatlıların- dan Yusuf bin Abdullah’ın evi, batıdan cami imamına mesken olarak yinşa eyledikleri mesken, Ali bin Hamza el-Hayyat, Mustafa bin İshak ed-Dellâl’ın evleri ve önceleri kilise iken Saatçi Hamza Bali bin Hacı Mehmet’e tayin buyrulan ve caminin saatçisinin sakin olduğu ev, ku- zeyden umumi yola ulaşır, o yol sakfların (çatı, tavan) altında olup Aya- sofya Camii’nin tetimmesi olan medrese ile cami arasındadır ve kuzey tarafı bazen Sultan Bayazıt oğlu Sultan Mehmet’in kızı Selçuk Hatun mülkü ile sınırlıdır. Vakfedilen hayratlardan biri de, Kostantiniyye’de, ulemadan Mola Zeyrek’in orada oturmasından dolayı Mevlana Zeyrek Mahallesi deni- len mahallede bulunan Zeyrek Camii adı verilen kilisedir ki, doğudan taraf-ı saltanat için tahsis edilen boş arazi, kıble tarafından umumi yol, batıdan Zeyrek Medresesi Odaları denilen hücrelerin sahnı ve kuzey- den ise, zikredilen odaların bir kısmı ile sınırlıdır. Fatih Sultan Meh- 25 met hazretleri işte onlar hayırda yarışırlar 23 ayet-i kerimesine mazhar olmak amacıyla bu kiliseyi içinde cumaların ve cemaatle beş vaktin kılındığı  bir mescid haline getirmiştir. Bu hayratlardan biri de, Kostantiniyye içinde Eski İmaret diye adlandırılan mahallede bulunan Eski İmaret Kilisesi’dir ki, doğudan taraf-ı saltanat için terk edilen boş arazi, kıble tarafından ve kuzey- den Eski İmaret Odaları diye bilinen hücreler ve batıdan da zikredilen hücreler arasında bulunan boş sahn ile sınırlıdır. Ebu’l-Feth Sultan Mehmet, bu kiliseyi de içinde beş vakit namazın kılınacağı mescid haline getirmiştir. Bu hayratlardan biri de, yine Kostantiniyye’nin içinde yer alan ve Kalenderhane diye bilinen kilisedir ki, yerinin şöhretinden dolayı, tarif ve tahdidden müstağnidir. Padişah hazretleri burayı, fakirlere, yoksullara, şehre gelen giden misafirlere vakıf olarak tahsis etmiştir. Bu hayratlardan biri de, Darü’l-Feth Galata’da, iskele Kapısı›na yakın Hacı Hamza Mahallesinde bulunan kilisedir ki, Hıristiyanlar nezdinde Mesadomenko Kilisesi diye bilinmektedir ve kuzeyden ve doğudan umumi yol, kıble tarafından özel yol, doğudan Cendereci- oğlu diye bilinen Hoca Muhyiddin bin Hoca Şemseddin’in mülkü ve Dershane demekle meşhur bahçe ve Nakışlı Kilise dedikleri kilise ile sınırlıdır. Bu hayratlardan birisi de Kostantiniyye tevabi’inden Silivri diye bilinen kale içerisinde bulunan kilisedir ki, doğudan Tüccar Nasuh bin İlyas mülkü, kuzeyden Kadı Kasımoğlu  Musa Çelebi mülkü, batı- dan ve güneyden umumi yol ile sınırlıdır.   Padişah hazretleri –nasıl ister ve seçerse- şer’i Nebevi ve Müsted’â- 23 Müminün Suresi, Ayet: 61 yı Dîn-i Muhammedi olmakla bu altı kiliseyi cami ve zaviye olarak vakıflarına ilhak buyurmuşlardır. BEYT: Yıkdı hezâr bütkedeyi mescid eyledi Nâkûs yerlerinde okutdu ezanları Bundan sonra padişah hazretleri yaptıkları bu hayratlar ile yetin- meyip, Devlet-i Zât-ı şahanelerinin saltanat merkezi olan ve akabinde evlatlarının saltanat merkezi olarak ebediyyen kalacak Darussalta- nat (İstanbul) âriflerin kutbu, sâliklerin zahiri Şeyh Vefazade –Allah sırlarını aziz eylesin- Mahallesinde müceddeden bir cami-i şerif bina buyurdular, Cami Mahallesinde mübarek şeyh efendinin adı ile bilinir olduğunda sınırlarını belirtmeye gerek yoktur. Rumelihisarında Yeni- kule denilen yerde bir cami inşa ettiler ki bu cami de civarda bilindi- ğinden sınırlarını saymaya hacet yoktur. Bütün bunlardan sonra, çok sayıda fazilet ve kemalinden çok az bir kısmına yukarıda işaret olunan bu meşhur büyük Emir -Allah salta- natını bütün insanların toplanacağı ve bir araya geleceği kıyamet gü- nüne kadar ebedileştirsin- sadece ve sadece Allah rızasını gözeterek, sevabını dileyerek ve O’nun azabının eleminden kaçabilmek ümidiyle, Kostantiniyye şehrinin ortasında, şu anda Yeni Camii Mahallesi diye bilinen yerde, binası yüksek, temelleri görülmemiş şekilde muazzam, duvarları sağlam, sanat güzelliği ve sağlamlıkta kemal noktasına ulaş- mış, camilerde bulunması gerekli her şeyi içinde bulunduran, içinde gönüllerin arzuladığı gözlere zevk veren ve bakanları doyuran her şey bulunan, şehirlerdeki mescidler arasında bedenlerin temel azaları gibi 26 yer tutan, tarif ve tahdidden müstağni bir cami (Fatih Camii) daha inşa eylemiştir ki, caminin mihrabı sanki safa köşesi, latif minberi asuman gibi, kandilleri ise dolunay misalidir. BEYT: Ayinedür ki rû-yı safâ gösterür müdâm Sahn-ı harîm-i hurremi ferşinde her ruhâm Caminin iki minaresi olup bu minarelere sidre-i müntehâ (cennetin uç noktası) denilse yeridir. Zikri çokça geçen Alicenab Padişah hazretleri, Allah indinde ilmin önemini bilerek ve ayet ve hadislerde ilimle ilgili nakillere vâkıf ola- rak bu mescidin (Fatih Camii’nin) çevresinde sekiz medrese (Medaris-i Semaniye) denen medreseyi inşa buyurmuşlar ve İstanbul’un ilim ve ulema merkezi olmasını murat etmişlerdir. BEYT: Kalbin hayatı ilimdir ona sımsıkı sarıl Kişinin ölümüne sebep ise cahilliktir ondan kaçın Varlıklar içerisinde insan can taşıyan diğer varlıklardan ilim ve irfan ile mümtaz olur. Allah Adem’e her şeyin ismini öğretti24 emrini insandan başkasına ferman buyurmadı. Bundan dolayı ilik en yüce maksat, en sağlam tutulacak yer ve yüce kıbledir. Padişah hazretleri işte bu deliller muvacehesinde ilim hanesini tamir, ışıklarını tenvir, sahasını temiz, fenasını safalı ve gönül çeken bir yapmaya karar verdi ve bu yüksek seviyedeki sekiz medreseden 24 Bakara Suresi, Ayet: 31 25 İnsan Suresi, Ayet: 8 26 İnsan Suresi, Ayet: 20 her birinin arkasına da, onlardan daha küçük olan ve Tetimme diye adlandırılan birer medrese ile caminin batıya meyleden kısmında bir Daruttalim bina eylediler ki, medresede bütün Rum diyarından (Ana- doludan) ilim taliplisi olan öğrenciler bu gün gibi aydınlık, mermerleri güneş gibi parlak mektepte ilim tahsil etsinler. Yukarıda sayılan hay- ratların hepsi ol zat-ı âlî-cenâba (padişaha) intisap ile beyan, tarif ve tahditten beridir. Padişah hazretleri caminin batı tarafında bir bölüm inşa eylediler ki burası talebelerin, ilim adamlarının ve civardaki tüm ihtiyaç sa- hiplerinin iktibas etmesi ve faydalanması amacıyla kütüphane olarak hizmet verecektir. Zaman-ı devletlerinde ulemanın ekserisi camiler- de sakin olmakta olup, padişah hazretleri caminin civarına ulemanın kullanacakları meskenler de yaptırarak burayı ulema ve öğrenciler için mamur bir ev haline getirmiştir. Padişah hazretleri batıni dertlere şifa merkezi ve meskeni olmak üzere garip, gureba, misafir, yolu düşan, muhtacin ikamet etmeleri amacıyla sünneti İbrahim Halilullah üzere ihtiyaçları olmasına rağ- men, yiyeceği; yoksula yetime ve tutsağa yedirirler25 ayeti muktezasın- ca cami-i şerif civarında iki yüksek imaret bina etmişlerdir ki, orada nereye bakarsan, nimet ve büyük bir saltanat görürsün26 ayetini çağ- rıştırır. Kesilmez nânı bir dem çûn meh-i îd Seher tâ şâm hem-çûn kurs-ı hurşîd Müheyyâ cennet-âsâ türlü nimet Salâdur yiyüp içen câna minnet 27 Döşenmiş sofra-i zerrîn şeb u rûz Misâl-i mihr u mâh-ı âlem-efrûz Hüdâyâ sâhibin gark-ı ni‘am kıl İki âlemde dâim muhterem kıl Bu iki imaretten her biri eşşiz bir misafirhane, bahane bulunama- yacak bir ziyafethanedir ki, cennet nimetleri gibi feyzi eksilmez, Rah- man’ın rahmeti gibi bol bol ikram etmekle eksilmez. Padişah hazretleri bu iki imaretin birini İmaret diğerini Daruşşifa diye adlandırdı, padişahın şöhretine binaen herkesçe bilinen bu yerle- rin sınır ve hudutlarını belirtmeye gerek yoktur. Hayrat yapılarının her biri ehli taatin mabedidir ve zengin, fakir herkese açıktır. Zikri gecen Ayasofya Camii, Molla Zeyrek Camii, Ga- lata Camii, Silivri Camii ile kendilerinin bina buyurdukları Yeni Camii (Fatih Camii), Şeyh Vefazade Camii ve Rumelihisarı Camii olmak üzere toplam yedi cami ehli İslam Müslümanların rükû ve secde edecekleri cami ve mescitlerdir. Padişah hazretleri bundan sonra bütün cami ve mescitlerini ruku ve secde etmek, cemaatle ve ferdi olarak farz, vacib, sünnet ve nafile namazlarını kılmak üzere şiddetli olan azabından korkarak ve kaçarak Rahim ve Rahman olan Allah’ın rızasını umarak, o gün ne mal ne de oğullar fayda verir. Ancak Allah’a temiz bir kalple gelenler hariç27 ayetindeki Cenab-ı Hakkın yardımını ümit ederek Müs- lümanların hizmetine sundu. Kalenderhane adıyla anılan mekânı fukara ve dervişanın zikirleri- nin yapıldığı ve fukara ve dervişanın meskeni olarak vakfettiler. Bü- yük medreselerden her birini ulema ve fazilet ehli kişilerin akli ve nakli ilimleri ilim taliplisi öğrencilere öğretmeni ve onların dimağlarını ve 27 Yusuf Suresi, Ayet: 88-89 akıllarını aydınlatmak ve kalplerini ilmin faziletini aktarmak için vak- fettiler. Müderrisler bu medreselerde çeşitli ilimler, maarifler, hikmet letayiften bahisler öğreteceklerdir ve öğrenciler eğitim hayatı boyunca medresede sakin olacaklardır. Büyük medrese odaların yatılı kalan öğrenciler küçük medresede sakin olan öğrencilere göz kulak olacaklardır. Daruttalimde ise öğren- cilere ve müslüman ve muvahhit çocuklarından talep edenlere Kur’an-ı Kerim, tecvid ilmi ve Kur’an ile bağlantılı ilimler öğretilecektir. Daruşşifa ise hasta, yaşlı, misafir ve yolcuların vakfıdır. Bu sınıftan zahiri derdi sıkıntısı olanlar hastanede tedavi edilecektir. Padişah hazretleri yukarıda tafsilatıyla beyan edilen hayrat eser- lerdeki hizmetlerin kesintisiz gerçekleşmesi için, İstanbul haricinde bazısında gayri müslimler, bazısında müslümanlar ve gayri müslimler, bazısında müslümanların sahip oldukları otuz beş adet köylerin dâhi- linde olan ve sınırları, vasıfları yazılı bulunan yerlerden bazılarını sa- tın alarak bazılarının ise vergilerinin vakfına tahsisini murat etti. Bu köyler aşağıda yer almakta olup köylerin detaylı sınırları ve vakfedilen yerlerin evsafı tahrir defterlerine yazıldığı için burada detaya fazla gi- rilmeyecektir. Köyler ve Mezraalar Silivri adıyla bilinen kale ve müştemilatı, Tekfurdağı’nda bulunan Benatos ve Rados adlı köyler, Çorlu kasabasında Kefere Mahallesi ve buradaki Çeribaşı Çiftliği, Çorlu kasabasında Ereğli isimli köy, Çorlu kasabasında Hando isimli köy, Çorlu kasabasında Papaslık isimli köy. 28 Kırkkilise sancağında İskoplos isimli köyün tamamı ve ona bağlı Kara Hamza köyü, Seviler köyü, Hemşehri köyü, Malkoçlu köyü, Kırk- kilise sancağında bağlı Padra köyü, Kırkkilise sancağında Ereğlice kö- yü’nün tamamı ve ona bağlı olan Bektaşlu köyü ve Kara Kuşlu köyü, Kırkkilise sancağında Korucu (Dolya) köyü, Kırkkilise sancağında Yundoğlanı (Hızırcı) köyü, Kırkkilise sancağında Koyun Kafiri köyü, Kırkkilise sancağında Kurtcağız Viranı Müsellemliği diye bilinen köy. Vize sancağında İspatla köyü’nün tamamı ve ona bağlı olan Kara Yahya Müsellemliği denilen köy, Vize sancağında Kurbağa re’s (Aşa- ğa Çeltikçi) isimli köy. Vize sancağında Sucukdere (Kavaklı) isimli köy. Vize sancağında Sucukdere köyüne bitişik Gönc Çiftliği denilen arazi, Vize nahiyesinde Fekle köyü. Vize nahiyesinde Serakine köyü, Vize na- hiyesinde Hasboğa köyü ve ona bağlı olan Ceybçi Çiftliği, Vize nahiye- sinde Örenlü köyü, Vize nahiyesinde Kabanos köyü, Vize nahiyesinde Çakanhori köyü, Hayrabolu kadılığına bağlı Brafça köyü. Pınarhisar’ında kazasında Çeltiklik denilen hark, Burgos (Lüleburgaz) kazasında bulunan hark ki halk arasında ark denir. Zikredilen ve toplamda otuz beş adet olan bu akarlar, tüm eklen- tileri, müştemilatı ve hukuki haklarıyla vakfedilmiştir. Bu vakıfların bazıları padişahın yüksek şanına bağlı olmasıyla zenginleşmiştir. Bazı köylerin sınırları detaylı olarak defterlerde kayıtlı olup bu defterler di- ğer defterlerle birlikte hazinede muhafaza edilmektedir. Süleyman heybetindeki padişah altın işlemeli kılıcının darbeleriy- le muhkem hisarları fethedip putlara tapanların zulmünü, günahla- rın gece gibi karanlıklarını, küfür adetlerini, şirk inançlarını yok etti. Saadet vesilesi olan memleketi İslam nişanının nuruyla nurlandırıp, Allah’ın emir, hüküm ve nehiyleri ile temizleyerek, apaçık doğru emir- lerin çiçekleri ile kokulandırıp, hakikat dininin eserleriyle süslemeye gayret eyledi. Padişahın yüce devletinin kapısı, milletin erzakının tak- sim edildiği yer olarak, tüm halkın işini tedarik etmekle; adı geçen şe- hirde ve Galata’da pazarlar, dükkânlar, hamamlar, hanlar, değirmen- ler, oturulacak yerler ve evler inşa edip hepsini İslam hukukuna uygun bir şekilde sahih olarak vakf eyledi. Çarşılar Vakıf akarlardan biri Bedesstan’dır ki, Bezzazistan ve dükkânları denir; Saltanat Kapısı, Kostantiniyye’de merhum Mahmud Paşa İma- retinin yakınında, Çakır Ağa Mescidi Mahallesinde bulunmaktadır. Bezzazistan yüz on sekiz sandığı içermekte olup kendisine bitişik olan dükkânlar da vakıftandır. Çevrede bina edilmiş dükkânlar -bezzazlar, takkeciler ve terzilerin içinde oturduğu- ve Bitpazarı denilen dükkân- lar bu bezzazistana tabidir. Dükkânların tamamı sekiz yüz kırk dokuz adettir ve hepsi vakfa dâhil olup sınırları defterde yazılmıştır. Bunlardan biri de Sultanpazarı olarak bilinen ve çok sayıda hücre- leri ve dükkânları içinde barındıran Büyük Çarşı’dır ki medreselerin etrafını çevirir; inşa buyurdukları Yeni Câmi’nin (Fatih Câmii) yakın- larında ve Kostantiniyye şehrinin ortasındadır. Bu çarşıda iki yüz sek- sen altı adet dükkân ve otuz iki adet hücre mevcuttur. Bunların hudut- ları da vakıf defterinde belirtilmiştir. Kostantiniyye’de Mahmud Paşa dükkânları denilen pazar, merhum Mahmud Paşa İmaretinin yakınında bulunmaktadır. Bu çarşı, dört blok halindedir; bir kısmı diğerine karşılık gelmektedir. Bu dükkân- ların arkasında ve çevrelerinde bulunan dükkânlar da vakfa tabidir. Tamamı iki yüz altmış beş dükkândır ve sınırları evkaf defterinde ka- yıtlıdır. Kostantiniyye’de, adı geçen mahallenin aşağısında bulunan Saraç- 29 lar Çarşısı denilen Pazar, uzak bir mahalle düşmüştür, Canalıcı Kilisesi Mahallesinde bulunmaktadır yüz on dükkânı muhtevi olup bunlarda saraçlar oturmaktadır. Saraçlar Çarşısı yakınında Üstad Ayas Mescidi Mahallesinde Beylik dükkânlar ismiyle anılan Pazar otuz beş adet dükkândır ve sınırları vakıf defterinde yazılmıştır. Yine aynı mahallede bulunan bir çarşının sekiz adet dükkânı Ka- zasker Dolabı denen dolap yanındadır on bir adedi ise Kazasker Hama- mı yakınındadır bu iki kalem on dokuz adet dükkândır. Evkaftan olan bir pazar, birbirine bitişik on dükkândan meydan gelir ve Eski Odalar olarak bilinen acemi yeniçerilerin meskeni olan mahallin yakınında bulunur. Hoca Pîrî Mescidi Mahallesinde yirmi altı adet dükkânın altı aded birbirine bitişiktir. Dört tarafı umumi yol ile sınırlanmıştır. Yirmi adet dükkân birbirine bağlı, bitişi, uzunlamasına ve genişlemesine denk gelmekte ve uygun düşmektedir. Dâye Hatun ve Hoca Hamza mülkle- rine bitişiktir. Darbhâne ismi ile şöhret kazanmış yer civârında Sekbânbaşı Yakub Bey Mescidi Mahallesinde olan çarşıda sekiz adet dükkân birbirine bi- tişik ve bazısı karşılıklıdır. Aynı mahallede bulunan ve sultan vakıf- larından olan hücrelere bitişiktir. Darbhâne yanında bir adet dükkân, Mercân Ağa mülküne bitişiktir. Yeni Kule yakınında birbirine bitişik on iki adet dükkân ki bu dük- kânlar dört taraftan boş arsa ile sınırlıdır. Kirişhâne olarak bilinen kule dışında yine dört taraftan boş arsa ile sınırlı, birbirine bitişik altı adet dükkân vardır. Unkapısı Mahallesinde yerli ahali tarafından iyi bilinen Unkapısı Çarşısı’nda (Komşu hakkı üzerinde o kadar önemle durdu ki neredey- se komşuyu komşuya mirasçı yapacak sandım) hadîs-i şerifi gereğine tâbi olmak arzusu ile eziyet çektirmekten korkulması, vakıf dükkân- ların bir arada sunulmasına mâni olmaktadır. Bu sebeple zikr olunan çarşıda şerefli vakıfları ayrı yerlerde olmakla, dükkânların madde madde beyan edilmeye ihtiyacı vardır. Sabunhane olarak bilinen, Manyaslı Nasuh mülküne bitişik bir adet dükkân. Hacı Hamza mülküne bitişik bir adet dükkân Helvacı Ali mülküne bitişik ve birbirine yapışık iki adet dükkân, Debbâğ Hasan mülküne bitişik bir adet dükkân, biri Başhâne diğeri helva dükkânı olarak bilinen iki adet dükkân (ikincisi sultan vakfına bitişiktir). Yah- ya Yahudi mülküne bitişik ve birbirine yapışık dört adet dükkân, Ho- cazade olarak bilinen Molla mülküne bitişik ve birbirine yapışık dört adet dükkân, Debbâğ Seydî yetimlerinin mülküne bitişik ve birbirine yapışık altı adet dükkân, adı geçen çarşı yakınında Âşık Paşa oğlu Hacı Ahmed mülküne bitişik ve birbirine yapışık iki adet dükkân, aynı ma- halde birbirine bitişik üç adet dükkân, Karamanlı Hacı Sinan mülküne bitişik ve birbirine yapışık iki adet dükkân, zikredilen Hacı Sinan ve Hacı Osman mülküne bitişik ve birbirine yapışık iki adet dükkân, aynı mahalde bir adet dükkân, kısaca bahsedildiği üzere adı geçen çarşının tamamı otuz bir adet dükkândır. Merhûm Sarı Demirci Mescidi Mahallesi çarşısı da kısım kısım yir- mi bir adet dükkândır: Hacı Timurtaş mülküne bitişik ve birbirine ya- pışık dört adet dükkân, Yiğitoğlu hatunu mülküne bitişik ve birbirine yapışık beş adet dükkân, Çerçi Hacı mülküne bitişik, üst katında bir hane bulunan bir adet dükkân, Yahudi Leriz mülküne bitişik ve önce- ki dükkâna benzeyen bir adet dükkân, Aynı mahallede merhûm Sarı demircinin dâmâdı Abdullah oğlu İsmail mülküne bitişik on adet dük- kân, KinigozKapısı Pazarı da yirmi iki adet dükkândan oluşur. 30 Debbâğhâne denilen pazarda yirmi yedi adet dükkân vardır sahil- dedir ve kale dışındadır. Silahhâne olarak bilinen pazarda otuz iki adet dükkân vardır ve bunlar da denize yakındır. Büyük Ayasofya Çarşısı’nda otuz dokuz adet dükkân vardır. Bunla- rın sınırı ve kayıtları vakıf defterinde mevcuttur. Ayasofya Mahallesinde üçü bir mahalde başka ikisi bir mahalde olan beş adet dükkân vardır. Elvanoğlu Mescidi Mahallesinde Yenikale yakınında Yenikapı ci- vârında dört adet dükkân vardır. Tamamı kırk sekiz adet dükkândır. Ayasofya Mahallesinde Yeni dükkânlar olarak bilinen Pazar, on yedi adet dükkândan oluşur. Kemer olarak bilinen tâk yanında, ku- zey taraftadır. Birbirine bitişik ve bazısı karşılıklıdır. Balık Pazarı olarak bilinen pazar, birbirine bitişik ve bazısı kar- şılıklı on adet dükkândan oluşur. Mahalleye Balık Pazarı Mahallesi demişlerdir. Zikr olunan pazar yakınında bir adet dükkân daha var- dır tamamı on bir adet dükkândır. Bahsedilen akarların tamamının sınırı vakıf defterinde tutulmaktadır. Aynı şehirde Bakırcılar Çarşısı denilen pazarda Yahudi kilisesine bitişik ve birbirine yapışık altı adet dükkân. Zikr olunan Bakırcılar Çarşısı’nda biri Sultan’ın vakfına bitişik diğeri merhûm Murad Paşa vakfı yakınında iki adet dükkân vardır. Zikr olunan çarşının arka- sında dört adet dükkân vardır ve bunlara bitişik üç hücreden oluşan bir ev vardır tamamı Hacı Timurtaş mülküne bitişiktir. Zikr olunan çarşıda on bir adet dükkân ve bitişiğinde üç adet hücresi olan bir ev Durmuş anası denilen kadının mülküne bitişiktir. Zikr olunan Ba- kırcılar Pazarı’nda birbirine yapışık dokuz adet dükkân, tamamı Murad Paşa Hanı’na bitişiktir. Zikr olunan pazarda birbirine yapışık yedi adet dükkân, Maymuncu Ali mülküne bitişiktir. Bakırcılar Çar- şısı’nda birbirine bitişik beş adet dükkân, zikr olunan çarşıda mer- hûm Has Murad Hanı’na bitişik ve Hacı Mahmud Bakırcı mülküne yapışıktır. Demirci dükkânı olarak bilinen bir adet dükkân, Has Mu- rad mülküne bitişiktir. Zikr olunan çarşının tamamı kırk beş adet dükkândır. Padişahın vakıflarına mensubiyeti sebebi ile beyanına gerek yoktur. Dikilitaş Mahallesinde, halk arasında Dikilitaş Çarşısı olarak bi- linen pazar. Aynı mahallede bazısı karşılıklı bazısı birbirine bitişik yetmiş yedi adet dükkân; iki tarafı Canbaz olarak bilinen Musta- fa Subaşı mülkü ve Abdullah oğlu Yeniçeriler Zaimi Okçu Karagöz mülkleri ve iki tarafı ise hususi yol ile sınırlıdır. Aynı mahallede iki adet dükkân vardır birbirine bitişiktir. Biri bozahâne olarak bilinen biri pul darbhânesi olarak bilinir. Etrâfı umumi yola ve bahsedilen dükkânlara bitişiktir. Bahsedilen çarşılardan biri kırk beş aded dükkândan oluşan Odun Kapısı pazarıdır. On dört adet dükkân Odun Kapısı Mahalle- sindedir ve birbirine bitişiktir. Çakır Ağa mülkü ve Silahçı İsa Bey mülkü ve Hatib Süleyman Çelebi binası ile sınırlıdır. Zikr olunan Odun Kapısı yakınında iki adet dükkân vardır ki, her biri sabunhâne olarak bilinir. Biri Küçük Hacıoğlu mülküne biri Çakır Ağa mülküne bitişiktir. Odun Kapısı yakınında birbirine bitişik veya karşılıklı on dokuz adet dükkân vardır. Kale duvarı ve zamanın sultanının kölesi Abdullah oğlu Hasan mülküne bitişiktir. Bahsedilen mahalde birbi- rine bitişik dokuz adet dükkân vardır. Umumi yol ve sultaniye dük- kânları ile sınırlıdır. Aynı mahalde, sabun dükkânı olarak bilinen, üstünde oda olan bir adet dükkân vardır. Tatar Musa oğlu mülküne bitişiktir. 31 Hanlar Misafirlerin konaklaması için vakfedilen hanlardan biri Sultan Hanı’dır ki, altlı üstlü doksan sekiz hücreden oluşur. Kostantiniy- ye’de Bey Kervansarayı olarak bilinmekte ve Mahmud Paşa Hama- mı yakınında, Daye Hatun Mescidi Mahallesinde bulunmaktadır. Etrafında bulunan kırk iki aded dükkân da bu hana bağlıdır. Bodrum Kervansarayı olarak bilinen han, Kostantiniyye’de Eski Saray olarak bilinen Saray-ı Âmire-i Sultânî civârındadır altlı üstlü otuz bir adet hücreden oluşur. Duvarına bitişik on dört adet dükkân vardır. Dışında ise, kervansaraya bitişik dokuz adet hücre vardır. Yine İstanbul’da Odun Kapısı Mahallesinde olan bir adet han, Eski Han olarak bilinir. Öksüz Mehmet mülküne bitişiktir. Kostantiniyye’de Kalealtı Mahallesinde Yemiş Kapanı olarak bilinen hanın altta on bir, üstte on altı adet hücresi vardır hana bi- tişik on altı adet dükkân vardır. Hamamlar Bundan sonra halkın ihtiyaçları için hamamlar bina ederek, hepsini şerefli hayrâtının işleri için vakıf buyurdular. İskeleye yakın Kalealtı Hamamı, Yahudi Hamamı dedikleri hamam, Sinan Paşa Hamamı, Alacahamam, Sırt Hamamı, Ka- zasker Hamamı, Azebler Hamamı, Balat Kapısı Hamamı, Ça- vuşbaşı Hamamı, Külle (Kulle) Hamamı, Yeni yaptırdıkları câmi yakınındaki hamam. Tamamı Saltanat Kapısı, korunmuş Kos- tantiniyye’de bulunan hamamlardır. Bunlardan sonra Galata’da da hamamlar inşâ buyurdular: Sü- leyman Bakırcı Mahallesinde bulunan Direklice hamam, Câmi Mahallesinde bulunan hamam, Karaköy Mahallesinde bulunan hamamdır ve Tophane Kapısı yakınındadır. Akârlar Vakıf kurucusu padişah hazretleri bu mertebeler ile yetinmeyip, Devlet’in sahibinin yüksek yardımı ve bol keremi ile akarların in- şasının gerekliliği üzerine Kostantiniyye ve Galata’da bazı akarlar inşâ ve ihyâ buyurdular. Ayasofya Mahallesinde zikr olunan Ayasofya Çarşısı’na yakın zemin katta iki ev ve bir avludan oluşan bir adet menzil. Ayasofya Câmii’ne bitişik yirmi beş adet menzil. Dokuz adedi kuzey duvarına kalanı kıble duvarına bitişiktir. Aynı mahallede ze- min katta üç adet hane ve üstü odalı bir dükkândan oluşan bir adet menzil. Karakadı Mahallesinde altlı üstlü ikişer haneden oluşan bir adet menzil. Orya Kapısı Mahallesinde bir adet dükkân. Edirneli Yahudiler Mahallesinde boyahâne olarak bilinen bir adet dükkân. Aynı mahallede Fildamı denilen yer civarında bir am- bar ve bir fırından oluşan menzil. Kara Şems Mahallesinde zemin katta bir hane ve avludan olu- şan menzil. Molla Hoca Hayreddin Mescidi yakınında Mehmet Paşa Mahallesinde bulunan menzil. Birbirine bitişik üç adet dükkân, merhûm Hızır Bey Çelebi Mes- cidi Mahallesindedir. Daha önce bahsedilen Un Kapısı Pazarı’na ya- kın zemin katta bir adet hane, Mercan Ağa mülküne bitişiktir. Deniz salihinde yapılan ve kale dışında bulunan otuz beş adet menzil. Zikr olunan menziller balıklığı olarak bilinir. Cebe Ali Kapı- sı, Gün Kapısı ve Künfoz Kapısı’nın karşısındadır ortasından umu- 32 mi yol geçer. Silivri Kapısı civârında bulunan zemin katta bir adet ev. Mustafa Paşa Hamamı yakınında Aya Manastırı denilen yerde on iki adet hücre. Yeni Kale yakınında Nevbethâne Mahallesinde bulunan bir adet dükkân. Aynı mahallede Mahzenci Senkor mülküne bitişik bir adet menzil. Edirneli Yahudiler Mahallesinde zemin katta, üstünde bir adet ev bulunan menzil, Arslan Yahudi mülküne bitişiktir. Aynı mahallede ze- min katta, üstünde bir adet ev bulunan menzil, Beyram çocuğu Yahu- di Musa mülküne bitişiktir. Aynı yerde Orya Kapısına yakın dükkân. Aynı mahallede Yahudiler Hamamı yakınında, altlı üstlü birer adet ev bulunan menzil. Aynı mahallede zemin katta bir adet ev, Mordehay Ya- hudi mülküne bitişiktir. Aynı mahallede zemin katta bir adet ev, Şemu- yel Yahudi mülküne bitişiktir. Aynı mahallede zemin katta, üstünde bir adet oda bulunan evden oluşan menzil, Yahudiyye Kâvde adında- ki kadının mülküne bitişiktir. Aynı mahallede zemin katta bir adet ev ve dükkân, Bor Senyör el-Efrencî mülküne bitişiktir. Aynı mahallede zemin katta bir adet ev, Molla Gürani Hanı yakınında umumi yola bi- tişiktir. Aynı mahallede Musa çocuğu Yahudi Yakub mülküne bitişik bir dükkân. Aynı mahallede altlı üstlü ikişer evden oluşan menzil, Altlı üstlü birer evden oluşan menzil, Musa çocuğu Yahudi Elyaz mülkü- ne bitişiktir. Aynı mahallede iki menzilden biri zemin katta iki evden oluşmaktadır Yahudiyye Kostra adındaki kadının mülküne bitişiktir. Zemin katta bir ev, üstünde odası vardır ve Yahudi Hablos mülküne bitişiktir. Aynı mahallede iki menzil vardır; biri zemin katta bir adet evden oluşur ve Yahudiyye Arhondise mülküne bitişiktir. Diğeri Yahu- di Arslan Kösec [Köse] mülküne bitişiktir ve zeminde bir ev ile üstünde bir oda vardır. Aynı mahallede altı adet menzil vardır; biri bir zemin katta bir evdir ve Yahudiyye İstağdiya adındaki kadının mülkünün ya- nındadır, ikincisi altlı üstlü iki evden oluşmaktadır ve Fildamı yakının- dadır. Üçüncü menzil zemin katta bir evdir ve Yahudi Panorya evine bitişiktir. Dördüncü menzil altlı üstlü iki evden oluşmaktadır ve Filda- mı yakınında Yahudiyye Arhondise mülküne bitişiktir. Beşinci menzil zemin katta bir evdir ve İlyas çocuğu Yahudi Musa mülküne bitişiktir. Altıncı menzil zemin katta bir evdir ve Hıristiyan Komnati adındaki kadının mülküne bitişiktir. Bunlardan başka Fildamı Mahallesinde on iki adet menzil vardır. Biri zemin katta bir, Hıristiyan Marmara mülküne bitişiktir. Biri altlı üstlü iki ev, Tabib Yahudi Musa mülküne bitişiktir. Üçüncü menzil, ze- min katta bir evdir ve Hıristiyan Androniko mülküne bitişiktir. Biri alt- lı üstlü iki ev, Hıristiyan Angelina adındaki kadının mülküne bitişiktir. Biri zemin katta bir ev, Kazal Yahudi mülküne bitişiktir. Biri altlı üstlü iki ev, Hıristiyan Androniko mülküne bitişiktir. Yedinci menzil zemin katta bir evdir, Yahudiyye Sebadya adındaki kadının mülküne bitişik- tir. Biri zemin katta bir ev, İlyas Silahçı mülküne bitişiktir. Dokuzuncu menzil yine zemin katta bir evdir, Balık Pâzârı yakınında Hıristiyan Makrimal mülküne bitişiktir. Yine Balık Pazarı yakınında zemin kat- ta bir ev, Yahudiyye Kornorti adındaki kadının mülküne bitişiktir. Biri zemin katta bir ev Öküz Damı denilen kiliseye bitişiktir. On ikinci ve bahsedilen menzillerin sonuncusu olan zemin kattaki ev, Yahudi Elyaz Zebano mülküne bitişiktir. Burgoslu Halil Paşa Mahallesinde sekiz adet menzil vardır; biri altlı üstlü iki evdir, Yahudi kilisesine bitişiktir. Biri yine altlı üstlü iki evdir, Yahudiyye Kostra mülküne bitişiktir. Biri zemin katta bir ev, Yahudi Mesasiyye mülküne bitişiktir. Biri yine zemin katta bir ev, Yusuf Ya- hudi mülküne bitişiktir. Beşinci menzil, altlı üstlü iki evdir ve Yahudi 33 David mülküne bitişiktir. Zemin katta bir ev, İbrahim mülküne bitişik- tir. Zemin katta bir ev Efrayim Yahudi mülküne bitişiktir. Sekizinci ve bahsedilen menzillerin sonuncusu olan zemin kattaki ev, Yahudi Ta- bib İlyas mülküne bitişiktir. Halilpaşa Mahallesinde birbirine bitişik iki menzil vardır. Biri Bo- zahâne Mahallesinde, zindan yakınında bozahâne olarak bilinen bir dükkândır. Diğeri de Bozahâne Mahallesinde bir adet ev olup bozahâ- ne olarak bilinen dükkâna bitişiktir. Bozahâne Mahallesinde on beş adet menzil vardır; biri zemin katta bir ev, umumi yola bitişiktir. Yine zemin katta bir ev, İlya Yahudi mülkü olan binâya bitişiktir. Yine zemin katta bir ev, Yahudi Yohanna mülkü- ne bitişiktir. Yine zemin katta bir ev, Yahudi İsmayil mülküne bitişiktir. Yine zemin katta bir ev, Yahudi Elkana Erbi binâsına bitişiktir. Bunlar gibi zemin katta bir ev Elyaz Yahudi binâsma bitişiktir. Yedincisi altlı üstlü iki evden oluşan menzildir. Yine zemin katta bir ev, Yahudiyye Purno adındaki kadının binâsına bitişiktir. Yine zemin katta bir ev, Müezzin Hasan Fakîh binâsına bitişiktir. Biri yine onun gibi zemin katta bir ev, Arab Abdurrahman binâsına bitişiktir. On birinci menzil zemin katta bir ev, İmâm Fakîh Musa binâsına bitişiktir. Yine zemin katta bir ev, Hacı Halil Mescidi’ne bitişiktir. Yine zemin katta avlulu bir ev, Şerbetçi Kenan mülküne bitişiktir. Yine avlulu altlı üstlü iki ev, Hacı Seydî mülküne bitişiktir. On beşinci ve bahsedilen menzillerin sonun- cusu olan altlı üstlü iki ev, İshak Silahçı mülküne bitişiktir. Bunlardan başka Acemoğlu Mahallesinde Yemiş Kapanı olarak bi- linen hana bitişik zemin katta bir ev vardır. Aynı mahallede birbirine bitişik üç adet ev, Şemuyel Yahudi mülkünün yanındadır. Aynı mahal- lede birbirine bitişik dört adet ev vardır ve Yakub Yahudi mülkü civa- rındadır. Aynı mahallede birbirine bitişik yedi adet menzil vardır. Her biri altlı üstlü birer evden oluşur. Aynı mahallede dört adet menzil var- dır. Biri zemin katta bir adet evdir. Yako Yahudi mülküne bitişiktir. Biri altlı üstlü iki evden oluşur. Tabîb Avrahim Yahudi mülküne bitişiktir. Biri zemin katta bir adet evdir Yahudi Ron mülküne bitişiktir. Dördün- cü menzil zemin katta bir evdir ve Yahudi David mülküne bitişiktir. Bunlardan başka aynı mahallede birbirine bitişik beş adet menzil var- dır. Her biri altlı üstlü birer evden oluşur. Yahudi Saltil mülkü civarın- dadır. Aynı mahallede birbirine bitişik dört adet menzil vardır. Her biri altlı üstlü birer evden oluşur Hayim Yahudi mülkü yanındadır. Aynı mahallede birbirine bitişik iki adet menzil, Acemoğlu kızı Hacı İslâm Hatun evine bitişiktir. Aynı mahallede dört adet menzil vardır; biri alt- lı üstlü birer evden oluşmaktadır. Eziz Yahudi mülküne bitişiktir. Ze- min katta bir ev olan menzil Yahudi Netan mülküne bitişiktir. Diğer bir Menzil altlı üstlü birer haneden oluşmaktadır Musa Yahudi mülküne bitişiktir. Dördüncü menzil zemin katta bir evdir ve Mako Yahudi mül- küne bitişiktir. Bunlardan başka Küçük Hacı Mescidi Mahallesinde dört adet men- zil vardır; birini üstünde oda olan, zemin katta bir ev oluşturmaktadır, Sultan Hanı yakınındadır ve Saydelânî Sinan mülküne bitişiktir. Yine biri, üstünde oda olan, zemin katta bir evden müteşekkildir. Nasûh mülküne bitişiktir. Biri zemin katta bir evdir ve Mehmet Mikrâzî mül- küne bitişiktir. Biri yine zemin katta bir evdir ve Karıbula mülküne bitişiktir. Çelebioğlu Mescidi Mahallesinde zemin katta bir ev, Hâcce Safiye Hatun mülküne bitişiktir. Çelebioğlu Mescidi Mahallesinde bulunan bir adet dükkân, Çelebi- oğlu vakfına bitişiktir. Aynı mahallede bulunan iki adet menzilden biri üstünde çardak olan zemin katta bir adet evden müteşekkildir. Musa Çelebi mülküne bitişiktir. Diğeri zemin katta bir evdir ve Yahudi Musa 34 mülküne bitişiktir. Çelebioğlu Mescidi Mahallesinde üç adet menzil vardır; biri, üstünde bir oda bulunan ve zemin katta bir evdir. Ankaralı Hamza mülküne bitişiktir. Zemin katta bir ev, Yahudi Yasef mülküne bitişiktir. Biri, üstünde bir oda bulunan ve zemin katta bir ev, Yahudi Elyaz mülküne bitişiktir. Karaşems Mahallesinde zemin katta bir ev ile üstünde bir oda bulu- nan menzil, Yahudi Yahya mülküne bitişiktir. Aynı mahallede birbiri- ne bitişik üç adet menzil, Perto Yahudi mülküne bitişiktir. Aynı mahal- lede altlı üstlü birer evden oluşan menzil, Yahudiyye Serana adındaki kadının mülküne bitişiktir. Aynı mahallede bozahâneye bitişik kiliseyi şerefli vakıflarına ilhâk buyurmuşlardır. Aynı mahallede zemin katta birbirine bitişik iki ev vardır. Kalealtı yakınındadır Samriyye Yahudi mülkü yanındadır. Kalealtı yakınında Hacı Timurtaş Mescidi Mahallesinde beş adet menzil; biri zemin katta bir ev, Timurhan oğlu Kasap Hacı Ali mülkü- ne bitişiktir. Yine biri zemin katta bir ev, Bakkal Hacı Ahmed mülküne bitişiktir. Biri yine zemin katta bir evdir, Topçuoğlu mülküne bitişiktir. Biri zemin katta bir ev olan menzil, Paşa Bali mülküne bitişiktir. Biri altlı üstlü iki den oluşan menzil, Kimyâ Hatun mülküne bitişiktir. Aynı mahallede birbirine bitişik beş menzil vardır. Her biri altlı üstlü iki- şer haneden oluşmaktadır. Tamamı Kürkçü İsmail mülküne bitişiktir. Aynı mahallede iki menzil vardır; biri altlı üstlü iki haneden oluşmak- tadır. Pazarbaşı olarak bilinen Yunus mülküne bitişiktir. Diğeri önceki menzilin benzeridir, Harrât Üstad Kemal mülkü ile sınırlıdır. Aynı ma- hallede birbirine yapışık dokuz adet hücre, merhûm Murad Paşa vak- fına bitişiktir. Kalealtı yakınında Hacı Timurtaş Mescidi Mahallesinde bulunan on üç adet hücre; birbirine yapışık, umumi yola bitişik ve Timurhan oğlu Kasap Hacı Ali mülkü civarındadır. Hacı Timurtaş Mescidi Mahallesinde merhûm Yavaşça Şahin Mesci- di yakınında birbirine bitişik üç adet dükkân; ikisi boyahâne olarak bi- linir. Bakırcılar Çarşısı denilen pazardadır, Malkaralı Hoca Hayreddîn mülküne yapışıktır. Aynı mahallede üç adet dükkân vardır birbirine bitişiktir, Yavaşça Şahin Mescidi Mahallesinde Üveys Fakîh mülküne bitişiktir. Aynı mahallede zemin katta bir hane ve dükkânlardan olu- şan bir menzil, Yeni Bezzâz Mescidi Mahallesindedir ve Deştiyye Tâcî adındaki kadının mülküne bitişiktir. Aynı mahallede beş adet dükkân ve hücre vardır birbirine yapışıktır. Kasap İlyas mülküne bitişiktir. Aynı mahallede üç adet dükkân vardır birbirine yapışıktır. Eyne Hoca mülküne bitişiktir. Aynı mahallede zemin katta bir hane, Kovacı Mah- mud mülküne bitişiktir. Aynı mahallede zeminde bir hane, bir dükkân ve avludan oluşan bir menzil, Andullah oğlu Şücâ mülküne bitişiktir. Samanviran ismi ile bilinen Hoca Sinan Mescidi Mahallesinde bir dükkân ve bir ve zemin katta bir haneden oluşan bir menzil, Dürudge- roğlu denilen adamın menziline bitişiktir. Aynı mahallede zemin katta bir hane Osman Mermerî mülküne bitişiktir. Aynı mahallede bir adet dükkân Hoca Hamza mülküne bitişiktir Mercan Ağa Mescidi Mahallesinde umumi yola bitişik, zemin katta bir hane ve bir dükkândan oluşan bir menzil. Aynı mahallede birbirine yapışık üç adet dükkân, Bergamalı Hoca Sinan mülküne bi- tişiktir. Zeminde bir hane ve üstünde oda olan bir menzil, Ekmekçi Hızır mülküne bitişiktir. Aynı mahallede birbirine bitişik beş adet menzil; her biri altlı üstlü ikişer haneden oluşmaktadır. Bitpazarı ya- kınında umumi yola bitişiktir. Aynı mahallede bulunan birbirine bi- tişik iki menzil, her biri altlı üstlü hanelerden oluşmaktadır. Zağnos Subaşı mülküne bitişiktir. Aynı mahallede bir adet dükkân, Çadurcı 35 Hacı Ahmed mülküne bitişiktir. Hızır Bey Çelebi Mescidi Mahallesinde birbirine bitişik dört adet dükkân, merhûm Hızır Ağa vakfına bitişiktir. Eskiden kilise iken şe- refli vakıflarına ilhâk buyurmuşlardır. Aynı mahallede zemin katta bir hane, bezirhâne olarak bilinir. Yahudi Süleyman mülküne bitişiktir. Azebler Hamamı Mahallesinde zeminde bir hane ile iki dükkândan oluşan bir adet menzil, merhûm Hacı Süleyman vakfına bitişiktir. Aynı mahallede Azablar Hamamı yakınında merhûm Elvanoğlu Mescidi’ne bitişik bir adet dükkân. Haraççı Hoca Kara Muhyiddin Mescidi Mahallesinde bulunan ve bezirhâne olarak bilinen bir adet dükkân, Simitçi Mustafa mülküne bitişiktir. Aynı mahallede birbirine yapışık iki adet dükkân, Kulağu- zoğlu Mehmet mülküne bitişiktir. Haraççı Hoca Kara Muhyiddin Mes- cidi Mahallesinde altlı üstlü iki haneden oluşan bir menzil, Şibli oğlu Kara Ali mülküne bitişiktir. Yine aynı mahallede, Yeniçeriler Zaimi Şir- merd bin Abdullah mülkünün yanında bulunan birbirine bitişik dört dükkân. Yine aynı mahallede, Şeftalü denilen bir adamın mülkünün yanında bulunan ve bir zemin katı ve üzerinde bir odadan oluşan bir menzil. Yine aynı mahallede, Ilıcalı Hoca Muhyiddin mülkünün yanın- da bulunan bir zemin katı ve birbirine bitişik üç dükkândan oluşan bir menzil. Yine aynı mahallede, Simitçi Mustafa ve Arabacı Kasım mülk- lerinin yanında bulunan birbirine bitişik iki dükkân. Yine aynı mahal- lede, Hayreddin Fakih mülkünün yanında bulunan ve bir zemin katı ve üstünde bir odası bulunan bir menzil. Yine aynı mahallede, Âşık Paşa oğlu Hacı Ahmed mülkünün yanında bulunan ve beş dükkân ile üzerlerinde iki üst kat haneden oluşan bir menzil. Unkapısı Çarşısı’nda zemin katta bir hane ve ona bitişik bir dükkân vardır. İkisi de aynı çarşıda bulunan Karamanlı Hacı Sinan mülküne bitişiktir. Adı geçen çarşının arkasında yedi adet hücre vardır; üçü alt, dördü üst kattadır. Hacı Yunus mülküne bitişiktir. Aynı mahallede bir hücre, Abâyi Hacı Yusuf mülküne bitişiktir. Azabler Hamamı Mahallesinde zemin katta bir hane Sofyalı İlyas mülküne bitişiktir. Aynı mahallede avlu, zemin katta iki hane ve üst katta bir haneden oluşan bir menzil. Sarıdemirci Mescidi Mahallesinde birbirine yapışık iki hane, Yahu- di İsmayil mülküne bitişiktir. Aynı mahallede altlı üstlü iki haneden oluşan bir adet menzil Kapıcı Hacı mülküne bitişiktir. Aynı mahallede iki adet dükkân vardır birbirine yapışıktır. Hacı Mehmet mülküne bi- tişiktir. Aynı mahallede zemin katta iki ev vardır birbirine yapışıktır. Hacı Abdi oğlu Lütfi mülküne bitişiktir. Aynı mahallede üç adet menzil vardır. Biri üstü odalı iki dükkânı havidir. Abdi oğlu Lütfi mülküne bi- tişiktir. Biri üstü odalı bir dükkânı havidir, Abraham Yahudi mülküne bitişiktir. Biri yine üstü odalı bir dükkândan oluşmaktadır, Tura di- meğle bilinen kadın mülküne bitişiktir. Aynı mahallede zeminde altı adet hane vardır birbirine bitişiktir. Terzi İshak mülküne bitişiktir. Aynı mahallede zeminde üç adet hane vardır birbirine bitişiktir. Ya- hudi Salto mülküne bitişiktir. Aynı mahallede zeminde bir adet hane vardır üst katta çardağı vardır Yahudi Yahya mülküne bitişiktir. Aynı mahallede uzunlamasına bir dükkân vardır çömlekçi dükkânı olarak bilinir umumi yola bitişiktir. Bunlar topluca Sarı Demirci Mahallesin- dedir. Mehmetpaşa Mahallesinde zemin katta iki ev vardır birbirine yapı- şık ve Karamanlı Mehmet Fakîh mülküne bitişiktir. Zeminde bir hane, Haffâf Üstad Şems mülküne bitişiktir. Aynı mahallede zeminde üç adet menzil vardır birbirine bitişiktir. Cansız Hacı mülkü yanındadır. Yine zikr olunan mahallede dört adet menzil vardır birbirine bitişiktir. 36 Taş üstünde üst katta bir ev, Tavukçu Yakub mülküne bitişiktir. Aynı mahallede birbirine bitişik üç adet menzil, Mehmet Paşa mülkünün yanındadır. Birbirine bitişik üç hane Mehmet Paşa mülkünün ve eski duvarın yanındadır. Umumi yolun kenarında ve birbirine bitişik dört hane. Zemin katta bir hane Kadıoğlu mülküne bitişiktir. Üstünde bir oda olan bir dükkân, Kumru Hatun mülküne bitişiktir. Üstünde bir oda olan, zemin katta bir hane vardır Tutmaccı Hacı mülküne bitişiktir. Daha önce bahsedilen Mehmetpaşa Mahallesinde birbirine biti- şik yedi adet dükkân ve her birinin [133] üstünde hane vardır. Silahçı Şirmerd Bey mülkü yanındadır. Zemin katta bir hane, Hacı Süleyman mülküne bitişiktir. Üstünde bir oda olan bir dükkân, umumi yolun ya- nındadır. Bunların hepsi Mehmet Paşa Mahallesindedir. Hızır Bey Çelebi Mahallesinde birbirine bitişik üç adet dükkân, Ab- dullah oğlu Kasım Bey mülküne bitişiktir. Aynı mahallede altlı üstlü iki hane ve avludan oluşan menzil, Pehlivan Bayezid mülküne bitişik- tir. Zemin katta iki adet üst katta iki adet olmak üzere dört haneden oluşan bir menzil, Pehlivan Bayezid mülküne bitişiktir. Bir dükkân Hı- zır Ağa mülküne bitişiktir. İki dükkân, Hızır Bey Çelebi oğlu Ahmed Çelebi mülküne bitişiktir. Daha önce bahsedilen mahallede birbirine yapışık bir kilise ile üç dükkân vardır. Kâtib Ali mülküne bitişiktir. Ki- liseyi şerefli evkâflarına ilhâk buyurmuşlardur. Zemin katta bir hane, Hacı Süleyman mülküne bitişiktir. Zemin katta dört adet hane (ikisi- nin üstünde oda vardır), ahır ve avluya sahip olan menzil, hâlâ mescid olan kiliseye bitişiktir. Birbirine yapışık hücreler, Yesaya Yahudi mül- künün bitişiğindedir. Bunlar topluca Hızır Bey Çelebi Mahallesindedir. Hoca Muhyiddin Haraççı Mahallesinde, altlı üstlü iki hane ile yine üst katta bir hücresi olan bir adet menzil, Peremeci Ahmed mülküne bitişiktir. Zeminde ve üst katında hane bulunan ve avlusu olan bir adet menzil, Abdullah oğlu Beytülmâlci Mehmet mülküne bitişiktir. Zemin katta bir adet hane, umumi yola bitişiktir. Bunlar Haraççı Hoca Muh- yiddin Mahallesindedir. Üsküplü Mescidi Mahallesinde zeminde ve üst katında hane bulu- nan ve avlusu olan bir adet menzil Abdullah oğlu Yeniçeri Hamza mül- küne bitişiktir. Zemin katta iki, üst katta iki haneden oluşan menzil, Abdullah oğlu Üsküplü İlyas mülküne bitişiktir. Altlı üstlü iki haneden oluşan bir menzil, Hoşkadem oğlu Hüseyin mülküne bitişiktir. Bahse- dilen mescit önünde bulunan, zemin katta bir hane ve beş dükkândan oluşan menzil, Sivrikozoğlu Hacı Mehmet mülküne bitişiktir. Zemin katta bir hane, Takyeli Bali oğlu Yusuf mülküne bitişiktir. Birbirine bi- tişik üç dükkân, umumi yolun yanındadır. Bir adet dükkân, Acemzâde olarak bilinen Hâfız Hoca Sinan oğlu Mevlânâ Hacı Mehmet mülküne bitişiktir. Bir adet dükkân, Hacı Mustafa kızı Tura Paşa Hatun mülkü- ne bitişiktir. Bunlar topluca Üsküplü Mescidi Mahallesindedir. Mustafa Paşa Hamamı yakınında Aya Kilisesi Mahallesinde dört adet hücre, Kasap Hacı Sinan mülküne bitişiktir. Aynı mahallede bir- birine bitişik iki dükkân, Rükneddin oğlu Ankaralı Hamza mülkünün yanındadır. Altlı üstlü iki haneden oluşan menzil Mustafa Fakîh mül- küne bitişiktir. Bunlar topluca Aya Kilisesi Mahallesindedir. Molla Hüsrev Mescidi Mahallesinde Mustafa Paşa Hamamı yakı- nında zemin katta bir adet hane, Mürsel kızı Fatma mülküne bitişiktir. Zemin kattaki iki evden biri Karabeyoğlu Nasuh mülküne, biri Nec- câr Hamza mülküne bitişiktir. Zikr olunan mahallede zemin katta bir hane, Hıristiyan Mardotoderes mülküne bitişiktir. Zemin katta iki adet haneden biri Hamal Balaban mülküne, biri Hıristiyan Praşkova Çeko- lar mülküne bitişiktir. Zemin katta birbirine bitişik üç adet hane, Ab- dullah oğlu Yeniçeri Karagöz mülkü yanındadır. Zemin katta bir adet 37 hane, Hıristiyan Matyos bin Duka mülküne bitişiktir. Bir adet dükkân, Bali oğlu Yetim Mustafa mülküne bitişiktir. Zikr olunan mahalde ze- min katta iki, üst katta iki haneden oluşan menzil Trabzonlu Hıristi- yan Rahos mülküne bitişiktir. Bunlar topluca Molla Hüsrev Mescidi Mahallesindedir. Merhûm Hacı Abdi Mescidi Mahallesinde zemin katta bir hane, Va- sil çocuğu Hıristiyan Sava mülküne bitişiktir. Kırkçeşme Mahallesinde zemin katta bulunan iki evden biri İsta- fano oğlu Hıristiyan Nikola mülküne, biri Karamanlı Murad mülkü- ne bitişiktir. Zemin katta beş adet haneden biri Trabzonlu Hıristiyan Sava mülküne biri Sakızlı Yorgi mülküne biri Polniro oğlu Hıristiyan Duka mülküne biri sultan kölelerinden Abdullah oğlu Tanrıvermiş mülküne ve kemer denilen eski duvara ve biri Hıristiyan İstanbullu Todres Asfer mülküne bitişiktir. Aynı mahallede altlı üstlü iki ha- neden oluşan bir menzil, Hıristiyan Yani Telvidi mülküne bitişiktir. Zemin katta bir hane, Edirnelü Hoca Hamza bin Abdullâh mülküne bitişiktir. Zemin katta birbirine bitişik üç hane birinin üstünde de bir hane, Hıristiyan Arkoblos mülküne bitişiktir. Bunlar topluca Kırkçeş- me Mahallesindedir. Sultanpazarı Mahallesinde birbirine bitişik dört adet menzil var- dır etrâf umumi yol ile sınırlanmıştır. Birbirine bitişik ve her taraftan umumi yol ile sınırlı sekiz adet menzil. Aynı mahallede bir menzil; zeminde üç hane ve bir avludan oluşmaktadır dört tarafı umumi yol ile sınırlanmıştır. Aynı mahallede sekiz dükkân ve üç hane birbirine yapışıktır; etrafında umumi yol vardır. Aynı mahallede yedi adet dük- kân, birbirine bitişik ve Abdullah oğlu Meremmetci Hızır mülkünün yanındadır. Aynı mahallede zemin katta bir hane ve birbirine bitişik üç hücre, Abdullah oğlu Bennâ Ahmed mülküne bitişiktir. Aynı ma- hallede birinin üstünde çardak olan dokuz adet hane, Mahmud Şamlı mülküne bitişiktir. Yine bu mahallede on iki hane, Meremmetci İlyas mülküne bitişiktir. Bunlar topluca Sultânpazarı Mahallesindedir. Kunfoz Mahallesinde zemin katta bir hane, Musa isimli Yahudi mülkü ile sınırlıdır. Yine Kunfoz Mahallesinde zemin katta birbirine bitişik iki ev, Yahudi Selahya mülküne bitişiktir. Zemin katta birbirine bitişik iki ev ve bir dükkân Samriyye çocuğu Yahudi Elyaz mülküne bitişiktir. Aynı mahallede Kunfoz Pazarı yakınında zemin katta birbi- rine yapışık iki ev ve dört dükkân, Hıristiyan Pagmenoz mülküne biti- şiktir. Zemin katta bir hane, Yahudiyye Rahil adındaki kadının mül- küne bitişiktir. Zemin katta, birinin üstünde oda olan üç hane Yahudi Elyaz mülküne bitişiktir. Zemin katta birbirine bitişik, birinin üstünde oda olan üç hane. Aynı mahallede Kunfoz Kapısı yakınındadır ve Mev- lânâ Aşkî mülküne bitişiktir. Zemin katta birinin üstünde çardak olan iki ev, Yahudi Marol mülküne bitişiktir. Zemin katta birbirine bitişik beş hane, Hıristiyan kilisesine bitişiktir. Daha önce bahsedilen Künfoz Mahallesinde, zemin katta birbirine bitişik dört adet hane, Yahudi Mi- hayil mülküne bitişiktir. Zemin katta birbirine yapışık iki hane, Kürleri Kaloyani mülküne bitişiktir. Zemin katta birbirine bitişik bir hane ve bir dükkân, Yahudi Panodi mülküne bitişiktir. Aynı mahallede zemin katta birbirine bitişik üç hane, Aharon oğlu Yahudi Habib mülküne bi- tişiktir. Zemin katta bir hane, Yahudi Musa mülküne bitişiktir. Zemin katta birbirine bitişik üç hane ve bir dükkân, Aharon veledi Yahudi Habib mülküne bitişiktir. Aynı mahallede zemin katta birbirine bitişik dört adet hane umumi yola bitişiktir. Aynı mahallede zemin katta bir- birine bitişik üç adet hane Tanrıvermiş oğlu Ankaralı Hasan mülküne bitişiktir. Aynı mahallede boyahâne olarak bilinen, üstünde odası olan bir dükkân vardır Yahudiyye Kali ismindeki kadın mülküne bitişiktir. 38 Bunlar topluca Kunfoz Mahallesindedir. Fener Kapısı Mahallesinde demirci dükkânı olarak bilinen bir adet dükkân, Hıristiyan Nikoloz çocuğu Sofyanoz mülküne bitişiktir. Aynı mahallede zemin katta birbirine bitişik iki ev, Midillili Hıristiyan Mi- hal mülküne bitişiktir. Kale civarında zemin katta, üstünde odası bulu- nan bir hane. Bunlar topluca Fener Kapısı Mahallesindedir. Edirne Kapısı Mahallesinde birbirine bitişik üç adet dükkân, Do- ğanoğlu Hasan mülküne bitişiktir. İki dükkândan biri Ahmed oğlu Mehmet, biri Ramazan oğlu İsmail mülküne bitişiktir. Bunlar Edirne Kapısı Mahallesindedir. Topyıkığı Mahallesinde zemin katta bir hane, Abdullah oğlu Kapıcı Ahmed mülküne bitişiktir. Zemin katta birbirine bitişik iki ev, etrafı umumi yol ile çevrilidir. Bezirhâne olarak bilinen bir dükkân, Kara- manlıî Seydî mülküne bitişiktir. Bir harabe ev arsası, Tûtî Hâtûn mül- küne bitişiktir. Bunlar topluca Topyıkığı Mahallesindedir. Altımermer Mescidi Mahallesinde zemin katta bir adet hane dört tarafı umumi yol ile çevrilidir. Aynı mahallede zemin katta birbirine bitişik üç adet hane zimmî Marmara Gümani mülkü yanındadır. Aynı mahallede zemin katta bir hane, Dimitri çocuğu zimmî Manol mülkü- ne bitişiktir. Bunların hepsi Altımermer Mescidi Mahallesindedir. İsa Kapısı Mahallesinde bezirhâne olarak bilinen bir adet dükkân, Hıristiyan Yorgi Yagoc mülküne bitişiktir. Esbomasya Mahallesinde zemin katta birbirine bitişik iki ev, Hı- ristiyan Mihal Bosiso mülküne bitişiktir. Aynı mahallede zemin katta bulunan iki evin biri Orham çocuğu Yahudi Musa mülküne biri umumi yola bitişiktir. Kumkapısı Mahallesinde bulunan zemin katta bir adet hane Toma kızı Hıristiyan Serapolina Kadın mülküne bitişiktir. Eski Sarây yakınında Hoca Pîrî Mescidi Mahallesinde zemin katta üstü odalı bir adet hane, Hoca Pîrî mülküne bitişiktir. Dalgıç Ahmed Paşa Mahallesinde bulunan zemin katta bir adet hane Rüstem Çelebi mülküne bitişiktir. Arslanlı Mahallesinde altlı üstlü iki haneden oluşan bir adet menzil. Aynı mahallede Hacı Timurtaş Mescidi yakınında bulunan menzil Ka- sap Hacı Ali bin Timurhan mülküne bitişiktir. Aynı mahallede altı adet menzil vardır; biri zemin katta üstü odalı bir adet ev, Etmekci Sinan bin Abdullâh mülküne bitişiktir. Öncekinin yine aynısından bir adet ev, Ferraş oğlu Paşa Bali mülküne bitişiktir. Yine aynısından bir adet ev Abdullah oğlu Hayra Ali mülküne bitişiktir. Yine aynısından bir adet ev, Hacı Süle hatunu Ayşe Hatun mülküne bitişiktir. Zemin katta iki, üst katta iki olmak üzere dört haneden oluşan menzil, Remmâl Hacı Beyoğlu Ali mülküne bitişiktir. Bir bodrumu, üstünde bir oda ve dük- kândan oluşan ev Çakır Ağa mülküne bitişiktir. Aynı mahallede zemin katta bulunan ve üstü odalı bir adet ev, Kasap Timurhan oğlu Hacı Ali mülküne bitişiktir. Birbirine bitişik iki adet dükkân, Hacı Mahmuıd Helvâcı ve Çakır Ağa mülküne bitişiktir. Bir fırını olan, zemin katta bir adet hane, Hacı Timurtaş mülküne bitişiktir. Bunlar topluca Arslanlı Mahallesindedir. Odun Kapısı karşısında birbirine bitişik hücreler ve üç adet dükkân, Çakır Ağa mülküne bitişiktir. Odun Kapısı Mahallesinde, iki adet ze- min katta iki adet üst katta dört haneden oluşan bir menzil, Sultan Ha- nı’na bitişiktir. Aynı mahallede bir adet han, üç tarafı umumi yola, bir tarafı Şemmâ Öksüz Mehmet mülküne bitişiktir. Odun Kapısı yakının- da zemin katta bir adet hane, sabunhâne olarak bilinen dükkâna biti- şiktir. Aynı mahalde üstünde oda olan, zemin katta bir haneden oluşan bir menzil, Küçük Hacıoğlu mülküne ve sultan mahzenine bitişiktir. 39 Bunlar Odun Kapısı Mahallesindedir. Sarı Demirci Mescidi Mahallesinde altlı üstlü iki haneden oluşan bir menzil, mûmhâne olarak bilinen sultan dükkânına bitişiktir. Odun Kapısı Mahallesinde üstünde oda olan, zemin katta bir hane- den oluşan bir menzil üç tarafı umumi yol, bir tarafı sultan dükkânına bitişiktir. İskele Kapısı Mahallesinde birbirine bitişik, zemin katta iki menzil vardır her birinin üstünde birer hane, Araboğlu Hacı Mehmet mülkü- ne bitişiktir. Aynı mahallede beş adet hücre, Bursalı Hoca Kemâl oğlu Hoca Hamza mülküne bitişiktir. Arslanlı Mahallesinde birbirine bitişik üç dükkân, Sultan Hama- mı’na bitişiktir. Yine Arslanlı mahallesinde altlı üstlü üçer adet hane, Remmâl Hacı Beyoğlu Ali mülküne bitişiktir. Saâdetle binâ buyurdukları Büyük Yeni Câmi (Fatih Câmii) yakı- nında Kıztaşı Mescidi Mahallesinde zemin katta Fırın evi olarak bili- nen bir hane vardır. Kara Emin olarak bilinen Mehmet Bey mülküne bitişiktir. Aynı mahallede bir dükkân adı geçen mescide bitişiktir. Altlı üstlü iki haneden oluşan bir menzil, Papuçcu Hızır mülküne bitişiktir. Zemin katta bir hane, Helvacı Mahmud mülküne bitişiktir. Bunlar Kız- taşı Mescidi Mahallesindedir. Büyük Yeni Câmii (Fatih Câmii) Mahallesinde Eski Medrese olarak bilinen dokuz adet kadim hücrenin dördü zemin katta beşi üst katta- dır. Müderriszâde Pîr Mehmet Çelebi mülküne bitişiktir. Aynı mahalle- de zemin katta bulunan ve birinin üzerinde oda olan, birbirine bitişik üç adet hane, kilise olarak bilinir ancak ambar olarak kullanılmıştır. Eski kilise olmasından dolayı şerefli vakıflarına ilhâk buyurmuşlardır. Bunlar Büyük Yeni Câmii (Fatih Câmii) Mahallesindedir. Üstad Ayas Mescidi Mahallesinde zemin katta birbirine bitişik üç adet hane, Kadıasker dolabı olarak bilinen dolaba bitişiktir. Daha önce bahsedilen mahallede zemin katta birbirine bitişik on bir adet hane, üç tarafdan Şerbetçi Mahmud ve Kasap Tor Hasan ve Nalband Ahmed mülkleri ile sınırlıdır. Yine zemin katta birbirine bitişik on bir adet hane, iki taraftan Müderris Resul Efendi ve Yeniçeriler Zaimi Mustafa Subaşı mülkleri ile sınırlıdır. Bunlar Üstad Ayas Mescidi Mahallesin- dedir. Kalealtı yakınında Hacı Timurtaş Mescidi Mahallesinde boyahâne olarak bilinen geniş bir büyük dükkân merhûm Hacı Halil mülküne bi- tişiktir. Sarı Demirci Mescidi Mahallesinde boyahâne olarak bilinen bir adet dükkân, Yiğitoğlu hatunu mülküne bitişiktir. Mûmhâne olarak bilinen bir dükkân, Eski Sultan Hanı’na bitişiktir. Yavaşça Şahin Mahallesinde birbirine bitişik beş adet dükkân, Har- râtlar Çarşısı’na bitişiktir. Yeni Bezzâz Mescidi Mahallesinde boyahâne olarak bilinen bir adet dükkân, Gül Paşa Hatun mülküne bitişiktir. Bakırcılar Çarşısı’nda bozahâne olarak bilinen uzunca bir adet dük- kân, Yahudi kilisesine bitişiktir. Merhûm Acemoğlu Mescidi Mahallesinde zemin katta iki adet ha- neden biri Yahudi Musa mülküne, biri Elkana Yahudi mülküne biti- şiktir. Halîl Paşa Mahallesinde boyahâne olarak bilinen bir adet dükkân, Kalyo çocuğu Yahudi Samriyye mülküne bitişiktir. Fildamı Mahallesinde zemin katta bir adet hane, Bozac çocuğu Ya- hudi Musa mülküne bitişiktir. Sinan Paşa Hamamı yakınında Hoca Üveys Mescidi Mahallesinde birbirine bitişik dört adet dükkân hamama bitişiktir. Aynı mahallede 40 altlı üstlü iki haneden oluşan bir adet menzil aynı hamama bitişiktir. Dâye Hatun Mahallesinde zemin katta bir adet hane, Yeni Sultan Hanı’na bitişiktir. Kale dışında Gümrük Kapanı olarak bilinen hanenin dört taraf umumi yol ile sınırlanmıştır. Zikredilen yere her taraftan ve köşeden Dârü’s-Saltanati’l-Aliyye’ye mallar ile gelen tüccârdan Müslü- man olanlardan dörtte bir öşr ve zimmîlerden yarım ve tam öşr alın- ması için vakıf buyurdular ki; Bahsedilen haneye güvenilen, dindâr, namuslu, kanaatkâr bir kişi tayin edilerek, bu kişi zamanının çoğunu aynı mekanda geçirsin. Şeriata uygun hareket ederek, çölleri geçip nice şiddetlerle karşılaşarak İstanbul’a gelen tüccar ile tartışmasın ve kavga etmesin. Kalplerin nefretine sebep olan durumlardan korksun. Gelen geçen ile güzel muamelesi dillerde dolaşsın. Zorlanan ticâret erbabına himmet ve tüccarların mallarını çoğaltmaları için destek versin. Tüc- car zümresi emniyetleri ve rahatları karşılığında ticaretlerinin malları- nın sadakasını vermekten geri kalmasın ve çekinmesinler, tayin edilen kanuni hakkı da vermekte sorun çıkarmasınlar. Kale dışında Tuz ambarı olarak bilinen ambarın dört tarafı umumi yola bitişiktir. Darbhâne yanında Sekbânbaşı Yakub Bey Mescidi Mahallesinde altlı üstlü birbirine bitişik yirmi altı adet hücre, Âmire-i Sultâniyye Ka- pısı civarındadır. Mevlânâ Zeyrek Mahallesinde altlı üstlü, birbirine bitişik elli adet hücre mevcuttur. Hücrelerin ortasında olan boş sahanlık ve bahçe Zey- rek Medresesi odaları olarak bilinir. Önceden kilise olup hâlâ Zeyrek Câmii denilen latif mescide bitişiktir. Eski İmâret Mahallesinde altlı üstlü birbirine bitişik otuz beş adet hücre. Yine hücrelerin ortasında olan boş yer ve bahçe, Eski imâret odaları olarak bilinen, eskiden kilise olan mescide bitişiktir. Lis Manastır Mahallesinde zemin katta bir adet hane, Hıristiyan Aleksi mülküne bitişiktir. Arslanlı Mahallesinde birbirine bitişik dört adet dükkân, Hacı Halil mülkünün yanındadır. Arslanlı Mahallesinde Hacı Halil mülküne biti- şik ve birbirine yapışık dört adet dükkân vardır. Vakfedilenlerden biri Câmi-i Cedîd (Fatih Câmii) yakınında Seydi Ali Mahallesinde olan kilisedir ve Ankaralı Ali mülküne bitişiktir. Bahsi geçen tüm vakfedilenler, Yüce Saltanat Kapısı, korunmuş Kostantiniyye’de (Suriçinde) bulunmaktadır. Allah teala tüm afet ve belalardan korusun. Galata’da Bulunan Akarlar Galata’nın Cami Mahallesinde bulunan iki tarafı yol ile çevrili ha- mam, İskele Kapısı civarında Hacı Hamza Mahallesinde birbirine bitişik, etrafları yol ile çevrili birinin üstünde odası olan iki ev, İskele Kapısı yakınında Lonca civarında etrafları yolla çevirili; bir- birine bitişik dükkânlar ile dördünün üstünde odası olan altı ev. Lonca Mahallesinde etrafları yol ile çevrili; yedisinin üstünde üç odası olan birbirine bitişik on iki dükkân, Lonca Mahallesinde etrafları yolla çevi- rili; önceki dükkânların karşısında dört dükkân. Adı geçen yerde (Lon- ca Mahallesinde) etrafları yolla çevirili dördünün üstünde odası olan on yedi dükkân. Adı geçen yerde (Lonca Mahallesinde) altı dükkân ile etrafları yolla çevirili birbirlerine bitişik, yüksek olmayan, üçü odalı dört ev. Adı geçen yerde (Lonca Mahallesinde) birbirlerine bitişik, yük- sek olmayan on beşi odalı on altı ev ve bu evlere bitişik üçünün üstünde odası olan, etrafları yolla çevirili yan yana beş dükkân. Hacı Hamza Mahallesinde birbirine bitişik, etrafları yolla çeviri- 41 li yan yana ve her birinin üstünde bir ev daha bulunan dört ev. Hacı Hamza Mahallesinde birbirine bitişik, etrafları yol ile çevrili sekizi odalı, evlerin dördüne bitişik dükkânlar olan toplam on iki ev. Hacı Hamza Mahallesinde birbirine bitişik, etrafları yol ile çevrili üçünün üstü odalı beş dükkân ile iki ev. Lonca Mahallesinde birbirine bitişik, etrafları yol ile çevrili yedi dükkân ve bir mahzen, Lonca Mahallesinde birbirine bitişik, etrafla- rı yol ile çevrili beş ev, Lonca Mahallesinde birbirine bitişik, etrafları yol ile çevrili dört mahzen, altı dükkân, Cami Mahallesinde birbirine bitişik, etrafları yol ile çevrili, üstünde büyük çardak olan üç mahzen. Cami Mahallesinde birbirine bitişik, etrafları yol ile çevrili dört mahzen, Cami Mahallesinde birbirine bitişik, etrafları yol ile çevrili iki ev, Cami Mahallesinde birbirine bitişik, etrafları yol ile çevrili üç dük- kân ve dokuz ev, Cami Mahallesinde birbirine bitişik, etrafları yol ile çevrili iki mahzen ve yedi dükkân, Cami Mahallesinde birbirine biti- şik, etrafları yol ile çevrili biri sabunhane olan iki ev, Cami Mahalle- sinde birbirine bitişik, bir taraftan hamam üç taraftan yol ile çevrili her birinin üstünde büyük ev olan dört mahzen, Cami Mahallesinde birbirine bitişik, bir taraftan hamam üç taraftan yol ile çevrili bir ev ve mahzen. Cami yakınlarında Gömüler Mahallesinde birbirine bitişik, etraf- ları yol ile çevrili on mahzen, Gömüler Mahallesinde birbirine bitişik, etrafları yol ile çevrili bir tarafta on bir mahzen, bir tarafta dört mah- zen, Gömüler Mahallesinde birbirine bitişik, etrafları yol ile çevrili dört mahzen iki ev, Gömüler Mahallesinde birbirine bitişik, etrafları yol ile çevrili altı mahzen ile içinde sabun imalatı yapılan bir ev, Gömüler Mahallesinde birbirine bitişik, etrafları yol ile çevrili dört dükkân, iki mahzen ve bir ev, Gömüler Mahallesinde birbirine bitişik, etrafları yol ile çevrili üç ev ve üstünde odası bulunan bir mahzen, Gömüler Mahal- lesinde birbirine bitişik, etrafları yol ile çevrili içinde sabun imal edilen iki ev her birin üstünde odası bulunan beş mahzen, Gömüler Mahalle- sinde birbirine bitişik, etrafları yol ile çevrili her birinin üstünde odası bulunan dokuz mahzen. Câmi Mahallesinde her birinin üstünde odası bulunan etrafları yol ile çevrili sekiz mahzen, Câmi Mahallesinde etrafları yolla çevirili bir- birine bitişik, çatısı olmayan iki ev ile ikisinin üstünde odası bulunan üç mahzen, Câmi Mahallesinde etrafları yolla çevirili birbirine biti- şik üstlerinde odaları bulunan beş bâb mahzen, Câmi Mahallesinde etrafları yolla çevirili birbirine bitişik üstlerinde odaları bulunan beş mahzen, Câmi Mahallesinde etrafları yolla çevirili birbirine bitişik her birinin üstünde odaları bulunan yedi mahzen ve bir ev, Câmi Mahalle- sinde etrafları yolla çevirili her birinin üstünde odaları bulunan sekiz mahzen ve üstünde odaları olan iki ev, ayrıca bunlarda başka birbirle- rine bitişik, etrafları yol ile çevrili üstlerinde odaları bulunan iki mah- zen ve iki ev, Câmi Mahallesinde etrafları yolla çevirili biri tavansız, bi- rinin üstünde odası olan üç ev, [Yine aynı yerde] etrafları yolla çevirili, iki ev ve her birinin üstünde odaları bulunan on mahzen. Tamamının Gömüler Mahallesinde olduğu Kilise-i Sultaniye adı verilen Münakkaş Kilise ile sınır olan her birinin üstünde odaları bulu- nan dört mahzen ve bir ev. Galata’nın Yenilonca karşısında; etrafı yol ile çevrili, üstünde odalı küçük bir haneyi kapsayan bir ev, adı geçen mahallede; iki tarafı yol ile çevrili, içinde her birinin üstünde odası olan iki haneyi barındıran bir ev. Sabuncu Frenk Betaşto Mahallesinde kale duvarı ile sınır, içinde bir ev. 42 Câmi Mahallesinde etrafları yol ile çevrili birbirlerine bitişik, her bi- rinin üstünde odası bulunan iki mahzen ve iki ev, Adı geçen mahallede Mollâ Güranî Mescidi ile sınır üç hücre, Câmi Mahallesinde Mollâ Gü- ranî Mescidi ile sınır, birbirlerine bitişik; iki ev ve her birinin üstünde odası bulunan iki mahzen. Kaptan Eski İbrahim Paşa Mahallesinde kale duvarına sınır, her birinin üstünde odası bulunan sekiz ev, adı geçen mahallede; tamamı kale duvarına sınır, her birinin üstünde odası bulunan beş ev, adı ge- çen mahallede; birbirlerine bitişik, etrafları yol ile çevrili, her birinin üstünde odası bulunan yedi ev. Kişbazeş adıyla bilinen Kemâl Reîs Mahallesinde birbirlerine biti- şik, etrafları yol ile çevrili, on birinin üstünde odası bulunan, biri ta- vansız toplam on iki ev. Kürkçü Hızır Mahallesinde; birbirlerine bitişik, etrafları yol ile çev- rili, her birinin üstünde odası bulunan on beş ev. Galata’da Nehhâs Mahallesinde; birbirlerine bitişik, etrafları yol ile çevrili, dördünün üstünde odası bulunan, biri boş toplam beş ev, adı geçen mahallede hamam yakınlarında; birbirlerine bitişik, etrafları yol ile çevrili, birinin üstünde odası bulunan toplam beş ev, Nehhâs Mahallesinde, etrafı hamam ve yol ile çevrili üstünde odaları bulunan iki ev, adı geçen mahallede, etrafı sözü edilen hamam ve yol ile çevrili, içinde biri üstü odalı olmak üzere iki haneyi barındıran bir ev, Nehhâs Mahallesinde; birbirlerine bitişik, kale duvarına sınır dört ev, adı ge- çen mahallede, hamam yakınlarında birbirine bitişik, iki tarafları yol ile çevrili üç ev, adı geçen mahallede, birbirlerine bitişik, kale duvarına sınır iki ev, adı geçen mahallede, üç tarafı yol ile çevrili her birinin üs- tünde odası bulunan üç ev, adı geçen mahallede, kale duvarı ile sınır üstlerinde iki odaları bulunan üç ev. İç kale dışında Yekçeşm Hâcı Mescidi Mahallesinde; iki tarafları kale duvarı iki tarafları yol ile çevrili bahçeli beş ev, adı geçen mahalle- de, iki tarafları yol ile çevrili beş hücre, adı geçen mahallede, iki tarafı yol ile çevrili bir ev. Hâcı A’ver Mescidi Mahallesinde; bu mescide sınır bir ev. Kale içinde Melek Hatun Mahallesinde; Kasap Mehmet mülkü ile sınır, üstünde odası bulunan bir ev. Bali Reis Mahallesinde; kale duvarı ile sınır, üç evin üstünde odaları bulunan toplam on iki ev. Ankaralı Abdî Fakih Mescidi Mahallesinde; İskandil adıyla bilinen Kasım Reis mülkü ile sınır, üçünün üstünde odaları bulunan beş ev, adı geçen mahallede, kale duvarına sınır, üstünde odası bulunan bir ev, Urgancılar Mahallesinde; Ahmed Reis mülkü ile sınır üstlerinde odaları bulunan iki ev, adı geçen mahallede, birbirlerine bitişik, iki ta- rafları yol ile çevrili, üstlerinde iki odaları bulunan beş ev. Tanrıvermiş Ağa Mahallesinde, adı geçen kale içinde, Tatar Hamza Reis Mülkü ile komşu bir ev. Kule-i Cedîde Mahallesinde birbirlerine bitişik, sözü edilen kule ile sınır sekiz ev, Kule-i Cedîde Mahallesinde birbirlerine bitişik, etrafları kale duvarı ve yol ile çevrili yedi ev, Kule önünde iki tarafları kale du- varına sınır, birbirlerine bitişik beş ev. Başçı Ahi Mahallesinde etrafları yol ile çevrili, birbirlerine bitişik iki ev. Abdî Fakîh Mescidi Mahallesinde etrafı yol ile çevrili, üstü odalı bir ev. Galata’da Ertebilmez Mahallesinde etrafı kale duvarı ve yol ile çev- rili, üstü odalı bir ev, adı geçen mahallede birbirlerine bitişik, etrafları yol ile çevrili, üstlerinde büyük oda bina edilmiş üç ev, adı geçen ma- 43 hallede iki tarafı yol ile çevrili, içinde bir hanesi bulunan bahçeli bir ev. Ermenî Fenavec Mahallesinde tamamı birbirlerine bitişik, iki taraf- ları yol ile çevrili; vakfa ait kemer üzerine inşa edilmiş büyük bir oda, kemerin içi yol olup yanında bir ev ve altı hücre, adı geçen mahallede birbirlerine bitişik, etrafları yol ile çevrili her birinin üstünde büyük bir odaları bulunan, önleri bahçeli iki mahzen, adı geçen mahallede etrafı yol ile çevrili, üstünde büyük bir odası bulunan haneyi barındıran bah- çeli büyük bir ev. Frenk Anton Mensor Mahallesinde iki tarafı yol ile çevrili, üstün- de büyük bir odası bulunan haneyi barındıran büyük bir ev, adı geçen mahallede birbirlerine bitişik, her birinin üstünde odası bulunan, sözü geçen Mensor mülkü ile sınır iki ev. Makramacı Mahallesinde kale duvarına bitişik, yola sınır mütefer- rik on üç hücre, adı geçen Anton Mensor Mahallesinde, üç tarafı yol, birbirlerine bitişik, üstlerinde büyük oda bulunan üç mahzen, adı ge- çen mahallede, birbirlerine bitişik, iki tarafları yol ile çevrili, üstlerine çardak bina edilmiş iki ev, adı geçen mahallede, iki tarafı yol ile çevrili, üstünde odası bulunan bir mahzen. Frenk Köse Anton Mahallesinde, üç tarafı yol ile çevrili, birbirlerine bitişik, her birinin üstünde büyük bir odası bulunan altı mahzen, adı geçen mahallede, iki tarafı yol ile çevrili, birbirlerine bitişik, her birinin üstünde büyük bir odası bulunan dört mahzen. Frenk Yekçeşm Yakub Mahallesinde Santo Marya Kilisesi ile sınır, üstünde odası bulunan bir mahzen, adı geçen mahallede; etrafları yol ile çevrili, ikisi bitişik, her birinin üstüne oda inşa edilmiş üç mahzen. Nasrânî Petro Froş Mahallesinde; Frenk Zorzi Agremadi mülkü ile sınır, üstüne oda inşa edilmiş bir mahzen, adı geçen mahallede; iki tarafları yol ile çevrili, birbirlerine bitişik, her birinin üstüne oda inşa edilmiş iki mahzen. Frenk Kuyumcu Domenko Mahallesinde, iki taraftan yolla, bir ta- raftan Santana Kilisesi ile sınır, her birinin üstünde odası bulunan iki mahzen ve bir ev. Nasrânî Korne Mahallesinde birbirlerine bitişik, etrafları yol ile çev- rili, Yeni Lonca adıyla bilinen iki mahzen, adı geçen mahallede iki ta- raftan yol ile çevrili, her birinin üstünde odası bulunan bir mahzen ve bir ev. Frenk Karlo Mahallesinde üç tarafı yol, üstünde büyük bir odası bu- lunan bir ev, adı geçen mahallede; biri iki taraftan yol ile çevrili, biri Nasrânî Manol Verdi mülkü ile sınır, her birinin üstünde odaları bulu- nan iki ev ile birbirlerine bitişik, etrafları yol ile çevrili, üstlerinde oda- ları bulunan iki mahzen. Frenk Agrifo Mahallesinde; birbirlerine bitişik, Frenk Betaşto Gas- toy mülkü ile sınır, mahzen ve dükkanın üstünde odaları bulunan bir mahzen, bir dükkân ve iki ev, adı geçen mahallede; Frenk Pil mülkü ile sınır, tavansız bir ev. Eski Lonca Mahallesinde Ankaralı Abdî Fakîh mülkü ile sınır üs- tünde odası bulunan bir dükkan, adı geçen mahallede birbirlerine bi- tişik, Santana Kilisesi ile sınır, üstlerine oda bina edilmiş iki dükkân. Frenk Kapanî Fikron Mahallesinde; Tabîb Nikola mülkü ile sınır üstlerinde odaları bulunan bir dükkan ve bir ev, adı geçen mahallede; üstüne oda bina edilmiş, Frenk Pigani mülkü ile sınır bir ev ve Ermeni Ekmekçi Pavlo mülkü ile sınır, üstüne oda inşa edilmiş bir mahzen. Frenk Paris Mahallesinde birbirlerine bitişik, Frenk Kiremani mül- kü ile sınır, üstlerine oda inşa edilmiş üç dükkan ve üç mahzen, adı geçen mahallede birbirlerine bitişik, Derzî Ermenî İstefano mülkü ile sınır, mahzenlerin üstlerine oda inşa edilmiş iki mahzen bir ev. 44 Frenk Agabi Mahallesinde; Ermeni Nikola mülkü ile sınır üstü odalı bir mahzen, adı geçen mahallede Ermenî Manol Verdi mülkü ile komşu üstü odalı bir ev ile Eflâklı Nasrânî İstefanoz mülkü ile sınır, üstü odalı bir mahzen. Galata’da Agabi Mahallesinde; üç tarafı yol ile çevrili bozahâne adıyla bilinen dükkan ve Frenk Angeli Zlankaşto mülkü ile sınır üs- tünde odası bulunan bir ev. Frenk Paris Mahallesinde; tamamı Çakır Ağa mülkü ile sınır ke- mer üstüne binâ edilmiş oda ve birbirlerine bitişik iki dükkân ve bir mahzen. Agabi Mahallesinde; Çakır Ağa mülkü ile sınır, birbirlerine bitişik, başhâne adıyla bilinen bir dükkân ve bir ev, adı geçen mahallede; bir- birlerine bitişik, Nasrânî Yani Karbanise veresesi mülkü ile sınır beş dükkan. Karaköy Kapısı civârında Agabi Mahallesinde; bazıları birbirine bitişik, bazıları karşılıklı, kale duvarı ile sınır, birinin üstünde odası bulunan sekiz dükkan, adı geçen mahallede; birbirine bitişik, kale du- varına yapışık, üç tarafları yol ile çevrili on üç hücre. Karaköy Pazarı Mahallesinde; liman civârında birbirine bitişik, mahzen-i sultani ve liman ile sınır iki dükkân, adı geçen mahallede; birbirine bitişik, ikisinin üstünde odaları bulunan, etrafları yol ile çev- rili dört ev, adı geçen mahallede; birbirine bitişik, birinin üstünde odası bulunan, bir taraftan kale duvarı bir taraftan mahzen-i sultani ile sınır dokuz ev, Karaköy Pazarı Mahallesinde; birbirine bitişik, yola sınır üç ev ve Ermeni Kiryazi mülkü ile sınır, birbirlerine bitişik iki ev, adı ge- çen mahallede; Burgos denilen burca bitişik, İsparta lakaplı İskender mülkü ile sınır dükkan, adı geçen mahallede; sekiz kasap dükanı ve bu dükkanlara bitişik, üç tarafları yol ile çevrili iki ev, adı geçen mahallede birbirlerine bitişik, kale hendeği ile sınır on beş ev, tamamı Karaköy Pazârı yakınlarında: birbirine bitişik, etrafları yol ile çevrili dört ev; etrafı yol ile çevrili bir ev; birbirine bitişik, etrafları yol ile çevrili üç ev; birbirine bitişik, dört tarafları yol ile çevrili iki ev; birbirine bitişik, kasaplar için inşa edilen dükkanlar ile sınır üç ev; birbirine bitişik, iki- sinin üstünde odaları bulunan, yola sınır on iki ev. Nasrânî Manol Verdi Mahallesinde; etrafları, birbirlerine bitişik altı ev. Karaköy Pazârında birbirine bitişik, ikisinin üstünde odaları bulu- nan, üç taraftan yol ile çevrili yedi ev ve birbirine bitişik, üçünün üs- tünde odaları bulunan, yola sınır on ev, adı geçen mahallede; birbirine bitişik, birinin üstü odalı, Kastelonsa Kilisesine sınır üç ev. Galata’da Nasrânî Vasilko Mahallesinde; birbirine bitişik, yola sınır üç ev. Karaköy Pazarı Mahallesinde birbirine bitişik, yola sınır üç ev ve bir dükkân, adı geçen mahallede; birbirine bitişik, üstlerine oda inşa edilmiş, Kastelonsa Kilisesi ile sınır iki ev, adı geçen mahallede; Pâpûşî Dimitri mülkü ile sınır bir ev. Karaköy mahallelerinde Nasrânî Kosta Koparya Mahallesinde; bir- birine bitişik Nasrânî Manol Leşkeri mülkü ile sınır iki ev, adı geçen mahallede; üstü odalı, Frenk San Zani Kilisesi ile sınır bir ev. Karaköy Pazarı Mahallesinde; üstü odalı, birbirine bitişik, Kürkçü İskender mülkü ile sınır üç bâb ev, Ermenî Manol Verdi Mahallesinde; üç taraftan yolla sınır, dördünün üstünde odaları bulunan toplam se- kiz ev. Karaköy mahallelerinden Alaperde Mahallesinde; Ayayorgi Kilisesi ile sınır bir ev, adı geçen mahallede; tamamının etrafı yol ile çevrili, beş evin üstünde odası bulunan on ev ve bezirhâne adıyla anılan bir ev, adı 45 geçen mahallede; birbirine bitişik, Nasrânî Baba Kermanol mülkü ile sınır, ikisinin üstünde odaları bulunan altı ev, adı geçen mahallede; bir- birine bitişik, San Benito (Saint Benoit) Kilisesi Vakfı ile sınır, birinin üstünde odası bulunan iki ev. Nasrânî Deli Mihal Mahallesinde; iki taraftan sözü geçen kilise vak- fı ile sınır, üstünde odası bulunan bir ev. Vakf-ı şeriflerinden bir diğeri de Ermenî Pagmeno Mahallesinde; Nasrânî Anton Belaga mülkü ile sınır, vakfa ilhak edilen Likosina Kili- sesi denilen kilise, tamamı adı geçen Pagmeno Mahallesinde; iki tarafı San Benito (Saint Benoit) Kilisesi ile sınır bir ev ve birbirine bitişik iki tarafları yol olan üç ev. Kalafatcıbaşı Deli Mihal Mahallesinde; iki tarafı San Benito (Saint Benoit) Kilisesi vakfı ile sınır, üstü odalı bir ev. Ermenî Ekmekci Anderya Mahallesinde; Kelenderci Nasrânî Kos- tandin mülkü ile sınır bir ev ile Nasrânî Kara Toma mülkü ile sınır, bi- rinin üstüne odası bulunan dört ev. Midillili Zozi Mahallesinde; Hristo Kilisesi ile sınır üstü odalı bir ev. Ekmekçi Ermenî Anderya Mahallesinde; birbirine bitişik, Ermeni- ler Kilisesi ile sınır bir ev. Kalafatçı Nasrânî Psanle Mahallesinde; Nasrânî Yani Zilo mülkü ile sınır bir ev, adı geçen mahallede; Ermeniler Kilisesi ile sınır bir ev. İskender Kethudâ Mahallesinde; iki tarafı Kâtip Hasan mülkü ile sı- nır bir ev, adı geçen mahallede; hamâm ve İskender Kethudâ mülkü ile sınır bir ev. Nasrânî Ekmekçi Kosta Koparya Mahallesinde; birbirlerine bitişik, etrafları yol ile çevrili, üstleri odalı iki ev ile üstünde odası bulunmayan bir ev olmak üzere toplam üç ev, Nasrânî Ekmekçi Anderya Mahalle- sinde; iki tarafı Anderya mülküne komşu bir ev. Kalafatçılar Reîsi Kestine Mahallesinde; birbirine bitişik, dört ta- rafları yol ile çevrili, ikisinin üstü odalı toplam yedi ev, adı geçen ma- hallede, iki tarafı yol, Ağrıbozlu Nasrânî Nikola mülkü ile sınır bir ev, adı geçen mahallede; birbirine bitişik, Nasrânî Anton Psanle mülkü ile sınır üç ev. Karaköy mahallelerinden Berber Nasrânî Mihal Mahallesinde; bi- rinin üzerine oda bina edilmiş, etrafı yol ile çevrili, birbirine bitişik yedi ev. Sepetçi Nasrânî Yorgi Mahallesinde; birbirine bitişik, etrafları yol ile çevrili altı ev. Galata’da Manol Devarenco Mahallesinde; etrafları yol ile çevrili, birbirine bitişik, ikisinin üstünde odaları bulunan sekiz ev, adı geçen mahallede; üç tarafı yol ile çevrili, birbirine bitişik, ikisinin üstünde odaları bulunan altı ev, adı geçen mahallede; Kiremitçi Nikola mülkü ile sınır, birbirine bitişik, birinin üstünde odası bulunan beş ev. Nasrânî Anton Öknale Mahallesinde; iki evin üstünde odaları bu- lunan, üç evin kale duvarı ve yol ile bir evin sadece yolla sınırı olan toplam dört ev. Tophâne Kapısı yakınlarında birbirine bitişik, kale duvarına sınır, bir ev ve dükkan. Hamamcı Hacı Mübarek Mahallesinde birbirine bitişik, etrafları yolla ve hamamla çevrili, iki evin üstünde birer odaları bulunan top- lam üç ev. Adı geçen mahallede; Hacı Bayram bin Yûsuf mülkünün yanında, birbirine bitişik, birinin üstünde odası bulunan iki ev. Ermeniyân Mahallesinde, birbirlerine yapışık, kale duvarı ile sınır, dört tarafları yol olan yedi ev. Kale duvarı yakınlarında San Benito (Saint Benoit) Mahallesinde; 46 etrafı yol, üstü odalı bir ev. Ermeni Haceger Mahallesinde; adı geçen Haceger mülkü ile sınır, üstü odalı bir ev. Papasoğlu Mahallesinde; birbirlerine bitişik, üç taraftan yol ile çev- rili, birinin üstünde odası bulunan üç ev, adı geçen mahallede; etrafları yol ile çevrili, birbirine bitişik, birinin üstünde odası bulunan üç ev, adı geçen mahallede; etrafı yol ile çevrili, üstü odalı bir ev, adı geçen ma- hallede; dört tarafı yolla çevirili, birinin üstünde odası bulunan üç ev. Ermeni Şâdî Bey Mahallesinde; birbirlerine bitişik, üç tarafları yol ile çevrili, üstlerinde odaları bulunan üç ev, adı geçen mahallede; etrafı yol ile çevrili, üstü odalı bir ev, adı geçen mahallede; birbirlerine bitişik, San Benito (Saint Benoit) Kilisesi ile sınır, birinin üstünde odası bulu- nan üç ev. Kapıcı İlyas Mahallesinde; kale duvarı ile sınır, birbirlerine bitişik altı ev, adı geçen mahallede; üç tarafı yolla çevirili, birinin üstünde odası bulunan beş ev. Nevmüslim Ases Muhammed Mahallesinde; birbirine bitişik, dört tarafları yol ile çevrili, üçünün üstünde odası bulunan sekiz ev, adı ge- çen mahallede; etrafı yol ile çevrili bir ev. Papasoğlu Mahallesinde; birbirine bitişik, dört tarafları yol ile çevri- li altı ev, adı geçen mahallede; Kuyumcı Frenk Zani mülkü ile sınır, üstü odalı bir ev, adı geçen mahallede; birbirine bitişik, dört tarafları yol ile çevrili, birinin üstünde çardağı olan sekiz ev, adı geçen mahallede; et- rafları yol ile çevrili iki ev, adı geçen Ases Muhammed Mahallesinde; birbirine bitişik, dört tarafları yol ile çevrili üç ev. Silâhî Hamaloğlu Mahmud Mahallesinde; birbirine bitişik, kale du- varına sınır, üçünün üstünde odası bulunan yedi ev, adı geçen mahal- lede; birbirine bitişik, dört tarafları yol ile çevrili, birinin üstünde odası olan üç ev. Ermeni Papasoğlı Mahallesinde; birbirine bitişik, üç tarafı yol ile çevrili, ikisinin üstünde odası olan beş ev, adı geçen mahallede; birbi- rine bitişik, etrafları yol ile çevrili üç ev, adı geçen mahallede; birbirine bitişik, etrafları yol ile çevrili iki ev. Alaperde Mahallesinde; birbirine bitişik, üç tarafları yol ile çevrili, birinin üstüne oda bina edilmiş iki ev. Abâyici Hâcı İlyâs Mahallesinde; birbirine bitişik, etrafları yol ile çevrili, birinin üstünde odası olan altı ev, adı geçen mahallede; birbiri- ne bitişik, etrafları yol ile çevrili iki ev. Melek Hâtûn Mahallesinde; birbirine bitişik, bir tarafı Kasap Meh- met, üç tarafı yol ile çevrili iki ev. Sayılan tüm bu taşınmazlar Galata’dır. İstanbul’da Bulunan Değirmenler Vakfedilen şeylerden biri de; halkın ihtiyacını karşılamak üzere inşa edilen elli dört adet değirmendir. Bunlar; Kostantiniye’de Hace Üveys Mahallesinde; dört tarafı Hace İbra- him mülkü ile bitişik değirmen, adı geçen mahallede; dört tarafı Hace Üveys mülkü ile sınır değirmen. İstanbul mahallelerinden Edirneli Yahudiler Mahallesinde; Yahudi taifesinden Arslan Ranbo mülkü ile bitişik değirmen, adı geçen mahal- lede; Orya Kapısı yakınlarında, Nişastacı Yusuf adlı Yahudi’nin mülkü- ne bitişik değirmen, adı geçen mahallede; Yahudi Bayram oğlu Musa mülküne bitişik değirmen. Dâye Hâtûn Mahallesinde; hayır sahibinin şöhretinden dolayı tarife 47 ihtiyacı olmayan değirmen. Çelebioğlu Mescidi Mahallesinde; İznikli Ramazan mülküne bitişik değirmen. Hace Hamza Mescidi Mahallesinde; Kasap Yusuf bin Çağatay mül- küne yapışık değirmen. Samanviranı denilen Hace Sinan Mescidi Mahallesinde; Sırt Hama- mı yakınlarında Yahudi Arslan bin Marol mülküne bitişik değirmen. Azepler Hamamı Mahallesinde; Yahudi İsmail mülküne bitişik de- ğirmen. Haraççı Hace Kara Muhyiddîn Mescidi Mahallesinde; Haraççı Hace Mehmet mülküne bitişik değirmen. Bozarıoğlu Mescidi Mahallesinde; Balatlı Mehmet Reîs mülküne bi- tişik değirmen. Adı geçen Haraççı Hâce Kara Muhyiddîn Mescidi Mahallesinde; Arabacı Kasım mülküne bitişik değirmen. Azepler Hamamı Mahallesinde; Murat Halife mülküne bitişik de- ğirmen. Kırkçeşme Mahallesinde; Başçı Abdünnebî mülküne bitişik değir- men. Hızır Bey Çelebi Mahallesinde; Sûfî Ahmet mülküne bitişik değir- men. Üskübî Mescidi Mahallesinde; Âşık Paşa oğlu Hâcı Ahmet mülküne bitişik değirmen, adı geçen mahallede; Şerâbî Hamza Bey ibn Abdullâh mülküne bitişik değirmen. Mustafa Paşa Hamamı yakınlarında Aya Kilisesi Mahallesinde; Ki- remitçi Hacı Durdu mülküne bitişik değirmen, adı geçen hamam ya- kınlarında Molla Hüsrev Mescidi Mahallesinde; Midilli’den Nasrânî Kosta mülküne bitişik değirmen, adı geçen mahallede; Nasrânî Koca Ban mülküne bitişik değirmen. Kırkçeşme Mahallesinde; Rike oğlu Nasrânî Kerbehas mülküne bi- tişik değirmen, adı geçen mahallede; Nasrânî Dimitrioğlu Yazıcı mül- küne bitişik değirmen. Molla Hüsrev Mescidi Mahallesinde; kemer yakınlarında, Yeniçeri- ler za’îmi Sarıca ibn-i Abdullâh mülküne bitişik değirmen ve yanında bulunan fırın. Batrik Mahallesinde; yola bitişik, Feylesofoğlu İskender Bey mül- küne sınır değirmen, adı geçen mahallede; Nasrânî Batrik mülküne bitişik değirmen, adı geçen mahallede; Yusuf bin Abdullah mülküne bitişik değirmen, adı geçen mahallede; Nasrânî Derzî Hanos mülküne bitişik değirmen. Balat Mahallesinde; Kali isimli Yahudi kadının mülküne bitişik de- ğirmen. Kunfoz Mahallesinde; Nasrânî Mihal mülküne bitişik değirmen. Ayolaharna Mahallesinde; Çukaluca Manastırı ve Manastırlı Çuka- luca adlı kişinin mülküne bitişik değirmen. Kunfoz Mahallesinde, Künfoz Pazarı yakınlarında; Debbâğ Hacı mülküne bitişik değirmen, adı geçen mahallede; Yeniçeri Hamza bin Abdullâh mülküne bitişik değirmen, adı geçen mahallede; Nasrânî Ka- tanioğlu Papa Kosta mülküne bitişik değirmen. Fener Kapısı Mahallesinde; Nasrânî Fenobi mülküne bitişik değir- men. Edirne Kapısı Mahallesinde; Yahudî Lazari mülküne bitişik değir- men. Topyıkuğı Mahallesinde; Nasrânî Manol mülküne bitişik değir- men. Altımermer Mescidi Mahallesinde; Nasrânî Dimitrioğlı Kosta mül- 48 küne bitişik değirmen, adı geçen mahallede; Nasrânî Mihal Lolodi mülküne bitişik yıkık değirmen arsası, adı geçen mahallede; yola bitişik değirmen, adı geçen mahallede; yola bitişik bir ev ve değir- men, İsa kapısı Mahallesinde; Nasrânî Todres mülküne bitişik değir- men. Esbomasya Mahallesinde; kale duvarına bitişik, üstü odalı de- ğirmen. Ulanka Kapısı Mahallesinde; Nasrâniyye Levado isimli kadının mülküne bitişik değirmen. Nişâncı Paşa Hamamı Mahallesinde; Nasrâniyye Arhondise ib- net-i Nikde isimli kadının mülküne bitişik değirmen. Kumkapısı Mahallesinde; Dimitrioğlu Yani isimli gayrimüslim mülküne sınır değirmen. Hâce Rüstem Mescidi Mahallesinde; Şerbetzâde adıyla bilinen kişinin oğlu Mehmet Çelebi mülküne sınır değirmen. Mollâ Hüsrev Mescidi Mahallesinde; Mevlânâ Hüsrev mülküne sınır değirmen. Arslanlı Mahallesinde; Hacı Timurtaş Mescidi yakınlarında, Bursalı Nâib Mevlânâ Hamza mülküne bitişik değirmen. Câmi-i Cedîd yakınlarında Kıztaşı Mescidi Mahallesinde; Çinici Şücâ mülküne sınır değirmen. Hacı Timurtaş Mescidi Mahallesinde; Simitçi Değirmeni ismiyle bilinen ve Silâhî İsa Bey mülküne sınır değirmen. İstanbul mahallelerinden Lis Manastır Mahallesinde; Nasrânî Aleksi mülküne bitişik değirmen. Bu değirmenler elli iki adet olup tamamı Kostantiniye’dedir. Al- lah cümlesini afet ve belalardan muhafaza eylesin. Galata’da Bulunan Değirmenler Galata’da Frenk Kuyumcı Domenko Mahallesinde; üstünde odası bulunan, iki tarafı yolla çevirili bir değirmen. Adı geçen şehirde Ekmekçi Ermeni Anderya Mahallesinde; iki ta- rafı yol ile çevrili bir değirmen ile değirmenin yanında üstünde odası bulunan bir ev. Arazi Bunlardan sonra bazı arâziler vakfedip mutasarrıf tayîn ettiler. Bu araziler; Balık Pazarı Kapısında beş parça arazi, Mukataa arazileri denilen, Orya Kapısı hizasında Ağaç Pazarı ola- rak da bilinen yedi parça boş arazi. Hayli müddettir kalem; vâkıfın (Fatih Sultan Mehmet) inşa ettirdiği hayrat ve bu hayratların bekası için vakfettiği akaratı yazmak sevdası ile emrine girmeye can atan doru bir at gibi sabırsızlıkla koşuyordu. Kalem, burada arzusunun nihayetine erişmiş olup padişahın vakfe- deceği şeylerin çokluğundan hiç bir şüphe yoktur. Uzun bir zaman sonra; yaratılmış her şeyin fani âlemden baki ale- me gideceği “yeryüzünde bulunan her şey fanidir” ayeti gereği şüphe götürmeyen bir gerçektir. İster padişah ister köle her kim olursa olsun; Birinin kaftanı diğeri- nin yamalı elbisesi muhakkak tabutunun üstüne örtülecektir. Vâkıf; kişinin kandil yakması durumunda pervaneler toplanır anla- yışı çerçevesinde hayırlı bir işe hızlıca girişmek gerek ki, bu vakfettiği şeyler daim olarak bunların vasıtasıyla kıyamet günü hata ve noksan- lıkları giderilsin. Hesap gününde hayır sahibinin boynuna bir gerdanlık gibi asılması 49 maksadıyla bu güzel işler yerine getirilmiştir. Allah devletini daim etsin; o padişah üzerinde düşünerek vakfının iş ve işlemleri için bir kanun tanzim etmiş ve bu işlerde herhangi bir gaflet ve doğruluktan ödün verilmemesi gerektiğini ve vakfının gelir- lerinin giderlere yeteceğini ifade etmiştir. Yeni Mahallede bina ve inşa olunan caminin (Fatih Camii) görevlileri Detayları yukarıda zikredilen ve adı geçen sultan (Fatih Sultan Mehmet) –Allah insanlar arasında hayırla anılmasını daim eylesin- ta- rafından Yeni Mahallede bina ve inşa olunan hoş/güzel cami ve cen- neti andıran latif mabede akıllı, fikirli, edib, zeki bir alim, belegat ve fesahat kaidelerini, kitap (Ku’ân-ı Kerim) ve sünneti bilen, salih, zahit takva sahibi, kıyas yapmaya kâdir bir kimse hatip olarak atanacak, bu kişi alışılageldiği üzere Cuma, bayram namazlarından önce vaaz verip hutbe okuyacak ve kendisine görevi karşılığı geçerli sikkeden otuz akçe ücret verilecektir. Yukarıdaki sıfatlara haiz, cemaat tarafından sevilen, faziletle mev- suf, salih, alim, mütedeyyin, yüzü nurlu, imamet hizmetlerini yapmaya muktedir, zengin fakir herkesin indinde makbul ve önderlik kabiliyeti olan iki kişi imam olarak atanacak, bu kişiler beş vakit namaz, tervih, Regaib gecesi ve diğer mübarek gecelerde namazları kıldıracaklar, nor- mal günlerde biri geceden sabaha, diğeri sabahtan akşama namazları dönüşümlü olarak kıldıracaklar ve kendilerine görevleri karşılığı onar akçe ücret verilecektir. Nameleri cennet bağının bülbülleri misali gönüllere huşu ve hoşluk veren, eşşiz sesleri ruhlara şifa bahşeden, güzel huylar üzerlerinde top- 28 Fussilet Suresi, Ayet: 42 lanmış, uyanık, mümin, vakit ilimlerini bilen on iki kişi camide mü- ezzin olup, bunlardan altı adedi bir gün diğer altı adedi diğer gün her minarede üç kişi olacak şekilde münavebe ile ezanı okuyup cemaatle birlikte camiye girecekler ve müzezzinliğin gerektirdiği kamet ve sair görevleri yerine getirecekler, ayrıca rahmetin yağmur gibi yağdığı du- aların kabul edildiği mübarek gecelerde temcitler ve zikirler okuyarak yaralı kalpleri ihya eyleyecekler ve kendilerine görevleri karşılığı gün- lük her birine beşer akçe ücret verilecektir. Her biri devrinin güzideleri, Kur’an-ı Kerimi hâfız ve hamili, ehl-i Kur’an, yüce kitabın hadimi on kişi devirhan olarak atanacak, gönül alıcı camide her Cuma namazdan önce toplanacak bunlardan her biri tegannide aşırıya kaçmadan bir aşır ve akabinde birer cüz okuyacak- lar, bu kişilerden hafızlıkta seçkin ve tecvit ilimlerine vâkıf, akranla- rında her yönüyle önde olan, sesi güzel birisi diğerlerinin üzerine reis olup, resi olana günlük yedi akçe diğerlerine günlük beşer akçe ücret verilecektir. “Ona ne önünden ne de ardından batıl gelemez. O (Kur’an-ı Kerim), hüküm ve hikmet sahibi, övülmeye layık olan Allah tarafından indi- rilmiştir”28. Ayet-i Kerimesini idrak eden, hâfız, nur-ı salah ile yüzleri nurlu, Kur’an’ın aydınlığı ile batınları mamur yirmi kişi cüzhan olarak atanıp, bu kişiler her gün sabah namazından sonra mihrabın sofasında toplanıp hatim okuyacak ve hatmin bitiminde İslam Padişahını hayır dua ile yad edecekler, bunların reisine günlük üç akçe diğer on dokuz cüzhanın her birine günlük ikişer akçe ücret verilecektir. İbadet ehli, Salihlerden yirmi kişi hatimden sonra camide top- lanıp her biri üç bin beşer yüz kere kelime-i tevhit getirerek camiyi ten- vir edecekler, bunların reisine günlük üç akçe diğer on kokuz kişiden 50 her birine günlük iki akçe ücret verilecektir. Fukaranın Salihlerinden on kişi her gün camide toplanıp her biri bin adet salavat getirecek bunların reislerine günlük üç akçe diğerle- rine günlük ikişer akçe, ümmetin salihlerinden beş kişi musalli olup bunlar istisnasız günlük beş vakit namazı camide cemaatle eda ede- cekler her birine günlük yedişer akçe ücret verilecek, bu kişiler ayrıca padişahın ruhu için Kur’an, aşır veya sure okuyacaklardır. Salih, mert, güvenilir bir kişi camide muarrif olup bu kişi Cuma gün- lerinde namazdan önce üç İhlas suresi ve akabinde hamdele ve salvele okuyup, cümle mümin ve müminat için dua edecek ve görevi karşılığı kendisine günlük altı akçe, Salih, mert, kamil, vakit ilimlerini bilen bir kimse muvakkit (vakit tayin edici) olacak, bu kişi namaz vakitlerini cemaate bildirip vakitle ilgili kişilere tenbihatta bulunacak ve kendisine günlük on akçe, Altı kişi kayyım olarak atanacak bu kişiler şafak vakti öncesinde caminin kapısını açacaklar, caminin süpürülmesi ve temizliğini yapa- caklar, görevlerin gereklerini yerine getirmede eksiklikleri olmayacak, caminin korunmasını sağlayacaklar ve kendilerine görevleri karşılığı günlük her birine beşer akçe, salihlerden dört kişi kandilci olarak tayin edilecek, bu kişiler gecenin başlangıcında kandilleri yakacak, yatsı na- mazından sonra söndürecekler ve görevleri karşılığı her birine günlük beşer akçe, iki salih kimse hâdim (hizmetli) olup bu kişiler caminin ha- reminin kapısı vaktinde açıp kapayacak ve medrese ise cami arasında- ki kısmın süpürülmesi ve temizliği hizmetlerinden sorumlu olacaklar kendilerine görevleri karşılığı günlük altışar akçe, dikkatli uyanık bir kimse noktacı olarak tayin edilecek bu kişi görevlerine gelip gelmeyen- leri kontrol edecek gelmeyenlerin isimlerinin karşısına işaret ve nokta koyacak, işe gelmeyenleri mütevelliye bildirecek ve kendisine görevi karşılığı günlük üç akçe ücret verilecektir. Caminin hasırı için günlük dört akçe, zeytinyağı için günlük beş akçe, kandil temizliği ve mendiller (temizleme bezi olarak kullanılan) için günlük bir akçe ayrılacaktır. Medrese Görevlileri (Fatih Medreseleri) Padişah hazretleri camiden sonra, yaptırdıkları medrese için aşağı- daki tayinatta bulundular: Caminin iki tarafında yer alan semaniye denen medreselerinde hik- met kaidelerine vâkıf, mühendislikte önemli kitapları okumuş, akli ve nakli ilimlerde emsali bulunmaz, eğitimde liyakatli, faydalı ilimlere ömrünü adamış iki müderris atanıp, müderrisler döneminde yürürlük- te olan eğitim günlerinde (tatil günleri hariç) medreselere gelen öğren- cilere çeşitli ilimler ve hikmetlerle (felsefe, mantık, sosyoloji, astrono- mi, belagat, kimya) ilgili bilgiler öğretecek ve her birine günlük ellişer akçe ücret verilecektir. Medreselere kitap okumada ve anlamada seçkin, fikir ve görüşleri isabetli, akranlarından önde, kitap özetlemede mahir, eğitim ve öğre- tim işlerini yapabilen müderrislerin yardımcıları iki kişi muid (asistan) olarak atanacak, bu kimselere günlük beşer akçe ücret verilecektir. Her medrese bölümünde (8 adet medrese bölümü vardır) muteber kitapları anlamada mahir, tasnif ve mütalaa kabiliyeti olan on beş danişmend (talebe) olacak, bu yetenekli ve talebeler müderrisler hu- zurunda farklı ilimlerden mevzular anlatacaklar, ders zamanların- da medresede müderrisin huzurunda hazır bulunacaklar, medresede okutulan dersleri dinleyecekler, mühim ilimleri okumada ve anlamada yeterli olacaklar ve bu kişilerden her birine günlük ikişer akçe ücret ve- rilecektir. 51 Medrese için birer bevvab (kapıcı) tayin olunacak bu kimse zama- nında medreseleri açıp kapayacak ve medreseyi daima gözleyecek, derslerin başlangıcından bitişine kadar medresede hazır bulunacak, öğrencilerin sınıflarını temiz ve pak edecek, bunlarda iki tanesi ha- dim-i ferraş-ı medrese (sergici, temizlikçi) bu kişiler medresenin hare- mini her türkü kir ve tozdan arındıracak görevleri karşılığı bu üç ki- şiden her birine günlük ikişer akçe ücret verilecek, medresenin hasır, kandil ve zeytinyağı ve fitili için günlük iki akçe sarf edilecektir. Medreselerin yanındaki Tetimme (Medreselere hazırlık okulu) de- nen medrese için vakıf kurucusu günlük altı akçe tayin eylemiş olup, bu altı akçeden iki akçesi bevvaba (kapıcıya) dört akçesi ise ihtiyaca göre Tetimme Medreselerinin sergi ve ışıklandırma giderlerine sarf olunacaktır. Tetimme Medreselerinin her biri için aylık on beş akçe ay- rılacak bu para ile hazırlık kısmında okuyan talebelerin bursları öde- necek ve zaruri aniden ortaya çıkan ihtiyaçları karşılanacak zira İmam Şafi Hazretlerini “Şayet kafamda, gönlümde bir problemim olsaydı, bu meseleyi halledemezdim” buyurduğu misali talebenin aklı ve gönlü ra- hat olmalıdır ki ilim öğrenebilsin. Buraya kadar görevliler ve yapacakları vazifeleri detayıyla anlatıldı. Bu çerçevede belirtilen şartlar dahilinde görevliler vazifelerine devam edeceklerdir. Geçerli bir özrü olmayanlar görevlerini ihmal etmeyecek- lerdir. Vakıf kurucusu ayrıca medrese bünyesinde talebenin ve hoca- ların faydalanması için bir kütüphane tesis etmiş olup, kütüphaneye kitap isimlerini bilecek, müderris ve öğrencilerin ihtiyacı olan kitap- ları tafsil edebilecek ve kitaplardan gözlerini ayırmayacak yani onları koruyacak bir hafız-ı kütüb (kütüphaneci) tayin edilmesini ve kendi- sine görevi karşılığı günlük altı akçe ücret verilmesini şart kılmıştır. Kütüphaneye ayrıca bir katip tayin olunacak, katip içeriklerini belir- terek bütün kitapları bir deftere kaydedecek, ihtiyaç anında talebelere ve müderrislere kitapları verecek, ihtiyaç bitince geriye toplayacaktır, katip kimselere kitap verip aldığını da ayrı bir deftere kaydedecek ve kitaplardan bir yaprak’ın dahi kaybolmasına göz yummayacak ve öğ- renciler kitap talebini hiçbir şekilde reddetmeyecektir ve kendisine bu görevleri karşılığı günlük dört akçe ücret verilecektir. Daruşşifa Görevlileri Padişah hazretlerinin Daruşşifa ile ilgili şartları: Daruşşifa’ya hastalarının nabızlarının ahvalini bilen, anatomi, ilm-i ariz (sonradan meydana gelen hastalıkların ilmi), tıp ıstılahı ve sanatları, şifa usullerine vâkıf, uzman, otopside mahir iki tabip ata- nacak, tabipler günde iki defa hastanedeki hastalarını dolaşarak hal- leri ve hastalık durumları ile ilgili bilgileri alacak, hatırlarını soracak ve tedavi için gerekli ilaçları ve macunları hazırlatacak, hizmetlerini tabipliğin usulleri çerçevesinde yerine getirecek ve kendilerine günlük yirmişer akçe ücret verilecektir. Bir kişi Daruşşifa’ya güvenilier, mert bir kimse emin-i sarf tayin edi- lecek ve bu kişi vekil-i harca (mutfak/kiler sorumlusu) kilerden hasta- ların ihtiyacı olan gıda ve içecekleri aldıracak ve kendisine günlük dört akçe, güvenilir, mert, işinin ehli bir kimse vekil-i harc tayin edilecek ve bu kişi kilere Daruşşifa’nın ve hastaların ihtiyaçları olan gıda, içecek ve sair malzemeyeyi satın alacak, bu görevli hastaların ihtiyaçlarını her şeyden önce tutacak ve kendisine günlük dört akçe ücret verilecektir. Daruşşifa’ya uzman ve ilaç yapmaya kâdir, hikmet ilimlerine vâkıf, mert, isabetli teşhisleri bir göz hekimi tayin olunup bu kişi gözlerine herhangi arıza veya katarak isabet eden hastaların tedavisi için gayret sarfedecek ve kendisine görevi karşılığı günlük sekiz akçe, 52 Hüner sahibi, Hakkın rızası tâlip, uzman, hastaların dertlerine şifa verecek, ilaç hazırlamada yetkin ve padişaha dua edilmesine ve- sile olacak bir cerrah atanıp kendisine görevi karşılığı günlük sekiz akçe ücret verilecektir. Gerek tabib, gerek göz hekimi, gerekse cerrah hastanede yapı- lan ilaç ve macunları sadece Daruşşifa’da yatan hastaların tedavisi için kullanacaklar hastane haricine götürmeyeceklerdir. Darüşşifa’da bir kimse mücerreb olarak atanacak, bu kişi hasta- ların kullanması gereken içecek, macun ve sair ihyiyaçlarını hazır- layacak, vâkıfın şartlarına riayeti canına minnet bilecek bu kişiye günlük altı akçe, bir kişi Darüşşifa’nın mahzenibin hâfızı (koru- yucusu) olacak ve hastaların tedavileri için mahzene gelen ve ilaç yapımında kullanılan malzemeleri koruyacak, Darüşşifa’nın tabi- bi veya nazırı huzurunda her gün eczaneyi açacak ve malzemele- ri verdikten sonra eczaneyi kapatacak ve kendisine günlük dört akçe, İki salih, sağlam ve mert kişi tabbah-ı taam (aşçı) olarak ata- nıp, bu kişiler yüzlerce derde maruz kalan hastalara hayat kuvveti olmak üzere yiyecek hazırlayacaklar, hastaların huzurlarına ka- dar yiyecekleri götürecekler, yaralı gönüllerini onarmak ve hasta kalplerine deva olmak üzere hastalara yemeklerini sunacaklar her birine günlük üç akçe ücret verilecektir. Bir kişi Daruşşifa’ya bevvab (kapıcı) olarak atanacak ve bu kişi zamanında Daruşşifa’nın kapılarını açık kapayacak dışardan kimselerin Daruşşifa’da gecelemelerine müsaade etmeyecek ve kendisine günlük üç akçe, işlerinde dikkatli, kar gözetir, ihtiyar ve tembel olmayan, hastalara hizmeti görev bilen iki kişi hastalar için hizmetçi olarak atanacak, hastaların talepleri halinde hastalara şerbet ve sair içecekleri sunacak, gusul ihtiyacı olan hastalara gu- sül yaptıracak, hastaların yataklarını ve çevresinin kir, toz, pas ve çalaktan halas edecek ve diğer kayyımlık ve ferraşlık hizmetlerini yerine getirecekler görevleri karşılığı kendilerine günlük üçer akçe ücret verilecektir. Bir kimse bütün vakıf eserler için manii’n-nükûş (eserlerin du- varlarına yapılan şekil ve yazılan yazıları silen kişi) tayin edilecek ve bu kişi cami, medrese, daruttalim, imaret, hastane duvarlarına yapılan nakışları ve yazılan yazıları temizleyecek ve kendisine gö- revi karşılığı günlük iki akçe verilecektir. Daruşşifa görevlilerine ayrılan miktar günlük yüz akçe olup bundan ziyade nakıs olmayacaktır. Kerem sahibi vakıf kurucusu ayrıca Daruşşifa’daki hastaların gıdası ve içeceği için günlük yüz akçe sarfedilmesini, vakfın mütevellisinin hastaneye bir sene için lazım olan her bir şeyi, şekeri ve sair lazım olan malzemeyi sene başında satın alarak Daruşşifa’nın mahzenine koyarak mahzen eminine teslim etmesini, haftada bir kere mütevelli, nazır (denet- men), tabib ve katib’in (muhasebeci) Daruşşifa’da bir araya gelerek dışarıda olup ilaç alamayanların ihtiyaçlarını değerlendirmelerini ve onlara kayıtsız kalmamalarını ve yardım etmelerini, dışarıda- ki insanlardan uygun görülenlerin ilaçlarının verilmesini de şart kılmışlardır. BEYT: Eğerçi hâne pür-nakşdır saray-ı cihân Veli kitâbeleri küllü men aleyhâ fân Daruşşifa’da vefat edenlerin varisleri bulunur ise az veya çok terekelerinin varislerine teslim edilecektir. Varisleri bulunmayan 53 kimselerin terekeleri nazır (denetmen) ve tabib marifetiyle zabt olunup para ederse Daruşşifa’nın ihtiyaçları için sarf edilecektir. Vakıf kurucusu ayrıca Daruşşifa’da vefat eden hastaların cenaze masrafları için günlük beş akçe tayin ettiler ki, bu para bir kesede toplanacak ve vefat edenlerin cenaze hizmetlerine harcanacaktır. İmaret Görevlileri: Şanı yüce vâkıf hazretleri –Zaman durdukça Allah mülkünü daim eylesin- İmaret ve Daruzziyafe için aşağıdaki görevlileri ta- yin etmiştir. İmaret ve Daruzziyafeye emanet ve diyanet ile maruf, salah ve takva ile mevsuf, cömert, gönlü herkese açık, mülayim, yüzü yerde, mütevazılıkta hale yıldızı gibi seçkin bir kimse şeyh olarak atana- cak ve şeyh efendi binbir güçlükle imarete ve daruzziyafeye ula- şan misafirleri latif bir şekilde karşılayarak göz aydınlığı ile cen- neti andıran odalarına kondurup, misafirlere verilecek yemek ve ikramları belirleyecek, sünnet-i seniyyeye uygun bir şekilde Halil İbrahim sofrası misali sofralarda ikramlarda bulunacak, üç gün bedelsiz olarak kalan misafirlere destur vererek uğurlayacak ve kendisine görevi karşılığı günlük yirmi akçe ücret verilecektir. İmarete, dışarıdan gelen yemek malzemesi ve sair levazımatı ve her türlü giren çıkanı takip edecek bir katib tayin edilecek ve gö- revi karşılığı kendisine günlük altı akçe, emin, mütedeyyin, olgun alışveriş işlerinden anlayan bir vekil-i harc tayin edilip kendisine günlük beş akçe, imarete giren çıkan zahireyi ve sair malzemeleri koruyup gözetecek ve gerektiği kadarını aşçılara verecek bir kiler- dar tayin edilip kendisine günlük beş akçe, hizmet ehli, temizlik hususunda dikkatli ve seçkin iki kişi ferraş olarak tayin edilecek bu kişiler imaretin dışarısını, içerisini, havlusunu temiz ve pak ey- leyecekler kendilerine görevleri karşılığı günlük üçer akçe, imarete misafirleti karşılayacak, misafir ihtiyaçlarından anlayan, mih- mandarlık kabiliyeti olan, dikkatli iki kişi kayyım olarak atanacak ve kendilerine günlük üçer akçe verilecektir. Mert, salih ve yüzleri nurlu iki kişi siraci (kandil yakıcı) olarak tayin edilecek, bu kişiler dönüşümlü olarak çalışıp geceleri kandil- leri yakıp sabahları söndürecekler ve aynı zamanda akşam nama- zından sonra imareti kapatıp, fecr doğunca açacaklar kendilerine görevleri karşılığı günlük üçer akçe verilecektir. Dört adet mert kişi imarete nakib olarak atanacak, bu kişiler gelen misafirin durumuna göre yemeği taksim edip ekmeği ayar- layacaklar, misafirler gelmeden üç gün önce hazırlıklarını tamam- layacaklar ve üç günlük yeme içe planı tanzim eyleyecekler, bu ki- şiler görevlerine devamda ihmal göstermeyecekler ve kendilerine günlük üçer akçe ücret verilecektir. İmarete iki adet kapıcı tayin edilip, bu kişiler yemek zaman- larında kapıda bulunup edebi terk edeni güzel sözlerle uyaracak- lar, eğer bu kimseler edepsizlik yapmaya devam ederlerse onlara nasihat verip gerekirse azarlayabilecekler bunlara görevleri kar- şılığı günlük üçer akçe, işinde uzman altı kişi aşçı olarak tayin edilecek bu kişiler misafirler için gerekli yemekleri yapacaklar ve kendilerine günlük dörder akçe, altı kişi habbaz (ekmekçi) olarak tayin edilecek bu kişiler dönüşümlü olarak fırında misa- firlere ve medrese öğrencilerine gerekli olan ekmeği pişirecekler ve kendilerine günlük dörder akçe,bir kişi hammâl-ı guşt (et ta- şıyıcı) olarak tayin edilecek ve bu kişi her gün lazım olan eti ima- rete getirip mutfağa verecek ve görevi karşılığı bu kişiye günlük 54 üç akçe ücret verilecektir. İki nefer dikkatli, emanet sahibi ve uyanık kimse tenkıye-i hın- ta (buğday temizleyici) olarak atanacak bu kişiler gerektiğinde buğday dövüp gerektiğinde buğdayın içindeki taşları ve sair ya- bancı maddeleri ayıklayacak görevleri karşılığı kendilerine günlük üçer akçe, iki kişi kasaların ve büyük bakır kapların temizliğini üstlenecek bu kişilere görevleri karşılığı günlük ikişer akçe akçe ücret verilecektir. Padişah hazretleri yemeklerin dağıtımında kullanılacak ka- salar için günlük beş akçe ayrılmasını ve bu akçelerle ayda yüz elli adet kasa satın alınmasını ve yemeklerin temiz bir şekilde zengin, fakir bütün misafirlere temiz ve pak ulaştırılmasını şart koşmuştur. İmaretin ahırlarında misafirlerin binek hayvanlarını koruya- cak iki nefer tayin edilerek, bu kişiler hayvanların yemlerini ve- recek, hayvanları koruyup kollayacak ve ahırları fecrin doğuşu ile birlikte açıp akşam namazından kapayacak ve kendilerine gö- revleri karşılığı günlük ikişer akçe, bir kişi arpa emini olarak ta- yin edilip misafirlerin hayvanları için tahsis edilen arpa ve yemi muhafaza edip hayvanlara gerekli zamanda verecek ve hayvan- ları zamanında misafirlere teslim edecek ve kendisine günlük iki akçe, bir kimse hammal-ı hatab (odun taşıyıcı) olarak tayin edilip bu kişi mutfak için gerekli odunları hazır edecek görevi karşılığı kendisine günlük iki akçe, bir kişi imaret için manii’n-nukuş (du- varlar üzerindeki yazı ve nakışları silen) olarak tayin edilip, bu kişi imaret duvarlarına çizilen şekil, nakış ve yazıları silecek kendisine 29 Bu dönemde İstanbul Keyli 1283 gramdır. görevi karşılığı iki akçe verilecek olup, vakıf kurucusu imaret gö- revlileri ücretleri için günlük toplam iki yüz akçe tahsis eylemiştir. Bundan sonra vakıf kurucusu padişah –Allah varlığını, cesare- tini kıyamete kadar devam ettirsin- hazretleri, imarette pişirilen ekmek ve misafirlerin konakladıkları han için Kostantiniye’de (İs- tanbul’da) geçerli iyi ve halisinden bir buçuk müd un, iki yüz kırk vukıyye (298 kilo 320 gr) koyun eti, çorba için İstanbul kilosu29 ile altı keyl pirinç, senenin tamamında Cuma gecelerinden (Perşem- beyi Cumaya bağlayan gece), Bayram geceleri ve Ramazan ayının tamamında Zirbac dene tatlı için beş keyl pirinç, buğday çorbası için günlük altı keyl yeni harman iyisinden buğday, her gün yarım keyl nohut, her ay üç keyl deve sütü kullanılmasını, İmarette Ramazan geceleri, Bayram geceleri ve Cuma gecele- rinde her gün kırk iki vukıyye saf bal, altmış iki buçuk vukıyye iyisinden peynir, zirbac tatlısı için iki dirhem zaferan, sekiz akçe- lik bukâl, yeterli miktarda badem, kuru üzüm, kuru incir ve kaysı sarf edilmesini, mütevellinin İstanbul kilosu ile malzeme almasını diğer yörelerinin kilosu ile iş tutmamasını ve kaliteden ödün veril- memesini şart kılmıştır. Padişah hazretleri imaretlerine gelecek eşraftan kişiler ve yal- nız kalan kadınlar için yıllık on beş bin akçe tahsis etmişler olup, bu para ile kadınların yeme ihtiyacı görülecek ve imarete gelen hizmetçileri ile zaruretleri ve ihtiyaçları giderilecek bu kişiler dev- letin devamı ve bekası için dua edeceklerdir. İmaret görevlilerinin hepsi görevlerinin tam yapacaklar ve ge- len misafirler konaklayacakları mekanları hane ocağı gibi aydın- 55 lık, ikram ettikleri yemeklerle de misafirleri cennet bahçesinde hissettireceklerdir. Vakıf kurucusu padişah hazretleri Daruşşifa ve İmarette tak- dir edilen miktardan daha fazla harcama yapılmamasını, mal- zemelerden arta kalan olursa mahzenlerde hıfz olunmasını şart kılmışlardır. Bundan sonra; Vakıf kurucusu Melikler Meliki padişah hazret- leri; Cami, İmaret, Daruşşifa, Medreseler, Kütüphane, Daruttalim ve sair akarat ve müteallikatları vakıflarının yukarıda belirtilen şartlarının uygulanması ve gereklerinin yerine getirilmesi için, tedbirli, akıllı, kamil, ciddi, şer’i konularda hassas, olaylara müda- halede yeterli, salih, olaylarını başını ve sonunu düşünen, iffet ve emanet ile maruf, salah ve diyanet ile mevsuf bir nâzır (denetçi) tayin edilmesini, bu kişinin vakfın gelirleri, mahsulatın toplan- ması, hüccet yenilenmesi, vakfıla ilgili işlerin kaydedilmesi, çar- şılarda temessük verilmesi (tasarruf belgesi), imaretteki ve diğer hayratlardaki görevlilerin kontrol edilmesi, hasılı vakfın kontrolü ile ilgili işleri yapmasını ve kendisine görevi karşılığı günlük elli akçe, Vakıflarına ehl-i kalem, istikamette alem gibi seçkin, mütedey- yin, ârif, marifet sahibi kamil bir katip atanarak, bu kişinin vakıf- la ilgili günlük iş ve işlemleri ruznamçe (günlük defteri) defterine kaydetmesi, her sene olan masraları ve gelirleri tam olarak kayıt altına almasını, her yılın muhasebesi için ayrı bir defter tutmasını ve kendisine görevi karşılığı günlük on akçe verilmesini, tutulan bu defterlerin bir kese içine konularak mütevelli tarafından sak- lanmasını, İmaret ve Daruşşifa’da afet ve benzeri durumlar sebe- biyle gelir kifayet etmezse Ayasofya Nazırından talep edilerek bü- tün bunların deftere kaydedilmesini şart kılmıştır. Ayasofya Camii Görevlileri Vakıf kurucusu padişah –Allah hilafetini ve mülkünü kıyamete kadar daim eylesin- hazretleri Ayasofya Camii için aşağıdaki gö- revlileri tayin eylemiştir. Hayratlarından birisi olan Ayasofya Camii’ne; yumuşak tabi- atli, hoş sesli, musiki makamlarında seçkin bir kimsenin hatip olarak tayin edilmesini ve hatibin Cuma günleri namazdan evvel ahaliye hitap etmesini, hutbeden sonra Cuma namazının kıldır- masını, Bayram günlerinde Bayram namazı ve hutbelerini okuma- sını kendisine görevi karşılığı günlük on beş akçe, Ehli sünnet mensubu, cemaatın rızasını almış, imametin şart- larını bilen, insanlar arasında salah, diyanet, emanet ve takva ile mevsuf bir kişinin imam olarak tayin edilmesini ve bu kişinin ce- maata beş vakit namaz, teravih ve Kadir Gecesi ve Berat Gecesi ve buna benzer gecelerde namazlarını kıldırmasını ve görevi karşılığı kendisine günlük on beş akçe, Hafız-ı kelam, tecvid bilir dokuz kişi mücevvid olarak tayin edilecek (imam bu kişilerin resisi olacaktır), bu kişiler Cuma na- mazından önce camide toplanıp mahif-i şerifte halka olup her biri birer cüz okuyacaklar ve camiyi beyti mamur haline koyacaklar, bunların reisi olan imama günlük altı akçe diğer dokuz kişiye gün- lük beşer akçe ücret verilecektir. Hafız-ı kelam yirmi kişi cüzhan olarak tayin edilip, bu kişiler ikindiden sonra camide toplanıp birer cüz okuyacaklar ve kendi- lerine günlük ikişer akçe, bu kişilerin cüz okumalarının akabinde 56 salihlerden on dört kişi camide toplanacak tehlil getirecekler ve hasıl olan sevabı padişahın ecdadlarının ruhuna hibe edecekler, bu kişilerin reisine günlük üç akçe diğer on üç kişiye günlük ikişer akçe, salih, dindar, güzel sesli, hoş avazlı altı kişi camiye müezzin olarak atanacaklar, bu kişiler cami civarında bulunan meşgaleye ve gaflete dalmış müslümanları uyaracak ve münavebeli (dönü- şümlü) olarak Ezan-ı Muhammedi’yi okuyacaklar her birine gö- revleri karşılığı beşer akçe ücret verilecektir. Bir kimse muarrif olarak tayin edilip, bu kişi Cuma Namazının akabinde vakıf kurucusuna ve bütün mümin ve müminata dua edecek ve görevi karşılığı kendisine günlük altı akçe, hikmet sa- natları, astronomi ve zaman ilimlerinde marifet sahibi bir kişi muvakkit (vakit tayin edici) olarak tayin edilip, bu kişi namaz vaktinin girip girmediğini müezzine haber verecek ve karşığın- da kendisine günlük on akçe ücret verilecektir. Salih, mert dört kişi kayyım olarak tayin edilecek bu kişiler caminin en ince ayrıntısına kadar temizliğini yapacak, zama- nında camiyi açıp kapatacaklar camiyi koruyacaklar ve kendi- lerine görevleri karşılığı günlük dörder akçe, üç kişi siraci olarak atanacak bu kişiler vakti zamanında caminin kandillerini yaka- caklar ve yatsı namazının akabinde söndürecekler ve kendile- rine günlük beşer akçe, bir kimse noktacı olarak tayin edilecek görevlilerden gelmeyenlerin isimlerinin karşısına işaret koyacak ve vaktinde görevine gelmeyenleri ve görevini terk edenleri na- zıra bildirecek, nazır da görevini ihmal edenlerin ücretlerinden gerekli kesintiyi yapacak, noktacı görevlilerin görev mahallerini terk etmemeleri hususunda gerekli ihtimamı gösterecek ve ken- disine görevi karşılığı günlük dört akçe ücret verilecektir. Caminin hasırı için günlük dört akçe, zeytinyağı için günlük beş akçe, kandil ve süpürgelerin levazımatı için günlük bir akçe olmak üzere günlük toplam on akçe ayrılacaktır. Daruttalim Görevlileri Vâkıf; Mahalle-i Cedîde’de yeniden inşa ettirdiği caminin batı kapısının yanında bulunan mektepte; günlük altı akçe karşılı- ğında varsa yetimleri yoksa Müslüman fukaranın çocuklarını okutacak Hakk’ın rızasına müştak bir muallimin atanmasını, Birinci Muallimin öğrettiği şeyleri çocuklara tekrar ettirecek, bilmediklerini nezaketle anlatacak, görevinde tembellik göster- meyecek bir Mektep Halifesi atanarak kendisine günlük iki akçe karşılığında atanmasını, Güvenilir, temiz ahlaklı bir kişinin günlük bir akçe karşılığın- da Darüttalimin Kayyımı olmasını ve buranın temizliğini yapa- rak kapılarını açıp kapatmak üzere atanmasını şart koşmuştur. Zeyrek Camii Görevlileri Allah, en güzel özellikleri haiz [Fatih Sultan Mehmet’in] vakfı- nın sevabını Uhud ve Kaf Dağı kadar büyük eylesin. Vâkıf; Zeyrek Medresesi ismi ile bilinen Cami için günlük sekiz akçe karşılığında beş vakit namazı kıldıracak, hitabet görevinin ge- reklerine riayet eden, imamlık görevinde gayretli bir kişinin ha- tip olmasını, imamlık ve hatipliğin beraber yürütülmesini, Cuma Namazından önce, yavaş ve düzgün bir şekilde bir cüz Kuran okumak için biri reisleri olmak üzere beş hafız atanması- 57 nı ve bunlardan reisin günlük üç diğerlerinin kişi başı birer akçe almalarını, Sesi güzel iki kişinin müezzin olmasını, bunların görevlerini ak- satmayarak namaz vakitlerinde camide hazır bulunmalarını, içle- rinden birinin muarrif olmasını ve bu iki görev karşılığında günlük üç akçe almasını, ikinci müezzinin günlük iki akçe almasını, Güvenilir bir kişinin günlük iki akçe karşılığında kayyım ve sirâcî olmasını ve caminin kandil yağına günlük bir akçe tahsisi- ni şart koşmuştur. Eski İmaret Camii Görevlileri Allah devletini daim eylesin şanlı vâkıf; Eski imâret ismi ile bilinen mescid-i şerif için günlük beş akçe karşılığında beş vakit namazı aksatmayacak salih bir imâm atan- masını; Günlük iki akçe karşılığında görevlerini aksatmayacak iki müezzin atanmasını, bir kişinin günlük iki akçe karşılığında kay- yım olmasını ve caminin kandil yağına günlük bir akçe tahsisini şart koşmuştur. Galata Camii Görevlileri Devlet ve milletin ihsanı yüce padişahı: Galata’da bulunan camiye günlük beş akçe karşılığında olgun alim bir hatip, günlük beş akçe karşılığında imam atanmasını, Cuma Namazından önce camiyi teşrif, duyanların kulaklarını tezyin etmek üzere bir cüz Kuran okumak için beş hafız görevlen- dirilmiş olup bunların reisleri günlük üç diğerlerine ikişer akçe ve- rilmesini, Camiye iki müezzin atanarak görevleri karşılığı kendilerine günlük birer akçe, iki kayyım atanarak görevleri karşılığı kendile- rine günlük ikişer akçe, bir muarrif atanarak görevi karşılığı ken- disine günlük iki akçe, kandilleri yakan kayyıma günlük iki akçe verilmesini ve bu kandillerin yağı için günlük bir akçe tahsis edil- mesini şart kılmıştır. Şeyh Vefazade Camii Görevlileri Zenginin de fakirin de halini düzenleyen taht sahibi Padişah; Kostantiniye’de Şeyh Vefâzâde Mahallesinde yeniden binâ et- tirdikleri câminin durumuna önem vermiş, caminin giderleri için camiye yakın bir yerde ihtişamlı bir hamam inşa ettirerek cami- nin mütevelliliğini ve elde edilecek ücreti Şeyh Vefazade’ye bırak- mıştır. BEYT: Şeyh, caminin tasarrufunu bıraktığında Galata Camii’nin tah- sisat ve şartları bu cami için ne eksik ne fazla olacak şekilde uygu- lanmasını şart koşmuştur. Kule-i Cedid Camii Görevlileri Deryalar gibi ihsanı bol Padişah; Kule-i Cedide Câmisi için bir hatîb tayîn etmiş ve bu görevin imamlıkla beraber yürütülmesini bu görevler karşılığında günlük altı akçe verilmesini, salih birinin müezzin olmasını ve kayyımlık görevi ile beraber her ikisini de yürütmesini, bu kişinin beş vakit ezanı okumasını, caminin temizlik işleri ile meşgul olmasını ve bun- lar için kendisine günlük dört akçe verilmesini, caminin aydınlatma giderleri için günlük bir akçe tahsis edilmesini şart koşmuştur. 58 Kalenderhane Zaviyesi Görevlileri Padişah hazretleri; Dervişan taifesinden olup, dünyanın deb- debesinden tecridi benimseyen, dünyadan ve dünyalıklardan ümidini kesmiş, her biri bir örümcek gibi bir köşeye geçmiş, nef- sin kavgalarını ilahi zikre tebdil eden, izzet ve ikbali bir siyah şala tahvil eden fukarayı muhteremin zümresini şamil olmak ve o zümrenin gönlünü ve ahvallerini hoş eylemek, vesile olduğu ni- metlerle himmetlerine talip olmak ve bunların cem’ine koku ol- mak ve Cenab-ı Hakkın huzuruna varınca delil-i râh ve mürşid-i âgâh olan şeyh efendilere ve terbiye ettikleri müritlerine mekan olarak yaptırdığı zaviye ile ilgili aşağıdaki vasıfları sayılan görev- lileri tayin eylemiştir. Vakıf kurucusu tarafından hayrat olara hizmete sunulan ve “Kalenderhane” adıyla biline zaviyeye dinine bağlı, salih, takva ve vera sahibi, arif, ehl-i sülukun hallerine vâkıf, bir kimse şeyh olarak atanacak, şeyh efendi “Emirin kapısında fakir insan bu- lunması ne kötüdür” söz gereğince tekkede nefsinin arzularını dizginlemeye gayret eden fukarayı irşat edecek, zahir ve batın ilimleri öğretecek, hak yolu taliplirine istidadı oranında irşada gayret gösterecek, onlara bu konularda yardım edecek ve kendi- sine görevi karşılığı günlük on akçe ücret verilecektir. Zaviyeye gelen misafirlerin hallerini ve makamlarını bilen, şeyh efendiye yardımcı olacak bir nazır atanacak ve nazır der- vişan ve gelen misafirlerin yemeğini ayarlayacak, tekkeye gelen gidenleri kontrol edecek ve kendisine görevi karşılığı günlük beş akçe verilecektir. Hafız bir kimse zaviyede görevlendirilip, bu kişi Cuma günleri Cuma namazından sonra düzenlenen sema meclisinde mesnevi-i manevi okuyup, fukara ve dervişanın sohbetinden sonra bir aşr-ı şerif okuyarak dervişanı aşk deryasına daldırıp gönüllerini coş- turacak ve kendisine görevi karşılığı günlük bir akçe verilecektir. Sesi güzel iki kişi zaviyede görevlendirilip, bu kişiler sema es- nasında erbab-ı aşk için şiirler ve menakipler ve büyük zatlarla ilgili bilgiler okuyacaklar ve bu kişilere görevleri karşılığı günlük ikişer akçe verilecektir. Musikişinast dört kişi görevlendirilip bu kişiler Mevlevi Der- vişanları arasında semazen tabir olunur yaranla sema meclisi yapacak ve kendilerine günlük ikişer akçe verilecektir. Vakıf kurucusu tekke civarında bulunan fukara mücavirlerin yiyecekleri için günlük kırk akçe, misafir, muhtac, yolu düşen ge- lip gidenlerin yemek masrafları için günlük on beş akçe, şehirde (İstanbul’da) bulunan yetimlerin ihtiyaçları için aylık üç bin akçe sarfedilmesini, ebeveyni (anne ve babası) olmayan yetimlere bu paradan her yetime aylık on beş akçe verilmesini, bu yetimlere bir yuva sahibi olana değin yardımların devam etmesini, yuva kuran yetime verilen istihkakın başka bir yetime aktarılmasını, bu iş ve işlemlerin İstanbul Kadısı marifetiyle yapılarak kayıt al- tına alınmasını şart kılmıştır. Padişah hazretleri ayrıca İstanbul’daki bedestanına dört bekçi görevlendirilmesini, bekçilerin bedestanda gecelereyerek esnafın malına ve ticaret emtiaları ve kumaşlara hırsızların ve zarar kas- tında olan kimselerin zarar vermesinin önlenmesini ve esnafın evlerinde kafaları ve gönülleri rahat bir şekilde dinlenmelerinin ve padişahı hayır dua ile yad etmelerinin sağlanmasını sağlacak- lardır ve kendilerine günlük ikişer akçe verilecektir. Vakfa İstabul’dan bir mütevelli atanacak ve bu mütevelli İs- 59 tanbul’daki dükkan, oda, ev ve sair musakkafat (han, hama, çar- şı gibi çatılı yapılar) gibi akarları hukuka uygun ve muteber bir şekilde kiraya vererek değerlendirecek, görevlilerin kendilerinin veya belirleyeceği naibleri vesilesiyle görevlerini yapıp yapma- dıklarını veya eksik ve noksanlıklarını kontrol edecek, emanet ve doğruluk konusundan akranlarından seçkin olan cabilerin (tahsildar) tahsilatlarını ve kiracıların muamelerini gözden geçi- recek, zaman içerisinde tamiri gereken akar ve hayratların tami- ratını zamanında yaptıracak, bir veya iki seneden fazla bir süre vakfın akarlarını kiraya verdirmeyecek, kiracılardan emin bir ke- fil isteyecek, vakfın meşru yollardan gelirlerinin artmasında say u gayret gösterecek ve vakfın hiçbir iş ve işlemini ertelemeyecek, ötelemeyecek ve akar ve hayratların harap olmasına göz yumma- yacaktır. Vakfa bir katip atanacak ve katip, vakıfla ilgili her bir şeyi na- zır marifeti ve erbabı sanat indinde geçerli olan usul üzere deftere kaydedecek, kaydetme hususunda gevşeklik ve müsamaha gös- termeyecek, “keşke yazmasaydım hiç olmazsa hesap verilecek şey sayılamazdı” diyen kavm ile haşrolmamak için gayret sarf edecek ve yazdıklarını mütevelli ve Divan-ı Sultanî’ye teslim ede- cek “gireni çıkmadan önce taksim et” sözü gereğinde dünya ve ahirette mesul olmamaya çaba sarf edecektir. Vakfa görevlerinde liayakatı zahir, habasetten (rüşvet, iltimas, adam kayırma) beri, cinayet ve hiyanet gibi suçları işlememiş, nefisleri günaha meyilli olmayan on sekiz adet cabi (tahsildar) tayin olunacak, bu kişiler beş tanesinden birisi Silivri, birisi Ereğ- li (Marmara Ereğlisi), birisi Rados ve Benatos köyleri, birisi Vize, birisi Kırkkinise (Kırklareli) ve köylerinde bulunan köy, mezraa, meraların cabisi olacak, kalan on üç kişi Darussaltanat Kostan- tiniyye, Darulfeth Galatada’ki dükkan, menzil, oda, hamam, mahzen, ham, bedestan ve sair çatılı yapıla gibi emlakin cabisi olacak, şöyleki; bu kişilerden biri hamaların, biri bozahane de- nen dükkanları, biri başhane denen dükkanların, birisi hanların, birisi bezzazistanların (bedestanların) ve civarlarındaki dük- kanların, birisi Tahtakale’de Sultanpazarı ve civarındaki dükkan ve akarların, birisi Debbağhane ve Dericilerin, birisi Dikilitaş ve civarındaki akarların cabisi, iki kişi İstanbul’da bulunan muka- taalrın (zemin kiralarının), birisi Galata’daki mukataaların (ze- min kiralarının), iki kişi imaretin tamiri cabisi olup, usta, binacı, mobilyacı, hammal ve taşçı gibi işçilerin ücretleri ile ilgilecek ve lazım olan araç ve gereçleri satın alacak, nazır, katib, ve bina emi- ni gibi kişilerin fahiş fiyatla malzeme alışına engel olacak, cabi- ler tahsildarlık hususunda akranlarından seçkin olacaklar, diğer altı adet cabi ise her taraftan toplanan gelirleri bir araya getirip vakfın nazırına sunacaklar ve nazırla beraber mütevelliye teslim edeceklerdir. Padişah-ı alem penah hazretleri bu şekilde bütün akar ve hay- ratların her yönüyle gönüllere ve akıllara ferahlık verecek şekilde mamur bir hale getirerek mütevelliye teslim eylediler. Vakıf kurucusu hayrat eserlerinde ahalinin ibadetlerini tam manasıyla yapabilmeleri, temizlik ihtiyaçlarını gidermek ama- cıyla mülklerine kazdırdıkları kaynaklardan pırıl pırıl, berrak sular çıkarıp, her biri şehre süs ve parlaklık katan suyolları tesis ederek ab-ı hayat (hayat suyu) suları medreseler, hamamlar, ima- ret, daruşşifa ve camilerin avlularına inşa eyledikleri şadırvan- lara getirerek akıttı. Böylece eserler şadırvan ve sularla akan bir 60 gümüşe benzediler ve akıl sahiplerine “etraflarında gümüş kap- lar, billur şeffaf kadehler dolaştırılır”30 ayet-i kerimesin mucibince nimetler evi oldu ve insanlar bu sulardan kana kana içtiler. Vakıf kurucusu padişah hazretleri bu şadırvanların bakım, onarımları için on kişiye râh-âbî (suyolcu) olarak tayin eylemiş olup, bu kişi- ler bina sakfları, suyolu, kurşun ıslahı, hamam dolabının bakım onarımlarında ve sanatlarında mahir kimselerden oluşacak, zira padişah hazretleri büyük ve önemli eserlerinin ebediyyen yaşatıl- masına büyük önem vermektedir. Bu sebeple işlerinde uzman olan görevliler bir arıza durumunda o arızayı gidermek için zamanında gerekli müdahaleleri yapacaklardır. Zikri geçen görevlilerden bir tanesi kurşun ıslahı sanatında ma- haretli olup, görevinde hiçbir şekilde tembellik ve gevşeklik gös- termeyecek ve tamir sırasında yapılan işlere mutlaka mübaşeret edecektir. Zira padişah hazretleri İstanbul’u yaptırdığı suyolları ve döşettirdiği künklerle “altından nehirler akan cennet misali” bir şehir haline getirmişlerdir. Bu on adet görevlilerden bir tanesi hamam dolapları ve müte- allikatının işlerine bakacak kalan yedi kişi ise vakfın dükkanla- rı, hamamları, çarşıları, hanları, menzilleri, mahzenleri, odaları ve sair akarların bakım onarımları ile ilgilenecekler, bu kimseler görevlerinden tenbellik ve gevşeklik göstermeyecek ve tayin edi- len ücretlerden daha fazla ücret talep etmeyecekler verilen ücrete kanaat eyleyecekler, ameler işlerinde gevşeklik ve tembellik gös- terirler ise onlara önce nasihat edecekler nasihattan anlamayan- 30 İnsan Suresi, Ayet: 15. ları çalıştırmayacaklar ve böylece vakfın zarar görmesine engel olacaklar ve görevleri karşılığı her birine günlük dörder akçe ücret verilecektir. Padişah hazretleri aklı başında, sağlık, afiyet ve selametle ha- yatta oldukça vakfın mütevelliliği ve nazırlığı görevleri kendileri- ne ait olacak ve vakıfla ilgili tayinler, masraflar, görevlilerin azl ve tayin edilmeleri görevden el çektirilmeler, vakfın belirtilen şart ve usullerinde değişiklik yapma, görevli sayısını azaltma ve çoğalt- ma hususları kendi reylerine ve tercihlerine ait olmasını, ecel şer- betini içtikten ve Rabbine vâsıl olduktan sonra bu görev nesilleri üredikçe, nesli kesilinceye kadar kendi makamında olan (padişah olan) evlatlarına ait olacak, evlatlarından padişah olanlar vakfa mütevelli olup, diğer kimselerin karışmamalarını, mütevelli olan kişi vakfiyede belirtilen şartların uygulanması hususunda gerek- li özeni göstermelerini, elde edilen gelirle öncelikle vakıf akar ve hayratların bakım onarımları yapılmasını, görevli giderlerinin ödenmesini, akar ve hayratların noksanları giderilmesini, bütün bunlar yerine getirildikten sonra öşür gelirlerinin yarısı tevliyet karşılı olarak padişah adına devletin umum hazinesine verilmesi- ni, gün gelir zaman geçer evlatlarının nesli kesilirse saltanatta kim olursa onun atayacağı bir kişi vakfa mütevelli olmasını, mütevelli- lik ücreti ve vakfiyede belirtilen harcamalar yapıldıktan sonra faz- la kalan miktar vakfın gelirinin çoğaltılması için sarf edilmesini, mütevelli ve nazırların nöbetlerinde vakfın ve gelirlerinin yüksel- tilmesi için gayretlerini esirgememelerini, mütevelli ve nazır “hiç- 61 bir iş işleyemessiniz ki, o işe koyulduğunuzda biz onu görmeyelim”31 ayeti kerimesi gereğince her işlerinin yaratıcı tarafından görüldü- ğünü ve bilindiğini idrak edip ona göre akarları sağlam insanlara vermelerini, vakfın bütün işlerinde gerek ihtimamı göstermelerini, kiracı ile ilişkilerinde makul davranmalarını ve vakfın muhasebe- sinin her yıl Divan-ı Hümayunda görülmesini, vakfa zarar veren bir durum ortaya çıkarsa mütevellin azledilmesini, sıdk ve emane- ti ortaya çıkarsa görevine devam etmesini şart kılmıştır. Padişah hazretleri; vakıf hayratlarda görev yapan müderris, muid, şeyh, hatip, imam ve sair vakıftan rızıklananların her sene bitiminde biraraya gelerek vakfiyenin baştan sona tekrar okun- masını, buna göre herkesin vakfiye şartlarına uygun hareket edip etmediğinin gözden geçirilmesini “vakfın şartı şârinin nassı gi- bidir” hükmü gereğince azli gerekenlerin görevden azledilmerini, azli gerektirmeyecek bir kişinin herhangi bir isnatla haksız yere azledilmemesini, bütün bu işler yapılırken hukuktan ve Hakkın rızasından ayrılınmamasını, harcamalarının vakfın şartlarına uy- gun yapılıp yapılmadığını kontrol etmelerini şart kılmıştır. Günler, aylar ve yıllar geçtikçe hayratlara bir zarar gelir eserler yıkılırsa birinci, ikinci, üçüncü defa da olsa yeniden yapılacaktır. Eğer hayratların yapılma imkanı kalmazsa ve şartların uygulan- ması imkanı bulunmaz vakfın geliri evlatları ve fukara mümin ve müminat için sarf edilecektir. Evlatların padişah ve mütevelli olan bir kişi dahi kalsa vakfın yeniden ayağa kaldırılmasına ve şartları- nın uygulanmasına gayret gösterecektir. Padişah hazretleri yukarıda bütün tafsilatıyla ve şartlarıyla yer 31 Yunus Suresi, Ayet: 65 alan vakfı, İslam Hukukuna uygun bir şekilde hukukun uygulama yeri olan Hz. Peygamberinde böyle uyguladığı şer’î mahkemede ilam ve ilan etti. Yaptığı akitleri, belirttiği şartları, ortaya koyduğu meseleleri, yazılanları ve hükmünün gerdanlıklarını, bütün detaylarını, sula- rını, damlalarını, cevherlerini mahlul bırakmasın Padişah hazret- leri şöyle ikrar ve itiraf ettiler ki; vakfettiği eserlerden Yeni Camii (Fatih Camii), Ayasofya Camii, Molla Zeyrek Camii, Şeyh Vefazâde Camii, Galata’daki Camii, Silivri Kalesi’ndeki Camii, Kule-i Cedid Camii olmak üzere toplam yedi adet camiyi vakfederek mütevelli- ye teslim etti. Bu eserlerin vakfiyetini de devamlı olarak vurguladı. Bundan sonra bu camilerlerde bütün mümin ve müminat sonsuza kadar Cuma ve diğer namazlarını kılacaklar ve rablerine itaat ha- linde olacaklardır. Yine Eski İmaret adıyla anılan mescidi farz olan beş vakit namaz kılınmak üzere mütevelliye teslim eyledim. Yeni Camii (Fatih Camii) yanındaki büyük medreseyi yüksek ilimlere mekan olmak üzere vakfettim ki, o yüce, şerefli ilim merkezinde mühim ilimlerle uğraşan talebeler iştigal edip derslerini yerine ge- tirmek için her türlü çabayı sarf edeceklerdir. Kalenderhane adıyla anılan hayrat eseri gelip geçenlerin, yolu düşenlerin ve garip gu- rebanın kalacağı yer olarak vakfeyledim. Daruşşifayı tüm müs- lümanlar ve hatta Allah’ın bütün kulları için şifa merkezi olarak vakfeyledim. Daruttalimi müslüman çocuklarına Kur’ân-ı Kerim öğretilmesi için vakfeyledim. Vakfiyede zikredilen cümle köyleri, mezraaları, arazileri, me- raları, evleri, hanları, çatılı her türlü yapıyı, mahzenleri, odaları, 62 dükkanları, değirmenleri, sair bütün gelir getiren akarları belir- tilen sınırları, hukuki eklentileri, uzantıları, müştemilatı, yolları, ağaçları, nehirleri, tepeleri, tepecikleri ve akarlara ait mülhakat ve eşyaları, vergileri ve hukuki bütün haklarını hayrat eserlere gelir olması ve onların ayakta kalmasının sağlanması amacıyla vakfet- tim. Bütün bunlar ben hayatta iken ve vefatımdan sonra vakıftır. Hukukullah aittir yani Allahındır. Akar ve hayratlar bundan son- ra kimsenin mülkü değildir ve olmayacaktır. Şer-i şerife mugayir bir şekilde hiçbir kimse tasarrufta bulunamayacaktır. Akarlar merî hukuka uygun bir şekilde taliplerine kira bir senelik olmak üzere kiraya verilecektir, zaruret halinde mütedeyyin, hoş hali bilinen, diyanet, selamet ve istikamet sahibi, rüşvet ve iltimastan uzak ve vakfa zararı dokunmayacak kişilere üç yıla kadar kiraya verilebilecektir. Makam sahibi, batılla irtibatı bulunan kimselerle muameleden kaçınılacaktır diyerek vakıf kurucusu vakfı müte- velliye teslim ettikten sonra mütevelli bütün hayrat binaları, çatılı yapıları (hamam, ev, dükkan gibi) teslim aldığını ikrar eyleyerek vakıf kurucusunun muteber ikrarlarının tasdik kelamlarını kabul ederek tahkik edip zikredilen vakfı vakfiyet üzere tasarrufunu iti- raf ederek vakıf kurucusu ile muamelesinde itidal ve insaf üzere ittisaf üzere oldu. Ancak tam burada vakıf kurucusu –Allah dünyada sıhhat ve bekasını daim eylesin. Dünya ve ahirette umduğuna, öncelik ver- diğine nail eylesin- kelamını mutabık olmaktan çekip uyuşmaz- lık tarafına giderek yazılı olan vakfını günlerin ve zamanların geçmesi, aylar ve yılları birbiri ardınca gitmesi neticesinde vakfın nizamına zarar gelir geliri azalır ve helak ve tamamen yok olma- ya gider diyerek vakfiyede yazılı akarları tekrar mülküne dahil et- mek istedi. Zira bu haliyle vakıf İslam Hukukçularının rehberi ve önderi, gayret sahibi, kadri yüce, ictihat meselesinin ana kaynağı, amel konusunda kulların delili İmam-ı Azam Ebu Hanife Numan bin Sabit’in –Allah mülkafatlandırsın, ve mükafatlarına yıldızlar ve gezegenler kadar mükafat eklesin- hazretlerinin muteber gö- rüşüne göre vakıf bu şekilde sahih ancak lazım değildir, bundan dolayı da bu vakfın kuruluşu imkan dahilinde değildir bundan dolayı vakfımdan rücu ettim ve mallarımı kendim dilediğim gibi tasarruf edeyim, mütevelli bütün vakfedilenlerden el çeksin dedi. Mütevelli ise usul-i ehli hukuktan’un ictihad vadisinden deliller getirerek sözlerini bu delillere dayandırarak, vakıf kurucusunun vakfederek kamunun kullanımına bıraktığı mescitlerinde bütün müslümanlar namazlarını eda etmektedirler, pırıl pırıl Daruşşifa ve Kalenderhane’den (Zaviye) cümle insanlar faydalanmaktadır. Böyle bir durumda ulemanın büyüklerinin ittifakları özellikle İs- lam’ın göz aydınlıkları, ictihadın parlayan yıldızları imameyn’in (İmam Muhammed ve İmam Ebi Yusuf) isabetli görüşleri gereği vakfın sıhhat ve lüzumu gerçekleşmiştir, bu haliyle vakıf sahih ol- duğu gibi lazımdır da, ulemanın ekserisinin görüşü de bu yönde- dir, bu vakfın bu haliyle muteber ve geçerli bir vakıftır ve bundan dönüş ve belirtilen şartların iptali ve geçersiz kılınması mümkün değildir diyerek vakıf kurucusunun vakıftan rücu talebini yerine getirmedi. Bunun üzerine konusunda uzman olan şerefli ve basiretli ha- kim efendi duruşma neticesinde mütevelli tarafından sunulan de- lillerin daha itibarlı ve kuvvetli olduğunu müşahede ederek belirti- len vakfın yazılı şartlar dahilinde tesciline ve yürürlüğe girmesine hükmetti. Bundan sonra vakıf sahih ve tescilli bir vakıf oldu. 63 Bundan sonra; her kim ki vakıf kurucusunun vakfına kötü bir na- zarla/hile kastıyla bakar, vakfa bir şekilde zarar vermeye kast ederse Rabbi huzurunda “ Şimdi her kim, bunu duyduktan sonra onu değiş- tirirse, her halde vebali, sırf o değiştirenlerin boynunadır. Şüphe yok ki Allah, her şeyi işitir ve bilir.”32 Ayet-i Kerimesine muhatap olduğunu iyice düşünerek “O gün kimse kimseye hiçbir fayda sağlayamayacak- tır. O gün hüküm yalnız Allah’ındır”33 ayetini inceden inceye tefekkür ederek huzur-ı Hakta acziyetini göz önüne getirerek, “Allah’ın mescit- lerini içlerinde Allah’ın ismi anılmaktan meneden ve harap olmaları zımnında çalışan kimselerden daha zalim de kim olabilir?”34 Ayetine muhatap olmaktan kaçınsın ve “İnsanların, âlemlerin Rabbi için kal- kacağı günde”35 rezil ve kepaze olacağını hesap etsin. 32 Bakara Suresi: Ayet 181 33 İnfitar Suresi: Ayet 82 34 Bakara Suresi: Ayet 114 35 Mutaffifin Suresi: Ayet 6 65 AYASOFYA, mazbut vakıf (yöneticisi ve mütevellisi kalmamış) statüsünde bulunan Ebu’l Fetih Sultan Mehmet Vakfına (günü- müzde Fatih Sultan Mehmet Han Vakfı) ait ve vakfiyesi gereğince cami olarak kullanılması gereken hayrat taşınmaz niteliğindedir. Ayasofya’nın cami olarak vakfedildiğine ilişkin ifade, 1462 tarih- li vakfiyede yer almaktadır. Ayasofya’nın statüsünün belirlen- mesi açısından en önemli husus, Fatih Sultan Mehmet Han Vak- fı’nın 1926 yılından önce kurulmuş olmasıdır. Nitekim, Türkiye’de 1926 yılından önce oluşturulan vakıfların hukuki statüleri korun- maktadır. Bu bağlamda, Türkiye’de 1926 yılından önce kurulan vakıflar için kurulduğu dönemdeki geçerli hukuk kuralları uygu- lanmaktadır. • Hayrat taşınmazlar ibadethane, hastane ve aşhane gibi doğru- dan doğruya hayır hizmetlerinin ifası için kurulmuş olan vakıf- ların taşınmazlarıdır. • Hayrat taşınmazlar hiçbir kişinin özel mülkiyetinde değildir ve bu taşınmazlar hakkında özel mülkiyet hükümleri tatbik olunamaz. • Hayrat taşınmazlar satılamaz, rehnedilemez ve haczolunamaz. • Bu taşınmazlar, yürürlükte olan 5737 sayılı Vakıflar Kanunu’na göre kamunun istifadesine tahsis edilmiştir. AYASOFYA’NIN HUKUKI STATÜSÜ C 66 • Hayrat taşınmazların vakfın belirlediği kullanım amacının dı- şında bir amaç için tahsis edilememesi esastır. • Vakıf hayrat taşınmazların amaç dışı kullanımları üçüncü kişile- rin yanı sıra devlete karşı da korunmuştur. Bu vakıfların devle- tin koruması altında olması, devletin istediği zaman ve istediği şekilde vakıf malları üzerinde tasarrufta bulunması anlamına gelmez. Türkiye’de vakıflara ilişkin mevzuat ve Anayasa Mahkemesi, Yargıtay ve Danıştay kararları birlikte değerlendirildiğinde, 1926 yılından önce kurulmuş olan vakıflarla ilgili olarak, • Vakfiye ya da vakıf senedinin vakfın kurucu belgesi olduğu ve bu belgelerin vakfın konusuna, amacına ve organlarına dair vakfe- denin iradesini yansıtan düzenlemeler içerdiği, • Vakfiye ya da vakıf senedi hükümlerinin, hukuk kuralı etki, de- ğer ve gücünde olduğu, • Vakıf kurma işlemi tamamlandıktan sonra bu kuralların, “vak- fedeni”, “vakfı idare edenleri”, “vakıftan faydalanacakları” ve “üçüncü kişileri” bağladığı gibi “Devleti” de bağladığı, • Kurucu iradeyi yansıtan vakfiye ya da vakıf senetlerini hiç kim- senin değiştiremeyeceği, • Vakıf varlıklarının, vakfedenin iradesine uygun olarak kullanıl- masının zorunlu olduğu, sonucuna varılmaktadır. 19 Kasım 1936 tarihli tapu senedine göre, Ayasofya “57. pafta, 57. ada, 7. parselde Fatih Sultan Mehmed Vakfı adına Türbe, Aka- ret, Muvakkithane ve Medreseden oluşan Ayasofya-i Kebir Camii 67 Şerifi adına kayıtlıdır. Ayasofya’nın mülkiyetinin Vakıflar Genel Müdürlüğü adına tescili ise, İstanbul Merkez Mazbut Hayrat Va- kıf Taşınmaz Mallar Kütüklerinde 139. sıraya yapılarak ‘taşınmaz hayrat’ olarak kaydedilmiştir. Bu bağlamda, Ayasofya’nın statüsünün hukuk düzeni ile muha- faza edildiği ve güvence altına alındığı; mazbut vakıf niteliğindeki Fatih Sultan Mehmet Han Vakfı’nın mülkiyetinde olduğu; vakfede- nin iradesi gereği sürekli şekilde cami olarak kullanılması için top- lumun hizmetine sunulduğu ve tapu belgesinde de cami vasfı ile tes- cilli bulunduğu dikkate alındığında, 1934 yılında Ayasofya’nın bir Bakanlar Kurulu Kararı ile müzeye dönüştürülmesinin Türkiye’nin vakıflarla ilgili mevzuatına (mülga 864 sayılı Kanun, 2762 sayılı mülga Vakıflar Kanunu, 4722 sayılı Türk Medeni Kanununun Yü- rürlüğü ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun ve 5737 sayılı Vakıflar Kanunu) aykırı olduğu çok açık bir şekilde anlaşılmaktadır. Düzen- leyici işlemlerle vakıf hayrat taşınmazların başka bir amaca özgü- lenmesi mevzuata ve evrensel hukuk ilkelerine aykırıdır. Devletin, vakıf varlığının vakfedenin iradesine uygun olarak kul- lanılmasını sağlama yönünde pozitif yükümlülüğü, vakıf mal ve hak- larına ilişkin vakfedenin iradesini ortadan kaldıracak şekilde müda- halede bulunmama yönünde negatif yükümlülüğü bulunmaktadır. Nitekim, Sürekli Vakıflar Tarihi Eserlere ve Çevreye Hizmet Derneği’nin Danıştay’a açtığı dava sonucunda, Danıştay 10. Da- iresi Ayasofya’yı müzeye çeviren 24 Kasım 1934 tarihli Bakanlar Kurulu kararını iptal etmiştir. Hemen ardından yayınlanan 2729 sayılı, 10 Temmuz 2020 tarihli ve Cumhurbaşkanı Sayın Recep Tayyip Erdoğan imzalı Cumhurbaşkanlığı kararnamesiyle Aya- sofya Camii ibadete açılmıştır. Kariye Camii Kararı Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu, 2019 yılında Ayasofya Camii davası için emsal teşkil edecek bir kararı yine Fatih Sultan Mehmed Han’ın vakfiyelerinden olan Kariye Camii için vermiştir. Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu, 1945 yılında bir Bakanlar Kurulu kararı ile müzeye dönüştürülen Kariye Camii’nin, mülkiyeti mazbut Fatih Sultan Mehmed Vakfı’na ait bir hayrat taşınmaz olmasından hareketle, camiyi müzeye dönüştüren ilgili Bakanlar Kurulu kararını yetki, şekil, sebep, maksat yönlerinden hukuka aykırı bularak iptal etmiştir. Nitekim, Danıştay 10. Dairesi’nin Ayasofya Camii’ne ilişkin gerekçeli kararında Kariye Camii kararına referans verilmektedir. 69 AYASOFYA’NIN hukuki statüsü ve kullanımına ilişkin tüm hususlar, 1453 yılından itibaren Türkiye’nin iç meselesidir. Yaban- cı devletlerin Ayasofya’ya yönelik her türlü müdahale teşebbüsü, Türkiye’nin egemenlik haklarına saygısızlık dışında anlam ifade etmemektedir. Ayasofya Camii, sadece kültürel ve doğal mirasın korunmasına ilişkin Türkiye’nin de taraf olduğu sözleşmeler bağ- lamında uluslararası toplumu ilgilendirebilecek bir konudur. Bu bağlamda, uluslararası hukuk açısından “Dünya Kültürel ve Doğal Mirasının Korunmasına Dair Sözleşme” ön plana çıkmakta- dır. Bu Sözleşme, bütün insanlığın ortak mirası olarak kabul edi- len evrensel değerlere sahip kültürel ve doğal varlıkları dünyaya tanıtmak, toplumlarda evrensel mirasa sahip çıkacak bilinci oluş- turmak ve çeşitli sebeplerle bozulan veya yok olan kültürel ve do- ğal değerlerin yaşatılması için gerekli işbirliğini sağlamak ama- cıyla 16 Kasım 1972 tarihinde  kabul edilmiştir. Türkiye UNESCO Dünya Kültürel ve Doğal Mirasının Korunmasına Dair Sözleşme’ye 1983 yılında taraf olmuştur. Bu Sözleşme çerçevesinde, uluslararası önem taşıyan ve korun- maya değer doğal oluşumlara, anıtlara ve sitlere Dünya Mirası sta- tüsü tanınarak, söz konusu varlıklar Dünya Miras Listesi’ne ek- lenmektedir. Dünyada toplam 1121 alan, Türkiye’den ise 18 alan Dünya Miras Listesi’nde yer almaktadır. ULUSLARARASI HUKUK AÇISINDAN AYASOFYA CAMII D 70 Ayasofya, 1985 yılında kullanım durumuna ilişkin herhangi bir niteleme yapılmaksızın “İstanbul’un Tarihi Alanları” başlığı altın- da Topkapı Sarayı, Süleymaniye Camii, Sultan Ahmet Camii, Şeh- zade Mehmet Camii, Zeyrek Camii, Tarihi Surlar gibi eserlerin bu- lunduğu tarihi yarımada içerisinde Dünya Miras Listesi’ne dâhil edilmiştir. Dünya Kültürel ve Doğal Mirasının Korunmasına Dair Sözleş- me’nin 6. Maddesinde, “Bu Sözleşmeye taraf olan Devletler, 1. ve 2. maddelerde sözü edilen kültürel ve doğal mirasın toprakları üze- rinde bulunduğu devletlerin egemenliğine tam olarak saygı gös- tererek ve ulusal yasaların sağladığı mülkiyet haklarına zarar vermeden, bu tür mirasın, bütün uluslararası toplum tarafından işbirliği ile korunması gereken evrensel bir miras olduğunu kabul ederler.” hükmü yer almaktadır. Sözleşme bir devletin ülkesinde bulunan kültürel varlık üzerinde egemenlik yetkilerini kullanma- sını sınırlandırmamaktadır. Dolayısıyla, Sözleşmeye taraf devletler, Ayasofya kültürel ve doğal mirasının, toprakları üzerinde bulunduğu Türkiye Cum- huriyeti Devleti’nin egemenliğine tam olarak saygı göstererek ve ulusal yasalarının sağladığı mülkiyet haklarına zarar vermeden, uluslararası toplum tarafından işbirliği ile korunması gereken ev- rensel bir miras olduğunu açıkça kabul etmektedirler. Söz konusu Sözleşme, evrensel miras statüsündeki kültür varlıklarının kulla- nım şekli yahut hüviyetine ilişkin hiçbir sınırlamada bulunma- maktadır. Aksine, Ayasofya’nın kullanım şeklinin iç hukukta yer alan “vakıf mülkiyet hukuku” çerçevesinde belirlenmesi, Sözleş- menin 6. maddesinde ifade edilen “egemenliğe tam olarak saygı gösterme” ve “ulusal yasaların sağladığı mülkiyet haklarına zarar vermeme” ilkeleri kapsamında Sözleşme’den kaynaklanan bir zo- runluluktur. Kısacası, bu varlıkların müze, ibadethane, kamu ku- rumu yahut farklı bir şekilde kullanılması Sözleşmenin kapsamı dışında kalmaktadır. Uluslararası hukuk bağlamında, Ayasofya’nın camiye dönüştü- rülmesi Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi açısından da değerlendi- rilebilir. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nde güvence altına alınan haklar arasında “vakıf kurma hakkı” açıkça yer almamakla birlikte, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), Sözleşme’nin 11. madde- sindeki “birlik kurma hakkı”nı, “vakıf kurma hakkını” da kapsaya- cak şekilde geniş yorumlamakta ve vakıf kurma hakkını Sözleş- me’nin 9. maddesindeki din ve vicdan hürriyeti ile 10. maddesindeki ifade hürriyetiyle yakından ilişkili olarak görmektedir. AİHM de Osmanlı döneminde kurulanlar da dâhil olmak üzere, vakıfların korunan statülerinin bir sonucu olarak sahip oldukları taşınmaz ve haklarının mülkiyet hakkı kapsamında korunması- nı garanti altına almaktadır. Mülkiyet hakkı, maliki olunan varlı- ğı kullanma, değerlendirme ve yararlanma yetkilerini içerdiği için vakfedenin vakfettiği mal ve haklarla ilgili iradesinin korunması gerekmektedir. Dolayısıyla, vakfedenin iradesine aykırı olarak va- kıf taşınmazının vasfının değiştirilmesi veya başka bir amaca hiz- met edecek şekilde kullanılması AİHM içtihatlarıyla da bağdaş- mamaktadır. Türkiye’nin taraf olduğu uluslararası sözleşmeler bağlamında, Ayasofya’nın camiye dönüştürülmesine engel teşkil edecek bir hü- küm söz konusu değildir. Türkiye dün olduğu gibi bugünden son- ra da sahip olduğu kültürel ve doğal miras varlıklarını titizlikle korumaya devam edecektir. Türkiye bu konuda geçmişi en temiz ülkelerden biridir. Türkiye, UNESCO Dünya Kültürel ve Doğal Mi- rasının Korunması Sözleşmesi, 2863 sayılı Kültür ve Tabiat Var- lıklarını Koruma Kanunu ile 2011 tarihli İstanbul Tarihi Yarımada Alan Yönetim Planı hükümleri uyarınca Ayasofya Camii’nin öz- günlüğünü, bütünlüğünü ve üstün evrensel değerini korumaya de- vam edecektir. 71 CUMHURBAŞKANI Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın Ayasof- ya kararı Türkiye’de ve dünyada gündem teşkil etmiş ve ulusla- rarası düzeyde bu karara ilişkin bazı eleştiriler dile getirilmiştir. Ancak, unutulmamalıdır ki, uzun yıllardır Ayasofya’ya ev sahip- liği yapan Türkiye’nin bu mabedin yaşatılması için yaptığı katkı- lar sayesinde söz konusu kültürel miras bugünlere kadar varlığı- nı sürdürmüştür. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Ayasofya’yı müzeden camiye dö- nüştüren kararı imzaladığı 10 Temmuz 2020 tarihinde yaptığı konuşma bir manifesto niteliğindedir. Bu konuşma, söz konusu karara yönelik uluslararası kamuoyunda yapılan eleştirilerin tü- müne yönelik yanıtları içermektedir. Aynı zamanda, insanlığın ortak mirası olarak Ayasofya’nın gelecekte de güçlü şekilde sa- hiplenileceğinin ve özenle korunacağının en temel göstergesidir. Aziz Milletim… Sizleri en kalbi duygularımla, muhabbetle selamlıyorum. Danıştay bugün, Ayasofya’nın camiden müzeye dönüştürülmesini sağlayan 1934 tarihli Bakanlar Kurulu düzenlemesini iptal etti. Biz de buna dayanarak çıkardığımız bir Cumhurbaşkanlığı düzenlemesiyle, Ayasofya’nın yeniden Cami olarak hizmete açılmasını sağladık. Böylece Ayasofya, 86 yıl sonra yeniden, Fatih Sultan Mehmet Han’ın vakfiyesinde belirttiği şekilde Cami olarak hizmet vermeye başlayabilecektir. Bu kararın milletimize, ümmete ve tüm insanlığa hayırlı olmasını diliyorum. CUMHURBAŞKANI ERDOĞAN’IN AYASOFYA MANIFESTOSU 73 E 74 Kültür ve Turizm Bakanlığımız, konunun idari ve teknik hazırlıklarıyla, Diyanet İşleri Başkanlığımız da dini yönüyle ilgili çalışmalara hemen başladı. Müze statüsünden çıkmasıyla birlikte, Ayasofya Camii’ne ücretli giriş uygulamasını da kaldırıyoruz. Tüm Camilerimiz gibi Ayasofya’nın kapıları da, yerli ve yabancı, müslim ve gayrımüslim herkese sonuna kadar açık olacaktır. İnsanlığın ortak mirası olan Ayasofya, yeni statüsüyle herkesi kucaklamaya, çok daha samimi, çok daha özgün şekilde devam edecektir. Hazırlıkları süratle tamamlayarak, 24 Temmuz 2020 Cuma günü, Cuma namazı ile birlikte Ayasofya’yı ibadete açmayı planlıyoruz. Bu kararın, içeride ve dışarıda çeşitli tartışmalara yol açması muhtemeldir. Herkesi, ülkemizin yargı ve yürütme organları tarafından alınan Ayasofya kararına saygılı olmaya davet ediyorum. Uluslararası alanda bu konuda ortaya konan her türlü görüşü elbette anlayışla karşılarız. Ancak, Ayasofya’nın hangi amaçla kullanılacağı konusu, Türkiye’nin egemenlik haklarıyla ilgilidir. Yeni bir düzenlemeyle Ayasofya’nın ibadete açılıyor olması, ülkemizin egemenlik hakkı kullanımından ibarettir. Türkiye Cumhuriyetinin bayrağı neyse, başkenti neyse, ezanı neyse, dili neyse, sınırları neyse, 81 vilayeti neyse, Ayasofya’nın vakfiyesine uygun şekilde camiye dönüştürülmesi hakkı da odur. 75 Bu konuda, görüş belirtmenin ötesindeki her türlü tavrı ve ifadeyi, bağımsızlığımızın ihlali olarak kabul ederiz. Türkiye olarak nasıl diğer ülkelerdeki ibadet mekânlarıyla ilgili tasarruflara karışmıyorsak, biz de tarihi ve hukuki haklarımıza sahip çıkma konusunda aynı anlayışı bekliyoruz. Üstelik bu, öyle 50-100 yıllık değil, tam 567 yıllık bir haktır. Şayet bugün inanç odaklı bir tartışma yapılacaksa, bunun konusu Ayasofya değil, dünyanın dört bir yanında her geçen gün tırmanan İslam düşmanlığı ve yabancı nefreti olmalıdır. Türkiye’nin kararı, sadece kendi iç hukuku ve tarihi haklarıyla ilgilidir. Bu kararın arkasında duran tüm siyasi partilere ve liderlerine, sivil toplum kuruluşlarına, milletimizin her bir ferdine şükranlarımı sunuyorum. Aziz Milletim… İstanbul’un fethi ve Ayasofya’nın Cami haline dönüştürülmesi hadisesi, Türk tarihinin en şanlı sayfaları arasında yer alır. Uzun bir kuşatmanın ardından 29 Mayıs 1453 tarihinde İstanbul’u fethederek şehre giren Fatih Sultan Mehmet Han, doğrudan Ayasofya’ya yönelir. Bizans halkı, korku ve merakla Ayasofya’da akıbetlerini beklemektedir. Fatih, kendisini karşılayan halka, hayatları ve hürriyetleri konusunda teminat vererek, Ayasofya’ya girer. İstanbul’un Fatihi, fetih sembolü olarak sancağını Ayasofya’nın ortasındaki mihrabın bulunduğu yere diker, kubbeye 77 doğru bir ok fırlatır, ilk ezanı da kendisi okur. Böylece, fethini tescillemiş olur. Ardından, mabedin uygun bir köşesinde şükür secdesi yaparak, iki rekât namaz kılar. Bu davranışıyla da Ayasofya’yı camiye çevirdiğini gösterir. Sultan Fatih, İstanbul’un incisi bu ulu mabedi zemininden çatısına kadar büyük bir titizlikle inceler. Tarihçilerin yazdığına göre, Ayasofya’nın kubbesine çıkan Fatih Sultan Mehmet Han, yapının ve çevrenin harap görüntüsü karşısında, şu meşhur Farsça beyti söyler: “PERDEDÂRİ MÎKONED BER KASR-İ KAYSER ANKEBUT BÛM NOVBET MÎZENED DER TAREM-İ EFRÂSİYÂB” Bugünün Türkçesiyle tekrarlayacak olursak; “ÖRÜMCEK KAYSER’İN SARAYINDA PERDEDÂR YAPIYOR BAYKUŞ EFRASİYAB’IN BURCUNDA NÖBET TUTUYOR” Evet… Fatih Sultan Mehmet Han, işte böylesine harap, bitap, perişan bir İstanbul ve Ayasofya devralmıştır. Esasen, Fatih’in teslim aldığı Ayasofya, daha önce aynı yere yapılan ilk iki kilise kargaşa dönemlerinde yakılıp yıkıldığı için, üçüncü defa inşa edilmiş bir eserdir. Fethin ardından üç günlük hummalı bir çalışmayla, ilk Cuma namazı için Ayasofya ibadete hazır hale getirilir. Devlet erkânı ve askeriyle beraber camiye giren Fatih, burada kubbeleri çınlatan tekbirler ve salavatlarla karşılanır. Ayasofya’daki ilk Cuma’nın hutbesini Fatih irad eder, namazı da hocası Akşemsettin Hazretleri kıldırır. Fatih, diğer Hristiyan mezhepleri tarafından dışlanan Ortodoks Kilisesini de himayesi altına alarak gelişmesini sağlar. Bu ulu mabedin kubbeleri ve duvarları, o günden itibaren 481 yıl boyunca ezanlarla, salalarla, tekbirlerle, salavatlarla, hatmi şeriflerle, mevlid-i şeriflerle çınlamıştır. Asırlarca yaşadığı depremlerden, yangınlardan, yağmalardan ve bakımsızlıktan dolayı harap vaziyette olan İstanbul, fetihle birlikte yeniden ayağa kaldırılmıştır. Bu sürecin sembolü de Ayasofya’dır. Fatih Sultan Mehmet Han’dan itibaren her padişah, İstanbul’u ve Ayasofya’yı daha da güzelleştirmenin gayreti içinde olmuştur. Şehrin Ulu Camisi olarak belirlenen Ayasofya, zaman içinde etrafına ilave edilen yapılarıyla, tam tekmil bir külliye haline dönüştürülmüş ve asırlarca müminlere hizmet vermiştir. Neredeyse takip eden her asırda büyük onarımlara tabi tutulan, eklemelerle daha da güzelleştirilen Ayasofya’ya, milletimiz hep gözbebeği gibi bakmıştır. Öyle ki, “Tanrı’nın Hikmeti” anlamına gelen orijinal ismini değiştirmeye dahi teşebbüs etmemiştir. Görüldüğü gibi, köhne bir devletin çöküntüsü altında yıkılmak üzere olan bu mabed, ecdadımız tarafından sadece camiye dönüştürülmekle kalmamış, aynı zamanda ihya ve i’la edilmiştir. İşte bunun için Ayasofya’nın her devirde bu milletin tüm fertlerinin gönlünde ayrı bir yeri olmuştur. Bizim de gençlik yıllarımızdan beri kalbimizde bir Ayasofya sevgisi vardır. Bu mabedi, kültür hazinesi kimliğine halel getirmeden, vakfiyesine uygun şekilde yeniden ibadete açarak, milletimize önemli bir hizmet verdiğimize inanıyoruz. 78 Aziz Milletim… Milletimiz için fetih “Cihad-ı Asgar” hükmünde iken, asıl “Cihad-ı Ekber” imar, inşa ve hayrat faaliyetleriydi. Doğu Roma döneminde Ayasofya inşa edilirken Mısır’dan İzmir’e, Suriye’den Balıkesir’e kadar imparatorluğun dört bir yanından malzeme taşınmıştı. Fatih ve ardından gelen padişahlar, Anadolu’nun ve Rumeli’nin her yerinden zanaat erbabını İstanbul’a getirerek, hem Ayasofya’yı, hem şehri adeta yeni baştan imar ve inşa ettirdiler. Bunu yaparken de, devraldıkları mirastan azami derecede faydalandılar. Mesela Fatih, Ayasofya’nın içindeki sabit mozaikleri korumuş, sadece taşınır heykelleri yapıdan çıkarttırmıştır. Asırlar boyunca yerinde kalan mozaikler, daha sonraki onarımlar sırasında peyderpey kapatılmış, böylece dış etkilere karşı korunması ve bugünlere gelmesi temin edilmiştir. Esasen farklı inançların mensuplarına hoşgörüyle bakmak, dinimizin özünde varolan bir yaklaşımdır. Peygamber Efendimiz, tebliğini sürdürürken, Müslümanlara saldırmayan ve bozgunculuk yapmayan diğer dinlerden topluluklara herhangi bir müdahalede bulunmamıştır. Hazreti Ömer de Kudüs’ü aldığında, şehirdeki Hristiyanları ve Musevileri, hakları ve ibadethaneleriyle koruması altına almıştır. Ecdadın kurduğu tüm devletler gibi Osmanlı’nın yöneticileri de aynı yolu izlemiştir. Fatih’in ve ardından gelenlerin İstanbul’da yaptıkları da, bu kadim geleneği takip etmekten ibarettir. Medeniyet tarihimizin en önemli isimlerinden olan Mimar Sinan, Ayasofya’ya en çok katkı yapan kişilerin başında geliyor. Ayasofya Camii, mihrabı, minberi, kürsüsü, minareleri, hünkâr mahfili, levhaları, nakışları, şamdanları, halıları, şadırvanı ve diğer tüm unsurlarıyla 481 yılda bu hale geldi. Tarih boyunca hep İstanbul’un en kalabalık cemaatlerinin toplandığı Ayasofya, Teravih, Kadir Gecesi ve Bayram gibi müstesna günlerde gerçekten çok göz alıcı manzaraların yaşandığı bir yer olmuştur. Dolayısıyla, Türk Milletinin Ayasofya üzerindeki hakkı, yaklaşık 1.500 yıl önce bu eseri ilk inşa edenlerden daha az değildir. Tam tersine yaptığı katkılar ve güçlü sahiplenişi itibariyle milletimizin, bugün insanlık mirasının en önemli eserleri arasında gösterilen Ayasofya üzerindeki hakkı daha fazladır. İstanbul, fetihle beraber Müslüman, Hristiyan ve Musevilerin barış ve huzur içinde, bir arada yaşadığı bir şehir haline gelmiştir. Tarih, fethettiğimiz her yerde refahı, güveni, huzuru ve hoşgörüyü hâkim kılmak için verdiğimiz büyük mücadelelerin şahididir. Bugün de ülkemizin her köşesindeki Camilerimiz yanında, her inanca ait binlerce tarihi mabed vardır. Ayrıca, cemaati olan her yerde kiliseler ve havralar faaliyet göstermektedir. Halen ülkemizde ibadete açık 435 kilise, sinagog ve havra bulunuyor. Başka coğrafyalarda benzerine rastlayamayacağımız 81 bu manzara bizim farklılıklarımızı zenginlik olarak gören anlayışımızın bir tezahürüdür. Buna rağmen millet olarak, yakın tarihimizde dahi bunun tam tersi örneklerle karşılaşmaktan kurtulamadık. Osmanlı’nın çekilmek zorunda kaldığı Doğu Avrupa ve Balkan coğrafyasında, ecdadın asırlar boyunca inşa ettiği eserlerden pek azı hala ayaktadır. “SU-İ MİSAL EMSAL OLMAZ” sözünden hareketle, bu kötü örneklerin hiçbirini dikkate almıyor, kendi medeniyetimizin inşa ve ihya üzerine kurulu duruşunu kararlılıkla koruyoruz. Aziz Milletim… Bugün yeniden ibarete açılması kararı vesilesiyle bir kez daha dikkatlerin üzerinde toplandığı Ayasofya tartışmalarının yaklaşık bir asırlık geçmişi vardır. Anadolu’nun ve İstanbul’un işgal yıllarında da Ayasofya’nın kiliseye çevrilmesi tartışmaları yaşanır. Bu niyetin ilk adımı olarak, Ayasofya’nın kapısına tam teçhizatlı bir işgal birliği dayanır. Birliğin başındaki Fransız komutan, Ayasofya’da görevli Osmanlı subayına, kendilerinin buraya yerleşeceklerini, bunun için Türk askerinin camiyi boşaltması gerektiğini bildirir. Askerleriyle birlikte Ayasofya’yı koruyan Binbaşı Tevfik Bey, onlara şu cevabı verir: “BURAYA GİREMEZSİNİZ VE GİREMEYECEKSİNİZ. ÇÜNKÜ BURASI BİZİM MABEDİMİZDİR. ŞAYET CEBREN GİRMEYE TEŞEBBÜS EDECEK OLURSANIZ, SİZE İLK CEVABI ŞU AĞIR MAKİNALILAR, SONRA DA CAMİNİN DÖRT KÖŞESİNE YERLEŞTİRDİĞİMİZ TAHRİP KALIPLARI VERECEKTİR. AYASOFYA’NIN ÜZERİNİZE YIKILMASINI GÖZE ALABİLİYORSANIZ, BUYURUN GİRMEYİ DENEYİN”. Böylece işgalcilerin Ayasofya’yı ele geçirme ümitlerini boşa çıkarır. Ayasofya’ya yabancı ilgisi, daha sonraki yıllarda, mozaik tamiri gibi bahanelerle sürer. Bu sırada tek parti dönemi hükümeti, çıkardığı bir kararnameyle, camilerin birbirine uzaklığının en az 500 metre olması gerektiği kuralını getirerek, Ayasofya’yı ibadete kapatır. Bir süre sonra da, 1 Şubat 1935 tarihinde, Ayasofya müze olarak ilan edilip ziyarete açılır. İbadete kapalı bulunduğu yıllar boyunca ecdat yadigarı bu eser, büyük bir tarih kıyımına maruz kalır. Caminin bitişiğindeki, İstanbul’daki ilk Osmanlı üniversitesi olan ve Fatih tarafından inşa ettirilen Ayasofya Medresesi, sebepsiz yere yıkılarak ortadan kaldırılır. Ayasofya’nın zemininde serili nadide halılar kesilerek sağa sola dağıtılır. Antika şamdanlar eritilmek üzere dökümhaneye götürülür. Halen yerinde duran şaheser levhalar ise çok büyük oldukları için kapıdan çıkarılamaz ve mecburen depoya kaldırılır. Bu levhalar daha sonra Demokrat Parti devrinde tekrar yerlerine asıldı. Ayasofya’nın uğradığı tahribat bunlarla sınırlı kalmaz. 82 Cami olduğu devirlerden hiçbir eser kalmasın isteyenler, az kalsın Ayasofya’nın minarelerini dahi yıktıracaklardı. Nitekim, Sultan İkinci Bayezid döneminde camiye çevrilen Küçük Ayasofya’nın minaresi, hukuki hiçbir dayanağı olmadan bir gecede yerle yeksan edilir. Sıranın Ayasofya’ya geldiğini gören tarihçi, gazeteci ve müzeci İbrahim Hakkı Konyalı hemen bir rapor yazar ve neşreder. Merhum Konyalı’nın raporunda, “Bu minareler kubbenin desteğidir, eğer minareler yıkılırsa Ayasofya da yıkılır” dendiği için mecburen yıkımdan vazgeçilir. Aynı dönemde ülkemizin dört bir yanında pek çok caminin, medresenin, ecdat yadigarı eserin başına benzer felaketler gelmiştir. Esasen, tek parti döneminde alınan bu karar, tarihe ihanet olmanın yanında, hukuka da aykırıydı. Çünkü Ayasofya ne devletin, ne de herhangi bir kurumun malı değil, vakıf mülküdür. Fatih İstanbul’u fethettiğinde, Roma İmparatoru unvanını da almış ve dolayısıyla Bizans hanedanı üzerine kayıtlı bulunan tüm emlake sahip olmuştur. İşte bu hukuka istinaden, Ayasofya da, Fatih’in ve onun kurduğu vakfın üzerine tapulanmıştır. Cumhuriyet döneminde bu tapu senedinin yeni harflerle hazırlanmış resmi bir sureti de çıkarılarak hukuki statüsü tescillenmiştir. Ayasofya Fatih’in tapulu mülkü olmasaydı, hukuken burayı vakfetme hakkı da bulunmazdı. Fatih Sultan Mehmet Han, Ayasofya’yı da içeren 1 Haziran 1453 tarihli yüzlerce sayfalık vakfiyesinin bir yerinde aynen şunları söylüyor: “KİM BU AYASOFYA’YI CAMİYE DÖNÜŞTÜREN VAKFİYEMİ DEĞİŞTİRİR, BİR MADDESİNİ TEBDİL EDER, ONU İPTAL VEYA TEDİLE KOŞARSA… FASİT VEYA FASIK BİR TEVİLLE VEYA HERHANGİ BİR DALAVEREYLE AYASOFYA CAMİSİ’NİN VAKIF HÜKMÜNÜ YÜRÜRLÜKTEN KALDIRMAYA KASTEDERSE… ASLINI DEĞİŞTİRİR, FÜRUUNA İTİRAZ EDER VE BUNLARI YAPANLARA YOL GÖSTERİR, YARDIM EDERSE… KANUNSUZ OLARAK ONDA TASARRUF YAPMAYA KALKAR, CAMİLİKTEN ÇIKARIR VE SAHTE EVRAK DÜZENLEYEREK, MÜTEVELLİLİK HAKKI GİBİ ŞEYLER İSTERSE… YAHUT ONU KENDİ BATIL DEFTERİNE KAYDEDER VEYA YALANDAN KENDİ HESABINA GEÇİRİRSE… HUZURUNUZDA İFADE EDİYORUM Kİ, EN BÜYÜK HARAMI İŞLEMİŞ VE GÜNAHI KAZANMIŞ OLUR. BU VAKFİYEYİ KİM DEĞİŞTİRİRSE; ALLÂH’IN, PEYGAMBER’İN, MELEKLERİN, BÜTÜN YÖNETİCİLERİN VE DAHİ BÜTÜN MÜSLÜMANLARIN EBEDİYEN LANETİ ONUN VE ONLARIN ÜZERİNE OLSUN… AZAPLARI HAFİFLEMESİN, HAŞR GÜNÜNDE YÜZLERİNE BAKILMASIN. KİM BUNLARI İŞİTTİKTEN SONRA HALA BU DEĞİŞTİRME İŞİNE DEVAM EDERSE, GÜNAHI ONU DEĞİŞTİRENE AİT OLACAKTIR. ALLÂH’IN AZABI ONLARADIR. 85 ALLÂH İŞİTENDİR, BİLENDİR.” Evet… Bugün alınan karar, aynı zamanda Fatih’in işte bu ağır bedduasından kurtulmamızı sağlamıştır. Gerçi, aynı zihniyet bugün de, bırakınız Ayasofya’nın hüznünü gidermeyi, İstanbul’un en gözde Camisi Sultan Ahmet’i müzeye dönüştürmeyi teklif edebilmektedir. Bu zihniyet geçmişte, Sultan Ahmet Camii’ni resim galerisi, Yıldız Sarayını kumarhane, Ayasofya’yı caz kulübü olarak kullanmayı da düşünmüş, hatta bir kısmını gerçekleştirmişti. Her dönemde olduğu gibi günümüzde de bu bakış açısı, çağdaşlık kisvesi altında çağ dışı bir anlayışın tezahürüdür. Vatikan’ın müze haline dönüştürülerek ibadete kapatılmasını talep etmekle, Ayasofya’nın müze olarak kalmasında ısrarcı olmak aynı mantığın ürünüdür. Bunun bir adım sonrası, insanlığın en eski mabedi olan Kabe’nin ve yine kadim mabed Mescid-i Aksa’nın da müzeye dönüştürülmesi isteğidir. Rabbim ülkemizi ve insanlığı, bu zihniyetten ilelebet muhafaza eylesin diyorum. Rabbim bir daha bu milleti değerlerine düşmanlık edenlerle sınamasın diyorum. Aziz Milletim… Bazı eserler vardır ki, bunlar milletlerin ve devletlerin sembolüdür. Ayasofya’da işte bu sembollerimizden biridir. Yahya Kemal, 1922 yılında yazdığı bir makalede şöyle diyor: “BU DEVLETİN İKİ MANEVİ TEMELİ VARDIR: FATİH’İN AYASOFYA MİNARESİNDEN OKUTTUĞU EZAN Kİ HALA OKUNUYOR… SELİM’İN HIRKA-İ SAADET ÖNÜNDE OKUTTUĞU KUR’AN Kİ HALA OKUNUYOR…” Yine Yahya Kemal’in ifadesiyle Ayasofya’nın milletimiz için anlamı şu şekildedir: “BİR ZAMANLAR HENDESEDEN ABİDE ZANNETTİMDİ; KUBBEN ALTINDA BU CUMHURA BAKARKEN ŞİMDİ, SENELERDEN BERİ RÜYADA GÖRÜP ÖZLEDİĞİM CEDLERİN MAĞFİRET İKLİMİNE GİRMİŞ GİBİYİM” Şairin “cedlerin mağrifet iklimi” olarak tarif ettiği bu mabed, maalesef, uzunca bir süre ezan ve Kur’an sesinden mahrum kalmıştır. Önce 1980’de, ardından 1991’de Ayasofya’nın hünkar mahfili ibadete açılmışsa da, ana yapısı itibariyle bu mabedin boynu hep bükük kalmaya devam etmiştir. Fikir ve sanat insanlarımızın hemen hepsi, Ayasofya’nın öksüzlüğü konusunu yazılarında, konuşmalarında dile getirmiştir. Merhum Necip Fazıl Kısakürek, “Türk’ün bu vatanda kalıp kalmayacağından şüphe edenler, Ayasofya’nın da açılıp açılmayacağından şüphe eder” diyerek, bu konudaki inancını ortaya koyar. Üstadın, “Ayasofya açılmalıdır, Türk’ün kapalı bahtıyla beraber açılmalıdır” çağrısına işte bugün cevap veriyoruz. Nazım Hikmet’in İstanbul’un fethini ve Ayasofya’nın Camiye dönüştürülmesini anlattığı şiiri de çok çarpıdır: 86 “İSLAM’IN EN BEKLEDİĞİ EN ŞEREFLİ GÜNDÜR BU RUM KOSTANTİNİYE’Sİ OLDU TÜRK İSTANBUL’U CİHANA KARŞI KOYAN BİR ORDUNUN SAHİBİ TÜRK’ÜN PADİŞAHI, BİR GÖK YARILIR GİBİ GİRDİ EDİRNEKAPI’DAN KIR ATIN ÜSTÜNDE FETHETTİ İSTANBUL’U SEKİZ HAFTA ÜÇ GÜNDE O NE MUTLU, MÜBAREK BİR KULUYMUŞ ALLAH’IN BELDE-İ TAYYİBE’Yİ FETHEDEN PADİŞAHIN HAK YERİNE GETİRDİ, EN BÜYÜK NİYAZINI KILDI AYASOFYA’DA İKİNDİ NAMAZINI” Bir başka tarihçi ve şair Nihal Atsız’a, “Dünyaya bir daha gelseniz, ne olmak isterdiniz?” diye sorulduğunda, cevabı “Ayasofya’ya imam olmak isterdim” olmuştur. Dünya çapındaki tarihçimiz Halil İnalcık, “Batı, İstanbul’un fethini ve Ayasofya’yı hiç unutmadı” derken, aslında bize bu konunun siyaset üstü bir mesele olduğunu anlatmaya çalışıyordu. Edebiyatımızın zirve isimlerinden Peyami Safa ise, “Ayasofya’nın müze haline getirilmesi, Hristiyanlığın İstanbul üzerindeki emellerini bertaraf etmemiş, bilakis cesaretini artırmış, kışkırtmış ve azdırmıştır” diyordu. Osman Yüksel Serdengeçti’nin idamla yargılanmasına sebep olan Ayasofya başlıklı yazısı şu satırlarla son bulur: “AYASOFYA! EY MUHTEŞEM MABET… MERAK ETME, FATİH’İN TORUNLARI BÜTÜN PUTLARI DEVİRİP SENİ CAMİYE ÇEVİRECEKLER. GÖZYAŞLARIYLA ABDEST ALIP SECDELERE KAPANACAKLAR. TEHLİL VE TEKBİR SADALARI BOŞ KUBBELERİNİ YENİDEN DOLDURACAK, İKİNCİ BİR FETİH OLACAK. OZANLAR BUNUN DESTANINI YAZACAKLAR, EZANLAR İLANINI YAPACAKLAR. SESSİZ VE ÖKSÜZ MİNARELERDEN YÜKSELEN TEKBİR SESLERİ FEZALARI YENİDEN İNLETECEK. ŞEREFELERİN YİNE ALLAH’IN VE HAZRETİ MUHAMMED’İN ŞEREFİNE IŞIL IŞIL YANACAK. BÜTÜN DÜNYA FATİH DİRİLDİ SANACAK. BU OLACAK AYASOFYA, BU OLACAK. İKİNCİ BİR FETİH, YENİ BİR BA’SÜ BA’DEL-MEVT… BU MUHAKKAK… BU GÜNLER YAKIN… BELKİ YARIN, BELKİ YARINDAN DA YAKIN…” Hamdolsun, işte o yarınlara kavuştuk. Ayasofya’nın mahzunluğu konusundaki en çapıcı şiirlerden biri de Arif Nihat Asya’ya aittir: “ULU MABED, NEYE HİCRANA BÜRÜNDÜN BÖYLE FATİH’İN DEVRİNİ BİR NEBZECİK OLSA SÖYLE! BEŞ VAKİT LOŞLUĞUNDA SAF SAFTIK DAVETİN VARDI DÜN EZANLARINDA. SENİ EY MABEDİM UTANSINLAR KAPAYANLAR DA, AÇMAYANLAR DA!” Bugün Türkiye, işte böyle bir utançtan kurtulmuştur. Bugün Ayasofya, inşa edildiği tarihten itibaren defalarca şahit olduğu yeniden dirilişlerinden birini yaşıyor. Ayasofya’nın dirilişi, Mescid-i Aksa’nın özgürlüğe kavuşmasının habercisidir. Ayasofya’nın dirilişi, dünyanın dört bir yanındaki 89 Müslümanların fetret devrinden çıkış iradesinin ayak sesidir. Ayasofya’nın dirilişi, sadece Müslümanların değil, onlarla birlikte tüm mazlumların, mağdurların, ezilmişlerin, sömürülmüşlerin umut ateşinin yeniden alevlenişidir. Ayasofya’nın dirilişi, Türk Milleti, Müslümanlar ve tüm insanlık olarak dünyaya söyleyecek yeni sözlerimiz olduğunun ifadesidir. Ayasofya’nın dirilişi, Bedir’den Malazgirt’e, Niğbolu’dan Çanakkale’ye kadar tarihimizin tüm atılım dönemlerini yeniden hatırlayışımızın adıdır. Ayasofya’nın dirilişi, şehitlerimizin ve gazilerimizin emanetlerine gerekirse canımız pahasına sahip çıkma kararlılığımızın remzidir. Ayasofya’nın dirilişi, Buhara’dan Endülüs’e kadar medeniyetimizin tüm sembol şehirlerine verdiğimiz bir gönül selamıdır. Ayasofya’nın dirilişi, Alparslan’dan Fatih’e ve Abdülhamit’e kadar ecdadın tamamına vefamızın gereğidir. Ayasofya’nın dirilişi, Fatih’in fetih ruhunu şad etme yanında, Akşemsettin’in maneviyatını, Mimar Sinan’ın estetiğini ve zevkini de yeniden gönlümüzde canlandırmaktır. Ayasofya’nın dirilişi, insanlığın özlemle beklediği temeli adalet, vicdan, ahlak, tevhid ve kardeşlik olan medeniyet güneşimizin yeniden yükselişinin sembolüdür. Ayasofya’nın dirilişi, bu mabedin kapılarındaki zincirler yanında, topyekûn gönüllerdeki ve ayaklardaki prangaların da kırılıp atılmasıdır. Ezanın aslına döndürülmesinden 70 yıl sonra Fatih’in emaneti Ayasofya’nın da Cami olarak hizmete girmesi, gecikmiş bir yeniden silkiniştir. Bu tablo, İslam coğrafyasının dört bir yanındaki sembol değerlerimize yapılan hoyratça saldırılara verilmiş en güzel cevaptır. Türkiye, son dönemde attığı her adımla, artık zamanın ve mekânın nesnesi değil öznesi olduğunu göstermektedir. Millet olarak verdiğimiz tarihi mücadeleyle, temsilcisi olduğumuz medeniyetin aydınlık geleceği için maziden atiye tüm insanlığı kucaklayan bir köprü kuruyoruz. İnşallah bu kutlu yolda yürümeye, durmadan, duraksamadan, yılmadan, azimle, fedakarlıkla, kararlılıkla, menzile ulaşana kadar devam edeceğiz. Bir kez daha Ayasofya’nın yeniden camiye dönmesini sağlayan yargı kararı ve Cumhurbaşkanlığı düzenlemesinin hayırlı olmasını diliyorum. Ayasofya’yı insanlığın ortak kültürel mirası vasfını koruyarak Cami olarak ibadete açacağımızın altını da tekrar çiziyorum. Sizlere sevgilerimi, saygılarımı sunuyorum. Kalın sağlıcakla… F 91 AYASOFYA’NIN camiye dönüştürülerek, asıl hüviyetine kavuş- turulmasının ardından insanlığın ortak mirası olarak yerli ve ya- bancı, müslim ve gayrımüslim herkes tarafından ücretsiz bir şekil- de ziyaret edilebilmesi, eserin özgünlüğüne ve bütünlüğüne zarar gelmemesi ve müminler için asıl fonksiyonunu sorunsuz bir şekil- de yerine getirebilmesi için atılacak adımlar ve alınacak önlemler ilgili bakanlıklar ve kamu kurumları tarafından değerlendirilmiş- tir. Bu bağlamda, projeler yaşama geçirilmeye başlanmış ve süre- cin başat kurumları arasında işbirliği protokolü imzalanmıştır. Ayasofya-i Kebir Cami-i Şerifi Tefriş Projesi İstanbul 4 Numaralı Kültür Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu’nun 16.07.2020 tarih ve 7527 sayılı Kararı ile Ayasofya Camii’nin ibade- te açılmasına yönelik bir tefriş projesi uygun bulunmuştur. Ayasofya-i Kebir Cami-i Şerifi Tefriş Projesi ile • Ziyaretçi güzergâhlarının belirlenmesi ve Cami-i Şerif’in hem ibadete hem de ziyarete açık olması, • İbadet alanı ile gezi alanlarının birbirinden seperatörlerle ayrıl- ması, AYASOFYA CAMII’NIN YENI DÖNEMDE KORUNMASI VE GELIŞTIRILMESI 92 • İbadet mekânında (naos) yer alan mihrabın üstündeki Hz. Mer- yem ve Çocuk İsa figürlü mozaik ile Hz. Cebrail, ana mekan (na- os) giriş kapısındaki İmparator Mozaiği ile yan kapı (vestibül kapı) üstündeki Sunu Mozaiği’nin sökülüp-takılabilir ve açı- lır-kapanır perde sistemi ile sadece namaz vakitlerinde kapatıl- ması ve diğer mozaik, fresko ve benzeri varlıkların olduğu gibi bırakılması, • Ana mekânın zeminine keçe serilmesi ve üzerinin halı ile kap- lanması, • Ana mekân içerisindeki İmparator Taç Giyme Alanının korku- luklarla ayrılması ve sergilenmeye devam etmesi, • Avluda yer alan I. Mahmud şadırvanının çalışır duruma getiril- mesi sağlanacaktır. T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı - Diyanet İşleri Başkanlığı İş Birliği Protokolü T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı ile Diyanet İşleri Başkanlığı arasında 16.07.2020 tarihinde yapılan protokol ile Ayasofya’nın ta- rihi, kültürel, sosyal, manevi ve estetik değerlerinin korunması ve tanıtılmasına yönelik ana ilkeler saptanmış ve kurumlar arası iş- bölümü belirlenmiştir. Protokol ile • Ayasofya’nın sahip olduğu somut ve somut olmayan değerlerin korunmasının uluslararası ve ulusal düzeyde kabul görmüş ilke- lere dayalı olarak gerçekleştirilmesi, • Ayasofya’nın sahip olduğu değerlere, özgünlüğüne ve bütün- lüğüne zarar verecek nitelikte herhangi bir fiziki müdahalede bulunulmaması, • Gerçekleştirilecek herhangi bir müdahale öncesinde, mevcut Bi- limsel Danışma Kurulu ile yeni oluşturulacak İdare Kurulunun görüşü ve Koruma Bölge Kurulunun kararının alınması, • 1972 UNESCO Dünya Miras Sözleşmesi’nin Uygulanmasına İliş- kin Rehber’in 172. paragrafı uyarınca Ayasofya Camii’ni etkile- yebilecek büyük ölçekli imar ve altyapı faaliyetleri öncesinde UNESCO Dünya Miras Merkezi’ne bilgi verilmesi ve Kültürel Mi- ras Etki Değerlendirme Raporu hazırlanması temel ilkeler ola- rak kabul edilmiştir. Ayrıca, Protokol ile T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı ve Diyanet İşleri Başkanlığı’nın yükümlülükleri de belirlenmiştir. Ayasofya Ca- mii’ne ilişkin bakım, koruma, geliştirme, risk yönetimi, ziyaretçi yö- netimi, eğitim konularına ilişkin tüm çalışmalar, bugüne kadar ol- duğu gibi, Bakanlık tarafından yürütülecek ve denetlenecektir. Din hizmetlerinin yerine getirilmesi için gerekli tedbirler ise, Diyanet İş- leri Başkanlığınca alınacaktır. Protokol çerçevesinde, ihtiyaçların ivedilikle belirlenip, koordinasyon içerisinde gerçekleştirilmesi ve günümüze kadar elde edilen bilimsel ve kurumsal bilginin aktarıl- ması amacıyla Kültür ve Turizm Bakanlığı, Diyanet İşleri Başkan- lığı ve İstanbul Tarihi Alanları Alan Başkanlığının temsilcilerinin yer aldığı bir İdare Kurulu oluşturulacaktır. Daha önceden oluştu- rulan ve Cumhurbaşkanlığı, Kültür ve Turizm Bakanlığı, Diyanet İşleri Başkanlığı yetkilileri ile öğretim üyeleri ve tarihçilerin yer al- dığı Bilim Kurulu da dikkate alındığında, Ayasofya’nın korunması ve geliştirilmesi sürecinin katılımcı ve istişareye dayalı bir şekilde yönetileceği daha iyi anlaşılabilir. THE TRUST OF FATIH SULTAN MEHMED KHAN, THE COMMON HERITAGE OF HUMANITY HAGIA SOPHIA MOSQUE 96 FOREWORD WITH the Presidential Decree that we issued after the Council of State's decision dated July 10, 2020, to annul the regulation of the Council of Ministers dated 1934, which transformed Hagia So- phia from a mosque to a museum, we ensured that Hagia Sophia was opened to worship again as a mosque. Hagia Sophia's regaining the status of a mosque is a dream true for not only the Turkish nation but all Muslims around the world. Following the steps we have taken to reconvert Hagia Sophia in- to a mosque, our nation flocked to the Hagia Sophia Mosque, and messages of joy poured out from all over the world, which are the greatest proof of the love and longing for this great temple. I believe that the reopening of the Hagia Sophia Mosque, which had been crestfallen for 86 years, reflects the feelings of our nation and all Muslims. The Hagia Sophia Mosque, which we have always regarded with reverence throughout history, has embraced all humanity for cen- turies with the preservation of its common heritage and its decora- tion with the most elegant examples of the aesthetics and art of the Turkish-Islamic culture. Our ancestors have always doted upon this holy temple, the her- itage of Fatih Sultan Mehmet Khan. We protect the Hagia Sophia Mosque as we preserve our other historical and cultural assets in our country. The Hagia Sophia Mosque is also an indicator of the extent to which religious freedoms have reached in our country. Just like many historical mosques in Turkey, the Hagia Sophia Mosque will always be open to our citizens from other beliefs and our guests visiting our country. The reconversion of the Hagia Sophia Mosque into a place of worship has not resulted in the loss of its World Cul- tural Heritage status. The Hagia Sophia Mosque, which is the triumph of a conquest that opened and closed an era, and the sacred entrustment of our ancestors, will continue to live as a World Cultural Heritage with its feature which adds beauty to the silhouette of Istanbul. The reopening of Hagia Sophia as a mosque after 86 years is cer- tainly a historic event. Nevertheless, we will not allow this decision to be distorted and exploited by those who spill out their hatred dating back centuries and seek a pretext for Islamophobia. With its historical, religious, and cultural features, the Hagia So- phia Mosque is the best response given to the hate crimes commit- ted against Muslims in various parts of the world, and Islamopho- bia, which is on the rise particularly in Europe. Despite the ever-increasing violence against Muslims, people of all faiths in Turkey can freely go to places of worship and great 96 97 importance is given to the safety of the churches and the syna- gogues. In the last 18 years, we have taken revolutionary steps expand- ing the freedoms of the minorities. Meticulous restorations were carried out in many religious buildings, from the Akdamar Holy Cross Church in Van to the Great Synagogue of Edirne. Likewise, after an extensive repair, the Iron Church in Istanbul and the Su- mela Monastery in Trabzon were inaugurated by me. I personal- ly laid the foundation for the Istanbul Syriac Ancient Foundation St. Ephrem Syriac Orthodox Church in Yeşilköy by saying, “There has never been a place for discrimination in our hearts”. Steps such as the transfer of the real estate belonging to religious foundations to the relevant foundations are indications of Turkey’s respect for freedom of religion and worship. Even those activities, only a few of which I explained, aimed at expanding the religious freedom of minorities, prove that the cli- mate of tolerance in Turkey arising from our civilization and our culture still remains intact. In order to prevent any harm to this climate, we will continue to work with all our strength, to value our people regardless of their religion, language, race or sect, and to work for the fullest extent of fundamental rights and freedoms. Every decision to be taken on this land, gained by our ancestors by paying huge prices, entrusted to us as our land and protected by us as homeland, means strengthening Turkey’s sovereignty right. Our nation, which has never harmed the legacy of its ancestors, has the sole authority and voice as has been the case in the decision concerning the Hagia Sophia Mosque. This book prepared by the Directorate of Communications puts forth the historical, architectural, religious, and cultural impor- tance of the Hagia Sophia Mosque, and also addressed the reopen- ing of Hagia Sophia as a mosque within the context of national and international law. I wish the Hagia Sophia Mosque, which I hope will remain standing by echoing the divine remarks in its dome for many thou- sand years, to be auspicious for our country, our nation, the entire Islamic world, and all people who harbour love and tolerance in their hearts. RECEP TAYYIP ERDOĞAN President of the Republic of Turkey 99 99 • It is related to Turkey’s sovereign rights to determine the utili- zation purpose of Hagia Sophia and to open it to worship as a mosque, within the context of the country’s domestic law and historical rights. This decision taken by Turkey must be respect- ed. All kinds of attitudes beyond expressing a specific opinion on this subject are a violation of Turkey’s independence. • Without prejudice to its identity as a common cultural heritage of humanity, Turkey reopened Hagia Sophia to worship in accordance with its foundation charter. Just like all the doors of other mosques in Turkey, the doors of Hagia Sophia are open to everyone including Turkish and foreign nationals, Muslims, and non-Muslims. • There are no provisions in international conventions that would prevent Hagia Sophia from being converted into a mosque. • The decision taken by Turkey will never affect the outstanding universal value of Hagia Sophia. Changing its function does not mean that it would prejudice its superior universal value. • This decision is to restore the original identity of Hagia Sophia, the place of worship, which was converted into a museum. • The presence of many churches and synagogues in Turkey, which are still open for worship, reveals the sensitivity of our country towards religious freedom. • As it has been to date, Turkey will show the utmost sensitivity to the outstanding universal value, authenticity, and integrity of Hagia Sophia, which will continue to exist as the common her- itage of humanity also in the future, and pass it on to the future generations by preserving the Hagia Sophia Mosque within the framework of both international agreements and domestic law. T he Hagia Sophia Mosque, which is accepted by every- one as one of the most important temples in the world, constitutes the spiritual centre of Istanbul. Hagia So- phia, one of the largest and most magnificent build- ings in the world at the time of its construction, is one of the most remarkable symbols of Istanbul, which was inscribed on the UNE- SCO World Heritage List in 1985. Following the conquest of Istan- bul in 1453, Fatih Sultan Mehmed Khan, in his will, endowed this monument and prescribed its preservation forever, while also stip- ulating that its status as a mosque should be maintained. Within this context, the Hagia Sophia Mosque, for which our nation has great affection, has been preserved as Istanbul’s precious gem for centuries and has survived as a heritage of humanity to date. Such that even the original name, which means ‘Wisdom of God’, has not been tried to be changed. Hagia Sophia, which was in ruins due to earthquakes, fires, looting, and negligence for centuries, was not only turned into a mosque as of 1453 but was also improved with- in the framework of an envisagement of civilization. Therefore, the Turkish Nation’s right to Hagia Sophia with its strong ownership is more than those who built it nearly 1,500 years ago. However, Hagia Sophia, which served as a mosque for 481 years, was converted into a museum in 1934. This situation, which had in- flicted a deep wound in the collective conscience of the Turkish na- tion, ended on July 10, 2020, and the 86-year longing was over. Hagia Sophia was opened to worship by recourse to the original with the good news given by President Recep Tayyip Erdoğan. In addition to correcting a legal mistake, this decision also means the fulfilment of Fatih Sultan Mehmed Khan’s will and foundation chart. 101 A HAGIA Sophia is a work that was constructed three times in the same location. Today’s Hagia Sophia is known as the “Third Hagia Sophia”. The first construction of Hagia Sophia started during the reign of Constantine I, who accepted Christianity as the official re- ligion of the Roman Empire. This building, which was constructed as a basilica with a wooden roof on the first of the seven hills of Is- tanbul and was called “The Great Church” at the time, was opened during the reign of Constantine II in 360. There is no remnant from this structure, which was largely devastated as a result of a fire that broke out in the revolt that started in 404. The second Hagia Sophia was built by Emperor Theodosius II on the first one and opened to worship in 415. This building, which was also constructed as a basilica and with a wooden roof, was devastated by the rebels in the Nika Revolt against Emperor Jus- tinian in 532. Just after the riots, Emperor Justinian decided to build a larger and more glorious Hagia Sophia than the first two. The third Hagia Sophia was built by the Byzantine Emperor Justinian I in 532-537. Hagia Sophia, which was used as the Imperial Church of East- ern Rome, was frequently devastated due to riots, wars, and natu- ral disasters throughout history. Hagia Sophia experienced one of the biggest destructions during the 4th Crusade in 1204 when the city was invaded. The Crusaders looted Hagia Sophia along with the whole city. During the Latin occupation that lasted from 1204 to 1261 in Istanbul, Hagia Sophia was converted into a cathedral at- tached to the Roman Catholic Church. HISTORY AND PROTECTION OF HAGIA SOPHIA: THE VALUABLE CONTRIBUTION OF THE OTTOMAN EMPIRE 102 Repairs were made to try and preserve the Hagia Sophia, which was seriously damaged after the Eastern Roman administration was re-established in Istanbul. However, the repairs were insuffi- cient and in 1346 the eastern archivolt of the Hagia Sophia and a part of the dome collapsed. In fact, Hagia Sophia experienced the darkest period of its his- tory from the Latin invasion to the conquest of Istanbul. Hagia So- phia, which was destroyed twice and built for the third time, ruined by wars and revolts for centuries, and the parts of which collapsed due to neglect and architectural errors, remained under the per- manent threat of collapse until the conquest of Istanbul by Fatih Sultan Mehmed Khan. In addition, the sociological and symbolic meaning of the temple was greatly damaged due to the schism be- tween the Catholic and Orthodox churches. The Ottomans took great care of the Hagia Sophia Mosque, which they acknowledged and appreciated as the symbol of the conquest, maintained and repaired it continuously, and turned the mosque into a much more robust structure starting from the rule of Fatih Sultan Mehmed Khan. In particular, the additions and ar- rangements made by Sinan the Architect to Hagia Sophia played a major role in the survival of this heritage of humanity. Thus, it is stated in the historical records that Fatih Sultan Me- hmed Khan, who went to Hagia Sophia right after the conquest, was saddened by the status of the mosque and recited the follow- ing verses: “Perdedârimîkonedberkasr-i Kayser ankebut Bûmnovbetmîzened der tarem-i Efrâsiyâb” Or, in modern Turkish: “Örümcek Kayser’in sarayında perdedâr yapıyor Baykuş Efrasiyab’ın burcunda nöbet tutuyor." (“A spider spins its web in the palace of the Kaiser, An owl hoots in the towers of Afrasiab”) Fatih Sultan Mehmed Khan, who endowed the Hagia Sophia Mosque as his own charity and secured the maintenance-repair costs by providing the income from several properties, started the educational activities by building a madrasah adjacent to the mosque. The first minaret of Hagia Sophia was built of wood dur- ing the rule of Fatih Sultan Mehmed Khan. This minaret, which existed for many years, was removed during the major repair in 1574. The second minaret of the Hagia Sophia Mosque was built of bricks during the rule of Sultan Bayezid II. 103 One of the Ottoman sultans who showed the greatest interest in Hagia Sophia was Sultan Selim II. After the building showed signs of fatigue, Selim II Khan appointed Sinan the Architect for the mainte- nance and repair of Hagia Sophia. The Hagia Sophia, whose domes and walls collapsed many times during the Eastern Roman period, never collapsed again after the renovations of Sinan the Architect de- spite many great earthquakes in Istanbul. The tradition of building tombs for the sultans in the graveyard of Hagia Sophia Complex start- ed with the first tomb built by Sinan the Architect for Sultan Selim II. From the time of Fatih Sultan Mehmet Khan, every sultan strived to beautify the Hagia Sophia even more, and the Hagia Sophia was transformed into an entire complex with structures such as mihrab, minbar, rostrum, minarets, sultan’s office, shadirvans (fountain pro- viding water for ritual ablutions), madrasah, library, and soup kitch- en. In addition, great importance was attached to the interior decora- tions of the Hagia Sophia Mosque during the Ottoman period. Hagia Sophia was adorned with the most elegant examples of Turkish arts such as calligraphy and tile art and the temple gained new aesthetic values. Thus, Hagia Sophia was not only converted into a mosque but also this common heritage of humanity was preserved and improved. Hagia Sophia, which was converted into a mosque with the con- quest and served as a mosque for 481 years, was closed off to the public after the restoration works started in the 1930s. Then it was turned into a museum with a Cabinet Decree dated November 24, 1934. The Council of State reversed the Cabinet Decree in question on July 10, 2020. The Hagia Sophia Mosque was reopened to wor- ship with the Presidential Decree No. 2729 signed by President Re- cep Tayyip Erdoğan and promulgated immediately after. 105 B THE CONQUEST of Istanbul has been a landmark not only in Turkish and Islamic history but in the history of all humanity. The Ottoman Empire made peace, tolerance, and prosperity prevail for centuries in a wide area. This period called “Ottoman Peace” (Pax Ottomana) in the history is a reflection of an unprecedented peace climate and an envisagement of civilization in the challeng- ing geographies such as the Middle East, North Africa, the Balkans and the Caucasus, now known for the relentless conflicts and wars therein. The sense of leniency, ensuring that people from different nations, tribes, languages, religions, sects, and dispositions lived together in peace and tranquility for centuries, manifested itself in Fatih Sultan Mehmed Khan’s attitudes since the first minutes of the conquest of Istanbul. Upon conquering Istanbul, Fatih Sultan Mehmed Khan ordered not to harm anyone in the city, put an end to the arrest of civilians, banned the abuse of women and children, and the sale of people as slaves. An age-long tradition in the Ottoman is to recite adhan in the greatest temple of a conquered city and to perform the first Fri- day prayer in this temple. Thus, it is a means to declare that the city was conquered, the temple in question is called the “Fethiye Mosque” (the Mosque of the Conquest) and the other temples in the city are not intervened unless necessary. Fatih Sultan Mehmed Khan, as a symbol of the conquest, hoisted his flag at the mihr- ab in the middle of the Hagia Sophia, shot an arrow towards the dome, and recited the first adhan. Thus, he registered his conquest. THE CONQUEST OF ISTANBUL AND FATIH’S HAGIA SOPHIA FOUNDATION CHARTER: HAGIA SOPHIA AL-KABEER MOSQUE (THE GREAT HAGIA SOPHIA MOSQUE) 106 Then, by going down for prostration of gratitude, he performed two rak’ahs of prayer. With this act, he demonstrated that he converted the Hagia Sophia into a mosque. On the third day of the conquest, the first Friday prayer led by the spiritual architect of the conquest Akshamsaddin as the imam was performed in the Hagia Sophia Mosque. Fatih Sultan Mehmed Khan delivered a khutbah to his army during this first Friday prayer. Since it had been deprived of a good administration for a long time and thus condemned to poverty and destruction, immediate- ly after the conquest of Istanbul, Fatih Sultan Mehmed Khan ex- erted great efforts to quickly reconstruct Istanbul, and the works it hosted, especially Hagia Sophia. These reconstructing works were carried out through foundations having prominent impor- tance in the social structure of the Turkish-Islamic Civilization. In this context, with the conquest of Istanbul, Fatih Sultan Mehmed Khan, who received the title of Roman Emperor and possessed all the properties registered on the Byzantine dynasty, endowed the mosque with the first prayer performed in Hagia Sophia, and cre- ated the “Fatih Complex and the Hagia Sophia Al-Kabeer Founda- tion”. In his will, Fatih Sultan Mehmed Khan prescribed the pres- ervation of Hagia Sophia eternally and stipulated the maintaining of its mosque status. Foundations were established to provide all social services of Is- tanbul. Thus, Istanbul became one of the most successful centers where the foundation culture, regarded as a flawless system in fields such as science, education, arts, and social aid, were imple- mented. Istanbul took a form representing the concept of high ur- ban planning of the Turkish-Islamic Civilization. Foundations were established with a ‘foundation charter’ regis- tered by the judicial authority. Foundation charters contain bind- ing provisions for everyone, including the sultan. The foundation charter dated 1462, which determined the legal status of the Fatih Complex and the Hagia Sophia Al-Kabeer Foundation, is consid- ered one of the most important documents in this regard. This foundation charter is registered at the Turkish and Islamic Art Museum with the number 2202 (formerly 666). The copy regis- tration of this foundation charter made during the period of Evkaf Nezareti (Ministry of Foundations), is recorded with the num- ber 46 in the Foundation Book no. 6 of Istanbul in the Archive of the General Directorate of Foundations. The modern Turkish ver- sion of the same foundation charter translated in the period of the 108 Republic of Turkey is registered with item number 46 from page 82 onward in the book number 575 in the Archive of the General Di- rectorate of Foundations. In this document, subjects such as char- ities, terms of charity, properties, management of the foundation are explained in detail, and “foundation prayer” and a “foundation curse” are also included as in every foundation charter. When Fatih Sultan Mehmed Khan’s Hagia Sophia foundation char- ter is examined, it is found that this foundation was one of the most significant institutional structures of that time especially in terms of education, religion, and health services. Furthermore, numerous mar- kets, bazaars, shops, and houses have been granted to the foundation as property to ensure the continuity of these services. Minorities and Religious Freedom in Turkey The constitutional system in Turkey is founded upon equali- ty before the law regardless of the individuals’ religion, race, color, ethnic origin, language, etc. Discrimination is prohibited by law and constitutes a crime. According to the constitutional system, minorities comprise only those who are defined and recognized by bilateral and multilateral agreements to which Turkey is a party. Within this framework, “minority rights” in Turkey are set out by the 1923 Treaty of Lausanne. Turkish nationals belonging to non-Muslim minorities are en- titled to the same rights and freedoms as the other citizens of the Republic of Turkey, pursuant to the fundamental principle that all citizens, without discrimination, shall have equal rights and free- doms. Moreover, they also enjoy minority status within the scope of the Treaty of Lausanne. 109 Turkish nationals belonging to non-Muslim minorities have their respective schools, places of worship, foundations, hospitals, and media organs, in accordance with the Treaty of Lausanne. Im- portant regulations have been introduced recently to improve the legislation concerning the non-Muslim minorities in Turkey with- in the scope of a comprehensive reform process in human rights and democratization. It was reiterated in the Circular dated May 13, 2010, issued by the Prime Ministry that non-Muslim Turkish citizens were an indispen- sable part and parcel of Turkey, reminding once again all governmen- tal departments should facilitate the works and transactions and pro- tect their rights of these citizens before the governmental bodies. Religious Freedoms Freedom of religion and belief and respect for religious values are guaranteed primarily by the constitution and laws in Turkey. The religious freedoms of the Turkish nationals belonging to non-Mus- lim minorities are also guaranteed by the Treaty of Lausanne. Important works are being carried out concerning the freedom of religion in Turkey. In this regard, necessary legal and adminis- trative regulations are being put in place so that all Turkish nation- als and foreigners resident in Turkey enjoy the freedom of religion to the fullest. There is no restriction for foreign religious officials holding working permits to work in Turkey. It does not constitute a crime for an individual to engage in activities to spread his reli- gious beliefs in Turkey. On the contrary, what constitutes a crime is to prevent an individual, by coercion or threat, from expressing or spreading their religious belief. Places of Worship Non-Muslim citizens in Turkey enjoy the right to freely per- form their respective religious obligations/rituals. There are a total of 435 churches and synagogues open to worship in Turkey. The restoration and renovation works relating to the places of worship used by non-Muslim citizens are carried out by the Ministry of Cul- ture and Tourism’s Directorate General of Foundations. Recently the renovation works have been carried out for Great Synagogue in Edirne, Church of St. Nicholas in Gökçeada, Saint Ma- rina Greek Orthodox Church in Gökçeada, Syriac Catholic Church in İskenderun, Hatay, Greek Catholic Church in İskenderun, Hatay, Armenian Protestant Church in Sur, Diyarbakır, Armenian Catho- lic Church in Sur, Diyarbakır, Fevkani Church in Nizip, Gaziant- ep, Sahinbey Synagogue in Gaziantep, Taksiyarhis (St. Nicholas) Church in Cunda, Ayvalık, Balıkesir, Arsuz Mar Yuhanna Church in İskenderun, Aya Yorgi Church in Edirnekapı, İstanbul, Greek Or- thodox Church in Yayladağı, Hatay, Akdamar Church in Van, and Bulgarian Saint Stephen Church in İstanbul. In 2018, the restora- tion works for the historical St. Anthony of Padua (Terra Sancta) Church in Beyoğlu, İstanbul, was started. A great many places of worship previously out of service have been opened after the completion of restoration works. In this re- gard, the Great Synagogue in Edirne, which is the third greatest in Europe and the greatest in the Balkans, was opened to wor- ship on March 26, 2015. Surp Vortvots Vorodman Church owned by the Foundation of Kumkapı Meryemana Armenian Church in İstanbul was opened to worship after the service held on Decem- ber 28, 2011. On January 7, 2018, the 120-year-old Bulgarian Saint 110 Stephen Church (Iron Church) was opened to wor- ship with a service held after a 7-year-long renova- tion. President Erdoğan and Prime Minister of Bul- garia joined the service. Foundations Important improvements were introduced par- ticularly for the property rights of the foundations with the reforms concerning community founda- tions in 2003 and 2008. The amendment to the Law on Foundations in 2011 introduced the possibility that the applications previously outside the scope would be evaluated and the immovable properties would be registered in the name of the respective foundations or, if not possible, the current value of such properties would be paid to the foundations. Consequently, applications were received for a total of 1560 im- movable properties by 116 community foundations. 333 immova- ble properties were registered, the price of 21 of them was paid (due to their transfer to third parties), and the applications for 1206 im- movable properties were not approved. It was decided to build a church in Yeşilköy, İstanbul, for the As- syrian community resident in Turkey upon the request of the Foun- dation of Beyoğlu Virgin Mary Assyrian Church. An immovable property was allotted to the said foundation for the construction of the church in August 2015. The licence of the church was handed to Mor Filiksinos Yusuf Çetin, the Metropolitan of the Syriac Orthodox Church for İstanbul-Ankara-İzmir. The ground-breaking ceremony for the church was held with the attendance of President Erdoğan on August 3, 2019. The ruling of the European Court of Human Rights concerning the registration of the Büyükada Greek Orphanage in the name of the Greek Patriarchate was thus enforced. Minority Schools There are currently a total of 60 minority schools in Turkey, which were founded by the Greek, Armenian, and Jewish minor- ities and attended by students of Turkish nationality who belong to these minorities. Among these minority schools are 5 Private Jewish Schools, 34 Private Armenian Schools, 20 Private Greek Schools, and 1 Private Assyrian School. 113 C HAGIA Sophia, which belongs to the Abu al-Fath Sultan Me- hmed Foundation (today the Fatih Sultan Mehmed Khan Foun- dation), and has the status of fused foundation (which has no ad- ministrator and trustees today) is an immovable charity property that should be used as a mosque in accordance with its founda- tion. The statement that Hagia Sophia was endowed as a mosque is included in the 1462 dated foundation charter. The most impor- tant issue in terms of determining the status of Hagia Sophia is that the Fatih Sultan Mehmed Khan Foundation was established before 1926. Indeed, the legal status of foundations established before 1926 is protected in Turkey. Within this context, the legal rules applicable to foundations established in Turkey before 1926 are still being implemented. • Charity immovables are immovables of foundations established directly for the performance of charity services such as places of worship, hospital, and soup kitchen. • Charity immovables are not privately owned by any person, and pri- vate property provisions cannot be applied to these immovables. • Charity immovables cannot be sold, pledged, or seized. • These immovables are allocated for public use according to Law No. 5737 on Foundations in force. • It is essential that charity immovables cannot be allocated for any purpose other than the purpose set by the foundation. • The misuse of foundation charities has been protected against the state as well as third parties. The fact that these foundations are under the protection of the state does not mean that the state makes a decision on the property of the foundation at any time and as desired. LEGAL STATUS OF HAGIA SOPHIA 114 When the legislation on foundations in Turkey and the deci- sions of the Constitutional Court, Court of Cassation and Council of State are evaluated together, the following conclusions are to be drawn regarding the foundations established before 1926, • Foundation charter or foundation voucher are foundation deeds and these documents contain the regulations which reflect the will of the founder and endower regarding the subject, purpose, and organs of the foundation. • The provisions of the foundation charter have the effect, value, and power of legal rules, • After the establishment of the foundation is completed, these rules legally bind the “State” as well as the “founder and endow- er”, “those who manage the foundation”, “those who will benefit from the foundation” and “third parties”, • No one will be able to change the foundation charters or founda- tion vouchers reflecting the founding will, • It is obligatory to use foundation assets in accordance with the will of the founder and endower. According to the title deed dated November 19, 1936, Hagia So- phia is registered in the name of the Fatih Sultan Mehmed Foun- dation on section 52, block 52, and plot 7 on behalf of the Aya- sofya al-Kabir Mosque, consisting of the Mausoleum, Akaret, Muvakkithane, and Madrasah. The registration of the property of Hagia Sophia on behalf of the General Directorate of Founda- tions was recorded as 'immovable charity' by being placed in the 139th rank in Istanbul Central Fused Charity Foundation Immov- able Property Registers. 115 In this context, when it is considered that the status of Hagia Sophia is maintained and guaranteed by the legal order, that it is the property of Fatih Sultan Mehmed Khan Foundation which is a fused foundation, and that according to the founder and en- dower’s will, it is put into public service for its continued use as a mosque and it is registered as a mosque in the title deed, it is clearly understood that Hagia Sophia’s conversion into a muse- um by the Cabinet decree in 1934 was contrary to Turkey's leg- islation concerning foundations (the abolished Law No. 864, the abolished Foundations Law No. 2762, the Law on the Enforce- ment and Implementation of the Turkish Civil Code No. 4722 and the Foundations Law No. 3757). The allocation of charity foundations for another purpose through regulatory procedures is against the legislation and the principles of universal law. The state has a positive obligation to ensure the use of the foundation's assets in accordance with the will of the found- er and endower, and a negative obligation not to intervene in a way that eliminates the will of the founder and endower re- garding the property and rights of the foundation. Indeed, as a result of the lawsuit filed at the Council of State by the Association for Continuous Foundations Historical Works and the Environment Service, the 10th Chamber of the Council of State reversed the decision of the Council of Minis- ters dated November 24, 1934, which turned Hagia Sophia into a museum. The Hagia Sophia Mosque was opened to worship with the Presidential Decree No. 2729 dated July 10, 2020, and signed by President Recep Tayyip Erdoğan, promulgated im- mediately after. Chora Mosque Decision The Council of State’s Plenary Session of the Chambers for Administrative Cases made a decision that will constitute a precedent for the Hagia Sophia Mosque case in 2019 for Chora Mosque, one of the foundations of Fatih Sultan Mehmed. Since the Chora Mosque is a charity immovable which was owned by Fatih Sultan Mehmed Foundation, the Council of State’s Plenary Session of the Chambers for Administrative Cases reversed the decision of the Council of Ministers in 1945, which turned the Chora Mosque into a museum, deeming it illegal in terms of authority, form, reason, and purpose. As a matter of fact, in the justified decision of the 10th Chamber of the Council of State regarding the Hagia Sophia, reference is made to the Chora Mosque decision. 117 D ALL considerations relating to the legal status and usage of Hagia Sophia have been Turkey's domestic issue since 1453. Every attempt of any kind of intervention against Hagia Sophia by foreign states does mean nothing else than disrespect to Turkey's sovereign rights. Hagia Sophia Mosque is a matter of international concern in the con- text of treaties to which Turkey is also a party only as regards the protection of its cultural and natural heritage nature. In this regard, “the Convention concerning the Protection of World Cultural and Natural Heritage” comes to the forefront in terms of international law. The Convention was agreed upon on November 16, 1972, to present to the world the cultural and natural properties of universal value accepted as the heritage of all the nations of the world, to raise awareness in nations to preserve the world heritage, and to ensure necessary cooperation so as to maintain cultural and natural features that have for various reasons deteriorated or disap- peared. Turkey became a party to the UNESCO Convention concern- ing the Protection of World Cultural and Natural Heritage in 1983. Natural features, monuments, and sites of international signif- icance that need to be preserved are recognized as World Heritage and inscribed on the World Heritage List within the framework of the Convention. The World Heritage List features 1,121 sites in total around the world, including 18 sites in Turkey. HAGIA SOPHIA MOSQUE FROM THE PERSPECTIVE OF INTERNATIONAL LAW 118 Hagia Sophia, situated in the historical peninsula along with Top- kapı Palace, Süleymaniye Mosque, Sultan Ahmet Mosque, Şehzade Mehmet Mosque, Zeyrek Mosque, and Historical Walls, was inscribed on the World Heritage List in 1985 under the title “Historic Areas of Is- tanbul” without any qualification concerning its mode of usage. Article 6 of the Convention concerning the Protection of World Cultural and Natural Heritage reads: “Whilst fully respecting the sovereignty of the States on whose territory the cultural and natural heritage mentioned in Articles 1 and 2 is situated, and without prej- udice to property right provided by national legislation, the States Parties to this Convention recognize that such heritage constitutes a world heritage for whose protection it is the duty of the international community as a whole to co-operate.” The Convention does not re- strict a State, on whose territory the cultural heritage is situated, to exercise its powers of sovereignty over such heritage. Therefore, the States Parties to the Convention expressly agree that Hagia Sophia, as a cultural and natural heritage situated in Turkish territory, is a world heritage that needs to be protected in cooperation with the international community by fully respecting the sovereignty of the State of the Republic of Turkey and without prejudice to property rights provided by national legislation. The Convention does not contain any clause of restriction relating to the mode of usage or identity of a cultural heritage recognized as a world heritage. On the contrary, the fact that the usage of Hagia Sophia has to be identified within the framework of "the law on ownership of foundations" as part of the national legislation is an obligation arising out of the principles, set out in Article 6 of the Convention, of "fully respecting the sovereignty of the States" and 119 "without prejudice to the property right provided by national leg- islation". In brief, the usage of such property as a museum, place of worship, public premises, or any other manner falls outside the scope of the Convention. From the perspective of international law, the reconversion of Hagia Sophia into a mosque is likely to be interpreted in the con- text of the European Convention on Human Rights. Although the European Convention on Human Rights does not expressly con- tain a clause on "right to establish a foundation" among the rights guaranteed, the European Court of Human Rights interprets "free- dom of association" under Article 11 broadly as to include "right to establish a foundation" and closely relates it to the freedom of thought, conscience, and religion under Article 9 and the freedom of expression under Article 10. The European Court of Human Rights also guarantees the pro- tection of the immovable properties and the rights of the founda- tions within the scope of protection of property, as a result of the status of foundations as protected properties, including also those established during the times of the Ottoman State. As the right to property covers the right to use, manage as desired, and benefit from the property owned, the right of the endower over the prop- erty and rights that he or she endows them has to be protected. Therefore, it contradicts the case-law of the European Court of Hu- man Rights to make a change in the characteristics of an immova- ble property endowed, disrespecting the rights and will of the en- dower, or to render such property useful to serve other purposes. The international agreements, treaties, and conventions to which Turkey is a party do not contain any provisions or conditions that pose any obstacles to the reconversion of Hagia Sophia into a mosque. Turkey, as in the past and also in the future, will contin- ue to sensitively preserve and protect cultural and natural heritage within its territory. Turkey is one of the countries with the cleanest history in this regard. Turkey will continue to protect the authen- ticity, integrity, and high universal value of Hagia Sophia, pursuant to the provisions of the UNESCO Convention concerning the Pro- tection of World Cultural and Natural Heritage, the Law No. 2863 on the Protection of Cultural and Natural Properties, and the Istan- bul Historical Peninsula Site Management Plan of 2011. 121 E PRESIDENT Recep Tayyip Erdoğan's decision on Hagia Sophia became an item of the agenda in Turkey and around the world, and some criticisms were voiced concerning the said decision at inter- national level. It should not be forgotten, however, that it is for Tur- key, as the home country to Hagia Sophia for long years, and its efforts and contributions to protect and preserve it that the said cultural heritage could survive to date. The speech Erdoğan delivered on July 10, 2020, when he signed the decision on the reconversion of Hagia Sophia from a museum to a mosque, is a kind of manifesto. His speech features answers to all criticisms directed by the international public against the decision in question. His speech is also the manifestation that Hagia Sophia, as the world heritage of mankind as a whole, will be owned and em- braced most strongly and protected and preserved meticulously. My Dear Nation, I extend to you my most heartfelt greetings and affection. The Council of State today annulled the 1934 Cabinet Decree, which had enabled the Hagia Sophia’s conversion from a mosque into a museum. Based on that ruling, we have issued a presidential decree to fa- cilitate the reopening of the Hagia Sophia as a mosque. Thus, after 86 years, the Hagia Sophia will be able to start serv- ing as a mosque once again, as stated in the foundation charter of Fatih Sultan Mehmed Khan. I wish this decision to be auspicious to our nation, the ummah, and all of humanity. Our Ministry of Culture and Tourism has immediately begun to PRESIDENT ERDOĞAN’S HAGIA SOPHIA MANIFESTO 122 work on the administrative and technical preparations, while our Presidency of Religious Affairs on religious aspects of the matter. With the termination of its status as a museum, entrance to the Hagia Sophia will be free of charge. Like all our mosques, the doors of the Hagia Sophia will be wide open to all: locals and foreigners, Muslims and non-Muslims. Under its new status, the Hagia Sophia, a common heritage of hu- manity, will continue to embrace everyone in a more sincere and orig- inal manner. By completing the preparations quickly, we plan to open the Hagia Sophia to worship on Friday, July 24, 2020, with the Friday prayer service. This decision will possibly lead to various controversies at home and abroad. I call on everyone to respect the decision that our country’s judi- cial and executive bodies have made regarding the Hagia Sophia. Surely, we will welcome all kinds of views voiced on this matter in the international arena. However, to what purpose Hagia Sophia will be utilized is a mat- ter of Turkey’s sovereign rights. Opening Hagia Sophia to worship following a new regulation is merely an exercise of our country’s sovereign rights. The right to convert Hagia Sophia into a mosque in line with its foundation charter is the same as the flag of the Republic of Turkey, its capital, its adhan, its language, its borders, and its 81 provinces. In this regard, we view any approach and expression, which goes beyond the voicing of opinions, as a violation of our independence. Just as we as Turkey do not interfere in decisions on places of 123 worship in other countries, we expect the same understanding about us protecting our historical and legal rights. Moreover, this right dates back to exactly 567 years ago, not just 50 or 100 years. If today a faith-oriented discussion is to be held, the topic of that discussion should be not Hagia Sophia, but Islamophobia and xen- ophobia increasing with each passing day in all parts of the world. Turkey’s decision is solely related to its own domestic laws and historical rights. I express my gratitude to all political parties and leaders, non-gov- ernmental organizations, and every individual of our nation who stand behind this decision. My dear nation… The conquest of Istanbul and the conversion of the Hagia Sophia into a Mosque are among the most glorious chapters in history, par- ticularly Turkish history. On May 29, 1453, Fatih Sultan Mehmed Khan entered the city af- ter a long siege and headed directly to the Hagia Sophia. As the Byzantines awaited their fate, fearful and curious, inside the Hagia Sophia, Fatih entered the Hagia Sophia, giving assuranc- es to the people regarding their lives and freedoms. The Conqueror of Istanbul, as a symbol of the conquest, hoisted his flag at the mihrab in the middle of the Hagia Sophia, shot an ar- row towards the dome, and recited the first adhan. Then, by going down for prostration of gratitude, he performed two rak'ahs of prayer. 125 With this move, he demonstrated that he had converted the Hagia Sophia into a mosque. Sultan Mehmed carefully examined this great place of worship, Istanbul’s pearl, from its floor to its roof. According to historians, Fatih Sultan Mehmed Khan, who climbed to the dome of the Hagia Sophia, recited the following famous Farsi poem upon encountering the building and its surroundings in ruin: “PERDEDÂRİ MÎKONED BER KASR-İ KAYSER ANKEBUT BÛM NOVBET MÎZENED DER TAREM-İ EFRÂSİYÂB” Or, in modern Turkish: “ÖRÜMCEK KAYSER’IN SARAYINDA PERDEDÂR YAPIYOR BAYKUŞ EFRASIYAB’IN BURCUNDA NÖBET TUTUYOR” (“A SPIDER SPINS ITS WEB IN THE PALACE OF THE CAESARS, AN OWL HOOTS IN THE TOWERS OF AFRASIAB”) Yes… Fatih Sultan Mehmed Khan had taken over such a devas- tated, worn-out, and miserable Istanbul and Hagia Sophia. Essentially, the Hagia Sophia, which Fatih took over, had been built for the third time, since the first two churches, which stood on the same spot, were burned and destroyed during the times of turmoil. After the conquest, with three days of hard work, the Hagia So- phia was prepared for worship – for the first Friday prayer. Fatih, who entered the mosque with leading statesmen and sol- diers, was welcomed with takbirs and salawats that resonated from the domes. Fatih then performed the sermon of the first Friday prayer in the Hagia Sophia, and his mentor, Akshamsaddin, led the prayer services. Fatih also enabled the development of the Orthodox Church, which had been excluded by other Christian sects, by bringing them under his auspices. The domes and walls of this great place of worship have resonat- ed with adhan, salats, takbirs, salawats, hatims, and mawlids for 481 years since then. Istanbul, which had been devastated by earthquakes, fires, loot- ing, and neglect for centuries, was once again brought back on its feet with the conquest. The symbol of this process was the Hagia Sophia. After Fatih Sultan Mehmed Khan, every sultan strived to make Istanbul and the Hagia Sophia even more beautiful. The Hagia Sophia, which was designated as the Great Mosque of the city, has been transformed into a complex, with buildings that were added in time and served believers for centuries. In almost every century that followed, the Hagia Sophia went through major repairs to further beautify it with additions and is regarded as our nation’s precious gem. So much so that we did not even attempt to change its original name, which means the "Wisdom of God." This temple, which was about to be destroyed under the collapse of an old state, was not only transformed into a mosque by our an- cestors, but it was also exalted and revived. Therefore, for centuries, the Hagia Sophia has had a special place in the hearts of all the members of this nation. As for ourselves, we have also had a love of Hagia Sophia in our hearts since we were young. We believe that we have provided an important service to our na- tion by reopening this mosque, in accordance with its foundation charter and without compromising its cultural heritage identity. 126 My dear nation… While the conquest was the minor struggle, the development, con- struction, and charity activities of the Hagia Sophia were the great- er struggles. As the Hagia Sophia was being built during the Eastern Roman period, materials were transported from across the empire—from Egypt to Izmir and from Syria to Balıkesir. Fatih and the sultans who came after brought the craftsmen from all over Anatolia and Rumelia to Istanbul and rebuilt both the Hagia Sophia and the city. In doing so, they made the most of the legacy they had taken over. For example, Fatih preserved the fixed mosaics in the Hagia So- phia and only removed movable statues from the building. Mosaics that remained in place for centuries were covered gradu- ally, during subsequent repairs, thereby protecting them from exter- nal influences and ensuring that they survived until the present day. Viewing the members of different beliefs with tolerance is funda- mentally an attitude essential to our religion. Our Prophet, while notifying divine orders, did not interfere with communities from other religions that did not aggress Muslims. When the caliph Omar took Jerusalem, he protected the Chris- tians and Jews in the city with their rights and places of worship. Like all the states established by our ancestors, the rulers of the Ottoman Empire followed the same path. What Fatih and his followers did in Istanbul consisted of follow- ing this ancient tradition. Sinan the Architect, one of the most important figures in our civilization’s history, is one of the top contributors to the Hagia Sophia. In 481 years, the Hagia Sophia became what it is today, with its altar, pulpit, minarets, sultan's throne, plates, embroideries, chan- deliers, carpets, fountain, and all other elements. With the most crowded congregations of Istanbul, that have gath- ered through history, the Hagia Sophia has been a place of truly spectacular views that have been experienced during exceptional days such as Tarawih prayer, Laylat al-Qadr, and Eid. Therefore, the Turkish Nation's right to the Hagia Sophia is no less than the first builders of this work, approximately 1,500 years ago. On the contrary, because of its contributions and strong owner- ship, our nation has more rights over the Hagia Sophia, which is considered as one of the most important works of human heritage or human history today. With the conquest, Istanbul became a city where Muslims, Chris- tians, and Jews lived together in peace and tranquillity. History is the witness of the great struggles we made to ensure that prosperity, trust, peace, and tolerance prevailed everywhere we conquered. Today, besides our mosques in every corner of our country, there are thousands of historical shrines of every faith. In addition, churches and synagogues operate wherever there are congregations. There are currently 435 churches and synagogues open for wor- ship in our country. This situation, which cannot be encountered in other geogra- phies, is the manifestation of our understanding which sees differ- ences as richness. 129 However, as a nation, we have not been able to avoid examples of the exact opposite even in our recent history. In Eastern Europe and the Balkan geography, where the Otto- mans had to withdraw, only a few of the works built by our ancestors for centuries are still standing. Based on the phrase that “a negative example cannot set a prece- dent,” we do not take any of these bad examples into consideration, and we are resolutely maintaining the stance of our own civilization, which is based on construction and revival. My dear nation… The debate over the Hagia Sophia, which is once again in the spotlight today due to the decision to reopen it to worship, is near- ly a century old. During the time when Anatolia and Istanbul were under occupa- tion, there were discussions about turning the Hagia Sophia into a church. As the first step of this intention, fully equipped occupant troops arrived at the doors of the Hagia Sophia. The French commander of the troops informed the Ottoman of- ficer assigned to the Hagia Sophia that they would settle there and that Turkish soldiers must leave the mosque. Major Tevfik Bey, who defended the Hagia Sophia with his sol- diers, gave them the following answer: “YOU CANNOT AND WILL NOT ENTER HERE. BECAUSE THIS IS OUR PLACE OF WORSHIP. IF YOU ARE GOING TO ATTEMPT TO ENTER BY FORCE, OUR FIRST RESPONSE WILL BE WITH HEAVY MACHINE GUNS, AND THEN THE DEMOLITION CHARGES THAT WERE PLACED IN THE FOUR CORNERS OF THE MOSQUE. IF YOU CAN AFFORD THE COLLAPSE OF THE HAGIA SO- PHIA ONTO YOUR HEADS, YOU CAN TRY TO ENTER." He thus crushed the invaders’ hopes of taking the Hagia Sophia. Foreigners maintained an interest in the Hagia Sophia in the fol- lowing years, hiding behind various excuses such as repairing the mosaics. Meanwhile, the single-party era government closed the Hagia So- phia to worship in line with a new decree that required mosques to be at least 500 meters apart from one another. Later, on February 1, 1935, the Hagia Sophia was instated as a museum and opened to visitors. “During the years when it was closed to worship, Hagia Sophia, the heirloom of our ancestors, was exposed to a tremendous mal- treatment historically.” The Hagia Sophia Madrasah, the first Ottoman university in Is- tanbul built by Fatih adjacent to the mosque, was destroyed with- out reason. Rare carpets laid on the floor of the Hagia Sophia were cut and distributed here and there. Antique chandeliers were taken to the foundry to be melted. Masterpiece plates that were still in place could not be moved out through the door because they were very large and were therefore moved to the warehouse. These plates were later hung on their respective spots on the wall during the Democrat Party period. 130 The destruction suffered by Hagia Sophia is not limited to these. Those who wanted nothing left of the time when the Hagia Sophia was a mosque would even have demolished its minarets. As a matter of fact, the minaret of Little Hagia Sophia, which was converted into a mosque during the reign of Sultan Bayezid II, was destroyed overnight without any legal basis. Historian, journalist, and musician İbrahim Hakkı Konyalı, who saw that the time had come for the Hagia Sophia, immediately wrote and published a report. They then decided not to tear down the minarets since late Kony- alı said in his report "These minarets are the support of the dome, if they are taken down, the Hagia Sophia will collapse.” In the same period, similar disasters happened to many mosques, madrasahs, and edict relics. Actually, this decision taken alone or during the single-party pe- riod was not only betraying the history but was also against the law. Because the Hagia Sophia is neither the property of the state nor any institution, but a property of a foundation. When Fatih conquered Istanbul, he also earned the title of the Ro- man Emperor and therefore had all the rights of ownership over the property of the Byzantine dynasty. According to this law, the ownership of Hagia Sophia was given to Fatih and the foundation established by him. During the Republican period, an official copy of this deed was prepared in the new Latin letters and issued to officially register its legal status. If Fatih did not hold the deed for the Hagia Sophia, he would not have the right to endow it legally. In one of the pages of his foundation charter, which is hundreds of pages long, dated June 1, 1453 and including the Hagia Sophia, Fa- tih Sultan Mehmed Khan said: “HE WHO CHANGES MY FOUNDATION CHARTER, WHICH CON- VERTS THIS HAGIA SOPHIA INTO A MOSQUE, ATTEMPS TO AL- TER, ANNUL OR AMEND ONE OF ITS ARTICLES. IF HE MEANS TO ABOLISH THE FOUNDATION CHARTER OF THE HAGIA SOPHIA MOSQUE WITH A PECCABLE OR FLAGRANT GLOSS OR DECEIT… CHANGES THE ORIGINAL, CHALLENGES ITS PROVISIONS AND GUIDES AND HELPS THOSE WHO DO IT… UNLAWFULLY USES IT, TERMINATES ITS STATUS AS A MOSQUE AND ARRANGES FORGED DOCUMENTS AND REQUESTS TRUS- TEE RIGHTS... OR RECORDS IT IN HIS OWN INVALID ACCOUNT BOOK OR FALSELY TRANFERS IT TO HIS OWN ACCOUNT... I EXPRESS BEFORE YOU, THAT HE HAS COMMITTED THE BIGGEST HARAM AND SIN. THE ETERNAL CURSE OF ALLAH, THE PROPHET, THE AN- GELS, ALL THE RULERS AND EVEN ALL MUSLIMS SHALL BE ON THOSE WHO CHANGE THIS FOUNDATION CHARTER;... LET THEIR TORMENTS NOT BE ALLEVIATED, AND THEIR FACES NOT LOOKED AT ON THE DAY OF JUDGEMENT. ANYONE WHO STILL CONTINUES WITH THIS CHANGE AF- TER HEARING THESE, THE SIN SHALL BE UPON THE ONE WHO CHANGES IT. ALLAH'S PUNISHMENT IS UPON THEM. ALLAH IS ALL-HEARING, ALL-KNOWING.” 133 Yes… The decision taken today has allowed us to get rid of the heavy curse that Fatih has put forth over his foundation. Then again, the same mentality, let alone eliminating Hagia So- phia's sorrow, still offers to turn the Sultan Ahmet, Istanbul's most famous mosque, into a museum. In the past, this mentality had thought of utilizing the Sultan Ah- met Mosque as a picture gallery, Yıldız Palace as a casino, and the Hagia Sophia as a jazz club, of which some have already been done. As in every period, this perspective today is a manifestation of an outdated understanding under the guise of modernity. It is the product of the same logic to demand the Vatican be con- verted into a museum and be closed to worship and to insist that the Hagia Sophia remains as a museum. The next step would be the desire of turning the Kaaba, the old- est temple of worship of humanity, and the ancient temple of Masjid al-Aqsa into a museum. I say may Allah protect our country and humanity forever from this mentality. I say may Allah not test this nation again with those who are hos- tile to their values. My dear nation… There are some artefacts that are symbols of nations and states. One of these symbols is the Hagia Sophia. In an article he wrote in 1922, Yahya Kemal said: “THIS STATE HAS TWO SPIRITUAL FOUNDATIONS: THE ADHAN THAT FATIH RECITED FROM THE HAGIA SOPHIA’S MINARET, AND STILL RESONATES… THE QUR'AN THAT SELIM RECITED BEFORE THE PROPHET’S CLOAK, AND STILL RESONATES…” Again, in the words of Yahya Kemal, the meaning of the Hagia Sophia for our nation is as follows: “ONCE UPON A TIME, JUDGING BY YOUR GEOMETRY, I THOUGHT YOU WERE ONLY A MONUMENT; NOW, WHILE LOOKING AT THIS NATION UNDER YOUR DOME, I FEEL LIKE I HAVE ENTERED THE ENCHANTING CLIMATE OF THE ANCESTORS I HAVE BEEN DREAMING AND MISSING FOR YEARS” Unfortunately, this temple, which the poet described as “the en- chanting climate of the ancestors”, was deprived of the voice of adhan and the recitation of the Holy Qur'an for a long time. Although the worshipping part of the Hagia Sophia allocated for the Sultan was first opened to worship in 1980 and again in 1991, due to the main structure it had remained destitute. Almost all of our intellectual and artistic people have expressed the destitute of the Hagia Sophia in their writings and speeches. The late Necip Fazıl Kısakürek reveals his belief in this matter by saying “those who doubt whether Turks will remain in this country also doubt whether the Hagia Sophia will be open. One of his confer- ences was about this matter when we were young. Today, we are answering the call of the master, "The Hagia So- phia should be opened, it should be opened along with the blocked fortune of Turks." The poem of Nazım Hikmet on the conquest of Istanbul and the conversion of the Hagia Sophia into a mosque is also very stunning: 134 “THIS IS THE MOST HONORABLE DAY THAT IS ISLAM HAS BEEN LOOKING FORWARD TO GREEK CONSTANTINOPLE HAS BECOME TURKISH ISTANBUL THE LEADER OF AN ARMY AGAINST THE WORLD THE SULTAN OF THE TURKS, LIKE A SKY GETS SPLIT ON THE GRAY HORSE FROM EDIRNEKAPI HE CONQUERED ISTANBUL IN EIGHT WEEKS AND THREE DAYS WHAT A HAPPY, BLESSED SERVANT OF ALLAH. THE SULTAN WHO CONQUERED THE BEAUTIFUL CITY AL- LAH ACCEPTED HIS BIGGEST PRAYER AND ENABLED HIM TO PERFORM AFTERNOON PRAYER IN HAGIA SOPHIA.” Another historian and poet Nihal Atsız was asked, "If you were born again, what would you like to be?" He says "I would like to be an imam in Hagia Sophia". When our world-renowned historian Halil İnalcık said, “The west never forgot the conquest of Istanbul and Hagia Sophia,” he was ac- tually trying to explain to us that this was a supra-political issue. As one of the leading figures of our literature, Peyami Safa said, “Making Hagia Sophia a museum has not eliminated the ambitions of Christianity on Istanbul but on the contrary encouraged, pro- voked and excited them.” An article titled Hagia Sophia, which resulted in its author, Osman Yüksel Serdengeçti, facing the death penalty ended with the following: "HAGIA SOPHIA! O MAGNIFICENT TEMPLE... DO NOT WORRY, THE GRANDCHILDREN OF FATIH WILL OVER- THROW ALL THE IDOLS AND CONVERT YOU INTO A MOSQUE. THEY WILL PERFORM ABLUTION WITH THEIR TEARS AND PROSTRATE. TAHLILS AND TAKBIRS WILL REPLENISH YOUR EMPTY DOMES AND THERE THERE WILL BE A SECOND CONQUEST. THE BARDS WILL WRITE THE EPIC OF THIS, AND THE ADHAN WILL DECLARE THAT. THE TAKBIRS RISING FROM THE SILENT AND ORPHANED MINARETS WILL BE ECHOED IN THE SKIES. YOUR MINARET BALCONS WILL LIGHT UP IN HONOR OF ALLAH AND HIS PROPHET MOHAMMED. THE WHOLE WORLD WILL THINK THAT FATİH HAS RESUR- RECTED. THIS WILL BE HAGIA SOPHIA, THIS WILL BE. A SECOND CONQUEST, THE NEW RESURRECTION… THIS IS DEFINITELY… THESE DAYS ARE CLOSE… MAYBE TOMORROW, MAYBE SOONER THAN TOMORROW…" Praise be it, we've reached the said tomorrows. One of the most prominent poems about the grief of Hagia Sophia belongs to Arif Nihat Asya: “OH GREAT TEMPLE, WHY ARE YOU COVERED WITH SOR- ROW LIKE THIS? TELL US ABOUT THE AGE OF FATIH EVEN A LITTLE BIT! WE WERE LINED UP FIVE TIMES A DAY UNDER YOUR CALM- ING DOME WITH YOUR ADHANS, YOU HAD AN INVITATION YESTERDAY. O MY TEMPLE, LET THEM BE ASHAMED THOSE WHO CLOSE AND NOT OPEN YOU” 137 This is the kind of embarrassment from which Turkey saved it- self today. Today, Hagia Sophia is having another resurrection, many of which it has witnessed since its construction. The resurrection of Hagia Sophia heralds the liberation of the al-Aqsa Mosque. The resurrection of Hagia Sophia is the footsteps of the will of Muslims across the world to come out of the interregnum. The resurrection of Hagia Sophia is the reignition of the fire of hope of not just Muslims, but together with them of all the oppressed, wronged, downtrodden and exploited. The resurrection of the Hagia Sophia demonstrates that the Turkish nation, Muslims, and all of humanity still have something new to tell the world. The resurrection of the Hagia Sophia represents our memory full of heydays in our history – from Badr to Manzikert, from Nicopolis to Gallipoli. The resurrection of the Hagia Sophia is the proof of our commit- ment to protect the trusts of our martyrs and the wounded– if neces- sary, by paying the price even if it costs to our lives. The resurrection of the Hagia Sophia is a heartfelt greeting to the symbolic cities of our civilization– from Bukhara to Andalucia. The resurrection of the Hagia Sophia is required by our respect and commitment to all of our ancestors from Alparslan to Mehmed and Abdulhamid. The resurrection of the Hagia Sophia not only honors Sultan Me- hmed’s spirit of conquest but also revives anew the spirituality of Akshamsaddin and the aesthetics and taste of Sinan the Architect in the depths of our hearts. The resurrection of the Hagia Sophia is a symbol of the re-rise of our civilization’s sun, on the basis of justice, conscience, morality, tawheed and brotherhood and sisterhood, which humanity awaits longingly. The resurrection of the Hagia Sophia is to break the chains and locks on the doors of this place of worship as well as the shackles on all hearts and feet. Seventy years after the adhan’s return to its original version, the reinstatement of Sultan Mehmed’s trust, the Hagia Sophia, as a mosque is an overdue recovery. It is the strongest answer ever given to the brutal attacks against our symbols and values across the Islamic world. Turkey, with all steps taken in recent years, has demonstrated that it is the subject, rather than the object of time and space. With its historic struggle, our nation builds a bridge between the past and the future, embracing all of humanity, for the sake of the bright future of the civilization that we represent. Inshallah, we will continue to walk on this sacred path without pause nor hesitation, without giving up, through perseverance, sac- rifice, and determination, until we reach our ultimate destination. Once again, I hope that the court ruling and the presidential de- cree, which facilitated the Hagia Sophia’s reinstatement as a mosque, will be auspicious. I would like to stress once again that we will open the Hagia So- phia to worship, as a mosque, whilst preserving its qualities as part of humanity’s shared cultural heritage. I extend my love and respect to you all. I wish you the best of health. 139 F AFTER Hagia Sophia has been converted into a mosque and provided with its original identity, the steps and measures to be ta- ken were assessed by relevant ministries and public institutions in order to ensure that it is visited free of charge by anyone, local and foreign, Muslim and non-Muslim as a common heritage of huma- nity, the originality and integrity of the work are not damaged and its real function is properly fulfilled for believers. In this context, projects started to be implemented and a cooperation protocol was signed between principal institutions involved in the process. Hagia Sophia Al-Kabeer Refurbishment Project A refurbishing project for opening the Hagia Sophia Mosque to worship was deemed appropriate in accordance with the Decision No. 7527 dated July 16, 2020, by the Istanbul 4th Regional Bo­ard Di- rectorate for Protection of Cultural Heritage. As part of Hagia Sop- hia Al-Kabeer Refurbishing Project, the following will be enabled: • Visitor routes will be designated and the Great Mosque will be open to both worship and visit, • Worship area and tour sites will be separated from each other, • The mosaic with figures of Virgin Mary and Christ Child and Gabriel on the altar located in the worship area (naos), the Mosa- ic of Emperor at the gateway of the main part (naos) and the Offe- ring Mosaic on the side door (vestibule door) will be covered only during prayer times through a demountable and folding curtain system and other mosaics, frescos and similar assets will be left as they are, PROTECTING AND DEVELOPING THE HAGIA SOPHIA MOSQUE IN THE NEW PERIOD 140 • Felt will be rolled out on the floor of the main part and it will be covered with carpet, • The Emperor Crowning Area within the main part will be sepa- rated with railings and it will continue to be exhibited, • The shadirvan (fountain providing water for ablutions) built by I. Sultan Mahmud will be made functional. Cooperation Protocol between the Republic of Turkey’s Ministry of Culture and Tourism and the Presidency of Religious Affairs In accordance with the cooperation Protocol between the Re- public of Turkey’s Ministry of Culture and Tourism and the Presi- dency of Religious Affairs on July 16, 2020, the main principles for protecting and promoting the historical, cultural, social, spiritual and aesthetic values of Hagia Sophia have been determined and tasks have been shared among institutions. In accordance with the Protocol, the following was adopted as the main principles: • Conservation of tangible and intangible values of Hagia Sophia based on internationally and nationally accepted principles, • Performing no physical intervention that would harm the values, originality, and integrity of Hagia Sophia, • Before any intervention to be carried out, obtaining the opinion of the existing Scientific Advisory Board and the Administrati- ve Board to be established and the decision of the Regional Bo- ard for Protection, • Pursuant to paragraph 172 of UNESCO Guidelines for the Imp- lementation of the World Heritage Convention dated 1972, pro- viding information to the UNESCO World Heritage Centre prior to large-scale reconstruction and infrastructure operations that are likely to create an impact on the Hagia Sophia Mosque and preparing a Cultural Heritage Impact Assessment Report. Furthermore, the Protocol also designates the liabilities of the Republic of Turkey’s Ministry of Culture and Tourism and the Pre- sidency of Religious Affairs. All works regarding the maintenance, protection, development, risk management, visitor management, and education related to the Hagia Sophia Mosque will be carried out and supervised by the Ministry, as it has been until now. Neces- sary measures for the fulfilment of religious services will be taken by the Presidency of Religious Affairs. Within the framework of the protocol, an Administrative Bo- ard will be established to be comprised of representatives from the Ministry of Culture and Tourism, Presidency of Religious Affairs and Historic Areas of Istanbul Site Directorate in order to deter- mine the needs immediately and meet them in coordination and to transfer the scientific and institutional information obtained to date. Considering the Scientific Board, which was formed previ- ously and which includes officials from the Presidency, Ministry of Culture and Tourism and the Presidency of Religious Affairs, and also lecturers and historians, it can be better understood that the process of protecting and developing Hagia Sophia will be mana- ged in a participatory and consultative manner. 142 143 146 42 العبادة (ناووس) مع فسيفساء مريم والطفل يسوع المتواجدة فوق المحراب وكذلك فسيفساء سيدنا جبرائيل وفسيفساء اإلمبراطور في الباب الجانبي (باب الدهليز) وإغالقها فقط أثناء أوقات الصالة في حين سيتم ترك الفسيفساء واللوحات الجدارية واألصول المماثلة األخرى كما هي. • فرش طبقة من الصوف على أرضية المسجد وكما سيتم فرش سجادة فوقها. • فصل منطقة تنصيب التاج في المساحة الرئيسية عن طريق فواصل سياجية مع اإلستمرار في عرض هذه المنطقة. • ترميم موضأ (الشادروان) السلطان محمود األول المتواجد في الباحة الرئيسية وإعادة تشغيله. مذكرة التفاهم المشترك بين وزارة الثقافة و السياحة و رئاسة الشؤون الدينية للجمهورية التركية مع مذكرة التفاهم التي تم تنظيمها بين وزارة الثقافة و السياحة تم 2020/7/16 ورئاسة الشؤون الدينية للجمهورية التركية بتاريخ تعريف مجاالت توزيع العمل وتحديد المبادئ الرئيسية المتعلقة بتقديم وحماية القيم الجمالية والمعنوية واالجتماعية والثقافية والتاريخية آليا صوفيا. مع هذه المذكرة تم قبول مايلي كمبادئ أساسية: • حماية القيم الملموسة والغير الملموسة آلياصوفيا استنادا الى المبادئ المقبولة على المستوى الوطني و الدولي. • عدم اجراء اي تدخل فعلي يضر بقيم وأصالة ووحدة آيا صوفيا. • قبل أي تدخل محتمل يجب اخذ رأي هيئة االستشارة العلمية القائمة والهيئة االدارية التي سيتم تشكيلها وايضا ويجب انتظار قرار هيئة الحماية الخاصة بالمنطقة. لدليل تنفيذ ميثاق حماية التراث العالمي 172 • وفقا للفقرة فانه يجب ابالغ مركز 1972 الثقافي والطبيعي لليونسكو لعام التراث العالمي في اليونسكو وتحضيرتقرير تقييم التأثير على التراث العالمي قبل القيام بفعاليات معمارية كبيرة أو أعمال خاصة بالبنية التحتية. كما تم وفقا لهذه المذكرة تحديد التزامات وزارة الثقافة و السياحة ورئاسة الشؤون الدينية للجمهورية التركية. كما سيتم مراقبة وادارة جميع االعمال المتعلقة بالصيانة والحماية والتطوير وادارة األزمات وادارة الزيارات والمواضيع التعليمية الخاصة بمسجد آيا صوفيا من قبل الوزارة كما كان من قبل. أما االجراءات المتعلقة بأداء الخدمات الدينية فسوف تُتخذ من قبل رئاسة الشؤون الدينية. في اطار هذه المذكرة سيتم تشكيل هيئة ادارية تضم ممثلين عن رئاسة الساحات لساحات اسطنبول التاريخية ورئاسة الشؤون الدينية ووزارة الثقافة والسياحة بهدف نقل المعلومات المؤسسية والعلمية التي وصلت الى يومنا هذا وايضا تحديد االحتياجات على نحو سريع وتحقيقها بشكل منسق. عند األخذ باالعتبارالهيئة العلمية في رئاسة الجمهورية والتي تم تشكيلها مسبقاً وضمت أكاديميين ومؤرخين الى جانب مسؤولين بوزارة الثقافة والسياحة ورئاسة الشؤون الدينية، يتضح بشكل افضل ان عملية حماية و تطوير آيا صوفيا ستتم على نحو تشاركي ومستند على مبدأ اإلستشارة. 41 بعد تحويل آيا صوفيا إلى مسجد وإكسابه لهويته األصلية ومن أجل إتاحة زيارته من قبل الجميع من المسلمين وغير المسلمين كإرث مشترك لإلنسانية وكذلك من أجل عدم اإلضرار بالمعلم من حيث األصالة والشمولية وألجل إيفائه للغرض األساسي لخدمة المؤمنين من دون أية مشاكل لذا تم تقييم جميع هذه النقاط من قبل الوزارات والمؤسسات المعنية من أجل المضي بخطى توفر جميع هذه النقاط. ففي هذا السياق تم البدء بالمشروعات وتم توقيع مذكرات تفاهم مشتركة بين المؤسسات المعنية ذات الصلة لتأمين ذلك. مشروع تأثيث وفرش مسجد آيا صوفيا الكبير الشريف رأت اللجنة الرابعة لحماية األصول الثقافية بإسطنبول بقرارها الموافقة على مشروع تأثيث مسجد 2020/7/16 وتاريخ7527 رقم آيا صوفيا بعد أن تم إفتتاحه كمسجد. فمن خالل مشروع تأثيث مسجد آيا صوفيا الكبير الشريف سيتم ما يلي: • فصل مساحات العبادة عن مساحات التجوال في المسجد بإستعمال الحواجز. • بإستعمال الستائر التي تفتح وتغلق سيتم المحافظة على مكان الحفاظ على مسجد آيا صوفيا في الفترة الجديدة وتطويره 6 39 .وها نحن و الحمدلله وصلنا لذلك الغد و أكثر قصيدة ملفتة للنظر هي لعارف نهاد اسيا, يقول فيها: "يا أيها المعبد الكبير, لماذا تكللت بالحزن هكذا أخبرنا عن أيام فاتح و لو قليال... كنا في األوقات الخمسة هكذا سذج فلقد كان هناك دعوة في آذان البارحة يا معبدي, فاليخجلوا الذين اغلقوا و الذين لم يفتحوا" و ها هي تركيا اليوم تتخلص من هذا العيب. اليوم آيا صوفيا تشهد البعث من جديد و الذي شهدته مرارا منذ تاريخ انشائها. بعث آيا صوفيا مبشر لتحرير المسجد األقصى. بعث آيا صوفيا هو صوت خطوات المسلمين في جميع أرجاء العالم للخروج من عهد الفتور. بعث آيا صوفيا هو اضرام نار أمل المظلومين و المتضررين و ليس المسلمين فقط. بعث آيا صوفيا هو تعبير ما سنقوله للعالم لنا نحن كمسلمين و أتراك وكجميع اإلنسانية بعث آيا صوفيا هو عنوان تذكرنا لعهود الحمالت من بدر الى ماالزكرت، من نيبولو الى جناق قلعة. بعث آيا صوفيا هو رمز تصميمنا على التشبث بودائع شهدائنا مهما كان الثمن. بعث آيا صوفيا هو سالم من الصميم للمدن الرمزية لحضارتنا من بخارى الى االندلس. بعث آيا صوفيا هو واجب الوالء لجميع األجداد اعتبارا من ألب أرصالن الى فاتح و عبدالحميد. بعث آيا صوفيا هو احياء لذوق و جمال المعماري سنان و الروح المعنوية ألق شمس الدين الى جانب كونه احياء لروح الفتح للسلطان فاتح. بعث آيا صوفيا هو رمز العتالء شمس حضارتنا التي اساسها العدالة و الوجدان والقيم األخالقية و التوحيد الذي ينتظره العالم باشتياق. بعث آيا صوفيا هو تحطيم السالسل الموجودة على أبواب هذا المعبد كالسالسل الموجودة في القلوب و على األقدام. عاما من رجوع اآلذان الى أصله، فان دخول وديعة السلطان فاتح 70 بعد أياصوفيا الى الخدمة كمسجد، هو انتفاض متأخر. هذه الصورة هي أجمل جواب على االعتداءات التي استهدفت قيمنا الرمزية الموجودة في جميع انحاء الجغرافيا االسالمية. تركيا أظهرت في اآلونة االخيرة بجميع خطواتها انها تحولت الى فاعل و لم تعد تقف على الهامش. فمن خالل الكفاح التاريخي الذي نقوده كأمة ومن أجل المستقبل المشع للحضارة التي تولينا تمثيلها، نقوم بانشاء جسر يحتضن االنسانية جمعاء من الماضي الى المستقبل. و انشاءالله سنستمر في المضي قدما في هذا الطريق دون أي كلل أو ملل وبكل تصميم و تضحية حتى الوصول الى المقصود. مرةً أخرى أتمنى ان يكون قرار القضاء وكذلك التعديل الرئاسي في شأن تحويل أياصوفيا مرة اخرى الى مسجد بادرة خير. و أعود و أؤكد أننا سنفتح آيا صوفيا للعبادة كمسجد و ذلك بالحفاظ على مواصفاته كإرث ثقافي مشترك لإلنسانية. مع كل المحبة و االحترام، ودمتم سالمين،،، 151 152 36 "هذا المعبد الذي وصف من قبل األجداد بعبارة "مناخ مغفرة األجداد بقي لألسف لفترة طويلة محروما من صوت اآلذان و القرآن. , من ثم في عام 1980 حتى لو تم افتتاح محافل السالطين أوال في عام للعبادة غير ان الهيكل األساسي لهذا المعبد بقي يتيما. 1991 كما ان الشخصيات النشطة في مجال الفن و االعمال الفكرية تحدثت في كتاباتها وفي أقوالها عن يتم آيا صوفيا. المرحوم نجيب فاضل كيصاكوريك، عبر عن عقيدته في هذا الموضوع بهذه العبارات "من يشكك ببقاء األتراك في هذا الوطن فهو يشكك باحتمال افتتاح آيا صوفيا أوعدم إفتتاحه." و ها نحن اليوم نرد على نداء األستاذ كيساكوريك الذي قال ان أياصوفيا يجب ان تفتتح مع الطالع المغلق لألتراك. كما أن قصيدة ناظم حكمت التي تحدث فيها عن فتح اسطنبول و تحويل أياصوفيا الى مسجد، قصيدة ملفتة للنظر و التي يقول فيها: "انه أشرف يوم ينتظره االسالم قسطنطينية الروم أضحت اسطنبول األتراك..." صاحب الجيش الذي قاوم العالم السلطان التركي كالبرق الذي يشق السماء دخل من اديرنة قابي على حصانه األبيض قتح إسطنبول بثمان أسابيع وثالثة أيام ما أسعده ذاك العبد المبارك لدى الخالق السلطان الذي فتح البلدة الطيبة لقد حقق الله له أكبر دعائه وصلى صالة العصر في آيا صوفيا أما المؤرخ والشاعر نهال أضسيز فيرد عندما يسأل "ماذا تود أن تكون لو جئت الى الدنيا مرة ثانية؟" يرد قائالً "أود لو أكون اماماً ألياصوفيا." مؤرخنا خليل اينالجك المعروف عالميا قال ان الغرب لم ينس فتح اسطنبول وآيا صوفيا قطعا. وهو بذلك كان يحاول ان يشرح لنا ان الموضوع هو فوق السياسة. أما من أشهر أدبائنا بيامي صفا قال "تحويل آيا صوفيا الى متحف، لم يزيل آمال المسيحية، على العكس فقد زاد من جرأتها وحرضتها وأثارتها أكثر. أما عثمان يوكسل سردنكجتي الذي حكم عليه باالعدام بسبب كتابته المعنونة بآيا صوفيا, فيقول في نهاية هذه الكتابة: "آيا صوفيا, يا أيها المعبد الفخم، ال تقلق، فأحفاد الفاتح سيحطمون جميع األصنام و سيحولونك الى مسجد سيتطهرون بالدموع و سيسجدون اصداء التكبير و التهليل ستمأل قببه الفارغة مرة أخرى و سيكون ذلك فتحاً ثانياً... الشعراء سوف يكتبون جميع هذه الملحمة وسوف يعلنونها باآلذان أصوات المآذن اليتيمة والصامتة سوف تجلجل في الفضاء مرة أخرى وكما أنوارها سوف تضيئ لشرف الله ونبيه سيدنا محمد وسوف يفكر العالم أجمع أن الفاتح قد ُبعث مرة أخرى سوف يتحقق ذلك يا أياصوفيا سوف يتحقق فتح ثان وبعث بعد الموت هذا مؤكد هذه األيام قريبة ربما غدا و ربما أقرب من الغد." 35 ...كاذبا انتقال ملكيته اليه فاني اعلنها امامكم انه يكون بذلك قد ارتكب اكبر الكبائر المحرمة وانه اكتسب اقبح السيئات. ان اي شخص قام بغيير هذا الوقف فعليه وعليهم لعنة الله والرسول والمالئكة وكل اولياء االمر وكل المسلمين الى يوم القيامة. وال يخفف عنهم العذاب وال ينظر الى وجههم يوم الحشر والحساب. ان من استمر على هذا التحويل بعد كل ما سمعه مما اورد هنا فيتحمل من الذنب مثلما يتحمل من قام بالتحويل. وعليهم عذاب الله وغضبه ان الله سميع عليم " نعم ان القرار الذي تم اتخاذه اليوم جاء كذلك لكي يخلصنا من اللعنة الكبيرة التي جاءت في دعاء الفاتح. وفي الحقيقة ان هذه العقلية هي نفسها التي انبرت في ايامنا هذه؛ ال لكي تخلص أيا صوفيا من الحزن الذي يكبله؛ بل وتمادت في غيها تطالب بتحويل جامع السلطان احمد؛ احد اجمل اثاراسطنبول الى متحف. هذه العقلية هي نفسها التي دعت بالماضي ذلك الى تحويل جامع السلطان احمد الى معرض رسومات وتحويل قصر يلديز الى صالة قمار وتحويل أيا صوفيا الى نادي لموسيقى الجاز.. بل لم يقتصروا على التفكير بل انهم نفذوا بعض تلك المخططات بالفعل. وكما كان يقع في كل فترة فاننا اليوم نجابه ظاهرة هذه العقلية المتخلفة الرجعية المتخفية في لباس المعاصرة والتقدم. والمنطق الذي يدعوا باصرار الى االبقاء على أيا صوفيا كمتحف هو نفسه المنطق الذي قد يدعو الى المطالبة بتحويل الفاتيكان الى متحف واغالقها في وجه العبادة. ولعله في خطورة الحقة قد يدعو الى تحويل الكعبة اقدم معبد عرفته االنسانية او تحويل المسجد االقصى ذلك المعبد المقدس القديم الى متحف. وانا ادعو الله ان يحمي مدى االيام وطننا ويحمي البشرية جمعاء من شر هذه العقلية. وادعو الله اال يبتلينا مرة اخرى بهؤالء الذين يناصبون العداء لقيم هذه االمة. شعبي العزيز،،،، هناك بعض االثار هي بمثابة رموز للشعوب والدول. وآيا صوفيا هو احد رموزنا العظيمة. :1922 يقول الشاعر يحيى كمال في مقالة كان قد كتبها سنة "هذه الدولة قد تاسست على اساسين معنويين راسخين هما: ان االذان الذي قرأه السلطان محمد الفاتح من على مئذنة آيا صوفيا ال يزال يرتفع الى االن... وان القران الذي تاله السلطان سليم على الخرقة النبوية الشريفة ال يزال ٌيتلى..." وكذلك وبعبارة للشاعر يحيى كمال يمكن ان نفهم مدى اهمية أيا صوفيا بالنسبة ألمتنا حين قال يخاطب أيا صوفيا: " كنت اظن ان االثار الخالدة انما تكون من المعلمة الهندسية واالن وانا انظر الى الجماهير التي تجتمع تحت قبتك ينتابني الحلم الذي اراه منذ سنين فيزداد شوقي كما لو كنت قد دخلت في مناخ مغفرة االجداد" 32 اما اللوحات الفريدة من نوعها الموجودة بها االن فقد اضطروا الى نقلها الى المخازن نظرا لكونها اكبر من ان يتم اخراجها من االبواب. ولم يتم اعادة تعليقها على جدرانها من جديد اال في عهد حكم الحزب الديموقراطي. ولم يقتصر التخريب واالنتهاكات التي تعرض لها أيا صوفيا عند هذا الحد. بل لقد بلغ االمر باولئك الذين ال يرغبون ان تظل بأيا صوفيا ادنى االثار التي تدل على العصور التي كانت بها جامعاً الى درجة انهم كادوا ان يدمروا مناراتها هي كذلك. تماما كما وقع في ليلة من الليالي عندما تم هدم ؛ ودونما اي سند قانوني؛ المنارة التي كانت قد اقيمت بـ "أيا صوفيا الصغرى" التي تم تحويلها الى مسجد في عهد السلطان بايزيد الثاني. فلما رأى المؤرخ والصحفي وعالم االثار ابراهيم حقي قونيلي ان الدور قد جاء على أيا صوفيا قام وكتب تقريرا قام بنشره على الفور. فتم التراجع عن علملية الهدم بسبب ما جاء في تقرير المرحوم القونيلي "ان هذه المنارات اقيمت لكي تسند القبة؛ فاذا ما تم هدمها فان ذلك سيؤدي الى هدم ايا صوفيا هي ايضا" وفي نفس تلك الفترة لقيت نفس المصير وتعرضت لنفس التخريب العديد من الجوامع والمساجد والمدارس وغيرها من المعالم القيمة التي خلفها لنا اجدادنا بكل ارجاء الوطن. وفي حقيقة األمر ؛ ان هذا القرار الذي تم اتخاذه في فترة حكم الحزب الواحد قد كان مخالفا للقانون عالوة على كونه خيانة للتاريخ والتراث. ذلك الن آيا صوفيا لم يكن ملكا ال للدولة وال ألي مؤسسة من المؤسسات بل لقد كانت وقفا اسالمياً. حيث ان السلطان محمد الفاتح عندما فتح اسطنبول كان بذلك قد امتلك الصفة التي كانت يتمتع بها االمبراطور الروماني. وبالتي فقد انتقلت الى ملكيته كل االمالك التي كانت مسجلة في الخزينة االمبراطورية باسم العائلة البيزنطية الحاكمة. وهكذا فباالستناد الى هذه القوانين والحقوق فان آيا صوفيا هي كذلك تدخل ضمن الوقف االسالمي الذي أسسه السلطان محمد الفاتح والذي سجلت ملكيته رسميا (سند السجل العقاري) باسمه. وقد اكتسب هذا الوقف الصبغة القانونية الرسمية عندما تم اعداد شهادة الملكية (السند) بشكل رسمي في عهد الجمهورية باالحرف الجديدة. ولو لم تكن ملكية آيا صوفيا مسجلة بشكل رسمي باسم السلطان الفاتح؛ لما امتلك حسب القانون الحق في ان يجعلها وقفا. يقول السلطان محمد الفاتح خان في عقد انشاء الوقف الذي جاء في مئات الصفحات والذي يدخل أيا صوفيا هو ايضا في ضمنه والمؤرخ ما نصه بالحرف:1453 يونيو /حزيران1 بتاريخ " إن اي شخص حاول ان يبدل من وقفي هذا الذي يحول أيا صوفيا الى مسجد او حاول ان يلغي أو يغير أو يعدل اي مادة منه... أو حاول عمدا انطالقا من تاويل فاسد او فاسق او استنادا الى اي تالعب مخادع على الغاء العمل بحكم وقفية جامع أيا صوفيا... وكل من قام بتغيير اصله او االعتراض على فرعه او من ارشد او ساعد على ذلك.... أو من حاول التصرف به من دون اي حق قانوني او حاول نزع صفة المسجد عنه او اصدر اي اوراق مزورة تجعله يطالب من خاللها انه يملك حق االشراف عليه او اي شيء من ذلك القبيل.... أو لربما سولت له نفسه ان يسجله في دفتر ملكيته الباطل اويزعم 31 .المعابد التاريخية والتي تعود الى الديانات والمعتقدات االخرى وإضافة الى هذا وفي االماكن التي توجد فيها الجوامع تمارس الكنائس والمعابد اليهودية انشطتها بكل يسر. كنيسة ومعبد يهودي وحورا.435 ًويوجد في بلدنا حاليا وان هذا المظهر الذي ال يمكن مشاهدته في اي جغرافية اخرى يبين مدى غنى تنوعنا. وعلى الرغم من هذا ونحن كشعب لم نستطع التخلص من االمثلة المخالفة تماما في تاريخنا القريب في أوروبا الشرقية ومنطقة البلقان التي اضطر العثمانيون إلى االنسحاب منها، لم يبق إال عدد قليل من األعمال التي بناها أجدادنا طيلة قرون. وانطالقا من عبارة ال يمكن أن يضرب المثال السيء كمثل، ال نعير أي اعتبار لهذه األمثال السيئة، حيث نحافظ بحزم على موقف حضارتنا المبنية على التشييد واإلحياء. شعبي العزيز،،،، النقاشات حول آيا صوفيا الذي لفت االنتباه مرة أخرى بمناسبة االعالن اليوم عن قرار إعادة فتحه للعبادة، يعود تاريخه إلى قرن من الزمن. وخالل أعوام احتالل األناضول وإسطنبول دار نقاش حول تحويل آيا صوفيا إلى كنيسة. و كخطوة أولى من هذه النية، حطت وحدة احتالل مجهزة بالعتاد الكامل عند باب آيا صوفيا. القائد الفرنسي لهذه الوحدة العسكرية قال للضباط العثماني حينها إنه يريد التموضع في المكان وأنه على الجنود األتراك مغادرة المسجد. لكن الضابط العثماني حينها وهو الرائد توفيق باي، المكلف بحماية آيا صوفيا مع عساكره، رد عليهم قائالً: " ال يمكنم الدخول إلى هنا ولن تدخلوه. ألن هذا المكان معبدنا. وإن حاولتم الدخول عنوة، فإن هذه األسلحة الثقيلة ستعطيكم الرد األول، ومن ثم سيأتيكم الرد الثاني من مختلف أركان المسجد، وإن كنتم وضعتم نصب عينيك انهيار آيا صوفيا على رأسكم، تفضلوا وحاولوا الدخول". وهكذا خيّب الضابط العثماني آمال المحتلين باالستيالء على آيا صوفيا. وقد ابان االجانب "في سنوات الحقة" عن اهتمامهم بأيا صوفيا بذرائع من قبيل اعادة ترميم الخزف على سبيل المثال. وفي اثناء ذلك وفي فترة حكم الحزب الواحد تم اقفال ايا صوفيا في وجه العبادة من خالل قرار صدر عن الحكومة يحدد ضرورة ان تتباعد م 500 المساجد فيما بينها بما ال يقل عن تم االعالن 1935 شباط / فبراير1كذلك وبعد برهة من الزمن وبتاريخ عن تحويل أيا صوفيا الى متحف وفتحها بالتالي في وجه الزائرين. وقد تعرضت هذه المعلمة التاريخية الفريدة ؛التي تركها لنا االجداد؛ على مدى السنين الطويلة التي ظلت فيها مقفلة في وجه العبادة لظلم شديد وتخريب لتاريخها المجيد. فمن دونما اي سبب محدد تم هدم مدرسة أيا صوفيا التي انشأها السلطان محمد الفاتح بجوار هذا الجامع العظيم كأول جامعة عثمانية شيدت باسطنبول. كما وزعت الزرابي الفريدة العتيقة التي كانت مفورشة بارض أيا صوفيا وقسمت الى اجزاء وزعت يمينا وشماال هنا وهناك. كما ارسلت الشمعدانات العتيقة التي كانت بها الى مصانع السباكة الذابتها. 28 ،،،،شعبي العزيز اذا كان الفتح بالنسبة لشعبا في حكم " الجهاد األصغر" فانه في االساس انشطة االعمار واإلنشاء واألعمال الخيرية تعتبر " الجهاد االكبر" بالنسبة لهم. عندما تم انشاء آيا صوفيا في عهد الرومان الشرقيين تم نقل مواد البناء من مصر وأزمير وسوريا والبلقان ومن جميع انحاء االمبراطورية الى اسطنبول. السلطان فاتح والسالطين الذين جاءوا من بعده جلبوا جميع الحرفيين الموجودين في األناضول وروملي الى اسطنبول وذلك من اجل اعادة اعمار وبناء أيا صوفيا من جهة وإعادة اعمار وبناء مدينة اسطنبول من جهة اخرى. وعندما قاموا بهذا فأنهم استفادوا بشكل كبير من اإلرث الذي استلموه. ومثال على ذلك, قام السلطان محمد الفاتح بالمحافظة على الفسيفساء الموجد داخل صرح آيا صوفيا وقام فقط بنقل التماثيل القابلة للنقل الى خارج آيا صوفيا. قطع الفسيفساء والتي بقيت في اماكنها ولعدة عصور تم رفعها الحقا وبصورة تدريجية وذلك خالل اعمال الترميم التي اجريت عليها، وبهذا تم المحافظة عليها من التأثيرات الخارجية وتأمين بقائها الى يومنا هذا. في الحقيقة فإن النظر الى اصحاب المعتقدات المختلفة بنظرة التسامح هو نهج اساسي في ديننا. نبينا الكريم (ص) في اثناء تبليغ رسالته لم يتدخل في شؤون اصحاب الديانات االخرى بأي شكل من االشكال ما لم يقوموا بمهاجمة المسلمين او الغدر بهم. وعندما حرر سيدنا عمر بن خطاب (رض)مدينة القدس اعلن ان حقوق وحرية عبادة المسحيين واليهود في المدينة محمية ومصانة. وقد نهج المسؤولون العثمانيون نهج جميع اجدادهم الذين أقاموا الدول. وان ما قام به السلطان محمد الفاتح وجميع الذين جاءوا من بعده في اسطنبول هو عبارة عن مواصلة هذه العادات القديمة لألجداد. ويعتبر المعماري سنان من اهم االسماء في تاريخ حضارتنا وفي مقدمة االشخاص الذين ساهموا في تطوير صرح أيا صوفيا. سنة وبجامعه ومحرابه وبمنبره وبمئذنته 481 آيا صوفيا وخالل وبعرش سلطانه و بمطرزاته وبسجاده وبنافورته وجميع عناصره االخرى اصبح بهذا الشكل. وعلى مدى التاريخ كان آيا صوفيا يعتبر من اكثر المساجد ازدحاماً في اسطنبول حيث اقيمت فيها صالة التراويح وصالة ليلة القدر وصالة العيد وبهذا اصبح من اكثر االماكن التي يشاد بجمالها في المدينة. وعليه فان حق الشعب التركي في صرح أيا صوفيا ال يقل عن الذين سنة.1500 قاموا ببناء هذا الصرح قبل وعلى العكس واذا اخذنا بعين االعتبار مساهمات وقوة التعلق بهذا الصرح من قبل شعبنا نجد ان حق شعبنا في صرح أيا صوفيا والذي يعتبر من اهم االثار في العالم اكبر من ذلك. وبعد فتح مدينة اسطنبول نجد المسلمين والمسيحيين واليهود قد عاشوا بسالم وهدوء جنباً الى جنب في هذه المدينة. ويشهد التاريخ بالكفاح الذي قدمناه من أجل جلب الرفاهية واألمان والهدوء والتسامح الى المناطق التي فتحناها. واليوم وفي جميع انحاء بالدنا والى جانب الجوامع هنالك االلف من 27 .وهكذا يسجل انتصاره معلناً فتح إسطنبول وبعدها سجد شاكراً وصلى ركعتين في ركن مناسب من المعبد. ومن خالل هذا التصرف يظهر تحويله لـ "آيا صوفيا" إلى مسجد. ويقوم السلطان الفاتح بتفحص هذا المعبد الكبير لؤلؤ إسطنبول من أرضه حتى سقفه بعناية فائقة. و وفقا للمؤرخين يصعد السلطان محمد الفاتح إلى قبة "آيا صوفيا"، و أمام منظر الخراب الملحق بالمبنى وباالطراف يلقي بيتين من الشعر باللغة الفارسية قائالً: " عنكبوت تنسج ستارة في قصر قيصر، وبومة تحرس في برج أفراسياب" نعم... هكذا استلم السلطان محمد الفاتح إسطنبول و"آيا صوفيا"، حيث كانتا مدمرتين ومنهمكتين وبائستين. وأساسا ان آيا صوفيا الذي استلمه السلطان، هو أثر تم بناؤه للمرة الثالثة بعد أول كنيستين بنيتا في نفس المكان وتم حرقهما وتدميرهما في زمن االضطرابات. بعد الفتح بثالثة أيام وبعمل دؤوب، أصبح "آيا صوفيا" جاهز للعبادة إلقامة صالة الجمعة األولى فيه. يتم الترحيب بالسلطان الذي دخل إلى المسجد برفقة أركان الدولة وجنوده، بتكبيرات وصلوات يتردد صداها في القباب. و يؤدي السلطان خطبة الجمعة االولى في "آيا صوفيا"، وصلى الشيخ آق شمس الدين بالجماعة. وكذلك يجعل السلطان الكنيسة األرثوذكسية التي كانت مهمشة من قبل الطوائف المسيحية االخرى، تحت رعايته ويطورها. وصدىت قباب وجدران هذا المعبد العظيم باألذان والصلوات والتكبيرات عامًا منذ ذلك الحين.481 وبختم القران وبمولد الشريف لمدة إن إسطنبول التي تعرضت للدمار بسبب الزالزل والحرائق والنهب واإلهمال لعدة قرون، ترعرعت مرة أخرى مع الفتح. و رمز هذا العهد هو آيا صوفيا. وبدءً من السلطان محمد الفاتح، حاول كل سلطان جعل إسطنبول وآيا صوفيا أكثر جمالً . أيا صوفيا والمعروف باسم الجامع الكبير بالمدينة ومع االبنية الملحقة واإلضافات التي ألحقت به تحول الى مجمع متكامل وعلى مر العصور حيث قدم الخدمات للمؤمنين. وتم اجراء اعمال الترميم والتعمير على أيا صوفيا في كل العصور تقريبا وهذه الملحقات زادت من جمال صرح أيا صوفيا وان شعبنا اولى اهتماما بالغا بهذا الصرح بصورة مستمرة. حتى انهم لم يحاولوا تغير االسم االصلي للصرح والذي يعني " حكمة اإلله". وكما هو معلوم, فإن هذا المعبد الذي كان على وشك االنهيار في ظل الدولة المتداعية, فلم يقم اجدادنا بتحويل هذا الصرح الى جامع فقط وإنما قاموا بإحيائه وإعالئه ايضا. ومن اجل هذا فان لصرح أيا صوفيا له مكانة متميزة في قلوب ابناء شعبنا وفي كل العصور. ونحن ايضا ومنذ ايام الشباب توجد في قلوبنا محبة خاصة لصرح أيا صوفيا. نحن نؤمن وبشرط عدم المساس بالكنز الثقافي لهذا المعبد بالسماح بإجراء العبادة فيها من جديد وبشكل يتناسب مع وقفيته حيث سيقدم خدمة مهمة ألبناء شعبنا. 25 العبادة فيها، ننتظر منهم أظهار التفهم في موضوع المحافظة على حقوقنا التاريخية والقانونية. عاما وليس إلى 567 وفضالً عن ذلك، أن هذا الحق حق يمتد إلى عام. 100-50 إذا وقع اليوم نقاش يركز على العقيدة، فال يجب أن يكون آيا صوفيا موضوعا لهذا النقاش، وانما ينبغي أن يكون هذا النقاش عن ظاهرة اإلسالموفوبيا وكراهية االجانب التي تتزايد يومًا بعد يوم في العالم. إن قرارتركيا هذا يخص قوانينها الداخلية وتاريخها فقط. وأقدم شكري لجميع أفراد الشعب واألحزاب والقادة السياسيين ومنظمات المجتمع المدني لمساندتهم هذا القرار.. شعبي العزيز،،،، يحتل موضوع فتح إسطنبول وتحويل آيا صوفيا إلى مسجد، مكاناً بين طيات الصفحات المجيدة للتاريخ التركي. مايو 29 يتجه السلطان محمد الفاتح، خالل فتح إسطنبول في بعد حصار طويل ، نحو "آيا صوفيا" مباشرة. 1453 .ينتظر الشعب البيزنطي مصيرهم في "آيا صوفيا" بخوف وفضول يدخل السلطان إلى "آيا صوفيا" مع اعطاء االهالي الذين استقبلوه ضمانات في موضوع الحفاظ على سالمة حياتهم وحرياتهم. ينصب فاتح إسطنبول رايته في المكان الذي يوجد فيه المحراب وسط "آيا صوفيا" رمزاً للفتح. ويرمي بسهمٍ نحو القبة، ويرفع أول آذان داخل "آيا صوفيا" بنفسه. 24 .المتحف عنه وستكون أبواب"آيا صوفيا" كما في مساجدنا االخرى مفتوحة على مصراعيها أمام الجميع من مواطنين وأجانب ومسلمين وغير مسلمين. إن "آيا صوفيا" الذي يعد إرثاً إنسانياً مشتركاً، سيواصل احتضان الجميع بشكل أكثر صدقا وأصالة. ومع استكمال التحضيرات وبسرعة نخطط لفتح "آيا صوفيا" للعبادة يوليو/ تموز الجاري مع إقامة صالة الجمعة فيه.24 في ومن المحتمل أن هذا القرار سيؤدي إلى نقاشات مختلفة في داخل البالد وخارجها. أدعو الجميع إلى احترام القرار الذي اتخذته الهيئات القضائية والتنفيذية في تركيا حول "آيا صوفيا". نتفهم بالطبع كل اآلراء المطروحة على الساحة الدولية بهذا الصدد، إال أن الغرض الذي سيستخدم فيه آيا صوفيا أمر متعلق بحقوق السيادة التركية، فافتتاحه للعبادة عبر تعديالت قانونية جديدة هو عبارة عن حق سيادي لبلدنا. إن موضوع افتتاح "آيا صوفيا" للعبادة من خالل مرسوم جديد، هو عبارة عن استخدام الحق السيادي لبلدنا. وإن أي موقف وحديث بخصوص هذا الموضوع يتجاوز التعبير عن اآلراء، نعده انتهاكا الستقاللنا. إن لتركيا حق في تحويل "آيا صوفيا" حسب وقفيتها إلى مسجد، كحقها في علمها وعاصمتها وآذانها ولغتها وحدودها و محافظاتها . 81الـ كيفما النتدخل في شؤون الدول األخرى السيما في قضية أماكن 23 لقد شكل قرار رئيس الجمهورية السيد رجب طيب اردوغان المتعلق بآيا صوفيا حدث الساعة في تركيا وعلى الصعيد العالمي وتعرض هذا القرار لبعض االنتقاد على المستوى العالمي. غير انه ال ينبغي ان نغفل امرا بالغ االهية وهو ان الفضل لبقاء هذه المعلم يتمتع بكونه تراثا ثقافيا عالميا الى يومنا هذا انما يرجع الى تركيا التي تحتضن آيا صوفيا على اراضيها والى المساهمات الكبيرة التي قامت بها على مدى سنوات طويلة حتى يصل الينا والى يومنا هذا. وبالتالي فان الكلمة التي القاها رئيس الجمهورية السيد اردوغان بصدد المتعلق بتحويل 2020 يوليو / تموز10 القرار الذي وقع عليه بتاريخ آيا صوفيا الى مسجد إتخذ طابع التعهد الرسمي. حيث تضمنت هذه الكلمة كل الردود الشافية الكافية على كل االنتقادات التي ُوجهت له من قبل اطراف من الراي العام الدولي بخصوص ذلك القرار. وفي نفس الوقت يمكن اعتبارها مؤشراً أساسياً للمحافظة بعناية وبقوة على آيا صوفيا مستقبلياً أيضاً باعتباره إرثا انسانياً مشتركاً. شعبي العزيز،،،، أحييكم من اعماق قلبي. ألغت "المحكمة اإلدارية العليا"، اليوم، قرار مجلس الوزراء الصادر عام ، القاضي بتحويل "آيا صوفيا" من مسجد إلى متحف. 1934 وبناءً على ذلك ، حرصنا على افتتاح آيا صوفيا كمسجد مرة أخرى بمرسوم رئاسي أصدرناه. عامًا ، 86 وهكذا، سيتمكن آيا صوفيا من البدء في العمل كمسجد بعد كما ورد في سند وقفية السلطان محمد الفاتح. أتمنى أن يكون هذا القرار قراراً خيراً لشعبنا ولالمة وللبشرية جمعاء. شرعت وزارة الثقافة والسياحة التركية على الفور باعمالها من خالل التحضيرات االدارية والتقنية وكذلك باشرت رئاسة الشؤون الدينية باعمالها في المواضيع التي تخص الجانب الديني. وكذلك سنلغي رسوم الدخول إلى مسجد "آيا صوفيا" عقب رفع وضعية تعهد رئيس الجمهورية أردوغان 5 167 21 الصروح كمتحف او دار عبادة او كمؤسسة عامة او أي استعمال اخر يقع خارج نطاق هذه االتفاقية. في اطار القوانين الدولية من الممكن النظر الى تحويل آيا صوفيا الى جامع انطالقاً من معاهدة حقوق االنسان االوروبية. فباالضافة الى ان "حق اقامة الوقف" هي من بين الحقوق التي اعلنت معاهدة حقوق االنسان االوروبية بشكل صريح عن تكفلها بضمانها كذلك فان "حق لالتفاقية انشاء المحكمة 11 تأسيس الوقف" له ارتباط وثيق بالمادة األوروبية لحقوق اإلنسان والتي تنص على " حرية االجتمـاع وتكوين الجمعيـات " كما يمكن ان ننظر اليها من خالل القراءات الموسعة من المعاهدة والمتعلقة "بحرية التفكير و 9 التي تخص المادة التي تنص على "حرية التعبير".10 االعتقاد والدين" والمادة الـ لقد تكفلت المحكمة األوروبية لحقوق اإلنسان بضمان الوضع القانوني لالوقاف بما في ذلك االوقاف التي تم انشاؤها ايام الدولة العثمانية وما يترتب عن ذلك من ضمان الحقوق الخاصة بالملكية لالصول وغير المنقول والممتلكات الخاصة بها. وألن حق الملكية يترتب عنه ضمان حق حرية استغالل المالك لملكه بما في ذلك حريته في االستفادة منه واالشراف على طرق االستفادة منه فانه يضمن كذلك الحقوق المتعلقة باالمالك التي اوقفها منشئ الوقف. وبالتالي فان أي تحويل او تغيير قد ينال من النية التي اقيم الوقف من اجلها او أي تغيير ينال الوضع القانوني لالصول والممتلكات الداخلة في اطار الوقف او استغاللها لغير ما اريدت لن يتوافق مع اجتهادات وقراءات المحكمة االوروبية لحقوق االنسان. ليس هناك من داع للحديث عن أي مانع يحول دون القيام بتحويل آيا صوفيا الى مسجد في حدود ما تنص عليه المعاهدات الدولية التي تعتبر تركيا طرفا فيها. ثم ان تركيا وكما فعلت في الماضي ستستمر وبكل حرص ودقة في حماية ما تملكه من تراث عالمي وتراث طبيعي على اراضيها؛ فهي تعد بذلك احدى الدول التي تمتلك انظف سجل في هذا الصدد. وستستمر تركيا في حماية اصالة وسالمة وكمال مسجد آيا صوفيا والقيمة العالمية التي يتمتع بها؛ وذلك بناء على مقتضيات معاهدة منظمة اليونسك للثقافة والعلوم و المتعلقة بحماية التراث الذي ينص على 2863 الثقافي والطبيعي؛ وانطالقا من القانون رقم 2011 حماية التراث الثقافي والطبيعي؛ ووفق المخططات االدارية لسنة بشان شبه جزيرة اسطنبول التاريخية. 20 قصر طوب قابي و جامع سليمان القانوني و جامع السلطان احمد وجامع شيخ زاده محمد وجامع زيرك والسور التاريخي في قائمة التراث العالمي دون االشارة الى حاالت استخدمها. ) من اتفاقية حماية التراث العالمي 6( وحسب المادة السادسة الثقافي والطبيعي والتي تنص على: " تعترف دول االطراف في هذه االتفاقية، مع احترامها كلياً بسيادة الدول التي تقع في 2 و1 اقليمها التراث الثقافي والطبيعي المشار اليه في المادتين ودون المساس بالحقوق العينية التي تقررها التشريعات الوطنية فيما يتعلق بهذا التراث، انه يؤلف تراثا عالميا، يستوجب حمايته بالتعاون بين اعضاء المجتمع الدولي كافة.". هذه االتفاقية ال تقيد الدولة من ممارسة سلطاتها السيادية على االماكن التراثية والتي تقع على اراضيها. وعليه فإن على الدول االطراف في االتفاقية ان تبدي احترامها الكامل لسيادة الدولة التي تتواجد فيها التراث الثقافي والطبيعي لـآيا صوفيا والموجودة في اراضي الجمهورية التركية وأنهم يقبلون بصورة صريحة ان هذا الصرح هو يؤلف تراثا عالمياً، يستوجب حمايته بالتعاون بين اعضاء المجتمع الدولي كافة دون االضرار بالحقوق العينية التي تقررها التشريعات الوطنية فيما أن هذه االتفاقية ال تشير الى طريقة استخدام او هوية هذا الصرح الثقافي العالمي. على العكس، ان تحديد استخدام آيا صوفيا في اطار " قانون ملكية االوقاف" والمنصوص عليها في القوانين الداخلية هو امر متولد من حتمية المادة السادسة من اتفاقية حماية التراث العالمي الثقافي والطبيعي والتي تنص على " مع احترامها كليا سيادة الدول" و " ودون المساس بالحقوق العينية التي تقررها التشريعات الوطنية". يعني باختصار طريقة استخدام هذه 19 إن جميع األمور المتعلقة بالوضع القانوني واستخدام آيا صوفيا هي . وإن جميع انواع محاوالت الدول 1453 شأن داخلي لتركيا منذ عام األجنبية المتعلقة بآيا صوفيا ماهي اال عدم احترام للحقوق السيادية لتركيا. إن مسجد آيا صوفيا قضية تخص المجتمع الدولي من حيث اتفاقيات حماية التراث الثقافي والطبيعي فقط. وتعد تركيا طرفاً في هذه االتفاقية. وفي هذا السياق، تأتي "اتفاقية حماية التراث العالمي الثقافي والطبيعي" في الصدارة من حيث القانون الدولي. وتم اعتماد هذه بهدف تعريف العالم 1972 تشرين الثاني/نوفمبر16 االتفاقية بتاريخ بهذه االثار الثقافية وصاحبة القيم الطبيعية العالمية باعتبارها ارثاً مشتركاً للبشرية جمعاء، وخلق الوعي لدى المجتمعات من اجل حماية التراث العالمي وتوفير التعاون الالزم البقاء القيم الثقافية والطبيعية التي دُمرت وأختفت ألسباب مختلفة. وأصبحت تركيا طرفاً في اإلتفاقية المتعلقة بحماية التراث العالمي 1983 في عام والثقافي والطبيعي لليونسكو. وفي اطار هذه االتفاقية تم االعتراف بهذه التكوينات الطبيعية واآلثار والمواقع التي تحمل أهمية دولية وتستحق الحماية في الئحة التراث العالمي ومدرجة أسماء هذه االماكن المذكورة سلفا في موقعا أدرج على قائمة 1121 قائمة التراث العالمي. يوجد في العالم من هذه المواقع موجودة في تركيا.18 التراث العالمي و وتحت مسمى " االماكن التاريخية في اسطنبول" تم ادراج 1985 في عام آيا صوفيا كغيرها من اآلثار التاريخية الموجودة في شبه الجزيرة مثل مسجد آيا صوفيا من حيث القانون الدولي 4 171 17 وتم ضمانته عن طريق األنظمة القانونية وأنه تحت ملكية وقف السلطان محمد خان الفاتح ذو السمعة الحسنة. وأنه حسب إرادة صاحب الوقف قد تم تقديمه ليكون مسجداً بشكل دائمي لخدمة المجتمع وأنه قد تم تسجيله بصفة مسجد في وثيقة ملكية السجل العقاري فإذا أخذنا هذه النقاط بعين اإلعتبار فإن تحويل آيا صوفيا إلى متحف إستناداً لقانون مجلس الوزراء لعام يخالف بشكل صريح جداً القوانين المتعلقة باألوقاف في 1934 2762 الملغى،قانون األوقاف الملغى رقم864 تركيا (القانون رقم باإلضافة 4722 وصالحية وتطبيقات القانون المدني التركي رقم ). لذا فإن الممتلكات الخيرية الغير 5737 إلى قانون األوقاف رقم منقولة والتابعة لألوقاف ال يمكن تحويرها ألهداف أخرى عن طريق تعديالت تنظيمية ألن هذا يتنافى مع قواعد القانون الداخلي والقوانين العالمية. تقع على عاتق الدولة التزامات إيجابية حول استخدام ممتلكات الوقف بطريقة تناسب مع ارادة المتبرع، والتزامات سلبية بعدم التدخل بطريقة تلغي إرادة المتبرع فيما يتعلق بملكية الوقف وحقوقه. وعليه، ونتيجة للدعوى القضائية التي رفعتها جمعية خدمة األوقاف واآلثار التاريخية والبيئة ، ألغت الغرفة العاشرة في المحكمة اإلدارية تشرين الثاني/نوفمبر 24 العليا، قرار مجلس الوزراء الصادر بتاريخ والقاضي بتحويل آيا صوفيا من مسجد إلى متحف. وبعدها 1934 تموز/يوليو10 بتاريخ2729 مباشرة تم نشر المرسوم الرئاسي المرقم والموقع من قبل رئيس الجمهورية السيد رجب طيب أردوغان، 2020 .ومن خالل هذا المرسوم تم افتتاح مسجد آيا صوفيا للعبادة قرار مسجد كارية اتخذ مجلس دوائر القضايا اإلدارية في المحكمة االدارية العليا في ، قرارا سيشكل مثاالً لقضية مسجد آيا صوفيا، حول جامع 2019 عام كارية الذي يعد أيضاً واحداً من أوقاف السلطان محمد الفاتح. حيث ألغى مجلس دوائر القضايا اإلدارية في المحكمة االدارية الذي اقتضى تحويل جامع 1945 العليا، قرار مجلس الوزراء في عام كارية إلى متحف. معتبراً عودة ملكية الجامع إلى وقف السلطان محمد الفاتح الذي يعد وقفا خيرياً، وملغياً بذلك قرار مجلس الوزراء القاضي بتحويل المسجد إلى متحف، الذي عده انتهاكاً للقانون من حيث الصالحية والشكل والسبب والغرض. وعليه تم الرجوع إلى قرار جامع كارية في القرار المعلل للغرفة العاشرة في المحكمة اإلدارية العليا بشأن مسجد آيا صوفيا. 16 إن القوانين المتعلقة باألوقاف في تركيا إستناداً إلى قرارات المحكمة الدستورية ومحكمة التمييز والمحكمة اإلدارية العليا فإنه تم التوصل إلى 1926 بالنسبة لألوقاف التي تم تأسيسها قبل عام النتيجة التالية: • إن الوقفية أو صك الوقف تعتبر وثيقة تأسيس الوقف وأن هذه الوثيقة تحتوي تنظيمات فيما يخص موضوع الوقف وأهدافه وإنعكاس إرادة صاحب الوقفية تجاه أعضائه. • إن أحكام الوقفية أو صك الوقف هي بقوة وقيمة تأثير القاعدة القانونية. • وأن هذه القاعدة بعد اإلنتهاء من تأسيس الوقف تُلزم باإلضافة إلى "صاحب الوقف" ، "مدير الوقف"، "الذين سيستفيدون من الوقف" و"األطراف الثالثة" فهي ٌتلزم "الدولة" أيضاً. • ال يمكن ألحد من تقييم الوقفية أو صك الوقف الذي يعكس إرادة المؤسس. • ضرورة إستخدام ممتلكات الوقف بما يتناسب مع إرادة صاحب الوقف. 1936 نوفمبر/ تشرين ثاني19 وفقا لسند مليكة السجل العقاري في ، 57 ، واألرض المخخطة57 ، فإن آيا صوفيا مسجل في "المخخط " بإسم وقف السلطان محمد الفاتح تحت إسم 7قطعة األرض رقم مسجد آيا صوفيا الكبير الشريف والذي يحتوي على ضريح وعقار ودار توقيت الصالة والمدرسة الدينية. أما تسجيل ملكية آيا صوفيا بإسم المديرية العامة لالوقاف تم تسجيله بشكل "ممتلكات خيرية لدى خانات الممتلكات الغير منقولة 139 غير منقولة" في التسلسل لوقف الحياة المظبوطة والذي مركزه إسطنبول. ومن هذا المنطلق فإن آيا صوفيا قد تم الحفاظ على وضعيته 15 آيا صوفيا ينتمي إلى وقف السلطان محمد أبو الفتح (ما يدعى في يومنا وقف السلطان محمد خان الفاتح) والذي يتمتع بمركز جيد ولم يبق له مدير أو رئيس أعيان وآيا صوفيا عبارة عن غير منقول خيري يجب استخدامه كمسجد وفقًا لوقفية صاحب الوقف. إن اإلفادة بأن آيا صوفيا .إن أهم نقطة 1462 قد خُصص كمسجد إنما هي مدرجة في وقفية تاريخ من حيث تحديد وضعية آيا صوفيا هي أن وقف السلطان محمد خان . لذا فإن الوضعية القانونية لألوقاف 1926 الفاتح كان قد ُأسس قبل عام في تركيا هي تحت الحماية. فمن هذا 1926 التي ُأسست قبل عام في تركيا يتم التعامل 1926 المنطلق فإن األوقاف التي أسست قبل عام معها قانونياً وفق القوانين السائدة في تلك الفترة. • إن دور العبادة والمستشفيات ودور تأمين الطعام التي هي تهدف لتأمين الخددمات الخيرية بشكل مباشر إنما هي تعتبر األموال غير المنقولة لهذه األوقاف. • إن هذه الممتلكات الخيرية الغير منقولة ليست ملك أي شخص وال يمكن تطبيق األحكام المتعلقة بالملكية الشخصية. • ال يمكن بيع الممتلكات الخيرية الغير منقولة وال يمكن رهنها وال يمكن وضع الرهان عليها. • هذه الممتلكات الغير منقولة قد ُخصصت لمصلحة القانون وفق .5737 قانون األوقاف رقم • األساس في هذه الممتلكات الخيرية الغير منقولة عدم إستعمالها بشكل يغاير أهداف ما حدده قانون األوقاف. • الممتلكات الخيرية الغير منقولة قد تم حمايتها أيضاً من إستخدامها خارج أهدافها من قبل األطراف الثالثة أو حتى من قبل الدولة نفسها. إن كون هذه األوقاف تحت حماية الدولة ورعايتها ال يعني أن تقوم الدولة بالتصرف في ممتلكات األوقاف هذه بالوقت والشكل التي تريده. الوضع القانوني آليا صوفيا 3 175 13 وعند تفحصنا لوثيقة وقفية آيا صوفيا التي تعود للسلطان الفاتح محمد خان نجد انه جعل منها احد اهم المؤسسات التي تقدم الخدمات التعليمية والدينية والصحية في تلك الفترة. اضافة الى ذلك نراه قد دعم هذه وحتى تتمكن من االستمرار في - المؤسسة من العديد من المرافق من - تقديم خدماتها قبيل االسواق والدكاكين والبيوت والعقارات. ونورد في ما يلي قسما من دعاء اللعنة للسلطان الفاتح محمد خان الوارد في وثيقة الوقفية االنفة الذكر: "..اذا ما تعرضت هذه المؤسسة الخيرية الى الهدم مرة او مرتين او ثالث مرات... الى اخره فانه يعاد انشاؤها مجددا وعلى الدوام...فقد تم انشاء هذا الوقف وفق كل هذه الشروح والبيانات التي حددتها وعلى الشكل الذي بينت ووفق الصورة المكتوبة في وثيقة الوقفية؛ ال يجوز تبديل أي من تلك الشروط؛ وال تغيير تلك االحكام: وال يتم تحويلها الى ما يخالف الغايات االصلية لها؛ وال يتم حذف أي من تلك القوانين واالحكام المسجلة بها؛ وان أي شكل من اشكال التصرف الماس بالوقف هو حرام كباقي المحرمات التي اقرها الله. 12 .ورفع بنفسه أول اذان فيه وبهذا تم تسجيل فتح مدينة اسطنبول وبعدها قام بالسجود وصلى ركعتي شكر فيها. وبهذا التصرف يكون السلطان قد اعلن ان آيا صوفيا تم تحويله الى مسجد. وفي اليوم الثالث للفتح تم اداء اول صالة الجمعة في آيا صوفيا وقد كان االمام في هذه الصالة القائد المعنوي للفتح "آق شمس الدين". وبأمر من السلطان الفاتح محمد خان بدأت التحضيرات والتي استمرت لمدة ثالثة ايام على قدم وساق وتم من خاللها نصب المحراب والمنبر في آيا صوفيا اضافة الى هذا تم نصب منارة من الخشب لـآيا صوفيا وتم نقل الهياكل واإليقونات الموجودة داخل آيا صوفيا الى خارج المسجد اما الجدران المنحوتة برسوم الفسيفساء فتم تغطيتها بطبقة من الجير وقام السلطان الفاتح محمد خان بإلقاء خطبة الجمعة االولى في الجامع. وبعد فتح مدينة اسطنبول بادر السلطان الفاتح محمد خان مباشرة ببذل جهود كبيرة وبمنتهى السرعة إلعادة هيكلة آيا صوفيا بشكل خاص ومدينة اسطنبول بشكل عام والتي عانت ولفترة طويلة من سوء ادارة وطغى الحرمان والفقر عليها. ان الجهود التي بُذلت إلعادة هيكلة تم تنفيذها من خالل االوقاف والتي لها اهمية مركزية في االسالمية. وبهذا -البنية االجتماعية والحضارية للمجتمعات التركية السياق ومع فتح اسطنبول حصل السلطان الفاتح محمد خان على لقب االمبراطور الروماني وأصبح يمتلك جميع العقارات المسجلة باسم االسرة البيزنطية. وبهذا ومع اقامة اول صالة في آيا صوفيا تم تحويله الى مسجد ووقف وقد اطلق عليه اسم " كلية الفاتح ووقف مسجد آيا صوفيا الكبير" وأوصى بالمحافظة على آيا صوفيا الى االبد واشترط ان يحافظ على هويته كمسجد. لقد تم إحداث هذه األوقاف بهدف تغطية كل االحتياجات االجتماعية لمدينة إسطنبول. وعليه فقد صارت إسطنبول أحد أكثر المراكز نجاحاً في تطبيق وإحياء ثقافة األوقاف بفضل ذلك النظام المتكامل الشامل الذي أصبح يغطي كل مجاالت الحياة من قبيل التعليم والتربية والفنون والتكافل االجتماعي... بحيث باتت اسطنبول تمثل أفضل نموذج رائع يجسد الحضارة التركية اإلسالمية وتصورها للتمدن في أرقى تجلياته. يتم احداث االوقاف من خالل "وثيقة الوقفية" التي يتم تسجيلها وايداعها عند دار القضاء. بحيث يتم احترام البنوذ الواردة في "الوثيقة الوقفية" تلك من قبل الجميع بما في ذلك السلطان نفسه. احد اهم 1462 وعلى هذا تعتبر وثيقة الوقفية المسجلة بتاريخ الوثائق التي تبين الوضع القانوني لـ"كلية الفاتح ووقف آيا صوفيا الكبير". وتوجد وثيقة الوقفية هذه في متحف االثار التركية واالسالمية تحت سابقا]. في حين توجد نسخة منها تم احداثها في 666[ 2202 رقم زمن وزارة االوقاف في ارشيف المديرية العامة لالوقاف مسجلة برقم بدفتر الوقفية السادس. نفس الوثيقة تم تسجيلها في العهد 46 الجمهوري مترجمة الى الحروف الالتينية بارشيف المديرية العامة بدءً من الصفحة 575 في الدفتر رقم46 لالوقاف بالرقم الترتيبي . وتتضمن هذه الوثيقة المؤسسات الخيرية التابعة للوقف 82 رقم كما تتحدث بالتفصيل عن شروط العمل الخيري والعقارات واشكال ادارته ...والعديد من المواضيع من هذا القبيل كما تتضمن الوثيقة الوقفية هذه وكمثيالتها من الوقفيات "دعاء الوقفية" و"دعاء لعنة الوقفية"[الدعاء بالسوء على من هدم او خالف او غير ... من الوقف] 11 لم يكن فتح اسطنبول نقطة تحول في التاريخ التركي واإلسالمي فقط بل هو نقطة تحول مهمة في تاريخ االنسانية جمعاء. ارست الدولة العثمانية السالم والتسامح واالزدهار طوال مئات السنين على امتداد المناطق الجغرافية الواسعة التي حكمتها. هذه المرحلة والتي اطلق عليها في ) هو انعكاس لمناخ Pax Ottomana( "التاريخ بعصر "السالم العثماني السالم الفريد والمفهوم الحضاري لمناطق تعاني اليوم من ويالت الحروب والصراعات مثل الشرق االوسط وشمال افريقيا والبلقان والقوقاز. ففي كنف مفهوم التسامح الواسع عاشت امم وأقوام وشعوب كثيرة من مختلف االعراق واألديان والمذاهب مع بعضهم البعض في جو من السالم واالستقرار والتسامح، ومنذ اللحظات االولى لفتح اسطنبول اثبت السلطان الفاتح محمد خان عن التزامه بهذا النهج. بعد فتح مدينة اسطنبول امر السلطان الفاتح محمد خان بعدم الحاق االذى باي شخص وأوقف اعمال االعتقال بحق المدنيين ومنع المعاملة السيئة لالطفال والنساء ومنع استرقاق الناس وبيعهم وشراءهم في االسواق. من التقاليد العثمانية والتي استمرت لقرون عديدة هو بعد فتح اي مدينة يتم قراءة االذان من اكبر معبد موجود في هذه المدينة ويتم اقامة صالة الجمعة في هذا المعبد. وبذلك يتم تسجيل ان هذه المدينة تم فتحها اسالميا ويطلق على هذا المعبد "جامع الفتحية" اما المعابد االخرى فال يتم االقتراب منها ما لم تدع الى ذلك ضرورة. وهكذا قام السلطان الفاتح محمد خان بتثبيت علمه في وسط المحراب الموجود في آيا صوفيا كرمز للفتح وأطلق سهما الى القبة فتح اسطنبول ووثيقة وقفية الفاتح آليا صوفيا: مسجد آيا صوفيا الكبير 2 9 الثاني المعماري سنان بترميم و صيانة آيا صوفيا. آيا صوفيا الذي انهارت قببه و حيطانه مرارا في عهد االمبراطورية الرومانية الشرقية، لم ينهار قطعا بعد تعديالت المعماري سنان و ذلك رغما للزالزل الكثيرة. أما ضرائح السالطين الموجودة على اطراف آيا صوفيا، فقد تم البدء بانشائها ألول مرة من قبل المعماري سنان الذي انشأ الضريح االول للسلطان سليم الثاني في ضريح مجمع آيا صوفيا. اعتبارا من السلطان محمد الفاتح كان جميع السالطين في سعي لتجميل آيا صوفيا اكثر و اكثر و بهذه الصورة تحول آيا صوفيا مع الزمن الى مجمع مكتمل مع المحراب و المنبر و الكرسي و المآذن و المقصورة السلطانية و الشادروان (مبنى شبيه بنافورة المياه) و المدرسة و المكتبة و دار توزيع الطعام على الفقراء. كما انصب االهتمام في عهد السالطين على تزيينات مسجد آيا صوفيا الداخلية و اكتسب الجامع قيما جمالية جديدة بفضل ألطف أنواع الفنون التركية من فن الخط و الخزف و بهذه الصورة آيا صوفيا لم يتحول الى جامع فحسب بل أضحى تراثا مشتركا ومحفوظا للبشرية جمعاء. بالموازاة مع فتح اسطنبول تم تحويل آيا صوفيا الى مسجد واستمر ومع بدء اشغال 1930 سنه غير انه وفي عام481 كمسجد لمدة تشرين 24 الترميم والصيانة فيه تم اغالق المسجد. وبعده وفي الثاني / نوفمبر وبقرار من مجلس الوزراء تم تحويل آيا صوفيا تموز/ يوليو قضت المحكمة االدارية 10 الى متحف. وفي تاريخ العليا بإبطال قرار مجلس الوزراء حول آيا صوفيا. وبعدها قام رئيس الجمهورية التركية السيد رجب طيب أردوغان مباشرة بالتوقيع على يقضي بفتح آيا صوفيا 2729 مرسوم جمهوري رقم 8 الالتيني إلسطنبول. تم هدمه مرتين و انشئ ثالث مرة و تعرض للتخريب على مدى العصور بسبب الحروب و حركات التمرد كما تعرض بعض اجزائه لالنهيار بسبب االخطاء المعمارية و بقي حتى فتح اسطنبول على يد السلطان محمد الفاتح تحت خطر االنهيار. كما تضرر المعنى الرمزي و االجتماعي للمعبد بسبب الحروب التي نشبت بين المذهبين الكاثوليكي واالرثوذكسي. العثمانيون الذين رأوا في مسجد آيا صوفيا رمزاً للفتح، أولوا به اهتماما كبيرا بدءا من عهد السلطان محمد الفاتح و حولوا أعمال الترميم و الصيانة الى نحو دائم و اوصلوا المبنى الى وضع اقوى مما سبق. يسجل في التاريخ ان السلطان محمد الفاتح الذي ذهب الى آيا صوفيا بعد الفتح مباشرة, انه ابدى الحزن على وضع الجامع و ردد البيت التالي: "العنكبوت يقوم بوظيفة خياط الستائر قي قصر القيصر و البوم يناوب في برج أفراسياب" السلطان محمد الفاتح الذي وقف المسجد احسانا منه و ربط به عقارات كثيرة لضمان تكاليف الصيانة و الترميم، أمر بانشاء مدرسة الى جانب الجامع وتم بذلك البدء بفعاليات التعليم. و تم انشاء المئذنة االولى للجامع في عهد السلطان محمد الفاتح من الخشب. هذه المئذنة التي بقيت موجودة فترة طويلة، أُبطلت خالل الترميم . أما المئذنة الثانية أُنشئت في عهد السلطان بايزيد 1574 الكبير عام الثاني من اآلجر. أما من أكثر السالطين اهتماما بآيا صوفيا هو السلطان سليم الثاني. بعد ان بدأت على البناء عالمات الكهالة، وظف السلطان سليم . لقد نهب الصليبيون المدينة 1204 المدينة من قبل الصليبيين عام بشكل كامل كما نهبوا آيا صوفيا. اما خالل االحتالل الالتيني ما بين تم تحويل آيا صوفيا الى كتدرائية مرتبطة بالكنيسة 1261 و1204 .الرومانية الكاثوليكية لقد تم ترميم آيا صوفيا الذي تعرض الضرار كبيرة بعد اعادة تأسيس االدارة الرومانية الشرقية في اسطنبول للمرة الثانية. مع ذلك بقيت االصالحات غير كافية و انهار االطار الرئيسي في القسم الشرقي مع . 1346 جزء من القبة عام في الحقيقة عاش آيا صوفيا عصره االكثر ظالما في فترة االحتالل 7 تاريح آيا صوفيا والحفاظ عليه: المساهمات القيمة للدولة العثمانية 1 إن آيا صوفيا قد تم بناؤه في نفس المكان ثالث مرات. لذا فإن آيا صوفيا في يومنا الحاضر ُيعرف يـ"آيا صوفيا الثالث". لقد تم بناء آيا صوفيا للمرة األولى على يد قسطنطين األول في عهد اإلمبراطورية الرومانية التي إعتبرت المسيحية اللغة الرسمية لها. بني للمرة األولى على القمة األولى من قمم إسطنبول السبعة ككنيسة ذات قبة خشبية وحيث سميت وقتها بـ "الكنيسة الكبيرة" وتم إفتتاحهها 404 . وفي العصيان الذي بدأ عام360 في عهد قسطنطين الثاني عام لم يبق من هذا الصرح أي شيء حيث تعرض ألضرار كبيرة نتيجة الحريق الذي أصابه. تم انشاء آيا صوفيا الثاني على أسس االولى في زمن االمبراطور للميالد. البناء الذي 415 ثيودوسيوس الثاني و افتتح للعبادة سنة انشئ على شكل كاتدرائية و بسقف من خشب، احترق و تدمرعلى يد المتمردين اثناء تمرد "نيكا" و ذلك في زمن االمبراطور جستينيان .532 عام بعد حوادث العصيان المذكور قرر االمبراطور جستينيان فورا انشاء آيا صوفيا جديد اكثر ضخامة و اكبر من السابقتين و عليه تم انشاء آيا صوفيا الثالث في عهد االمبراطور جستينيان االول ما بين عامي .537 و532 آيا صوفيا الذي كان كنيسة االمبراطورية التابعة لالمبراطورية الرومانية الشرقية، او ما يعرف باسم االمبراطورية البيزنطية، تعرض لتخريبات متكررة على مدى التاريخ بسبب حركات التمرد و الكوارث الطبيعية و الحروب. و قد شهد اكبر تدمير عندما تم االستيالء على 183 184 184 مسجد آيا صوفيا، الذي يقبل به الجميع كواحد من أهم المعابد في العالم، يشكل المركز الروحي إلسطنبول. واحد من أكبر المباني وأكثرها روعة في العالم في الفترة التي بني فيها، آيا صوفيا الذي يعد من أبرز رموز اسطنبول تم وضعه على قائمة التراث العالمي ، قام السلطان 1453 . بعد فتح اسطنبول عام1985 لليونسكو في عام الفاتح محمد خان بوقف المسجد وأوصى بالحفاظ علىيه إلى األبد وإشترط على استمرارية الحفاظ على هويته كمسجد. في هذا السياق مسجد آيا صوفيا الذي أكن له شعبناً الكثير من المحبة تمت المحافظة عليه كنورالعين لمئات السنين وبهذه الطريقة تم نقله والحفاظ عليه كإرث إنساني إلى يومنا هذا. هذا وحتى إسمه األصلي الذي يعني " حكمة اإلله" لم تتم محاولة تغييره. آيا صوفيا الذي تعرض خالل مئات السنين للزالزل والحرائق والنهب وعدم فقط 1453 العناية وكان في حالة يرثى لها فلم يتم تحويله عام إلى جامع بل تم إحياؤه كتصور حضاري. لذا فإن المحافظة القوية عليه وحق الشعب التركي على آل صوفيا تزيد عن حق الذين قاموا عام.1500 بإنشائه قبل 481 ومع ذلك، تم تحويل آيا صوفيا، الذي كان بمثابة مسجد لمدة .لقد انتهى هذا الوضع، الذي كان 1934 سنة، إلى متحف في عام يوليو/ تموز 10 يسبب جرحاً في الضمير الحي للشعب التركي، في عامًا. حيث تم فتح آيا صوفيا للعبادة 86 وانتهى الشوق البالغ2020 باللجوء إلى األصل بفضل الرئيس رجب طيب أردوغان. باإلضافة إلى تصحيح خطأ قانوني، فإن هذا القرار يعني أيضً ا تحقيق وصية ووقفية السلطان الفاتح محمد خان. • القوانين الداخلية التركية ومن ناحية حقوقها التاريخية فإن إعطاءها لقرار الهدف من إستعمال آيا صوفيا وإفتتاحها له كمسجد إنما هو أمر متعلق بالحقوق السيادية لتركيا. • أعادت تركيا فتح آيا صوفيا للعبادة من دون المساس بهويته كإرث مشترك لإلنسانية ومراعاةً للوقفية التي بُني عليها. وسيكون آيا صوفيا مثل بقية جميع المساجد في تركيا مفتوحة أبوابه على مصراعيها للمسلمين وغير المسلمين من داخلها وخارجها. • ال توجد أحكام في االتفاقيات الدولية تشكل عائقاً أمام تحويل آيا صوفيا إلى مسحد. • إن القرار التي إتخذته تركيا لن يؤثر أبداً على القيمة العالمية الكبرى آليا صوفيا. إن تغيير طريقة إستعماله ال يعني المساس بقيمته العالمية الكبرى. • إن بهذا القرار عاد آيا صوفيا لهويته األصلية بعد أن حول إلى متحف يعني تمت إعادته كدار للعبادة. • إن وجود كثير من الكنائس ودور العبادة اليهودية المفتوحة بتركيا ُيظهر بشكل واضح مدى حساسية بلدنا تجاه الحريات الدينية. • تركيا كما كانت وستظل محافظة على مسجد آيا صوفيا الذي سيستمر بوجوديته كإرث إنساني وسوف تحافظ تركيا عليه وبكل حساسية ليصل لألجيال القادمة من خالل األطر القانونية الداخلية واإلتفاقيات الدولية للعناية به والحفاظ على قيمته العالمية وحريته وشموليته. 185 3 املاضية خطوات أشبه ما تكون بالثورية18 لقد سلكنا يف السنوات الـ وسعت من حرية األقليات. حيث تم إجراء ترميامت متقنة عىل العديد من املباين الدينية، من كنيسة أكدامار يف مدينة وان، إىل املعبد اليهودي الكبري يف أدرنة. وبنفس الطريقة وبعد ترميم شامل، تم إفتتاح الكنيسة الحديدية يف اسطنبول ودير سوميال يف طرابزون من قبلنا. أنا شخصياً وضعت حجر األساس لكنيسة مور أفرام الرسيانية األرثوذكسية القدمية لوقف إسطنبول الرسياين القديم يف يشيل كوي، قائالً "مل يكن هناك مكان للتمييز يف قلوبنا". وكام أن الخطوات التي إتخذناها مثل نقل ملكية املمتلكات العقارية لألوقاف الدينية إىل األوقاف ذات الصلة إمنا هي مؤرشعىل احرتام تركيا لحرية الدين والعبادة. حتى هذا الجزء الذي رسدته فقط من أعامل توسيع حرية األقليات الدينية يف تركيا، إمنا هي أدلة عىل أن مناخ التسامح الذي أتانا من حضارتنا وثقافتنا الزال عىل وضعه من دون أن يتعرض ألذاً. سنواصل العمل وبكل قوتنا من أجل عدم اإلرضار بهذا املناخ، وبغض النظرعن دينهم أو لغتهم أو عرقهم أو طائفتهم، سنستمر بإعطاء إناسنا قيمتهم والعمل من أجل متتعهم بأقىص درجات الحقوق والحريات األساسية. إن أي قرار يتم إتخاذه عىل هذه األرض التي إكتسبها أجدادنا يتضحياتهم الغالية وإئتمنوها لنا لتكون مأواً وإعتنينا بها لتكون وطناً لنا إمنا هو قرار يعزز الحقوق السيادية لرتكيا. أمتنا، التي مل تُخل بإرث أجدادها لها الصالحية والكلمة الوحيدة كام يف القرار املتخذ حول مسجد آيا صوفيا. يكشف هذا العمل، الذي أعدته رئاسة إدارة االتصال لدينا، عن األهمية التاريخية واملعامرية والدينية والثقافية ملسجد آيا صوفيا، فضالً عن تناوله وضع إعادة افتتاح آيا صوفيا كمسجد من حيث القانون الوطني والدويل. أمتنى ملسجد آيا صوفيا من أن يستمر صدى الكلامت اإللهية يف قبته آلالف السنني وأن يكون وسيلة خري لبلدنا وألمتنا وللعامل اإلسالمي بأرسه ولكل الناس الذين يكنون يف قلوبهم الحب والتسامح. رئيس الجمهورية التركية رجب طيب أردوغان 2 المقدمة لقد أمنا فتح آيا صوفيا للعبادة مرة أخرى كمسجد من خالل املرسوم يوليو 10 الرئايس الذي أصدرناه بعد قرار املحكمة اإلدارية العليا يف ، والتي 1934 والذي نص عىل إلغاء الئحة مجلس الوزراء بتاريخ2020 .كانت قد حولت آيا صوفيا من مسجد إىل متحف إن استعادة آيا صوفيا مكانتة كمسجد هو حلم تحقق ليس فقط لألمة الرتكية ولكن لجميع املسلمني يف جميع أنحاء العامل. إن توافد أمتنا عىل مسجد آيا صوفيا بعد الخطوات التي اتخذناها إلعادة آيا صوفيا إىل مسجد وكام رسائل الفرح التي أتت من جميع أنحاء العامل إمنا هي أعظم أدلة عىل الحب والحنني الذين يظهران حيال هذا املعبد العظيم. عامًا، كمسجد، 86 أنا أؤمن بأن إعادة افتتاح آيا صوفيا الحزين منذ إمنا يرتجم مشاعر أمتنا ومشاعر جميع املسلمني. مسجد آيا صوفيا، الذي لطاملا تعاملنا معه باحرتام دائم عرب التاريخ، قد احتضن البرشية جمعاء لقرون من خالل املحافظة عىل تراثه اإلسالمية.- املشرتك وعىل أناقته العليا لجاملية الفن للثقافة الرتكية لقد أعتنى أجدادنا بهذا املعبد املقدس الذي هو أمانة السلطان محمد الفاتح مثل نور اعينهم ونحن أيضاً سوف نعتني مبسجد آيا صوفيا كام إعتنينا مبمتلكاتنا التاريخية والثقافية األخرى يف بلدنا. إن مسجد آيا صوفيا هو أيضاً مؤرشعىل مدى اتساع إطار الحريات الدينية يف بلدنا. لذا فإن مسجد آيا صوفيا باإلضافة إىل العديد من املساجد التاريخية يف تركيا ستكون أبوابه مفتوحه بشكل دامئي ملواطنينا ذوي املعتقدات األخرى وكذلك أمام الزوار القادمني إىل بلدنا. إن استعادة مسجد آيا صوفيا ملكانته كمكان للعبادة مل تفقده أيضاً صفته كرتاث ثقايف عاملي. سيستمر مسجد آيا صوفيا، أمانة أجدادنا ومؤرش النرص الذي أغلق عرصاً وفتح عرص يف أخذ مكانته كرصح يف الرتاث الثقايف العاملي وبخاصيتة التي أضافت الجاملية ملالمح اسطنبول. عاماً إمنا هو بالطبع حدث 86 إن افتتاح آيا صوفيا كمسجد بعد تاريخي. ولكننا لن نسمح عن طريق إبعاد هذا القرار خارج مجراه ألن يكون هذا املسجد وسيلة ألولئك الذين يتقيأون حقدهم عىل مدى القرون وال للذين يبحثون عن ذرائع للعداء عىل اإلسالم. إن مسجد آيا صوفيا، بخصائصه التاريخية والدينية والثقافية، هو أفضل رد عىل جرائم الكراهية املرتكبة ضد املسلمني يف أنحاء مختلفة من العامل، وخاصة ضد اإلسالموفوبيا التي تتزايد يف أوروبا. عىل الرغم من أحداث العنف املتزايدة باستمرار ضد املسلمني أال إنه ميكن أن يذهب الناس من جميع األديان يف تركيا إىل معابدهم وبكل حرية. كام يتم العناية بشكل كبري بسالمة وأمن الكنائس واملعابد اليهودية. 188 مسجد آيا صوفيا AYASOFYA CAMİİ HAGIA SOPHIA MOSQUE ،آمانة السلطان الفاتح محمد خان كنز اإلنسانية املشرتك FATIH SULTAN MEHMED HAN’IN EMANETI, İNSANLIĞIN ORTAK HAZINESI THE TRUST OF FATIH SULTAN MEHMED KHAN, THE COMMON HERITAGE OF HUMANITY ISBN: 978-605-06504-3-3