TÜRKİYE’NİN DOĞU AKDENİZ VE EGE’DEKİ HAKLARI VE İDDİALARI Türkiye’s Rights and Claims in Eastern Mediterranean and Aegean TÜRKİYE’NİN DOĞU AKDENİZ VE EGE’DEKİ HAKLARI VE İDDİALARI Türkiye’s Rights and Claims in Eastern Mediterranean and Aegean TÜRKİYE’NİN DOĞU AKDENİZ VE EGE’DEKİ HAKLARI VE İDDİALARI Türkiye’s Rights and Claims in Eastern Mediterranean and Aegean İletişim | Contact Kızılırmak Mahallesi Mevlana Bulv. No:144 Çukurambar Ankara/TÜRKİYE T +90 312 590 20 00 | webinfo@iletisim.gov.tr | www.iletisim.gov.tr Prestij Grafik Rek. ve Mat. San. ve Tic. Ltd. Şti. T +90 212 489 40 63, İstanbul Matbaa Sertifika No: 45590 Baskı | Print © 2022 CUMHURBAŞKANLIĞI İLETİŞİM BAŞKANLIĞI YAYINLARI PUBLICATIONS BY PRESIDENCY’S DIRECTORATE OF COMMUNICATIONS Yayıncı Sertifika No: 45482 2. Baskı, İstanbul, 2022 | 2nd Edition, Istanbul TÜRKİYE’NİN DOĞU AKDENİZ VE EGE’DEKİ HAKLARI VE İDDİALARI 4 | TÜRKİYE’S RIGHTS AND CLAIMS IN EASTERN MEDITERRANEAN AND AEGEAN ÖN SÖZ | 5 U luslararası hukuktan doğan haklarını sonuna kadar savunan, bölgesindeki terörizm ve uluslararası göç gibi sorunların kalıcı çözümüne katkıda bulunan, komşularıyla karşılıklı işbirliğine dayalı politikalar üreten bir ülke olarak Türkiye, bulunduğu coğrafyada istikrar ve barışın değişmez unsuru olarak varlığını sürdürmektedir. Türkiye’nin bu yaklaşımı Ege ve Doğu Akdeniz’de yaşadığı sorun- lar için de geçerlidir. Türkiye, Ege ve Doğu Akdeniz’de yaşadığı uyuşmazlıkların çözümünde hakkaniyet, diyalog ve işbirliğini esas almaktadır. Yunanistan ile ilişkilerinde Türkiye her zaman diyaloga açık olan taraf olmuş ve bunu her fırsatta dile getirmiştir. Yapıcı ve somut fikirlerle çözümü desteklemiştir. Ege sorunları- nın çözümü de sadece ülkelerin üzerinde mutabakata vardıkları, meşru hak ve çıkarlarına karşılıklı saygı gösteren bir ortak payda üzerine inşa edildiği takdirde işlevsel ve kalıcı olacaktır. Ö N S Ö Z 6 | TÜRKİYE’NİN DOĞU AKDENİZ ve EGE’DEKİ HAKLARI VE İDDİALARI Bununla birlikte, Yunanistan Türkiye’yi asılsız ithamlarla suç- lamakta, Ege sorunlarını sadece kıta sahanlığına indirgeyerek uluslararası kamuoyunu yanıltmakta ve birbiriyle bağlantılı so- runların çözümünü imkânsız kılmaktadır. Elinizdeki çalışmanın amacı, Türkiye’nin Yunanistan ile arasındaki sorunlara yönelik yaklaşımını ortaya koymak ve Yunanistan’ın Türkiye’ye yönelt- tiği suçlamaların asılsız ve çözümü engelleyici nitelikte olduğunu göstermektir. Türkiye, Yunanistan ile sorunları iyi komşuluk ilişkileri içerisin- de, hakkaniyetli, adil ve uluslararası hukuka uygun bir şekilde, barışçıl yöntemlerle çözülmesi için çalışmaya devam edecektir. PROF. FAHRETTIN ALTUN TÜRKİYE CUMHURİYETİ CUMHURBAŞKANLIĞI İLETİŞİM BAŞKANI ÖN SÖZ | 7 TÜRKİYE’NİN DOĞU AKDENİZ VE EGE’DEKİ HAKLARI VE İDDİALARI Uluslararası hukuka göre adaların deniz yetki alanlarının belirlenmesinde özel ve ilgili durumların göz önüne alınması gerekmektedir. Türkiye, Ege ve Doğu Akdeniz’deki uyuşmazlıkların çözümünde hakkaniyet, diyalog ve işbirliğini esas almakta, uluslararası hukuktan ayrılmamaktadır. Kendine özgü coğrafi koşulları olan yarı kapalı Ege Denizi’nde Yunanistan’ın karasularını tek taraflı olarak 6 deniz milinin üzerine çıkarması uluslararası hukuka aykırıdır. Böyle bir girişim, Türkiye ve diğer ülke gemilerinin açık denizlere serbestçe erişim haklarının ortadan kalkması ve Türkiye’nin açık denizlerden yararlanma imkânının kısıtlanması anlamına gelecektir. 01 02 03 BMDHS’nin bazı hükümlerine çekince konulmasını sağlayacak bir mekanizma bulunmadığı için Türkiye, sözleşmeye taraf olmamıştır. Türkiye’nin Doğu Akdeniz, Ege ve Kıbrıs’taki tutum ve politikaları yapıcı ve işbirliği odaklıdır. Türkiye uluslararası hukuktan kaynaklanan haklarını çiğnetmemek konusunda kararlıdır. Türkiye, Yunanistan ile yaşanan sorunların birbiriyle ilintili olduğuna ve bütüncül bir yaklaşımla ele alınması gerektiğine inanmaktadır. 04 05 06 Doğu Ege Adalarının gayrı askeri statüsü Yunanistan tarafından uluslararası hukuka aykırı bir şekilde esaslı şekilde ihlal edilmektedir. 07 Egemenliği Antlaşmalarla Yunanistan’a Devredilmemiş Ada, Adacık ve Kayalıklar (EGAYDAAK) iki ülke arasındaki deniz sınırlarının belirlenmesinin önündeki engellerden birisidir. 08 Türkiye’nin Akdeniz’deki sismik araştırma ve keşif faaliyetleri uluslararası hukuka uygun olarak, Türkiye’nin meşru hak ve menfaatleri çerçevesinde icra edilmektedir. 09 Doğu Akdeniz’de üçüncü tarafların meşru hak ve menfaatlerini hiçe sayan antlaşmalar bölge istikrarına hizmet etmeyecektir. 10 Türkiye’nin düzensiz göçmen konusunda bugüne kadar yaptıkları uluslararası kamuoyunun takdirine mazhar olmuştur. 11 Türkiye, uluslararası alanda sorumluluk sahibi ve NATO üyesi bir ülke olarak, Avrupa açısından güvenlik ve istikrarın sağlanmasında kritik bir rol oynamaktadır. 12 Türkiye’nin girişimleri bölgesel ve uluslararası düzeyde olumlu ve somut sonuçlara yol açacak; barış, istikrar ve sürdürülebilir kalkınmayı güçlendirecek şekilde yürütülmektedir. 13 Uluslararası hukuka göre deniz yetki alanları belirlenmesinde hakkaniyete uygun sonuç ve üçüncü tarafların haklarını ihlal etmeyen karşılıklı mutabakat esastır. Bir coğrafi formasyonun ada olması ile deniz yetki alanına sahip olması bakımından doğrudan bir bağlantı bulunmamaktadır. Adaların hangi koşullarda deniz yetki alanına sahip olacağı ve etki derecesi ise ilgili hukuki koşulların varlığına bağlıdır. Adaların her koşulda ana karalar ile aynı deniz yetki alanlarına sahip olduğunu ileri sürmek hukuka aykırı ve yanlış bir tutumdur. Uluslararası hukuka göre adaların deniz yetki alanlarının belirlenmesinde özel ve ilgili durumların göz önüne alınması gerekmektedir. 01 12 | TÜRKİYE’NİN DOĞU AKDENİZ ve EGE’DEKİ HAKLARI VE İDDİALARI Ege denizi ve Akdeniz’e uzanan deniz alanları gibi kendine has coğrafi özellikleri olan denizlerde, karasularının genişliğinin artırılması ve deniz yetki alanı belirleme konuları ilgili kıyı devletlerinin haklarını ihlal etmemelidir. Yunanistan’ın iddiasına göre, Meis adası Yunanistan’a yaklaşık 40.000 km2 deniz yetki alanı sağlamakta ve Türkiye’yi Antalya Körfezi’ne hapsetmektedir. Meis adası Yunan iddialarının absürdlüğünü en çarpıcı şekilde ortaya koymaktadır. Türkiye’ye uzaklığı yaklaşık 2 km, Yunanistan’a ise 580 km olan Meis adasının yüzölçümü yaklaşık 10 km2’dir. Bu adanın, Türkiye’yi Antalya Körfezi’ne hapsedecek şekilde geniş bir deniz yetki alanı yaratması rasyonel ve uluslararası hukuka uygun bir tez değildir. Ayrıca, Türkiye’nin adaların durumuna dair hukuki tezlerini destekleyen çok sayıda uluslararası mahkeme kararı ve devlet uygulaması bulunmaktadır. 1985’teki Libya-Malta, 1977’deki Fransa-İngiltere, 2009’daki Ukrayna-Romanya, 2012’deki Nikaragua-Kolombiya bu kararların örneklerinden bazılarıdır. TÜRKİYE’NİN DOĞU AKDENİZ ve EGE’DEKİ HAKLARI VE İDDİALARI | 13 Lozan Barış Antlaşmasına esas teşkil eden hususlardan biri, Ege Denizi’nden eşit koşullarda yararlanılması ve denge tesis edilmesidir. Yunanistan, Lozan dengesini bozarak karasuları genişliğini 1936’da 3 deniz milinden 6 deniz miline çıkarmıştır. Kendine özgü coğrafi koşulları olan yarı kapalı Ege Denizi’nde Yunanistan’ın karasularını tek taraflı olarak 6 deniz milinin üzerine çıkarması uluslararası hukuka aykırıdır. Böyle bir girişim, Türkiye ve diğer ülke gemilerinin açık denizlere serbestçe erişim haklarının ortadan kalkması ve Türkiye’nin açık denizlerden yararlanma imkânının kısıtlanması anlamına gelecektir. 02 YUNANİSTAN TÜRKİYE 14 | TÜRKİYE’NİN DOĞU AKDENİZ ve EGE’DEKİ HAKLARI VE İDDİALARI Uluslararası hukuka göre devletlerin deniz alanları sınırları belirlenirken, özel durumları göz önünde bulunduracak şekilde diğer devletlerin açık denizlere erişimini engellememe yükümlülüğü bulunmaktadır. Kendine özgü coğrafi koşulları olan yarı kapalı Ege Denizi’nde Yunanistan’ın karasularını tek taraflı olarak 6 deniz milinin üzerine çıkarması uluslararası hukuka aykırıdır. Böyle bir girişim, Türkiye ve diğer ülke gemilerinin açık denizlere serbestçe erişim haklarının ortadan kalkması ve Türkiye’nin açık denizlerden yararlanma imkânının kısıtlanması anlamına gelecektir. BMDHS’nin devletlere karasuları genişliğini 12 deniz miline çıkarma hakkı tanıyan hükümlerine karşı sözleşmeye taraf olmayan Türkiye sürekli itiraz eden devlet konumunda olduğundan, bu kural örf ve adet hukuku olarak Türkiye’ye karşı ileri sürülemez. Yunanistan’ın haksız ithamlarının aksine, Türkiye herhangi bir ülkeyi haklarından mahrum bırakmak çabasında değildir. Tam tersine uluslararası hukuktan kaynaklanan haklarını Yunanistan’ın mütecaviz girişimlerine karşı savunmaktadır. TÜRKİYE’NİN DOĞU AKDENİZ ve EGE’DEKİ HAKLARI VE İDDİALARI | 15 Türkiye, Ege ve Doğu Akdeniz’deki uyuşmazlıkların çözümünde hakkaniyet, diyalog ve işbirliğini esas almaktadır. Ege ve Doğu Akdeniz’deki uyuşmazlıkların çözümünde, Türkiye kendisinin ve Kıbrıs Türklerinin hak ve menfaatlerinin savunulması bağlamında hiçbir zaman uluslararası hukuktan ayrılmamıştır. Bu noktada, Yunanistan tarafından ortaya atılan Türkiye’nin uluslararası mahkemelere başvurmaktan kaçındığı iddialarının haksızlığı aşikârdır. Türkiye, Ege ve Doğu Akdeniz’deki uyuşmazlıkların çözümünde hakkaniyet, diyalog ve işbirliğini esas almakta, uluslararası hukuktan ayrılmamaktadır. 03 16 | TÜRKİYE’NİN DOĞU AKDENİZ ve EGE’DEKİ HAKLARI VE İDDİALARI Doğu Akdeniz’deki deniz yetki alanlarımızın sınırları, Karadeniz’de olduğu gibi, gelecekte ilgili kıyıdaş devletler arasında hakkaniyet ilkesine uygun şekilde yapılacak ikili veya çok taraflı deniz yetki alanları sınırlandırma antlaşmalarıyla, bu mümkün olamadığı takdirde uluslararası yargı organları gibi üçüncü taraf çözüm yöntemleriyle belirlenecektir. Türkiye hakkaniyetli bir çözüme ulaşmak üzere Yunanistan ile masaya oturmak için kararlılığını her fırsatta dile getirmektedir. Bu nedenle, Yunanistan’a istişari görüşmeleri başlatmayı önermektedir. Yunanistan hükümeti bu görüşmeleri yeniden başlatmayı kabul etmemiştir. TÜRKİYE’NİN DOĞU AKDENİZ ve EGE’DEKİ HAKLARI VE İDDİALARI | 17 Uluslararası hukukun kaynakları; hukukun genel ilkeleri, sözleşmeler, örf-adet (yapılageliş) hukuku ve mahkeme kararlarıdır. Girişimci ve insani nitelikleri ile ön plana çıkan Türk dış politikasında uluslararası hukuka riayet çok önemli bir yere sahiptir. Türkiye, Yunanistan ve bazı çevreler tarafından haksız bir şekilde uluslararası hukuka riayet etmemekle suçlanmakta ve bunun kanıtı olarak BMDHS’ni imzalamaması gösterilmektedir. Meşru hak ve iddialarını savunurken bile uluslararası hukuka bağlı kalan bir devlet olarak Türkiye, pek çok uluslararası BMDHS’nin bazı hükümlerine çekince konulmasını sağlayacak bir mekanizma bulunmadığı için Türkiye, sözleşmeye taraf olmamıştır. 04 18 | TÜRKİYE’NİN DOĞU AKDENİZ ve EGE’DEKİ HAKLARI VE İDDİALARI sözleşmenin tarafıdır. BMDHS’nin bazı hükümlerine çekince konulmasını sağlayacak bir mekanizma bulunmadığı için Türkiye, sözleşmeye taraf olmamıştır. Ayrıca BMDHS’yi imzalamayan tek ülke Türkiye değildir. Türkiye’nin hakkaniyet vurgusu uluslararası hukuka dayanmaktadır. Üçüncü tarafların hak ve menfaatlerini çiğneyen antlaşmalar hakkaniyetli bir durum yaratmaz. Yunanistan’ın uluslararası hukukun dar ve yanlış bir yorumuyla Türkiye’yi Ege ve Akdeniz’de dar bir kıyı şeridine mahkûm etme arayışı hakkaniyetli bir tutum değildir. TÜRKİYE’NİN DOĞU AKDENİZ ve EGE’DEKİ HAKLARI VE İDDİALARI | 19 Türkiye, Yunanistan ile arasındaki özellikle Ege Denizindeki anlaşmazlıkların diyalog ve diplomasi yoluyla barışçıl bir şekilde çözülmesini istemektedir. Bunun tersine, Doğu Akdeniz’de maksimalist politika izleyen, Türkiye’nin en uzun kıyı şeridine sahip olmasını ve Kıbrıslı Türklerin varlığını yok sayarak tek taraflı politikalar benimseyen Yunanistan’dır. Türkiye’nin provokatif ve kışkırtıcı olduğu ithamı büyük bir haksızlıktır. Yunanistan Doğu Akdeniz’de benimsediği maksimalist politikalarını gözden geçirmelidir. İki ülke arasındaki esas gerilim kaynağı, Yunanistan’ın uluslararası hukuku göz ardı eden tutumudur. Yunanistan bölgede işbirliği geliştirmekten ziyade Türkiye’nin önünü tıkamayı ve haklarını gasp etmeyi önceleyen bir politika takip etmektedir. Türkiye’nin Doğu Akdeniz, Ege ve Kıbrıs’taki tutum ve politikaları yapıcı ve işbirliği odaklıdır. Türkiye uluslararası hukuktan kaynaklanan haklarını çiğnetmemek konusunda kararlıdır. 05 20 | TÜRKİYE’NİN DOĞU AKDENİZ ve EGE’DEKİ HAKLARI VE İDDİALARI Türkiye ve Kıbrıslı Türkler her zaman işbirliğinden ve çözümden yana olduğunu göstermiştir. Örneğin Annan Planını reddeden ve Kıbrıs’ta kalıcı çözümü engelleyen de Kıbrıslı Rumlardır. Kıbrıs Sorununun temelinde, Rum tarafının kendisini adanın tek temsilcisi olarak görerek KKTC’nin egemen ve eşit haklarını yok sayması yer almaktadır. Kıbrıs Rum tarafı ayrıca uluslararası kamuoyunda “Cyprus” ile GKRY’yi özdeşleştirmeye çalışmaktadır. Kıbrıs Türk tarafı, Kıbrıs Sorununun adil, kalıcı ve sürdürülebilir bir çözüme kavuşturulması için bugüne kadar yapıcı bir biçimde her türlü çabayı göstermiştir. Ancak bu olumlu anlayış hiçbir dönemde Kıbrıs Rum tarafından karşılık görmemiştir. Bugün gelinen noktada Kıbrıs’ta egemen eşitliğe dayalı iki devletli çözüm artık tek yoldur. KKTC makamları Kıbrıs Rum tarafına 2011, 2012 yıllarında ve son olarak 13 Temmuz 2019 tarihinde yapıcı önerilerde bulunmuşlardır. KKTC’nin Türkiye tarafından da desteklenen bu önerileri, Türk tarafının kararlı bir biçimde çaba gösterdiğini ortaya koyarken, bu çabalar Güney Kıbrıs Rum Yönetimi tarafından karşılık görmemektedir. Güney Kıbrıs Rum Yönetimi Kıbrıs Türk halkına her platformda haksız bir izolasyon uygulanmasını istemekte ve Avrupa Birliği’ni bu amaçları doğrultusunda kullanmaktadır. Halen uygulanmakta olan bu izolasyon, iki halk ve iki taraf arasındaki derin güven bunalımını körüklemekte ve Ada’da önemli alanlarda işbirliğini engellemektedir. Kıbrıs Adası’nda denenmiş ve başarısız olmuş çözüm önerileri yerine egemen eşitlik temelinde iki devletli çözüm artık tek alternatiftir. Kıbrıs Türk halkını yok sayan ve Ada’nın tamamında söz sahibi olmak isteyen bir anlayışa karşı, garantör devlet olarak Türkiye’nin sessiz kalması ve bunu kabul etmesi düşünülemez. Türkiye’nin kendisinin ve Kıbrıslı Türklerin uluslararası hukuktan kaynaklanan haklarının korunmasındaki kararlılığını provokasyon olarak nitelemek Yunanistan ve ona müzahir çevrelerin etkisiz bir manipülasyon girişiminden ibaret kalmaktadır. TÜRKİYE’NİN DOĞU AKDENİZ ve EGE’DEKİ HAKLARI VE İDDİALARI | 21 Türkiye, Yunanistan ile yaşanan sorunların birbiriyle ilintili olduğuna ve bütüncül bir yaklaşımla ele alınması gerektiğine inanmaktadır. 06 Yunanistan Ege’de iki ülke arasında Uluslararası Adalet Divanına gidilerek çözülebilecek olan “kıta sahanlığının sınırlarının belirlenmesi” sorunundan başka bir sorun olmadığını ve Türkiye’nin birçok başka konuyu müzakerelere dâhil ederek, çözümsüzlüğü tercih ettiğini iddia etmektedir. Yunanistan’ın bu “tek sorun-tek çözüm” tutumu gerçekleri hiçbir şekilde yansıtmamaktadır. Türkiye, BM Şartı’nın 33. maddesinde zikredilen hiçbir barışçıl çözüm yöntemini dışlamamaktadır. Türkiye ile Yunanistan arasında; Egemenliği Antlaşmalar ile Yunanistan’a Devredilmemiş Ada, Adacık ve Kayalıkların aidiyeti, karasuları genişliğinin belirlenmesi, kıta sahanlığı sınırlandırılması, Yunanistan’ın uluslararası hukuka aykırı olarak ulusal hava sahasının 10 deniz mili genişliğinde olduğunu iddia etmesi, Gayriaskeri Statüdeki Adaların statüsünü aşındıran faaliyetler, Uçuş Malumat Bölgesi (FIR) ve Arama-Kurtarma (SAR) Bölgesi sorumluluklarının Yunanistan tarafından istismar edilmesi ve Yunanistan’ın Doğu Akdeniz’de deniz yetki alanlarının paylaşımına yönelik maksimalist talepleri başta olmak üzere birbiri ile bağlantılı olarak çözülmesi gereken birçok sorun alanı bulunmaktadır. Zira bu sorunlar, Yunanistan’ın iyi komşuluk ilişkilerine sığmayan maksimalist tutumundan kaynaklanmaktadır. Gelinen noktada, Yunanistan ile Ege’de yaşanan sorunlar, Doğu Akdeniz ve Kıbrıs konularıyla yakından bağlantılı hale gelmiştir. Türkiye Yunanistan ile çeşitli karmaşık konuları görüşmeye hazırdır ancak Yunan hükümeti Türkiye ile samimi diyalog ve müzakereye yanaşmamaktadır. 22 | TÜRKİYE’NİN DOĞU AKDENİZ ve EGE’DEKİ HAKLARI VE İDDİALARI 1923 Lozan Antlaşması ve 1947 Paris Antlaşması da dâhil olmak üzere birtakım uluslararası antlaşmalarla Doğu Ege Adaları’na gayriaskeri statü tesis edilmiştir. Yunanistan uluslararası hukuk çerçevesinde ahdi taahhütlerini ve antlaşmalardan doğan yükümlülüklerini esaslı şekilde ihlal ederek 1960’lardan beri adaları silahlandırarak Doğu Ege Adalarının gayrı-askeri statüsüne aykırı hareket etmektedir. Türkiye’nin GASA’ların statülerinin Yunanistan tarafından aşındırıldığına ilişkin 02 Nisan 1969 tarihli Notası’na cevaben Yunanistan, 10 Mayıs 1969 tarihli Notası ile gayriaskeri statüdeki adaların statüsünü bozmadığını beyan etmiştir. Bu tarihten günümüze kadar GASA ihlalleri nota yöntemi ve muhtelif kanallar vasıtasıyla uluslararası kamuoyunda gündeme getirilmiştir. Türkiye BM Daimi Temsilciliği tarafından BM’ye sunulan 30 Eylül 2021 tarihli Mektup Doğu Ege Adalarının gayrı askeri statüsü Yunanistan tarafından uluslararası hukuka aykırı bir şekilde esaslı şekilde ihlal edilmektedir. 07 24 | TÜRKİYE’NİN DOĞU AKDENİZ ve EGE’DEKİ HAKLARI VE İDDİALARI ile Yunanistan’ın 1923 Lozan ve 1947 Paris Barış Antlaşmalarının gayriaskeri statüye ilişkin hükümlerini esaslı ihlale (material breach) devam ettiği belirtilmiş, bu durumun Yunanistan’a gayriaskeri statü tesis edilerek bahse konu statüde kalması şartıyla devredilen 23 adanın egemenliğinin tartışmalı hale geldiği vurgulanmıştır. Türkiye gerek Yunanistan’ın gerekse üçüncü ülkelerin gayri-askeri statüyü ihlal eden eylemlerini başlangıcından itibaren düzenli ve sürekli olarak protesto etmiş ve gerekli girişimlerde bulunmuştur. Diğer taraftan, Yunanistan 1993’te Uluslararası Adalet Divanının zorunlu yargı yetkisini kabul ederken, “ulusal güvenlik çıkarları” ile ilgili askeri önlemlerden kaynaklı hususlara ilişkin olarak Divanın zorunlu yargı yetkisine çekince koymuştur. Yunanistan bu şekilde adaların silahlandırılmasına ilişkin bir tartışmanın Uluslararası Adalet Divanı’na gitmesini engellemeyi hedeflemiştir. Bu durum, Yunanistan’ın antlaşma yükümlülüklerini ihlal ettiğinin Yunanistan tarafından zımnen kabul edilmesidir. Yunanistan bazı çevrelerin teşvik ve telkini sonucunda Türkiye ile olan ilişkilerini hukuksuzluk ve husumet üzerine kurgulamaya çalışmakta, diyalog ve işbirliğini geri plana atmaktadır. TÜRKİYE’NİN DOĞU AKDENİZ ve EGE’DEKİ HAKLARI VE İDDİALARI | 25 Ege’de uluslararası antlaşmalarla isimleri açıkça belirtilerek, 1923 Lozan Antlaşması ile Yunanistan’a ve İtalya’ya devredilen ve müteakiben 1947 Paris Antlaşması ile İtalya tarafından Yunanistan’a devredilen ada, adacık ve kayalıkların dışında kalan bütün coğrafi formasyonlar hakkında söz konusu antlaşmaların farklı yorumlanmasından kaynaklanan bir uyuşmazlık bulunmaktadır. Egemenliği Antlaşmalarla Yunanistan’a Devredilmemiş Ada, Adacık ve Kayalıklar (EGAYDAAK) iki ülke arasındaki deniz sınırlarının belirlenmesinin önündeki engellerden birisidir. 08 26 | TÜRKİYE’NİN DOĞU AKDENİZ ve EGE’DEKİ HAKLARI VE İDDİALARI Tartışma, ilgili ve geçerli uluslararası enstrümanların egemenlik ile ilgili hükümlerinin anlamı, kapsamı ve hukuki sonuçlarına ilişkin tarafların birbirinden farklı yorumlarından doğan iddiaların bir ürünü olarak ortaya çıkmıştır. Türkiye, uluslararası alanda geçerliliği olan enstrümanlarla açık bir biçimde Yunanistan’a bırakılmış olan adalar, adacıklar ya da bu tür formasyonlar üzerinde herhangi bir hak iddia etmemektedir. Ancak Ege Denizi’nde egemenliği antlaşmalarla Yunanistan’a devredilmeyen birçok ada, adacık ve kayalık olduğu da tartışmasız bir gerçektir. Bu tartışmalı coğrafi formasyonlardan bazıları Türkiye’nin Ege Denizi sahillerine çok yakındır. Bu mesele, iki ülke arasındaki deniz sınırlarının belirlenmesinin önündeki engellerden biridir. Daha da önemlisi, Ege’deki başta karasuları sorunu olmak üzere diğer tüm sorunların çözümünü etkileyecek pozisyondadır. EGAYDAAK üzerinde; Yunanistan’ın hukuka aykırı, fiili devlet uygulamaları yaptığı tespit edilmektedir. Ancak Yunanistan’ın söz konusu tek taraflı devlet uygulamaları, uluslararası hukuka göre bu adalar üzerindeki egemenliğin tesisine ilişkin belirleyici bir unsur teşkil etmemektedir. TÜRKİYE Türkiye, BM’ye bildirdiği kıta sahanlığı sınırları içinde sismik araştırma faaliyetlerinde bulunmaktadır. Yunanistan, Doğu Akdeniz’de resmi bir kıta sahanlığı bildirimi/münhasır Türkiye’nin Akdeniz’deki sismik araştırma ve keşif faaliyetleri uluslararası hukuka uygun olarak, Türkiye’nin meşru hak ve menfaatleri çerçevesinde icra edilmektedir. 09 28 | TÜRKİYE’NİN DOĞU AKDENİZ ve EGE’DEKİ HAKLARI VE İDDİALARI ekonomik bölge ilanında bulunmamasına rağmen Türkiye’nin sismik araştırma faaliyetlerinin kendi kıta sahanlığında gerçekleştirdiğini iddia etmektedir. Yunanistan iddiasını başta Meis olmak üzere, kendi ana karasından uzaktaki adalarının varlığına ve adalara da ana karayla aynı statünün tanınması gerektiği düşüncesine dayandırmaktadır. Yunanistan’a göre yüzölçümü 10 kilometrekare olan, Anadolu’ya yaklaşık 2 km, Yunan ana karasına ise 580 km uzaklıkta olan bir adanın 40.000 kilometrekare genişliğinde kıta sahanlığına sahip olması gerekir. Böylesi bir durum hakkaniyete uygun olmadığı gibi hakkın kötüye kullanımının en açık örneğidir. TÜRKİYE’NİN DOĞU AKDENİZ ve EGE’DEKİ HAKLARI VE İDDİALARI | 29 Yunanistan ve Güney Kıbrıs Rum Yönetimi, Doğu Akdeniz’de deniz yetki alanları konusunda hukuksuz ve yetkisiz olarak bazı ülkelerle antlaşmalar imzalamaktadır. Bu girişimler, Türkiye ve Kıbrıs Türklerinin haklarını yok saymakta ve Kıbrıs’taki çözüm müzakerelerini olumsuz etkilemektedir. Türk araştırma gemileri Türkiye’nin BM’ye bildirdiği deniz alanlarında varlık göstermektedir. Yunan tarafı Türk gemilerinin Doğu Akdeniz’deki mevcudiyetini gerginliği artırıcı bir tutum olarak nitelemekte ve diyalog imkânını bu gemilerin çekilmesi koşuluna bağlamaktadır. Oysa Türkiye, BM’ye bildirilen deniz alanlarında meşru hak ve menfaatleri çerçevesinde faaliyet yürütmektedir. Yunanistan’ın diyalogun başlamasını bir ön koşula bağlaması yapıcı bir tutum değildir.Yunanistan-Mısır antlaşması, Türkiye’nin Almanya’nın arabuluculuğunda Doğu Akdeniz’de üçüncü tarafların meşru hak ve menfaatlerini hiçe sayan antlaşmalar bölge istikrarına hizmet etmeyecektir. 10 TÜRKİYE LİBYA 30 | TÜRKİYE’NİN DOĞU AKDENİZ ve EGE’DEKİ HAKLARI VE İDDİALARI diplomasiye şans verdiği bir süreçte korsanca bir gayretle imzalanmıştır. Aynı zamanda, bu antlaşma BM’ye bildirdiğimiz kıta sahanlığı sınırlarımızı, TPAO’ya verdiğimiz ruhsat sahalarını ihlal etmektedir. Mısır ise, Türkiye ana karasıyla ortay hat esas alınarak imzalanacak bir antlaşmaya nazaran 6 bin kilometrekare alan kaybına uğramıştır. Ayrıca, Libya’nın da hakkı çiğnenmiştir. Hakkaniyetli bir şekilde kurgulanmayan bu antlaşmanın sağladığı faydadan çok daha fazla sorun çıkardığı aşikârdır. Doğu Akdeniz’de hakkaniyete dayanan ve üçüncü tarafların hukukunu ihlal etmeyen sınırlandırma antlaşmaları yapıldığı takdirde bölge devletleri mevcut durumdan daha büyük kazanımlar elde edilecek ve bölgesel istikrar ile refaha hizmet edilmiş olacaktır. TÜRKİYE’NİN DOĞU AKDENİZ ve EGE’DEKİ HAKLARI VE İDDİALARI | 31 Erenköy TÜRKİYE & KKTC & GKRY HİDROKARBON RUHSAT SAHALARI 32 | TÜRKİYE’NİN DOĞU AKDENİZ ve EGE’DEKİ HAKLARI VE İDDİALARI TPAO’NUN DOĞU AKDENİZ KITA SAHANLIĞIMIZDAKİ ARAMA RUHSATLARI TPAO’NUN KKTC TARAFINDAN VERİLEN ARAMA RUHSATLARI GKRY’NİN ARAMA RUHSATLARI TÜRKİYE’NİN DOĞU AKDENİZ ve EGE’DEKİ HAKLARI VE İDDİALARI | 33 Türkiye Doğu Akdeniz’deki uyuşmazlıkların çözümü ile kendisinin ve Kıbrıs Türklerinin hak ve menfaatlerinin savunulması noktasında hiçbir zaman uluslararası hukuk ve diyalogdan ayrılmayacaktır. Yunanistan tarafının haksız birtakım itham ve manipülasyon girişimlerinin aksine, Türkiye’nin Meis adasını tehdit etmesi hiçbir şekilde söz konusu değildir. Yıllarca Meis’te ikamet edenler sağlık vb. ihtiyaçları için Türkiye’ye gelmişlerdir. Bununla birlikte, adada haber yapmak isteyen Türk Türkiye’nin düzensiz göçmen konusunda bugüne kadar yaptıkları uluslararası kamuoyunun takdirine mazhar olmuştur. 11 34 | TÜRKİYE’NİN DOĞU AKDENİZ ve EGE’DEKİ HAKLARI VE İDDİALARI muhabirleri adaya sokmayan ve basın özgürlüğünü hiçe sayan Yunanistan’dır. Türkiye’nin göç konusunda Yunanistan’a Meriç üzerinden şantaj yaptığı şeklindeki haksız ithamların aksine 18 Mart Mutabakatı çerçevesinde yükümlülüklerini yerine getiren Türkiye sayesinde Avrupa’ya yasadışı geçişler % 92 oranında azalmıştır. Bu kapsamda yükümlülüklerini yerine getirmeyen ise, Avrupa Birliği ve Yunanistan’dır. 18 Mart Mutabakatı çerçevesinde, Türkiye, Yunanistan adalarına ulaşan sığınmacılardan sadece uluslararası koruma başvurusu reddedilenler veya uluslararası korumaya ihtiyacı olmayanların geri dönüşünü kabul etmektedir. Bugüne kadar (Nisan 2020) bu şartlara uygun 2.139 düzensiz göçmen Yunanistan’dan geri alınmıştır. Yunanistan ise AB kurucu antlaşmalarına ve uluslararası yükümlülüklerine aykırı olarak sığınma başvurularını 1 ay süreyle askıya almıştır ve sığınmacıları kayıt altına almadan ve iltica başvurularını dahi değerlendirmeden 18 Mart Mutabakatına aykırı olarak ülkemize göndermeye çalışmaktadır. Yunanistan’ın yeni iltica yasasının uluslararası standartlara ve AB direktiflerine uygun olmadığı yönündeki eleştiriler uluslararası örgütler tarafından da açıkça ortaya koyulmuştur. Öte yandan, tüm dünyada COVID-19 salgını nedeniyle kamu sağlığını ve güvenliğini korumak üzere tedbirler alınmaktadır. Nitekim, AB 18 Mart Mutabakatının önemli bir unsuru olan yeniden yerleştirme programını kamu sağlığını korumak için geçici süreyle askıya almıştır. Ülkemiz de aynı gerekçeyle 18 Mart Mutabakatında öngörülen geri alımları geçici olarak durdurmuş ve bunu Yunan makamlarına bildirmiştir. Yunanistan’daki sığınmacı kamplarının içler acısı durumu ve bu konuda Türkiye’yi örnek alması gerektiği kamplarımızı inceleyen Yunan basını tarafından da dile getirilmiştir. Yunanistan’a tavsiyemiz, sığınmacı kamplarında salgın nedeniyle insani felaket yaşanmaması için acil tedbir alması ve sığınmacıların yaşam ve sağlık hakkına saygı göstermesidir. TÜRKİYE’NİN DOĞU AKDENİZ ve EGE’DEKİ HAKLARI VE İDDİALARI | 35 Türkiye, dış politika gündemindeki tüm konulara sorumluluk sahibi bir ülke olarak insan odaklı, vicdani ve ilkeli bir anlayışla yaklaşmaktadır. NATO harekât ve misyonlarına en çok katkı sağlayan ilk beş ülke arasında yer alan Türkiye, Avrupa Konseyi, AGİT gibi Avrupa kurumlarının kurucu üyesidir. Bu bağlamda, Yunanistan’ın Türkiye’nin NATO’ya zarar verdiği ve AB ülkelerinin güvenliğini riske attığı ithamları kabul edilemez. NATO Genel Sekreteri Jens Stoltenberg’in Doğu Akdeniz’de istenmeyen “kaza ve olay” riskini azaltmaya yönelik Türkiye ile Türkiye, uluslararası alanda sorumluluk sahibi ve NATO üyesi bir ülke olarak, Avrupa açısından güvenlik ve istikrarın sağlanmasında kritik bir rol oynamaktadır. 12 36 | TÜRKİYE’NİN DOĞU AKDENİZ ve EGE’DEKİ HAKLARI VE İDDİALARI Yunanistan’ın teknik görüşmelere hazır olduğunu açıklamasına Türkiye destek vermiş fakat Yunanistan reddetmiştir. Yunanistan, NATO Genel Sekreteri’nin gerilimi azaltma girişimine bile olumsuz yaklaşmıştır. Yunanistan Rumlarla birlikte her fırsatta NATO ve AB’yi kullanarak maksimalist politikalarını gerçekleştirmeye ve bu kapsamda Türkiye’yi saldırganlıkla itham etmeye çalışmaktadır. Bu iddialarını dayatmak için AB’deki pozisyonlarını kötüye kullanmakta ve Türkiye ile AB arasındaki işbirliği ve stratejik bağları engellemeye çalışmaktadırlar. AB’nin sınırları Yunanistan’dan değil, güneyde Türkiye sınırlarıyla başlamaktadır. Türkiye, açık kapı politikasına rağmen Avrupa’ya yönelen düzensiz göçü durdurmaktadır. Suriye’de yaşanan insanlık dramında kapılarını açarak, bu insanlara sığınak olmuş, Avrupa’ya yönelecek bir göç akınını kesmiştir. Bu nedenle, AB’nin güvenliği konusunda Türkiye bir tehdit değil aksine güvenliğini güçlendiren bir aktör olmuştur. Bununla birlikte, AB’nin ülkemizin kendi kıta sahanlığı içinde yaptığı hidrokarbon faaliyetlerini eleştirmesi ve bunları durdurmamızı talep etmesi sınırları ve sabırları zorlamaktan başka bir şey değildir. Zira, AB Adalet Divanı’nın da teyit ettiği üzere, AB’nin bu konuda bir yetkisi yoktur. Bu talep AB’nin hem kendi müktesebatına hem de uluslararası hukuka aykırıdır. AB ve AB üyesi ülkeler, birlik dayanışması bahanesiyle Yunanistan’ın uluslararası hukuka aykırı maksimalist taleplerine destek olmamalıdırlar. Türkiye her zaman diyalog ve diplomasiye vurgu yaparken AB’nin yaptırım diline başvurması mevcut sorunların çözümüne yardımcı olmadığı gibi ülkemizin kararlılığını daha da artırmaktadır. Meseleye samimiyetle bir çözüm bulunması isteniyorsa, Yunanistan ve Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’nin bu durumun artık sürdürülemez olduğunu görmesi gerekmektedir. Sonuç olarak, AB Doğu Akdeniz’de çözüm arzu ediyorsa tarafsız davranmalı ve dürüst bir arabulucu olmalıdır. TÜRKİYE’NİN DOĞU AKDENİZ ve EGE’DEKİ HAKLARI VE İDDİALARI | 37 Türkiye uyuşmazlıkların hakkaniyete dayalı çözümü için diyalog ve işbirliğini savunmaktadır. Ancak kararlılığını sahada somut bir şekilde desteklemek suretiyle hak ve Türkiye’nin girişimleri bölgesel ve uluslararası düzeyde olumlu ve somut sonuçlara yol açacak; barış, istikrar ve sürdürülebilir kalkınmayı güçlendirecek şekilde yürütülmektedir. 13 38 | TÜRKİYE’NİN DOĞU AKDENİZ ve EGE’DEKİ HAKLARI VE İDDİALARI menfaatlerinin çiğnenmesinin önüne geçmektedir. Bunun örnekleri yakın geçmişte Kıbrıs’ta, günümüzde Suriye ve Doğu Akdeniz bağlamında gözlemlenmektedir. Dost ve müttefik çevreler dahi Türkiye’nin güvenlik endişelerini ve uluslararası hukuktan kaynaklanan haklarını yok sayma eğilimine girmektedir. Dahası, Türkiye’nin politikalarının bölgesel istikrarsızlığa sebep olduğuna dair haksız iddialar dile getirilmektedir. Suriye’de onuncu yılına yaklaşan kriz ve iç savaş Türkiye için pek çok sınamayı beraberinde getirmiştir. Türkiye’nin Suriye krizine dair temel politikası çatışmaların durdurulması, insani krizin önlenmesi, terör örgütleri ile mücadele ve Suriye halkının siyasi iradesinin yönetime yansıyacağı bir siyasi çözüm sürecinin başlatılması yönündedir. 4 milyona yakın Suriyeliyi ülkesinde misafir eden Türkiye, sahada terör örgütleri ve rejimle aktif mücadele ederek Suriyelilerin sığınabileceği güvenli bir bölge oluşmasına hizmet etmiştir. Siyasi ve diplomatik süreçler ilerlerken Suriyeli siviller ile terör örgütleri ve rejim şiddeti arasında duran tek ülke Türkiye’dir. Libya’da gayrimeşru Hafter güçlerinin Trablus taarruzunun durdurulması için BM tarafından tanınan meşru yönetimin yanında yer alan Türkiye, sahada yaşanan insani trajedinin derinleşmesini önlemiş ve uyuşmazlığın siyasi görüşmeler yoluyla çözülebilmesinin yolunu açmıştır. Türkiye, dost ve kardeş Libya halkının korunması için Libya’nın meşru hükümetini ve kurumlarını desteklemeye devam edecektir. Türkiye’nin politika ve tutumuna haksız ithamlar yönelten ülkelerin, Hafter’e askeri, mali ve siyasi destek vermek suretiyle Libya halkının maruz kaldığı mezalimde ve ülkenin sürüklendiği kaos ve istikrarsızlıkta sorumluluklarının bulunduğu unutulmamalıdır. Türkiye’nin bu yaklaşımı ortadayken, onu bölgesel istikrarsızlığa yol açmakla suçlamak kimsenin haddine değildir. TÜRKİYE’NİN DOĞU AKDENİZ ve EGE’DEKİ HAKLARI VE İDDİALARI | 39 Türkiye’s Rights and Claims in Eastern Mediterranean and Aegean 42 | TÜRKİYE’S RIGHTS AND CLAIMS IN EASTERN MEDITERRANEAN AND AEGEAN PREFACE | 43 T ürkiye has been maintaining its existence as an indispens- able element of stability and peace in the geography where it is located, as a country, which vigorously defends its rights arising from international law and treaties, makes contributions to a permanent solution to problems such as terrorism and international migration in its region and also produces policies based on mutual cooperation with its neighbours. This approach of Türkiye also applies to the problems it encounters in the Aegean and the Eastern Mediterranean. Türkiye grounds the resolution of disputes it faces in the Aegean and Eastern Mediterra- nean on equity, dialogue, and cooperation. Türkiye has always been open to dialogue in its relations with Greece and mentioned it at ev- ery opportunity. It has supported the solution with constructive and concrete ideas. The solution to the Aegean issues will be functional and permanent only if it is built on a common denominator on which the countries agree and which mutually respects their legitimate rights and interests. P R E F A C E 44 | TÜRKİYE’S RIGHTS AND CLAIMS IN EASTERN MEDITERRANEAN AND AEGEAN Nevertheless, Greece blames Türkiye with unfounded accusations, misleads the international public opinion by reducing the Aegean is- sues only to the continental shelf, and makes the solution of problems associated with each other impossible. The purpose of this document is to put forward Türkiye’s stance on its problems with Greece and to reveal that the accusations made by Greece against Türkiye are base- less and that they are hindering a solution. Türkiye will continue to strive to ensure that the problems with Greece are solved in good neighbourly relations, equitably and fairly and under international law. PROF. FAHRETTIN ALTUN PRESIDENCY OF THE REPUBLIC OF TÜRKİYE COMMUNICATIONS DIRECTOR PREFACE | 45 Türkiye’s Rights and Claims in Eastern Mediterranean and Aegean According to international law, islands cannot be regarded as having full jurisdiction without any conditions for determining maritime jurisdiction. In the resolution of disputes in Aegean and the Eastern Mediterranean, Türkiye grounds on equity, dialogue, and cooperation, and does not stray away from international law. Greece’s increase of the territorial waters to 12 nautical miles without Türkiye’s consent violates international law. This step significantly narrows Türkiye’s continental shelf, which in return substantially restricts our country’s opportunity to benefit from the seas. 01 02 03 Türkiye has not become a party to UNCLOS due to the lack of a mechanism that would allow it to put reservations on certain provisions. Türkiye’s stance and policies regarding the Eastern Mediterranean, Aegean, and Cyprus are constructive and cooperation-based. Türkiye is committed not to have its rights under international law infringed. Türkiye holds that the problems experienced with Greece are of interrelated nature and require a holistic approach for their address. 04 05 06 The demilitarized status of the Eastern Aegean Islands is compromised by Greece in a clear breach of international law. 07 The disputed islets and geographical formations in the Aegean Sea are one of the obstacles between the two countries in the delineation of maritime boundaries. 08 Türkiye’s seismic survey and exploration activities in the Mediterranean Sea are conducted in compliance with international law and within the framework of Türkiye’s legitimate rights and interests. 09 Agreements that disregard the legitimate rights and interests of third parties in the Eastern Mediterranean will not serve regional stability. 10 PREFACE | 49 Türkiye’s efforts on the refugees so far have been honoured by the international community. The accusation that the island of Meis was used as a threat is unacceptable. 11 Türkiye plays a critical role in ensuring security and stability for Europe as a responsible country in the international arena and as a NATO member country. 12 Türkiye’s initiatives are being carried out in such a manner that they will lead to favourable and concrete results at the regional and international levels; consolidate peace, stability, and sustainable development. 13 UNCLOS does not prioritize any method of determining maritime jurisdiction. In determining maritime jurisdiction areas under international law, an equitable result and mutual consensus that does not violate the rights of third parties are essential. It is a wrong attitude to accept that the islands automatically designate maritime jurisdiction at the same level as the main lands under all circumstances. The Greek government relies on this attitude to increase tension in line with its political ambitions. Increasing the width of territorial waters and determining maritime jurisdiction areas in seas with unique geographical According to international law, islands cannot be regarded as having full jurisdiction without any conditions for determining maritime jurisdiction. 01 50 | TÜRKİYE’S RIGHTS AND CLAIMS IN EASTERN MEDITERRANEAN AND AEGEAN TÜRKİYE’S RIGHTS AND CLAIMS IN EASTERN MEDITERRANEAN AND AEGEAN | 51 features such as the Aegean Sea and bodies of water extending into the Mediterranean should not violate the rights of the relevant coastal states. According to the allegation made by Greece, the island of Meis provides Greece with an approximately 40,000 km2 of maritime jurisdiction and imprisons Türkiye into the Gulf of Antalya. The island of Meis reveals the absurdity of Greek claims most strikingly. The island of Meis covers an area of approximately 10 km2 with a distance of 2 km from Türkiye and nearly 600 km from Greece. The fact that this island creates a continental shelf area of 40,000 km2 is not a rational argument and is in violation of international law. Besides, there are many court decisions and state practices in support of Türkiye’s legal arguments on the legal status of islands. Among them are some examples of these decisions such as Libya-Malta in 1985, France-UK in 1977, Ukraine-Romania in 2009, and Nicaragua-Colombia in 2012. 52 | TÜRKİYE’S RIGHTS AND CLAIMS IN EASTERN MEDITERRANEAN AND AEGEAN Greece justifies Article 3 of the UNCLOS to increase the territorial waters of the islands to 12 nautical miles. The article in question contains general provisions designed for large sea areas such as oceans and sets the upper limit. Greece’s increase of the territorial waters to 12 nautical miles without Türkiye’s consent violates international law. This step significantly narrows Türkiye’s continental shelf, which in return substantially restricts our country’s opportunity to benefit from the seas. 02 GREECE TÜRKİYE TÜRKİYE’S RIGHTS AND CLAIMS IN EASTERN MEDITERRANEAN AND AEGEAN | 53 Islands owned by Greece provide this country with a large area in the Aegean Sea. Furthermore, since the islands that belong to Greece are located in front of the Anatolian shores, they substantially restrict the area to be benefited by Türkiye in the Aegean Sea. The slightest increase in the coastal waters of Greece’s islands means the wide-open sea areas to turn into Greek coastal waters, thus resulting in a substantial restriction in Türkiye’s opportunity to benefit from the Aegean Sea. In this case, Türkiye’s continental shelf in these regions will be narrowed down in the same manner. This situation that will result in the violation of the rights of Türkiye is not in compliance with international law. Such an application means the abuse of right according to article 300 of the same convention. Unlike Greece’s unfair accusations, Türkiye does not attempt to deprive any country of its rights. On the contrary, it defends its rights arising from international law against the aggressive attempts of Greece. 54 | TÜRKİYE’S RIGHTS AND CLAIMS IN EASTERN MEDITERRANEAN AND AEGEAN In the resolution of disputes in the Aegean and the Eastern Mediterranean, Türkiye grounds on equity, dialogue, and cooperation. While defending the rights and interests of Türkiye and the Turkish Cypriots, Türkiye has never deviated from international law in the resolution of disputes in the Aegean and the Eastern Mediterranean. At this point, Greece’s allegations that Türkiye avoids resorting to the international courts are evidently unfair. In the resolution of disputes in Aegean and the Eastern Mediterranean, Türkiye grounds on equity, dialogue, and cooperation, and does not stray away from international law. 03 TÜRKİYE’S RIGHTS AND CLAIMS IN EASTERN MEDITERRANEAN AND AEGEAN | 55 All of the outer borders of our maritime jurisdictions in Eastern Mediterranean, as in the Black Sea, will be determined in the future by bilateral or multilateral delimitation agreements with the relevant riparian states based on the principle of an equitable solution, if this is not possible, by the third-party solution methods (court, arbitration, etc.). Türkiye expresses its resolution to sit at the table with Greece to reach an equitable solution at every opportunity. Therefore, it proposes to start exploratory talks with Greece. The Greek government has not agreed to resume these talks. 56 | TÜRKİYE’S RIGHTS AND CLAIMS IN EASTERN MEDITERRANEAN AND AEGEAN The sources of international law are the general principles of law, conventions, customary law (precedent), and court decisions. Compliance with international law has a very important place in Turkish foreign policy, which stands out with its entrepreneurial and humanitarian qualities. Greece and certain circles unjustly accuse Türkiye of violating international law and show the absence of its signature on UNCLOS as evidence of this. Türkiye, as a state adhering to international law even in the course of defending its legitimate rights and claims, is a party to many international conventions. Türkiye has not become a party to the UNCLOS due to the lack of a mechanism that Türkiye has not become a party to UNCLOS due to the lack of a mechanism that would allow it to put reservations on certain provisions. 04 TÜRKİYE’S RIGHTS AND CLAIMS IN EASTERN MEDITERRANEAN AND AEGEAN | 57 would allow it to put reservations on certain provisions that it objects to. Besides, Türkiye is not the only country which has not signed the UNCLOS. Greece bases its claims regarding the islands on some articles of UNCLOS. Even if the mentioned article provisions turn into a universal rule of precedent that is binding to all states, they will not be binding to Türkiye, because Türkiye has the position of a state that “constantly objects to” the UNCLOS articles that it refuses. Furthermore, the fact that Türkiye is not a party to the convention does not mean that it will not respect it. Türkiye adopts and implements many elements of UNCLOS as the common law. Türkiye will be able to become a party to the convention after the solution of the problems in the Aegean and the Mediterranean. Türkiye’s emphasis on equity is based on international law and this convention. The agreements that infringe the rights and interests of the third parties do not create an equitable situation. Greece’s pursuit of condemning Türkiye to a narrow coastal strip in the Aegean and the Mediterranean with a narrow misinterpretation of international law is not an equitable stance. Türkiye seeks a peaceful resolution of disputes with Greece, particularly in the Aegean Sea, through dialogue and diplomacy. On the contrary, it is Greece that pursues a maximalist policy in the Eastern Mediterranean, follows unilateral policies by ignoring Türkiye’s position as the country with the longest coastal strip as well as the presence of Turkish Cypriots. It is a major injustice to accuse Türkiye of being provocative and agitative. Greece should review its maximalist policies in the Eastern Mediterranean. The main source of tension between the two countries is the attitude of Greece that ignores international law. Rather than enhancing cooperation in the region, Greece pursues a policy that prioritizes blocking Türkiye and usurping its rights. Türkiye’s stance and policies regarding the Eastern Mediterranean, Aegean, and Cyprus are constructive and cooperation-based. Türkiye is committed not to have its rights under international law infringed. 05 58 | TÜRKİYE’S RIGHTS AND CLAIMS IN EASTERN MEDITERRANEAN AND AEGEAN TÜRKİYE’S RIGHTS AND CLAIMS IN EASTERN MEDITERRANEAN AND AEGEAN | 59 Türkiye and the Turkish Cypriots have always shown that they favour cooperation and resolution. For example, it was the Greek Cypriots who rejected the Annan Plan and prevented a permanent solution in Cyprus. The real reason for the Cyprus issue is the reluctance of the Greek Cypriot side to share political power and wealth with the Turkish Cypriots, who are the co-owners of the island. Unless this situation changes and common ground and a vision of a solution based on political equality is found, it will never be possible to initiate a fruitful and genuine negotiation process between the two sides. The TRNC authorities made constructive suggestions to the Greek Cypriot side in 2011, 2012, and finally on July 13, 2019. While TRNC’s proposal, which was also supported by Türkiye, reveals that the Turkish side showed an earnest effort, these efforts are unrequited by the Greek Cypriot Administration of Southern Cyprus. The Greek Cypriot Administration of Southern Cyprus demands unfair isolation of the Turkish Cypriots in every platform and uses the European Union for these purposes. This on-going isolation fuels the deep trust crisis between the two peoples and the two sides and prevents cooperation on important fields on the Island. What is essential for Türkiye is to reach a solution that will ensure the prosperity and safety of the Turkish Cypriots through political equality and effective participation in decision-making mechanisms, and meet the safety concerns of the Turkish Cypriot society. As the guarantor country, Türkiye cannot be expected to remain silent and agree with an understanding that ignores the Turkish society on Cyprus and aspires to have a voice on the entire Island. Characterizing Türkiye’s resolution to protect its own and the Turkish Cypriots’ rights arising from international law as provocation remains as an ineffective manipulation attempt by Greece and its supporting circles. 60 | TÜRKİYE’S RIGHTS AND CLAIMS IN EASTERN MEDITERRANEAN AND AEGEAN Türkiye holds that the problems experienced with Greece are of interrelated nature and require a holistic approach for their address. 06 Greece claims that the only outstanding dispute between the two countries in the Aegean that can be settled through the International Court of Justice (ICJ) is the issue of “delimitation of the continental shelf”, and that Türkiye opts for a constructive ambiguity approach by means of introducing a variety of other topics into the negotiations. This approach of ‘single issue - single solution’ adopted by Greece does not in any way resonate with the facts. Türkiye does not disregard any of the peaceful means set out in Article 33 of the UN Charter for the settlement of disputes. It is not possible to deal separately and individually with such primary areas of conflict with Greece as maritime jurisdiction areas (territorial waters, continental shelf), the demilitarized status of Eastern Aegean Islands, a great number of islets/ geographical formations, the sovereignty rights over which have not been ceded to Greece, air space, and search-rescue efforts. These issues are due, in fact, to Greece’s maximalist approaches that do not befit ‘good neighbour’ relations. The disputes experienced with Greece in the Aegean at this point have become closely related to the issues of the Eastern Mediterranean and Cyprus. Türkiye is ready to negotiate various complex issues with Greece; however, the Greek government does not employ any approach to establish friendly dialogue and negotiations. 62 | TÜRKİYE’S RIGHTS AND CLAIMS IN EASTERN MEDITERRANEAN AND AEGEAN The Eastern Aegean Islands are demilitarized pursuant to a number of international agreements including the 1923 Lausanne Treaty and the 1947 Paris Treaty. Greece has been militarizing the subject islands since the 1960s and thereby acting in contradiction of the demilitarized status of the Eastern Aegean Islands through clear breach of obligations and commitments incumbent upon it that arises out of agreements to which it is a party within the framework of international law. Türkiye, from the beginning, regularly and permanently protested and took necessary steps against acts of Greece and The demilitarized status of the Eastern Aegean Islands is compromised by Greece in a clear breach of international law. 07 TÜRKİYE’S RIGHTS AND CLAIMS IN EASTERN MEDITERRANEAN AND AEGEAN | 63 any third country alike that violate the demilitarized status of the islands. Greece, on the other hand, recognized the compulsory jurisdiction of the ICJ as of 1993 but placed a reservation on compulsory jurisdiction of the ICJ for considerations pertaining to “national security interests” and military measures. Thus, Greece aimed to prevent the referral of a dispute on the militarization of the subject islands to the ICJ. This is a tacit acceptance, by Greece, of breach of its obligations arising from agreements to which it is a party. Greece tries to design its relations with Türkiye as based on lawlessness and animosity, and thus deprioritizes dialogue and cooperation, as a consequence of certain circle’s incentives and encouragement. There is a dispute regarding all geographical formations except for the islands, islets, and rocks in the Aegean Sea, with their names expressly stated, handed over to Greece and Italy pursuant to the 1923 Lausanne Treaty and thereafter to Italy pursuant to the 1947 Paris Treaty, arising from differences in interpretation of the said agreements. The disputed islets and geographical formations in the Aegean Sea are one of the obstacles between the two countries in the delineation of maritime boundaries. 08 64 | TÜRKİYE’S RIGHTS AND CLAIMS IN EASTERN MEDITERRANEAN AND AEGEAN The dispute emerges as a product of claims caused by differences in interpretation of the definition, scope, and legal consequences related to provisions on sovereignty in relevant and binding international instruments. Türkiye does not claim any right over the islands, islets, or such formations, which have been explicitly given to Greece by the international instruments bearing validity. However, it is an indisputable fact that there are many islets and geographical formations in the Aegean Sea that are not openly ceded to Greece. Some of these controversial geographical formations are very close to Türkiye’s Aegean Sea coast. This issue is one of the obstacles before the delimitation of maritime boundaries between the two countries. More importantly, it is in a position to affect the solution of all other problems in the Aegean, especially the territorial water problem. TÜRKİYE Türkiye carries out seismic survey activities within the limits of the continental shelf that it has reported to the UN. Although Türkiye’s seismic survey and exploration activities in the Mediterranean Sea are conducted in compliance with international law and within the framework of Türkiye’s legitimate rights and interests. 09 66 | TÜRKİYE’S RIGHTS AND CLAIMS IN EASTERN MEDITERRANEAN AND AEGEAN Greece has not made an official announcement regarding the continental shelf in the Eastern Mediterranean, it claims that Türkiye makes seismic surveys in Greece’s continental shelf. Greece bases its claim upon the existence of islands far from its mainland, especially Meis, and the idea that the islands should be given the same status as the main land. According to Greece, an island with a surface area of 10 square kilometres, 2 km from Anatolia, and 580 km from the Greek main land should have a continental shelf of 40,000 square kilometres. Such a situation does not fit the equity and is also the clearest example of the abuse of rights. TÜRKİYE’S RIGHTS AND CLAIMS IN EASTERN MEDITERRANEAN AND AEGEAN | 67 68 | TÜRKİYE’S RIGHTS AND CLAIMS IN EASTERN MEDITERRANEAN AND AEGEAN Greece and the Greek Cypriot Administration of Southern Cyprus have signed agreements with some countries on maritime jurisdiction areas in the Eastern Mediterranean without law and authority. These initiatives, in which Türkiye and Cyprus are ignored, adversely affect the rights of Turkish settlement talks in Cyprus. Turkish research ships have a presence in the maritime area reported to the UN by Türkiye. The Greek party defines the presence of Turkish ships in the Eastern Mediterranean as an attitude that increases the tension, and conditions the opportunity for dialogue to the withdrawal of these ships. However, Türkiye is engaged in the activities in the maritime areas within the framework of the Agreements that disregard the legitimate rights and interests of third parties in the Eastern Mediterranean will not serve regional stability. 10 TÜRKİYE LIBYA TÜRKİYE’S RIGHTS AND CLAIMS IN EASTERN MEDITERRANEAN AND AEGEAN | 69 legitimate rights and interests reported to the UN. It is not a constructive attitude for Greece to condition the start of the dialogue to a prerequisite. The Greece-Egypt agreement was signed in a piratical manner in a period when Türkiye gave a chance to diplomacy in the mediation of Germany. At the same time, this agreement violates the continental shelf boundaries we have reported to the UN and the license areas we have granted to TPIC. And Egypt has suffered a loss of 6 thousand square kilometres compared to an agreement to be signed with Türkiye on the basis of a median line from the mainland. Furthermore, Libya’s right has been violated as well. It is clear that this agreement, which is not structured fairly, creates more problems than the benefits that it would provide. If the delimitation agreements based on equity and not violating the laws of third parties are concluded in the Eastern Mediterranean, the states in the region will achieve greater gains than the current situation and it will serve regional stability and welfare. 70 | TÜRKİYE’S RIGHTS AND CLAIMS IN EASTERN MEDITERRANEAN AND AEGEAN Erenköy HYDROCARBON LICENCE AREAS OF TÜRKİYE & TRNC & GCASC TÜRKİYE’S RIGHTS AND CLAIMS IN EASTERN MEDITERRANEAN AND AEGEAN | 71 72 | TÜRKİYE’S RIGHTS AND CLAIMS IN EASTERN MEDITERRANEAN AND AEGEAN Türkiye will never give up its adherence to the international law and dialogue in the settlement of disputes in the Eastern Mediterranean and in the advocate of the rights and interests of Türkiye itself and the Turkish Cypriots. Unlike the Greek party’s initiative of a number of false accusations and unfair manipulation, the accusation that Türkiye threatens the island of Meis is not a matter of question in any way. Those who have resided in Meis for years came to Türkiye for their needs, such as health and so on. On the other hand, it is Greece that does not let Turkish reporters who want to conduct their job on the island and disregard the freedom of the press. Türkiye’s efforts on the refugees so far have been honoured by the international community. The accusation that the island of Meis was used as a threat is unacceptable. 11 TÜRKİYE’S RIGHTS AND CLAIMS IN EASTERN MEDITERRANEAN AND AEGEAN | 73 Contrary to the unfair accusations that Türkiye blackmailed Greece over Evros on migration, the illegal migration to Europe has decreased by 92% thanks to Türkiye that fulfils its obligations under the March 18 Consensus. It is the European Union and Greece that do not fulfil their obligations in this context. Within the framework of the March 18 Consensus, Türkiye only accepts the return of those asylum seekers reaching the Greek islands whose applications for international protection has been rejected or who do not need international protection. To date (April 2020), 2,139 irregular immigrants who meet these conditions have been taken back from Greece. Greece, on the other hand, suspended asylum applications for 1 month in violation of the EU founding treaties and international obligations and tries to send asylum seekers to our country in violation of the March 18 Consensus without registering and even evaluating their asylum applications. The criticism that Greece’s new asylum law is not in line with international standards and EU directives has also been made clear by international organizations. On the other hand, measures are being taken to protect public health and safety due to the COVID-19 pandemic all over the world. In fact, the EU has temporarily suspended the resettlement program, which is an important element of the March 18 Consensus, in order to protect public health. For the same reason, our country has also temporarily halted the readmissions foreseen in the March 18 Consensus and notified the Greek authorities. The deplorable condition of refugee camps in Greece and that they have to take Türkiye as an example in this regard has also been raised by the Greek press, which examined our camps. Our recommendation to Greece is to take urgent measures to prevent a humanitarian disaster from happening in the refugee camps due to the pandemic and to respect the right to life and health of asylum seekers. 74 | TÜRKİYE’S RIGHTS AND CLAIMS IN EASTERN MEDITERRANEAN AND AEGEAN Türkiye as a responsible country has a people-oriented, conscientious, and principled approach for all issues in the foreign policy agenda. Türkiye, which is among the top five countries that contribute most to NATO operations and missions, is a founding member of the European institutions such as the OSCE and the Council of Europe. In this context, Greece’s accusations that Türkiye is undermining NATO and jeopardizing the security of EU countries are unacceptable. Türkiye has supported yet Greece has refused the statement of NATO Secretary-General Jens Stoltenberg that Türkiye Türkiye plays a critical role in ensuring security and stability for Europe as a responsible country in the international arena and as a NATO member country. 12 TÜRKİYE’S RIGHTS AND CLAIMS IN EASTERN MEDITERRANEAN AND AEGEAN | 75 and Greece are ready for technical negotiations for reducing the risk of unwanted “accidents and incidents” in the Eastern Mediterranean. Greece even approached the NATO Secretary General’s attempt to ease tensions negatively. At every opportunity, Greece, alongside Greeks, tries to achieve its maximalist policy by using NATO and the EU and tries to accuse Türkiye with aggression in this context. To impose these claims Greece is abusing its position in the EU and is trying to hinder cooperation and strategic ties between Türkiye and the EU. EU’s borders begin not from Greece but with the borders of Türkiye in the south. Türkiye, despite its open-door policy, stops irregular migration towards Europe. By opening its doors to the humanitarian tragedy in Syria, Türkiye has become a shelter for these people and stopped a migration flow to Europe. Therefore regarding the EU’s security, Türkiye has been an actor strengthening its security, not a threat. Besides, the way the EU criticizes the hydrocarbon exploration activities that we are carrying out within our country’s continental shelf and demanding us to stop is merely pushing the limits and trying our patience. Likewise, the Court of Justice of the EU (CJEU) has confirmed that the EU has no jurisdiction over this issue. This demand is against international law and the EU’s own acquis. The EU and the EU member states should not support Greece’s maximalist demands that are contrary to international law under the pretext of union solidarity. The fact that the EU is resorting to the language of sanctions while Türkiye keeps emphasizing dialogue and diplomacy is not only not helping the resolution of the current issues but is also increasing our level of determination. If a settlement to the issue is sincerely wanted, Greece and the Greek Cypriot Administration of Southern Cyprus must realize that this situation is unsustainable. In conclusion, if the EU wants a settlement in the East Mediterranean, it should act impartial and be a fair mediator. Türkiye advocates dialogue and cooperation for settling disputes on the basis of equity. Nevertheless, Türkiye prohibits the infringement of her rights and interests by 76 | TÜRKİYE’S RIGHTS AND CLAIMS IN EASTERN MEDITERRANEAN AND AEGEAN Türkiye’s initiatives are being carried out in such a manner that they will lead to favourable and concrete results at the regional and international levels; consolidate peace, stability, and sustainable development. 13 means of tangibly supporting her determination on the field. Examples of that can be observed in Cyprus in the recent past, and currently in the Syrian and East Mediterranean context. Even friendly and allied circles tend to ignore Türkiye’s security concerns and her rights deriving from international law. Moreover, unjustified claims are voiced asserting that Türkiye’s policies are causing regional instability. Almost a decade-year-old crisis and civil war in Syria have brought along numerous challenges for Türkiye. Türkiye’s main policy regarding the Syrian crisis is ceasing the conflict, preventing a humanitarian crisis, fight against terrorist organizations, and initiating a political solution process in which the Syrian people’s political will is reflected upon the administration. Hosting almost 4 million Syrians, Türkiye has served to constitute a safe zone in which Syrians could take sanctuary by actively fighting the regime and the terror organizations on the field. Türkiye is the only country that has stood between the Syrian civilians and the terror organizations along with the regime violence during the progress of the political and diplomatic process. Siding with the legitimate administration recognized by the UN to stop the attack on Tripoli carried out by the illegitimate Haftar forces, Türkiye prevented the deepening of the humanitarian tragedy taking place on the field and paved the way for the conflict to be settled through political meetings. Türkiye will continue to support the legitimate government and institutions of Libya for the protection of friendly and brotherly Libyan people. It should not be neglected that the countries that are making inequitable accusations towards Türkiye’s policy and stance are responsible for the atrocities Libyan people had to endure and the chaos and instability the country was dragged into through allocating military, financial, and political support to Haftar. While this approach of Türkiye is evident, no one has the right to accuse Türkiye of causing instability. TÜRKİYE’S RIGHTS AND CLAIMS IN EASTERN MEDITERRANEAN AND AEGEAN | 77 Türkiye’s Rights and Claims in Eastern Mediterranean and Aegean TÜRKİYE’NİN DOĞU AKDENİZ VE EGE’DEKİ HAKLARI VE İDDİALARI Türkiye’s Rights and Claims in Eastern Mediterranean and Aegean